
3.989 kelime · ~20 dk okuma
Selam fularsızlar. Geçen ay kaydettiğimiz bir CEO sohbeti var bugün. Konu kağıt üstünde sigortacılıktı ama sigortacılık işi hakkında neredeyse hiçbir şey yok. Yani o alanda işbakan biriyseniz özür dilerim.
Biz daha ziyade risk konuştuk. Her sene Davos'ta toplanan Dünya Ekonomik Forumu Küresel Riskler Raporu diye bir rapor yayınlıyor. Onu özetledikten sonra özellikle iki tanesine odaklandık. Dık diyorum biz biz diyorum da konuğum esrar perdesi ardında kalmasın.
dünyadaki en büyük sigorta şirketlerinden olan Zürich Sigorta'nın Türkiye sorumlusu Yılmaz Yıldız. Epey hazırlıklı gelmiş. İki tane tezi var. İlki, herkesin serbest ticaret yapmasına ve en azından büyük oyuncular arasında bir başka savaşın önlenmesine dayanan düzenin artık bizzat Amerika tarafından bozulduğu.
Bu da durduk yere Trump'ın başının altından çıkmadı, birçok girişim en azından Obama döneminden beri devam ediyordu. Bir bakıma küreselleşmenin kaçınılmaz sonucu ya da küreselleşme kendi başarısının kurbanı oluyor. İkinci odak noktası da yapay zeka teknolojilerine hakimiyet mücadelesi. Teknolojinin detayına girmedik, sizin ihtiyacınız yok zaten.
Uzun bir seri yapmıştım. Onun yerine yapay zeka hakimiyeti deyince tam olarak ne kastediyoruz? Katman katman baktık. Enerji gereksinimi ayrı, nadir metal gereksinimi ayrı, çiplerin tasarımı, üretimi, onları üreten makinelerin üretimi hep ayrı.
Veri merkezlerinin trilyon dolarlık finansmanının yarattığı bir belirsizlik var ve onların içerecekleri hesap gücünün adeta bir ham madde gibi gümrük savaşlarında yeni bir boyut açması mümkün. Son olarak da birkaç ay önce yapılan Türkiye Yapay Zeka Zirvesi'nden izlenimlerini konuştuk. Sponsorlu bölüm olduğundan araya reklam girmeyecek. Ben kendi sorularım da mümkün olduğunca kısa tuttum.
Öyle akar gider tek seferde dinlersiniz. Yılmaz Bey hoş geldiniz öncelikle. Hoş bulduk. Size bir itirafta bulunayım en başta. Bu konuyu sizinle konuşacağımızı öğrenince refleksif tepkim hiç heyecan verici bir şey olmadığı yönündeydi.
Yani ne konuşacağım şimdi sigortayı bilmem etmem. Çünkü kafamda hani araba ve sağlık sigortasıyla özdeşleşmiş bu konular. Ama birazcık bile düşününce aslında sırf o saydığım alanlar dahi ilk göründüklerinden çok daha ilginçler. Yani araç sigortası konuşursak otonom sürüş teknolojisi bu işin içine girecek veya sağlık sigortacısı gen terapileriyle ilgilenmek zorunda.
Ama biraz daha düşününce esas meselenin risk ile ilgili olduğu anlaşılıyor. Risk de her şeyle alakalı. Siz gerçekten her konuyla ilgili misiniz? Yani sizin konumunuzdaki biri zamanının ne kadarını bu konuları okuyup araştırmakla geçiriyor, ne kadarını günlük idari işlerle geçiriyor?
Sigortacılığın temeli beklenmedik ve ani riskler olduğu zaman zararların tazminidir. İşin %20'si %25'i sigortacılık tekniği, riskin fiyatlamasıdır ama riskler değiştiği için dünyayla çok iç içe olmak gerekiyor. Bu göze baktığınızda işin %80'i dünyayı takip etmek, Türkiye'yi takip etmek, trendleri takip etmek. Genelde finans sektörü öyledir. Kariyer olarak finansın içinde değilseniz sıkıcı gelir, çok teknik gelir.
Ama baktığınızda hayatın ta kendisi. Esasında çok enteresan bir istatistik var. Dünyadaki finansal yatırımların %75'i sigorta şirketleri tarafından yapılıyor. Onun için sigortacılık sadece riskin fiyatlaması değil, aynı zamanda toplanan kaynakların değerlendirilmesi ki bu ekonominin her alanına tabii nüfuz eden bir süreç.
Bu inanılmaz bir oran. Yani ben bankaların bu kadar pay alacağını düşünürdüm. Genelde öyle bir izlenim var çünkü bankalar mevduat topluyorlar, paranın, kredinin kaynağı gibi gözüküyor ama şöyle bakın Türkiye'deki bireysel emeklilik sistemi 50 milyar doları geçti. Sigorta şirketleri 50 milyar doların üzerindeki bir varlığı müşterileri adına yönetiyorlar.
