Podcast

E-Demokrasi 2: Kötümser Bir Bakış

Fularsız Entellik

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Selam fularsızlar. En son yaptığımız e-demokrasi sohbeti hakkında içimde kalanlardan oluşan bir ek bölüm bu. Hatırlarsanız, sohbetin sonunda Taylan Yıldız “gelecekte demokrasiden çok umutlu olduğunu” ifade ediyordu. Ben o kadar iyimser değilim. Yerel ölçek ve ulusal ölçekler hakkında bambaşka şeyler düşünüyorum.

Bölümler:


(00:43) Yerel problemler

(05:35) "Derdini seveyim"

(07:40) Ulusal problemler: Güven

(09:03) Ulusal problemler: Para

(11:20) Direkt Demokrasi

(14:05) Düşünce kuruluşları

(15:20) Tahmin pazarları

(16:10) Profilleme ve blockchain

(17:35) Çare yapay zeka mı?

(19:25) Özet ve Patreon teşekkürleri





Kaynak:

De-identify, re-identify: Anonymised data's dirty little secret






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠podbeemedia.com⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.905 kelime · ~15 dk okuma

Selam fularsızlar. Taylan Yıldız'da yaptığımız e-demokrasi sohbetine ek bir bölüm olacak bu. Salt kendi düşüncelerimden oluşacak. Aslında bir Patreon bonus kaydı olacaktı bu.

Kısa kayıtlardan biri ama yazlıkça gaza geldim ve önemli bulduğum için de paylaşmak istedim merkezde. Patronlar kusura bakmasınlar, bonus kayıt borcumu Şubat ayında ödeyeceğim. Hatırlarsanız sohbetimizin sonunda konuğum gelecekte demokrasiden çok umutlu olduğunu ifade ediyordu. Ben o kadar iyimser değilim.

Daha doğrusu hissiyatım bölünmüş vaziyette. Umut veren taraftan başlayayım, bardağın dolu tarafından başlayayım. E-demokrasi benim için tartışmayı, sıkça oylama yapmayı ve sonra sürekli olarak icraat takibini, performans takibini kolaylaştırmak demek. Ve küçük ölçeklerde bu işler güzel.

Transkriptin tamamını oku

Küçük ölçekten kastım ne? Demokrasiyi tecrübe ettiğimiz en küçük ölçek herhalde apartman olmalı. Bizde yaklaşık 40 daire var. Nereden baksan 100 kişilik bir köy gibiyiz yani.

Fakat bir köyün aksine birbirimizi tanımadığımız gibi sene boyunca sadece 1-2 defa bir araya gelip karar alıyoruz. Herkes derdini o toplantılarda öne sürecek, ne derdi varsa artık. Diğerleri bunu dinleyecek, tartışacak. Bilgiye ve argümanlara dayanan bir oylama yapılacak.

Önceki toplantıda alınan kararlar ve yapılan harcamalar da incelenecek. Yeni bütçe oluşturulacak ve tüm bunları birkaç saat içinde yapacağız. Hem de 8 numaradaki o deli herkese esir almış, alakasız şeylerden konuşup terapi ihtiyacını bedavaya getirmeye çalışıyorken. Daha önce birkaç defa demişimdir, bir apartman toplantısı demokrasiye karşı en büyük argümandır diye ama daha iyi seçenek de yok.

Churchill'in lafına geliyoruz yani, demokrasi en kötü yönetim biçimidir diyordu, daha önceden denediklerimiz hariç. Şimdi bu apartmanda elektronik demokrasinin işlediğini düşünelim. En basit halini, bir uygulamadan teklif verip oy kullanıyorsunuz. Her konuyu tek bir güne sığdırmaya gerek yok.

Önemsiz sorunlar hakkında karar almak için önemli sorunları beklemeye gerek yok. Bütçe hakkında belirsizlikler de yok. Çok basit bir örnek vereyim. Yağmur yağdığında garajı su basıyor olsun.

Hayati önem taşıyan bir konu değil. Günlük hayatımıza devam ediyoruz. Günler haftalar geçiyor. Normalde kimin bu sorundan ne kadar rahatsız olduğunu bilmiyorum.

