
3.105 kelime · ~16 dk okuma
Hiperaktif kuzenin bu ölüm makinesiyle evin ortasında sinek kovalıyordu. Birkaç tanesini yakaladı. Raket değdiği an sinek elektrikle yanıyor, kömür oluyor. Böyle cızıık diye bir ses salonda yankılanıyor. Çağdaş ve vicdanlı aile büyüklerinde dolu salonda yankılanıyor.
Sinekler bir bir yanarken herkesin yüzünde ''İyi ki türümüz insan'' diyen bir ifade var. Kuzenim ise tenisçiler gibi savurduğu raketle öldürdüğü her sinekten sonra ''Federer!'' diye bağırıp boştaki yumruğunu sıkıyor. Federer İsviçreli başarılı bir tenisçi. Kuzenim Taylan çıt çıt çıt bir bir sinekleri öldürürken benim içim gidiyordu o yanan sinekleri gördükçe. Sonunda halalarımdan birisi ''Buradaki adaletsizliğe dur.'' dedi. ''Taylan biraz da denize ver o öldürsün.'' İşte bütün gün beklediğim an.
Deniz gökteşe erecek vaktim yok! Bir yandan koşup, bir yandan bu yaşadığım şeyleri gören var mı diye kontrol ediyorum. Çünkü temizlikle hassas bir ilişkim var. Yani başkalarına beni ayıplamayacağı kadar hijyenik olmaya çalışıyorum. Sınırda tutuyorum. Vapura yetiştim, üst kata çıktım ama üst kat doluydu. Yani oturacak yer yok. Sağlıklı düşünme yetisi olan bir insan geri dönerdi muhtemelen. Ama ben buraya kadar çıktım diye ayakta durmaya karar verdim.
Bir saatlik gösteri yapmaya gidiyordum. Fıtığım vardı, yorgundum ama hayat boyu hep yaptığım gibi içinde bulunduğum yanlış konumu şeklini aldım. Hemen aklıma eski olumsuz şeyler üşüşmeye başladı. Nasıl iyi akşamlar görüşürüz diyeceğimi kestiremediğim için en sonuna kadar kaldığı üniversite forumları geldi aklıma. Ve vapurun en rahatsız yerindeydim. Esiyordu da burnum zaten akıyor. Niye böyle bir insan olduğumu düşünmeye başladım yine. Hayat boyu hep böyle sorunlar yaşıyorsun Deniz. Vapur ilerledikçe yani klasik bir geçmiş sorgusu ve sinir başladı. Ve sonra birden Deniz'de garip bir şeyler olmaya başladığını fark ettim. Karşı yakaya yaklaşırken 5-6 tane Yunus... Denizde şov yapmaya başladı. Daha yeni taşındığım için bunun İstanbul'da heyecanlanacak bir şey olup olmadığını bilmiyordum. Tartmaya çalıştım. Yani yanlış yerde heyecanlanmak istemem. Tek ben bakıyordum Yunuslar'a. O yüzden sokakta alelade bir kedi görüp yersiz heyecanlanan üniversiteli tip olmak istemiyordum. Neyse ki birisi bağırdı, Yunus var. Sonra bütün vapur ayağa kalktı, coştular. Herkes Yunuslar'ı görmek, videoya kaydetmek istiyordu. Ve o an vapurtaki en iyi konum benimdi.
Yani sanki kapalı gişe bir gösteriye son dakika en arkadan bilet bulmuşum ve Gösteri o gün sahnede değil de arkamda perde açmış gibiydi. Birden neşeyle doldum. İstanbul'la ilişkim hep böyle oldu. Hakkını vermem lazım. Ben kendi beyinsizliklerim sebebiyle acı çekerken İstanbul hep böyle sürprizlerle neşelendirdi beni. Bu yüzden bu şehri sevmeyen sorunu kendinde arasın. Aynı gecenin sonunda Kadıköy'den Beşiktaş'a dönerken bu sefer üst katta yer bulmuş, yorgun bir şekilde oturuyordum. Ve bir böcek dolaşıyordu insanların ayaklarının arasında. Çok hakim değilim ama hamam böceği gibiydi. Böceği izlemeye başladım.
Bir yere gidiyor. Keyfi yerinde görünüyor. Üst kata çıkabildiği için mutlu. Böcek çok kararlı bir şekilde bir hedefe gidiyordu. Yani artık gittiği yer onların dünyasında iyi bir üniversite bölümü mü, futbol maçı mı, seminer mi, önemli bir randevu mu bilmiyorum.
