Podcast

293: Pax Erdoğan Dönemi: Zamlar, Muhalifler ve Halk Kesimleri #Podbee Dinlesen Duyarsın

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Erdoğan yenebileceği herkesi yendi ve artık halk kesimleriyle karşı karşıya. Halkın derdini dile getirecek bir temsilcisi bulunmuyor. Bu haliyle Erdoğan'ın koltuğu sapa sağlam duruyor. Demokrasinin tasfiyesiyle bir sorunumuz yok da şu zamlar olmasa... Halk mutsuz, iktidar stressiz; işte Erdoğan Barışı...



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.171 kelime · ~16 dk okuma

Herkese merhaba. Bu kaydı 19 Temmuz'da alıyoruz. Zam yağmuru sanağa dönmüş durumda sevgili dostlar. Şairimiz Fukara Gurmesi de kutuplardan gelen şiddetli zam dalgasını yazmış. Şöyle demiş, okuyorum.

Binmediğim arabam, köydeki taşlı tarlam Sana feda olsun can, yadır reis zam zam zam Sen kralsın biz köle, baş koymuşuz bu yola Hiç döner miyiz sola, yadır reis zam zam zam Al canım senin olsun, kalbimde duble olsun Yeter ki patron doysun, yadır reis zam zam zam Reis suyundan da koyarken cemaatleri tatlı bir telaş almış durumda. Ne telaşı derseniz yılbaşı telaşı. Diyeceksiniz ki ne alaka Ozan. Şimdi miladi takvime göre 19 Temmuz'dayız. Hicri takvime göre ise bugün Muharrem'in birinci günü. Bir başka ifadeyle Hicri yılbaşı bugün.

Twitter'da Trent Topik'te hicri yılbaşı. Hepinizin yılbaşını kutlarım, yeni yılın hepinize sağlık, bereket getirmesini dilerim. Hakikaten merakım canlandı. Ya dedim hicri yılbaşını kutlamak caiz mi? Caizmiş efendim. Hatta kutlamak gerekirmiş. Hicri yılbaşınız mübarek olsun diye birbirinize mesaj atacak mısınız? He?

Transkriptin tamamını oku

Hediye alırsanız alın. Başta hanımı alın. Bir işe yarasın bari. Bana alsan neye yarar? Hanımla aranıyorsun. Mübarek evde muhabbet olsun. Hediyeleşin, birbirinizi sevin diyor. Hadîs-i şerif. Hiçbir yılbaşıyı canlandıracak mıyız inşâAllah?

Herkes birer mesaj, bütün tanıdıklarını ettiklerine Hicri Yılbaşı'nın adı geçsin. Kamuoyunda gündeme gelsin. Yıllardır 31 Aralık gecesi, yılbaşını kutlayan insanlara demedikleri kalmıyordu. Ne gavurluğumuz, ne hainliğimiz. Meğer yılbaşı kutlamalarına tutulmamışlar. Meğerse miladi takvime göre kutlanmasına karşılarmış. Hicri takvime göre kutlayacaksanız kutlayın. Bunca gerginlik, bunca hakaret, bunca stres bunun içinmiş.

Birer birer dökülürken ümmetim şu gözyaşı Hiç kutlarımı iman etmiş bir müslüman yılbaşı E kutlanıyormuş meğer de gıcığımız miladi takvimeymiş. Gündelik hayatta hakim hale gelmiş her şeyin alternatifini kanırta kanırta yaratmaya çalışıyorlar fakat nafile boş bir çaba bu. Neyse. Bu konu çok da önemli değil. Diyeceksiniz ki iyi haber yok mu? Var tabii. Kadın voleybol a milli takımımız milletler liginde dünya şampiyonu oldu. Finalde Çin'e 3-1 yenen filenin sultanları kutlamayı APO'nun Naim Süleymanoğlu için yazdığı şarkıyla yaptı.

