
1.694 kelime · ~8 dk okuma
Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?
Alokaya Peşar Bürosü, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Bugün 17 Mayıs 2023. Günlerden çarşamba. Yazmak için oturduğum bu masada kendimi, kendime ve etrafımdaki her şeye yabancılaşmış olarak buldum. Sabah saat 9 olması itibariyle ve konumda Türkiye olduğu için buna sonuna kadar hakkım olduğunu düşünüyorum.
Hatta her sabah 10-15 dakika etrafındaki her şeye yabancılaşan bir insanın bağışıklık sisteminin çok daha sağlam olacağını düşünüyorum. Kalkıyorsunuz, her şeyi her sabah yerle bir ediyorsunuz. Sonra teker teker anlam ve önem atfederek baştan yapıyorsunuz. Bu sabah rutini bence Propolis'ten çok daha etkili bağışıklık sistemi üzerinde. Gözümüzü açar açmaz başlıyoruz yabancılaşmaya. Az evvel gördüğün rüyayla başlayabilirsin. Niye gördüm? Neydi o öyle?
Büyük ihtimalle uykuya dalmadan önce okuduğun son tweetle uzun süredir taşıdığın kişisel bir endişeni çocukken büyüdüğün evle kombinledin ve sana 3 saat gelen ama aslında 5 saniye süren bir rüya gördün. Okey, günaydın. Yorganını açtın, doğruldun, ayaklarını yere basarken yorgana yabancılaştın. Çünkü Mayıs bitiyor. Sen neden hala bizimlesin? Senin çoktan hurç içinde yaz uykuna başlamış olman lazımdı. Buradan hurç kelimesine, bazaya, vakumlu torbaya, türlü depolama çözümlerimiz üzerine biraz düşünebiliriz ama bu taze bir un kurabiyesi gibi dağılmayı bekleyen dikkatimize hiç iyi gelmez. Bu dikkati dağıtmadan kaçabileceğimiz yere kadar kaçacağız bu sabah. Kalkıp yüzümüzü yıkayacağız.
Banyodayım. Aynada kendimi görüyorum. Aynada kendimi görüp, aynadaki yansımama bakıyorum. Cümlesini tercih etmediğim için çok ufak, minik bir gurur duyuyorum kendimle. Makyaj var yüzümde. Ve çok iyi bir makyaj. Geceden kalan bir makyaj ama bir gram bozulma olmamış. Uyuyan güzel gibi uyumuş muyum, nasıl olmuş bilmiyorum. Makyajla uyuduğumu da unutmuşum. Bu yüzden sanki ben uyurken birisi benim yerime gözaltlarımı kapatmış ve muhteşem, düzgün bir eyeliner çekmiş de bana bir sabah sürprizi yapmış gibi.
Mutlu oluyorum. Yüzümü, makyajımı bozmayacak şekilde yıkıyorum. Yüz yıkama süngerini köpürtüyorum. Eyelinerimin etrafından çok dikkatli bir şekilde dolanıyorum. Çünkü hassas bir dönemde genelde böyle yapılır. Bozulur, elime yüzme bulaşır diye korktuğun bir şeyin etrafından dolanırsın. Bunu biliyorum. Yağmur yağmaya başlıyor. Yağsın, yağabilir. Bu makyajı ben bozmayacağım. Bozacaksa dışarıdaki yağmur, gökler bozacak. Mikail bozacak. Ya Rabbül Alemin bozacak. Ben elimi sürmeyeceğim.
Buradan hareketle bir an Allah'la kişisel bir husumetim olmadığını hatırlıyorum. İyiyiz yani Rabbimle biz ikimiz. İyi, aramız iyi. Belki bunda kendisinin zihnimde oluşan ilk resminin etkisi vardır. Alaaddin'in sihirli lambasındaki mavi cini. İlk gördüğüm zaman dedim ben bunu bir yerden tanıyorum. Bu bana çok tanıdık dedim. Allah bu. Ve sonra hep ona dua ettim. Çocukken yatmadan önce ettiğim dua şu şekilde başlıyordu. Bismillahirrahmanirrahim. Allah'ım. Özgem.