Full fokus giderken bir kadının ayağı böceğe çarptı ve böcek ters döndü. Biliyorsunuz böceklerin öyle bir durumu var. Güreşçiler gibi. Sırt üstü düşünce ilk 3 saniye döndü döndü yoksa knockout. Ömürlük knockout. Ben böceğin yaşadığı acıya şahitlik ediyordum. O nano bacaklarını sallayarak düzelmeye çalışıyordu. Elimle düzeltmeyi düşünmeye başladım. Yani durumu çok kötüydü. Yani böcek o an kafkaya cevap hakkını kullanacak olsa...
Sabah uyandığında hamam böceğine dönüşmüş olmak sıkıntı değil. Ama sırtüstü uyuduğun bir gecenin sabahında hamam böceği olarak uyanmak sıkıntı." derdi. Bir yandan da insanlar yanlış anlarsa diye korkuyorum. Yani düzeltmek istiyorum ama ya benim yardımımı anlamazlar, böceği öldürmeye çalıştığımı ya da işkence ettiğimi düşünürlerse. Çünkü ters dönmüş böceği düzeltmek günlük hayatta çok sık karşılaşılan bir şey değil. Bir kere Haliç'te kimsenin umursamadığı uyuşturucu krizi geçiren birisine su vermiştim.
Herkes beni onu bu batağa düşüren keş arkadaşı sanmıştı. Böceği düzeltmeyi düşünürken orta yaşlı bir kadın fark etmeden böceği ezdi. Ve rahatladım. Üstümden büyük bir yük kalktı. Cennet, anaların ayaklarının altında.
Bu bölüm sadık dostlarımız üzerine konuşacağım. İlk bölüm beklemediğim bir ilgi görünce, ben de beklentileri tekrar huzurlu seviyelere indirmek için şöyle bir şey düşündüm. Neden 20 dakika boyunca böceklerden bahsetmiyorum? Hakiki sadık dostlarımız böcekler.
Ödül mamasıyla ehlileştiremezsiniz. Sizden daha iyi bir ödül maması veren bulana kadar sizle duran karaktersel canlılar değillerdir. Ödüllük değil, ömürlükler. Kimseden de bir şey beklemezler. Gölge etmeyin yeter. Köpekler gibi eve gelen hırsıza kendini sevdirmeye de çalışmazlar. Bütün insanları eşit mesafededirler. Bugün senin odana girip kulağın etrafında dolaşır, yarın bir CEO'nun yemeğine atlar ya da yüzyıllar önce yaptıkları gibi Cengiz Han'ın uykusunu mahvederler. Herkese eşit mesafededirler. Cengiz Han zamanı seferlerde çadırda konaklanıyordu. Çadırları bilirsiniz.
Muhtemelen sonraki sabah kamp arkadaşlarına uyuyabildiniz mi ya? Mahvettiler beni falan diyordur. Böcekler doğumdan ölüme kadar bizimle birlikteler. Tuvalette bizdeler, yemeklerimizle eşlik ediyorlar, kürümüş cesetlerimizle bile oradalar. Yani öldükten sonra eşimiz dostumuz bile yılda bir kere ya da özel günlerde falan ziyaret ederken onlar hep orada. Ruh bile terk ediyor cesedi, böcekler bırakmıyor. Köpek ise ilk hafta falan ağlayıp haber sıkıntısı çeken televizyonlara poz veriyor, sonra başka sahip. Ama her şeyle ve herkesle empati kuran insanlar da nedense
Böceklere yönelik bir gaddarlık var. Yani göz bebekleri yok diye mi bilmiyorum. Göz teması mı yani olay? Sadece gözümüzün içine bakabilenlere mi açıyoruz? Bu da insanlık mı be? Hamam böceğine bakınca insanların genelde düşündüğü şey...
Ne kadar boş bir hayat. Anlamsız. Ha yaşamış, ha yaşamamış. Hiçbir fark yok diye düşünüyorlar. Ama muhtemelen hamam böcekleri de aralarındaki intihara meyilli böcekleri, oğlum saçmalama bir ailen var, karnın doyuyor diye hayatın anlamlı olduğuna ikna etmeye çalışıyordur. Karın doyması galiba gerçekten doğru. Yani karnı doymayan, açlık sorunu çeken bir böcek görmedim şimdiye kadar.