Adımı aldılar kan karıştı terime. Demişti anam bana buzdolsan evime. Kaldırdım dünyayı dertlerimin yerine. Bıraktım geldim evimi geride. Adımı aldılar kan karıştı terime. Demişti anam bana buzdolsan evime. Kaldırdım dünyayı dertlerimin yerine.

Fakat bize gülmek haram. Bunca sevinci yarım bırakabilen bir ülkeyiz. Tüm Türkiye bu zafere sevinirken tadımızı kaçırmak için and etmiş bir grup İslamcı yine gündeme girmeyi başarabildi. Milli takımın smaçörü Ebrar Karakurt, boynumda bana yargı yükleyenlerin utançlarından yapılma mücevherler, yani altın madalya.

diye bir paylaşım yapmış. Bunun ardından Yeni Akit gazetesi sinirlenmiş. Bu paylaşımı, milli utancımız Ebrar Karakurt'tan şampiyonluk mesajı başlığıyla duyulmuş. A-Milli kadın voleybol takımı oyuncusu Ebrar Karakurt'u çirkin ifadelerle hedef alan Akit, başarılı sporcu için milli utancımız ifadesini kullandı. Akit Karakurt'a hakaretler de yağdırdı.

Bu bölümde yeni Erdoğan dönemini anlamaya, anlamlandırmaya çalışacağız. Muhalefet var mı? Yok. Erdoğan tek başına. Ufukta Erdoğan'ın koltuğunu tehdit edecek bir seçim de yok. Zam yağmuru durmak bilmiyor. Akaryakı'ta rekor zam geldi.

Halk mutsuz ve o kadar değil. Umutsuz da aynı zamanda. Ama alternatif de yok. Kurumsal siyaset çökmüş durumda. Bu yeni duruma Pax Erdoğan Dönemi adını verelim ve bu bölümde de Pax Erdoğan Dönemi'ni konuşalım. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

Türkiye 16 Temmuz sabahına tarihinde görülmemiş büyüklükte akaryakıt zamlarıyla uyandı. Gerçekten daha ne olabilir ki Türkiye Cumhuriyeti tarihinin görüp görebileceği en büyük ÖTV zammıyla başladık güne. Akaryakıta 5 liralık bir ÖTV zammı geldi. Bugüne kadar görülmüş bir şey değil. Eşi benzeri görülmemiş bir zam. Eskiden kuruşlarla zam gelirdi. Sonra 1-2 liralık zamlara alıştık. Fakat tek seferde 6 lira birden vergi zammı geldi.

Artık benzin 34 liranın, mazot 32 liranın üzerinde. Dolardaki hareketlilik de hesaba katılırsa, siz bu kaide dinlerken belki de bir daha zamlanacak akaryakıt. Peki tepki var mı? Gelen zamlardan sonra kontak kapat diye hashtag diren topik oldu. İzmirli minibüsçüler ve nakliyeciler bir akaryakıt istasyonuna çaresizce aykırmış ama hepsi bu kadar işte.

Öfke büyük de vatandaş çaresiz. Ne yapacaksınız? Bugün yapılan zamların 3 ay sonra unutulacağını en iyi Erdoğan'ın kendisi biliyor. Geride bıraktığımız 5 yılda neler gördük de bir şey olmadı. Bu zamları ne durdurur? Ahvalimizi artık Batı'dan da gözlemleyebiliyorlar. Bank of America, yıl sonra enflasyon tahminini %58'e çıkarmış.

Fakat diyor ki, yerel seçimlerin ardından Mayıs ayında enflasyon %65'e tırmanacak. Raporunda da demiş ki, Türkiye'de hükümet seçimden önce asgari ücrete zam yapacak, seçimden sonra da vergileri arttıracak. Her ikisi de enflasyonu azdıracak. Bizi bizden iyi tanıyorlar.

Türkiye'de kural bellidir. Halk, dayağı atana değil, suyu verene bakar. Seçimden önce bir bardak su verilir, seçimden sonra dayağı devam edilir. Dayağı atan da, suyu veren de aynıdır da, bir bardak suya yediği dayağı unutuverir halkımız. Aralığa kadar sürüneceğiz yani. Aralığa kadar canı çıkmayanlar, aralık sonunda alacakları ücret zamına şükredecekler. Bir de maalesef canı çıkanlar var tabii.