Bazı apartmanlarda WhatsApp grubu oluyor. Öyle bir grupta şikayet edebilirim, gelen tepkilere bakıp karar verebilirim. Bu da bir nevi elektronik demokrasi aslında. En azından tartışma kısmı var.

Ama çok isabetli değil ve oylayıp karar alma kısmı yok. Onları da o şekilde halledebilsek şahane olurdu. Şimdi apartmanın bir ölçek büyüğünü düşünelim, sokağımızı. Bizim sokakta eskiden kavşaklardan biri tehlikeliydi, sokağa çıkan yollardan biri.

Yine hayati bir sorun değil, idare ediyoruz. Ama orayı her kullandığımda ufak bir stres yaşıyorum. Şimdi bu sorun hakkında ne yapıyoruz? Yine bunun da ne kadar çok kişiyi etkileyen bir sorun olduğunu bilmiyorum.

Aslında bütün veriler elimizde. Daha doğrusu Google'ın Apple'ın elindedir. Tam o kavşaktan kaç araba dönüş yapmış harita verilerinden anlaşılabilir. Diyelim ulaştık buna veya canımıza tak etti başka kaç kişiyi etkilediğiyle ilgilenmiyoruz.

O noktada ne yapacağız? Çoğumuz için cevap hiçbir şey. Bazılarımız belki belediyeyi arar. Buraya bir ışık koyalım der.

Sonra top belediyede onu kim takip ediyor belli değil. Çöpe mi attılar, planlama mı yaptılar? Yaptılarsa kaç paraya mal olacak? Benim param sonuçta bu.

Bunların hiçbiri hakkında bilgimiz yok. Kaç kişi bu şekilde belediyeyi aramış onu da bilmiyoruz. Biz bu sokan sakinleri olarak niye ortak bir platformda bu işi tartışıp, oylayıp, sonra da belediyedeki sürecini kolayca takip edemeyelim? Bu günlük yaşantımızın son derece standart bir parçası olmalı.

Son bir örnek, bu sefer mahalle ölçeğine geçelim. Yine bilerek tırıvırı sorunlardan bahsediyorum. Demin postaneye gittim. Tarihi bir bina, güzel bir giriş kapısı var ama inanılmaz ağır.

Yani ben zorlanıyorum açmaya ki gayet diri vücutlu bir insanım. Postaneye de kim gidiyor? Orantısız olarak yaşlılar gidiyor. İşlerini oradan halletmeye alışkınlar.

Onlar bu kapıyı açarken iyice zorlanıyorlar. Her gidişimde bunu görüyorum. Herkes görüyor. Yıllarda da hiçbir şey değişmiyor.

Çünkü hiçbirimiz, özellikle o anlık eziyeti çeken yaşlılar, Bunun çözülebilecek bir sorun olduğunun farkında bile değiliz. Söz sahibi olmamız gereken bir konu olduğunun farkında bile değiliz. O kadar kötü ki durum aslında. O anda biri kafama silah dayasa, işini gücünü bırak İmmanuel, bu ağır kapı sorununu hallet, senin işin bu, hadi bakalım dese nereden başlayacağım bile bilmiyorum.

Kimle konuşacağım? Kim sorumludur bu işten? Ve muhtemelen de eninde sonunda bürokrasinin labirentinde kaybolacağım. O postanenin kapısı bilmem ne bakanlığına bağlıdır kesin ama ben daha labirentin giriş kapısını bile bulamıyorum.

Hayatımızın her günü böyle ufak tefek binlerce sıyrık alıyoruz ve hiçbirini oturup çözemiyoruz. Çözemiyoruz derken de illa tam da benim istediğim gibi sonuçlanmalarından bahsetmiyorum. Taylan'ın güzel bir gözlemi vardı. Genç nesillerin siyaset dışında birçok alanda oylama kavramını içselleştirdiklerini söylüyordu.

Çünkü çaktırmadan her yerde her şeyi oyluyoruz ve bu oylamanın sonucuna saygı duyuyorlar. Burada da benzer bir durum var. Yani bir süreç işlese ve sonra çoğunluk desek ya oraya o trafik ışığı olmaz veya uzmanlar dese. Yahut deseler ki o tarihi kapıyı değiştirmek çok maliyetli olacak, uğraşmayalım.

