
2.604 kelime · ~13 dk okuma
Dünyanın ucunda bir gül açılmış, sonra o gülü alıp gül yağ yapıp tüm dünyaya ihraç etmişler. Merhaba. Size yeni model bir şiirle merhaba demek istedim. Çünkü bugün dünyanın yeni modelini konuşacağız.
Sizi geçmişe götürüyorum. 1943-44-45'e bu Jean Paul Sartre'ların dönemine gidiyoruz. Aslında Fransa'da yapılan tartışma şu 2. Dünya Savaşı döneminde.
Paris işgal altındayken Sartre aslında Amerika'nın Paris'i kurtarmak, Fransa'yı kurtarmak adı altında Fransa'yı işgal ettiğinden bahsediyor. O zaman Sovyetler ve Amerika diye ikiye bölünmek üzere Avrupa ve gerçekten de hikaye böyle oluyor. İkinci Dünya Savaşı'na katılan bütün Avrupa devletlerinin bir kısmı Sovyetlerin bir kısmı da Amerika'nın hakimiyetine giriyor. Amerika kendi hakimiyet alanını büyütebilmek için Avrupa'yı fonluyor, üçüncü dünyayı fonluyor.
Yani çift kutuplu dünyanın dışında kalan ülkeleri de fonlamaya başlıyor. Aynısını Sovyetler de yapıyor ama Sovyetler bir üretim modeliyle Amerika ise bir tüketim kültürüyle diğer ülkelere gidiyor. Ve böylece kendi talebini yaratan Amerika hakim ülke olarak bu işin içinden sıyrılıyor. İşte bu para bolluğu içinde Sovyetlerin de yıkılmasıyla birlikte 90'lardan beri insanlara garip garip yönetim bilimi kitapları okutuldu.
Hatta bütün Avrupa'ya acayip para basıldığı dönemlerde Peter Drucker gibi insanlar yönetim bilimleri üzerine kitaplar yazdılar. Bu kitaplarda liyakatten, bu kitaplarda çalışkanlıktan, efendim bu kitaplarda kutsal kutsal şeylerden bahsettiler. Ama bu kitapların yazarları yaşlandı, bu kitapların yazarları artık iyi fikirlere sahip değiller. Ama bu kitaplar hala bugün yönetim bilimleri konusunda insanlara okutuluyor.
Oysa biz daralan bir dünyadayız. Lehman Brothers'tan beri artık dünyada o kadar para yok. Dolar pahalı ve paranın maliyeti yüksek. Peki daralan, sıkışan bir ekonomide kurallar büyüyen ekonomidekiyle aynı olabilir mi?
Hayır. O yüzden biz ecnebinin atalarını bırakıp kendi atalarımıza doğru gideceğiz. Size bir Nasreddin Hoca fıkrası anlatmak isterim. Nasreddin Hoca bir gün uyuz olduğu bir adamı sokakta görür.
Yağmur çiselemektedir, şiddetini arttırır. Adam koşarak evine gitmeye çalışmaktadır. Hoca adama zaten kıl oluyor. Adama seslenmiş be hey nereye gidiyorsun namussuz herif?
Adam dönmüş hoca demiş yağmur yağıyor. Ah demiş seni edepsiz Allah'ın rahmetinden mi kaçıyorsun? Gel zaman git zaman yine yağmurlu bir hava. Bu sefer adam evinde Nasrettin Hoca yağmurdan kaçarken adam seslenmiş.
Hoca ne oldu? Bana laf ediyordun kendin şimdi yağmurda koşuyorsun. Ah demiş seni beynamaz. Ben Allah'ın nimetine basmamak için koşuyorum.
Nasreddin Hoca'nın bu yaklaşımı bizim kültürel belleğimizde haklı ve iş görmeyi bilen biri nasıl davranmalı diye kocaman bir ünlem bırakmalı. Ha diyorsanız ki zihnim biraz daha bugünlere gel biz kalın kitaplar okuduk o zaman size önce Marx'tan bir örnek vereceğim sonra bir atasözümüzle giriş yapacağım. Somut koşulların somut tahlili yani değerler düzlemi idealde böyle olmalıyı bir kenara bırakıp gerçekten ne oluyor ve istediğimi yapmak için nasıl hareket etmeliyim bir atasözümüzle de konuya giriş yapmak istiyorum. Götüyle inatlaşan altına sıçar.