Ev sahibi gündüz vakti sokak ortasında. Çocuğunun gözü önünde kiracısını öldürdü. Ev sahibi Ertuğrul Deniz Ö. Tabancasını çıkarıp kiracısını ateş etti. Yere yığılan Hüseyin Asar'ın oğlu da o anlara şahit oldu. 43 yaşındaki kiracı Hüseyin Asar, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı ve hayatını kaybetti.

Kira krizi böylece can alacak seviyeye erişti. Hükümet ise bu soruna kulak tıkamış durumda. Konuya ilişkin Kira Krizi ve La Casa De Papel başlıklı bir bölümü 20 Haziran'da yayınladığımız için bu konuya girmiyorum, bizim konumuz başka. Yeni bir durumla karşı karşıyayız.

Bu ablukayı nasıl yaracağımızın belli olmadığı bir toz bulutunun içinden geçiyoruz. Kurumsal siyaset çökmüş durumda. İktidar medyası da çaresiz. Bu zamana kadar ne kriz çıksa sorunu muhalefete atarlardı. Fakat ortada muhalefet falan kalmayınca kime sataşacağını şaşırmış durumdalar.

Mesela sabahtan Hilal Kaplan, muhalefetin EYT kampanyasına zamları bağlayarak iktidarı kurtarmaya çalışmış. Evet, muhalefetin popülist yaklaşımlarının sonucunda, gelişmiş Avrupa ekonomilerinde benzerlerine bile rastlamayacağımız erken emeklilik sisteminin kamuya maliyeti gibi seçim ekonomisine dahil ama seçim sonrasında halka mal edilmesi kaçınılmaz olan kararlar alındı. Aman afile. Kimse muhalefet çok iyi demiyor ki zaten. Kimsenin muhalefetten bir beklentisi de yok artık. Ortada bir başka yeni durum var. Müesses nizamın tümünden, iktidarından da muhalefetinden de gına gelmiş bir başka ruh hali içinde halk kesimleri. Dolayısıyla Hilal Kaplan gibi yazarların ezbere yazdığı şeyler yeni dönemde trajikomik bir hal alıyor. Seçimden sonra gelen zamlardan muhalefeti suçlamak geçmiş 20 yılda işe yarayabilirdi çünkü ortada bir muhalefet öyle ya da böyle vardı ama şu anda yok.

Bu diyalektik artık komediye dönüşüyor. 21 yıllık bir iktidar, zamların ardından muhalefeti tuşladığında artık komik duruma düşüyor. Bu yeni döneme Pax Erdoğan adını verelim. Ne demeye çalışıyorum, özetleyeyim. Pax Latince barış demek.

Pax Erdoğan dediğiniz zaman Türkçe ifadesiyle Erdoğan barışı demiş sayılabiliriz. Tarihte bu ifadeyle anılan çeşitli dönemler var. Ben de onlardan ilham aldım. Mesela Pax Mongolian, Pax Romana, Pax Americana gibi her bir Pax bir barış dönemini ifade ediyor.

Fakat bu barış karşılıklı uzlaşmayla değil, zorla tesis ediliyor. Bir hegemonik gücün artık karşısında rakibi olmadığı bir döneme ithaf edilen bir barış bu. Roma Barışı mesela. Akdeniz'in tüm Romalılara geçtikten sonra ortaya çıkan göreli barış dönemi.

Ya da Cengiz Han'ın karşısına çıkabilecek kimse kalmadıktan sonra 12. yüzyılda ortaya çıkan Paks-Mongolyan dönemi. Ya da 2. Dünya Savaşı'ndan sonraki Paks-Amerikana dönemi. Barış dedin diye olumlu duygularlanmayın lütfen. Yoksa Erdoğan'ın toplumsal barışla ilgilendiğini çok zannetmiyorum. 14 Mayıs'ta kullara öyle çakalım ki bir daha bellerini doğrultamasınlar.