O noktadan sonra ben o kapıyı her açtığımda gıcık olmaya devam etmeyeceğim. Yapacağımızı yaptık, insanlar konuştu, bu böyle. Artık önümüzdeki oylamalara bakacağız. Ama şimdi insanı sinir eden şey daha ilk adımı atamıyor oluşumuz.

Şimdi deminki sorunları önemsiz dedim ama bu önemsiz sıfatı gayet önemli. Bu dediğim şeyin de zaten merkezinde yatıyor. Biraz onun hakkında konuşalım. Biz genelde bir sorunun önemini veya önceliğini tek boyutta düşünüyoruz.

Bir şey ya önemlidir ya da değildir, kıyaslamasını yapıyoruz, sıralıyoruz. Mesela garajın su almasından, postane kapısından şikayet edersem sosyal medyada, eminim birileri çıkar, senin derdini seveyim millet aç, aç diye cevap verir. Çünkü açlık daha ciddi bir sorun ve daha ciddi sorunlar varken kendi halinden şikayet edemezsin. Bu işin polisliğini yapan insanlar var, onların algoritması böyle çalışıyor.

Neyse önemli olan şu, bir problemin tek ölçüsü ciddiyeti değil. Kimi etkilediği de önemli. Bizden ne kadar uzakta yani. Kaç kişiyi etkilediği, o insanları ne sıklıkta etkilediği, aciliyeti, çözümünün zorluğu, böyle boyutları var.

Mesela hava kirliliğini bitirmem zor. Bir savaş kadar acil de değil. Millet on yıllarca yaşıyor sonuçta kirli havası olan yerlerde. Ama çok fazla kişiyi etkiliyor ve ciddi sonuçları var.

Şimdi hava kirliliği mi daha önemli bir soru, savaş mı? Nasıl bunu kıyaslayacaksın? Yerel meselelerde genelde sorunun ciddiyeti düşük oluyor ama hep yakınımızdakileri etkiliyor ve çok sık etkiliyor insanları her gün. Çözümler de görecek olay.

Hayatımızdan huzur ve vakit çalan birçok sorun yerel seviyedeki şeffaf, hızlı, demokratik bir yapıyla halledilebilir bence. Bunun için de hiçbir teknolojik devrime gerek yok. Olay sadece insanları buluşturmakta, karar vermeyi ve süreç takibini kolaylaştırmakta. Onca işin gücün arasında bir de bununla mı uğraşacağım hissiyatına mahal vermeyecek kadar kolaylaştırmakta.

Bu tip kararlar alınırken de bilgi eksikliğiydi, bilgi kirliliğiydi, dışarıdan propaganda tehlikesiydi bunlar minimum. Katılımcılar zaten bir nevi uzmanlar o konuda. Çünkü o sorunu her gün tecrübe ediyorlar. E-demokrasi için bence ideal şartlar bunlar.

Ama daha büyük ölçeklerde, mesela bir büyükşehir belediyesinden bahsediyorsak veya ulusal seviyelerde veya Avrupa Parlamentosu gibi uluslarüstü seviyelerde ben daha kötümserim. Kötümserliğim de sadece ya o seviyede e-demokrasi çalışmaz şeklinde değil, çalışırsa daha bile kötü olur şeklinde. Önce basit bir engelle başlayayım. Bugün Türkiye elektronik oylamaya geçse seçim sürecine güvenir misiniz?

Sohbetimizde bu tehlikeyi görüp baştan demiştik ki önce hukukun üstünlüğünü kuvvetler ayrılığını oturtalım sonra e-demokrasi olur. Evet ama şurasını konuşmadık. Teknoloji bu işleri beklemiyor. Siyaset de beklemiyor.

Bir analoji kurayım. Dijital para çağına geldik. Kripto para demiyorum. Merkezi kurumların kontrolündeki dijital paradan bahsediyorum.

Birçok ülke bu konuda çalışmalar yapıyor. Şunu diyebilir miyiz şimdi sizce? Ya biz önce Merkez Bankası'nın bağımsızlığını oturtalım, para politikasıyla maliye politikasını ayıralım da sonra dijital paraya geçelim. Zaten o şartları istemeyen bir rejim dijital parayı getirmek isteyecektir.

