Podcast

3: İncitme Sanatı #Podbee Dinlesen Gülersin

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Deniz bu bölümde linçler, olumsuz yorumlar ve kendisi hakkında ileri geri konuşuyor.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.532 kelime · ~18 dk okuma

Merhaba. Biliyorum bu bir komedi programı aslında. Yani insanlar biraz olsun kafa dağıtsın, arka planda dinlesin, neşelensin diye yapıyorum. Ama artık gerçekten dayanılmayacak bir seviyeye geldi. Geçen hafta o kadar çok hakaret geldi ki, o kadar insanlıktan yoksun, terbiyeden yoksun... O kadar insanlıktan yoksun, o kadar terbiyeden yoksun, insanlıktan uzak. O kadar insanlıktan uzak. Şu an o kadar öfkeliyim ki herhangi bir şekilde... O

kadar öfkeliyim ki... Merhaba, bu bir komedi programı. Merhaba, biliyorum bu bir pro... Merhaba, biliyorum bu bir komedi programı ama artık dayanamıyorum. Uf, şive nereden çıktı? Dayanamıyorum. Bu bir şeylere, yorumlara falan sinirlenip atar videosu çeken youtuberlar, sanatçılar nasıl sinirlerini sabit tutabiliyor acaba? Çünkü kayıt sırasında yerine getirilmesi gereken birçok teknik yükümlülük var.

Saniye. Neyse. A yapalım. Önceki bölümün sonunda bana kırıcı mailler göndermenizi rica etmiştim. Yüzden fazla mail geldi. Böyle bir istekte bulunmamın sebebi nelere alınıyorum, insanlar nelere alınacağımı düşünüyor onu görmekti. Çünkü bu bölüm olumsuz yorumlar üzerine konuşacağım.

Transkriptin tamamını oku

Maalesef gelen maillerin büyük bir kısmı neşelendirdi. Yani çok naif denemelerdi. Muhtemelen hayat boyu sizi çok üzecekler. Siz de bunu insan doğasına dair hiçbir şey bilmemenize değil, çok iyi niyetli ve saf olmanıza bağlayacaksınız. Gelen maillerin naifliği ile benim bu tarz agresif yorumlara karşı duyarsızlığım birleşince kırıcılık açısından etkisiz bir yetişim oldu.

Bu yorumlardan pek etkilenmiyor oluşumu, sebebi umursamazlık ya da özgüven değil. Daha üzücü bir hikayeye dayanıyor. Utku Ergin'in tabiriyle linç olayını kaba kulak gibi erkenden geçirdim. Yani hakaret yeme olayına zirveden girdim. Bu yılın başında Ekşi Sözlük başlığında 15-20 entry vardı ve hepsi de olumluydu. Yani işte yeni bir çocuk, politik bir zah yapıyor, Ankara'da izledim, fena değil falan yazıyordu. Ekşi'ye göre fazla olumlu hatta. Komik değil bile yazmıyordu henüz. Sonra bir gece ilk olumsuz entri girildi. Yaptığım bir şakadan dolayı öldürülmem gerektiğini anlatıyordu çeşitli dini referanslarla. Yakın tarihten karikatürist cinayetleri üzerinden örneklendiriyordu. Yani hakkımda internete girilen ilk olumsuz yorum, ikna edici bir şekilde ölmem gerektiğini söylüyordu. Ama iyi tarafından bakacak olursak hala komik değil diyen bir entry yoktu. O gece radikal tarikatçı bir tayfa Twitter'dan sürekli saldırmaya başladı bana. İşte Citroën fotoğrafları atıyorlar. Bilmeyenler için Şerlepto saldırganları Citroën marka araba kullanmışlar. Ben de o gün öğrendim. Arada bana sövmeyi bırakıyorlar. İşte genç yaşta evlilik serbest olsun diye tweet atıyorlar. Sonra tekrar bana dönüyorlar. Ve yazlıkın içinde herhangi bir eleştiri, argüman hatta hakaret bile yoktu. Yani tweetleri okuduğunuzda burnunuza barut kokusu geliyordu sadece. Ama bir tane iyi niyetiyle parlayan bir tweet hatırlıyorum. Umarım cehennemde cayır cayır yanarsın. Diğerlerinin yanında o kadar naif kalıyordu ki yani gerçekten beğenesim geldi yorumu. Sonunda işi uzmanına bırakan sağduyulu bir insan. Böyle bir olay yaşarken arkadaşlarınız da nasıl moral vereceklerini şaşırıyorlar. İşte hepimiz öleceğiz Deniz. Ya da kitap oku. Yani normalde odaklanamıyorum. Böyle nasıl odaklanayım? Ya da bu adamlar herkese saldırıyor. Bak şimdi de gaf yapan bir şarkıcıya saldırıyorlar. Açıp o saldırıyor dedikleri kişiye bakıyorum. Bana tehditler yazan insanlar o şarkıcı için boykot yazmışlar. Bu moral vermek için doğru bir örnek değil. Bu adamların beni boykot etmesi saldırı değil, lütuftur. Bu bahsettiğim olay o radikal tarikatçı tayfanın dışına taşmadı. Ama internette de sınırlı kalmadı. Gösterim olan mekanı arayıp tehdit ettiler gün boyu. Ve güvenlik sayısıyla seyirci sayısının aynı olduğu bir gösteri yaptım. Hatta ben sahneye şakaları anlatırken iki yanımda korumalar durdu. Korumalardan birisi bütün şakalarıma gülüyordu, diğerisi hiçbir şakaya gülmüyordu. Yani gösterinin bir yerinden sonra ben dahil herkesin dikkati gülmeyen korumadaydı.

