Podcast

292: Trend Spor: Şampiyon Filenin Sultanları!

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Trend Spor'da bu hafta Filenin Sultanları'nın elde ettiği tarihi şampiyonluğun perde arkasında yaşananlar ve bu başarının devamı gelir mi sorularının cevabı arandı. Voleybolun yanı sıra Wimbledon'da Carlos Alcaraz'ın, Novak Djokovic'i yenerek kazandığı ilk Wimbledon şampiyonluğuy ve Süper Lig'deki dikkat çeken transferler de konuşuldu. Keyifli dinlemeler!



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

5.289 kelime · ~26 dk okuma

Trendspor'dan herkese merhabalar. Bu hafta güzel konular var. Kadın voleybol milli takımımız Milletler Ligi şampiyonu oldu. Aynı zamanda teniste de yeni bir şampiyon var. Djokovic yıllar sonra sert bir kayaya çarptı. Yeni bir isim var. Tüm bunları Ant'la birlikte konuşacağız. Oğulcan bu hafta tatilde ve bu kez voleybol ve teniste başlayıp ardından futbolu ben değerlendireceğim. Ama önce Ant'a şu gururumuzu, voleybolu soralım. Sonra da biraz tenisi konuşalım.

Ant selamlar. Selamlar abi. Şimdi birçok şey soracağım. Melissa Vargas ismi öne çıktı. Yeni koç Santarelli'nin, Guydettin'in başaramadığını başarması gibi konular var. Ama önce senden genel bir değerlendirme alayım. Tabii ki. Normalde her zaman olumlu taraftan yaklaşmak gerektiği kadar, ben bir tık önce bir olumsuz yerden başlayacağım. Milli takımımız çok güçlü bir kadroydu zaten. Zehra'sından Eda Erdem'ine, Melissa Vargas'ından Ebral Karakurt'una. Ama şöyle de bir durum vardı. Ağustos'un ikinci yarısında Avrupa şampiyonası var voleybolda. Ve birçok büyük Avrupa ülkesi tam kadroya yakın bir kadroyla gelmedi. İşte bizim gibi tam kadroya çok yakın gelen bir, yanlış hatırlamıyorsam Polonya var. Onlar da zaten üçüncülüğü aldı. Ama bu rakiplerimiz tam kadro gelmemiş vs. gibi maddelerde o kadar bence bir noktada değeri de yok. Çünkü çok çok büyük bir başarı. Yanlış bilmiyorsam tarihimizde ilk kez şampiyonluğu kazandık herhangi bir üst düzey uluslararası müsabakada.

Bu noktada da Daniela Santarelli'nin asıl aslan payı ona ait. Çünkü yıllarca Giovanni Guidetti ile belli bir başarı, temel inşa edildi ki bu asla yatsınamayacak çok önemli bir nokta. Ama Santarelli, yıllarca İmoco'da başardıkları İtalya'da, 2018'den beri yanlış bilmiyorsam İtalya şampiyonunu kimselere bırakmıyor. Eon'un haricinde 2022'de zaten Sırbistan'la birlikte Avrupa şampiyonu oldu.

Transkriptin tamamını oku

Dünya şampiyon da olabilir. Şimdi yanlış bilgi vermek istemiyorum ama yine çok büyük uluslararası başarıları var. Şimdi sen öyle bir koçu getirdiğinde, onun yaklaşımı Guideddin'in aksine, biraz da ben hani rakiplerimi nasıl yenebilirim ben ziyade ben zaten kazanacak takımım. Rakiplerimin ne oynayacağı önemli değil, benim kendi oyunumu doğru oynamam gerektiği. Burada da orta oyunculara çok önemli bir rol ve görev düştü.

Gol, metal, son. Bu takım sonunda bu golü almak için çok mutlu. Santarelli'nin kırdığı gerdana mı, Melissa'nın attığı göbeğe mi, hangisine bayrak atsam şaşırdım. Biraz şakalı bir yerden girdik ama çok olağanüstü bir gurur. Gerçekten her şeyinize çok teşekkür ediyoruz. Size Flanel Sultanlarım. Şunu merak ediyorum. Açıkçası Avrupa şampiyonası var, dünya şampiyonası var, olimpiyatlar var ve milletler ligi var. Voleybol'da hani böyle dört ayrı büyük turnuva gibi.

Bu Milletler Ligi bunların arasında nerede yer alıyor tam olarak? Mesela futbolda çok o kadar önemsenmiyor ya, voleybolda da o kadar daha aşağıda mı kalıyor? Yoksa önemi nedir? Şöyle söyleyeyim, birçok yorum vardı. Hatta şu an futboldaki milli takım maçlarından oluşturulan bir kupa vardı. İşte Uluslar Ligi. Ona benzetiliyor ama ona göre bence çok temel bir tane fark var. Futbol muluslar ligindeki maçlarda futbolcular onu bir zulm olarak, yani ben bu maça niye çıkıyorum diye görüyor çok büyük çoğunluğu. Ve orada çok fazla bir ülkelerin puanlarına bir yansıma yok.