Çünkü kendisine daha çok kontrol verecek. Yani mevcut şartlar gereken şartların olgunlaşmasını beklemiyorlar. Pek bir demokratik yanı kalmamış Macaristan'dan örnek vermiştik. Sürekli, yarı resmi referandumlar yapılıyor.

Propaganda amaçlı. Önce şunları şunları oturtalım da sonra referandumları arttırırız diyemiyoruz. Hayat bunu beklemiyor. Böyle bir rejim, e-demokrasiyi de davulla zurnayla kutlar.

Ya da tersini söyleyeyim, iktidarların davulla zurnayla kutladığı, gelmesi için çaba sarf ettiği bir e-demokrasiye ben güvenmem. Bu işin içinde bir hinlik vardır derim. Kimse çünkü bile isteğe elindeki gücü azaltmak istemez. Bu cepte dursun.

Daha derin bir konuya girelim. Amerikan kongresinden bahsetmiştik. Orada alt meclisteki vekiller iki senede bir kendi bölgelerinde seçime giriyorlar. Ve seçilir seçilmez bir sonraki seçim kampanyası için para toplamaya başlıyorlar.

Hatta birkaç sene önce bir makaleye rastlamıştım. Vekillerden biri anlatıyordu. Kongredeki ofislerinden seçim kampanyası yürütmeleri yasak olduğu için çıkıyorlar, yolun karşısına geçiyorlar. Orada başka bir bina var.

İçinde sıra sıra telefon kulübeleri. Eski usul dizilmiş yan yana. Oralara girip saatlerce ellerindeki listelerdeki isimleri arıyorlar. Beni destekleyin, bana para verin diye.

Bu mesai bitince de zaten akşam yemekleri, davetler filan bunların ciddi bir kısmı yine para toplamak ve siyasi bağlantı kurmak için. Yani oraya bizim dertlerimizi iletsin, onları çözsün diye gönderdiği vekil zamanının çoğunu kendi networkünü oluşturmak için tekrar seçilmek için harcıyor. İcraata vakit ayırmaması, işleri tam halletmemesi de zaten tasarım icabı. Gelecek döneme iş bıraksın ki, önceki dönemde onu desteklemiş olanlar, o sendikalar, lobi grupları, zenginler veya düz vatandaş, onların desteğe devam etmeleri için bir sebepleri olsun.

Böyle absürt bir sistem var. Eğer seçim aralığı iki sene değil de bir sene olsaydı, bu saçmalık daha da bariz olacaktı. Nereye getiriyorum konuyu? E-demokrasi diye tek bir sistem yok.

Birçok farklı uygulaması olabilir. Ama akla hemen gelecek hallerinden birinde toplu seçim günü falan diye bir şey yok. Anlık vekalet var. Yani bir vekili seçmek demek vekaletinin onda durması demek.

O da anlık olarak azalıp artıyor takipçi sayısı gibi. Dolayısıyla seçim aralığı iki sene değil, bir sene değil, bir ay değil, bir gün değil, sıfır gün. Bu da demek ki sürekli bir seçim kampanyası modunda olacak. her an koltuğum gidebilir, etkisiz eleman olabilirim.

Öyleyse para toplamaya hiç ara vermeyeyim, bu paralarla da kendi reklamımı yapmaya hiç ara vermeyeyim. Bu çıkarıma varmak çok daha doğal. Tabii vekil mekil diyorum da Türkiye'deki vekillerin bağımsız olmadıkları sürece bu kadar etkileri yok parti başkanına aşırı bağlılar. Bu örnek başka ülkeler için daha geçerli.

Ama bir sonraki adımını düşünelim. Bizim için de geçerli olacak. Vekiller diyelim ki aradan çıksın. Elektronik direkt demokrasiye geçiş yapıyoruz.

Herkes ulusal meseleleri doğrudan oynuyor. Burada nasıl bir problem olabilir? Öncelikle bir uzmanlaşma problemi olduğuna dikkat çektik. Oylanacak çok mesele var ve çoğunu bilmiyorsun.

