
1.688 kelime · ~8 dk okuma
Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?
Alo, Kayıp Eşya Bürosü, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hola, bonjour. Kayıp Eşya Bürosü'ne tekrar tekrar tekrar hoş geldiniz.
Ben Özgü Özel, komedi janrıyla hedef şaşırtıp, beklemediğiniz anda götünüzü bıçakladığım bu tatlı podcast'a alışan herkesi sevgiyle kucaklıyorum. Biz bu bölümü kaydederken, Oscar törenindeki tokat olaylarını da ikinci günü tamamlamak üzereyiz. Trending Topik listem yine Evlere Şenlik. Jada Smith'le Hashtag Kemalizm istemiyoruz yan yana duruyor. Chris Rock'la Hashtag Motorin Yüz Yüze Bakıyor. %60 diye de bir Trending Topik vardı, biraz aklım çıktı. Zam zannettim çünkü. Değilmiş, başkenti bilemeyenlerin oranıymış yarışmada. Cennet vatanım be.
Geçen bölümde kaç kere sik dediğimi gerçekten sayan ve üşenmeyip bana mesaj atan dinleyicilerime bir kez de buradan teşekkür ederek başlamak istiyorum. Bu dinleyicilerimin birinin İstanbul'da, birinin Semulo'da iki lise öğrencisi olması sizce bir tesadüf mü? Bence değil, sanmıyorum. Çok hoşuma gitti, ne diyebilirim, güzel anlar barındırmasına rağmen bir şekilde kendime zehir ettiğim bir haftaydı. Valla güneş gibi doğdunuz hormon şovlar ergenler sizi be.
Birine hediye etmek istediğim kitap okul kargoyu teslim almadığı için Temmula'dan geri döndü. Diğeri ise isteği üzerine gösteriye davet edildi, geldi ve kendini göstermeden kulise anonim bir şekilde kendi yaptığı süt reçelini göndererek derhal mekanı terk etti. Ne diyebilirim ki? Ergenler, siz biliyorsunuz be, öfkeniz ve çatlayan sesiniz dünyaya ışık tutacak. Ses yine bir noktada kendi kendine oturuyor zamanla da. Öfkeyi işleme olayı tamamen sizde. Sorumluluk sizin haberiniz olsun. Çünkü öfke biliyorsunuz tamamen ilgi, efor, zaman ve işçilik isteyen ham bir duygumuz. Hepimizde bolca var ama Amerika çıkarmamıza izin vermiyor. Bastır Allah bastır. Nereye kadar herkes kendi başının çaresine bakacak arkadaşlar?
Özge ablanız ergenliğine bitmek bilmeyen dev bir öfke krizi olarak çok uzun bir sürede bitirdiği için sözüne güvenebilirsiniz. Ergenliğim o kadar uzun sürdü ki ben menajit geçirip ahraz kalan çocuklar gibi kaldım yani şu an şu yaşımda. Yetişkinlikte çok önemli bir yer tutan bu sınır belirleme, güvenli alan yaratma gibi kavramları ben hala kapı çarparak yapıyorum, öyle söyleyeyim. Ne o öyle düzgün düzgün konuş? Yok işte karşı taraf hayırından alınmasın diye kılık kırık yer. Bir şey, duygusal olgunluk, ya sikerim öyle işi. Kapı çarpılmadan koyduğum sınırdan size yemin ediyorum hiçbir tat alamıyorum. Hiçbir tat alamıyorum. Kulağıma damlatma, midemin suyunu almaz ya. Ergenliğimi sonlandıran sürpriz bir isme de teşekkür edeyim. Frida Kahlo. Konuyu buraya nasıl bağlayacağım bilmiyorum ama varmaya çalıştığım yer burası olacak bu bölüm. Curling şeysi gibi önünü ardını süpürüyorum şu an işte artık idare edin.
