
2.396 kelime · ~12 dk okuma
Merhaba ben Supreme Filozof Lider Zihni Başsaray. Peki beni kim Supreme Filozof Lider ilan etti? Kendim. Çünkü gerçek bir lider kendi sıfatını kendi koyar.
Bugün ve bugünden sonra burada karşılaşacağımız her gün sizlere iş hayatında gerçek bir liderlik için ihtiyacınız olanları, çalışanlarınızı yenmek için adım adım neler yapmanız, nasıl adımlar atmanız gerektiğini tarifleyeceğim. Bu tariflerde ara sıra sorun yaşayabiliriz ama bunlar yokmuş gibi davranmanız için de sizi manipüle etmek için elimden geleni yapacağım. Önce ahlaki bir soruyla başlayalım. Aslına bakarsanız bu program daha eğlenceli olsun isterdim.
Mesela keşke bu programı İbrahim Selim sunsaydı ve girişte hiç komik olmayan bölüme kahkahalarla gülüp efekt yapsaydı. Ama maalesef olmadı. Bugün Podbeast stüdyolarındayız ve sorumuz şu. Eğer ormandaki ceylanların ahlaki ilkelerini sırttanlar belirliyor olsaydı o ilkeler ne olurdu?
Mesela ceylanlar için koşarken zigzag çizmek çok ayıp bir şey olurdu. Kendi aralarında zigzag çizenleri yadırgarlardı, dışlar öbürsüleştirirlerdi ve onlara derlerdi ki ne kıvraksın. Ya da ceylanlar için kaçarken ağaca tırmanmak mutlaka ayıp bir şey olurdu. Yani ceylanların ahlaki ilkeleri mutlaka sırtlanların, kaplanların onları daha kolay yakalayabileceği bir düzlemde devam ederdi.
Peki insanlar için de aynı kurallar geçerli mi? Yani bizim ahlaki ilkelerimizi kim belirledi? Bu soruyu cebinize koyun. Çünkü cebinize koymazsanız programa nasıl devam ettireceğimi bilmiyorum.
Biz insani olarak 2300 yıl kadar geriye gidiyoruz. Ve tarihin en gerzek filozoflarından biri olan Sokrates'e dönüyoruz. Sokrates hayattaki birçok şeyin akılla idare edilmesi gerektiğini, esas karar vericinin akıl olduğunu ve aklımızı doğru kullandığımızda hayatın çok daha yaşanabilir olduğunu öğütleyen, sorular soran, lakabı da at sineği olan, eko kapite olan bir hazretti. Aslında Sokrates'in yaşayıp yaşamadığını da bilmiyoruz çünkü böyle bir gerzeğin çok uzun yaşamamış olma ihtimali de var.
Yani tamamen Platon'un uydurduğu bir kahraman da olabilir. Ve hikayeye göre bile aklı kutsayan, aklın çok önemli olduğuna inanan, aklın her şeyden üstün geleceğine inanan Sokrates, kalabalık bir insan güruhunun ortak aklıyla idam edildi. Yani kendi hikayesini kendisi kullanılması hale getirdi. Oysa bugün bizim bildiğimiz, bugün bize anlatılan, bugün bize öğretilen bütün felsefe hikayesini Sokrates ve Platon'la başlatan, akıl üzerinden ilerleyen, mutlaka akıllı olmamızı, uslu olmamızı, sakin olmamızı öğütleyen bir felsefe.
Oysa biz Sokrates'in hemen biraz öncesine gittiğimizde son gerçek filozof Nietzsche'nin de öğütlediği gibi Dionysos'u takip ediyoruz. Yani Sokrates gibi aklımızı kullanırsak her şeyi yaparız zevzekliğini bir kenara koymuş ve ben vahşi bir ormanda keyfim yerinde yaşamaya devam etmek için gereken neyse onu yaparım diyen Dionysos'la kariyerini devam ettirmiş olan William Frederick Nietzsche. İşte benim size çizdiğim, kariyerinizde yepyeni bir yol haritası oluşturmanıza yarayacak bu patikada izleyeceğimiz yol Nietzsche'nin yolu. 20. yüzyıl Fransız sosyolojisi ve bütün felsefesini hep birlikte çöpe atacağız.
İyi insan olmayı öğütlemeyeceğiz. Çünkü iyiliğin ve kötülüğün aslında tamamen uydurma olduğunu hep birlikte keşfedeceğiz. Özellikle Chomsky gibi aman şöyle yaparsanız uysallaşırsınız, böyle yaparsanız evcilleşirsiniz diyen zevzeklerin bir daha adını bile anmayacağız. Adını ananlarla tartışacağız.