Onu güldürmeye odaklandı ve iyi de oldu. Asıl tedirginliğimi unuttum. Ahmet Kaya'nın şişko olmasıyla ilgili bir şakama güldü. Rahatladık hepimiz. Böyle anlatıyorum tabii ama hayatımın en korkunç haftasıydı. Şakada agresif hiçbir şey yoktu. O yüzden büyütemediler mevzuyu. Ama işte böyle basit bir nükte bile sinirlendirebiliyor. Yani ezberletilen sözlerin dışında bir şey dediğinizde aşırı rahatsızlık yaratıyor. Yok yasalar, yok tehditler vs. Söylenilen şeye göre çok büyük tepkiler veriyorlar. Bu da aslında kırılganlığa işaret ediyor. Yani... Cümlelerden bu kadar rahatsız olmak ve engellemeye çalışmak, o çok heybetli ve güçlü görünen kurumların, yapıların kelimelerle yıkılabileceğini işaret aslında. Nasıl? V for Vendetta gibi.

Ya bir tweetten bile rahatsız oluyor. Ya da şiir, haber, köşe yığısı, şaka. Bu her ülkede böyle değil tabi. Mesela hep anlatılır işte. Fransa'da, Amerika'da bırak şakayı ya da eleştiriyi. Herkese, her şeye sövebiliyorsunuz. Hatta yöneticiler bununla gurur duyuyor. İşte zamanında Sartre, Fransa'yı eleştirdiğinde eleştirilen Cumhurbaşkanı de Gaulle, Sartre'a sahip çıkmış. Sartre, Fransa'dır diye savunmuş.

Ama bilemiyorum yani bir yandan da kıskanılacak bir şey değil gibi. Adamların sistemleri o kadar oturmuş ki ne dersen de etkileme şansın yok. Onun özgüveni var orada. Türkiye'de ceza veriliyor olması söze hala kıymet verildiğini gösteriyor. Amerika'da da istediğini diyebiliyorsun. Kimse umursamıyor. Hatta geçenlerde Türkiye'de de konuşuldu. İşte Robert De Niro bir ödül töreninde fuck you Trump demiş.