Aradaki en temel fark şu, biz bu başarıya ulaştığımız turnuva başladığında Dünya Kadınlar Volleybol Sıralaması'nda 7. sıradaydık. Şu an bir dünya birincisiyiz. Ve maç daha bitmeden birinciliği elde etmiştik. Maç sonunda 3-1 kazanınca o bizi 2. Amerika'dan yaklaşık 10-11 puanlık bir farkla öne atıyor.

En temelde ülke puanına yansıması var. Ülke puanına yansımasının ötesinde oyuncular için çok daha çetin, çok daha sert bir müsabaka, çok daha sert bir lig ve bu her yıl yapılıyor. Bu her yıl yapıldığı için artık bir nevi insanlar için kulüpler sezonu bitti. Hadi şimdi biraz da milletler sezonuna girelim ve o bittikten sonra işte o takvim sene sana Avrupa Şampiyonası veriyorsa Avrupa Şampiyonası oynuyorsun, Dünya Şampiyonası veriyorsa Dünya Şampiyonası oynuyorsun ya da Olimpiyat oynuyorsun. Bu şekilde aslında çok güçlü bir hazırlık turnuvasının bir tık üstü.

Ben de bir voleybol gurusu değilim. Ben de voleybol izlemeye yaklaşık 4 sene önce falan başladım. Ama en azından okuduğum, takip ettiğim ve gördüğüm kadarıyla böyle bir noktaya denk geliyor. Peki, aslında biz hani dediğin gibi bir temel oluşturmuştuk. Yıllardır devam eden, önce kulüplerle birlikte başlayan başarılar vardı. Bu basketbolda da böyle oldu. Aslında Fenerbahçe ve Efes'in başarıları vardı. Erkek basketbolu. Kadın voleybolda da hem Eczacıbaşı hem Vakıfbank hem Fenerbahçe'nin yine son dönemdeki çıkışı çok belirgindi ve en sonunda da bunu bir milli takım bazında da uluslararası bir kupayla taçlandırmış olduk. Şimdi okuduklarım arasında mesela Guidetti'ye net eleştiriler var. Senelerce Guidetti çalıştırdı takımı ve bir kupa alamadı ama Santarelli bu işi kısa vadede başardı gibi. Bu eleştirileri ne kadar haklı buluyorsun?

Şimdi eleştirinin tonu çok önemli. Bir noktada katılıyorum eleştirilere. Çünkü Santarelli-Guiletti arasındaki temel fark sahayette oynattıkları oyundan ziyade saha dışında sporcularına, oyuncularına mental tarafta nasıl bir güven var diye. Guilletti'nin özellikle 2021'de oynanan olimpiyatlardan beri hep uyguladığı ve bence çok yanlış bir iletişim olan... Biz maçı zaten kazanırız mantığıyla sahaya genelde çıkmıyor takım. En azından üst seviye, son 8'e kaldığında. Çünkü basın toplantılarını eğer dinlemek isterse dinleyicilerimiz bakabilirler.

Bugün favori taraf biz değiliz. Rakibimizin hatalarını bulmaya çalışacağız. Bilmem ne falan filan. Burada zaten ben bu uç kazanmaya favori değilim diye çıkıyor. Bu bir totem olabilir mi? Bu seviyede bir koçsan ve bu seviyede bir milli takıma sahipsen, belki hiç kimse böyle bir totemi kabul etmez. O yüzden oyuncularının... Evet, güvenmeyebilirsin. Bu çok doğal bir hak. Ama güvenmediğin oyuncunun hissetmemesi lazım. Öyle olunca da hayal kırıklıkları yaşanıyor ki. Hayal kırıklığı dediğimiz şeyler de çok büyük başarılar. Bu çok ant parantez bir olay.

Ama Santarelli, az önce de dediğim gibi, takımın ne yapabileceğini zaten biliyor. Rakiplerinin nasıl olduğu ile ilgilenmiyor. Bu takımın ben maksimumunu buradan çıkarırım ve bu sayede bu takım bir yere gidebilir. Bir noktada da kadro seçimi var. Bence Fenerbahçe ile yıllardır harika paylar, özellikle Vakıfbank'tan Fener'e geçtikten sonra. Harika işler yapan Libero Gizem Örge zaten turnuvanın en iyi Liberosu, ödülünü de aldı. Hani harika bir ekleme. Sahada canına başla savaştı kadın. İki noktadan dediğim gibi görülebilir. Bir, saha içinden ziyade, saha dışı bir tavır. İkincisi, bazen de çok obsesif olabiliyordu. Yani orada çalışmayan bir oyuncu, çalışmamaktan kastım, işlemeyen bir oyuncunun üzerine çok ısrar edip çok sayı kaybettirdiği var. Bu iletti dönemi milli takımın.