Sadece bireysel emeklilik sisteminde. Bunu dünyaya vurduğunuz zaman tabii trilyonlar ediyor. Öyle olduğu için sigortacılık hani bilindiği daha çok karşımıza çıkan işte kaskodur, konuttur, sağlıktır. Onun ötesinde tabii ekonominin ve yaşamın her alanına nüfuz eden çok kapsamlı bir sektör.
Evet, girişte anlattığımdan da daha kapsamlıymış. Benim bu bölümde kullanmak istediğim şablon aslında Dünya Ekonomik Forumu'nun 2026 raporu var, küresel riskler raporu. Onu kullanmak istiyordum. Davos zirvesi olarak biliniyor ya bu halk arasında.
Tabii tabii. Bunun bir imajı var hani kapalı kapılar ardında işte dünyanın egemenleri karar veriyor kaderimize nasıl işliyor işler orada hakikaten böyle önemli kararlar alınıyor mu yoksa birazcık geyik mi geçiyor ne kadar verim alınıyor? Şöyle baktığınızda esasında Davos bayağı eski İsviçre'nin küçük bir kasabasında her yıl dünya üzerindeki karar alıcılar ki bunlar sadece iş insanları da değiller akademisyenler politikacılar sivil toplum önderleri bir araya geliyorlar. Dünyadaki trendler ne oluyor, ne bitiyor?
Karşılıklı bir fikir alışverişi yoksa böyle belli politikaların belirlendiği, belli kararların alındığı, dumanlı ortamlarda hani filmlerde olur ya öyle bir ortam yok. En azından online olarak bir bölümünü izleyebiliyorsunuz, bir sürü mülakatlar yapıyor televizyonda, canlı yayında görebiliyorsunuz. Bizim de küresel riskler raporumuz her yıl ki 21 yıldır bunu yapıyoruz. Dünya Ekonomik Forumu'yla beraber Davos'un birinci gününde küresel riskler raporumuzu açıklıyoruz.
36 farklı risk grubunda karar alıcılara risklerin neler olduğu, olma olasılıkları, olursa etkilerine ne olacağı bağlamında kapsamlı sorular soran ve buna göre de kısa vadeli ve uzun vadeli riskleri ortaya çıkaran bir doküman. Ama ne diyeyim keyifli diyeceğim. Hani riskleri okumak keyifli mi diyeceksiniz ama en azından genel kültür olarak ve dünya nereye gidiyor, nasıl paradigma değişiklikleri olacak, karar alıcıların kafasında ne gibi unsurlar var bunu görebiliyorsunuz. Her sene aynı insanlar mı cevap veriyor yoksa değişiyor mu?
Yok değişiyor. Hem coğrafi olarak geniş hem sektörel olarak hem de ülke olarak bir dünya paradigmalarının yapıldığı var. Onun bir öncesinde bir anket daha yapılıyor da o da ülkeler bazında. Bazen belli ülkelerde ekonomik sorunlar ön plana çıkarken bazı ülkelerde işte silahlı çatışma, bazı ülkelerde düzensiz göç.
Bir de tüm dünyayı etkileyen tabii genel daha büyük küresel ısınma gibi olağanüstü hava olayları gibi trendler de var. Anket gibi bir şey mi yoksa daha kapsamlı bir rapor mu? Esasında her ikisi de örnek vermek gerekirse önümüzdeki iki yıllık risklere baktığımızda birincisi jeoekonomik karışıklık olarak ortaya çıkıyor. Tabi bir önceki yılın son çeyreğinde yapılıyor. Eylül-Ekim gibi.
Ve bu Davos'la beraber yaklaşık 6 ay, 5-6 ay sonra da açıklanıyor. Bu tip araştırmaların ne zaman yapıldığı da çok önemli. 2026 yılı için olan 25'in Eylül-Ekim döneminde yapıldığı için Trump'ın Amerikan başkanı olduktan sonra bu tarife savaşlarıyla başlayan dönem olduğu için kısa vadede birinci risk jeoekonomik karışıklık olarak çıkıyor. İkincisi yanlış bilgilendirme ve desenformasyon.
Bu özellikle yapay zekanın daha geniş kullanımıyla ve özellikle seçim dönemlerinde ortaya çıkan bir risk. Üçüncüsü toplumsal kutuplaşma. Hemen hemen tüm dünya ülkelerinde toplumlar elli elli ikiye ayrılmış gibi. Dördüncüsü olağanüstü hava olayları.
