
2.487 kelime · ~12 dk okuma
Merhaba kıymetli dinleyenler. Bendeniz ailenizin kelime buldurucusu Ali İhsan Varol. Sizlere ortamlarda satmalık hap bilgiler sunmak için birleştik, etimolojik hikayelere cahil cühela giriştik, potbeenin kanatları altında titreştik. Şahsım ve çok değerli Potbee Kumpanyası adına ilginize çok teşekkür ederim.
Bu kayıtta hikayelerini huzurlarınıza taşımak istediğim iki tane kelimem var. Tıpkı ciklette olduğu gibi tescilli ürün adından doğup isimleşmiş iki jenerik marka, iki jenerik isim seçtim sizlere. İlk kelimem tekeceden oluşuyor ve sadece bizim dilimizde kullanılıyor. Diğer dillerde blue jean veya denim de denen özgünü mavi renkte kaba bir pamuklu kumaşın güzel Türkçemizdeki bir diğer adı. Hadi tek nefeste söyleyelim. Kot. Kot kumaşı. Diğer kelimem 3HC'den oluşuyor. Hemen her dilde sıhhi tesisatın zirvesini temsil eden hidroterapi amaçlı küçük havuzların ve veya battal küvetlerin adı olarak biliniyor. Üç nefeste söyleyelim. Ja-ku-zi. Jakuzi.
Bu iki kelimenin, yani kot ve jacuzzi'nin türe iş hikayelerinde iki hikayeyi bir arada anlatabilecek kadar benzeşen taraf vardır. Aslına bakarsanız bu ürünlerin tüketim dünyasındaki hayat hikayeleri de belli noktalarda birbiriyle benzeşiyor. Malumunuz, kot işçinin, emekçinin kıyafeti olarak başlamış hayatına. Sağlamlığı ve rahatlığı ile kendini ispat etmiş, hatta bir aralar özgürlüğünü arayan isyankarların da simgesi haline gelmiş.
Fakat evlat, kabul etmek lazım ki bizim nesille beraber cin olarak da bilinen kot, takmış takıştırmışlığın, sürmüş sürüştürmüşlüğün, smart casual oldum abiciliğin ortamlarına girmiştir efendim. Hadi kotun girdiği ortamları bir tarafa bırakalım. Peki ya romotoid artrit hastalarına şifa olsun diye üretilen jacuzzinin girdiği ortamlar? Anlatmak istiyorum ama çok da detaya giremem. Zaten bizim konseptimize de uymaz. Biz etimolojik hikayeler anlatıyoruz efendim. O zaman gelin KOT'la başlayalım. Hatta KOT'tan da önce hem bu kumaşın Beynel Milen adı olan Denim Sözü'ne hem de Blue Jeans Söz dizisine bir uğrayalım.
Blue Jeans'in bluesu Hindistan'daki indigo bitkisinin mavisinden gelmektedir. Jeans'i ise Cenovalıların kısaltılmış adıdır. Burada bir parantez açıyorum. Lütfen bu bilgiyi sağa sola saçarken Cenovalılar biraz cins insanlarmış esprisini yapmayınız. Ne olur beni bu suça ortak etmeyiniz.
Tarihçiliğimizin kutbu Halil İnalcık diyor ki, Cenovalıların adını taşıyan bu kumaş aslında ilk olarak Denizlililer tarafından dokunmuş. Hikayenin daha da teferruatlı kısımları var ama kafanızı karıştırmak istemiyorum. Artık ilk olarak Denizlililer mi, Cenovalılar mı dokunmuş bilinmez ama kumaşın kıymetini bilenler Fransızlar olmuş efendim. Nîm limanından bütün dünyaya satışını yapmışlar ve kumaşın genel ismi de Nîm'den gelen anlamıyla Denim oluvermiş. Gelelim bu mavi kumaşın efsanevi bir iş pantolonuna dönüşmesine. Bu macerayı yaratan iki kişi var. Birini hepimiz tanıyoruz.