Garip bir durum var. Yani arz talebi doğuruyor. Yemek varsa böcek de var. Yemek yoksa yok gibi. Bununla ilgili olarak hatta karıncalanmak diye bir kalıp var. Yani şekeri açıkta bırakma karıncalanır. Bir yerde böceğin seveceği bir şey varsa, böcek çoktan oradadır. Yani gördüğümüz kadarıyla tabii. Çok insan merkezi bir bakış oldu. Açlıktan ölen böcekler varsa özür dilerim.
Ama bazılarının durumu çok kötü gerçekten. Yani yaşamasan daha iyi diyebileceğin türden. Mesela kenelerin algılayabildiği üç şey varmış hayatta. Bu üç şey dışında hiçbir şeyin farkında değiller. Bunlar da baya sıkıntı şeyler. Bir, memelilerin ter kokusu. İki, 37 derece sıcaklık. Üç, tüylü deri. Bu üç şeyi vermezseniz 16 yıl hareket bile etmiyorlarmış. Ya neden 16 yıl bilmiyorum. Deney bitmiş herhalde. Takım başkanı mı değişmiş, ne olmuş bilmiyorum.
Ken'e sadece 3 şeye tepki veriyor. Aslında bazı akrabalarımı düşünüyorum. Onlarda da farklı bir durum yok. Yani milli imaç, arazide anlaşmazlık veya karısını kıskanacağı bir durum olmadıkça onlarda da pek hareketlilik olmuyor. Tabii laboratuvar ortamında bakmak lazım. Kimsenin de günahını almak istemem. Bahsettiğim akrabamın oğlu ise bu aralar Çinlilere sövüyor sürekli. Yarasa çorbası içtikleri için işte böcek möcek her boku yiyorlar diyor. Ya ben bu...
Ben bu adamın çocukluğunu biliyorum. Her gün meybuz yiyorduk. Her gün meybuz yiyen birinin başka herhangi bir milletin yemek kültürünü yargılama hakkı yok. Böcek bile bin kat iyi ve sağlıklı meybuzdan. Deniz o zaman neden virüs meybuzdan çıkmadı? Çünkü virüs bile meybuz denen o lanete temas etmez.
Bu akraba oğluyla çocukken çok futbol muhabbeti yapardık. Bu arada ismini vermeyeceğim diye iyice dilim dolandı. Yani bahsettiğim akrabanın oğlu. Yani olmaz olsun böyle komedyenlik. Akrabasının kızmasından korkan adam neyi eleştirecek? Hangi tabularla oynayacak? Komedinin gücüyle hangi sosyolojik açmazlara dokunacak? Ya akrabanın oğlu ne? Bir kere akrabanın oğlu da akrabandır. Neyse bu çocuk Galatasaraylıydı ve okulda da Galatasaraylı, Fenerli falan çoktu. Ben Beşiktaşlıydım. Kaç Beşiktaşlıyız görelim. Erkek adam renkli takım tutmaz.
Gibi. Ve fanatiktim o zaman ya, futbol fanatiğiydim. Beşiktaş yenilince ağlıyordum, okula gitmiyordum. Sürekli bir tartışma, bir yarış okulda da işte. UEFA kupası, decibel rekoru, Tuncay bilmem ne. Ve bu tartışmalardan bir tanesi vardı, istisnasız altta kalıyordum. En çok taraftar Galatasaray'da. Beşiktaş'ı kimse tutmuyor. Ama bir gün internette şöyle bir şey gördüm, bir Beşiktaş sloganı. ''En fazla sinek bokun üzerinde olur.''
Hop yine böceğe geldik. Sözümüz söz, bugün günlerden böcek. Sonraki gün okula büyük bir heyecanla gittim. En fazla taraftar bizde cümlesine karşılık müthiş bir cevap. Bir de insanları provok ediyordum, böyle mizansen yapıyordum. Yani karşı taraftaki çocuğa bizim taraftarımız Beşiktaş'tan daha çok dedirtip, ondan sonra...
En fazla sinek bokun üzerinde olur. Ayar. Ama bir yandan garip gerçekten. Yani Beşiktaşlı olmayan herkese sinek diyorum. İddialı bir söylem. Arkasında durmak zor. Başta sevdiğim birçok insan dahil dünyanın ezici bir çoğunluğu Beşiktaşlı değil. Öff sinek duyarı yapma bari. Bir bu eksikti dediğinizi duyar gibiyim.