Ya şimdi bana düşmez ama koskoca Robert De Niro'sun yani oynadığın filmlerin yarısı başyapı. Trump'ı eleştirme şansın var, insanları etkileme şansın var ama söylediğin tek şey fuck you. Özgürce konuşma hakkını meczup gibi fuck you diyerek kullanırsan yasaklamazlar tabi ya ne zararın olabilir. Denizcim böyle konular üzerine düşünmek istesek kafası karışık küçük bir çocuk yerine Ruşen Çakır'ı dinlerdik. Dediğinizi duyar gibiyim. Bu konuda söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Lynch mevzusuyla ilgili diyecek pek bir şeyim yok. Yaşadığım minor bir şeydi. Sonraki aylarda iki komedyen arkadaşım çok daha büyük ve akıldan yoksun şeyler yaşadılar. Onu onlar anlatır ileride elbet. Ama dediğim gibi bu sayede olumsuz yorumlarla sonsuza kadar barıştım. Artık komik değilsin, beyinsizsin, tipin iğrenç tarzı yorum gördüğümde bağrıma basıyorum. Güzel kardeşim benim. Bütün fikir ayrılıklarımıza rağmen ölmemi istemediğin için teşekkür ederim. Attığınız kırıcı mailler etkilemedi dedim ama her gün başarısız da olsa 10 tane tanımadığınız insandan hakaret okumak yorucu. İster istemez etkiliyor. Sık gelen maillerden bir tanesiyle başlayayım. Mesela böceksin, bok böceğisin, boksun tarzı çok mail geldi. Enteresan ya siz... Birisi size bok deyince üzülüyor musunuz? Yani öyleyse nasıl bunca yıl internette barınabildiniz, mail atabilecek seviyeye geldiniz bilmiyorum. Yani yemeyeceğin şeyi başkasına ikram etmemek gibi kırıcılık. Duyunca üzülmeyeceğiniz şeyi başkasına söylemeyin. Daha başarılı örnekler de var tabi. Biraz üzen, tedirgin eden bir konu bulunmuş. O da Patreon hesabı açmış olmam. Şöyle yazmış birisi. Patreon'dan dilenip sigaraya bireye harcayacaksın. İnsan utanır yazmış.

Sigara tüketmiyorum. Boom, karavana. Alkol de nadir. Yani birini kırmak istiyorsanız doğruluğundan emin olduğunuz bilgileri kullanın. Temelsiz tahminenle riske girmeyin. Mesela Patreon güzel bir damarken başarısız sigara tahminiyle bu yorumdan kurtulmamı sağladım. Ters köşe yaptıran bir mail vardı. Uzun uzun övmüş ama mailin sonunda öğreniyoruz ki övdüğü kişi Akın'mış meğerse. Akın Aslan'ın yaptığı jingle'ı dinlemek için benim podcast'ime katlanıyormuş.

Hem ters köşe koymak hem üçüncü şahıs araya sokmak her zaman işe yarar. Yani hele sanatsal işlerde her şey subjektif olduğu için özgüvenler düşük ve haset oranı çok yüksek. Başka bir mail. Fazla tevazu kibirden gelir. Ev arkadaşında hep daima bunun. Nasiz bir kişiliğe sahipsin. Bu yüzden bazen kendini gömüyorsun. Yoksa şu Kadıköylü tipik varoluş sıkıntıları yaşadığını söyleyip duran ve sevişmek için kafka pazarlayan tiplerden misin? Bu çok iyi mesela. Neredeyse boş kelime yok. Yani burada hem Kadıköylü etiketinden rahatsız olacağım kestirilmiş, hem geçen podcast'te kafka şakası yaparken ki özgüvensizliğim tespit edilmiş. Çok başarılı. Devam ediyor. Ve hayatta en çok prim yapan patoloji geçmişini insanların sana sıcak duygular beslemesi için kullanıyor olabilir misin?

Boom! Taypo! Patoloji yerine pataloji yaz. Bu bir operasyon ve hataya yer yok. Bütün emekler boşa gitti. Çünkü benim savunma mekanizmalarım devreye girdi ve doğru düzgün patoloji yazamayan birinin bana narsis demesi artık üzücü olmaktan çıktı. Burnundaki etin hayatımda kapladığı yer nedeniyle burnunu kırmayı tercih edebilirdim. Burada hem burnumun büyüklüğüne bir atıf var, hem ses tonuma bir atıf var.

Ben de burun her zaman çalışıyor, her zaman kırıcı. Burun kadardır. Yine ses tonuyla ilgili bir mail. Bu ses tonuyla tecvid hocalarının en büyük rahle öğrencisi sen olabilirsin. Bu çok iyi. Yani şu an hem sesim hakkında düşündüğüm bir dönemdeyim. Yetersiz buluyorum. Hem de cümlede iki tane hiç bilmediğim Arapça sözcük var. Yani durduk yere tedirgin ediyor beni. Teknik mailler atanlar olmuş. İşte hikayelerin hep serim, düğüm, serim. Çözümden bir habersin.