Bilmene de imkan yok. Bu tip konularda oy hakkını istediğin kişiye verebilirsin. Güzel de bu da vekil seçimiyle benzer sorunlara sahip. Bu insanlar veya şirketler veya sivil toplum örgütleri neyse artık konusuna bağlı olarak belli konuların gatekeeperları olmak için, o alanın otoritesi olmak için, bütün vekaleti üstünde toplamak için kendi kampanyalarını yürütecekler, kendi halkla ilişkiler projeleri olacak.

Hadi onları geç, bizzat oy kullandığın durumları düşün, o da farklı mı? Belki bunu haftada bir yapacaksın, belki ayda bir, neyse artık ortalaması. Şimdi düşünelim, 4 senede bir, 5 senede bir oy atacağız diye maruz kaldığımız propagandayı, eskisinden 10 kat daha, 100 kat daha fazla oy kullanacaksan kim bilir ne kadar propagandaya maruz kalacaksın. Bugün belli çıkar grupları siyasetçileri, siyasetçiler de seçmenleri etkilemeye çalışıyorlar.

Bu bahsettiğimiz gibi bir e-demokraside ise çıkar grupları doğrudan seçmene etkilemeye çalışacak. Hem de daha sık ve daha yoğun biçimde. Yani demokrasinin esas sorunu konularla ilgilenip akılcı kararlar verebilme sorunu bu sistemde de mevcut. bilgi kirliliğinin hiç olmadığı, kötü niyetli tartışmaların hiç olmadığı bir evren hayal edebilsek dahi, sırf vereceğimiz karar sayısındaki artışın, buna tabii yerel kararları da eklediğimizi düşünün, bu artışın şöyle bir tehlikesi var.

Çoğumuz yorulacağız, çoğu kararı önemsemeyeceğiz. Ama o konularda çok motivasyonu olan bir grup insan tartışıp oy vermeye devam edecek ve onların etkisi de orantısız derecede büyük olacak. Kim peki herhangi bir konuda çok motivasyonludur? Ya fanatiklerdir ya da o işe para bağlamış olanlar.

E geldik yine bugüne. Bugünkü lobicilik de aynı yere varıyor. Ya bir işe para bağladığın için oturup lobi kurarsın ya da o konudaki değerlere o kadar inanmışsındır ki işi gücü bırakıp onunla uğraşırsın. Kısacası sistemi demokratikleştirdikçe, katılımı kolaylaştırıp yaydıkça kararların daha iyi alınıyor oluşunu garantilemiyoruz.

Hatta ters yönde bir baskı yaratıyoruz. Teknolojinin bilgi kirliliğini ayıklamakta yardımcı olup olamayacağı, seçmeni daha akılcı davranmaya teşvik edip etmeyeceği tamamen ayrı bir soru. Ve bence henüz cevabını bulamadığımız bir soru. Bugün hali hazırda önemli konulardaki argümanları temiz bir şekilde özetleyen, o argümanların dayandıkları verilere ulaşımı kolaylaştıran siteler var, uygulamalar var.

Bunlar için illa oyumuzu elektronik olarak kullanacağımız bir günü beklemek zorunda değiliz, varlar bugün. Ama popüler değiller. Çoğunuz bir tanesinin bile ismini sayamazsınız. Ben de saymayacağım, inat olsun.

Zaten böyle yerler popülerleşince de ne olacak? Yanlılık, partizanlık tartışmalarına gebe olacaklar. Aslında bunun bir versiyonu günümüz dünyasında uzun yıllardır var zaten. Düşünce kuruluşları.

Bunlar sözde bir konuyu etraflıca anlamayı sağlayan araştırmalar yapıp raporlar hazırlıyorlar. Siyasilerin popülist söylemlerinden, yalanlarından arınmış yayınlar. E pratikte ne oluyor? Ekosistemin parçası oluyorlar.

Biri bir partiye yakınlaşıyor, bir başka bir ticaret odasına yakınlaşıyor. E sen de ne yapıyorsun? Önceki inançlarına, değerlerine göre seçiyorsun hangisinin raporunu okuyacağını ki o da yani rapor okuyacak azınlıktaysan. Çoğunluk zaten onlardan direkt olarak almıyor veriyi.

