
3.440 kelime · ~17 dk okuma
Trendspor'dan herkese merhabalar. Bu hafta futbolda Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş Avrupa'da mücadele ettiler ve mağlubiyetsiz kapatmış olduk Avrupa macerasını. Milli takımda Kuntz dönemi kapandı ve Montella dönemi başlıyor. Onun dışında da kadın milli voleybol takımımız kazanmaya devam ediyor. Bunları konuşacağız, başlıyoruz.
Avrupa'yla başlayalım. Bu haftanın en mutlusu Fenerbahçe oldu ve kendi sahasında Norşeyland'ı 3-1 ile geçti. Fenerbahçe taraftarların mutluluğu Galatasaray ve Beşiktaş'ta kaybetmediler ama Galatasaray kendi sahasında galibiyet bekliyordu Kopenhag karşısında ve Beşiktaş'ta Kulüp-Bürje deplasmanında beraber kaldı. Aslında Beşiktaşlılar için kabul edilebilir bir sonuç fakat Oyun kabul edilebilirden çok uzak olduğu için Beşiktaş tarafları da o kadar mutlu ayrılamadı bu maçtan. Yani Galatasaray ve Beşiktaş'lar biraz daha fazlasını bekliyordu. Yine de 3 takımımız da kaybetmedi. Bu haftayı da 5 puanla kapattık ve Türk futbolu son dönemde aldığı puanlarla birlikte Avrupa'da UEFA Lig statüsünde 9. sıraya yükseldi. Yani Türkiye 1. Futbol Ligi Süper Lig. Avrupa'da UEFA sıralamasında 9. Lig sıralamasına yükseldi. Bu tabii ki güzel çünkü yakın dönem öncesinde yani yaklaşık 2 yıl önce bu sıralamalarda 20. sıraya kadar gerilemiştik. Fakat sonrasında hızlı bir yükseliş oldu. Galatasaray Avrupa'da oynadığı son 20 maçta sadece bir kez yenildi.
10 galibiyet ve 9 beraberliği var. Benzer bir süreçten Fenerbahçe de geçiyor. Hem geçen sene sadece Sevilla'ya takıldı. Fenerbahçe o Sevilla maçlarına kadar çok iyi bir süreç. Bu sene önelemelerde zaten tolum çıkardı İsmail Hoca ve gruplara da aynı şekilde çok iyi başladı. O zaman Fenerbahçe ile başlayalım.
Norşeyland karşısında üç birlik bir galibiyet ve ciddi anlamda rotasyonlu bir kadroyla oynanmış olmasına rağmen net bir galibiyet var. Ama bu rotasyonlu kadro, Norşeyland'ın oyun planına da tam tersi gelen kadro oldu. Yani bir nevi Norşeyland'a göre en ideal takımı çıkarmış oldu İsmail Hoca. Hem de as oyuncularını da dinlendirmiş oldu. Ceko gibi, Tadic gibi, İrfan Can Kahveci gibi, Simanski gibi oyuncuları da dinlenmiş oldu. BKO da aynı şekilde.
Bu kadar derin bir rotasyon yaptığı halde Nürnchelant'a karşı ön alan baskısını şiddetli yapabilen oyuncularını da oynatmış oldu. Onlar işte Batu Şuayi, King, Kent, Mert Akan Yandaş ve rotasyona girmeyen belki de tek önemli isim Fred. Bu 5 oyuncu, ön alan baskısında oldukça becerikli oyuncular ve North Shelterlands'a da baktığımız zaman, tıpkı geçen sene Farioli'nin Süper Lig'de uyguladığı gibi geriden oyun kurmaya çalışan, stoperlerinden önlüverolarıyla top çıkarmaya çalışan bir takım ve bu takıma karşı ön alan baskısı en iyi sonuç veren planlardan biri. Tabii bu taraftarların coşkusuyla da birleşince daha da şiddetli bir sonuç verebiliyor, daha da etkili olabiliyor.