Ya da metamizah yapan bir şarlatansın. Ya da tutan taktiklerini kullanıyorsun. Mizahın şimdiden bayatlamaya başladı. Bunların hepsi emin olmadığım yerlere giden, terimlerle yazılmış, uzman hissi veren yorumlar. O yüzden dikkate almamak çok zor. Son olarak kırıcı olmayan ama beni düşündüren bir mail. Mail atan kişi donukluğumdan bahsettikten sonra şöyle devam ediyor. Ama insan içten içe soruyor. Bu çocuğun en uçarı kaçarı hali nasıldır? En tiz çığlığını nasıl atar kulakları patlatırcasına?

Amuda kalkınca ne hale gelir? Bağıra çağıra nasıl sarhoş olur? Ya bunların birçoğunun cevabını ben de bilmiyorum o yüzden kırmadı ama üzdüm. Uçarı ne güzel kelime ya.

Son zamanlarda olumsuz yorumlar ve linç kültürü yerine videolar, podcastler denk geliyor sürekli. Ama önün alma konusunun çok işe yaradıkları söylenemez. Zaten artık engellemek en verimli çözüm olmayabilir çünkü ülkenin neredeyse yarısı linç edildi. Çözüm bence geri kalanları da linç etmek. Herkes namlunun diğer tarafında durarak linç edilendiği empati yapmayı da öğrenmiş olur. Bu podcast linç kültürü hakkında değil, bireysel yorumlar hakkında. Çünkü yazdığınız olumsuz yorumun linçe dönüşüp dönüşmeyeceği çok belirsiz. Birçok dış etkene bağlı ve stoğacıların da dediği gibi kontrol edemediğimiz olaylar için üzülmemeliyiz.

Yani o gün birisine yeterince öfkelenmişsinizdir. Gerekli yorumları yapmışsınızdır ama yine de lince dönüşmemiştir. Hangi partiye yakınsanız onun linçlerden sorumlu milletvekili meşgul olabilir. Zafer Algöz YouTube'da tavla oynuyor olabilir, lince destek atamaz. Yani birçok dinamik var. Yazdığınız yorumla bir başınıza kalırsınız. O nedenle bizim işimiz o yazdığınız yorumu güçlendirmek. İçerik üreticilere özel kırıcı yorum nasıl yapılır?

Kendimden ve çevremden gözlemlediğim kadarıyla bir şeyler anlatacağım. Kırıcılığa giden yol, empatiden geçer. Karşı tarafı ne kadar anlar, kendiniz onun yerine ne kadar koyarsanız, onu o kadar ağlatabilirsiniz. Zayıf noktalarına, komplekslerine, soru işaretlerine saldırabilirsiniz. Ancak empatiyetisi olan insanlar, yarın yokmuşçasına kalp kırabilir. Hacker'ları düşünün. Her hacker aynı zamanda bir siber güvenlik uzmanıdır. Her uzman da bir hacker. Hatta beyaz şapkalı hacker deniyor uzmanları.

İçerik üreticisi iki yüzlüdür. Şarkıcımız, oyuncumuz, yazarımız, fenomenimiz ya da gazetecimiz yorumları okuyor. Olumluysa sorgulamadan direkt bağrına basıyor, günü güzelleşiyor, keyifleniyor. Ama olumsuzsa hemen savunma mekanizmaları devreye giriyor. Yorumu boşa çıkarmaya çalışıyor. Cahil, art niyetli, hater, yanlış anlamış vs. gibi bir kategoriye koymaya çalışıyor yorum yapanı. İşte bizim olayımız o savunma mekanizmalarını atlatabilmek. Yakıcı hakikatle sanatçımızı buluşturmak. Mümkünse gününü, mümkün değilse bir saatini mahvetmek.

Bu yazacağınız yorumda yazdığınız şeyin zekice ya da tutarlı olması gerekmiyor. Önemli olan kırıcı olması. Fikrimizi yansıtması da gerekmiyor. Kendinizi ön plana çıkarmayın. Bunun ayrımını yapmak gerekiyor. Yorumun misyonunu yerine getirebilmesi için, kırıcı olabilmesi için kibirli olmamak, fikrinizi yansıtmaya çalışmamak, tutarlı olsun diye sınırlamamak gerekiyor. Eğer buna bir itirazınız varsa o zaman size şunu sorarım. Fikrinizi belirtmek mi yoksa fark yaratmak.