Çünkü tartışmak her zaman iyidir. Patronunuzla olmadığı sürece. Dikkat ettiyseniz sizi çalışan kabul ettim. İstatistiklere göre insanların %98'i başkası için çalışıyor.
Yani artı değerini gerçek bir lider çatır, cıyır, eziyor. Peki nasıl gerçek bir lider olabilirsiniz? Mükemmel liderliğe giden basamaklar nasıl örülür? Patronunuzu nasıl yenersiniz?
Ve yene yene patron olduğunuzda çalışanlarınızı nasıl yenersiniz? Mükemmel bir lider nasıl olur programına? Altyazı M.K.
bu güç ilişkilerinin dengesini bilmeden bırakın kariyerinizde adım atmayı hafif bir yengeç dansını bile yapamaz hale gelirsiniz. Akıl demiştik, Sokrates'i cebinize koyun demiştim. Şimdi bu zevzeyi cebinizden çıkarın. Çünkü cebinizde olması bile sizi yoracak, pantolonunuzu kirletebilecek bir objeye dönüşebilir.
İşte bu Sokrates'in zevzek akılcı hikayesi 2300 sene sonra bilimsel olarak yalanlandı. Amon Tversky ve Daniel Kahneman'ın Thinking Fast and Slow kitabı, yani Daniel Kahneman'a davranışsal iktisatta Nobel ödülü aldıran bu teori bize şunu öğretti. İnsanlar hayatta kararlarının sadece yüzde birini frontal loblarıyla veriyorlar. Oysa kararlarımızın yüzde doksan dokuzunu aldığımız yer amigdalımız.
Yani bundan yüz bin sene önce ormanda gezerken gecenin köründe bir yaprak hışırtısı duyduğumuzda acaba kaplan mı geliyor oturup bir meet ayarlayalım demeden bizim kaçmamızı, koşmamızı, tehlikelerden uzaklaşmamızı sağlayan ilkel güdülerimiz. Biz hayatın her yerinde bu ilkel güdüleri önemseriz. Aslına bakarsanız kapitalizm bu ilkel güdülere en hakim alandır ve tüketiciyi ilkel güdüsünden yakalamaya çalışır. Aslında güzel olmayan şeyleri güzelmiş gibi satabilmenin yolu rıza üretmektir.
Rıza üretmek de karşınızdakinin en ilkel güdülerini ele geçirmekle olur. İnsanlar ikna olmak için yaratılmamıştır. İnsanlar ikna olmamak için de yaratılmamıştır. İnsanlar sadece daha optimum şartlarda yaşamak için yaratılmıştır ve bunun için ne gerektiğine inanıyorlarsa onu yaparlar.
O yüzden devletsiz toplum örnekleri vardır, inançsız toplum örnekleri yoktur. İnsanlar inanmak isterler. Bir şeylerin iyi olacağına, güzel olacağına, güzel olduklarına, iyi olduklarına, zeki olduklarına, aile olacaklarına, tek kalacaklarına, neyse, amaçları neyse ona giden yollara inanma ihtiyaçları vardır. Peki, herkesin ihtiyaçlarını konuşuyoruz da patronların ihtiyaçlarını niye konuşmuyoruz?
Patronun iyi hissetme ihtiyacı, patronun motive olma ihtiyacı yok mu? Elbette var. Tam bu noktada karşımıza şu çıkıyor. Patron performans raporuyla, primiyle, düşük maaş vermeyle, 8 yıllık çalışanın tazminatını yakarak istifa etmesiyle mi motive olur?
Evet, bunlar elbette ki patronu mutlu eder. Patronu daha mutlu edecek olan şey, çalışanların ona gösterdiği bağlılık, ona açtığı alan, onu daha zeki, daha iyi, daha güzel gösterme çabasıdır. Modern dünya buna yalakalık diyor. Yani Sokrates'in o son derece bilinçsiz, şuursuz, insan doğasına aykırı, akılcı yaklaşımıyla yaratılmış, çalışana dayatılan ahlaki ilkeler.
Etrafımıza örülmüş demir çubuklar. Kırın bu çubukları. Çünkü maaş bordronunuzdan başka kaybedecek baya bir şeyiniz var. Bugünkü ilk dersimizde işleyeceğimiz konumuz yalakalık.
Yalakalık bugüne kadar pejoratif anlamda kullanıldı. Yalaka diye insanlar birbirlerini öbürsüleştirdiler. Yalakadır o yüzden terfi etmiştir. Yalakadır o yüzden o işi almıştır.