Sen her şeyi gören, duyan, bilensin. Doğru. Dolayısıyla biraz sonra söyleyeceklerimi zaten biliyorsun aslında. Doğru. Ama yine de senden duymak hoşuma gidiyor. Nihal. Tamam, iyi. Ben de bir tekrar etmiş olayım. Sen beni, ailemi, arkadaşlarımı, tüm sevdiklerimi koru Ya Rabbim. Muhteşem. Anlaştık.
Gördüğünüz gibi tek taraflı değil, aslında açık ve karşılıklı bir iletişimimiz var Allah'la. Aradan yıllar geçti, bu değişmedi. Annem benim için dua ettiğinde, mesela Allah seni hep iyi insanlarla karşılaştırsın dediğinde ben amin diyemiyorum. Sıkıntı yok diyorum. Allah beni iyi insanlarla karşılaştırmayabilir.
Bunun da bir sebebi olabilir. Bunu ben nasıl, neden, ne zaman öğrendim ve neden bu kadar kuvvetli bu inanç bilmiyorum. Ama kendisine güveniyorum ve vardır bir bildiği, bakalım ne planlıyor gibi bir yerden işleri kendisine bırakıyorum. O da bana hızlıca genelde gülümsüyor. İyi yani aramızda.
Banyodan çıkıyorum. Üstümü başımı giyiyorum. Bol paça pantolonlar tekrar. Hoş geldiniz. İyi ki geldiniz. Çok özledik sizi. Mahvolduk siz yokken. Ya o mam cinslerin, skinin, kotların içinde... Macar salama gibi dolaştık. Değdi mi ya? Neyse. Kettle'a basıyorum. Su kaynıyor. Kendime bir Nescafe yapıyorum. Bugün öyle bir sabah.
Akşamki makyajında güne başlama kararını verdiğin anda Filtre kahve diyor ki I'm out. Avokadoya bakıyorum benden sana yağar olmaz diyor. Yumurtayı elime alıyorum. Kardeşim poşe moşe yapmayı unut sakın diyor. Ben bugün çırpılmayacağım bile. En fazla haşlayabilirsin. Onda da asla kayısı olmayacağımı bil.
diyor bir Hüdapar vekilinin vicdanı ve kafası gibi kaskata böyle olacağım bunu bilerek bunu kabul ederek at beni suyun içine diyor git kendine kağıt gibi bir tost söyle içinde böyle varlığıyla yokluğu bir olan bir peynir olsun kimseye faydası olmayan bir peynir incecik böyle altlı masadaki deva gibi, gelecek partisi gibi bir peynir olsun. Ama sen yine de avutabilirsin tabii kendini. Soranlara protein aldım dersin. Kim nereden bilecek? Dakika tutmadım ama bana kalırsa böyle bir zamanda gündeme bağlanmadan geçirdiğim bu 30 saniye, bir de iki, bilmiyorum, bu bile bir kar. Başarıdır, aferin Özge.
Kahveden ilham alan sulu içeceğim elimde, masanın başına oturdum. Telefonda uçak modunu açtım, kalemi deftere aldım ve bu satırları yazmaya başladım. Dolma kalemin elime bıraktığı leke, kağıt üzerinde çıkardığı ses, mürekkebin kağıdın üzerinde saliselik bıraktığı bir parıltı, sonra hemen ardından kağıdın mürekkebi hüp diye içine çekmesi, bu vesileyle hızlıca bir tarkan geçidi. Bir anda yan dairede açılan süpürge, parkelerde çıkardığı ses, siz de topladınız haları.
Değil mi yan daire? Yaz geldi zannedip topladınız halıları. Şimdi yerleri süpürüyorsunuz. Ben de yaptım aynı şeyi. Yıkamaya bile gönderdim halıları açıkçası. İki gün sonra geldiler. Tertemiz bir şekilde duruyorlar şu an karşımda muşambalar içerisinde. Rulo halde halılara bakıyorum.