Bavyera'dan New York'a göç etmiş olan Levi Strauss. Yani bildiğiniz Levi's. Diğeri ise Bay Levi'nin müstakbel ortağı ve kendisi gibi bir Yahudi göçmeni olan yetenekli Terzi Yakup. Bay Levi, Terzi Yakob'un bakırperçinli iş pantolonlarını ilk gördüğünde Yakob'un yeteneğine hayran kalmış ve onu bir kader kardeşi olarak gönlüne katmış. Artık adı Levi Strauss & Co. olan firmasıyla pantolonları da dünyanın dört bir tarafına satmış.
Levi's pantolonlarını yaratan bu kader kardeşliğinin hikayesinin bir benzeri de bizlere Jacuzzi'nin icadını anlatır efendim. Hem de o öykünün göçmen girişimcileri öz be öz kardeştirler. Frank ve Valeriano Lacuzzi. Babaları Giovanni ve anneleri Teresa'yı hayatta kalan 11 kardeşleriyle birlikte Birinci Dünya Savaşı tehdidi altındaki Kuzey İtalya'da bırakan Lacuzzi kardeşler bizzat babalarının teşvikiyle Amerika'ya göç ediyorlar. Kısa süre sonra da diğer kardeşlerini Amerika'ya çağırıp kurdukları aile şirketiyle havacılık sektöründe isimlerini duyuruyorlar. Ama bir harfi değiştirilmiş olarak.
Frank ve Valeriano Lacuzzi kardeşlerin soyadları New York limanından Amerika'ya giriş yaptıklarında kayıtlarını yapan memur tarafından yanlışlıkla değiştiriliyor. Kardeşlerin soyadını Lacuzzi değil de Jacuzzi olarak deftere geçiren bu savruk zihni gümrük memuru elbette dünyanın tüm dillerine girecek olan bir kelimeye katkıda bulunduğunu bilmiyordu o sırada. Aynı şekilde Kosova sınırından Edremit'e göç eden Arnavut kökenli Kot ailesinin üyeleri de soyadlarının bir tekstil terimine dönüşeceğinden hem de bu durumun daha 3 yaşındaki oğulları muhteşem Kot tarafından gerçekleştirileceğinden bir haberdiler. Küçük Muhteşem, ihtişamlı ismine rağmen çocukluğunu ve ilk gençliğini fakru zaruret içinde yoksullukla geçirmiş, ortaokula kadar sürdürebildiği eğitim hayatının ardından bir terzinin yanına çırak olarak girip meslek sahibi olmuş. Babasının ölümünden sonra payına düşen sekiz altın sikkeyle belki mütevazi bir dükkan da açabilirmiş ama onun daha büyük hayalleri varmış.
Madem ki terziyim, bu işin merkezini gezeyim diyen muhteşem cebine koymuş sekiz altınını ve soluğu Paris'te alıvermiş. E oranın adı Paris. Birkaç soluk daha alıp verdikten sonra altıncıkları bitivermiş. Neyse ki bu süre zarfında Fransızcayı çat pat, komsi komsa öğrenmiş olan Muhteşem Kot birçok işe girip çıkıyor, hayatını kazanıyor ve en sonunda da Institut La Devise Daru adlı prestijli bir terzilik okuluna bile kabul ediliyor. Klasik bir başarı hikayesinin başlangıç kısmı. Sanki bir Nilüfer şarkısı. Ta uzak yollardan Koştum geldim senin kollarına
İçimde yanan ateşimle ben Baktım durdum senin yollarına Başarısızlık bir ölüm sanki Tam öyle değildi o şarkı Ama mevzu tam olarak da böyle Değil mi kıymetli dinleyenler? Okuduğumuz, dinlediğimiz tüm öykülerde Yılmadan çalışanın ulaştığı zaferler anlatılıyor bizlere Özellikle de kurgu olanlarda Vazgeçmenin, vazgeçenin öyküsüne pek kimse rağbet etmiyor Oysa ki Lacuzzi'lerden Jacuzzi'lere dönüşen İtalyan göçmeni ailenin asıl hikayesi bir vazgeçişin, bir yılgınlığın üzerine kurulmuştur. Hem de korkunç bir felaketin ardından yaşanan bir yılgınlığın. İtalya'nın kuzeyinden, Kaliforniya'nın güneyine uzanan Jacuzzi'ler aile şirketlerini 1915 yılında kurmuşlar.