Ve orada tabii ki Fred'in de bu konuda çok üstün bir oyuncu olması da fark yarattı. Bence maçın en iyisi Fred'di. Ama Fred zaten Premier League'de de bu top kapma konusunda zirvedeydi. Yani futbolun zirvesi olan Premier League'de, top kapma konusunda zirve olan ve Manchester United'dan gelen Fred bu maçta zaten fark yaratır. Yani hele istediği futbol, baskı futbolu oynanınca fark yaratırdı ve ikinci gol öncesinde zaten
Fred'in kazandığı top, bir de sağ ayağıyla, ters ayağıyla asisti yapıyor. Batshuayi de devamında gole atıyor. King, Kent ve Batshuayi ön alan baskısı ilk 30 dakikada gayet iyi başladı. İyi sonuç verdi Fenerbahçe'de. Sadece biraz top kayıpları yaptılar. Top tutmak ve Tadic, Dzeko gibi servis yapma konusunda eksikleri var tabii ki. O da anormal değil. Yani iyi baskı yapan, iyi fizik kaliteye sahip olan oyuncular, bir de yüksek teknik kaliteye sahip olsa zaten Tadic artı Dzeko gibi, o zaman çok farklı seviyelerde oynuyorlar.
Baskıyı iyi yapan, presiyi iyi yapan oyuncular ikinci golde sonuç verdi. Onun dışında farkı getiren de hem birinci gol hem üçüncü gol duran top oldu. Duran toplarda tabii ki çok önemli. O yüzden duran toptan da iyi faydalandı Fenerbahçe, Crespo ve Serdar Aziz'in golleriyle.
Bu ön olan baskısının dışında tabi bir yandan savunma işleşmelerinde de Fenerbahçe istediğini aldı. Rakibin en etkili hücum silahlarından kanat oyuncusu Osman. Çok çabuk, hızlı bir dribblingçi. Onun karşısında da formda bir Osterwolde vardı. Ferdi'yi dinlendiriyordu Osterwolde'de.
ilk 11 oynadı ve Osterwolde belki hücumda çok yaratıcı bir oyuncu değil. Ferdi gibi oyun kurabilen, çabuk top taşıma konusunda kabiliyetli belki o kadar teknik melekeleri yüksek bir oyuncu değil. Ama savunma olarak sert, hızlı, güçlü bir oyuncu ve Osman'ın hiç de o hızını kullanmasına izin vermedi. Hem sert oynadı hem hızlı, güçlü, dayanıklı bir oyun ortaya koydu ve tıpkı Bright Hosea Samuel'de olduğu gibi birebirlerde, ikili mücadelelerde güçlü bir back performansı da ondan geldi.
Tabii Osterwolde bir yandan şunu da sağlıyor size. Hücum etmeniz gereken maçlarda Ferdi'yi kullanabilirsiniz ama yeri gelir. Rakibin sağ kanadı çok bireysel olarak zorlayan oyuncudur. Çok yetenekli oyuncudur ve o maçta Osterwolde'yi sol back gibi de kullanabilirsiniz. Sağ back'e Ferdi'yi de kullanabilirsiniz mesela. farklı pozisyonlarda da oynayabiliyor. Osterwold'u o açıdan İsmail Hoca'nın elini zenginleştirebileceğini gösteren bir performans da sergiledi. O da maçın sevindirici gelişmesiydi. Bence Fred maçın adamıydı ve zaten oyundan çıkarken de ayakta alkışlandı. Hatta Szymanski çok güzel taparcasına bir hareket yaptı oyuna girerken. Fred de çıkıyordu aynı zamanda. Bunlar tabii çok güzeldi ve takım olma yolunda da güzel hareketlerdi.
Fenerbahçe çok iyi bir galibiyet aldı. Hem İsmail Hoca'yı 11'de 11 yapan İsmail Hoca'yı hem de Avrupa'da güzel puanlar toplamaya devam eden Fenerbahçe'yi tebrik ediyorum. Buradan Galatasaray'a geçelim. Galatasaray coşkulu başladı. Çok coşkulu ve tıpkı Fenerbahçe gibi ön alan baskısıyla başladı. Aslında bu haftanın, bu programın teması ön alan baskısı olabilir.
