Podcast

Uykusuzluk Sadece Geceye mi Ait? | Bölünen Uykunun Bedelini Kim Ödüyor?

Yakın İlişkiler

3 hafta önce
İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bebeğimizin ilk zamanlarında uykusuz geçen geceler sadece fiziksel bir yorgunluk mu getiriyor, yoksa farkında olmadan tahammül penceremizi daraltıp ilişkilerimize mi sızıyor?Yakın İlişkiler’in bu bölümünde ebeveynliğin ilk dönemlerindeki uykusuzluk sürecini, partnere duyulan empatinin azalmasını ve “mükemmel ebeveynlik” mitini bir kenara bırakıp kendimize karşı nasıl daha anlayışlı olabileceğimizi konuşuyoruz.Çünkü iyi bir gece uykusu bütün evin ihtiyacı. Molfix Tatlı Rüyalar işbirliği ile, gece boyu kesintisiz uykunun hem bebekler hem ebeveynler için önemine ve ertesi güne nasıl yansıyabileceğine de değiniyoruz .



Bu bölümde:


(00:00) Ebeveynlikte Uykusuz Geceler ve Ertesi Günün Faturası

(01:55) Tolerans Penceresi

(03:35) Çocuğun Duygu Regülatörü Olmak

(07:41) Çift İlişkisine Sızan Yorgunluk

(11:17) "Ben Daha Çok Yoruldum" Yarışı

(14:14) Performatif Annelik, Aşırı Uyarılma (Overstimülasyon) ve Suçluluk

(17:16) Mükemmel Anne Hayaleti

(19:52) Kendimize Karşı Nazik Olmak ve Onarma Becerisi




Yaratıcı: Gizem Sürenkök

Yapımcı: Podbee Media



Bu bölüm reklam ve sponsorluk içerebilir.

Bölüm Transkripti

2.547 kelime · ~13 dk okuma

Herkese merhaba. Bugün ebeveynliğin ilk zamanlarında maruz kaldığımız uykusuzluk ve o uykusuzluğun diğer günü olan yansıması hakkında konuşmak istiyorum sizinle. Çünkü bu bazen gözden kaçırdığımız bir mesele haline gelebiliyor. Şöyle bir düşünelim, daha bebeğimiz yeni olmuş ya da ilk aylarında gece üç kere, dört kere kalkıyoruz bazen beslemek için, bazen altını değiştirmek için ve o kadar çok bölünüyor ki uykumuz.

Tekrar uykuya dönmek de zor ve o bir kere zaten bölündüğü zaman gözümüz açık yatakta yatıyoruz, aklımıza bin tane şey geliyor, neyi yapabildiğimiz, neyi yapamadığımız, nerede başarılı olduğumuz, nerede olamadığımız zaten kaliteli bir uykuda alamıyoruz. Peki ne oluyor bize? Yani ertesi gün ne oluyor ve aslında biz uykusuz kaldığımız gecenin bedelini ertesi gün öderken nelerin içine sızıyor uykusuzluk? Biraz ondan bahsedelim istiyorum.

Şimdi şöyle düşünün uykusuz kaldığınız bir gece ertesi gün trafikte mesela biri önünüze kırdığında ya da aynı şeyi tekrar tekrar anlatmak zorunda kaldığınız bir esnada ya da eşinizle çok aslında sıradan olan bir tartışmanın ortasında bir anda sesimiz yükselebiliyor. Ya da çocuğumuzun yaptığı çok normal bir şeyi aslında son derece sakin karşılayabilecekken bir anda çok daha farklı bir tepki verebiliyoruz. O yüzden de aslında ilişkilerimiz bir önceki geceden çok fazla etkileniyor ve bu aslında bizim karakterimizle ilgili değil. Uykunun bizim tahammül kapasitemizi çok korumasıyla ilişkili ve uykusuz kaldığımızda biz kötü bir insana dönüşmüyoruz aslında.

Transkriptin tamamını oku

Sadece o tolerans penceremiz daralıyor. Şimdi hepimizin içinde bir tahammül penceresi var, tolerans penceresi var. O pencerenin içindeyken oldukça esneyiz. Bir şey ters gittiği zaman derin bir nefes alıp tamam hallederiz ya diyebiliyoruz.