Son olarak biraz Melissa Vargaets'i de konuşalım. Yani bir kere çok karizmatik bir sporcu. Kesinlikle. Çok farklı duruyor saha içerisinde. Müthiş. Fizik yapısı da çok mükemmel gerçekten. Yani çok elastik biri ve çok başarılı. Yaşı da çok genç. Hani herhalde dünyanın en iyi kadın voleybolcusu olacak mı denir? Oldu mu denir? Ne dersin? Yani en iyi kadın voleybolcu, Tijana Bošković'in ve Egon'un... Her ne kadar Egon'un son Vakıfbank sezonunda çok ufacık, yarım seviye bir daha düşük gösterdi kendini. Her ne kadar Avrupa şampiyonu olsa da ama... Ben yine de orada bir tık hala erken olduğu kanaatim. Çünkü Bošković inanılmaz bir oyuncu. Mesela bu turnuvada Bošković gelmedi, Sırbistan'da o. İki yıl önceki sorudan cevap verdiğim takımların tam kadro gelmemesine dair bir detay olarak gösterilebilir.

Dünya'nın en iyi voleybolcusu için hala erken olduğunu düşünüyorum ama Dünya'nın en iyi 5-10 oyuncusundan biri olduğuna katılıyorum. Dünya'nın en iyi 2-3 pasapör çaprazından biri olduğu konusuna kesinlikle katılıyorum. Bunlar cepte olan şeyler bu turnuvanın en iyi oyuncusu olduğu zaten ispatlandı. MVP ödülünü ve en iyi pasapör çaprazı ödülünü de alıp turnuvayı tamamladı Melissa. Şöyle bir şey var, sahada çok karizması var. Karizmasından öte şöyle bir durum. Futbolda da bunu bilirsin bence ya da basketbolda da bilen dinleyicilerimiz vardır.

Senin ne kadar iyi olduğun sahada senin gösterdiğinden değil, rakibinin sana ne kadar önlem aldığı ve senden ne kadar çekindiğinden bence belli oluyor. Mesela Melissa Vargas'ın hücumlarında, özellikle eskiden Nazayi Demir böyle çok pas atardı, sağ gösterip arkaya sola atılan paslarda hep Vargas tarafına gidiyor savunmalar ve eksik yakalıyor takım. Vargas'ın saha içinde varlığı bile bize ekstradan bir hücum opsiyonu kullanılmadığı anda bile. Şimdi böyle de bir oyuncun varsa elinde, otomatik olarak çok öne çıkıyorsun. Melisa Vargas'ın da burada, Türkiye Vatandaşlığına geçmesinde hem Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündoğan hem Fenerbahçe Başkanı Ali Koç'un da hakikaten helal olsun böyle bir oyuncuyu keşfedip Türkiye kültürüne katmak ve onun milli takımı Süper Yıldız'ına çevirmek. Ve önceki turnuvalarda eksik olan iki noktaydı zaten bence. Bir koçun o mental bariyerin ucunda kalması,

İkide, o tabir İngilizce çok sert olabiliyor da, şöyle yumuşatayım. Rakibin bütün umutlarını kıran, bütün umutlarını öldüren oyuncu eksiği vardı milli takımın. Vargas onu tamamlıyor bence. Daha önce Küba milli takımıyla oynamış ama ona rağmen daha sonradan Türkiye milli takımını seçmiş bir sporcu.

Orada da gerçekten emeği geçenleri ben de tebrik ediyorum. Var mı eklemek istediğin başka bir konu? Ne ekleyebiliriz ki? Şu an konuşurken bile tüylerim diken diken eden bir gurur. Çok şanslıyız böyle sporcuları izleyebildiğimiz için. Böyle sporcuların, umarım ki hem kariyerleri devam ederken kıymetlerini fark ederiz, emekli olduktan sonra onlar, hayır bunları da izleyemedik, bunlara da denk gelemedik gibi cümleler kurulmaz umarım.

Hakikaten böyle insanları, böyle sporcuları aynı ülkede yaşamak ve böyle insanları bir hafta sonu durup izleme şansı çok büyük bir lüks. Tebrik ederiz. Çok mutlu ettiler bizi. Kesinlikle. Yani ben hepsini, Melisa'yı konuştuk. Böyle bir ayrıcalık olmasın da hepsi gerçekten çok güzel açıklamalar yaptılar. Takip ettiğim kadarıyla iyi sporcular. Ebrar'ın özellikle Twitter kullanımını çok beğeniyorum ben. Ebrar bugün harika bir tweet attı bu arada. Yani İsmet Özel alıntılı, inanılmaz bir tweetti o.