Buyurunuz, muhalefet belini doğrultamıyor. Cümle Erdoğancının hayali gerçek oldu. Artık kurumsal bir demokrasiden bahsetmemiz zor çünkü artık ortada hakiki anlamda bir muhalefet yok. Erdoğan muhtemelen arzu ettiği tarihe kadar bu ülkenin başında kalacak.

Onu duydurabilecek herhangi bir güç bulunmuyor. O halde herhangi bir şeyin sorumluluğunu muhalefete yükleme. Muhalefetle bir gölge dövüşü yapmanın anlamı kalmadı. Rejimin rekabetçi özelliği yok oldu. O halde yeni bir sözleşme imzalandı. Nedir bu sözleşme? Şöyle. Tamam, senin otoriter keyfiyle ses çıkaracak halimiz yok. İster asarsın, ister kesersin. Ülke de senin, devlet de. Bu halkın da görevi sana itaat etmek boyun bükmektir.

Peki ya senin görevin nedir? Hiç değilse halkın barınma ve gıda ihtiyaçlarını bir krize dönüştürme. Her keyfiliğe razıyız ama bizi açta açıkta bırakma. İşte Pax Erdoğan döneminin sözleşmesi budur. İstediğini as, kes, hapse at. İstersen karma eğitimi kaldır. İstersen voleybolculara hakaret et. Çeteler milyarder olsun, düşüncesini dile getirenler hapislere tutulsun ama ekmeğimize dokunma. Al, her şey senindir. iktidarının keyfini çıkar. Bize karın tokluğu yeter sözleşmesidir bu. İyi de ne gelecek başımıza? Seçimin bitmesine şunun şurasında daha iki ay olmadı. Daha ne olacak? Sorusuna kısa bir aradan sonra cevap vereceğiz.

Henüz iki ayda başımıza gelenler belli. Peki daha ne kadar sürecek? İktidar, bir iki yıl sürecek bir neoliberal restorasyon programına başlamış görünüyor. Bir Gün Gazetesinden Yaşar Aydın, bu hafta iktisatçı Korkut Borotav ile bir söyleşi yapmış. Korkut Hoca, Aralık 2024'e kadar uygulanacak bir istikrar programından bahsediyor. Fakat iki aşamalı bir program bu. Mart 2024'e kadar ilk aşam uygulanacak.

Neden Mart 2024? Çünkü yerel seçim tarihi. İlk aşama yerel seçimlere dek sürecek. Korkut Hoca bu döneme yumuşak kayıplar dönemi diyor. Şöyle yazıyor bir gün gazetesinde. Ekonomide geleneksel neoliberal model hedeflenmiştir. Ve buna Haziran 2023, Aralık 2024'te iki aşamalı bir istikrar programı ile geçiş söz konusudur. Mart seçimlerine kadar seçmelerin sineye çekeceği umulan yumuşak kayıplar söz konusu.

Memur maaşları, asgari ücret ve emekli aylık artışları, bugünlerde gözlediğimiz dolaylı vergilerle eriyecek. Mart ayına kadar yaşayacağımız 3 aşağı 5 yukarı budur. Dolar kurunda peyderpey artışlar, yer yer sert yükselişlerle birkaç ayı geride bırakacağız. Bu esnada enflasyon giderek artacak. İlk 6 ayın enflasyonu %17,5'tü.

İkinci altı ayda bunun en azından iki mislini göreceğiz ve yıl sonunda yüzde 50'nin üzerinde bir enflasyon nayılı kapatacağız. Görünen bu. Hele ki Temmuz ayı. Tüm ekonomistlerin ortak yorumu bu Temmuz ayında bir enflasyon rekorunun kırıldığı yönünde.