Hemen yanında açık bir bavul var, bavulun içinde pijamalar var, Hopa'dan aldığım buzdolabı magnetleri var. Çünkü Hopa'ya gittim ve turistik bir amaçla gitmedim. Ben Hopa'da stand-up yaptım. 100 kişiye Artvin'de stand-up yaptım yeterli.
Hemen dağıldı, bak dikkatim. Çok iyi gelmiştim aslında. Olsun, devam edeceğim buradan. Durmak yok, toparlayabilirim. Halılar, rulo halinde halılar. Üstlerinde muşamba, yanında açık bavulum. Bavulun içinde pijamalar, pijamaların üstünde hopadan aldığım magnetler. Ben aslında tereyağı da keşke alsam dedim, sonra alma. O da benim mallığım. O kadar mallık kadın kızında da olur. Hemen yanında bir disko topu var. Evet, doğum günümde viskiciler yollamıştı. Salonda disko topu var.
Onun da yanında, yerde birazcık kenarda kalan ama görülmeyi uman, ben buradayım diyen bir dumbbell var. Masmavi, iki kiloluk, ellerinizin öper, çok şeker bir şey. Biraz daha sola baktığımda da sehpayı görüyorum. Sehpanın üzerine birazcık zoom yapıyorum ve üzerinde duran seçmen kağıdımı görüyorum. Harika bir manzara.
Oturduğum yerden saatlerce izleyebilirim bu manzarayı, bence izlemeliyim de. Yeni yıkanmış, üzeri muşambalı 120'ye 160 boyutlarında bir halı rulosu, dağınık bir salonda, yağmurlu havaya rağmen dışarıdan gelen iki gırım ışığı, çabasız bir şekilde tavana duvarlara yansıtan bir disko topu, içinde pijamalar ve hopa magnetiyle dolu bir bavul, iki kiloluk şirin mişirin bir dumbbell ve seçmen kağıdım. İşte benim bugün 17 Mayıs 2023 itibariyle bu hayatta durduğum yer. Buraya bir reklam koyabilirler ayık olun. Bu manzarayı seyre dalmışken bir üşüme geliyor bana. Üzerime alacak bir şey bulamıyorum elimin altında. Şimdi odaya kadar gidersem büyük risk. Çünkü mutfağın, banyonun ve çalışma odasının önünden geçeceğim. Bu un kurabiyesi, dikkatim, bu savaştan canlı çıkamaz. Kesinlikle eminim buna. Bir anda kendimi tost basarken, çamaşırları renklerine göre ayırırken, aa bu kitabı yarım bırakmıştım deyip ayakta kitap sayfaları karıştırırken bulabilirim kendimi. Olmaz. Kesinlikle yerimden kalkmayacağım.
Bu masanın etrafından uzaklaşmayacağım. Oturacağım burada. Bu kalemin defterin başından kalkmayacağım. Portmantodan bir mont giyiyorum üzerime evde. Durum onu gerektirdi. Salonda üzerimde siyah uzun kapitone bir montla yazmaya devam ediyorum. Bu montun da tabii ki çoktan hurçlara kaldırılmış olması gerekiyordu, farkındayım. Ama olsun. Trench kodlarla tanışmış oldular, diyelim.
Değil mi? Rüzgarlık diye bir şeyin varlığından bile haberdar değildi belki bu kapitone montu. Şimdi bak yüz yüze bakıyorlar. Çünkü şimdiye kadar tabii biri gitti, biri geldi. Hiç karşılaşmadılar. Başka mevsimin giysisiydiler. Ama artık birlikte yaşamak zorundalar. Çünkü artık hayat böyle bir yer. Artık bunların hepsiyle birlikte yaşamak zorunda. Belki daha da absürtleşecek bu durum. Belki ben Temmuz ortasında pembe bir bikinin üzerine de giymek zorunda kalacağım bu siyah uzun kapitone montu. Bunun olmayacağının garantisini verebilir mi hiç kimse?