Her şeyi duyar diyor. 100 yıl önceki Amerika'da da vardır kesin. Abi ne kölemiz olmayacak mı? Kölemi kırbaçlıyorum duyarcılar damlar şimdi. Siyah duyarı geldi yine. Otobüste arkada durusundan ne olacak? Al ben de durayım. Ne oldu? Başbakan oldular, cumhurbaşkan oldular. Ne istiyorsunuz? Bir çocuk olarak en fazla sinek bokun üzerinde olur gibi bir cümleden bu kadar etkilenmem normal sayılabilir. Ama binlerce yetişkin insanın bunu sahiplenmesi ya da Pembe Teskere diye bir bestesi vardı Beşiktaş'ın.
Olay şu kısaca anlatayım. Beşiktaş'ın o dönem yıldız futbolcularından birisi Tümer Vetin, Beşiktaş'tan ezeli rakip Fenerbahçe'ye transfer oluyor. Beşiktaş taraftarda Tümer'e olan öfkesini bu besteyle dile getiriyor. Askeri de gitmediği için Diye bağırıyorlar maçta. Tümer'de yıllar sonra hayatımın en unutamadığım anlarından biriydi. İşte Beşiktaş taraftarının ince zekası falan diyor. Şimdi olay yaşanmış 10 yıl önce. Bugünden yargılamak doğru değil. Öfkelendiğimizde hepimiz garip şeyler yapıyoruz. Sadece sakince durumu masaya yatırmak istiyorum. Taraftar Tümer'e çok öfkeli. Neden?
Çünkü Tümer, Beşiktaş Ayşe'den Fenerbahçe Ayşe'ye yüksek maaş sebebiyle geçiş yapmış. Pembe tezkere ne demek? Cinsel yönelimi sebebiyle askerliği erken bitirenlerin aldığı tezkere. Bu arada Tümer'de böyle bir durum olmamış, bedelli yapmış Tümer. Yani taraftar Tümer metine, Beşiktaş'ı bıraktığı için, askere gitmediğini hatırlatarak, homoseksüelsin diyor. Yani 30 bin yetişkin insan, ailesi, işi, sosyal hayatı olan insan, İnönüs tadında Tümer'e, sen eşcinselsin,
diye bağırıyor. Bu da Türkiye futbol tarihinin önemli tezahüratlarından biri oluyor. Biraz daha uzatıyorum. Bir şirketteki personel başka bir şirketin teklif ettiği maaş daha cazip olduğu için işten ayrılıyor. O gün hayal edelim. Eşyalarını topluyor, masasını topluyor. Arkadaşlarıyla vedalaşıyor. Biraz buruk belki. Şirket binasından elinde eşyalarla çıkıyor. O da ne? Dışarıda binlerce müşteri var. Şirketin müşterisi. Müşteriler şirketten ayrıldığı için adama şöyle diyor.
Homoseksüelsin ve askeride gitmemiştin. Öyle konuşuyoruz da kimsenin kimseye bir faydası yok. Bomboş oturuyoruz. Mesela kaçımız bir cinayetin çözülmesini sağladık? Peki o küçümsediğiniz böcekler sayesinde yüzlerce cinayetin çözüldüğünü biliyor muydunuz?
Cesetlere doluşan böcekler, sinekler sayesinde. Bu bir efsane ya da abartı değil. Gerçekten var. Cinayetler diyarı ülkemizde de kullanılıyor böcekler. Bu alanın adı adli entomoloji. Bu benim çok ilgimi çekti ve bu konuda merak ettiklerimi adli tıp araştırma görevlisi doktor Ozan Kutlu'ya sordum. O da kısaca yanıtladı. İlk sorum şuydu. Adli entomoloji nedir ve adli entomolog ne iş yapar?
Kısaca adli entomoloji, cesedin üzerindeki böcek ve larvaların yaşam evrellerini inceleyerek adli olayları çözen bir bilim dalıdır. Adli entomolog ise cesedin üzerindeki böcek ve larvaları inceleyen kişi oluyor kısaca. Peki bu böcekler ve larvalar bu adli vakaların çözümüne nasıl bir rol oynuyor? Böcek ve larvalar genellikle ölüm zamanının tayininde kullanılıyor.