Bizde normal şartlar altında temmuz enflasyonları mevsimsel etkiler nedeniyle düşük gelirdi. İşte turizm gelirleri nedeniyle döviz çokları ertelenir, gıdada da fiyatlar hasat nedeniyle baskılanır vs. Fakat bu temmuzda aylık enflasyonun çift taneye çıktığını görebiliriz. Enflasyon verilerini yıllardır takip eden ekonomi gazetesi yazarı Alaaddin Aktaş'ı dinleyelim. Normalde gerçekleşmesi çok muhtemel görülen artış tek hane değil.

Detaylarımda yazda veriyorum zaten. Ama en ağırlıklı etken akaryakıta gelen vergiden kaynaklı zam. Ve onun yansımaları bir kere doğrudan etkisi zaten çok baskın. Oran çok yüksek. Kaldı ki biz yalnızca hafta sonu ÖTV kaynaklı gelen zamma odaklanmak durumunda da değiliz. Temmuz'un ilk yarısında da

Hazirana göre ciddi bir zam gelmiştir. Öyle ki son zamla birlikte eğer akaryakıt fiyatları ay sonuna kadar hiç değişmezse, haziran ortamasına göre akaryakıta %30 artış var. Akaryakıt hazirana göre %30 daha pahalı. Sadece bir ayda gelen zam bu. Bunun sadece temmuz enflasyonuna etkisenen 3 puan olacağı düşünülüyor. Yani her şeyin fiyatı sabit kalsaydı,

Sadece akaryakıt ve otomobil grubuna zam gelseydi bile, Temmuz enflasyonu %3 civarında olacaktı. Ama her şeye zam geldi. Bu nedenle 3 Ağustos'ta açıklanacak Temmuz enflasyonunun %10'un üzerinde olacağı bekleniyor. Peki bu yolculuk nereye kadar sürecek? Alaaddin Aktaş'a göre döviz ihtiyacının giderilmesi artık elzem hale gelmiş durumda.

Biz ne kadar döviz bulursak bu özellikle ithal ürünlerdeki fiyat artışlarını ve akaryakıttaki fiyat artışlarını bir anlamda baskılama şansımız olacak. Yoksa tam tersine bu dayanak noktası haline gelen akaryakıt zamları devam ettiği sürece bizim diğer enflasyona yol açan kalemlerdeki fiyat artışlarını da durdurma şansımız olmayacak. Yani ne demek bu? Yanisi şu, bize döviz lazım. Çok şükür, Allah başımızdan eksik etmesin, Cumhurbaşkanı Erdoğan, bizlere para bulmak için bu dar boğazdan çıkalım biz diye, Suudi Arabistan'ın yolunu tuttu. Sadece Suudi Arabistan değil, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'da turlayacak Erdoğan.

Ziyaretlerin nedeni, ticari ilişkileri daha da derinleştirmekmiş. Acaba neyi satacağız sorusuna da cevap vermiş Erdoğan. Görünen o ki, BOTAŞ dışında bir ya da birkaç şeyi satıyoruz. Bu üç ülkeye Türkiye'nin ciddi bir inşallah yatırım imkanı olacak ve bu ziyaretlerimizde bunu görüyorum. Ama bunun yanında da bu ülkelerin Türkiye'den belli asetleri satın alma durumları da olacak.

Ama bazı cambazların söylediği gibi yok. O taşı satıyorlar, şu oluyor, bu oluyor. Böyle bir şey yok. Kırk katır mı yoksa kırk satır mı? Diliyorsanız satma reis deyin. Satmayacaksa vergi alacak. O zaman var mısınız buna? Sat reis desen o da bir fena. Yapacak bir şey yok. Ulusal varlıklarımız körfez ülkelerinde görücüye çıkmış durumda. Belirli assetleri istiyor Araplar. Erdoğan da kimsenin bilmediği kelimeleri kullanmayı seviyor tabii. Anlaşılmasını istemiyor bazen.