Sabırlıyız, bazen olan kötü bir olayla ilgili espri bile yapabiliyoruz. Gülüyoruz, geri dönebiliyoruz duruma. Ama uyku da aslında başka bir takım faktörlerle birlikte o pencereyi geniş tutan şey. Uyksuz kaldığımız zaman tahammül penceremiz daralıyor.

Beynimizin aslında o fren pedalı düşünen, durup tartan, dur bakalım biz bu sorunu nasıl çözebiliriz, nasıl halledebiliriz diyen kısmı zayıflıyor. Daha hızlı tetikte oluyoruz. Alarmlar çalmaya başlıyor aslında zihnimizde. Yani alarmımız daha yüksek çalışıyor.

Sonuç olarak mesela dün omuz diktiğimiz bir şeye, yere düşen bir oyuncağa, devrilen bir bardağa, ne bileyim telefonda aynı şeyi soran annemize bugün çok daha fazla tepki verebiliyoruz. Aslında olay aynı olay. Değişen sadece biziz. Ve şöyle düşünün, özellikle anneliğin, babalığın ilk zamanlarında bir gecelik uykusuzluk değil, bu biriken bir uykusuzluk.

Yani ben bir gün kötü uyuyorum ve ertesi gün bunu telafi etmiyorum. Israrla uykusuz geçirdiğim günler birbirlerinin üzerine biniyor. Ve zaman içerisinde benim tahammül pencerem iyice iyice daralıyor. Tabii ki burada başka faktörler de var dediğim gibi.

Onları konuşacağız. Ama şu anda uykuya odaklanmak istiyorum. Ve bir de çok önemli bir kısım var tabii ki. Biz çocuğumuzun duygu regülatörüyüz.

Yani özellikle bebeklik döneminde çocuğumuzun en birinci regülatörü biziz. Bebek hayatında olan biten olumsuz duyguların içinde kopan fırtınanın farkında değil, farkında olamadığının ötesinde kendi başına yetiştirebiliyor durumda da değil. Onun sinir sistemi tamamen bizimkine bağlı ve sakinliği ancak bizden ödünç alabiliyor. Biz onu kucağımıza tuttuğumuzda hem bizim enerjimizden, sesimizin tonundan, nefes alışveriş tempomuzdan, bazen işte omuzlarımızın, bedenimizin gerginliğinden ya da gevşekliğinden sürekli sinyaller alıyor.

Biz ona o sakinliği verebilecek kapasitede değilsek tahmin edersiniz ki onun regulasyonunu da sağlayaması hale geliyoruz. Üstelik çocuğun en çok regulasyona ihtiyaç duyduğu anlar, mesela uykuya geçiş, gecenin bir yarısı ağladığı, aç karnına uyandığı ya da altı ıslak uyandığı anlarda bizim de penceremiz en dar halde oluyor. Öyle olunca da gerçekten tamamen boşalmış bir kaptan sanki biz bebeğe su akıtmaya çalışıyor gibiyiz. Şöyle bir örnek vereyim daha somut olarak zihnimizde canlansın diye.

Aynı anne, aynı çocuk, aynı olay ama iki farklı sabah gibi düşünün bunu. Birinci sabah uyanmışız ama gece uykumuz üç kere bölünmüş, uykuya dönmeye çalışmışız, dönememişiz. Toplam belki üç dört saat uyumuşuz ancak. Sabahleyin çocuğumuz süt bardağını deviriyor ve her taraf süt oluyor.

O anda içimizden böyle kocaman bir dalga yükseliyor, sesimiz sertleşiyor, ya bak ne yaptın şimdi diyoruz çocuğa. Çocuk anlamıyor bile aslında neyi yanlış yaptığını ama bizim yüzümüzün ifadesinden, sesimizin tonundan, bedenimizin gerginliğinden kötü bir şey yaptığını anlıyor. Öyle olunca belki de bu tepkimizden sonra bebeğimiz ağlayınca biz kendimizi berbat hissediyoruz. Yani o dökülen sütün aslında o kadar önemi yok ki ama o sabahki bütün yorgunluğumuz, uykusuzlukla gelen bütün yorgunluğumuz çocuğa verdiğimiz tepkide vücut buluyor resmen.

Şimdi başka bir sabah düşünelim. Yine aynı biziz, yine aynı çocuğumuz ama nispeten daha bölünmemiş bir uykuyla geceyi geçirmişiz. Ve bu sefer süt devrildiği noktada şunu söyleyebiliriz. Aa sütü mü devirdin? Hadi gel beraber silelim.