Fikir diyenler bu noktada kapatabilir podcast'i. Ben fark yaratmak isteyenlerle devam ediyorum. Peki ne yapalım Deniz? Şaşırtın. Yani bu insanlar olumsuz yorumlara bir süre sonra alışıyor. Çünkü hep aynı yorumlar, sabit yorumlar geliyor. Yok tipi böyle, yok sesi böyle, yok abartılmış balon vs. O rutini bozmanız gerekiyor. Namık Kemal'in ünlü bir dizesi var. İnsan her şeye alışır. Alışamadığından da korkar.

Önce yapılmayacakları söyleyeyim. Yazım hatası asla yapmayın. Yani tam adamı ağlatacakken birleşik yazdığınız bir D'ye daha bağlanınca bütün gücünüzü emer, yazdığınız her şeyin etkisi biter. Ama olumlu yorum yapan kişi taypa yapsa sevinir. Ne güzel toplumun her kesimine hitap ediyorum diye. O yüzden birisini üzme niyetiyle yazdığınız yorumları mutlaka Türkçesi iyi bir arkadaşınıza kontrol ettirin. Sert küfür etmeyin, rahatlıkla görmezden gelinebilirsiniz. Önemli olan sanatçımızla bir diyaloğa girebilmek, onun algısında kendimize yer açmak ve sonra hançeri saplamak. Haterlık da yapmayın çünkü karşı taraf kendisine çok mesai ve öfke ayırdığınızı hissederse yorumunuzla arasına kolaylıkla mesafe koyabilir. Şunu hepimiz biliyoruz, bir insan birini söylediklerine ne kadar değer veriyorsa o kadar etkilenir.

Buradan hareketle kendimizi iyi ifade etmemiz, konuya hakim görünmemiz, mümkünse duygusal bağ kurmamız gerekiyor. Bu içerik üreticilerinden bazıları psikologlarının tavsiyesine uyup hakkında yazılanları okumuyor. Onlara da özel mesaj yoluyla ulaşabilirsiniz. Yani kafasını kuma gömen deve kuşunun ardından siz de kafanızı kuma gömüp dışarıda olan kötü şeyleri ona fısıldayabilirsiniz. Yazacağınız yorumda mantıklı şeyler söylemeyin. Tam tersi açıklama hissi uyandıran şeyler söyleyin. Cevap yazmadan duramasın. Cevap yazıp açıkladıktan sonra pişman olsun. Önemli olan düşündürmek, hedefin kafasına yer edinebilmek. Överek girip sevindirin. Önemsiz bir yeri övün mesela. İşte seyircili ilişkiniz çok güzel diye başlayın. Heveslenecek, pozitif enerji geleceğini düşünecek. Kalkanlarını indirecek. Sonraki cümlede öldürcü darbeyi vurun. Geri kalan her şey bok gibi. Yerinde olsam bu işi bırakırdım. Atıyorum. Konuya dair zekanızı ve hakimiyetinizi gösterin. Arpejler gayet iyi. Ses kullanımı müthiş. Böyle bir paylaşım için gayet iyi hazırlanılmış. Teknik olarak da kusursuz ama... Bok gibi bir sonuç. Olmayınca olmuyor. Bu işi bırak. Özenti olduğunu söyleyin. Klasik numara. Özellikle işindeki insanlara bunu söyleyebilirsiniz. Mesela 60 yaşındaki ünlü piyanist Kerem Görseve, ''Amerikan özentiliğinin lüzumu yok. Caz bizim ülkede tutmaz. Boşa uğraşma.'' derseniz, bu özgüven ve suçlama oranı hep çalışır.

Somut veriler kullanarak başkalarıyla karşılaşın. Mesela Fazıl Say'a ümit besen çok daha iyi, bütün kasetleri sizden daha fazla sattı diyebilirsiniz. Olayı dramatikleştirin, yalan söylemek gerekse bile. 15 yıllık takipçinizim ama bu çok kötü olmuş, takibi bırakıyorum. Hoşlanmayacağı bir taraftan, karşı cenahtan gibi övün. Mesela humanist bir içeriğin altına, bir nazi olarak çok beğendim, yerinde gözlemler, devam edin lütfen diyebilirsiniz.