Beşincisi de silahlı çatışma. Bu iki yıllık perspektif olduğu için zaten birebir bunların hepsini yaşıyoruz. İlk ona baktığınızda siber güvenlik altıncı risk olarak geliyor. Daha sonra yoksulluk, gelir adaletsizliği, temel hak ve özgürlükler, hava kirliliği ve onuncu olarak da istemsiz göç.
Böyle baktığınızda bir, iki, üç, dört tanesi sosyal, iki tanesi jeopolitik, iki tanesi teknolojik, iki tanesi de çevresel. Bunların birkaç tanesi birbiriyle çok yakından alakalı. mesela dezenformasyonla yapay zeka ve toplumların kutuplaşması ben bunları aynı hükümede görüyorum. Şöyle toplumsal kutuplaşmanın her ne kadar sosyal medya üzerinden ve dezenformasyon üzerinden giden bir bölümü olsa da yoksulluk gelir adaletsizliğinden tutun temel hak ve özgürlüklere kadar istemsiz göçe kadar bir ülke eğer çok yüksek miktarda istemsiz göçe maruz kalıyorsa şu ya da bu nedenle bu riski öne çıkıyor ve bunun ikinci letkileri de ön plana çıkıyor.
İlk saydığınız jeoekonomik karışıklıkları biraz açar mısınız? Jeopolitik lafını çok duyuyorduk da hani Türkiye'nin jeopolitik önemi şöyle böyle. Buysa biraz yeni. Jeoekonomik karışıklık denilen olay esasında büyük bir paradigma değişikliği olarak önümüze çıkıyor.
Şöyle ki 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan bir düzen vardı. 2. Dünya Savaşı bilinen tarihteki en büyük felakettir.
Bu savaş sonrası kurulan ekonomik düzende bir, ekonomiler birbirlerine o kadar entegre olsunlar ki isteseler de birbirleriyle bir savaşa giremesinler. Bu ekonomik entegrasyon için uluslararası kuruluşlar olsun, Dünya Bankası, IMF, öbür taraftan Birleşmiş Milletler, NATO var. Bunlarla da beraber dünya ticareti artsın ki bu da neoliberal ekonomi politikaları üzerinden geliyor. Yakın zamana kadar da hiç fena sonuçları yok.
Ekonomik olarak bakarsanız 2. Dünya Savaşı sonrası kabaca 1 trilyon dolar dünyanın gayri safi milli aslası 2024 sonu itibariyle 105 trilyon dolar. Dünya ticareti 400 kat artıyor. Hemen hemen hiç savaş yok.
Dünyanın diğer taraflarında var ama en azından müesses nizamın coğrafyası diyelim. Orada herhangi bir savaş olmamış. Gelir adaletsizliğinin göreceli olarak bunu özellikle mutlak yoksulluk sınırının altı yani günde 1 dolar veya 2 doların altındaki nüfus olarak bakarsanız onun da büyük şapta azaldığı genel çerçeve olarak tüm dünyaya daha fazla refah, daha fazla barış, daha fazla ticaret sunan bir sistem. Fakat 2024'de gelindiği zaman şöyle bir sıkıntı ortaya çıkıyor.
Bu sistemi bizzat kuran, başta Amerika olmak üzere, bu sistemin artık kendi çıkarlarına fayda sağlamadığını düşünüyorlar. Rakamlara baktığımızda da esasında bunun bir karşılığı var. Şöyle ki Amerika 2. Dünya Savaşı'ndan sonra dünya gayri safi milli aslasını neredeyse %50'sine oluştururken bu rakam yuvarlamazsan %25'lere geliyor.
Avrupa'nın %30'dan %20'ye düşüyor, Rusya'nın %20'lerden %2'ye düşüyor, buna karşın Çin %2'den %20'ye çıkıyor ve bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin payı da doğal olarak artıyor. Dolayısıyla ne oluyor? Amerika'nın her ne kadar mutlak değer olarak ekonomisi büyüse de dünya ekonomisinden aldığı pay düşüyor. İkinci olarak Amerika'daki gelir adaletsizliği büyük boyutlara çıkıyor.
En tepedeki %20'lik bölüm yıllık 350 bin dolar gelirle yaşarken toplam gelirin %52'sine sahip. En alttaki %20'nin payı ne biliyor musunuz? %3, 33 bin dolar yıllık gelirle yaşıyor, bürüt gelir. Üçüncü olarak bir de Amerika'daki özellikle imalat sanayi büyük çapta Çin'e ve düşük maliyetli ülkelere geçince Amerika diyor ki bir dakika bu sistem benim bizzat kurduğum sistem bana hizmet etmiyor.