Gerçekten çok iyi kullanıyor yani. Hepsine çok teşekkürler tekrar. Teniste de yeni bir şampiyon var. Pimbledon'u ilk kez kazanmış oldu Carlos Alcaraz ve Djokovic'in aslında uzun yıllar sürkülese edeceğini düşünüyorduk tenise ama oldukça dişli bir rakibi çıktı Ant. Ne diyorsun? Nasıl bir maçtı sence?

Dün çok yakın arkadaşlarımla olduğumuz Whatsapp grubunda şunu söyledim. Bu çocuk daha Djokovic, Lerf, Federeroğlu ve Nadal emekli olmadan bu kadar dominant oynayıp iki tane Grand Slam şampiyonunu şimdiden kazandı ve karşısında durabilecek kendi döneminden belki Medvedeve ama Medvedeve de o kadar güvenmiyorum. Bu çocuğun prime'ı beni gerçekten ürkütüyor hissi vardı. Zaten onu da konuştum arkadaşlarımla. Şöyle bir şey var, maçın başında gerçekten bir mental bariyere takıldı önceki Alcaraz. Djokovic geldi, ilk iki servis oyununu elinden aldı. İki tane servis kırdığınıza neye uğradığını şaşırdı zaten.

Zaten ilk set o şekilde 6-1'e gitti. Ama ikinci setten özellikle, ikinci setin tie-breaking'de, Murat Kosovo'nun çok klasikleşmiş bir şeyi var ya, işte premierlik bu diye. Ben de orada, işte tenis bu kardeşim ya, hakikaten tenis budur hissini verdi. Alcaraz'ın Djokovic'e karşı hep... Söylenen şey şuydu, oyun olarak bir problem, bir eksiği yok. Evet, Nadal gibi o da inanılmaz bir toprak oyuncusu. Toprak tenisiyle çim tenisi arasında büyük farklar var. Onu da ilerleyen bölümlerde belki yer gelirse konuşuruz. Şimdi detayına girmeyeyim. Ama toprak oyununa biraz daha uygun birinin daha hızlı çim korpta zorlanacağı bekleniyordu. Nitekim öyle olmadı. Özellikle Djokovic'e karşı da o mental tarafı bir toparlayınca, Resmen ben bunu yerim ya dedi. Resmen sahada onu görüyordun. Üçüncü sette galiba beşinci oyundu. 27 dakika sürdü bir oyun. Yani Wimbledon tarihinin en uzun süren tek oyunu finallerde. Ve orada zaten oyunu kazandıktan sonra dedim bir şekilde dramatik bir hata yapmazsam maçı vermeyecek diye. Tekin vermedi de. Ve bence en önemli nokta Djokovic'in neyi yapıp yapamadığı da değil. Alcaraz Djokovic'i kendi silahıyla vurdu. Hani buna dair de şöyle bir istatistik paylaşmak istiyorum. Djokovic'in, bilen dinleyicilerimiz vardır, kariyerinde özellikle büyük maçlarda en önemli özelliklerinden biri winner vuruşlarıydı. Ve o winnerlarda genellikle rakiplerinin bütün umudunu kırardı. Yani özellikle servisi kırma sayılarına falan çok bunu kullanırdı.

Bu finalde sadece 32 tane winner kazanabildi Alcaraz'a karşı. Alcaraz toplam 66 tane winner sayısı aldı. Ve maçın zaten son setinde, 5. settin 3. oyunda servisi kırdığı sayı da bu şekilde. Zaten bu kadar kendi silahından yiyen rakibini ne olursa olsun köşeye sıkıştıramadığında, Djokovic gibi bir kalibrede oyuncu olunca orada kazanamıyorsun. Ve Alcaraz'ın da en önemli şeyi, hakikaten bu Gen Z muhabbeti var.

Onlar, ben senden çekinmiyorum, benim oyunum bu işine gelirse kaybedersem de kaybederim rahatlığı çok netti. Özgüven. O özgüven maçı getirdim. Ama detaylara girersek, her setin her oyuna ayrı bir bölüm konuşulacak kadar fazla doneye sahip. Dün akşam yürüyüşe çıkamadım maçı izlemekten, öyle diyeyim. Güzel. Peki nerede görüyorsun bu işin geleceğini? Yani korkutuyor diyorsun ama sence bu Novak, Djokovic, Federer üçlüsünün üzerine çıkabilecek bir kariyeri olur mu?