Bu da nasıl oluyor? Bir ceset bulunduğu zaman üzerindeki böcekler incelenerek yaşam döngüsünün hangi evresinde olduğuna bakılıyor. Eğer bir larvaysa bu ceset yeni ölmüş denilebiliyor ya da böceğin ileriki evrelerde ise ona göre cesedin kaç saatlik olduğu tespit edilebiliyor ve ayrıca her coğrafyanın kendi özgü böcekleri olabiliyor. Bunu da düz mantık şöyle açıklamak gerekirse Ankara'da bulunan bir cesette diyelim Konya yöresine ait bir böcek bulunduğu zaman Ankara'da bulunan bu cesedin Konya'dan Ankara'ya getirildiğini yani taşındığını söyleyebiliyoruz aynı şekilde böceklerin yardımıyla. Aynı şekilde böcekler toksikolojik analizde de kullanılıyor. Cesette eroin, kokain tarzı toksik maddelerin, uyuşturucuların veya başka zehirli maddelerin böceklerde de bulunması mümkün olabiliyor. Adliyente bioloji cesetler dışında çocuk ve yaşlı istismarında da kullanılabiliyor. O da şöyle oluyor. Sürekli, düzenli olarak istismara uğrayan yani kısaca dayakta diyebiliriz. İstismara uğrayan çocuk ve yaşlıların vücudundaki yaralarda bazı özel böcekler türüyebiliyor. Yani bazı özel türler var. Bu böceklerin bu yaralarda, yaşlı ve çocuklardaki yaralarda tespit ettiğimiz zaman yaşlı veya çocuk istismara uğruyor da diyebiliyoruz. Üçüncü sorum ise şuydu. Adli entomolojinin kullanıldığı Türkiye'den bir vaka örneği var mı?
Polis dergisinde yayınlanan bir makalede 2016 yılında İstanbul'da çimenlik alanında temizlik görevlileri tarafından bulunan ve tamamen çürümüş o hayvanlar tarafından yenilmiş cesedin üzerindeki böcekler inceleniyor ve cesedin maksimum 9 saat önce öldüğü tespit ediliyor. Bu da Türkiye'de adliyen temolojinin kullanıldığının bir göstergesi. Garip gerçekten. Cevapladığı için Dr. Ozan Kutlu'ya teşekkür ediyorum.
O zaman şöyle bir şey diyelim mi? Umarım hepimizin cesetleri kolluk kuvvetleriyle iş birliğine gidecek böceklerle dolar. Ünlü böceklerin makyajsız halleri. Henüz render alınmamış arımaya. Merhaba sevgili gönül dostları. Siz Deniz Göktaş'ı ayıracak vakti olmayanlarla birlikteliğimiz devam ediyor.
Bundan 7 yıl önce, 2013'te ot doğurmanın içinden geçen bir yol yapıldı ve çok tepki oldu tabi. Çünkü rant için binlerce ağaç kesilecekti. Öğrenciler engellemeye çalıştı işte, eylemler yapıldı falan. Öneride genel olarak şey işte, yol yerine metro yapılsın, dağ çevreci vs. herkes bunun etrafında kenetlendi ve çok üzüldü herkes okulda o dönem. Yani işte binlerce ağaç kesilecek ve haklılık kaybediyor olmanın verdiği öfke ve hüzün vardı.
Sonra bir gün, yine iyi akşamlar diyemediğim için çıkamadığım forumlardan birinde, birisi şöyle bir şey dedi. Hepiniz çevreci geçiniyorsunuz, yol yerine metro istiyorsunuz ama metro yapıldığında yer altındaki milyonlarca böceğin ekosistemi mahvolacak. Hepsi ölecek. Dedi ve herkes şaşırdı yani içinden duyar yapma diyenler vardır kesin ama Amfi'de genel olarak bir kafa yanması oldu. Biraz önce
Herkes haklı ve vicdanlı olduğuna eminken birden işler karıştı. Yani işte bakış açısına bağlı. Biri çizgiyi ağaçtan çekiyor, biri böcekten, biri müteahhitten. İnsanlar böceklerin öldürülmesi konusunda konsensusa varabilmiş değil. Kimisi onlar da can diyor. Kimisi görüldüğü yerde öldürülmeli diyor. Öldürülmemeli diyenlerden kimi etik sebepler, kimi hijyenik sebepler. Yani ortalık batar, iğrenç diyor kimisi. Kimisi tür ayırdı diyor. Güve öldürülmez, sivrisinek öldürülür. Örümcek kutsal, kelebek güzel vs. Uğur böcekleri de öldürmediğimiz böceklerden. Dış görünüşleri güzel olduğu için.