Asset varlık demek arkadaşlar. Bir şirket olabilir, bir gayrimenkul olabilir. Artık aklınıza ne gelirse. Şimdi Korkut Hoca'dan devam edelim. Hoca diyor ki, Yerel seçime kadar yumuşak yumuşak gideceğiz. Siz buna, yumuşağı bu mu diyebilirsiniz. Evet, dehşet vericidir ama yumuşağı budur. Seçime kadar kurum peyderpey artışına, enflasyonun kontrollü yükselişine tanıklık edeceğiz. Önümüzdeki 6 ay boyunca, %30'luk bir enflasyonla Ocak ayındaki asgari ücret 15 bin liraya tırmanacaktır. Malum yerel seçimler var. Aç seçmenle seçime gidilmez.

Seçimden önce seçmeni biraz doyurmak gerekir. O süreye kadar bütçe deliğini yamamaya çalışacak ve bir mali krizin yaşanmaması için temkinli gidilecek. Peki ya yerel seçimden sonra? Korkut Hoca o konuya da değinmiş. Onun gündeminde de kur korumalı mevduat var. KKM, geleneksel neoliberal programın dalgalı, piyasalara bırakılmış döviz fiyatları kuralı ile çalışır. Kaldırılması gerekecektir. Yerel seçim önceliği nedeniyle Mart sonrasına erteleneceği anlaşılıyor.

KKM son bulunca döviz dinamit fitili gibi patlayacak. BDDK verilerine göre temmuz ayı itibariyle kur korumalı mevduatta 2.8 trilyon liralık bir bakiye var. Ne kadar büyük bir bakiye peki bu? Dolar basında yaklaşık 109 milyar dolarlık bir paradan bahsediyoruz ki bu Merkez Bankası'nın bürüt rezervlerinden daha büyük. Eğer bu arı kovanına çomak sokarsanız kaçan arılar gidip Türk lirasını sokabilir.

Nitekim olacak olan da budur. Eğer ki KKM'yi kaldırırsanız buradaki para döviz talebini arttıracaktır. Aksi halde piyasaya sürekli TL pompalanarak döviz kurlarını tutmak hayalden ibaret oluyor. Şimdi öyle bir durum ki KKM'ye dokunsanız bir türlü, dokunmasanız bir türlü. Ama seçimden sonra dokunmak zorundasınız. Korkut Hoca da buraya dokunduklarında dolar dinamit fitili gibi patlar diyor. Dokunmasanız da diğer türlü patlıyor.

Bu sıkışma yerel seçimlerin ardından çözülecek. Yine Korkut Hoca'ya dönelim. Seçimin ardından yaşanacak senaryoyu tarif etmiş Borat Av. Tüm sektörleri içine alacak ikinci bir enflasyon dalgası şoku gelecek. Önlenmesi, parasal ve maliye politikalarında daralma, ekonominin sıfır büyüme yönünde frenlenmesi, istihdamın gerilemesi olacak. Enflasyon ve istihdamın daralması birleşecek,

En yoksul emekçiler, AKP'ye oy verdiklerine pişman olacaklar. Ama önce nedenlerini algılamaları gerekecek. Kurumsal siyasette yaklaşan bu yıkımı anlamlandıracak, bu yıkıma direniş oluşturacak bir zeka parıltısı göremiyoruz. An itibariyle salıdan salıya periyodik muhalefet düzenine geçildi. Fakat kimse de muhalefetin ne dediğini umursamıyor. Erdoğan için dikensiz bir gül bahçesi. Fakat vatandaşlar neticesinden diken ayıklıyor. İşte Erdoğan barışı.

Sahi muhalefet cephesinde neler konuşuluyor? An itibariyle CHP'de günden bir olağanüstü kurultay olup olmayacağı sorusu. Mahalle delegeleri seçilmeye başladı. Bu süreç 3 Ağustos'ta tamamlanacak, daha sonra ilçeler ve iller bitecek. Ekim ayında ise parti bir kurultaya hazır hale gelecek. Ancak bu kurultay seçimden sonra mı yapılacak yoksa önce mi? Değişim isteyenler önce yapılsın diyor.