Verebilir. Greta mesela ve Greta bile verebilir. Diyebilir ki evet iklim krizi var. Evet tabii ki ama yani Temmuz 2023'te de Türkiye'de bikini üzerine mont giydirecek kadar da bir durum yok yani ona biraz daha var. Greta'ya kadar gitmeye de gerek yok. Herkes bunu garanti edebilir. Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Turizm Bakanı, herhangi bir Twitter çarı, Acun Ilıcalı, ben kendim.
Bu akşam saat 5-6 gibi içinde bulunacağım ruh halim bile bunu garanti edebilir. Çünkü ortalık fikir ve özgüven kaynıyor. Bir anda birileri size bir şeyler vaat edebilir, garanti verebilir, umut aşılayabilir. İnsanlar sözlerini tutamayabilir, hayal kırıklığına sebep olabilir, güveninizi sarsabilir. Hazırlıklı mısınız buna? İnsanlar umudunuzu kırabilir. Sonra o umutsuzluğu kendi yelkenlerine, rüzgar, kendi araçlarına, Yerli ithal fark etmez, benzin yapabilir, çakalları açıp sokaklarda fink atabilir. Hazırlıklı mısınız buna?
Olun çünkü. Duygular kalıcı değil, düşünceler de gerçek değil. Bunca sene şu iki basit bilgiyi öğrenmeme vesile olan herkesi ve her şeyi piste davet ediyorum. Korkmaya gerek yok, bir şey yok. Teşekkür edeceğim. Başlayacağım kendi anamın babamın elini öperek. Sonra eski arkadaşlar ve eski sevgililerden oluşan 5-6 metrelik bir korteje. Evet, bazen arkadaşlardan da ayrılırsınız ve onlarla arkadaş kalırsınız.
Sıradan çak yapa yapa hafif tempo koşu ile ilerleyeceğim. Sıranın sonunda terapistimle kucaklaşacağım ve ona sarılırken omzumun üzerinden reisi cumhurla göz göze geleceğim. Sana da teşekkürler. Ama kafamın içinde. Duygular geçici. Düşünceler gerçek değil. Ben de kırılmaz, korkmaz, yanmaz, yapışmaz bir eşya değilim. Ama benim yere düşüp kırılan vazodan bir farkım var. Kendi parçalarımı yerden toplayıp hayata devam edebiliyorum.
ve silüet olarak kesinlikle çok daha iyi vücut hatlarına sahibim ama konumuz bu değil, dikkati burada dağıtmayacağım. Parçalarımı yerden toplayabiliyorum ve hayatı devam edebiliyorum ve tek bir parçamı yerde bırakırsam da aynadaki yansımama... Nasıl bakarım? Nasıl hesap veririm ona? Sadece ona da değil, onu bugüne getiren ve yarın onu bekleyen tüm Özge'lerin gözü üzerimde benim. 5, 15, 25 yaşındaki Özge'ler, 65, 85 ve hatta 105 yaşındaki Özge'ler yan yana dizilmişler, kol kola girmişler, beni izliyorlar. Kim topladı bunları buraya? Siz nasıl örgütlendiniz bu kadar çabuk? Allah'ım. Özge'm. Sen her şeyi gören, duyan bilensin. Doğru.
Dolayısıyla bundan sonra olacakları zaten biliyorsun aslında. Doğru ama yine de seni izlemek hoşuma gidiyor. İyi görünüyor muyum çabalarken? Şöyle söyleyeyim, elinden geleni yapmak sana bu uzun siyah kapitone monttan çok daha fazla yakışıyor. Ya saçmalama valla! Ve eyelinerın da mıh gibi duruyor. Aynen devam. Okey. Amin.
Dışarıda yağmur var aldırmıyorum Ekranda reis var kapatmıyorum Biçtiğin ülkeyi terk etmiyorum Sen kalacaksın diye ödüm kopuyor Ben böyle değildim inan eskiden Beklenmezdim hiç sandık içinden Belki kalıp burada bizi yeniden Biçeceksin diye ödüm kopuyor
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.