Yalakadır o yüzden zaman almıştır. Ulan senin iyi yaparak, çalışarak, daha disiplinli olarak, sabah dörtte uyanarak, günde dört litre su içerek olacağına inandığın şeyler, yüzde doksan dokuz ihtimalle yalakalık adını verdiğin şeyle gerçekleşiyorsa, O zaman filmi bir geri sararak izleme zamanı değil mi? Kaliteli yalakalık insanları dönüştüren yalakalıktır. Profesyonel bir yalakalık patronu da iyi olmaya yeter.
Profesyonel yalakalık patronu da özgürleştirir. Çalışanın patrona açtığı sosyal, duygusal ve bilişsel bir alandır. İşte bu özgürlük alanıdır esas patronu iyi hissettiren. Peki buna yalakalık demeye devam edersek gerçekten bunu yapabilir miyiz?
Hayır. Çünkü Freud'un totem ve tabusuna minik bir yolculukta şunu görürüz ki kelimeler bir kere bir anlam ve duygu kazandıktan sonra ondan kurtulmaları çok zordur. O sebeple yalakalığa bu videonun geri kalanında dikey network diyeceğiz. Nasıl ki yatay networkingde başka işine yarayabilecek insanlarla aslında öyle değilmiş gibi yaparak çıkar ilişkisi kurmak birinci sınıf bir hikmet olarak görülüyorsa bizde yalakalığın zaten hemen yanında ya.
Ya sen yarın öbür gün işime yarar diye elin yedi kat yabancısının derdini tasasını dinlemeye networking diyorsun. Ya burada seni maaş bodruğunu imzalayan insan iki iyi hissedecek buna yalakalık. Bunu reddediyorum. Aaa ben kendime dikey networking'i de yakıştıramam efendim, benim çok ilkelerim var.
Ya o zaman şöyle düşün ya, sen bugün liderinle masaya oturduğunda olağanüstü bir güç asimetrisi var. Senin mezun olduğun liseden, senin mezun olduğun üniversiteden her yıl sonsuz sayıda insan mezun oluyor. Senin yapabildiğin işi yapan muhtemelen bir yapay zeka var, çok şükür patronun henüz onu görmedi ve milyonlarca bu işi yapabilecek insan var. var. Dolayısıyla şu net.
Günümüz teknolojisi ve günümüz düzleminde emeğin rekabetçiliği çok azalmış durumda. O zaman ne yapacağız? Asimetrik güce bakacağız. Patronun sahip olmadığı ve senin sahip olduğun şeyler. Önce patronun sahip
olduklarına bakalım. Karar verme yetkisi, imza yetkisi, maaş yetkisi. Senin sahip oldukların emek. What the fuck is emek ya? What the hell is emek?
Ya emek kazansaydı Bolşevikler çok acı çekti ya. Bak Lenin yalnız öldü. Stalin'i bugün nasıl anıyoruz? Mahvoldu ya.
Sovyetler yıkıldı gitti. The New World. Brave New World ya artık. Dolayısıyla bu Brave New World'de hayatta kalmak için şunu bileceğiz.
Emeğin rekabetçiliği çok düşük. Peki liderin zaafları neler? Liderin zaafları işte esas sizi lider yapacak olan şey. Çünkü şunu bileceksiniz.
Bu izledikleriniz çalışanlarınızı yenmeniz için de olağanüstü bir rehber olacak. Lideriniz bir insan ve her insan kadar zaafı var. İyi hissetmek istiyor, haklı olmak istiyor, doğru olmak istiyor, güzel olmak istiyor. Olmasına da gerek yok, öyle olduğuna inanmak istiyor.
O zaman sizin elinizdeki en büyük güç nasıl ki bir şarkının bütün ritmini her şeyini bir equalizer ile ayarlayabiliyorsanız, Liderinizi de bir equalizer gibi yönetme rehberi veriyorum size. Dikey Networking. Dikey Networking size şunu sağlayacak. Liderinizin sizin istediğiniz şeyi kendi düşüncesi gibi size söylemesini sağlayacak.
Liderinizin sevmediğiniz o çalışan hakkındaki görüşünü aslında sizin ona empoze edebilmenizi sağlayacak. Yağlamak gibi düşünün. Bir şeyin bir yere girmesi için mutlaka yağlamanız gerekir. Yalakalık da buradan gelir.
Dolayısıyla girecek olan şey sizin fikrinizdir. Girecek olan yer liderinizin zihnidir. Buradaki yağ da Dikey Networking'in ta kendisidir. Orta kademe Dikey Networking. Bu genelde orta kademe yöneticilerin görevde 18 sene kalmasını sağlayan biçimdir.