Kültürle çatışamazsınız. Kültür her şeyin belirleyicisidir. Ve biz kültürün yerine strateji koymaya çalışan koca bir iş dünyasıyla uğraşıyoruz. Uzun uzun PowerPoint sunumları, insan kaynakları departmanlarına yatırımlar, iş prensipleri, çalışma etiği, kalın kitaplar, uzun videolar, garip konuşmalar derken keynote speaker'ları zengin ettiğimizde kalıyoruz.
Which is okay. Serdar Kızlıoğlu. Oğlum, Özgür Demirtaş, seni seviyorum. Peki, keynote speaker'lar bu konuya gelmişken nasıl sürdürülebilir bir iş kuruyorlar?
Sizin gerçekten para edecek bir fikriniz olsa çıkıp bunu ortalıkta anlatır mısınız? Hayır. Keynote speaker'ların bildiği sır şudur arkadaşlar. Anlattıkları asla uygulanmayacak.
O yüzden de asla ölmeyen bir sektör. Siz de uygulanmayacak şeyler anlatarak para kazanmak ister misiniz? Beni arayın, belli bir ödeme karşılığı size tavsiyeler vereyim. Bugün konumuz iş dünyasının kanayan yarası.
Vardığımız yer, çalışan seçmek, kiminle çalışacağını belirlemek. Biz Weber'in toplumu değiliz. Biz Anglo-Sakson değiliz. Biz mahalleyiz.
Biz kocaman bir aileyiz. Biz sevginin etrafında kenetlenmiş, umuda örgütlenmiş, Yalpık yalpık da olsa yan yana yürümeyi marifet bilmiş ve bir hayalin peşinde hep birlikte koşan dev bir sülaleyiz. O yüzden bizim yapımızda ailelerin şirketleşmesinden ziyade şirketlerin aileleşmesi makbuldür. Peki bugün insanları nasıl işe alıyoruz?
Kültürümüze uygun olmayan bir biçimde. Yabancıların öğrettiği geçersiz yollarla. İş ilanları. Hangisi gerçek Allah aşkına?
Bir çalışandan gerçekten istediğiniz şeyi iş ilanına yazmaya kalksanız ortalık yıkılıyor. Mesela ben bazen canım sıkkın işe gelirim, suratsız olurum. Bir gün önce istediğim şeyi hatırlamam ya da sana dün söylemeyi unuttuğum şeyin hesabını ertesi gün sorarım. Bunların hiçbirine sesini çıkarmamaya okey misin diye iş ilanında yazabilir miyiz?
Maalesef hayır. Saçma sapan teknik şeyler yazarsınız ya. Excel bilen powerpoint nedir ya? Excel. What the hell is Excel ya? Ya her pod bir abonesinde benden hediye Excel kursu ya. Ne ya Excel dediğiniz? Rakamlar. AI. In a way Özgür Demirtaş. Robot yapabilirsiniz bugün. AI kullanarak. Ama şunu yapamazsınız. Patron sabah işiyle kavga edip çıkmış toplantıya girdiniz. Benim bir konsörnüm var. Başlarım senin konsörüne ya.
Ulan ben sabah tartışmışım yengenle. Benim canım zaten sıkkın. Geldim buraya tam toplantının konusunu da bilmiyorum. Zaten arabanın bakımı da geçmiş polis ilk cezayı yazmış. Bunu yönetebilir misin? Bunu iş ilanını yazabilir misin? Yazamazsın. Ama iş dünyası bunlar etrafında döner. Biz iş dünyasını hep organizasyonel yapılar çerçevesinde konuşuruz ve değerlendiririz.
Oysa bu saçmalıktır. Hayatta gerçek olan ilişki ve güç haritasıdır. Bu iki haritayı çözmeden yıldız haritanız bile size yardımcı olamaz. Tuğçe Işınsu, ekmeğine taş koymak istemem ama tılsımlar bile bu işi halledemez.