Bunu bir oyun haline bile getirebiliyoruz. Gülüyoruz, gülümsüyoruz. Çocuğa verdiğimiz mesajda sen kötü bir şey yaptın, korkunç bir şey yaptın, beni kızdırdın yok. Burada daha çok tabii ki kazalar olacak ve beraber halledebiliriz var.

Buradan şuna varmaya çalışmıyorum. Lütfen öyle anlamayın. Yani çocuğunuza hiçbir zaman kızmamalısınız, hiçbir zaman ona kendini kötü hissettirmemelisiniz demiyorum. Bu mükemmel ebeveynliğe giriyor ve bunun da çok karşısında olduğumu biliyorsunuz zaten.

Ama söylemeye çalıştığım eğer biz kendimiz yeterince iyi hissetmiyorsak, yeterince tahammülümüz yüksek değilse aslında çok rahat es geçebileceğimiz olaylara çok daha fazla tepki verebiliyoruz. Ve öyle olunca da çocuğun aslında duygu regulasyonunda da dengesi kaybolabiliyor. Yani biz aslında çocuğumuzu aynı şekilde seviyoruz, aynı anneliği sürdürmeye çalışıyoruz. Ama biz kendimiz yeterince dinlenmiş değilsek çocuğumuza vermeye çalıştığımız mesaj ya da ona göstermeye çalıştığımız annelik çok daha farklı olabiliyor.

Şimdi burada kendimize karşı adil olalım. Birinci sabah anlattığım sabahki anne kötü bir anne değil tabii ki. Sadece yorgun bir anne, tahammülsüz bir anne. İkinci sabahki anne biraz daha dinlenmiş ve kendisinin duruma karşı verdiği tepkileri biraz daha kontrol edebilen bir anne.

Bu ikisi gerçekten birbirinden çok farklı. Bu uykusuzluğun sızdığı tek ilişki bebeğimiz olan ilişkimiz değil tabii ki. Bu ilişki ister istemez daha sinsi sinsi partnerimiz olan ilişkimize de sızabiliyor. Çift ilişkisinde ilk olarak neyi vuruyor dersiniz?

Tabii ki sağlıklı ilişki, sağlıklı normal ilişkilerde sürekli yaşanan çatışmaların onarım süreçlerini. Çünkü normalde şöyle düşünün, bir çift sık sık anlaşamayabiliyor. Yani iki insanı, iki birbirinden farklı insanı bir evin çatısının altına koyduğumuz zaman ister istemez birçok konuda aynı fikirde olmayabiliyorlar. O yüzden tartışmalar son derece normal.

Bizim söylediğimiz sağlıklı ilişkiler için mesele bir tartışmanın olup olmaması değil onarımın yapılıp yapılamaması ve eğer tahammül penceremiz darsa o gerginlikten sonra birbirimize dönüp ya kusura bakma ben iyi hissetmiyordum biraz sert çıktım deme ihtimalimiz azalıyor. Yani aslında ilişkimizin daha iyi yerlere dönme ihtimalini ister istemez azaltmış oluyoruz. Yorgunluk birikince ilk buralar bozuluyor. Tartışıyoruz ama dönüp toparlayacak enerjiyi hissetmiyoruz.

Öyle olunca ne oluyor? Kırgınlıklarımız üst üste biniyor, çözülmeden duruyor. Ve bir de uykusuz kaldığımızda çok önemli bir problem daha ortaya çıkıyor. Empati yeteneğimiz azalıyor aslında.

Uykusuzken, biz kendimiz uykusuzken karşımızdaki insanın yorgunluğunu, sıkıntısını, onun başından geçenleri görme ihtimalimiz azalıyor. Çünkü kendi yorgunluğumuzun o bulanıklık hali aslında bütün ekranı kaplıyor. İki kişi de tükenmişken ikisi de ben çok yoruldum ve hatta ben daha çok yoruldum diye hissedebiliyoruz. Öyle olunca böyle sinsi ve kötü bir rekabet bile başlayabiliyor aramızda.

Yani sanki böyle kötü bir yarış. Yine ben kalktım. Hayır sen uykusuz kalmıyorsun hiç aslında. Sen o kadar yorgun olabilir misin?