Şöyle bir yorum getiremez miyiz? Bu zaten Amerika'nın politikasının aslında başarılı olduğunun kanıtı değil mi? Tam tersine başarısızlığından ziyade. 50 sene önceki insanların vizyonu veya 70 sene önceki insanların vizyonu zaten bunun olacağı yönündeydi.
Dünyanın kalanının gelişip büyüyeceği, Amerika'nın pastadan aldığı dilimin küçüleceği, Çin'i bir fabrika olarak kullanıp ondan sonra dünyanın geri kalanına da artı değeri yüksek hizmetler satacağı. Finansal hizmetler gibi. Bu bakımdan aslında ben çok büyük bir başarısızlık görmüyorum. Şöyle bunu kime sorduğunuza bağlı.
Biraz önce Amerikan gelir dağılımını verdim ya. Yukarıdaki %20'ye sorarsanız muhtemelen sizin söylediğinize yakın bir sonuç çıkacaktır. Çünkü şöyle bakın. Top %20'nin payı 1980'de %45'miş.
%52'ye çıkmış. Dolayısıyla bunlar kazananlar bu sistemde. Ama aynı zamanda en alt %20 var ya, onların da payı %5'den %3'e düşmüş. Kazanana soruyorsanız farklı bir yanıt alırsınız, kaybedene soruyorsanız farklı yanıt alırsınız.
Bunu sevelim sevmeyelim, dünyanın ekonomik politik haleti ruhiyesini belirleyen Amerika. Amerika'nın haleti ruhiyesini belirleyen de Amerikan iç politikası ve seçim sonuçları. Dolayısıyla en üstteki %50'nin ne söylediği ile en alttaki %50'nin ne söylediği birbirinden farklı. Biraz önce toplumsal kutuplaşmayı en önemli risklerden biri saymıştık ya.
İşte bu var. Bu sistemin her ülkede kazananları olduğu gibi kaybedenleri de oluyor. Amerika'daki kaybedenler büyük çapta Trump'ı iktidara getirdiler. Üstüne üstlük 1 trilyon dolar Amerika cari açık veriyor.
Cari açık ne demek? Sattığınız maldan daha fazlasını ithal ediyorsunuz demek değil mi? Dolayısıyla Amerika diyor ki bir dakika bu böyle olmaz sen de benden daha fazla mal alacaksın veya ben senden aldığım malları azaltacağım. Tarife dediğiniz şey özü itibariyle bu.
İthal malların fiyatını arttırmak ve bu ürünlerin bir bölümünü de Amerika'da üretmek üzerine belli önlemler almak. Yapılanlara katılıp katılmamak ayrı bir şey ama kendi içinde bir mantığı olduğu çok net. Bunun ötesinde ama bir de şu var. Wall Street finansın merkezi, Silicon Valley teknolojinin merkezi, Hollywood Amerika'nın soft power'ının merkezi, Pentagon'da hard power'ının.
Sadece Amerika'nın askeri harcamaları onu takip eden 5 ülkenin toplamından daha fazla. Tekrar bir dünya savaşı olduğu zaman bu savaştan kesinlikle galip çıkabilmek için tüm diğer ülkelerden en az teknolojik olarak iki jenerasyon ileride olması gerektiğini düşünüyorum. Şimdi teknolojileri öngörebiliyorsunuz. Dolayısıyla diğer ülkelerden iki jenerasyon önde olmak bugüne kadar o kadar zor değildi.
Fakat Çin dünya üretim kapasitesinin %35'ini topladığı yetmezmiş gibi bu iki jenerasyon farkı bir uçağa düşürebilecek bir noktaya geldiği andan itibaren Amerika Çin'i bir ticari ortak görmenin ötesinde bir tehdit olarak algılamaya başladı. Bugünkü resmi buradan okursanız ve özellikle yapay zeka teknolojilerine hakimiyet üzerinden okursanız parçalar esasında çok net olarak bir araya geliyor. Bu arada Türkiye'de daha yeni NATO zirvesi yapıldı değil mi? İşte Trump ne diyor?
Yüzde beş herkes harcayacak tüm NATO üyeliği. Yüzde beş rakamını ilk telaffuz eden ve NATO ülkelerinin yeterince savunmaya yatırım yapmadıklarının ilk telaffuz eden hangi başkan biliyor musunuz? Obama. Hani kendine has üslubuyla bunu telaffuz ettiği zaman muhtemelen kimse çok ciddiye almamış.
Yani şunu söylemek istiyorum. Bu bir trend ve Trump'la başlayan bir trend değil. Özellikle Çin'in yükselmesiyle beraber ki buna Tayvan'ı da eklerseniz bugünkü noktaya geldik. Tayvan çip üretiminin merkezi olduğu için önemli.