Sizin ihtiyacınız olan şey hemen şimdi bu kanala abone olup kulak kulağa verip beni dinlemek. Çünkü size işe alımın sırrını anlatacağım. Birinci adım, iş ilanı çıkmayı bırakın. İş ilanı bir saçmalıktır.
İkinci adım hazırladığınız CV'leri hemen bir kenara koyun. Çünkü CV'ye de gerçek kendinizi yazamazsınız. CV'ye şunu yazabilir misin? Patronumu akıllı hissettiririm.
Yazamazsın ama bu işe alım sebebidir. CV'ye şunu yazabilir misin? Şirket içi dedikodunun tansiyonunu yönetirim. İşe yarayacak kadarına izin verip işe yarayacaktan biraz sıyrılmaya başladığında patronu uyarırım.
Bunu CV'ye yazamazsın. Bu hem işe alım hem de prim sebebidir. İş, hayatındaki en önemli şeyleri CV'ye yazamıyorsun ama o CV ile işe alınmayı bekliyorsun. What's going on? Ne oluyoruz ya?
Yani iki tane muhayyal kavram, bir iş ilanı, asla gerçekleri söyleyemeyen, sansürlenmek zorunda kalan, suça sürüklenmiş ilanlar. Bir tarafta da CV'ler, asla kişinin gerçek potansiyelini ortaya çıkarmayan şeyler. Bu ikisi birbirine denk gelecek, insan kaynakları o görüşmeye girecek, kendisinden daha yüksek maaş alacağına zaten uyuz olduğu bir pozisyonda sizle görüşecek, sonra da senin ondan daha fazla maaş almanı okey olup seni işe başlatacak. Hayal dünyasında mı yaşıyoruz ya? Neredeyiz arkadaşlar?
Bu arada hayal dünyası demişken, Metin ara. Beni ara. Sizi bu hayal döngüsünden çıkarmaya, mavi hapı bırakıp kırmızı hapı almaya, üstelik bu hap için de para vermeye davet ediyorum. Birlikte bu işi çözelim. Liderler, lider adayları, patronlar, orta kademe yöneticiler, maalesef çalışanlar, sizlere anlatıyorum. Bu çıkış tek bir şekilde mümkün. Network sponsorluğu. Bazıları buna torpil diyor, bazıları nepotizm. Ben buna sevgi diyorum, koşulsuz sevgi. Nasıl olmalı? Neden torpil sizin teriminizde harika bir şeydir ve mekanizma nasıl çalışmalıdır?
Birincisi, network sponsorluğu adını verdiğim torpil mekanizması aslında kesinlikle o işle alakası olmayan birinin çok önemli bir yere getirilmesi demek değildir. O işi biraz yapma potansiyeli olan birinin aslında biraz daha fazla sorumluluk alması demektir. Çünkü kimse rezil olacağı adamı zaten size yollamaz. Mahcup olurum der.
Sıfırdan başlarken şu olur. Ya bizim bir çocuk var buna da öğretiverin. Öğretin ya. öğretiverin ya arkadaşlar bu da bir şey değil iş ilanını kaldırıyorum iş ilanı şuna dönüşmeli Oktay abi bize biri lazım zıpır yılan gibi olacak kaplan şimdi böyle iş ilanı çıkamazsın ama ilanın tanımı aslında bu pozisyonun tanımı herkesin okuma yazması var bugün Türkiye'de 99.8 olmuş okuma yazma oranı
bir zahmet o %0.2'den de almayın arkadaş top bildiği iyi. Şimdi karşınıza geldi. Ne oldu? Normalde
belki iki ay açık kalacak pozisyon. Bir haftada buldunuz birini. Geldi mi torpilli? Üç haftada her şeyi öğretirsin ya. Ne
yapıyoruz ya? Atom mu parçalıyoruz? Öğret ya. AI.
AI. Her şey mümkün artık. Öğrendi mi? Lan zaten o işi de tam yapmayacak.
Sana da tam yapmayacak. Ama başkasını da alsan tam yapmayacak. Dolayısıyla bir alışma sürecini geçirdik. Bu arada en iyi öğrenme yolu nedir?