Dergilere, gazetelere konu olduktan sonra orada da ayrı bir süzgeçten geçiyor zaten. Farklı gazetelere aynı raporu bambaşka şekillerde sunabilirler, özetleyebilirler. O süzgeçlerden geçip gelecek sana. Ben zamanımın bir kısmını bilişsel hataları öğrenmeye adadığım için bu konularda kötümserim biraz.

Kafatasımızda bir antika taşıyoruz sonuçta. On binlerce, yüz binlerce sene önceki bambaşka şartlar için evrilmiş bir şey. Eğitimle karar verme becerimizi geliştirebiliriz biraz, buna inanıyorum. Ama bu gelişimin miktarı yeterli değil.

Maruz kaldığımız bilgi yoğunluğundaki artışla veya kullanılan ikna tekniklerindeki karmaşıklıkla baş edecek oranda değil. Safsatılar Ansiklopedisi'nde şöyle bir cümle kullanmıştım, teyit önyargısından bahsediyordum. Teyit için evrilmiş bir beyinle sosyal medyaya dalmak, şeker depolamak için evrilmiş bir vücutla süpermarkete girmek gibi. Bu arada oy vermenin alternatifleri de bu sorunlardan muzdarip.

Tahmin pazarlarından bahsetmiştik. Çok ilginç bir fikir. Bunların basit versiyonunda doğrudan paranla oy vermiş gibi oluyorsun. Bu zaten demokrasi değil.

Biraz daha karmaşık versiyon nasıl oluyordu? Orada yatırımcılar bahis oynuyorlar. Halk da o bahsin kazanılıp kazanılmadığına karar veriyor. Bir mutluluk anketi yoluyla.

Şimdi mutluluk objektif bir şey değil, bir algı. Dolayısıyla bu sistemde yatırımcılar bahislerini yaptıktan sonra halkın duygularını manipüle etmek isteyecekler. Bir grup şahlanıp uçtuğumuzu söyleyecek, onları şortlamış olan yatırımcılarda halkın mutluluğunu şortlamış oluyorlar aslında. Onlar da milletin uçuruma yuvarlandığını söyleyecekler, felaket senaryoları sıralayacaklar.

Gerçeklerin hiçbir önemi yok. Önemli olan tek şey yaptığın bahsi kazanmak. Oy vermek olsun, bahis yatırmak olsun her halükarda çok karar vermenin bir başka kötü yanı da var bunlardan ayrı. Fişlenme riskini arttırıyor.

Fişlenme aslında yetersiz bir tabir. Profillenme diyelim. Sonuçta her verdiğim karar dünyaya saldığım bir bilgi. Birinin MHP'li olması yerine CHP'li olması bile bir reklamcı için, bir banka için, bir sigorta şirketi için muhtemelen işe yarar değerli bir bilgidir.

Yüzlerce ayrı konudaki kararlarınızı bir bir bildiklerini düşünün. O ne kadar değerdir kim bilir? Diyeceksiniz ki o kararların kaydı halka açık değil. Güvenli sunucularda tutulacaktır.

Ama sonsuza kadar mı? Hiç mi sızıntı olmaz? Bu kadar para dönüyor kenara. Yine bu noktada karşı bir argüman olarak dağıtık yapıları işin içine katabiliriz.

Merkezi bir sunucuya güvenmiyoruz madem. Bir blockchain'de dursun bu kayıtlar. Blockchain üstüne bir seri yapmıştım hatırlarsanız. Teknik ayrıntıları hatırlamanıza gerek yok.

Bu bir dağıtılmış kayıt sistemi. Kaydını tuttuğun şey finansal işlemlerse para oluyor zaten. Oy kayıtları da bu şekilde tutulabilir. Aynı bugünkü gibi her işlemin kaydı herkeste var ama o kayıtlara biri bakınca kimin ne yaptığını anlayamıyor.