İçerik alakasızsa bile Atatürk ya da dine bağlayın. Duyarsızlıkla suçlayın. İşte Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı mücadelesinde gittiği 15. şehir olan Kırşehir hakkında nasıl yaşamaya değmez bir yer diyebilirsin, nasıl böyle bir şaka yapabilirsin. Yani ürkütmek lazım, soru işareti yaratmak lazım. Ya da işte Allah'ın yarattığı çekirge hakkında nasıl böyle konuşursak. Hem bir an ne alaka ya of hem bir linç dalgası olabilir mi korkusu? Kullanabileceğiniz bütün hassasiyetleri kullanın. İşte çocuğum bu videoyu izledikten sonra uyuyamaz oldu ya da hamileşime şarkınızı dinlettim 3 gündür istifra ediyor. Tabi bu söylediklerim hepsi bir yere kadar.

Bunların dışında her zaman, herkesle işleyen bir yöntem var. Nenelerimizin yöntemi. Dış görünüşe sövmek. En aşmış insan bile fizikselden yaralanır. Önemli olan doğru noktayı bulmak. Özellikle çocukluk lise dönemlerinde hitap eden bir fiziksel kompleks bulursanız, mesela kısa boyluluk olabilir, kilo olabilir, saçsızlık olabilir, vücudunun çirkin bir parçası olabilir. Mesela ben görece dış görünüşümle barışık olduğumu düşünüyorum.

Ama %100 barışmak da mümkün değil gibi. Yani sonuçta genel geçer estetik algılar var. İşte Netflix izliyorum, güzel güzel burunlar görüyorum. Benimki gibi bir tane yok. Yine de umursamıyorum 29 gün. Ama 30. gün aynanın karşısından geçerken bir an denk geliyor ya da kız arkadaşınız tamamen çocuksu bir merakla Deniz burunun görüşünü etkiliyor mu diye sorabiliyor. O yara asla tam kapanmıyor. O yüzden oralar oynayın.

Bütün bu anlattıklarıma örnek olsun diye kendime kırıcı bir mail yazdım. Hepsini bir anda yazmak tabii hater gibi hissettirebilir ama toplu bir şekilde görünsün diye. Sevgili Deniz, 26 yıldır takipçinim. İnsanlarla ilişkilerin gayet iyi gibi. Yoksa Amerika'dan ithal ettiğin şakalarla Kadıköylü kankaların tarafından bu kadar ön plana çıkarılmazdın. Atatürk'ün kurduğu ülkede doğup Allah'ın sana lütfettiği canı almakla ilgili şakalar yapıyorsun.

Küçük çocuklar daha ölüm ne demek bilmezken senin bu saçmalıklarını dinliyor. Her şeyi eleştirir gibi görünüp sadece azınlıkları hedef seçiyorsun. Veganlar, İmamoğlu. Bu eleştirileri düzgün cevap vermek yerine her zaman yaptığın gibi bu mailde de İroni 101 seviyesinde şebek gibi eleştirileri tekrar ederek geçiştiriyorsun. Ama seni özel yapan da bu. Rasim Ozan Kütahyalı'dan ağız dolusu övgüler alan solcu olmak kimseye nasip olmaz. Solcu tırnak içinde.

Bu mail vade ettiğinden daha az kırıcı oldu diye 10 yaşına kadar altına işemeni mi, yoksa başka bir çocukluk travmamı mı katsam diye düşünecek kadar primcisin. Böyle yapa yapa Marina Abramovic gibi travmaların ve acıların üzerinden sanatsal bir derinlik yakalayacağına inanacak kadar da Sıkıntılısın. Kolay mı o kadar? Kadın koluna kesik falan atıyor. Sen sıcak çay bardağını bile tutamıyorsun. Oh yine sıradışı bir şey yaptım. Kendime dürüstçe gömdüğüm heyecanıyla meylin sonuna yaklaşıyorsun. Ama hepsini imaj için yaptığın belli oluyor. İnsanlar da korktuğun gibi yakında bu taktiklerini çözecek. Ve Marxist jargonla, ya ama bu böyle olmamalı mantığına dayalı tek düze bakış açın, bayatlayacak. Yapamadığın her şeyi bilinçli tercih gibi sunan, narsist bir yetenek fakirisin.

Kimseye ihtiyacım yok deyip Patreon'dan dolar dileniyorsun. Dış görünüşünün de dahil olduğu bir iş yapan bir insan olarak suratının başarısız bir restorasyon sonucu PVC ile kaplanmış Anadolu'daki bir tarihi eser gibi olduğunu söylemem gerekiyor. İnsan bir türlü kanı kısayamıyor. Düzeltesi ya da bozuk baştan yapası geliyor sürekli. Ses tonun ise ondan beter. Görsel, işitsel her açıdan sorunlusun. Takipten çıkıyorum.