Öğretmedir. Ne oldu? Torpilliğe iş öğreten diğer çalışan da kendisi de pekiştirmiş oldu bildiğini. Benim bu sorumluluğumda değil.
Yapma ya. Kardeşim öğretmek hem sevap hem sosyal sorumluluk hem kurumsal yetkinlik. Ya ben senin üç boyutlu ruhani haline yatırım yapmışım. Benim bu sorumluluğumda değil.
Kusura bakmayacaksın. Biz kimin neyin sorumluluğunda olduğunu iyi biliriz. Kişi öğrendi mi işi? Öğrendi.
Senin işe alım derdin bitti mi? Bitti. Onun CV derdi bitti mi? Bitti.
Başladı çalışmaya. Bizim en büyük sorunlarımız ne? Patrona karşı sorumluluğunu yerine getiriyor mu? Bir mahcubiyet duyuyor mu?
Ya işimi yapmalım diyor mu? Patrondur, uyuz olur. Bir şey saklamak ister. Oktay amcası dediği zaman beni zihniye rezil etme.
Bak patronun üzerinden baskı yükünü Oktay amca da alıyor. Çalışan çift baskı görür böylece. Ama patron da çalışana zulmetmeye kalktığında Oktay amca devreye girer. Ne oldu?
Çalışanı da koruyan bir mekanizma oldu. Bakın neden Türkiye'de sendikal yapı gelişmiyor? Çünkü zaten kendiliğinden sendikal bir yapı var. Ben buna network sponsorluğu baskısı diyorum.
Mahalle baskısını alternatif olarak. olarak. Zaten torpil sağlayan kişiyle torpilli kişiyi işe alan şahıs arasında zaten bir denge var. Ya sen bizim yeğene %10 zam yapmışsın olacak iş mi? Şimdi hangi
sendikal yapı bu etkiyi yaratır? Şunu der ya Oktay abi. Zihnim 20 bin liraya kaldıysan ben vereyim cebimden. Bak dedi mi bunu? Hele
eş dost arasında. Çalışan kaptı zammı. Dürdük yere. Dedi ki çalışan gitti. Oktay amca, Oktay
amca. Oktay amca döndü. What the hell is going What the hell is going on dedi. What the hell is going on?
Patron istediğim zammı yapmadı. Oktay amca şunu diyebilir. Ortam çok kötü, işler çok sıkışık. Sen maaş aldığına şükret.
Ne oldu? Hangi sendikal yapı teskin eder bu kadar çalışanı? Hiç kimse. Bakın dikkat ettiyseniz Torpil çift taraflı bir denge denetim mekanizması oluşturdu.
Kendiliğinden. İki, Türkiye'de boşanmalar çok hızlı artıyor. İnsanlar bilinçsizce yaptıkları evliliklerin devamında çok uzun zaman birlikte geçirdikleri İş arkadaşlarıyla flörtleşme eğilimindeler. Ve bunun korkunç sonuçları oluyor.
Ahlaki bir sonuçtan bahsetmiyorum. Ama iş dünyasına bunun karşılıkları oluyor. Bugün bir yasak ilişkinin ortaya çıkması %30 verimlilik düşüşü demek bir hafta. Böyle bir şeyi kim kabul eder?
Ama arada bir torpille oldu mu? Ulan bu bizi patrona ispiyonlar mı? Ya da patron doğrudan böyle bir şeye girerse ki o zaman zarar çok daha büyük oluyor verimlilik kaybı. Bu beni Oktay'a söyler.
Oktay da benim hanıma söyler. Dolayısıyla böyle bir şeye giremem diye bir iç denetim mekanizması çalıştırıyor. Dolayısıyla torpil bir kere çekirdek aileyi de koruyan bir yapı. Denge denetim oluştu iş güvenliği açısından.
Hem de çekirdek ailenin huzuru, mutluluğu ve sadakati çok daha pekişik hale geldi. Gelelim sıradaki faideye. Royal Wedding. Hatırlarsınız meleklerin payı İngiltere kraliçesi Elizabeth öldüğünde çok duygulu tweetler atmıştı.