Değişim istemeyenler de sloganını bulmuş durumda. Onlar da yenilenme diyor. Bu Cucuna için de Ekrem İmamoğlu, Onursal Adıgüzel, Bülent Tezcan, Engin Altay, Tekin Bingöl, Gökhan Günaydın, Muharrem Erkek gibi partinin kurmaylarının bir arada bulunduğu bir Zoom toplantısı sosyal medyaya sızdı. Nasıl sızdı, kim sızdırdı bilen yok. Yaklaşık 15 dakikalık bir toplantı kaydı bu. Dileyenler izleyebilir. Çok gürültü koparılacak bir şey yok ama Onursal Adıgüzel ile Engin Altay'ın diyaloğu sosyal medyayı yeşillendirmiş. Zoom görüşmesinde Engin Altay'ın arka planı uzay olunca Adıgüzel şakayı patlatıyor.

Toplantının gündemi ne peki? Gündem CHP'de bir olağanüstü kurultay talebi. Biraz önce dedim ya, parti Ekim ayında bir kurultaya gidebilecek hale gelecek. Burada parti meclisinin kararı önemli. Zoom toplantısından anladığımız şey de bu. Biraz önce saydığım bu isimler, Ekrem İmamoğlu öncülüğünde bir araya gelmişler ve parti meclisinden isimleri yanlarına katmaya çalışıyorlar. Parti meclisi, Kılıçdaroğlu başkanlığında toplansın ve olağanüstü kurultay çağrısı yapsın.

Kılıçdaroğlu'nun da o toplantıya gelmesi için imza toplayalım. 16 imza yetmezse daha çok imza toplarız, diyor Gökhan Günaydı. Eğer uygun görürseniz Veli Ağbaba ya da Murat Emir'den birinin de imzasını alalım buraya. Böylece hani böyle 16 sayısıyla veririz. Şöyle bir düşünce var, Bülentis Bey kendisi de ifade eder. Eğer genel başkan toplantıya katılmaz ve başkanlık etmez ise parti meclisi bu çerçevede toplanamayabilir iddiası var. Geçmişte de böyle şeyler olmuştu. Şimdi

bunlar gizli görüşmeler. Sosyal medyaya nasıl sızdı, kim kaydetti, kim gönderdi bilen yok. Fakat CHP'yi karıştırmış gibi görünüyor. Zira ilk kez Kılıçdaroğlu'na karşı bir hareketin olduğu, bu hareketin içinde kimlerin yer aldığı belgelenmiş oluyor. Aslında herkesin bildiğiydi de şimdi bu olay belgeye kavuşuyor. İddia boyutundan öteye geçiyor. Ben bu tip gizli kayıtları çoğaltmamayı doğru bulan biriyim. Sonuçta gayrimeşru bir iş var ortada. Fakat baktım ki benim çoğaltmamamanın bir faydası yok. Zaten ortalığa saçılmış. Hatta İmamoğlu'na da 19 Temmuz'da bu soru sorulmuş. İmamoğlu da görüşmeyi reddetmiyor. Her gün yaptığımız şey diyor.

Hiçbir gizli tarafı yok. Konuşulan mevzular partinin konularıdır. Bunlarla ilgili hiçbir kelimesini sizin huzurunuzda konuşmayacağım. O masalarda konuşmaya devam edeceğim. Peki bu şekilde sığdırılmasını nasıl? Onu tabii araştıracağız, bakacağız.

Ne olmuş, nasıl olmuş? Bunu seven kimler var? Partinin içinde mi var, dışında mı var? Ona da bakacağız. Ben de yayını baştan sona izledim. Bir skandal yok ortada. Ama teşhir olan çok şey var. CHP'de bir liderlik mücadelesi var artık.