Geçtiğimiz hafta 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü'nü biliyorsunuz. Kutlamadan geçmek istemiyorum. İçinde barındırdığı onlarca dalyarağı, parasızlığa, rekavete rağmen icra eden içinde, izleyen içinde büyüsünü korumayı başaran ve dokunduğu herkesi çok minik de olsa bir şeylerden kurtaran bir sanat dalından bahsediyoruz. Şahsen beni sıkıcı bir hayattan, içimdeki boşluktan ve çoktan bitmesi gereken bir iki toksik ilişkiden çok temiz bir şekilde kurtardı. Ve tüm bunların yerine anlamlı dostluklar, derslerine koşa koşa gittiğim hocalar koyduğu yetmezmiş gibi... Bir de Erasmus yaptırdı mı bana? Görüyor musun sentiyatronun ettiğini bana ya? And I...
Karşılığında CHUV okumak zorunda kaldım. Orayı karıştırmayın, yapacak bir şey yok. Bunca şey için birkaç CHUV oyunu... Yani... Okunur. Yapacak bir şey yok gerçekten. Bedelini ödedik diyelim. İlişkin bitmeli mi? Oyunculuk Special Edition. 1. Sevgilinizi görebileceğiniz bir yere yüzü size bakacak şekilde oturtun. 2. Türkan Şoray kanunlarını saçma bulduğunuzu ve rol neyi gerektiriyorsa yapabileceğinizi söyleyin. 3.
O veya bu sebepten yapamayacağınızı söylüyorsa, tebrikler, ilişkiniz tavsiye edilen tüketim tarihini doldurmuş demektir. Türkan Şoray Kanunları'yla ilk tanışmam, en yakın arkadaşımın yazdığı bir oyunda rol almamla başladı. Frida Kalabalık Monolog. 2012 senesine ait bir oyun. O zamanlar tabii punk tişörtlü, dövmeli Frida Kahlo'lar Kadıköy'de duvar resmi olmamış. Abuk sabuk ilüstrasyonlarla rozetlere, yastık kılıflarına düşmemiş Frida'mız. Hala cool as fuck bir Frida Kahlo'dan bahsediyoruz.
İki yakın arkadaş giriştiğimiz bu macera sadece benim oyunculuk becerimi değil, aynı zamanda o zamanki erkek arkadaşımın maskülenitisini de, kırılgan mı kırılgan maskülenitisini bayağı bir zorladı. Çünkü biliyorsunuz Freedom'ız çok uzun seneler Dioga adında boyu devrilesi bir adamla evli ve inanmazsınız çoğu evli çift gibi Öpüştükleri de oluyor. Tiyatro oyununda dudağa baş parmakları koymak suretiyle verilen... ...butaför öpücükler vardır böyle fake. Bu hali bile kıskançlık benziniyle sıvılsıklam olmuş ilişkimizin üzerine... ...tek seferde kibriti çaktı arkadaşlar. Şu an yanan evin önünde ceccal gibi kameraya bakan... ...kız çocuğu Mimi'ni hatırlamanız için çok doğru dakikalardayız. Bir iki saniye vereyim. Tamam.
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde, pireler berber iken, develer tellal iken, ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, ülkenin birinde hep ilişkisi olan bir kız yaşarmış. Bu kıza bağlan kız derlermiş. Bağlan kız, her ilişkisi bittiğinde, tamam artık kafamı dinleyeceğim biraz der, bu sözün üzerine güneş bir kere bile batmadan libidosuna yenik düşermiş. Sürekli birileriyle tanışır, onlarla yatar kalkarmış.
Yatmış kalkmış yatmış kalkmış bir de bakmış ki ne görsün. Ertesi gün her kim ki Bağlan kızı kahvaltıya davet eder, Bağlan kız o oğlana bağlanıverirmiş. Kahvaltıdan hemen sonra ortadan kaybolan bu kayıp oğlanlar bir gün toplanmışlar, gönül meydanında birleşip Bağlan kızla konuşmaya karar vermişler. Ben Bağlan kızı üzerim demiş bir tanesi. E ben zaten eski sevgilimi özlüyorum demiş diğeri. Bir üçüncüsü çıkmış, abi bende zaten bağlanma problemi var diye atlamış. Sonunda bağlan kızın kapısına gitmeye karar vermişler, koyulmuşlar yola.
