Podcast

Türk Yöneticiler Neden El Üstünde Tutuluyor?

Farklı Frekans

3 hafta önce
İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Dünyanın en büyük şirketlerini yöneten Türkler varken neden global markamız yok? Bu bölümde pratik zekanın neden sisteme dönüşmediğini, İstanbul'un yarattığı konfor alanını, Kapıkule'de biten vizyonu ve yurt dışındaki yöneticilerin bilgisini nasıl geri getirebileceğimizi konuşuyoruz.



Bu bölümde:(00:00) Intro(05:30) 1950ler ve Kaçırdığımız Dönem(07:21) Her Sabah Bir Ejderha(09:15) Hangi Bloğa Dahiliz?(12:04) Know-How Nasıl Geri Gelir?(14:35) İspatlı Konsept



Yaratıcılar: Sina Afra ve Akan AbdulaYapımcı: Podbee Media



Bu bölüm reklam ve sponsorluk içerebilir.

Bölüm Transkripti

2.225 kelime · ~11 dk okuma

Evet, Farklı Frekans yeni bölüme hoş geldiniz. Hoş geldiniz bu arada. Ne konuşalım bugün? Bugün ne konuşuyoruz?

Ya ben bu arada şunu düşünüyorum. Tamam mı? Belki yani sen de ne dersin bu konuda da merak ediyorum. Ya çok insan ihraç ediyoruz da...

...ya hiç marka ihraç edemiyoruz ya. Yani neden ya? Yani acayip kurumsal, global şirketlerin başında...

Transkriptin tamamını oku

...acayip şu an Türk yöneticiler var. Dolayısıyla buradan bir insan kalitesi var. Yani neden bu kadar ihraç ettiğimiz bu insanlar Türkiye'deki markaları globalleştiremiyorlar?

Bunu bir konuşmak istiyorum. Ama en rahat cevap vereceğimiz sorudan başlayıp bu son dönemlerde sürekli işte globalde işte L'Oreal'de çok duyuyoruz. Rolls Royce'un CEO'sundan duyuyoruz. Coca-Cola'dan duyuyoruz vesaire.

Neden Türk yöneticiler bir anda bu kadar el üstünde tutulur sorusu cevabını biliyorum ama senin fikrini alacağım. Neden bu kadar el üstünde tutulur hale geldiler? Benim bir teorim var bu konuda. Bence toplum olarak bizim bir özelliğimiz kendi aramızda pratik zeka diye adlandırdığımız bir şey.

Nedir o? Çözüm odaklı. Ve ufak bir hikaye anlatacağım bunun şeyini görmek için. Şimdi benim eşim Alman, bir gün evdeyiz işte, evin böyle çatısından bir ahşap düştü yere, koptu şeyden, yorgunluktan.

Ondan sonra orada bir evdeki bir arkadaş hemen gitti, şöyle baktı, biraz kum aldı, biraz su aldı, bulaştırdı, bastırdı. Yapıştı. Yapıştı, bir dakika bekledik, hepimiz bakıyoruz böyle. Vallahi tuttu.

Bir dakikada çözüm. Ondan sonra bu aynı parça tam bir hafta sonra tak diye yine düştü. Bu sefer eşim dedi bir dakika et ben yapacağım dedi. Önce temizledi.

Ondan sonra biraz araştırdı. İşte babasını aradı mühendis. Böyle bilmem ne falan gibi. İşte özel bir harcı varmış.

O bulundu getirildi. İşte tahta kurutuldu vesaire konuldu. O günden beri de orada bir kıvıldama yok. Şimdi biz çok çözüm odaklıyız.

...bizim batımız çok sistem odaklı. Yani orada mesela bunun suçlusu kim, bunun sorumlusu kim sorusu çok ön planda. Biz de önce bir halledelim, ondan sonra bakarız.

Olayı var. Şimdi bu pratik zeka iyi bir eğitimle birleştiğinde inanılmaz hızlı... Yani ihtiyaç duyduğu bir şey mi döndü? Aynen öyle.

Bugün geldiğimiz noktada hızlı hareket eden, hızlı çözüm üreten... ...biz Avrupa'ya ne diyoruz hep? Hep ya bunlar konuşmaktan, bürokrasiden, regüle etmekten artık hareket edemiyorlar.