Abi şu an çok erken, daha bu çocuk 20 yaşında. Şöyle bir şey söyleyeyim sana. Alcaraz doğduğunda 2003 yılı Djokovic-Murray-Federer-Nadal dışında son Wimbledon kazanılan yıl. Yani çok çok daha genç. Ve nasıl bir dominasyonun karşısında olduğu için de bence iyi bir veri. Ne yapabilir? Sağlıklı kalabilirse ki. Sağlıklı kalmak için biraz garip bir fizyolojisi var. Boyu çok uzun değil ama bacakları o kadar kaslı olsa da bağlar güçlü değil vs. Bunun elbette kendi staffı ona da özel çalışmalar yaptırıyordur.

Ama bu kadar, tıpkı Nadal'da olduğu gibi sert ve fiziksel bir tenisi oynayıp, bu kadar yıllara karşı koyması biraz zor olacak. Tek şansı şu, en azından şu an gördüğümüz tarafta, karşısında aynı dönemden güçlü bir rakip yok. Çiçipas, mental tarafı vasat bir oyuncu, üzülerek söylüyorum. Federer'i çok andıran bir saha içi tenisi olsa da. Dominik Timler falan zaten artık gitti. Medvedev aralarında buna en yakını. Medvedev de o da farklı biri. Nasıl tanımlayacağım bilmiyorum. Şu an bu adamın karşısında kendi yaş aralığında bir dengi yok.

Bu bir şans ama bundan 3 sene önce Alcaraz diye birinin varlığını bilmiyorduk hiçbirimiz. O da bir faktör. Her an biri gelebilir. Ama şu an en azından tenisi de bu kadar sevmeye devam ederse 10 civarında Grand Slam'a ulaşmaması işten bile değil. En azından kariyeri çok çok iyi başladı diyebiliriz. İnanılmaz başladı canım. 2 ya da 3 Grand Slam senesinde 2 tane Grand Slam'a ulaştı şimdiden. Bu inanılmaz bir olay.

Umarız böyle devam ettirir. Keyifli maçlar ve keyifli galibiyetlerini, keyifli başarılarını izleriz. Şimdi ufak bir ara veriyoruz. Ardından tekrar birlikte olacağız. Evet Sinan, bölümün ilk yarısında beni konuşturdun. Editör olarak geldim. Resmen senin koltuğuna göz koyduğum gibi oldu. Bunun için kusura bakma öncelikle. Estağfurullah. Ağzına sağlık. Çok iyiydi.

Mersi'lerden Demet. Şimdi Fenerbahçe ile açmak istiyorum. Neden diye sorarsam, Fenerbahçe sizin Olucan'la yaptığınız son yayından bu yana en aktif gündeme sahip takım. Hani herkesin Beşiktaş'ta andığı duşantı adı için bir anda 4.2 milyon euro yanlış hatırlamıyorsam bir maaş karşılığında kadrosuna kattı. Benim hem saha için hem saha dışında çok büyük hayran olduğum Umut Neyir'i kadrosuna kattı.

bunun dışında gönderdiği oyuncuları vs. derken Fenerbahçe bir yapılanmaya giriyor. Aslında belki iki sene önce İsmail Kartal takımdan ayrılırken ihtiyacı olan transferler şimdi başladı. Ben şu noktada senin Fenerbahçe'nin son birkaç haftadır yaptığı transferlere nasıl bir yerden baktığını ve bu sezon gerçekçi bir Fenerbahçe beklentisinin nasıl bir yerde olması gerektiğini dinlemek isterim. Sanırım Ali Koç'un aldığı en iyi on numara bu. Duşan Tadiç oldu. 6. sezonuna hazırlanıyor Ali Koç. Daha önce bir Max Cruz'e hani kariyer olarak, kalite olarak yakın bir kariyer seyrediyordu. Tadiç bir tık daha üstünde.

Hatta geçen sene Galatasaray'ın Mertens hamlesine de benziyor. Fenerbahçe'nin oyun kalitesini arttırmak açısından önemli. İkinci konu ligde özellikle. Lig şampiyonluğunun yine birinci sırayı yazıyor tabii Fenerbahçe. Ligde oynayacağı 38 maçın 30'unda rakipler kendi 30 metresinde kapalı oynayacak. Ve o kapalı oyunları açma konusunda çok belirleyici bir oyuncu olacak Dusan Tadic.

Öyle bir onun numarası yoktu Fenerbahçe'nin. Arda da ayrıldıktan sonra iyice yok hale geldi. Arda'yı da aslında yeni bulmuş gibiydi. Joxe Jesus uzun bir süre oynatmadığı için. Son final maçlarda Arda oynadı, bir kupa kazandırdı. Arda'nın ayrılığından sonra da çok gerekli bir transfer oldu bence.