Futbolumda 2018-19'larda işte Abdullah Hoca'nın Başakşehir'inde ve Fatih Terim'in Galatasaray'ında çok yoğun bir şekilde set oyunu ve pas futbolunu görüyorduk. İşte Fatih Hoca seriyi aldırıyordu, enzonziyi aldırırken işte Belhanda ile Feguli ile böyle pas pas, temposu düşük, topa sahip olan ve rakibi pasla açmaya çalışan bir oyun anlayışı benimsemişti o Galatasaray. Hatta o dönemki Başakşehir'de işte Robinios'undan Viscas'ına, diğer oyun kurucularıyla, Mahmut'uyla vs. ile yine yavaş oynayan ama pas oyunu oynayan, pasla rakiplerini açmaya çalışan ve set oyunu ağırlık veren takımlardı. O dönemde ligin geçerakçası biraz daha set oyunuydu fakat son 2-3 yılda ligde çok net bir şekilde ön alan baskısına takımların başvurduğunu ve bu konuda gelişmeye çalıştığını görüyoruz. PPDA diye bir istatistik var. İngilizce açılımı Passive Support Defensive Action. Yani bir defansif aksiyon yapmadan önce rakibinizin kaç passına izin verdiğinizin istatistiği. Yani atıyorum 8 passa izin veriyorsunuz topu kapmadan önce rakibinizle veya 10 passa izin veriyorsunuz gibi bir istatistik. Ne kadar agresif baskı yaptığınızı gösteren bir istatistik.
Bunda mesela Galatasaray 2 sezondur önem gösteren bir takım ve Okan Hoca ön alan baskısını arttırmaya çalışıyor. Hatta arkadaki stoperlerine de öne çıkın diyerek alanı daraltmaya ve önde baskıya katılmalarını istiyor. Hatta bu konuda Vas'ın toplantısında da açıklamalarda bulundu ve bazı oyuncularımız geri kaçıyor dedi. İsim vermeden Nelson'u da eleştirdi.
Özellikle iki maçtır benden uzak olan yerde takım savunmasının yani arkaya doğru zaman zaman kaçmasını görüyorum. Biz geride oynayacak oyunu geride kabul edecek bir takım değiliz. Bunu yapmak istemiyorum zaten. Yani bizi önde oynamaktan eksiltecek oyuncu olursa zaten bununla ilgili değişikliğimiz olur.
Bu konuda tabii Galatasaray ilkte de zirvede 7.6 noktanın verisine göre maç başına rakibine izin verdiği pas sayısı bir savunma hamlesi yapmadan önce ortalama 7.6 pas yapıyor Galatasaray'ın rakipleri ve bu konuda Galatasaray rakiplerini en dizginleyen takım. Bunu Şampiyonlar Ligi'nde de yapmak istedi Galatasaray ve 30 dakikaya ciddi anlamda baskılı başladı. Dikkat edin bütün pozisyonları. İlk 38 dakika boyunca Galatasaray'ın 7-8 tane net pozisyonu var. Bir tanesi offside nedeniyle durdu ama o pozisyon gol olsaydı yani VAR'a gitmek zorunda kalsaydı offside olmama ihtimali var. Maçın henüz 2. dakikasındaki pozisyondan bahsediyorum.
O pozisyonla birlikte 8 tane net pozisyonu var Galatasaray'in 38 dakika içinde. Ama bu pozisyonların tamamı ya kontrada geçiş oyununda Kerem'in arkaya bıraktığı toplar, iki tanesi öyle, bir tanesi de Torreira'nın Mertens'e kaçırdığıydı öyle. Yani 8 pozisyonun 3'ü. Hızlı atak ve arkaya top kaçırma. Diğer 5'i de Kopenağa çıkarmayarak 30 metre içerisinde rakibin kendi yer alanında yapılan ön alan baskısıyla kazanılan toplar. Yani Galatasaray'ın ön alan baskısıyla yakaladığı pozisyonlar çok net gol pozisyonlarıydı. Değerlendirilemedi. Galatasaray da Fenerbahçe gibi ön alan baskısını kullandı. Fakat Galatasaray'da 35. 38. dakikadan sonra bir yorgunluk ve oyundan düşme net bir şekilde gözüktü.