Güzelim Avrupa kendini boğuyor yani resmen. Kendilerini uç noktalara teslim ettiler. Bu arada o konuya da bir ufak şey yapmam lazım. Bu Almanya'da işte...

Girme Avrupa bildiğin gibi. Yugoslavia'ya dönüyor. Her şeyde o muhabbet. Bütün girgün şakasını da soyadır.

Ondan sonra onun için bence iyi yetilmiş, pratik zekaya sahip insanlar... Ki bu işte Türkiye'de karşılığı olan bir şey kariyer yapıyor. Çünkü eskiden Avrupa'da belki eğitim düzeylerimiz lisanlarla buluşurduk. O da kalmadı.

Onun için şey yapıyoruz. Bence asıl soru Türkiye'de Türk Hava Yolları dışında neden bir global marka çıkmıyor? Bu çok enteresan bir şey. Niye biz bu insanlarla dışarıda çok başarılı olan bu insanları içeride kullanarak globalleştiremiyoruz markalarımızı?

Ve şöyle düşünelim, Türkiye çok... Az evvel ver söylediğin sistem, pratiklik dengesine çok mu sistemde kaybediyoruz acaba? Bence burada başka bir iki neden daha şey yapmamız lazım, araştırmamız lazım. Şimdi Türkiye çok derinliği ve zenginliği olan bir ülke.

Yani yemek tarafında vereceğim. Bizim lahmacun İtalyan pizzası. Tüm dünya pizzayı bilir, kimse lahmacunu bilmez. Kayseri mantısı Tortellini içi içi yer Dünya tortellini bilir Mantıyı bilmez İşte bizim baklava mı Yunanların baklavası mı hala tartışıyoruz Yani bu zenginliklerimizi Sadece gıdada Dünyayı yansıtabilmiş değiliz Bizim mutfağımızın ne kadar zengin olduğunu Ben bunu biraz da bizim markalarımıza benzetiyorum Çok güzel markalarımız var Bunun tekstil tarafında Şey tarafında Bir savunma sanayinde bunlar sanki değişiyor.

Bir de oyunda değişti. Oyunda biraz çıktı ama oyunu biraz daha böyle hani Türk Hava Yolları daha geniş bir kitleye hitap ediyor. Oyun biraz daha değişik bir dikey bir kitleye hitap ediyor. Ama evet oyun, savunma sanayi sanki belki de çıkıyor.

Belki de biz karamsarız. Belki biraz sabırlı olmamız lazım. Ama ben orada şey diye düşünüyorum. Yine biraz çok devletçi duruş olacak ama şimdi devletçiliğin görevi o ya.

Bazı sektörleri seçmek ve onları olabildiğince desteklemek biraz savunma sanayi öyle oldu. Oyun kendi başına gelişti. Ama sanki biraz devletin biraz orada şu şu sektörleri büyütün diyebiliyor olması ve destekliyor olması lazım. Yok ben başka bir neden benim bir ufak bir tezim var.

Bence bunun nedeni İstanbul. Neden? Çünkü şöyle eğer İstanbul'da en büyük şehrimiz olduğu için İstanbul. İstanbul'da başarılıysan çoğu insana bu çok yetiyor.

O kadar haz veren bir şehir ki 18 milyonluk bir şehir. Eğer sen bir alanda bu şehrin kralıysan Avrupa'daki bazı ülkelerden daha büyük bir bilinirliğin, saygın vesaire var. Ve bence bizim bir kuşak önceki şirket sahiplerinin vizyonu kapı külede bitmiş. Yani elimizde o kadar güzel markalar varken, perakende de, telekomünikasyonda, dijital ekonomide...

...biz bunları Türkiye'de bir numara olduğumuz an sınırlarımızın ötesine taşıyabilen çok az şirketimiz var. Çünkü İstanbul'da başarılı olmak, herkesin etrafında dönme o bir dünya. Bence bir neden de bu.

Bizim en büyük şehrimiz işte bir milyonluk bir şehir olsaydı bence globalleşmeye olan baskı çok daha büyük olacaktı. Burada şöyle bir rakam vereyim. Haklısın o Kapıkule vizyonuyla ilgili bence de şu açıdan haklısın. 1950'lere baktığında İkinci Dünya Savaşı'ndan çıkan Almanya yok olmuş.