Aristokrasiyi severiz. Neden birbirlerine kız alıp verdiler? Güçleri birleştirmek için. Peki farklı güç odaklarının birbirine torpilli çalışan aktarması da bir nevi corporate wedding değil midir?
İlla şirket mi birleşecek? Yo ben gittim Nermin ablanın torununu işe aldım. Ya Nermin ablanın kenarda var belki 10 kilo altını yastık altında. Yarın öbür gün benim bir işim olacak.
Ben yatırımcı kovalayacağım ama Nermin ablam var orada ya kapı gibi ben onun torununa iş öğretmişim bir kariyer hediye etmişim. Ne oldu? Potansiyel yatırımcıyla ilişkim oldu. Böylece faiz sarmalından da çıktım. Belki o insanlar benim şirketimi büyütmedi ama o insanları işe almamı isteyen insanlar benim endüstrimi büyüttü, endüstrimi. Beni Next Steve Jobs yapacak belki bu. Next Steve Jobs olacağım ben ya. Para lazım. Nereden bulacağım? Garajım var.
var. Nermin abla. Kenardaki altından iki kilosunu sektirdi. Sen dedi böyle böyle.
Ben sizi modern ekonominin para finansmanının yan etkilerinden, potansiyel zararlarından ve bu finansman sürecinin yarattığı psikolojik baskıdan da korudun mu torpil mekanizmasıyla? Korudum. Zaman zaman da şu olur. Bu da çok önemlidir benim için. Sıradaki müşterindir o
senin. Ya sen onu işe aldın. E onun şirketi satın alım yapacak. Yirmi ton 20 ton buğday. 20 ton buğdayı ya zihni bizim toruna iş öğretti. Zihnilerden alıp ayıp olmasın. Ben senin torpilli adamını çalıştıracağım sen başkasından alacaksın onu. E zihni buğday işi yapmıyor. İki gün ya ticari sicil gazetesine kaydettirmem. Ben Anadolu'da da buğday bulamayacaksam zaten bırakayım bu işi. Ne oldu? Bende yeni bir kapı açtı. Yeni bir girişimin de temelini oluşturdu. Hem de hiç kuluçkalara ihtiyaç duymadı.
Neymiş efendim Türkiye'de yeni girişim exit yapmıyormuş ya Anadolu'da her gün her ilçede 10 tane girişim exit yapıyor böyle sizin kuluçkularınıza gerek yok orada var ya kalbi var bunun kalbi ritmi var neden böyle oluyor daha iyice bir örneğe hazır mısınız bilmiyorum ama daha iyice bir örnek vereceğim. Türkiye'de en çok dinlenenler bilmem kim hiç gördünüz mü listede Cengiz Kurtoğlu'nu Bergen'i yok ama bütün atölyelerde bütün tekstil atölyesinde şurada fabrikalarda bunlar çalıyor ulan çünkü bunlar Spotify'dan çalmıyorlar o yüzden görmüyor Spotify kullananların dinlediği müziklerin listesi olsa en çok dinlenenlerin kayıt dışı müzikte böyle bir şey yok Bergen dinliyor millet ekonomide de böyle efendim geniuslar şuradan girişimler şuradan ya kardeşim kayıt dışı Dahiler var ya Türkiye'de. Kayıt dışı dahiler bunlar. Yani bunlar TED Talks yapmıyor diye.
Suç mu ya TED Talk yapmamak? Ya 18 dakika konuşmuyorlar diye. Gözüm kapalı piyano çaldım sağ ayağımla da akordiyon çalıyorum. 4 dakika beni dinleyin demiyorlar diye.
TED Talks'a da selamlar bu arada. TED Talks'a bayılıyorum. Bana en kötü fikrim bile bir gün para edebileceğini hatırlatıyor. Para kazanan her şeye saygı duyuyorum.
Torpilde fırsat eşitliği de her şeyden önemli. Bakın, sosyal adalet fırsat eşitliğiyle gelir ve torpilde fırsat eşitliği kariyer yolunda atılabilecek kıymetli ve önemli bir köprüdür. Bu sebeple önerim üniversitelerde ve bilhassa liselerde nasıl torpil bulurum, nasıl network sponsorluğu sağlarım uygulamalı derslerinin konmasıdır. Bugün İTÜ'de inşaat okuyorsun.