Anonim her şey. Fakat buradaki hareketleri alıp bu oy değişimlerini alıp dış dünyadan topladığımız diğer bilgilerle korele etmek mümkün. Bunu bugün de yapıyorlar zaten bu arada. Yani kimin ne oy kullandığı anlaşılmasa bile yine de çok detaylı tüketici profilleri veya seçmen profilleri oluşturulabilir.

Mikro hedeflemenin artık en son varacağı nokta. Son olarak takvimleri biraz ileri sarıp çare yapay zekada diyebilirsiniz. Böyle olunca benim kafa direkt bir yapay zeka diktasına gidiyor. Ama bu dikta mikta modeline gerek yok.

E-demokrasi çerçevesinde kalalım. Bu demokrasinin karmaşasında bize yardımcı olacak, karar sürecimizi netleştirecek bir yapay zeka uygulaması mesela. Chat GPT gibi bir şey olsun. Ya şu konuyu bana özetlesene deyince gidecek onca bilgi kirliliği arasından doğruları çekecek, ana görüşleri, alternatifleri arayıp bulup bize sunacak.

Yani demin bahsettiğim o sitelerin aslında yaptığı şeyi daha iyi bir şekilde yapacak. Hatta gidip ona sormamıza da gerek olmasın. Zira onun için de fazla tembeliz. Yoksa o demin bahsettiğim siteler veya teyit siteleri en popüler siteler olurlardı.

Onun yerine oy verme platformumuzla entegre olsun. E-demokrasiyi kurtarır mı bu? Vallahi hiçbir şey aklımıza gelmese şu gelir. Yapay zeka denen şey yapmanın tek bir yolu yok.

O tasarım birden fazla şekilde yapılabilir. Tasarımı aynı olsa bile o zekayı eğitmek için kullandığınız veri setleri farklı olabilir. Hani arada sırada oluyor ya bir chatbotu serbest bırakıyorlar, beş dakika içinde ırkçı bir pisliğe dönüşüyor, sonra kapıyorlar. Niye böyle oluyor?

O ilk anda maruz kaldığı veriler çok belirleyici oluyor sonraki gidişatı açısından. Ve aslında bakarsanız bu tip çözümlerde böyle sihirli bir değnek sallayıp işte yapay zeka ile bunu halledeceğiz, insanlara karar vermelerinde yardımcı olacağız. Bu tip çözümleri biz aslında denedik. Şuna benziyor.

Seçmenler, siz merak etmeyin, dünya çok karmaşık bir yer ama biz çok eğitici bir televizyon kanalı kurduk. Burada her konuyu damıtan programlar yapıyoruz. En iyi uzmanlarla birlikte bu programlar size yardımcı olacaktır. Kaç kişi izler o kanalı?

Bu insanların objektifliğine, iyi niyetine nasıl güvenebiliriz? Ben bu senaryoya güvenmem. Velhasıl arkadaşlar benim için küçük ölçeklerde e-demokrasinin sağladığı yaygın katılım, sürekli katılım ve şeffaflık umut verici bir şey ama büyük ölçeklerde korkutucu. Şimdilik tabi, ileride fikrim değişebilir çoğu konuda olduğu gibi.

Belki aklıma gelmemiş argümanlarla karşılaşırım. Belki bir yapay zeka karşıma çıkar, elini göğsüne koymuş adam görseli gönderir bana, abi o iş bizdesen merak etme diye beni ikna eder, kim bilir. Umarım böyle konulardaki subjektif görüşlerimi paylaşmam bir değer katıyordur. Belki aranızda bir muhabbet başlatır.

Ben de bu bölüm için önce kendime teşekkür ederim. Yani ben olmasam hakikaten bunu yapamazdım. Sonra Taylan'a, varsa reklam verenlere, ezeli rakibim psikolog Beyhan Budak'a ve tabi ezeli patronlarıma. Başakpaşalı, Lütfü Melih Buğra Oğuzer dünyadaki bütün isimler senin olsun, Mehmet Ceran, Gökhan Kazcılar, Mert İnal, Zerrine, Uğur Aladinler, Emre Köksal, Atlaspera, Emin Gürcay Cıdlak, Alper Turgut ve Elif Koca Taşkın.

Bir sonraki bölümün ne olacağını ben de bilmiyorum. Plan program yok, günden güne yaşıyoruz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)