Gayri safi milli hasılası bizden düşük. Türkiye'nin daha yüksek. O fakir haliyle Türkiye'nin. Kore öyle.

Ve Türkiye şu başarıyı göstermiş. İkinci Dünya Savaşı'na dair olmama başarısını göstermiş. Ama işte o dönemde, tam da o dönemde çünkü açılmalısın, üretmelisin. Daha Özal'ın getirdiği o liberalizme o dönemde geçsen bugün başka bir Türkiye'den bahsediyordun.

Ama o kontrolcülük, o bilmem ne derken buraya bizi getirmiş. Onun için katılıyorum o kapıkule şeyine. Bu arada insan mı marka mı şeyine ben YPO'nun dataları benim için değerli şey o patent kurumu dünyada şey söylüyor. İnsan şey yaratıcılığı ve kalitesi anlamında bizi dünyada iki yüz ülke arasında otuz sekizinci sıraya koyuyor.

Ki bence sorarsan ilk yirmi ekonomisinden bir tanesiyiz daha yukarıda olmalıyız ama iyi değil. Patent için gayet iyi. Ama kurumsal patentlerde de yüzdeyiz yani. Bu bile data olarak bize gösteriyor.

Yani biraz evvel söylediğin o birey vs. sistem. Belki de buradan şöyle bir haklılık payı var orada. Belki bir denge bulmamız gerekiyor.

Bireylerde niye daha iyiyiz? Çünkü çok krizle uğraşıyoruz yine. Yani sürekli krizle uğraşıyoruz. Sürekli yani bu kadar yüksek enflasyon gören bir yönetici...

...her gün neyle savaşacak? Her gün sabah uyandığında bir şeyle savaşacağını... ...bir ejderha ile karşı karşıya kalacağını bilir.

Bizde eğlence bol. Bizim için bu eğlenceli artık. Bizde antrenman sürekli. Şimdi karşındaki Finlandiya yüzde beş şeyi gördüğü zaman enflasyon beraber duş alalım noktasına geliyor.

Çünkü yok kas yok ama işte bu işi sistematik hali o dengeyi bulamadığın zaman sadece bireysel bir yetenekle yönettiğin zaman ve sistem arkasından yeterince gelmediği zaman o zaman içeriden yeterince marka üretemiyorsun. Bireyler öne çıkıyor gibi dolayısıyla senin o sistem mi bireyin mi dengesine sanki ikisinin arasına bir yol bulmamız gerekiyormuş gibi düşünüyorum. Ona katılıyorum. Bizim zaten şöyle Türkiye olarak biz Doğu ile Batı'nın kesiştiği yerdeyiz.

Ve bizim bulmamız gereken dengeler hibrit olması gerekiyor. Çünkü biz ne tam İsveç modeliyiz yani bizim ne siyasetimiz öyle çalışır ne futbol kulübümüz öyle çalışır ne şirketimiz ne de Çin ya da işte Japon modeliyiz. Bizim kendimize uygun bazı şeyler bulmamız gerekiyor. Bir neden daha var ama biraz böyle bu batıyla doğu arasında olmamızın şeyi biz dünyanın yüzde biriyiz nüfus olarak gayri safi milli aslanın oranı olarak yüzde 1.3 ve biz büyük bloklara dahil değiliz ticari olarak yani Avrupa Birliği'nde değiliz.

İşte doğudaki Güney Asya'ya ekonomik şeyine dahil değiliz. Brix'e dahil değiliz. Aynen. Sanki mesela biz 1980'de Yunanistan'la beraber Avrupa Birliği üyesi olmuş olsaydık...

...bence bizim için ticaret, yurt dışına açılma, gümrük mevzuatı, döviz vs. çok şey kolaylaşacaktı. Yani hani bazı şeyler belki içinde bulunduğumuz yapıdan dolayı da çok daha geç geldi.

Ve ben mesela şeylere baktığımda mesela Türkiye'deki büyük perakende mağazalarına baktığımda... ...onların açıldığı ülkeler hani evet Londra'da da bir mağaza var ama Rusya'da kırk mağaza vardı. İşte Arap ülkelerinde otuzar mağaza vardı.