İyi geldi. Bir sahte psikolog olarak herkese öneririm. Her bölüm üzerinde konuştuğum konuda bir uzmanla kısa soru-cevap yapmaya çalışıyorum. Bu bölümde kırıcı yorum almak konusunda istemeden de olsa uzmanlaşmış birisini buldum. Belki bunu dinleyenlerin de hakkında zamanında olumsuz yorumlar yaptığı, linçlerine katıldığı bir isim. Benim uzaktan takip ederken denk geldiğim iki linci vardı. Birinde yerli ve milli deterjanla dalga geçtiği iddiasıyla yerli ve milli insanlar tarafından linç edildi. Diğerinde de

Bu karantina döneminde çıkan yerli ve milli dezenfektanı ironik olarak paylaşmış olmasına rağmen, paylaştığı için diğer taraftan linç yedi. Yani bu konuda maharetli, bu kadar spesifik bir konu üzerinden, yerli ve milli temizlik ürünleri üzerinden, ülkenin bütün kesimlerini kendisinden nefret ettirme konusunda birleştirdi. Genç yaşına birçok linç sığdırmış, video artist, rap sanatçısı, ototüğün virtüözü Berkcan Güven. Berkcan'a birkaç soru sordum, o da cevapları ses kaydı olarak attı. Yorumları ne kadar okuyorsun? Abi bir yere kadar çok fazla yorum okudum. Yani okuduğum yorumlar bir müddet hayatımı etkiledi. Sonrasında kötü yorum yapan insanların hepsinin profillerini tek tek inceledim. Sonra dedim ki, ben bu adama mı takacağım?

17 yaşından beri içerik üretiyorsun. Seni üzen, ağlatan bir yorum oldu mu? Olduysa neydi? İlk zamanlar hangi yorumlara alınıyordun? Şimdi hangilerine alınıyorsun? Neler değişti? Ağlatan, üzen yorum olmadı. O kadar yükselmedi mi bir insanın yaptığı dijital ortamda bir tekste? Ama genel olarak küçüklükten beri hep sürekli denen işte Pelteksin. Suratında çok sivilce var.

Bunlar yapışıyor bir müddet üstüme. Şu an alındığım bir yorum yok. Şu an yazıyorlar işlerim bok gibi. Bok gibi müzik yapıyorsun falan. Okey. Sana hitap etmiyorsa okey. Sana yazılabilecek en kırıcı yorum ne olabilir? En kırıcı yorum ailemdeki insanlara küfür edilmesi tabii ki de. Yani onların hiçbir suçu yokken benim yüzümden küfür yemeleri, sebepsiz bir küfür yemesi.

Çok keyfimi kaçırıyor yani. Herhalde bu olabilir. Ya da Ali biçimler sizden çok daha komik olabilir. Videolarında anneanneni çok fazla kullanarak YouTuber oldun. Şimdi şarkılarında Ototune'u çok fazla kullanarak rapçi oldun. Merak ediyoruz, sırada ne var? Deniz, valla 5000 kişinin de Disco programına katılmamın benim için hiçbir faydası yok. Ben sadece gördüğüm fakir stand-up'çıları desteklemek istediğim için

Yani buraya katıldım. Ama bir yandan da konuk olarak çağırdığın adama gömerek solcu imajını kurtarabileceğini düşünüyorsun ama... Ya bıyığına bak. Yani hangimiz solcu tartışılmasın oğlum? Benim babamın Zülfü Livaneli ile filmi var, filmi. Benim babam 19 Mayıs törenlerinde şehirlere giderdi.