En büyük kardeşler Frank ve Valeriano, meyve bahçelerinde çalışıp biriktirdikleri parayla öncelikle beş erkek kardeşlerinin, Rachel, Candito, Giacondo, Gelando ve Joseph'in Amerika'ya gelmelerini sağlamışlar. Zaten en baştan itibaren Jacuzzilerin planı, yeni dünyada tasarım ve üretim konusunda varlık göstermekmiş. Daha önce İtalyan ordusunda görev yapmış Rachel ve Candito'nun havacılık alanındaki eğitimleri de aileyi meyve bahçelerinden alıp gökyüzüne taşıyan itici güç olmuş. Rochelle Jacuzzi kardeşlerinin torna tesfiği alanındaki becerilerinden de faydalanıyor ve ahşaptan yekpare bir uçak pervanesi geliştiriyor. O dönem için bir ilk. Havacılıkta çığır açıyor. Amerikan ordusunda Jacuzzi kürdanı adıyla literatüre girip kardeşlerin soyadını dünyaya tanıtan ilk ürün oluyor bu pervane.
Sonuçta pervane deyip geçmeyin kıymetli dinleyenler. Bu pervane, sonraki yıllarda Boeing uçaklarına da imzasını atacak olan havacılık devi McDonnell Douglas'ı Jacuzzi Bros şirketinin kapısına kadar getiren ve iki büyük sözleşme imzalamasını sağlayan pervanedir. Prototipi hali hazırda Washington'daki Ulusal Havacılık ve Uzay Müzesi'nde görülebilir. Efendim, jacuzziler I. Dünya Savaşı'nın da yükselttiği havacılık sektöründe yıldız gibi parlarken elbette kıskanç gözler ve haset ağızlar da boş durmamışlar. Nereden çıktı bu İtalyanlar? Ulusal havacılığımızı bu kara kafalara mı emanet edeceğiz gibi olumsuz propagandalar almış başını giderken jacuzziler yine yapmış yapacağını. Soy adlarını tekrar havacılık literatürüne sokan yeni icatlarını duyurup herkese susturmuşlar.
Modern uçak tasarımının öncüsü olan ilk kapalı kabinli tek kanatlı uçağı inşa eden jacuzziler mutluluk sarhoşluğu içinde kıskanç gözleri yumdurduk, haset ağızları tıkadık diye düşünürken kem gözleri ve şom ağızları unutuvermişler maalesef. 1920 kışındaki bir test uçuşu uçaktaki tüm yolcuların ve kardeşlerden en küçüğü olan Giacondo'nun ölümüyle sonuçlanmış. İşte tam da bu noktada böylesi çalışkan, böylesi Yılmaz karakterli bir ailenin böylesi bir felaketten de sıyrılmasını bekleriz değil mi? Yasın matemin ardından metanetle yeniden başarıya kanat çırpmaları gerekir değil mi? Değil efendim.
Bu hikaye kurgu bir hikaye olsaydı muhtemelen o yoldan devam ederdi ama gerçek hayatta öyle olmamış. Ahir ömrünün son günlerini çocuklarının yanında geçirmeyi düşünüp yakın bir zaman önce Amerika'ya göç eden baba, daha doğrusu Papa Giovanni, geriye kalan 12 çocuğunu karşısına toplayıp, son dileğinin bu lanet olası havacılık sektöründen ayrılmaları olduğunu söylemiş. Sonra da İtalya'ya dönmek için hazırlanırken ömrü vefa etmeyip küçük oğlu Giacondo'nun yanına intikal etmiş. O güne kadar babalarının bir dediğini iki etmemiş olan Jacuzzi kardeşler son sözünü de kulak arkası etmemişler. Bir havacılık efsanesi haline getirdikleri Jacuzzi Bros. şirketini sulama motorları imal eden bir firmaya çevirmişler. Kıskanç gözlerinin şaşkınlıkla açılmasına,
Haset ağızlarının alaycı sırıtışlarına, havacılık devi ortakları Douglas'ın uğraşlarına rağmen jacuzziler sektördeki istikballerinden vazgeçmiş, fakat Amerika'dan vazgeçmemişler. Amerika da jacuzzilerden vazgeçmemiş. Şimdi küçük bir ara verelim, çok bekletmeden konumuza geri dönelim. Peki ya babasından kalan 8 altınla, yanında ne kardeşi, ne eşi, ne dostu, ne arkadaşı olmadan Paris'e gidip yine de hayallerini başaran Sayın Muhteşem Kot, o neden vazgeçmiş Paris'ten? Bilemiyoruz. Belki zaten dönmek için çıkılan bir yolda olur.
