
1.510 kelime · ~8 dk okuma
Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?
Alo kayıp eşya bürosu buyurun. Bir saniye aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour, kayıp eşya bürosuna tekrar tekrar tekrar hoş geldiniz. E hadi tamam küçük bir radyo alkışalım.
Biraz biz böyle boş viteslerden, kafamıza geldikçe yazmaklardan devam. Çünkü benim galiba anım kalmamış olabilir arkadaşlar. Size anlatacak anım olmayabilir. 90'lara dair, relatable bulduğunuz şeyleri dinlemeyi sevdiğinize dair mesajlar atıyorsunuz. Var böyle bir liste elimde. Spice Girls'ünden, Watachewa kendisine kadar. Ama oturup da sırf böyle yerlerden bağdaşlık kuracağız, özdeşlik kuracağız diye de bölüm yazmak istemiyorum. Böyle bir açıklama yaparak yeni yılınızı da kutlarım.
Ben seneyi kapatmadan önce Amsterdam'a gittim. Üç gün kaldım. Üç gün gösteri yaptım üst üste ve geri döndüm. Ve dönerken çok zorlandım. Niye bu kadar zorlandım bilmiyorum. Üzüldüm resmen. Ayaklarım geri geri geldi buraya. Asla dönmek istemedim. Şimdiye kadar farklı farklı zaman aralıklarında başka başka ülkelerde kaldım. Tabii ki oldu. Ama her seferinde muhakkak buraya isteyerek döndüm. En son dönmemek için götümü yırttım. Maceristan'dan bile annemin kucağına ağlayarak döndüm. Onu da anlatırım sonra ama bu sefer öyle olmadı. Hollandamız bana
Kazık attım. Çünkü gösterilerin hepsi maalesef çok iyi geçti. What? Çok güzel geçti. Üçü de arka arkaya. İki tane Amsterdam, bir tane Utrecht gösterisi. Hepsi çok iyi geçti. Bir sürü insanla tanıştım. Çok güzel sohbetler ettim. Birkaçıyla arkadaş bile oldum. Ve bir ortamda ilk kez bulunacak olmak aslında her zaman gerginlik vericidir ilk zamanda. Benim için hep öyledir. Yani birbirini önceden tanıyan, seven, birlikte eğlenen bir grubun arasına katılma düşüncesi küçüklükten beri hep şunu sorduruyor bana. Acaba beni de sevecekler mi?
Beni de kabul edecekler mi? Beni aralarına alacaklar mı? Bana da gülecekler mi? Buradan beni de aralarına aldıkları için Avrupa Birliği'ne teşekkür etmek istiyorum. Bir ay verdiğiniz vize gerçekten kendimi çok güvenilir ve medeni hissettirdi. Sağ olun, var olun. 50. gösteriyi son gün Utrecht'te yaptığım sırada neden çok iyi davranınca başına maalesef getirdiğimi anladım. Maalesef çok iyiydi. Çünkü maalesef orada anlaşıldığımı hissettim.
Evet, kucaklandım, desteklendim maalesef, çok cesaretlendirildim. Maalesef rakip görünmedim, tehdit algılanmadım, kıskanılmadım ve dönüş zamanı geldiğinde tüm bu saydıklarımın ana vatanına, menbaana dönüyor olmayı kaldıramadım. Şunu düşündüm, acaba 35 senedir benle ilgili zannettiğim, çözmeye çalıştığım sorunların yüzde kaçı gerçekten benimle ilgili? Yüzde kaçı doğrudan bu ülkeyle ilgili? Çünkü eğer başka bir ülkede yaşasaydım nasıl biri olurdum sorusunu düşünmeden edemiyorum artık.
Bir tarafım tabii ki biliyor, nereye gidersen git kendinle götürüyorsunuz. Eee bravo, harika bir düşünce gerçekten. Nasıl aklınıza geldi ya? Ama şöyle bir şey var, kendime her seferinde iyi gelen çok basit bir şey var. Gece sokakta yürümek. Yapmış mıydınız daha önce? Güneşin batması ve tekrar doğması arasında kalan zaman aralığında, çoğu insan uyurken, sokaklar boşken, sokak ışıkları varken, sessizlik içinde tek başınıza yürüdünüz mü?