Biraz ben bunu heyecana da bağlıyorum. Galatasaray böyle Şampiyonlar Ligi heyecanıyla biraz sakinlikten uzaklaştı ve kaçan goller de biraz bence bununla alakalıydı. Yani Kerem Aktürkoğlu süperlikte attığı golü bu kez sanki biraz heyecanla üst direğe çok sert vurdu. Biraz topun şiddetini ayarlayamadı gibi geliyor bana. Sonradan ama biraz set oyununa da ihtiyaç duyuldu. Rakip 10 kişi kaldıktan sonra daha topa basan, daha oyun kurması gereken bir Galatasaray vardı diye düşünüyorum. Ama Galatasaray iyi oynayamazken de iki gol attı ve beraberliği aldı. O da işin ilginç tarafıydı. Yani ön alan baskısıyla ilk 35-40 dakika 7-8 tane pozisyon buldu Galatasaray. Zaten bir Şampiyonlar Ligi maçında bir devrede 8 tane pozisyon
Ancak böyle devlerin hedefleyebileceği bir şey. Manchester City'lerin, Bayern Münih'lerin, Real Madrid'lerin hedefleyebileceği bir şey. Yani pozisyon üretme konusunda Galatasaray hiç geri kalmadı. Fazlasıyla sağladı bunu. Fakat işin bir de siyah tarafı var. Yani siyahla beyaz gibi ayrılıyor aslında Galatasaray. İlk 38 dakika 8 pozisyon üretmek bembeyaz bir sayfa yani. Müthiş bir sonuç. Fakat 38. dakikadan, yani golü de 33'te yiyor Galatasaray.
Golü yedikten sonra iki tane Mertens pozisyonu var. Biri kafayla, biri de ıskalıyor. Onlar da gayet iyi pozisyonlar. Ama ondan sonra bir durulma var. 38. dakikadan Saşaboy ilk golü atana kadar, yani tam 86. dakikaya kadar büyük bir boşlukta, yani maçın yarısından çoğunda Galatasaray hiçbir şey üretemiyor ve hiç pozisyon bulamıyor.
Burada bence yorgunluk devreye giriyor ciddi anlamda. O baskıyı Galatasaray yapıyor ama onu 90 dakikaya yayabilecek dayanılıktan çok uzak. Çünkü çoğu oyuncusu hiç hazır değil. İlk yarıdaki 8 pozisyonun tamamı presi yapan, topu kapan, pası atan, şutu atan. 4 aksiyonun tamamında 4 futbolcu var. 4'ü de geçen senenin futbolcusu Mertens, Kerem, Torreira, Icardi. Ziye 8 pozisyonu hiçbir yerinde yok. Ne topun kazanılmasında ne presinde veya başka isimler. O 8 pozisyondan ilk 38 dakikadan bahsediyor.
Kerem Demirbay da yok. Yeniler henüz hazır değil. Kerem Demirbay mesela çok iyi bir Samsun Spor maçı oynadı ama ilk 45 dakika çok iyi oynadı. İkinci yarı düştü Samsun Spor maçında. Yoruldu, düştü. Bu maçta ikinci yarı da ciddi anlamda yoruldu, düştü. Kerem Demirbay dahi bu neslikadan gelmiş fizik kalitesi olan bir oyuncu olarak, o dahi dayanıklılık adına 90 dakika çıkarabilecek durumda değil, hazır değil. İkinci yarı düşüyor. Zaha hazır değil. Ziye hazır değil. Birçok Galatasaray'ın yeni transferi hazır olmaktan uzak. O yüzden Galatasaray'da 38. dakikadan sonra düştü. Fenerbahçe'nin de düştüğü bir bölüm var 15-20 dakika ama Fenerbahçe 3-0 bulduktan sonra düştü. Yani ikinci yarı 3-0 bulduktan sonra
55 ile 70 arası veya 50 ile 70 arası bir 15-20 dakika düştü ama bu hem skorla ilgili bir şey hem de goli yedi 3-1 oldu. 3-1'den sonra değişiklikler yaptı tekrar toparladı son 20 dakikayı. Fakat Galatasaray'da öyle olmadı. Galatasaray'da çok çok iyi bir başlangıç ama sonra dengeleyemedi oyunu. Topa basma, sakinleşme gibi konularda Galatasaray'ın en eksikleri var.