Bence bunun da bir nedeni var. Yani biraz İstanbul'un cezbine katılıp buranın kralı olmak insanları yetiyor. Ama abi İstanbul'da gerçekten çok cazip yani dünyanın en cazip on şehrinden bir tanesi. Onun psikolojisini de anlıyorum yani İstanbul'un bir insana yetmesinin de...

...yani bir noktada anlıyorum yani kaç tane böyle şehir var. Ona ben de o cazibe çok yüksek yani İstanbul'un kralı olmak bence çok şey bir şey. Ya bu dünyanın en büyük, uzun bir süre dünyanın en büyük şehrinden falan bahsediyoruz.

İçinde bulunmadığımız ittifaklar, bence o da engelleyici bir faktör. Sistem ve bireysel yetenek. Bunların hepsini aşacağız. Çünkü Türkiye'de şöyle bir gözlemim daha var.

Şimdi oyun dedin, oradan örneği vereceğim. Şimdi bundan on sene önce Peak Games çıktı, birdenbire Exit yaptı. Herkes oyuna girdi. Bugün oyunda işte ürettiğimiz oyun sayısı, kullanıcı sayısı, cirolar o bizim yüzde 1.3 dünya gayri safi milli aslı oranından dört.

Neden? Çünkü bir tane başarılı örnek vardı. Aldı götürdü herkes arıyor. Şimdi eminim Türk Hava Yolları başka bir başarılı örnek.

Onun da arkası gelecek. İşte savunma sanayinde güzel örnekler çıkıyor. Türkiye'de üç bin tane savunma sanayi şirketi oluşmuş. Bu işte iyi örneklerden dolayı.

Bize iyi rol modelleri lazım. Onlar hani biraz pratik zekada biraz da gazla çalışan bir toplumuz. O yapabiliyorsa ben de yapabilirim şeyi var. Bizde o bence çok önümüzü açacak.

Peki şu konuya ne dersin? Yani şimdi tamam yetenekleri gidiyor ve bunlar tepe yetenekleri oluyorlar. Ve muhtemelen de Türkiye'ye dönmeyecekler. Yani dönerlerse zaten emeklilikte dönecekler.

Ama bu bilgi daha, know-how'ın Türkiye'ye transfer edilmesi ve daha sistematik hale getirilmesi konusunda... ...bu yöneticileri organize edebileceğimiz bir altyapı kuramaz mı Türkiye'ye? Var, böyle altyapılar var.

Global Turks Foundation var mesela. Nasıl, şu an ne yapıyorlar? Onları hiç takip ediyor musunuz? Bu insanları takip ediyorum.

Ve hatta bir kurucu mütevelli üyesi olarak içindeyim. ...dünyadaki hem akademi tarafında hem beyaz yaka tarafında... ...dünyaya yayılmış Türkleri bir platformda önce tanışmalarını...

...ondan sonra beraber ne yapabileceklerini bulmaya çalışıyorlar. Yani bu inisiyatifler var, bunlar zaman istiyor. Yani ve uzun süre yurt dışında yaşamış biri olarak da şöyle bir şey var.

Hani bir sokakta Türk, Türk'ü hemen yürüyüşünden tanır. Abi memleket neresi? Sohbeti hala geçerli. Ama sadece Türksün diye hani birbiriyle bir şey yapalım bak ne yapalım olayı çok azdır.

Yani başka ülkelerde başka kültürlerde bu çok daha kuvvetli bir unsur. Bizde düşündüğümüz kadar değildir. Ben şunu düşünüyorum. Evet Türkiye'den bir beyin göçü var.

Bir ihracatımız var yönetici ihracatı bu çok iyi. Ben mesela o Hintlerin tüm Amerika'daki teknoloji şirketlerinin CEO'ları olmasını beğeniyorum. 80'lerde başladı onların. gurur duymaları gereken bir şey.

Ama bir Hint markası aklına geliyor mu şöyle meşhur? Çok yok tatalar matalar. Tatalar matalar değil mi? O kadar. Çok azdır. Üç tane zorlanırız

yani şurada söylemeye. Biraz onlar da aynı şeydeler ama bunun bence bir geri dönüşümü olacak. Onlar için de bizim için de. Yani burada bakın bak biraz bir Hint modeline benziyoruz burada.

Nasıl pozitif bir karşılamalıyız ondan da. Tabii tabii bence güzel. O başarılı bir ülke Hint. Çünkü öyle ama global marka da çok yaratamamış bundan.