Ama onlar için de hayat zor. Onlara daha spesifik eziyet ediliyor. Bilmeyenler için uğur böceği olmak çok zordur. Çünkü uğur böcekler uçarken sürekli kendi kanatlarının sesini duyarlar. Ya uçarken sürekli... Bilmiyorum daha önce helikoptere bindiniz mi ama kulaklıksız ve pencere açık halini düşünün. Siz şimdiden bıktınız, onlar sürekli duyuyor. Çok rahatsız edici ve huzur kaçırıcı bir ses. Ve bazen bu sesten yorulurlar. Dinlenmek için bir yere konarlar. Mesela bir insan kolu.
Tam sessizliğe kavuştum, rahatladım derken, insanoğlu başlar. Bu durumda Uğur Böceği'nin yapabileceği iki şey vardır. Ya tekrar hup hup hup hup diye uçup başka bir yer arayacak ya da bu detone insan sesine katlanacak. Genelde de hup hup hup hup diye uçmayı tercih ederler. Çünkü insanoğlu durmaz, üfler, eliyle taciz eder.
Çocukken hatırlıyorum, bu galiba yalnız çocuklarda daha fazla var. Ben de tek çocuktum. Çocuklar böcekleri işkence ederdi. Yani böyle benim de kötü hatıralarım var. İşte kibrit kutusuna bir şey koyma, yakma, kanat koparma vs. Yani onu şeye bağlıyorum galiba, başka bir canlıdan reaksiyon alma isteği. Hani var olduğunu kanıtlıyorsun. Acı çektiriyorum, öyleyse varım. O yalnızlıktan kurtaran bir şey olayım. Yani sineğe zarar veriyorsun, o da sana tepki veriyor.
Ama şimdi Fortnite falan var. Çocukların hepsi gamer oldu. Belki o istekleri artık oyunlara kanalize olmuştur. Yani eskisi gibi böceklere işkence edilmiyordur diye tahmin ediyorum. Oyunlarda falan da işte GTA'da falan dümdüz yürüyen insanı tarıyorlar. Böcek öldürmek zaten ilk aşama gibi. Yani zararlı ve güçsüz olduğunu fark edince öldürüyoruz. İkinci aşama ise memeli hayvan öldürmek. Onu da karnımız doysun diye yapıyoruz. İnsan isteyince kendini öldürmeye ikna ediyor. Üçüncü aşamada savaş işte. Kendi türünü öldürüyorsun. Ülkeye zarar veriyor vesaire diye. Zaten
şeyde benziyor biraz böyle yazlık restoranlarda olur belki biliyorsunuzdur böyle toplu sinek öldüren mekanizmalar var işte sineği oraya çekecek bir salgı oluyor bir şey oluyor ya da işte arılara bal koyuyorlar sonra arı gidiyor oraya suyun içinde boğuluyor falan ya da işte toplu yakan şeyler oluyor sinekler restoranda oraya gidince pışt diye ses geliyor O sistemlerle toplama kamplarındaki işte Auschwitz'teki sistem falan çok da farklı değil yani. Benzer mühendisliğin ürünü. En az çabayla en çok ölüm taktik. Küçük bir çocuktum ve benim için heyecanlı bir gündü. Heyecanımın sebebi Hollanda'dan gelen sinek öldürme aletiydi. Daha önce hiç görmediğim ileri teknoloji bir alet. Böyle tenis raketi şeklinde ortasında çelikten ızgara var. Düğmesine bastığınızda ızgaraya elektrik veriyor ve ızgaranın değdiği böcekler o elektrikle yanıyor. Böyle bir alet.
Ve o gün Hollandalı hiperaktif kuzenin bu ölüm makinesiyle evin ortasında sinek kovalıyordu. Birkaç tanesini yakaladı. Raket değdiği an sinek elektrikle yanıyor, kömür oluyor böyle cızıtt diye bir ses. Salonda yankılanıyor. Çağdaş ve vicdanlı aile büyüklerinde dolu salonda yankılanıyor.