Bunu merak ediyorum. Sağa sola bakmak zorunda kalmadan, arkamda biri var mı kontrol etmeden, cebinde biber gazını tutmadan, bir an önce gitmen gereken yere varmaya çalışmadan, yürüdün mü gece karanlıkta? Dünyanın en güzel hislerinden biri. Ve ben bunu daha sık yapabilsem nasıl biri olurdum? Sürekli bunu düşünüyorum. Her gece yürüyen biri olsaydım nasıl biri olurdum? Çünkü gece yürüyüşlerimin hiçbiri maalesef bu topraklarda gerçekleşmedi. Hepsi bir şekilde neden bilmiyorum. Tamamen tesadüf. Schengen aldığım zamanlara denk geldi.
İki gün sonra doğum günüm. Otuz beş oluyorum. Evet aynen yolun yarası ediyor. Dante gibi ortasındayız ömrüm diyor Cahit Sıtkı Tarancı Bey ve ortaokuldan beri söylüyor bunu. Ben de ortaokuldan beri dinliyorum ve o zamanlar diyorum ki daha çok var abi otuz beşe.
Şimdi gözümü bir açıyorum gelmişiz ne ara geldik vallahi içim geçmiş bir gözlerimi dinlendireyim dedim görüyor musun 35 sene olmuş ortalama 70 yıllık bir ömürden bahsediyorsak eğer evet tam ortasındayım şu an tam ortasındayım yağmurun ortanın ve doğunun da ortasındayım Sadece soruyorum, şu andan itibaren annem, babam, kardeşim, arkadaşlarım, tüm tanıdıklarım, sevgilim geri kalan hayatımızı Zoom üzerinden planladığımız görüşmelerle, WhatsApp aramalarıyla, vize başvurularıyla ve Pegasus'un promosyonlu uçak biletleriyle geçirsek ömrümüzün geri kalanını, yani ne olabilir ki? Olabilir bence böyle bir şey. N'olur, bu saatten sonra zaten gurbeti Almanya'ya giden işte ailelerine mektupla, doldurdukları kasetle, ara sırada bayram ziyaretiyle kavuşan biri olmayacağım benim çok açık. Durumu dramatize etmeye gerek yok yani. Geri kalan hayatımızı birazcık ağız tadı, birazcık özgürlük, 3-5 termal içlikle geçireceğiz ya. N'olacak yani?
Tamam, çok aktivist bir insan olduğumu söyleyemem. Yani 35 senedir bu ülke için her şeyi yaptım, elimden gelen her şeyi yaptım ve artık yeter, gidiyorum diyemiyorum tabii ki. Çok aktivist bir insan olmadığım için sadece vatandaşlık görevlerimi yerine getirdiğimi düşünüyorum. Yani hiçbir seçimde oy kullanmamazlık etmedim. Bence yeterli.
Protestolara çok fazla katılmadım. Maalesef Gezi ilk ve son aktivistliğim oldu. Ama yani bu da içimde bir ukdedir, ne yalan söyleyeyim. Eğer bu ülkeden gideceksem bir kere de şöyle 8 Mart ya da 10. yürüyüşü gazı yemeden gitmek istemem, biliyor musunuz? Ki vicdanım rahat bir şekilde kendimi bu gruplara ait hissedebileyim. Öyle gidebileyim. Öteki türlü çünkü içimde hep bir mahcubiyet var onlara karşı.
Story paylaşırken, yazılanları retweet ederken falan daha bir hınçla basıyorum tuşlara. Hani ben orada aranızda değildim, siz copları yediniz, gazları yediniz ama ben gelemedim, korkuyorum gibi bir hınçla basıyorum. Aynı gazı solumadan hep bir şeyler eksik gibi geliyor ama çok da korkuyorum işte. Kendimden de korkuyorum, onlardan da korkuyorum.
Yani olaylar karıştığında orada olmanın içimde yaktığı ateşin etkisiyle, adrenalinle falan ya bir şey yaparsam. Saçma bir şey. Küçük bir vandalizm yapabilirim belki. Hani hazır buradayım. Ne bileyim, iade ve değişim süresi dolmadığı halde ürünü geri almayan mağazanın camını kırabilirim. Bir aracı ters çevirebilirim. Arabaya gücüm yetmese de bir bisiklet fırlatmak olabilir belki. Bilmiyorum. Bir polisin götünü eleyebilirim. Saçma sapan bir şey yani. Haklıyken haksız duruma düşerim. Ki o sırada zaten karşı taraf için haksız durumdayım aslında. Ama yani haksızken daha da haksız bir duruma düşmek ister miyim? Bilmiyorum yani. Düşmüşken de düşeyim ulan oluyorsun. Ama öyle bir şey yaşanacaksa da öyle bir haksız olayım ki yani böyle kimsenin aklı almasın. Yani böyle davullu zurnalı bir haksızlık. Herkes tek yürek olmak zorunda kalsın. Ya öyle bir bok yiyeyim ki hiç kimse savunamasın beni. Hiç kimse. Feministler, törfler, translar, kuyirler, emniyet güçleri, sendikalar hepsi aynı safta kalsın. Hepsine tek bir yürek yapacak derecede bir saçmalık yapayım istiyorum.