Bu konularda da önümüzdeki hafta gelişmesi gerekiyor Galatasaray'ın. Ön alan baskısı iyi ama oyunu kurmak, seti kurmak da gerekiyor bir yerden sonra. O konularda da oldukça kötü bir Galatasaray vardı. Ama her iki takım, hem Fenerbahçe hem Galatasaray ön alan baskısını çok zorladı. Geçen sene de Okan Buruk ön alan baskısını öncüllüyordu. Ve Şok Cesus da öncüllüyordu. Yani o 2019'larda, 2018'lerde
Set oyunu öncelleyen Türk futbolunda, Süper Lig'de, dev takımlarda bu kez son iki yılda ön alan baskısının çok daha önem arz ettiğini görüyoruz ve Avrupa maçlarında da bunu kullandı hem Fenerbahçe hem Galatasaray. Beşiktaş'a geçmeden önce kısa bir ara verelim, döndüğümüzde de devam edelim. Beşiktaş biraz ayrı bir durumda yer alıyordu Fenerbahçe ve Galatasaray'dan. Rakibine diş geçirmekten çok uzaktı Beşiktaş. Ve klüp bürjü gerçekten iyi bir takım. Çok da iyi oynadılar. Ama Beşiktaş da rakibine karşı hiç direnemedi. Gerçi klüp bürjü daha yakın takip eden arkadaşlarım klüp bürjüde daha fazlasının olduğunu ve Beşiktaş karşısında çok da iyi oynamadığınızı da iddia ediyor. Öyle şeyler diyenler de var.
Bilmiyorum, eğer öyleyse daha kötü. Klüp Burcu çünkü sürkülese etti. Çok pozisyon buldu. Bir gol attı ama iki topu direkten döndü ve Mert Günok'un tam sekiz tane kurtarışı var. İkisicilere de yansıyor tabii bu durum. Klüp Burcu'nun üçü geçen XGC söz konusu. Şanslıydık, çok şanslıydık. Mert Günok çok iyi oynadı. Savunmada sadece Beyli ayakta kalabildi. Amarti, Masuaku, Rozier delik deşik oldu. Bazı oyuncular çok yorgun gözüküyordu. Abu Bakar mesela, Rozier mesela. Amir aynı şekilde, Raşit ise aynı şekilde ve bu oyuncuların hiçbirinin rotasyona girememesi de Beşiktaş'ın en temel sorunu. Yani Fenerbahçe'den bahsederken nasıl takımın yarısından çoğunun bir sürü as oyuncunun bu maçta oynamayıp nasıl takımın üst düzey bir performans sergilediğini söylüyorsak Beşiktaş da bu sezon başından beri bir türlü gerçekleşemiyor.