Liderinin aslında yollamadığı o maili ve yolladığını iddia ettiği o maili yollamışsınızdır efendim sistemde sorun vardır. Diyen Dikey Networking uzmanıdır. Liderinin aslında bilmediği konuda konuştuğunda efendim hepimizin başına geliyor. Ara sıra hepimiz yanılıyoruz diyen Dikey Networking uzmanıdır.
Ben bu çirkinliklerle vakit kaybetmeyeceğim. Birincisi Dikey Networking lidere hatasını güzellemek, hatasını görmezden gelmek gibi durumlara girmemesini sağlayan Networking'dir. Yani ertesi gün bir toplantı var ve sen biliyorsun ki liderin bu konunun tam bir cahili. Allah belasını vermesin düzey tam bir yobaz.
Hiçbir fikri yok ama gelip salak salak konuşacak. Çünkü bir lider bir toplantıda mutlaka son sözü söylemek ister, aralarda girmek, itiraz etmek ister. Peki o liderin söyleyeceği şeylerin zekice olmasını sağlamak işte dikey networking mudur? Önce lideriniz için bir bilgi notu hazırlarsınız.
Bir gün önceden mutlaka bir mail atarsınız. Efendim yarın şöyle bir toplantımız var. Sizden şöyle bir karar beklenecek, şöyle görüşler beklenecek. Toplantının muhatapları da bunlar. Yani liderinizi hazırlarsınız. Hatta bu kısa bilgi notunda efendim siz biliyorsunuz ama ben senin için bir derleyip topladım. Şunlara bir göz atsanız belki faydalı olur. Mail atmanız yeter mi? Hayır yetmez.
Çünkü ya akşam liderinizin spor randevusu varsa ve telefona bakmak uykusundan önce mavi ışık sebebiyle ona iyi gelmiyorsa işte profesyonel bir dikey networking uzmanı bunu düşünür ve mutlaka liderine gidip bunu hatırlatır. Peki bunu sizin için bunu yaptım diyerek mi? Söyler. Hayır. Yapılması gereken budur imajı çizer. Zaten buydu ben de yapılması gerekeni yapıyorum.
Yani böylece şirkette bütün şirkette yapılması gerekeni yapmış tek çalışan olarak kodlanırsınız. Lider bugüne kadar nasıl böyle bir şey olmadı diye düşünürken şunu fark eder bugüne kadar siz orada yoksunuz ki ve şunu bilmez yarın belki de onun koltuğunda olacaksınız ama şimdilik ikinci maddeye geçelim. İkinci madde liderinizin fikir özgürlüğü. Her yerde fikir özgürlüğünü savunuyoruz. Her yerde ifade özgürlüğünü savunuyoruz. Peki liderinizin fikir özgürlüğünü ne kadar dert ediyorsunuz? İşte bu anlamda yapabileceğiniz çok ama çok kritik bir şey var.
Lidere birebir ortamlarda gerçekten işe yarayacak fikirlerinizin bir kısmını vermek ve bu fikirlerin liderin ağzından söylendiğinde daha değerli ve geçerli olacağını bilerek hem sizin fikrinizin hayata geçmesini sağlamak hem de liderinizin fikir özgürlüğü kapsamında sizin fikrinizi kendi fikri gibi satabilmesi için kıymetli bir alan yaratmak. Yani fikrinizin değerlenmesi ve fikrinizin çok daha etkili olma süreci gibi düşünün. İyi bir fikre büründüğünde sonunda inanın kazanan siz olacaksınız. Gel gelelim üçüncü maddeye.
Üçüncü madde liderinizin güncel olan her şey konusunda fikir olmasını sağlamaktır. Ama burada da dikkatli olun. Çünkü lidere yaptığınız her katkı aslında onun bunlardan bir haber olduğu duygusunu yaratabilecek bir şeydir. O sebeple pro düzey dikey networking yeni bir sistem önerisi adı altında yapılır.
Diyeceksiniz ki ya kıymetli liderim, değerli liderim. Bu sebeple sanki size sabahları bir bülten hemen böyle hızlıca takip edebileceğiniz. Hatta ben yapay zekadan da bir dashboard yaptım. Sizin için hap bilgiler.
Hap bilgiler. çözeceğiniz bir durum. Ha lider ona bakar mı? Bakmaz.
Ama bilir ki var. Beni düşünen biri var. Beni düşünen biri var. Çünkü düşünün her departman en az iki kişi ama lider tek. Onun
departmanı yok ki. Bu departmansızlık içinde lidere bir yaren, bir yoldaş. Çok mı görüyorsunuz bunu? Hayır.