Belki memleketin hasreti, belki de bir fırsatın gayreti Türkiye'ye döndürdü Muhteşem Bey'i. Ve kendisini gerçek anlamıyla başarıya ulaştıran şey de bu ülkeye dönme kararı oldu. Hemen İstanbul'da terzilik yapmaya başladı. Kısa sürede iş ve sanat camiasının ünlü simaları tarafından tanındı.
Zanaat ve vizyon sahibi olmasının yanı sıra becerikli bir iş insanıydı Muhteşem Bey. O dönemde askeri dikim evlerinin ihtiyaca yetişmediğini görüp taahhüt işlerine girdi. Birçok farklı devlet kurumuyla çalıştı. Bankalar Caddesi'ndeki Saint Pierre Han'da açtığı atölyeyle de markasını, daha doğrusu Kod soyadını tüm ülkeye duyurma yolunda ilk adımını attı.
Tarih 1940'ların sonuna ulaşmışken, Muhteşem Bey, Etibank'tan aldığı yüklü siparişi yetiştirmek için telaş ederken, patronun telaşına ortak olan çalışanlardan biri küçük bir kaza geçiriyor. Patiska kumaştan yapılmış kukuletalı yağmurlu su geçirmez olması için bezir yağına batırırken ayağı kayıp düşüyor ve pantolonun ağ kısmı yırtılıyor. İşçinin neticesi, o günkü mesaiye neşek atarken Muhteşem Bey'in aklına da Paris'te gördüğü Levi Strauss markalı iş pantolonlarını düşürüyor. Logosunda iki at tarafından ters yönlere doğru çekilen, olağanüstü dikişleri, bakır perçinlerle perçinlenmiş bu taş gibi iş pantolonunu Türkiye pazarı için üretmeyi kafasına koyuyor Muhteşem Bey. Ve hemen araştırmalara başlıyor. Kumaş yok diyorlar. Dokunur diyor. O kumaşı dikecek makine yok diyorlar. Yapılır diyor. Nihayetinde dikiş makinesini yapamıyorlar ama. Singer'e sipariş veriyorlar.
Ama kumaşın daha kalitelisini dokumayı başarıyorlar. Muhteşem Bey, tıpkı Levi Strauss'unki gibi iki atın ters yönlere çektiği pantolonlu bir logo yakıştırıyor kendine. Ve soyadını da marka olarak konduruyor logonun üstüne. Ürettiği ilk kot pantolonu da yıllar sonra efsanevi bir ralli yarışçısı olarak tanınacak olan oğlu Aytaç Kota satıyor. Hem de tam beş kuruşa.
Hemen hemen aynı tarihlerde Atlantik Okyanusu'nun ötesinde bir başka baba oğul da bambaşka bir alışverişin içindedir. Artık ailenin en büyüğü olan Candito Jacuzzi tekne kazıntısı sıfatıyla doğmuş olan oğluna hem kendi adının kısaltması olan hem de gayet Amerikalı duran Ken ismini verir. Ken bebeğin katılımıyla büyüyen Jacuzzi ailesinde yıllar önce yaşanan o felaketin acısı hafiflemiştir artık. Keskin bir kararla yapılan sektör değişimi de olumlu sonuçlar doğurmuştur. Jacuzzi Bros şirketi sulama pompaları imalatının yanı sıra yüzme havuzu ekipmanları, jet tahrik sistemleri ve gazlı ızgara imalatında ülke çapında büyümektedir.
Ama işte hep öyle olur ya, en beter şey her şey yolundayken başa gelir. Yen içinde kalarak kırılan küçücük bir kol tüm aileyi tekrar hüzne boğar. Küçükken romotait artrit hastasıdır ve o dönemde gelişkin tedavi yöntemleri bulunmadığı için bu illet bebeklerde kalıcı eklem hasarlarına hatta ölüme sebep olmaktadır. Ama neyse ki tam bir jacuzidir kembebek. Ağrılara, şişkinliklere, çene ve eklem tutulmalarına, kullanılan türlü ilaçların korkunç yan etkilerine rağmen dayanır kerata.