Kardeşim sen Enka'ya girebilecek misin, giremeyecek misin? Var mı tanıdığın, bölüm başkanıyla aran nasıl bir kere? bölüm başkanınla aran nasıl o uyuz olduğun hocan biliyor musun ki aslında arka taraftan bilmem ne projesinin danışmanı bu güç ilişkilerinden haberin var mı yok C ile geçtim aferin hadi devam et sonra efendim ben 4 ile 3.76 ile mezun oldum inşaattan istediğim gibi olmuyor öbürü 2.02 ile
mezun oldu bak ne yapıyor ya sen ders çalışmak kadar basit bir şeyi halletmişsin bir not almışsın Öbürü o güç dengesini nasıl yöneteceğine dair fizyolojik yapmış. Bulanık mantıkla çalışmış. İnsan dokusunu çözümlemeye çalışmış. Sen sadece inşaat çalışmıyorsun.
Taştır ya inşaat. Hesaptır. Gövdesi nedir hesabın gövdesi? İnsana hesaplamak.
Hesaplanamaz olana hesaplamak. Bölüm başkanım hangi renk sever? Hadi hesapla. Acaba bu sabah nasıl uyandı hocam?
Hadi hesapla. Bunları hesaplayamadığınız bir dünyada da FM İntegral çözdüm. AI AI var. Yarın sana ihtiyaç yok. Ama
ne olacak? Özgür Demirtaş anlatıyor her yerde. Ben çok bilgiliyim. E Serdal Kuzuloğlu var.
Trend avcısı. Hunting ediyor getiriyor. Bilgiyi koyuyor masaya. Daha fazla bilgiye gerek yok ki. Bulunur.
Ne bulunmaz? Bu güç ilişkilerini çözünürlük. Buradan doğacak bir yapıyla birlikte uygulamalı network sponsorluğu yapısının kurulması taraftarıyım Ve özel üniversitelerde de artık bu işte NBA, NBA, FNL bilmem ne falan bunları bir kenara bırakıp her mezuna bir torpil vaadine geçilmesi ve kamu endüstri işbirliğinin bu noktada aktive edilmesi hususi ricamdır. Her mezuna bir torpil emin olun Türkiye'nin geleceğini kurmada büyük bir adım olacaktır.
Diğer taraftan ya inanılmaz zeki, güzel, genius, güzel, network sponsorluğunda çok başarısız. Eee Türkiye'den umudunu kaybetti, işte gitti yurt dışına bilmem ne aşısını buldu. Bunu da kötü haber diye veriyorlar. Kardeşim Türkleri yurt dışında temsil, yani ne yaptı bu torpil mekanizması, network sponsorluğu mekanizması?
bizi yurt dışında temsil etme kapasitesine sahip insanları da tetikledi. Ve böylece bizim yurt dışındaki repütasyonumuzu da arttırdı. Böyle böyle 5 tane salgına aşı bulsak 6. bir şey oldu mu gelirler kapımıza.
Kapıkule'de var ya Pfizer, Kaiser herkes sıra olur. Türkler bu işi biliyor diye. Ha ben bu vizyonu anlamadım supreme liderim. Sen o zaman devam.
Hadi git. Elevator pitch. 7 dakikada anlat, yatırım bul. İş ilanı çık.
LinkedIn trafiğin artsın. İlan çıkalım. CV hazırla. Bunları bir kenara bırakıyoruz.
Gerçek bir yolculuğun içindeyiz. Hemen şu anda PodB kanalına abone olup, bu videoyu beğenip, paylaşmak. Kimle paylaşmak? Ailenizle, şirketinizle, sevdiklerinizle.
Ama en önemlisi sevmediklerinizle. Vito Carleon'un dediği gibi, gerçek bir adam her zaman ailesine yakın olur. Madem hayatta bu kural bu kadar geçerli, lütfen siz de işe alımlarda ve iş başvurularında önce bir ailenize göz atın. Sizleri seviyorum. Sevmesem de sever gibi yapıyorum.
Sever gibi yapamıyorsam da kusura bakmayın. Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.