Bağlan kız! Bağlan kız! diye bağırmışlar. Bağlan kız pencereden bakınca birde ne görsün? Bütün kayıp oğlanlar kapısında. A-ah! Kayıp oğlanlar siz de nereden çıktınız böyle diye sormuş Bağlan kız. Şimdi bizi iyi dinle demiş oğlanlar. Sen çok iyi bir kızsın. Sorun sende değil, bizde. E ne yapayım o zaman ben demiş bizimki.
Var git başka diyara, bizden sana hayır yok demiş oğlanlar. Bağlan kız sormuş, nereye giderim, ne yaparım? Erasmus'a git, Erasmus'a git demiş bir tane kayıp oğlan. Kendinden daha olgun bir Brit oğlan bul, sen daha iyilerine layıksın demiş. Bağlan kız düşünmüş taşınmış, bu fikir aklına yatmış. Valla kırk yılın başı doğru bir şey söylediler, benim burada ne işim var be demiş. Ve çantasını hazırlayıp Erasmus'a gitmiş.
Evet, Özge'miz Euro'nun 3 olduğu o güzel senelerde gittiği Erasmus'ta şehrin yarısıyla takılmak isterken biriyle tanışıyor ve kendini yeni bir ilişkinin içinde daha buluyor. Olgun adam, olgun adam diye diye artık çekim yasası mı dersiniz, Frida'nın ruhu mu, laneti mi dersiniz bilinmez. Kendinden tam 20 yaş büyük bir İngilizle sevgili oluyor. İngiliz adamlarla Avrupa sınırı içine takılırken her şey çok normal ve olağan ilerliyor bu arada. Kimse yadırgamıyor, hiçbir şey garip gitmiyor. Yani zaten adamın da duygusal yaşı 13 falan. Fakat İngiliz adam, Özge'mizi yaz tatili için döndüğü cennet vatanında ziyaret etmeye kalktığı zaman bütün işler değişiyor. Kışın paltosu ve atkısıyla aşırı havalı duran adam,
Yazın İstanbul'da çorap üstüne giydiği sandaletler ve kargo şortuyla kapalı çarşıdan kilim bakan alelade bir turiste dönüşüyor arkadaşlar. Gerçekten ben bu adamı kapalı çarşıya götürdüm. Kilimini aldım. Osmanlı heybesini aldım. Mırrasını içirdim daha ne yapayım yani?
İlişki ilerlemiş. Yaz tatilinden sonra Erasmus'a dönüşte birlikte yaşama planları yapılmış. Her şey ona göre ayarlanmış. Ve tabii ki bu plan aileden gizlenmiş. Girdik bir yola diyor Özge'miz. Frida'nın kaderini de çoktan unutmuş bir şekilde bavul hazırlarken bir gün acı haberi bir Facebook mesajıyla alıyor.
Bunu da hiç anlamıyorum. Yani Erasmus'takilerin WhatsApp yerine Facebook kullanma tutkuları... Mesaj şöyle. Biritoğlan'dan gelmiş. Bunun için benden nefret edeceğini biliyorum. Çok üzgün ve çok pişmanım. Ama söylemek zorundayım. Ben yeni biriyle tanıştım.
Yani aldatıldığıma mı üzüleyim? Çorapüstü sandalet giyen bir adam tarafından aldatıldığıma mı üzüleyim? Ne yapayım? Hiçbir şey bilemedim mi? Her şey karman çorman oldu. İlk aldatılmam böyle mi olacaktı ya? Bu ne kadar, ne kadar lame bir aldatılma. Oldu ama. Ve konu burada kapanmadı.