Sen zaten benim ihtiyacımı hiç anlamıyorsun ki. Zaten bütün gün dışarıdaydın. Nasıl biliyorsun benim nasıl hissettiğimi gibi cümleler aslında öfkenin ötesinde bir görülmeme hissini anlatmaya başlıyor. Ve bu cümleler maalesef özellikle de uykusuz kaldığımız gecelerde ağzımızdan çıktığı zaman müthiş suçlayıcı bir şekilde de ortaya çıkabiliyor.

Yani iki insan, iki iyi insan hatta birbirine güzel bir şeyler yapmaya çalışırken neredeyse birbirini ittirip birbirine sevgi vermeyi ihmal eden iki insana dönüşüyor. Aslında beynimizi şöyle düşünmemiz mümkün. Beynimiz duygu regulasyonunu veya işte odaklanma yeteneğini veya bir tartışma esasında karşımızdaki insanı dinleme kapasitemizi, empati yeteneğimizi, problemleri çözme gücünü hep aynı kaynaktan alıyor. Ve bu kaynak bizim öz bakımımıza çok ilişkili, uykumuza çok ilişkili, sosyal destekle çok ilişkili, kaygı seviyemize çok ilişkili.

Zaten yeni doğum yapmış veya işte bebeğin ilk hallerinde olan bir çift için kaygı seviyesi genel olarak yüksek. Alınan sosyal destek çoğu zaman yetersiz. Ve uykusuzluk da üzerine binince aslında iki insanın mutlu ve iletişimde olabilmesi için gereken bütün kaynaklar çok zayıf aslında. Ve şöyle bir taraf da var maalesef.

Genelde çiftlerde Türkiye koşullarında da çoğu zaman anne evde kalıyor, baba işe gitmeye devam ediyor. Öyle olunca mesela bir senaryo düşünelim. Bebek 6 aylık, gece hala birkaç kez uyanıyor. Kadınlar çoğu geceyi tek başlarına taşıyorlar.

Çünkü eşim nasılsa sabah işe gidecek, hiç değilse birimiz dinlenmiş olsun diyorlar. Ve genelde maalesef, buranın altını çizmek istiyorum, erkek de bunu bir fedakarlık olarak görmüyor da doğal bir düzen olarak görüyor. Ve bunu sorgulamıyor bile aslında. Bu bir fedakarlık olmaz olur mu?

Hayır, tabii ki bu bir fedakarlık. Çünkü aslında bu bebek bu iki insanla ait ve ertesi gün erkek kalkıp işe gidecek olsa bile kadın da kalkıp çocuğa bakmaya devam edecek. Yani kadının hayatındaki iş illa dışarıda yapılan bir iş olmak zorunda değil. Böyle olduğu zaman kadının yaptığı fedakarlık görülmediğinde kadın için de o kırgınlık birikmeye devam ediyor ve adını koyamıyor bir türlü.

Yani maalesef bile şöyle bir bakış açısına bile girebiliyor. Ben istedim zaten şikayet etmeye hakkım yok. Burada zaman içerisinde iki insan konuşmadıkça ve kırgınlıklar içeride birikmeye devam ettikçe giderek böyle daha mesafeli, daha az konuşulan, eskisi gibi hissetmeyen iki insana dönüşüyor bu çift. Yani aynı evde, aynı yorgunluğun içinde ama böyle bambaşka sanki dünyalarda iki insan oluveriyorlar.

Bu iki insan konuştuğu zamansa meselenin aslında sevginin azalması değil de yorgunluğun hiç konuşulmamış ve çok doğal kabul edilen maalesef hiç bölüşülmemiş bir mesele olduğu ortaya çıkıyor. O yüzden bu yorgunluğun, bu uykusuzluğun biraz konuşulması da biraz bölüşülmesi de gerekiyor. Tabii ki her çiftin ev düzeni farklı veya gündelik programı farklı. O yüzden burada herkese uyan bir programdan bahsetmemiz mümkün değil.