Yani global markalar çok büyütmüş. Evet evet ama yönetici şey yapmış. O bilgilerin bir şekilde rol modelleri olacağını ve kendi ülkelerine de bir şey getireceğini düşünüyorum. Bence yeni kuşak çok daha bizden çok daha çok dünyayla bağlantılı.

Yani hem sosyal medya hem internet hem Netflix gibi kanallarla bir şekilde kendi ekranından tüm dünyayı görüyor. Peki şeyi ne diyorsun? Onu da merak ediyorum fikrini. ...global markalar, sonuçta bu kadınları ve adamları nasıl keşfettiler?

Türkiye'deki performanslarından keşfettiler. Nereden gördüler ve ne istinaden... ...yani çünkü burada şöyle bir teori de ortaya çıkıyor.

Ya Türkiye gibi bir ortamda ayakta kalıyorlarsa bunlar her yerde. Buradan mı gördüler? Bu damar nereden çıktı ortaya? Bence bu adamların ve kadınların ne kadar hızlı, atik, çevik çözüm ürettiklerinden gördüler.

Onlar buradaki hayatın kendi bulundukları toplumlardan ne kadar daha zor olduğunu ve... ...hani bize zor gelmiyor da. Hani ben yüzde yüz eminim bir tane Finlandiyalı getir.

Bir üç gün. Bir fon uzmanı getirelim şu son olaylarda. Bir hadi çöz bakalım falan deriz. Direkt Bakırköy'e tımarhaneye gönderir.

Yani kendi isteğiyle gider. Onun için şöyle bir şey diyebilir miyiz? Yani Türkiye'nin şimdi bu ekonomik problemleri, bu enflasyonun bir türlü düşmüyor olması... ...muhtemelen daha çok global yönetici ihracatına da sebep olacak.

Çünkü onlar daha yeni yeni tanışıyorlar bu problemlerle. Şimdi biz bunun içindeyiz ama onlar da muaf değil. Sen bir şey demek istiyorsun. Biz avantgard bir ülkeyiz.

Bizim on senedir yaşadığımızı Amerika'da bir gün yaşayacak. Şu an Avrupa Birliği şu an yaşamaya başladı ve bir bakınacak. Yani kim, nerede, hangi... Sonuçta ne yapıyor global marka?

Türkiye'deki ofisine de bakıyor ama sadece Türkiye'ye bakmıyor ki. İtalya'ya da bakıyor, Fransa'da da bakıyor. Hindistan'a da bakıyor muhtemelen. ...ve diyor ki ya bu belayı kim yaşadı?

E Türkiye yaşadı diyor. E bunlar burada nasıl çıktılar? Bizim ofisimiz para kazandı mı Türkiye'den? Kazandı.

E bu şartlarda kazanan bizim şartlarda hayli hayli kazanır. Doğru. Ki Rolls Royce'un CEO'su döndürdü Rolls Royce'u. Şimdi oldu bu.

Yani hayli karlı bir hale döndürdü. Dolayısıyla teorisinin de ispatlı yani proof of concept deriz ya... ...ispatlı konsept de ortada var.

Muhtemelen bu şartlarda devam edersek çok daha çok yönetici ihraç edeceğiz diye tahmin ediyoruz. Ama umarım bu şartlarda da devam etmeyiz. Noktada sonuçta sürekli yönetici ihraç edeceğiz diye biz de burada sürünmeyelim yani. 85 milyonluk ülkeyiz.

Ne kadar ihraç edersek edelim bize hiçbir şey olmaz. Bize yönetici kalır diyorsun yani. Biz şeyiz az değiliz yani hani İsviçre olsak problem. Türkiye bence rahat şey yaparız.

Tamam onlar bu dertleri biz dertlerimizi de ihraç edebilirsek daha iyi olur. Yani biz sadece yöneticilerimizi değil dertlerimizi de ihraç edelim. Biz düzelelim ya bir noktadan sonra yani. Düzeleceğiz bir gün düzeleceğiz.

Biz ne zaman görürüz bilmiyorum zamanlaması hakkında hiçbir fikrim yok ama ben Türkiye hakkında uzun vadede çok pozitivim. Peki teşekkür ederiz. Teşekkürler. Sağ olun.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)