Hatta ben bu sezon Fenerbahçe'nin şimdiye kadarki en kritik transferi olduğunu düşünüyorum. Yani Ceko şampiyonlar ligi finalinden geldi. Çok önemli bir isim. Zaha gelebilir işte. Çok çok büyük bir isim. Tadic'den de daha pahalı bir isim. Bence yani olursa daha da pahalıya olacaktır. Hani Tadic'in seneliği 4.2 milyon euroya getirebilirsiniz. Zaha'yı 7.5'ten aşağı getirmek çok mümkün değil.

Ama buna rağmen 10 numarada kilit açıcı isim olduğu için tadı için çok önemli olduğunu ve çok fayda sağlayabileceğini düşünüyorum. Son 5 sezonunun tamamında 10 gol 10 asistin üzerine çıkmış, double double yapmış Avrupa liglerindeki tek oyuncu, Avrupa'nın üst seviyeliklerindeki tek oyuncu. Bunu 29-30 yaşından beri sürekli yapıyor yani. Gerçekten çok büyük bir başarı. Ve Fenerbahçe'nin çok ihtiyacı vardı. Fakat İsmail Hoca geçen hazırlık maçından sonra basın toplantısında şöyle dedi. Biz aslında çift 8 gibi oynuyoruz. O numara değil de dedi. Altının önünde çift 8 yani 4-3-3 söyler gibi oldu.

Tabi bir oyuncu daha özgürdür, daha öne gider. İşte Mert Akan yanında şöyle kullanıyordu falan ama Tadic bence o kadar böyle orta sağ gibi oynamayacak. Bence Jackon'un yanında ikinci bir forvet gibi oynayacak. Zaten Tadic'in böyle sahte dokuz falan oynadığı da var son dönemindeki maçlarda ve Jackon'un da yani Yani yakın dönem kariyerinin neredeyse tamamında çift forvet oynamışlığı var. Ceko Tadic ikilisi de hem tecrübe olarak hem oyun bilgisi olarak çok zeki oyuncular, akıllı oyuncular. Zaten o tecrübe, o yüzlerce maça çıktıktan sonra kim nereye koşu atar, ne zaman sırtı dönük oynanır, hangi topa hangi ayakla vurulur falan bunlar daha otomatikleşiyor. Onları çok iyi bilecekler. Onların etrafına sağa sola biraz daha koşu atan oyuncular bence fayda sağlayabilir.

Tabi Shymanski transferi var, o da genç ve ofansif bir orta sağ öncüsü. Belki sağ kenar falan gibi de oynayabilir. Ben açıkçası 6 numarasının sağ iç pozisyondaki 8 numarasının ve sağ kanatının biraz daha böyle merkez orta sahaya yardımla oynayacağını düşünüyorum. Sol kenara Zaha gibi bir kenar forvet alınırsa. Batu Şua iyi de Hoca Kızıl Yıldız maçında sol kenar forvet gibi oynadı. Öyle bir kenar forvet sola alınırsa bence sağda Aykut Hoca döneminde Mehmet Topuz böyle kullanılmıştı. Merkez ortasaya daha yardım eden bir kenar gibi. Hamit Altıntop senelerce o tip bir rolde oynadı. Çizgiyi kullanan bir kanat değil de merkeze yardım eden bir kanat gibi düşünelim. Orada Şimanski belki öyle bir kanat sağ kanat olabilir. Rankent öyle bir sağ kanat olabilir. Daha çok merkezi kullanan. Mert Hakan Yandaş o tipte bir rolde kullanılabilir. Bunu yerli kuralını doldurduğu için söylüyorum.

Onun dışında hazırlık maçlarında da yerliler konusunda Serdar Aziz ve Mert Hakan iyi görünüyordu. Yerli konusu Fenerbahçe'de 3 yerli durumu devam ederse son anda bir değişiklik olmazsa ki olabileceği söyleniyordu. Orada yerli konusu tabi çok belirleyici olacak. Ferdi gözü kapalı güvenilen bir isim ama ona 2. 3. hamleler gerekecek. İşte İsmail düşünülüyor bu 6 numara pozisyonunda.