Sinekler bir bir yanarken herkesin yüzünde ''İyi ki türümüz insan'' diyen bir ifade var. Kuzenim ise tenisçiler gibi savurduğu raketle öldürdüğü her sinekten sonra ''Federer!'' diye bağırıp boştaki yumruğunu sıkıyor. Federer İsviçre'li başarılı bir tenisçi. Kuzenim Taylan çızıt çızıt çızıt bir bir sinekleri öldürürken benim içim gidiyordu o yanan sinekleri gördükçe. Sonunda halalarımdan birisi ''Buradaki adaletsizliğe dur'' dedi. Taylan biraz da denize ver o öldürsün. İşte bütün gün beklediğim an.
Ölüm makinesini devraldım ve sinekleri kovalamaya başladım. Herkes beni izliyordu evde. Amca, enişte, teyze, babaanne. Beklenti yüksek. Performans anksiyetem yine tavandı. Anksiyetenin anlamını bilmediğim bir yaşta olsam da. Ve sinekleri ıskalamaya başladım. Bir türlü yakalayamıyordum. Kuzenim ise bir yandan kulağıma işte klasik Avrupa övücülüğü yapıyor. Eindhoven'da her evde var bundan. Sokakta köpek yok, evde raket var falan. Ben ise tamamen sineğe odaklıyım. Bir tane hacimli sineği gözüme kestirdim. Çok yavaş uçuyordu. Yine ıskaladım. Tam konuda yine ıskaladım ve derken çat.
Yanlış. Gurur. Kuzenim gibi yumruğumu sıkıp bağırdım. Hülya Avşar! O zamanlar bildiğim tek tenisçi oydu. Ah...
Pod B'yle birlikte hazırladığımız ikinci bölümün sonunu gördüm sonunda. Ya duvara konuşmaya alıştım ama ara ara kafam gidiyor. Belki hissediliyordur. Ne anlatıyorum, ne yapıyorum, bazen okuyor gibi oluyor, bazen aşırı hızlanıyorum, bazen...
Hiç beklenmedik S'ler veriyorum. İlk bölümde podcast kültürüm yok dememe rağmen podcast önerisi soran çok insan oldu. Milgün Cabas'ı ek olarak ilk 10'daki programları sayabilirim belki. Onları da zaten biliyorsunuzdur. Ama onlar dışında Karanlık Bölge'yi önerebilirim. Karanlık Bölge böyle ahkem kesen, konuşan podcastlerden bıktıysanız... ...onlardan biraz farklı, kurmaca bir hikaye anlatıyor. Bir podcast dizisi. Ben de ilk kez böyle bir şey dinledim.
ve yıllardır her mecrada takip etmeye çalıştığım Tansu Biçer, Tülün Özen, Şehsuvar Aktaş gibi isimler var kadroda. Hatta stand-up'larda beraber çıktığımız Efe Tunçer de var. Sürükleyici ve en azından benim için eğlenceli bir hikaye. Dediğim gibi bu tarz podcastlerden bıktıysanız bakabilirsiniz. Onun dışında iki duyurum var. Bir, program iki haftada bir yayınlanacak. İki, Patreon hesabı açtım.
Eğer destek olmak isterseniz Deniz Göktaş yazıp destek olabilirsiniz. İlk bölümde bir mail adresi vermiştim. vakityokdeniz.gmail.com Ve çok fazla mail geldi, hiç beklemiyordum. Bölüm yayınlandıktan sonra da hepsine geri dönüş yapmaya çalışacağım. İyi hissettirdi yani o duvara konuşma hissini biraz kırdı. Ben de şey düşündüm, madem böyle süper bir iletişim kurabiliyoruz. Bu e-postaları bölümlerde kullanmak istiyorum. Sonraki hafta içinde şöyle bir şey düşündüm. Bana yazabileceğiniz en kırıcı e-postayı yazmanızı istiyorum. Yani her türlü kişiliğime saldırı olabilir, bu bölüm hakkında kaldıramayacağım bir eleştiri olabilir, tüm bunlardan bağımsız bir şey de olabilir. Ana amaç o mail okuduğumda kırılmam. Böyle mailler bekliyor olmama rağmen sizin mailinizi okuduğumda yüzüm düşsün. Amacı kısaca böyle özetleyebilirim.
Sonraki bölüm gelen mailleri isimsiz bir şekilde okuyacağım. Hangisi kırıcılık açısından başarılı, hangisi başarısız. Bölümün konusuyla da ilgili tabii. vakityokdeniz.gmail.com Sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.