Ama burada aslında önemli olan iki tarafında iyi niyetli ve birbirinin ihtiyacını gözetir durumda olması. Yani sadece bir kişinin benim anlattığım senaryoda annenin bebeğin ve eşinin iyilik halini sürekli düşünmesi Ama kendini sürekli arka plana atması zaman içerisinde çok daha kötü bir şekilde ilişkinin gündemine düşen bir mesele haline geliyor. O yüzden buradaki iyi niyet bazen de gerçekten el kaldırıp ben kendimi yeterince iyi hissetmiyorum, çok uykusuzum ve ertesi güne bu çok kötü yansıyor. O yüzden benim birazcık uyumaya, biraz dinlenmeye ihtiyacım var demek anlamına da geliyor.

Şimdi bu cümleyi söylemek kolay olmayabilir birçoğumuz için çok zor bence çünkü genelde burada birçoğumuz bir şekilde idare ediyorum, gündüz idare ediyorum yani idare etmeyi de hatta bir performans olarak görüyorum meselesi geliyor. Çünkü hani o şey duygusu var ya yorgunluğumu göstermemeliyim bir şekilde iyi olmalıyım ben hallediyorum mu herkese kanıtlamalıyım meselesi var. Neredeyse performatif bir tarafı var bunun. Yani ben içeride iyi hissetmesem bile, içeride çok yorgun ve perişan hissetsem bile bir şekilde dışarıya iyi gözükmeye çalışıyorum.

Ama o performansın altında genelde üç mesele görüyoruz. Birincisi toleransını bir türlü toparlayamadığı için sürekli suçluluk duyan birisi. Ve bazen de yani keşke bir beş dakika kafamı dinleyebilsem ve beş dakika yalnız kalsam diye düşündüğü için kendini gerçekten çocuğuna karşı hata yapıyormuş gibi hisseden bir anne. İkincisi yetersizlik duygusu çünkü herkes bunu becerebiliyor bir ben bunda zorlanıyorum deme hali.

Ve üçüncüsü bir de yalnızlık yani ben görülmüyorum. Kimse benim gerçekten burada ne kadar zorlandığımı ve ne kadar tek başıma başa çıkmaya çalıştığımı kimse görmüyor hali. İşte o an aslında baktığımızda dünyanın belki de en kalabalık işini en yalnız halimizle yapıyoruz. Bu anlattığım üç mesele bizi gerçekten çok daha gündelik yaşamın zorluklarıyla zorlanarak başa çıkan bir insana dönüşüyor.

Yani sinir sistemimiz bir türlü yatışmıyor ve öyle olunca ister istemez sabırsız bir insan haline geliyoruz. İster istemez mesela eşimizin yanına bebeğimiz uyuduktan sonra oturup da onunla keyifli bir sohbet edemeyen bir insan haline geliyoruz. O yüzden bazen o gece oturmalarında bir an önce yatsak da uyusak diye düşünüyoruz. Gerçekten orada bir saat sohbet etmek bize bazen küfür gibi geliyor.

Uyumak istiyoruz, dinlenmek istiyoruz ya da tek başımıza kalmak istiyoruz. Aynı şekilde mesela çocuğumuzla vakit geçirmek istememek o esnada aslında son derece doğal. Çünkü bir türlü kendi başımıza kalıp biraz olsun sinir sistemimizi regüle edemediğimiz için çocuğumuzdan gelen bütün sinyaller bizi daha fazla uyarıyor. Ve o overstimülasyon hali fazla uyarılma hali gece uykularını da giderek daha fazla bölmeye başlıyor.

Öyle olunca insan artık ben çok yorgunum ve böyle hissediyorum demekten de uzaklaşıp ben kötü bir annemiyim. O yüzden mi böyle hissediyorum demeye başlıyor. Çünkü bu ikisi arasındaki farkı ayırt etmek güçleşiyor. Ama ne olur şunu hatırlayın hangisine inandığımız ve hangisine inandığımız noktadan çıktığımız yolda nasıl davrandığımız hem çocuğumuza hem eşimize hem kendimize bakış açımızı da fazlasıyla belirliyor.

Bir de işte şu iyi anne hayaleti var ya geceyi kusursuz yönetelim gündüzde son derece bakımlı son derece neşeli son derece üretken hani böyle her şeyi yapabilen yemeğini de yapabilen evinde tertemiz tutabilen bebeğini de son derece iyi yönetebilen bir anne olalım hayal böyle bir şey yok. Yani gerçekten o günler benim de zihnimde o kadar taze ki ya yemeği yetiştiremediğim ya evin her yerinin her yerde olduğu ya benim üstümün başımın hiçbir şekilde dışarıdan görülmesini istemeyecek pozisyonda olduğum ya böyle iki gündür duş bile alamasaydı olduğum saçımın başımın darmadağınık olduğu hallerde hatırlıyorum ki kendimi. Çünkü o iyi anne hayali hiçbirimiz için gerçek olamayan bir şey. Ne olur burada bir küçük not daha düşmek istiyorum.