Yaşamaz, yaşarsa da ömrü boyunca büyük acılar çeker denen Ken Jacuzzi, 2016 yılında, 74 yaşındayken verdiği röportajında mutlu bir çocukluk geçirdiğini beyan etmektedir. Ve şöyle eklemektedir. Bu, tamamen ailemin mucizesi. Gerçekten de öyle olmuş. Ken bebeğin bu derdi ömrü boyunca taşıyacağı anlaşılınca hali hazırda hidrolik konusunda uzman olan aile aradıkları mucizeyi kendi cevherlerinden doğurmuş. Suya daldırılabilen bir havalandırma pompası tasarlayıp geliştirmişler. Taşınabilir hale getirilen bu pompa Ken bebeğe şifa olurken patent ofisinde C300 adıyla kaydedilip çağın ünlü bir icadı haline gelmiş.
Herhangi bir normal banyoyu rahatlatıcı ve bazı reklamlara göre gençleştirici bir hidroterapik sıpaya dönüştüren C300 Jacuzzi niş bir pazar yaratmış kendine. Ve yaratıcısı olan Jacuzzi Bros şirketini de sağlık sektörüne sokmuş. Fakat malum, insanoğlu çeşit çeşit. J300 pompasını satın alanlar sadece her şeyin başı sağlık sloganıyla kullanmamışlar bu pompayı.
hidroterapi pompalarının farklı terapilere de alet edildiğini öğrenen Jacuzziler bu sefer vazgeçmemişler. Hatta fırsatı ganimet bilip o işe uygun pompalar imal etmeye başlamışlar. Ve işte bu keskin karar sayesinde de bir aile şirketi milyon dolarlık bir dünya devine Jacuzzi soyadı da hemen her dilde bilinen jenerik bir isme dönüşmüş. Günümüze kadar da bu şekilde devam etmiş demeyi çok isterdim. Ama malumunuz jacuzziler çok çocuk yapmayı seven bir aile efendim. 1980'lere girerken jacuzzi markasına dahil olan yaklaşık 300 aile üyesi varmış ve aralarındaki anlaşmazlıklar da giderek büyüyormuş. Yine keskin bir kararla satışa çıkarmışlar şirketi. Yönetimde kalan birkaç jacuzzinin dışında diğer aile üyeleri 75 milyon dolarla ayrılmışlar bu anlaşmadan. Yine bir vazgeçiş.
Jacuzzi ailesine hasbelkader karlı bir bitiriş sağlayan vazgeçiş. Gel gelelim aynı yıllarda farklı bir mücadele veren Aytaç Kot, babasından devraldığı Kot markasını karlı bir bitirişe değil, yeni bir yükselişe taşıma arzusundaydı. Levi's logosundan alınan cüretkâr ilhamla oluşturulmuş marka, atlı pantolon adıyla da tanınmış, İstanbul Necati Bey Caddesi'nden Ankara Hergele Meydanı'na kadar işçilerin, köylülerin alışveriş ettiği bütün dükkanlarda satılır olmuştu. Kot markasının tutkulu müşterileri ürünü satın almadan önce etiketi kontrol ederler, sonra pantolonu paçaları üstünde dikine yere bırakırlar, pantolon ayakta durursa alır, yana düşerse gerisin geri iade edip giderler.
Muhteşem Bey sırf bu yüzden apreden geçen kumaşa aşırı kola, nişasta verdirirdi ki taş gibi olsun, odun gibi ses çıkarsın. Ne kadar sert, ne kadar karton gibi olursa o kadar makbuldü pantolonlar. Ama zamanla birlikte müşteri Portköy'de değişti. Ünlü Amerikalı aktör James Dean ile başladı her şey. Özellikle James'in Devlerin Aşkı filminde giydiği mavi pantolon, İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana'daki Amerikan askerlerinin çarşı izinlerinde giydiği pantolonların aynısıydı. Amerikalılar ülkelerine dönerken bunları kapalı çarşının Beyazıt girişindeki elbisecilere satarlardı, daha sonraları Tophane Salı pazarında görücüye çıktı bu pantolonlar.