Kırıcı yorumlar her zaman kırıcı olmak amacıyla yazılmaz. Bazen sırf umursamak, kâle alınmak için yazılır. Mesela rapçiler. Bir rapçiye istediğiniz kadar hayranlık belirtin, sevgi sözcükleri kullanın, herhangi bir karşılık alamazsınız. Rapçiler sevenlerin standart fiyatla bilet satarken kendilerinden nefret edenlere özel şarkı yaparlar. Diss. Ki bu bölüm boyunca anlattığım kırma işinin fazla profesyonel hali. Bu diss şarkılarının yarısı pipim kocaman tarzı cümlelerle dolu olsa da öğrenilecek çok şey var. Bu olumsuz yorumlara karşı büyüyen tepki televizyon ünlülüğünden geliyor galiba. Yani oradan miras gibi geliyor. Çünkü eskiden televizyonda programınız olunca

Tüm Türkiye sizi seviyor sanıyordunuz. Halbuki sadece kanal sahibi ve yapım şirketini sevdiği anlamına geliyor. Gerisine dair bir garanti yok. İnternete geçiş bu aradaki uçurumu göstermiş oldu biraz. Bu internetteki yorumlara karşı da sık sık söylenen bir şey var. O yazdıklarını gerçek hayatta yüzüme karşı diyemez. E diyemez ama böyle düşünmediğinden değil yani çekindiğinden ötürü diyemez. Hakikati mi istiyorsun yoksa senden çekinilmesini mi? Ki bana gerçek hayatta da böyle yorumlar geliyor. Gelmişliği var. Mesela 11 yaşındayken gitar kursuna gidiyordum. 5 ay sonra parmağıma çivi gireceğinden ve kariyerimin yarıda kalacağından habersiz bir şekilde çok hevesli ve heyecanlıydım. O gün Soundsoy çalma niyetiyle çıktığım yolda idealist bir hocadan klasik parçalar çalmayı öğreniyordum. Tabi o tür parçalarda pena kullanılmıyor. Uzun tırnaklarımla telden tele koşuyordum. Bir gün

Aynı boyda olduğum gitarla kurs çıkışı, Ankara Kızılay'da otobüs durağında beklerken yaşlı bir amca geldi yanıma. Otobüslerin yazılarını göremediğini, bilmem nereye gitmek istediğini söyledi. Ben de her ne kadar içine kapanık bir çocuk olsam da amcamız bana güvendiği, beni seçtiği için hevesle sorumluluk aldım. Her gelen otobüse gideceği yeri sordum. O sırada amcanın nerelisin, ne yapıyorsun, ismin ne gibi sorularla iyice yakınlaştık. Böyle bir ilişki kurabildiğim için çok mutluydum. Yardımcı olduğum için yetişkin gibi hissediyordum.

En son amcanın otobüsü de geldi. Onu da bulduk. Şoförden onay aldım. Amcaya söyledim güzel haberi. Amca otobüsün bu dedim. O da rahatladı. Teşekkür etti. Otobüse binmeden önce bana döndü. Gözlerime baktı. O tırnakları kes ama karı gibi dolaşma ortalıkta dedi.

Şimdi bu gerçekten değişik bir hakaret. Yani ben karı değilim desen kadın olmanın kötü bir şey olduğunu kabul etmiş oluyorsun. Artık onun doğrularıyla konuşuyor oluyorsun. Kadın olmak kötü bir şey değil ama ayrıca gitar çalıyorum bula bula diye bir tartışmaya girme şansın da yok. Bir yandan çok az süre var yani. Bunu deyip gidiyorlar. O kadar uzmanlar ki karşıda kendinden emin bir kişinin var. Zaten yardımcı olmuşsunuz. Deniz göktaşa. Nedir? Ayıracak. Vaktim yok.

Pod B ile hazırladığımız bir bölümün daha sonuna geldik. Bu bölüm gecikmeli olarak çıktı. Duyurduğumdan 4 gün sonra çıkıyor. Sebebi şey son dakikada vazgeçtim kaydettiğim bölümden. Çok saldırgan geldi. O yüzden baştan kaydettim. Sonraki bölüm için şöyle bir şey rica edeceğim.

Vakit yok deniz.gmail.com'a zamanda çaldırdığınız, kaybettiğiniz ya da bir yerde unuttuğunuz bir eşyanın hikayesini anlatmanızı istiyorum. Yani o eşyayla bağınız işte hayatta sizin için önemi neydi? Çalınması ya da kaybolması size ne hissettirdi? Eğer uygun olursa sizden de izin aldıktan sonra sonraki bölümde belki konuk gibi bir şey yapabiliriz. Onun dışında bütün

Soru-görüş önerilerinizi, eleştirilerinizi yine aynı mail adresine atabilirsiniz. Desteklemek isterseniz de Patreon hesabından destek olabilirsiniz. Sevgiler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)