Beşiktaş da transfer yaptı, birçok transfer yaptı ama Beşiktaş'ta ilk yapılan transferler Onana ve Amarty'i çok kötü olunca ve hiç katkı sağlayamayınca rotasyona, Beşiktaş son transferler yapılana kadar uzun süre zaten aynı oyuncu grubuyla bir sürü eleme bellik maçı oynamak zorundaydı. Zaten yeniler gelene kadar eldekilerin pili bir dereceye kadar tüketildi. Yani Abu Bakar bütün maçlarda ilk on bir, Rozier öyle, Onur Bulut öyle, Jadson öyle, Amir öyle. Bu adamların zaten pestili çıktı. Daha sezon başlamadan Ağustos sıcaklarında üç günde bir sürekli maç yapıldı ve bunları değiştiremedi bile hoca. Yani oyundan bile çıkaramıyordu neredeyse. Öyle olunca yeni gelenler de hazırlıktan çok uzak olunca, hiçbiri hazır olmayınca Oxide Chamberlain hala ilk on bir başlamaya uzak gözüküyor. Cenk sakatlıktan çıktı zaten. Yeni yeni hazır oluyor. Onu da devreye sokamadı hocam. Rabich hazır olmaktan çok uzak. Bir türlü 45 dakikalık bir performansını bile göremedik. Onu da rotasyona sokamıyor. Amarti'yi kalitesinden dolayı yeni yeni sokmaya başlıyor. Performans alamıyor. Onana'yı hiç sokamıyor. Tayfuru bile çok geç transfer ettikleri için ondan bile faydalanamadılar. Bu tabii ki rozi yerleri falan da bitirdi. Yani maçın başından sonuna kadar
Van Aken sürekli arka direğe geçiyor, upuzun boyuyla. Ve Rozier'in üzerinden kafalar vuruyor. Bir tanesi direkten döndü, bir tanesini Mert'in üzerine vurdu. Üçüncüde de Çekirge üçüncüye sıçramadı ve gole attı mesela. Ve maç boyu o yara giderilemedi. Yani oradan gol yenileceği çok belli gibiydi. Maalesef Beşiktaş'ta bu isimler, yani Rebicidir, Cenkidir, Oxlade Chamberlainidir, Zaynud Dinovudur, Ona nasıldır? Bir türlü rotasyonda Tayfuru da aynı şekilde oyuncuları dinlendiremedi ve dinlenemeyen oyuncular artık fiziksel olarak düşüş halinde. Neyse ki bir şans golüyle bir bir yakaladık ve klüp Brugge gibi zor bir deplasmandan bir puan aldık. Gayet grupta bizim için iyi başlamış oldu. Zor bir grup bir de. Diğer rakipler de zor olacak. Ama hiç fena bir başlangıç değil. Puan olarak hiç fena bir başlangıç değil. Oyun olarak fena bir başlangıç. Yani oyun olarak bu kadar ezilmemek gerekiyordu diye düşünüyorum. Beşiktaş, Trabzonspor ve Kulüp Bruj'dan sonra artık bir şeyleri değiştirmeli ve bence Kayseri maçıyla birlikte biraz rotasyona gitmeli Şenol Hoca.
biraz daha Cenk'i zorlamalı, Brevich'i zorlamalı, Oxide Chamberlain'i, Zaynoud Dinov'u biraz zorlamalı. Çünkü elindeki oyunculara, buraya kadar getiren oyunculara çok yük bindirdi ve artık taşıyamıyorlar. Artık yorgunluktan gitmiyor yani. Mesela Rosie yerine Onur Bulut da bekliyorum ben açıkçası. Rotasyon ihtiyacı fazlasıyla gözüküyor Beşiktaş adına. Bakalım, umarım Beşiktaş önümüzdeki haftalarda toparlar. Yeni transferlerin nihayet, işte Rabich'lerin, Oxide Chamberlain'in onların kaliteli oyuncular olduğunu biliyoruz geçmişlerinden, CBL'lerinden dolayı. Fizik seviyelerini yukarıya çekip, bundan sonrasında kalitelerini ortaya koymaları Beşiktaş için elzem. Bir belki sevindirici gelişme işte Mert Günoğ'un Trabzon maçında hatalı gol yiyip burada tekrar performansını göstermesi ve hiç bocalamadan geri dönmesi, bir de yeni transfer Beyli'nin savunma delik deşik olurken ayakta kalan tek isim olabilmesi gelecek adına biraz Beşiktaşlılar için umut olmuştur bir derece diye düşünüyorum. Jetson da tabii elinden gelen her şeyi yaptı ama Jetson her maç böyle olduğu için ekstra onu söylemedim. Jetson da tabii ayakta kalmaya çalıştı Beşiktaş'ta.
Böyleydi bir an önce unutulmak istenen bir maç tabii Beşiktaşlılar için ve bir puanını da cebimize koyduğumuz için fena olmadı diyelim ve milli takım konusuna geçelim. Milli takım iki yabancı hocayı ard arda açıklamış oldu ve Ştefan Kuns yerine Montella ile anlaşıldı. Burada tabii kulüplerin Avrupa maçları olduğu için belki biraz gündeme gelmedi ama Kuntz'un ayrılığı yapılan açıklamalar ve Montella'nın göreve gelişi biraz ilginç oldu. Çünkü oyuncuların ağırlığını, milli takımdaki ağırlıklarını ilk defa bu kadar net olarak gördük. Kuntz geçtiğimiz Japonya maçından sonra biliyorsunuz bazı açıklamalarda bulunmuş ve kendi oyuncularını biraz sert eleştirmişti.