Tabii tabii. Tayvan'daki kabaca 50 km2'lik bir alan dünyadaki ileri çiplerin %90'ını yapıldığı yer. 50 km2'lik alana bir şey olursa, şöyle söyleyeyim size, kabaca 20 yıl gerekiyor, 400-500 milyar dolarlık yatırım gerekiyor ama en önemlisi de tekrar onu kuracak insan kaynağı gerekiyor. Amerika'da bile o kadar ehil insan, bu konuda uzman insan yok. O çok özel bir şey.
Tayvan zamanında buna çok büyük paralar harcamış. Ticaretin genişlemesiyle beraber outsourcing çok gözdeydi. İşte üretimin en ucuz ülkelerde yapılması, global tedarik zincirlerinin düzgün işlemesi ve böylece de hani globalleşme dediğimiz çok basit anlamıyla bu. Herhalde o yüzden zaten son zamanlarda Intel de TSMC'nin kendisi de Amerika topraklarında fablar kurmaya başlamıştı ama hacim olarak çok düşükler herhalde.
Tabii tabii. Intel'in Amerika için çok stratejik bir rolü var. O da şu ki Amerika'da kurulu çip kapasitesinin önemli bir bölümü Intel. Ama daha standart çipler yapmak üzerine. Her ne kadar Intel'in hisse fiyatı 5'e katlandıysa da bu beklentilerle beraber.
Bütün Amerika'nın bugünkü yatırım programı bu arada hepsi gerçekleşse bile önümüzdeki 20 yılda anca %15'lere bilemediniz %20'lere toplam üretimin geleceği öngörülüyor. Minicik bir şey çip ama o minicik çipi yapmak için arka tarafta devasa teknoloji ve altyapı ve fabrikalar makineler gerekiyor. Yani enerji bağımsızlığını elde etseler bile çip konusunda dışarıya bağımlı olmak zorunda kalacaklar. Bunu böyle içeriye, tedarik zincirini içeriye almak zaten mümkün değil tamamen.
Doğru bir nokta şöyle ki bakın yapay zeka teknolojisi için beş olmazsa olmaz kriter var. Bunlardan bir tanesi enerji. İnanılmayacak derecede yoğun enerjiye ihtiyaç duyuyor. Amerika ne yapıyor? Bir diyor ki enerji kaynaklarına hakim olmam lazım.
İşte Venezuela'sından tutun Orta Doğu'suna artı zaten Amerika kendine yeterli kaya gazı teknolojisiyle beraber. Burada araya girip şeyi sorabilir miyim size? Data center'ların dibine ufak modüler nükleer reaktörler koymaya çalışıyorlardı. Onu yapan şirketler var.
SMR vardı galiba. Teknolojinin adı da SMR zaten. Bu konuda ilerleme görünüyor mu? Yoksa hala nükleer pek radarda değil mi hala?
Şöyle esasında çok enteresan bir nokta. Nükleer enerji bir dönem çok böyle işte zararlıdır falan diye baktığınızda Çernobil'den sonra ki o da çok eski bir teknoloji. Bir de Japonya'da oldu biliyorsunuz. O da bakım yapmayı atladıkları için normal şartlarda nükleer, karbon salınımı ve benzeri olarak en çevreci enerji kaynaklarından bir tanesi ve sonsuz denebilecek bir enerji sunuyor.
Tabii başlangıç maliyeti çok yüksek. Bunun için söylediğimiz teknoloji çıktı ama daha uygulamaları çok fazla değil test ortamında ama katılıyorum bu çok uzun olmayan bir vadede orta vadede kanıtlanmış bir teknoloji olarak yerini alacaktır. Bir avantajı da bunu off grid yapabilmek. Amerika'daki altyapı enerji dağıtımı altyapısı da çok eski. Bunu kaldıracak gibi değil. Şimdi onu yenilemek de trilyon dolarlık bir iş olabilir. Ya biz bunlarla uğraşacağımıza şu devasa data center'ın kendi reaktörünü koyalım. Sadece orayı beslesin.
Evet evet Elon Musk daha da ötesine gidiyor ya bunu Mars'a koyalım diyor böyle soğutma derdi de olmayacak diyor sınırsız güneş enerjisini de kullanalım diyor. Dolayısıyla daha daha ekstrem çözümlerde konuşuluyor. Çipleri üretmek için de bir maden onunla beraber dizaynı var bu çipleri yapacak makinelere ihtiyacınız var ve üretim kapasitesine. Bakın çok enteresan. Dünyadaki ileri derece yapay zeka için gerekli çip araştırmalarının %75'i Amerikan üniversiteleri tarafından yapılıyor.