Kona burada kapansaydı paşalar gibi ayrılık acımı yatıp çıkacaktım. Ardından gelen mesajda yaranın üzerine işeyen kart zamparamız şöyle buyurdu. E ben seni de hala seviyorum. Ama onu da seviyorum. Yani senin için de uygunsa istersen üçümüz birlikte yaşayabiliriz. Bakar mısınız oryantalist piçeye? Kapalı çarşıdan aldığı kilimin üzerinde harem kuracak. Dansözlük ettirecek bize. Köpek.
Hardcore geçen ergenlikte kavga haricinde asla bir bağ kuramadığınız ve hayatınıza dair hiçbir şey paylaşmadığınız ananızın yanında alıyorsunuz böyle bir haberi. Ne yapacaksınız? Çiçek gibi vereceksiniz mavi ekranınızı. Sıçtım mavisi diye ona derler. Evde durup durup ağlayan, yemeden içmeden kesilen ve hiçbir şey anlatmayan 28 yaşında bir kızla da kadın anam nasıl yetişim kursun?
İşte yatağımı toplama, yıkanmış çamaşırları katlama bahanesiyle etrafımda pırpır dönme, meyve kesip getirme falan gibi şeylerle olayları tahmin etmeye çalışıyor. Artık başıma ne geldi diye düşündüyse. Odama girdiği zamanlardan bir tanesinde en son dayanamayıp yatağı kendine bırakıyor ve annem ağlamaya başlıyor. Biz mi bir şey yaptık? Paramız yok diye mi endişeleniyorsun? Var kızım, ayırdık. Biz senin için para ayırdık. Bir şeyin mi var? Ne oldu? Diye diye ağlamaya başladı kadın. Yanına oturdum. Mecbur anlatacağım. Burnumu çeke çeke ne var ne yok anneme anlattım hayatımda ilk defa. Ve aldatıldığımı öğrenen annem bana dedi ki, ay oh ben de bir şey oldu zannettim.
Kız daha ne olsun? Hayatımda ilk defa aldatılmışım. Gurbet ellerde. Beni ağlarken annem bana sarıldı. Saçlarımı okşadı. Gözlerimi sildi. Galiba bunu ilk defa yaptı. Ve sonra bir soru sordu. Kaç yaşındaydım? Şimdi burada bir yol ayrımı var. Nefesler tutuldu. İçeriden kendime soruyorum. Bu konuşmayı sonuna kadar götürüyor muyuz Özgem?
Yoksa tadında bırakıp hayatımıza devam mı ediyoruz? Hayır, Allah'ına kadar götürüyoruz. Konuş, gün bugündür." Annemin gözlerinin içine bakıp diyorum ki, ee, anneciğim senden sadece iki yaş küçüktü. Annemin yüzü bir anda değişiyor ama şok olmuyor, şaşırmıyor. Ben yüzündeki bütün mimikleri takip ederek bir şey anlamaya çalışıyorum. Annem galiba bir şey hatırlıyor ve ağzından şu sözler dökülüyor.
Yani, tabii, yaşıtlarından başka bir şekilde sevmiştir o seni. Başka şeyleri hissettirmiştir. O yüzden bu kadar üzüldün herhalde. Neyse, Allah'tan bizim yanımızda öğren. Niye oraya gittiğinde öğrenseydin? Biz şimdi gitmeden sana yeni bir yer buluruz. Bağlantı kuruldu. İşte Özge'mizin ergenliği tam o gün bitti.
2016 senesinde, 28 yaşında genç kızlık odasının tekli yatağında annesiyle yan yana otururken. Bence Firda'nın ruhunda da bir rahatlama olmuştur. Hey, hadi silin gözünüzün yaşını. Çıkarın popişkonuzdaki küçük tatlı bıçağı. Dışarıda hava güzel. Yüzünüzü yıkayın, bir şeyler yapın. Bir parfüm, marfüm, ruj, dümen, neyse artık. Kendinize benden bir bira söyleyin. Bahar geldi. Kayıp Eşya Bürosu. Özge Özel. Sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.