Burada 6 numara çok belirleyici çünkü Tadic, Jeko 1.37-1.34.5 onların biraz taşınması lazım. Şimanski, Mert Hakan ve Kent gibi oyuncular daha çift yönlü, daha dinamik. Onlar o açıdan bir enerji katıyorlar. Ama ne olursa olsun 6 numara çok belirleyici. Bu kadar üst seviye yıldızları kurduğun zaman ön tarafta, 6 numaraya da aslında biraz daha Toreira gibi bir kalite istiyorsun. Yani Galatasaray ile Fenerbahçe arasında şu anda bir net bir Toreira farkı var. Oraya da Fenerbahçe'nin bence net bir hamle yapması lazım. Şu halde direkt İsmail'i koymak da biraz genç oyuncuyu da zor bir challenge'in içine sokmak anlamına gelebilir. Yani İsmail iyi bir yükseliş içerisinde, fizik kapasite olarak ciddi bir gelişim içerisinde ama bence erken. bir yandan da onu böyle bir challenge'a sokmak yani rotasyondan girse daha iyi olur ve 6 numaraya da bu yerli kuralından dolayı biraz yerli lazım Dortmund'dan Emre Can olabilir, Salih Özcan olabilir orada iki tane sağlam 6 numara var Türk asıllı onlardan bir tanesinin transferi mesela Fenerbahçe'de

Hem yerli kuralın sağlama açısından hem de ön tarafı dengeleme açısından çok iyi bir hamle olabilir diye düşündüm. Savunmayı da göreceğiz. BKO geliyor. Hoca da açıkladı. Cigu'yu hazırlık maçlarında göreceğiz. Orada biraz savunmayı oturtmakla ilgili bir durum var. Hazırlık maçlarının en iyisi aslında Solbeck-Osterwolde. Ama hoca da oyun kurma konusunda Ferdi'nin Perez ve Osterwolde'den daha önde olduğunu dedi. Bu cümle bana Ferdi'yi Solbeck olarak mı düşünüyor gibi bir çıkarım da yaptırdı açıkçası.

Ama ben olsam Ferdi'yi sağ bekte düşünürdüm. Sol bekte Osterwolde ile devam etmeyi iyerlerdim. Kaleye de Liwakovic ismi geçiyor. Bakalım tamamlansın, savunma ve kale daha netleşir ama şu anda ön hat biraz netleşiyor gibi oraya bir tane altı numarayla tamamlanması gerektiğini düşünüyorum açıkçası. Yani şöyle bir şey diyebiliriz anladığım kadarıyla. Ali Koç Fenerbahçe'ye geldiğinden beri Fenerbahçe'nin şampiyonluk ya da sezona maksimuma en yakın olduğu sezon öncesi dönem.

Yani evet, hala önemli parçalar eksik. Ama en tam takıma yakın hali bu. Hani önceki sezonları da bildiğimiz için. Evet. Livakovic kısmını ben haftaya artık olur ya da olmaz orada Oğulcan'la konuşursunuz diye şimdi kesinleşmediği için sormuyorum. Normal Livakovic'i benim çok hayran olduğum, bayıldığım bir kalecidir. Onu da senin gibi bir kaleci uzmanından dinlemeyi merakla bekliyorum ben de. Estağfurullah, ben de izleyeceğim bakalım. Harika.

İstersen Galatasaray'a geçelim. Çünkü Galatasaray'da da bir hareketlenme var ki benim bayıldığım bir Solbeck'i aldılar, Angelino'yu. Angelino, Hoffenheim'de geçen sezon kiralıkta Red Bull Leipzig'den geldi. Bir de adı sürekli Beşiktaş'ta alınan, hatta Anarsi Beşiktaş'a transferi bile açıklanma noktasına gelen Halil Dervişoğlu'nu tekrar kadrosuna kattım Rantvort'tan. Bunlar olurken bir yandan da ısı aslında herkesin beklediği nokta Icard'e ne zaman dönüyor ya da dönüyor mu? Artık Nerse dönmesine kesin gözü de bakılıyor ama Pazartesi günü Okan Buruk hala Icardi'nin durumu tam belli değil dedi. Galatasaray'dan nasıl bir şey beklemeniz? Çünkü bir de orta sahada bir ihtiyaçlar olacak. En azından tahminim o. Çünkü Kerem ve Angelino'nun olduğu bir kanada orta sahadan bir destek lazım. Oliveira biraz yavaş kalacak orada. Ağır kalacak hatta yavaştan ziyade. Oraya biraz daha Okan Buruk'un futbolculuğunu andıran, basan, yüksek tempo yapan ve pres yapan bir futbolcuya belki ihtiyaç var ya da nasıl bir yol yordam izlenir.