Amerikan üslerindeki PX'lerden kaçak olarak çıkartılan mallar el altından akıl almaz bir atlara satılıyordu. Zamanla yurt dışından tırlarla kaçak olarak tanınmış markaların bürjinleri girmeye başladı ülkeye. Tüm bu ahval ve şerait içerisinde markasını geleceğe taşımak isteyen Aytaç Kot, bu arzusuna otomobil yarışçılığının verdiği ataklık sayesinde ulaştı. Aytaç Bey 1978 yılındayken Frankfurt'ta bir Blue Jean Fuar düzenleneceğini öğreniyor. İstanbul-Frankfurt arası 2300 km. Aytaç Bey 20 saatin altında bir sürede ulaşıyor Frankfurt'a. Hemen bir stand kiralayıp kodlarını güzelce sıralıyor. Karşısındaki stand ise bomboş. Sadece Libert yazısı var tezgahta.
Aytaç Bey, manyak mı bunlar diye düşünürken açılıştan bir gece önce birkaç tane eski çamaşır makinesi getiriyorlar. Sonra da yıkanmış eski bluejinleri asmaya başlıyorlar. Birkaç tane olsa elle yapmışlar diyecek Aytaç Bey. Ama yüzlercesi var. Ne kadar eskimiş bluejin varsa toplamışlar, onları satacaklar diye düşünüyor önce. Ama kimse onun kotlarının yüzüne bile bakmazken kapış kapış gidiyor Libertijinlere.
Kendi standındaki Alman hosteslerin bile Liberty Blue jinlerinden satın aldığını gören Aytaç Bey, kıskançlıkla incelediği pantolonunun cebinde buluyor aradığı çözümü. Minik bir parça ponza taşı. Türkiye'ye döner dönmez Denizli, Nevşehir, Van'daki bayilerine siparişler veriyor. Bir hafta içinde çuvallar dolusu ponza taşı geliyor İstanbul'a. Çamaşır makinesine atıp, ponzalarla pantolonları döndürveriyorlar. Ama çok küçük açılmalar oluyor.
Marangozların kullandığı zımpara makinelerinden alıp 2000 pantolonunu tek tek arttırıyor Aytaş Bey. En sonunda kimya mühendislerinin de üstün çabalarıyla Avrupa'dakiler gibi üretime başlıyorlar. Öyle ki 1979'da Rumeli Caddesi'ndeki dükkan açılışında büyük bir izdiham yaşanıyor. Tam her şey yoluna giriyor derken 80 darbesi, Hasan Mutlucan'dan yine de şahlanıyor aman türküsü ve ardından Turgut Özal, gümrük kapılarının açılması en nihayetinde de muah muah likup.
Aytaç Bey, öncelikle ayakta durabilmek için üretiminin tamamını dış pazara yöneltip ihracata başlamış. Böylece geçici kabulle kumaş ithal edip işledikten sonra ihraç ediyor, üretim kapasitesini düşürmemiş oluyormuş. 1992 yılına kadar sürdürmüş bu mücadeleyi, sonra da Topkapı'daki fabrikayı kiraya verip üretimi durdurmuş. Evet, iki hikayenin de sonu biraz buruk oldu, farkındayım. Ama velhasılı kelam, bu hikayelerden ne öğrendik sevgili dinleyenler? Aile gerçekten çok önemlidir ama kuralları ekonomi koyar. Bu gerçeğe rağmen biz pot bir ailesi olarak sadece sizlerle kaynaşıp birlikte büyümek hevesindeyiz. Bakınız dakikalardır Levi's'i övüyorum ama inanın ki Levi's'ten beş kuruş bile almadım. Çünkü bu etimolojik hikayeleri sunma aşkını asla bir ekonomik aktiviteye döndürmem desem de inanmayın ama asıl önemli olanın sizin hoşça vakit geçirmeniz olduğunu da unutmayın.
hoşça vakit geçirmiş olduğumuzu umarak, yepyeni hoşça vakitlerde buluşmayı dileyerek, hoşça kalın diyoruz her birimize. Hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.