Bu çiplerin dizaynının %90'ı yine Amerikan şirketleri tarafından yapılıyor. Nvidia, AMD'ler, bütün bunları duyuyoruz. Bunlar dizayn yapıyorlar. Üretimin %90'ı da TSMC, o da Tayvan'da.
Fakat bu çipleri yapan makinelerin %90'ı bir Hollandalı şirketten, ESML diye. Geçen gün bir haber okudum ben de. Çin kendi litografi makinelerini yapmaya çalışıyor bu EUV litografi makineleri. Yani ESML'den almak yerine kendileri üretecekler.
Belli bir vadesi var öyle hap deyince yapılacak bir şey değil o da. Yok yok şöyle söyleyeyim. Çin şu an 2-3 jenerasyon o makinelerde geride ama geliyor. Daha detayına girersek mesela maden tarafına baktığımız zaman nadir metallerin %85'i Çin'de.
Bunları çıkarmak bir dert çünkü çevreye bayağı zarar veriyor. Daha da zoru ama rafinaj. Nerede ne kadar maden vardan çok rafinaj kapasitesinin nerede olduğuna da bakmanız gerekiyor. Çin nadir metallerde %85, rafinaj kapasitelerinde %90'a kadar çıkıyor.
Yani onları ham olarak kendi toprağına getiriyor orada işliyor. Bunların önemli bölümü Çin'de de var. Çin hem bunların kaynağı hem de rafinaj kapasitesini de zamanında oluşturmuş. Nadir elementler için. Ama bunun yanında mesela platin %90'ı Güney Afrika'da. Kobalt %50'si Kongo'da. Litiyum %45'i Şili'de, %20'si Avustralya'da. Nikel, Brezilya ile Avustralya yine neredeyse yarısı.
Esasında bu yoğunluk hepsi Covid döneminde ortaya çıktı. Bir anda gördük ki bir sürü şey aşı teknolojisinden tutun da işte gıda üretimine kadar belli coğrafyalarda yoğunlaşmış. Şimdi dünya globalleşirken, herkes mutlu mesut ticaret yaparken sonuçta bunların nereden geldiğinin o kadar da önemi yok. Çünkü karşılıklı olarak ticaret yapıyorsunuz.
Ama ne zamanki global tedarik zincirlerinde sorun çıkmaya başlıyor. bu COVID olabilir, bir savaş olabilir veya belli ülkelerin stratejik olarak arzını limitlemesi olabilir. O zaman dünya gördü ki bir dakika burada bir sorun varmış. Şimdi dolayısıyla enerjiye ihtiyacınız var.
Çiplere ihtiyacınız var. Üçüncü olarak altyapı bu data center'lar var ya hani veri merkezleri. Önümüzdeki 3-4 yıl içerisinde sadece Amerika'da veri merkezlerine yapılacak yatırım 1,5 trilyon dolar. Neredeyse Türkiye gayri safi milli hasılası kadar.
Evet inanılmaz. Bir de bu yatırımları yapıyorsunuz geri dönüşü öyle bir yıl iki yıl değil beş yıl on yıl neyse çok uzun zamanlar oldu. İstenen geri dönüşünü verif vermeyeceği tabii konuşuluyor. Onun için de son dönemde hisselerde zaten bir azalış var ama dünyada bir buçuk trilyonluk yatırım yapabilecek tamamen özel sektör kapsamında başka bir ülkede yok.
Öyle olduğu için bu yatırımlar bir kez yapıldıktan sonra Amerika'ya yapay zeka anlamında diğer ülkelerin yetişebilmesi çok çok çok zorlaşıyor. Üstüne de algoritmalar geliyor bunun. Enerjiyi sağladınız, çipleri hazırladınız, serverlarınızın içine koydunuz, veri merkezlerinizi çalışır hale getirdiniz. Bunlar ne için?
Yapay zekayı eğitmek için. İşte chat GBT'ler, Claude'lar, Gemini'ler, Fransa'da Mistral var, Birleşik Arap Emirlikleri G42 diye farklı bir yapay zeka üzerine çalışıyor. Biraz şeye benzetiyorum ben bunu hani klasik yazılım bir yemek tarifi kitabı gibi. Bu yapay zeka modelleri de deneyimli bir ahçı gibi buna kıyasladığınız zaman.
Tarifeleri biliyor ama. Evet her yemekte biraz farklı olabiliyor. Bravo, biraz farklı olabiliyor ve aynı yemek tarifini iki ahçıya verdiğiniz zaman çok farklı lezzetlerde her şey aynı olsa da çıkabiliyor. En üstünde de bunların aplikasyonlar var.