Buna karşın bu mücadelede tarafların ne dediğini bilen yok. Bir taraf değişim diyor, diğer taraf yenilenme diyor. Bunların altını doldurabilen yok. Yani ne yapmalı sorusuna verilmiş bir cevap bulunmuyor. Muhalefet deyince aklımıza CHP geliyor ama diğer cephelerde de bir çıkış yolu görünmüyor. İyi Parti'yi ele alalım mesela. O cephede CHP'nin aksine herhangi bir liderlik sorunu yok. Hatta Akşener'in doğum günü kutlanmış. Partililer genel merkezi doldurdu, yol boyu meşaleler yakıldı. İYİ Parti lideri Akşener'e doğum günü sürprizi vardı. Fakat

İYİ Parti de sorumluluğu kalmıyor. Küçük bir muhalefet partisi gibi davranıyor. Muhalefetin genelini kapsama iddiası bulunmuyor. Bunların hepsi ana muhalefetin gündemidir, biz muhalefetiz deyip geçiyor. Bu siyaset ortamı sosyalist oluşum fırsatlarla dolu mesela, fakat oradan da bir atak göremiyoruz.

Deva gelecek deseniz, onların da varlığıyla yokluğunu nasıl ayırt ederiz bilemiyorum. Ez cümle. Kurumsal siyaset çökmüş durumda. Toparlanabilir mi? Bu bir yenilgi sonrası travma mı bilemiyorum açıkçası. Ama bildiğim bir şey var. Mayıs seçimleri Erdoğan'ın mutlak galibiyetiyle sona erdi. Dediği gibi oldu. Erdoğan seçimlerde öyle bir çaktı ki muhalefet belini doğrultamıyor. Bu seçim oyununu, kazanmak için her şey mübahtır diyerek Erdoğan kazandı.

Üsküplü Cornos da son yayınladığı 100 başlıklı videosunda bu gerçeği vurgulamış. Ve Cumhuriyet 100. yaşında büyüğü bir sessizliğe gömülmüştü. Vesayet rejimi, terör örgütleri, mafyalar, gazeteciler, aydınlar, muhalefet liderleri, Amerika... Yenilebilecek kim varsa, ne varsa herkes yenilmişti.

Artık yenilecek kimse kalmamıştı. Artık yenilecek kimse kalmadı ve tüm çıplaklığıyla artık halk kesimleri Erdoğan'a yalvarıyor. Bağışla bizi reis, affet bizi. Her şeyde tamamız. Keyfiyetle bu ülkeyi yönet. İstediğini tutukla, istediğini sür. Çetelermiş, insan hakları ihlalleriymiş derece umurumuzda değil. Gazetelerin milli voleybolculara sövsün, sonra senin uçağına binsin. Milyarder patronlar ballı kaymaklı ihalelerle semirsin.

Biz günde 18 saat çalışır geçiniriz. Hem zaten bu zamana kadar ne yanlış gittiyse hiçbiri senin suçun değildir. Kalem Şöller'in dediği gibi, hepsi muhalefetin suçudur. Ama Erdoğan, artık zam yaptırma. Artık karnımızı tok tut. Ferran Şensoy'la final yapalım. Para olmasa diyor büyük usta, yoksullar da yaşardı insanlar gibi.

Kenep de geldi aklıma Örneğin mesela Para olmazsa, para olmazsa Kenep de geldi aklıma Büyük abdest beş bine İki bin küçük abdest İşemek bir yatırım işi Parayla alınıp veriliyor nefes Parayla alınıp veriliyor nefes Çişini tutup ekonomi yapıyor herkes Gene de geldi aklıma Örneğin mesela Para olmazsa, para olmasa İşte Pax Erdoğan dönemi. Yıllar yıla arzu edilen mutlak zafer ve barış dönemi. Artık Erdoğan düzenini yaşıyoruz. Mutluysanız ne âlâ. Değilseniz de henüz bir çıkış yolu görünmüyor. Kabullenme. İşte zoraki barış. Erdoğan barışı. Tren topu podimedyayla beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar zam yağmurunu açabileceğiniz şemsiyelerinizin olmasını dilerim. Hoşçakalın. Ev kirası olmasa, bakkal para almasa Kasap etti, ikram etse, manavı sebzeyi hediye Verneyin mesela, yol parası olmasa Doktor, ilaç, bedava Gerisini bizim

de bütçemiz yeter Gerisini bizim de bütçemiz yeter Yoksullar da yaşardı insanlar gibi İnsanlar gibi örneğin mesela para olmasa

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)