İnanın çok değil. Ve son olarak dördüncü madde. Lideriniz zaman zaman geçmişte aldığı kötü kararlarla alakalı öz eleştiri Demeyelim ama ya şunu yapmasa mıydık diyeceği anlar olacaktır. İşte bu anlar pro düzey bir dikey networker'ın mutlaka tetikte olması gereken anlardır.
Bu sebeple yapmanız gereken şey liderinizin öz eleştiri anlarında şöyle mi yapsaydık anlarında liderinizin o an verdiği kararın o an için ne kadar doğru olduğunu, ne kadar önemli olduğunu ve kritik olduğunu, bugün karşınıza bazı zorluklar çıkarsa bile ileriye dönük olarak çok kıymetli bir yatırım olduğunu mutlaka vurgulamanızdır. Bu aynı zamanda tarih biliminde de geçerlidir. Nasıl ki her olay kendi dönemi içinde değerlendirilmeliyse, siz de liderinizi bilimsel bir geçmiş okuması içine ittirseyebilirsiniz. İşte pro düzey bir decay networker kariyer adımlarını çok daha güçlü, çok daha sağlıklı atacaktır ve bütün bu yöntemler sosyal yaşamınızda ve en önemlisi yönettiğiniz ekiplerde yarın öbür gün yönetebileceğiniz şirkette çalışanlarınızı yenmeniz için de size çok kıymetli bir rehber olacaktır.
Peki Supreme Filozof Lider zihni bize tarihten gerçek örnekler verir misin? Üst düzey, pro düzey bir dikey networker'ın başarıya ulaştığı anlar hemen söyleyeyim. Yüzüklerin Efendisi Aragorn. Gandalf'a asla itiraz etmedi.
Söylediğim tekniklerin tümünü uyguladı. Olabilecekleri olamayacakları o söylemedi ama Gandalf'a hissettirdi. Gandalf'ın aldığı kararların tüm sürecinde etkili oldu ama son kararı asla almadı. Sonunda mutlu, çocuklu, evliliği olan bir kral olarak yaşamına devam etti.
Oysa sürekli fikrini beyan eden, itirazları olan, özgüvenle konuşan, karakterini ortaya koymaya çalışan Boromir, olmayacak bir Uruk-i'nin rezil bir okuyla yaşama veda etti. Böyle bir son mu yoksa mutlu, çocuklu ve aşağı yukarı 600 yıl yaşayan gerçek bir kral mı? Devam edelim. Harry Potter.
Hatta Harry Potter okula girdiği ilk andan itibaren tek bir muhatap seçti kendine. Hedefi belliydi. Albus Dumbledore. Herif müdürle doğrudan diyalog kurdu.
Mentörlük dedi buna. Bu arada unutmayın başarılı dikey networkingin adı mentörlüktür. Bu mentörlük süreci boyunca Dumbledore'a itiraz etmedi. Yaptığı haylazlıkların sonunda Dumbledore'un her şeyine Wow! Profesör Dumbledore diye takdirle, şaşırarak, sevgiyle baktı.
Ve bu bakışların sonunda mutlu, çocuklu, kıymetli bir yaşamı oldu. Peki bunu yapmayan Severus Snape bütün kahramanlıklarına rağmen afedersiniz bir yılanın sokması sonucu yaşamını kaybetti. Baktığınız zaman onurluydu, akıllıydı, aşıktı, yol boyu taviz verdi, itiraz etti, bir şey yaptı ama yılan soktu. Harry Potter öyle mi? Hayır değil.
Dolayısıyla Snape olmayın, Harry Potter olun. Dwight Schrute karakterinden ödüm vermekten asla çekinmedi. Her zaman patika yolları izledi. Evet, belki ilk birkaç sene düşük düzeyli bir dikey networker'dı.
Hatta basit düzeyde yalakalık yaptığını da söyleyebiliriz. Ama ilerleyen zamanda Michael Scott'ın zaaflarını akıllıca kullandı. Onların içine resmen enjekte oldu ve bu enjeksiyonun sonunda sistemi ele geçirdi. Bir regional manager olarak hayatına devam etti.
Hatta evlendi, mutluydu. İşte tarihten verdiğim bu üç kıymetli, gerçek, profesyonel örnekte de göreceğiniz gibi pro düzey bir decay networker, mutlu, huzurlu, yüksek bordrolu, gelir vergisini ödeyen, adliyeyle ve maliyeyle asla problemi olmayan, kıymetli bir insan olarak hayatına devam ederken, asla taviz vermem, ben efendim şöyle yaparım böyle yaparım diyen, işimi iyi yapsam yeter diyen ve Dikey Networking'den bir haber acemiler yalnız unutulmuş öbürsüleşmiş olarak hayatına devam etti. Siz hangisi olacaksınız?
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.