Bir sürü startup'un, şirketlerin bu teknolojileri kullanarak insanların belli sorunlarını çözdüğü aplikasyonlar. Bir de bunun üstüne son dönemde şey geliyor, regulasyon tabii. İşte yapay zeka teknolojisini nasıl kontrol edeceğiz, nasıl kontrolden çıkmasını sağlayacağız edeceğiz, bütün bunlar. Bu bir de robotiksle birleştiği zaman robotlarla yapay zekaya el kol gücü veriyorsunuz.
Şu an sadece düşünsel boyutta el kol gücü, yapma gücü verdiğiniz andan itibaren ete kemiğe bürünüyor. Bir çeşit farklı bir canlı tür oluyor. Çok konuşuluyor ya dünyada büyük bir demografi şeyi var. Toplumlar yaşlanıyorlar, çalışacak insan bulunmayacak.
Böyle giderse zaten çalışacak insana ihtiyaç kalmayacağı için kendi içerisinde esasında bir denge oluyor. Evet artık zincirin bu halkalarına geçtiğimizde Çin'le Amerika arasındaki o bahsettiğiniz hani Amerika'nın korumak istediği iki nesillik üstünlük de tamamen yitirilmiş vaziyette. Token başına maliyetlerine göre kıyaslamışlar. Bu DeepSeek ve Kimi çok düşük maliyetteler yani Mistral'e göre, OpenAI'ye göre.
Birazcık bir performans eksikliği karşısında belki 50 kat enerji tasarrufu sağlıyor ve fiyat tasarrufu sağlıyor. Kesinlikle. Çin bunu endüstrileşirken yaptı. Avrupa'nın, Amerika'nın ürünlerini aldı.
Başta daha kötüydü o ürünler ama daha ucuzdu. Zaman içerisinde bunları geliştirdi. Yapay zekada da görünen o ki benzer bir yol izleyecekler. Ama zaten burada şu var bakın hepimiz için geçerli.
Yaptığımız işler için böyle çok yüksek bir IQ gerekmiyor. Dünya üzerindeki %95 için ortalama bir insan IQ'su yetiyor. Yapay zeka için de böyle en ileri teknolojiyi yaratmanız gerekmiyor. İşlerin %95'i için daha ucuza yapay zeka algoritmalarını çıkarıyorsanız daha da önemlisi sizin startuplarınız, sizin özel sektörünüz, kamu özel sektör işbirliğiyle beraber doğru aplikasyonları çıkarabiliyorsunuz ve işin zaten %95'ini çözüyorsunuz.
Bu şey gibi A noktasından B noktasına yürüyerek de gidebilirsiniz, bisikletle de gidebilirsiniz, Formula One arabasıyla da gidebilirsiniz. İhtiyacın ne olduğuna bağlı. Tarih bize şunu da gösteriyor. Her zaman en büyük ordular, en güçlü silaha sahip ordular savaş kazanmıyorlar.
Bazen çok daha küçük, akıllı yönetilen ordular çok daha büyük orduları yenebiliyorlar. Çin, ben daha akıllı bir şekilde kendime özgün bir yapay zeka ekosistemi kurabilir miyim diyor. Bir konu var çok konuşulmayan ama bence çok önemli olacak. Şimdi yapay zeka algoritmalarını eğitmek için tüm bu beşine söyledikleri regulasyon dedi ki bununla beraber veriye ihtiyaç var.
Veri ne kadar büyükse istatistiksel modeller o kadar iyi çalışabiliyorsunuz. Şimdi bu çerçevede de regulasyon çok önemli. Örnek vereyim size yani Çin'in kendi yapay zeka algoritmalarını Çin'deki tüm sağlık verileriyle eğitmesi. Amerika'da veya Batı dünyasında en azından bugün bu mümkün değil.
değil. Regülasyon ve hani kişisel veri güvenliği açısından. Bunun yanında yanlış hatırlamıyorsam Google açıkladı. Dediler ki ya biz Gemina'yı dünya üzerinde açık kaynak kullanılabilecek her şeyi kullandık. Bunun ötesinde
daha bir şey yok. Şimdi dataya ulaşılabilirlik çok çok kritik. Aynı madenler gibi, aynı çip teknolojisi gibi bunlar sağlandıktan sonra o aradaki farkı yaratacak. Darboğaz bu olacak yani bir sonraki darboğaz.
Bir süre sonra zaten yapay zeka Ya diyelim ki internetten fark olmayacak ki. Yani nasıl bugün baktığınızda evde size şunu sorarsam elektrik mi gitsin, internet mi gitsin? Yani hatta suyun yerine bile aman internet kalsın denilebilir. Tabii burada bir de şu var bizim kendi şirketimizde de bunu görüyoruz.