Bunu hiçbir anne yapamıyor. Bunu hiçbir anne her gece ve her gün yapamıyor. O yüzden sosyal medyada gördüğünüz o güzel resimlere, profillere inanmayın. Yani bu bir insanın tek başına sürdürebileceği bir performans değil.

Ve bunu sürdürmeye çalışmak, bunu sürdürme beklentisi içerisinde olmak hem size hiç iyi gelmiyor hem de çocuğunuza hiç iyi gelmiyor. Çünkü çocuğun ihtiyaç duyduğu şey hiçbir zaman kusursuz bir anne de değil aslında. Yeterince iyi bir anne. Yani çoğu zaman orada olan, zaman zaman hata yapan ama hata yaptığında dönüp tamir etmeye çalışan bir anne.

Hatta burada özellikle vurgulamak istiyorum. Hiç hata yapmayan bir anne olmak çocuğunuz için yapabileceğiniz bir kötülük aslında. Çocuk annenin hiç sinirlenmediğini görerek büyümemeli. Çocuk annenin zaman zaman sinirlendiğini ama sonra geri gelip ya çocuğum sana bağırmayı hiç istemezdim ama o anda kendimi kontrol edemedim kusura bakma dediğini görerek büyürse bu çocuk için daha iyi.

Çünkü daha sürdürülebilir. Daha sürekli. Ve bir yandan da çocuğun şunu da öğrenmesi lazım. Kızım hayatta hiçbir şey mükemmel değil.

Hayatta hiçbir şey kusursuz değil. Hayattaki en önemli şey hataların olabilmesi, bundan geri dönebilmek, bunu onarabilmek. Ve işin en güzel yanı da bunu bildiğimiz zaman, şu an anlattıklarımızı içselleştirdiğimiz zaman gevşeyebildiğimiz ve gevşediğimiz zaman aslında çok daha iyi bir anne olduğumuz. Çünkü kendimizi sürekli yargıladığımızda çocuğumuza kalan enerjimizden de çalıyoruz.

Ve bu hiçbir işe yaramıyor. İşte böyle sevgili dinleyiciler. Aslında toparlamak gerekirse uykusuzluğu sadece geceye ait bir sorun olarak göremeyiz. Gece uykusuz kalmak ertesi günde fiziksel ve psikolojik sıkıntılara yol açar.

Tam da bu noktada 14 saat kuruluk sağlayan ve 20 farklı pozisyonda sızırmayan Molfix Tatlı Rüyalar Bebek Bezi ile tek bez bütün geceye yeter, bebeğin de annenin de uykusu bölünmez. Yani geceyi daha rahat geçirdiğimiz zaman ertesi gün çok daha sakin bir kafayla tabii ki yine minik minik hatalar yaparak ama en azından o hatalardan daha hızlı dönerek gündelik hayatımızı sürdürmemiz mümkün. Gece bölünen uyku bir gün bitiyor aslında çocuklarımız büyüyor geceleri uzuyor o uykusuzluk deposu yeniden doluyor ama o uykusuz kaldığımız dönemlerde kendimize karşı yaklaşımımız hep bizimle kalmaya devam ediyor. O yüzden ne olur kendimize karşı da birazcık daha nazik birazcık daha anlayışlı birazcık daha yeterince iyi kabul eden bir yaklaşımla kalalım.

Bence eğer bundan birkaç sene sonra şu anki halinize bakıyor olsaydınız, çok beceriksizmişsin, neler yapmışsın demezdiniz. Yani çok zorlanmışsın ama elinden geleni yapıyorsun derdiniz. Ben şimdi dönüp 9 sene öncesine baktığımda o zaman çok zorlandığımı ama elimden gelenin hep en iyisini yapmaya çalıştığımı, yeterince iyi bir anne kalmak için çaba harcadığımı görebiliyorum. Umarım siz de kendinizle böyle konuşmayı başarırsınız.

Herkese çok sevgiler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)