Bana en çok canımı acıtan konu da eğer ki oyuncularım kendileri için yüzde yüzünü vermeyi razı değillerse o en çok canımı acıtıyor. Sahanın ortasında cevap verilir, röportajlarda değil. Bu açıklamadan sonra birçok kişi artık buradan geri dönüşü olmaz. Bu Kunsu'nun açıklamaları ipleri koparan açıklamalar oldu. Dananın kuyruğu koptu artık Kunsu gönderilir vs. diye açıklamalarda bulunmuştu. Hani o kadar da böyle isim vererek yapılan bir suçlama değil bu arada. Tabi üstü kapalı Hakan Çağlar'ın oğlunu hedef alan bir açıklama bu ama o kadar net değil. Mesela Hakan Çağlar'ın oğlunu yaptığı açıklamalar daha netti.
ve oyuncuların gücünü çok net gösteriyor bu. Yani biliyorsunuz Burak Yılmaz da Sokrates'e çıkmıştı, Mehmet Demirkol'la konuşmuştu ve o da konusu hakkında çok negatif açıklamalarda bulunmuştu. Bu konu biraz ilginç çünkü TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi de A milli takımdaki gelişmeler üzerine milliyetten Atilla Gökçe'ye konuşuyor ve konuşmasında oyuncuların yanında taraf aldığını çok net bir şekilde belli ediyor. Diyor ki Atilla Gökçe'ye Hocamızın bazı futbolcular hakkındaki kanaatleri elbette önemlidir. Bunları daha sakin bir ortamda oyuncularıyla yüz yüze görüşerek, görüşlerini anlatarak ve onları dinleyerek paylaşabilirdi." diyor. Hocanın yanlış yaptığını söylüyor yani açık açık. Ama mesela Hakan Çalhanoğlu basınla konuşuyor Ermenistan maçından sonra. Hocanın tercihleriyle ilgili negatif eleştirileri işte baya hani Kazım Can oynayabilir diye getiriyor. Oyuncu tercihlerini eleştiriyor mesela. Ama Kuntz'tan bunu yüz yüze yapmasını ve basına yapmamasını beklediğini söylüyorum Mehmet Büyükekşi. Oyuncusunu da hesaba katarak bu açıklamayı yapsa mesela ben anlarım yani Kuntz açıklamalarını yüz yüze yapmalıydı ama tabii oyuncularımız da aynı şekilde buna hassasiyet göstermeliydi gibi bir şey dese
O zaman anlaşılır. Ama oyuncular hakkında negatif hiçbir şey söylemeyip hoca açıklamalarını yüz yüze yapmalıydı demesi biraz ilginç. Onun dışında hocamız maçtan sonraki açıklamalarıyla maalesef kendi bacağına ateş etti diyor. Çok üzücü bir durum diyor bu. Yani bu açıklamalardan sonra onu tutamazdık diyor. Yani oyuncuları çok güçlendiren bir açıklama geliyor TFF Başkanı Mehmet Büyükekçiden. Bu aynı zamanda yeni gelen teknik direktörün gücünü de azaltan bir şey. Ve milli takımlarda hocaların güçlü olması gerekir bence. Çünkü büyük egolarla baş etmesi gerekiyor. Oyuncuların borusunun öteceği milli takımlar nasıl sonuç verir onu herhalde önümüzdeki dönemlerde göreceğiz. Hakan Çalanoğlu da bu arada çok güçlü bir figür belli ki. Bu da şu açıdan ilginç. Galatasaray Fenerbahçe veya Beşiktaş oynamadan veya Trabzonspor oynamadan