İşte bir yapay zeka teknolojisi uyguluyorsunuz. Hakikaten ciddi verimlilik artışı sağlıyor. Sonra tokenlara ne kadar para verdiğinize baktığınız zaman toplamında her zaman en azından bugün için maliyet getiri analizinde rakamlar tutmuyor. Bir de buna şu gözle bakarsak dört şirket Amerikan şirketi bir buçuk trilyon dolar sadece önümüzdeki dönemde yatırım yapacaklar.
Bu yatırımlar bir sefer yapılıp devreye girdikten sonra hemen hemen hiçbir ülkede de bu kadar kaynak olup bu kadar yatırım yapılamayacağına göre bu tokenların fiyatının ne olacak? Ben de onu soracaktım. Yapay zeki ya. İşte tekelleşmeye doğru gidebilecek bir konu bu ki bir noktada zaten devletler rekabet kanunları devreye girecektir.
Resmen şey yapabilirler, gümrük tarifelerini tokenlara da uygulayabilirler. Yani her token başına %10 bize tarif verin. Bu aslında çok güzel bir nokta. Bu hiç konuşulmuyor.
Sonuçta çünkü hep mal ihracatı veya ithalatına gümrük vergisi konuşuluyor ama hizmetler tarafında da aynen. Özellikle bazı yatırımlar devlet destekli yapılıyor. Devlet bana paramı geri ver dediği noktada bunlar devreye girilir veya vergi. Bugün biz internetten herhangi bir hizmet aldığımız zaman vergi ödüyoruz.
İşte tokenlara da gelmemesi mümkün değil. Ama şu da olacak tabii bir büyük böyle sistemler olacak. Bir de doğal olarak her ülke bu gelişmeleri takip edebilen ve gerekli hem teknolojik hem finansal hem de vizyonu olan ülkelerde kendi modellerini ister istemez devreye almak durumunda kalacaklar. Yine herkesin Formula 1 yarış arabası yapması gerekmiyor.
Birçok model zaten açık kaynaklı olduğu için bunu yapmak da çok zor değil. En azından Türkiye boyutundaki ülkeler için diye tahmin ediyorum. Bu işin de hiç Türkiye tarafına değinmedik. Bundan kabaca bir ay önce Türkiye yapay zeka zirvesi yapıldı. Beni çok etkileyen birkaç konu vardı orada. Bir tanesi şu, Türkiye bunun çok farkında ve hem Sayın Cumhurbaşkanı hem de Sanayi Ticaret Teknoloji Bakanımız önümüzdeki dönemde yılda 20 milyar dolar bu işe kaynak ayrılacağı,
300 bin ARGE çalışanı ve uzman yetiştirileceği, 5 milyon vatandaşımıza yapay zeka okur yazarlığı eğitimi verileceği ve kamu yatırımlarının AI projelerine en az %2 pay ayırması, 2000'in üzerinde kamu veri setinin, biraz önce data'dan bahsettik ya, yapay zeka teknolojilerine açılacağı, bunların üzerine de aplikasyon yazan startupların, şirketlerin destekleneceği, Hatta bizim yapay zeka çözümlerimiz var üzerinde çalıştığımız. Sanayi Teknoloji Bakanlığımızdan yaklaşık 1,5 milyon dolarlık hibe aldık. Çok mutlu olduk. Çünkü bu hem bir sürü start-up'a fırsat veriyor.
Biz bir start-up ile çalışıyoruz günün sonunda. Biz de öğrendiklerini hem Türkiye'de hem dünyada kullanabilecekler. Hem de Türkiye'nin yapay zeka teknolojileri anlamında gelişmesine bunlar önemli katkı sağlayacaklar. Burada nasıl bizim gaming sektörümüz, startuplar tüm dünya çapında bu acentik AI denilen agentlerin belli spesifik konularda eğitilip kullanılması konusunda ben ciddi potansiyel görüyorum.
Çünkü bizdeki startup ekosistemi hiç fena değil. Belli niş alanlarda fintechler gibi insurtechler geliyor. Çok çok ciddi potansiyel var. Bu aynı internet gibi.
Bugün internet arka tarafta altyapıyı kim sağlıyor, ne oluyor, ne bitiyor bilmiyoruz bile. Artık kamu hizmeti oldu, bir utility oldu. AI'de böyle olmak zorunda. Onun için Türkiye'nin benim şahit olduğum bu yapay zeka zirvesindeki sunulan vizyon bayağı iyi bir vizyon. Bunlar gerçekleşirse Türkiye bu konuda önemli söz sahibi olabilir ve belli niş alanlarda da lider olabilir diye düşünüyorum.
Her zamanki gibi sohbetleri bitirememe özrüm yüzünden bunu sonradan ekliyorum. Yılmaz Bey'e vakit ayırdığı için tekrar teşekkürler. Bir sonraki bölümde normal akışımıza, popülizm serisine devam edeceğiz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.