Hiçbiri savunamasın beni istiyorum. Öyle güzel, öyle lezzetli bir saçmalık yapayım, hepsi aynı safta kalsın. Öyle bir aklımı yesem keşke bir gün. Bu saydıklarımın hepsinin aynı tarafta kalıp beni bu ülkeden göndermek zorunda kalacakları bir bok yiyeyim bir gün ya. Öyle bir aklımı kaybetsem, kimse tarafından kabul görmeyeceğime dair altını defalarca çizsem yani bunun. Sonra da çıkıp gitsem bu ülkeden mesela. O zaman çok kolay olurdu. Kalkıp gitmek. Tabi arkadaşlarım yine de severdi beni. Annem, babam, kardeşim yine de severdi. Şaşırırlardı çok. Tabi ki Allah Allah niye böyle oldu ya derlerdi. Gözümüzün önünde yavaş yavaş delirdi de biz mi anlamadık acaba?
Ben de çok özlerdim onları, bir noktada itiraf ederdim yani. Hiçbir şey tutmuyor sonuçta yerlerini. Şaka yaptım derdim onlara, şaka yaptım. Şaka yaptım ya, annem, babam. Hani içim rahat gidebileyim, gitmek zorunda kalabileyim diye böyle bir şey düşündüm. Öyle bir şaka yaptım yani, herkes de inandı derdim. Annemle babam da derdi ki, böyle şaka mı olur? Bunun şakası yapılır mı?
Sonra komedyen arkadaşlarım derdi ki yapılabilir aslında yani her şeyin şakası yapılır aslında ama iyi çalışmak lazım punchline'ım falan zayıf derlerdi. Ben de derdim ki sikeceğim artık şaka matematiğinizi burada ülkeyi terk ediyoruz yeter bırakın salın artık derdim. Sevgilim avukat niye böyle yaptın derdi beni geri almanın yollarını mı arardı yoksa hani iltica haklarımı mı araştırırdı hiçbir fikrim yok. Siz çok üzülürdünüz. Pod B ailesi, Tolga Can, Şevval, Can Dost çok üzülürlerdi. Ama kesinlikle yanıma bir mikrofon yollarlardı. Belki orada da bir şeyler kaydederim diye. Siz dinleyiciler çok üzülürdünüz şu an. Beni dinleyenler, bürosunun gülleri.
Ya derdiniz böyle bilmezdik kendisini biz podcastleri falan çok güzeldi Özge'mizin değil mi o şey bölümü Zeyna'nın ne kadar hoştu derdiniz. Sonra hemen mesaj atardınız yeni bölümü istiyoruz diye. Ben yine bir şeyleri bahane ederdim ellerimden kayıp giden akıl sağlığı mı olabilir ya da mülteci kamplarında internetin yavaş çekmesini falan bahane ederdim. Siz de derdiniz ki tamam derdiniz. E onu anlat bize. Eşlik edelim sana. Tüm deneyimine eşlik edelim. Tanıklık edelim. Biz de sınava hazırlanıyoruz, trafiğe çıkıyoruz falan. Hayat çok zor. Ne olur anlat. Sürecine tanık olalım derdiniz. Doğru olun tabii ki. Her şeye tanık olun. Hep beraber tanık olalım. Her şeyi, kafamın içini, hayatı, ölümü, ölümden sonrasının hepsini bir şeye dönüştürelim.
Bir şakaya, bir podcast bölümüne, bir dizi senaryosuna, TikTok videosuna, yemek tarifine, şiire, neyse bir şey yapalım, hepsinden mutlaka bir şey yapalım. Hep başka bir şeye dönüşsün onlar, her şey bir şey olsun ki bir cihazdan gelen bir görüntü ve ses bittiği zaman geriye tek başınalıktan başka bir şey kalmasın. Öyle tam ortasında duralım bu sessizliğin, belirsizliğin içinde birazcık duralım. Ne kadar sürecek bilmiyoruz ama bir belirsizliğin ortasında olmak, bütün ihtimallere eşit uzaklıkta olmayı da yanında getiriyor. Aslında Umut'la bitirmek istemiyordum ama kendiliğinden Umut geliverdi gerçekten. Peki, hadi bakalım. Öyle olsun. Kayıpeşavrus, Özge Özel, sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.