Süper Lig'de oynamadan, Türk futboluna kulüpler bazında herhangi bir damga vurmadan milli takımda bu kadar ağırlık koyabilmek gerçekten çok zor. Yani bunu Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzon'dan gelip yapabilirsiniz normal şartlarda ama Bundesliga ve Inter, Milan vs. oynayıp milli takımda da öyle olağanüstü performanslar sergilemeden bu kadar hakimiyet kurması Hakan Çalalan'ın önemli Bu arada Hakan'ın milli takımda olan üstü performanslar sergilemediği konusundaki eleştirilerde de Hakan'ın haksız eleştirildiğini düşünüyorum. Hep öyle söylüyorum. Yani Hakan mükemmel oynamadı milli takımda ama mükemmel oynanabilecek bir milli takıma da hiç sahip olunamadı. Yani Hakan iyi bir takımda neler yaptığını Milan'da da Inter'de de 150 kere gösterdi. Hani burada Hakan performans veremiyor diye yapılan eleştirilerde de biraz haksızlık edildiğini düşünüyorum açıkçası. Çünkü Hakan'ın oyun aklına erişebilen takım arkadaşı yok milli takımda. veya çok az var. O yüzden Hakan biraz cebelleşiyor. Hakan bir oyun kurucu. Bir oyun kurucunun tek başına zayıf bir takımda, organizasyonu zayıf bir takımda şov yapmasını beklemek futbol adına hiç gerçekçi değil. Hakan Çalanoğlu, Ronaldinho gibi bireysel yetenek değil. Messi modeli bir bireysel yetenek değil.
Üstün bir bireysel yetenek çok zayıf bir takımı bile olmadık maçlarda galibiyete götürebilir. Beklenmedik pozitif sonuçlar alabilir. Tek başına goller veya asistler çıkarabilir. Üstün yetenekli kenar oyuncuları, forvet oyuncuları on numaralar.
Hakan Çağlanoğlu öyle bir oyuncu değil zaten. Mesela Hakan'ı geçelim, İlkay Gündoğan'da Türk Milli Takımını seçmiş olsa Hakan Çağlanoğlu'ndan çok fazlasını yapamazdı, farklı bir şeyi yapamazdı. Çünkü Manchester City'de oynamak başka, Barcelona'da oynamak başka. Daha sizin verdiğiniz pası algılayamayan veya siz kendinizi boşa çıkardığınız zaman sizi göremeyen oyuncularla oynamak başka bir şey. O yüzden Hakan'dan beklenti haksız bir beklentiydi.
Çünkü Hakan'dır, İlkay'dır vs. bunlar bahsettiğim gibi bireysel yetenek kenar oyuncuları değil. Neymar modeli kenar oyuncuları değil. Benzer sorunu mesela Lewandowski'da Polonya'da yaşıyor. Yani doğru pasları alamazsa veya Lewandowski sırtı dönük pası indirmesi gereken yere arka direk koşusunu takım arkadaşı yapabilecek kabiliyette değilse o zaman Lewandowski ne yapabilir yani? Dünya Kupası'nda da Lewandowski golünü attı gerçi falan ama yani çok fazlasını yapamadı. Çünkü takım oyuncusu o tip oyuncular, beyin oyuncuları ve o beyine yanındakilerin de eşlik etmesi gerekiyor. Hakan'da bence böyle bir problem yaşanıyor başından beri.
Yeri gelmişken söyleyeyim dedim ama böyle bir hakimiyete milli takımda sahip olması da ne kadar doğru ne kadar değil. Önümüzdeki dönemlerde bunu Montella döneminde de göreceğiz diye tahmin ediyorum. Geçelim daha başarılı bir milli takıma kadın voleybol milli takımımız. Son olarak onlara da değinelim ve bu haftanın da sonuna geleceğiz. Kadın milli voleybol takımımız 2024 Paris Olimpiyat elemelerinde 5. maçında kazandı Brezilya karşısında.
5'te 5'le gidiyoruz. Önce Porteriko'yu yendik, sonra Bulgaristan'ı yendik, sonra Peru'yu yendik, sonra Arjantin ve son olarak Brezilya karşısında da galibiyeti aldı millilerimiz. Bu yükselişlerine devam etmeleri temennisiyle bu haftayı da tamamlayalım. Dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum. Haftaya Trendspor'da görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.