Önce Galatasaray'ın yaptığı transferlerden sonra nasıl bir yol izlenilir'e dair senin yorumlarını merakla dinliyorum. Solbeck'e hem oyun kurabilen hem de hücumda çok etkili bir oyuncu alındı Anelino. Ama hem bence size olarak biraz düştü Galatasaray, hem de savunma konusunda Abdülkerim ile nasıl bir ikili olacaklar o konuda biraz endişe barındırıyor ama hücumda vadettikleri savunmada yaratabileceği endişelerin çok üzerinde. Orada gerçekten çok ekstra bir oyuncu. Onun dışında Halil Dervişoğlu bir yedek transferi olarak zaten hani madem bu kadar ucuz bari alalım denemesi yapılmış bir oyuncu. Hani hemen ilk 11 vesaire düşünülmeyecektir. Hatta ilk 18 de zor düşünülür ama ne olursa olsun Halil'de bayağı yetenekli bir genç. Ama karakter olarak güçlenmesi biraz hırslı olması gerekiyor. Açıkçası bakalım belki bu önemli yıldızlarla birlikte daha iyi bir gelişim gerçekleştirebilir. Icardi konusu biraz negatif bir sürpriz gelişimi. Vandanara'nın rahatsızlığıyla ilgili Arjantin basında da haberler çıkıyor. Belirsizlik de sürüyor. İşte Lucemi diyenler var. Umarım o kadar ciddi bir şey değildir. Belki biz bu kaydı yayına alana kadar da belli olur o konu ama...

Birkaç gündür sürüyor. Yani açıklanmıyor da tam olarak Vandanara'nın. Tabi tetkikler yapılıyordur yani henüz netleşmemiştir. O yüzden açıklanmıyordur. Emin olunmak isteniyordur.

Ama o sürünceme tabii sürüyor. O durumdayken de Icardi'yi sıkıştırmanın da çok anlamı yok gerçekten de. Birkaç güne belli olur ne zaman geleceği. Zaten Okan Buruk da o açıklamasını düzeltti. Yani pazartesi günü tam olarak ne zaman geleceği belli olur gibi bir şey söylemek istemiş sanırım. Bir önceki röportajında orası eksik kalmış, yanlış anlaşılmış. Yani önümüzdeki hafta o durumda yani bu hafta içinde de o durumda netleşir.

Galatasaray'da işte bu Torreira'nın yanındaki oyuncu transferi uzun süredir sürüyor. Paradesi uzun süredir bekledi Galatasaray. Oraya da bir hamleyi, iyi bir hamle yapılabilirse zaten Galatasaray'ın iyi bir kadrosu var. Eğer Sasha Boy ve Viktor Nelson'u satmayacaksa Galatasaray ki bence satması da şart değil. iyi teklifler gelmiyorsa satmak zorunda değil Galatasaray. Çünkü Şampiyonlar Ligi oynarsa oyuncular kendini kanıtlayıp bu yaz aldıklarından daha yüksek bedelleri de alabilirler ki Nelson'un da üç yıl daha kontratı var, Saşaboy'un da kontratı var. Hani bir sene sonra falan bedavaya gidecek oyuncular da değiller yani kontrat. O yüzden Galatasaray'ın şu anda telaş yapmasını gerektiren bir şey yok o oyuncularla ilgili. Galatasaray sakin kalıp beklemeli. Eğer çıkış maddelerini karşılayacak yüksek bon servisler geliyorsa o zaman mecbur satıyorlar zaten de. Öyle bir teklif gelmiyorsa 3-5 kuruş için Nelson Sashaboy gibi takıma oturmuş çok kaliteli oyuncuları satmanın da bir anlamı yok açıkçası. O konuda da daha tedbirli bir tutum sergiliyor Galatasaray.

Galatasaray'la ilgili Icardi olsa bile bu ismi geçen forvet adaylarının hep ikinci forvet olması gibi bir durum benim şaşırtan bir şey onu da son olarak söyleyeyim. Biraz daha açar mısın bu demek istediğini? Evet yani Sedric Bakambu mesela Halil Dervişoğlu ismi geçenler veya yapılan transferler işte Zaniolo, Barış Alper, Mertens, Alexis Sanchez, Hani elde olanlar da yeni yazılan Bakambu ve Alexis Sanchez gibi isimler de hep ikinci forvet. Yani Mertens de artık son maçlarında, hazırlık maçlarında falan hep ikinci forvet gibi oynadı. Galatasaray önümüzdeki sezon biraz daha 4-4-2'ye yakın oynayacak gibi. Yani Mertens 10 numaralıktan çok ikinci forvet gibi olacak. Yine böyle tam yan yana bir ikili forvet görmeyeceğiz ama önlü arkalı bir ikili forvet gibi görüyoruz. Şimdi bu durumda hepsi Halil'de, Mertens'te, Barış ve Zaniolo oynadığında da hepsi ikinci forvet. Sadece klasik 9 numara olan sadece Icardi.

ve Icardia maazallah bir şey olsa konservisini alsam bile hani 2 ay sakat olsa klasik 9'u oynayacak oyuncu bunlardan hangisi olacak emin değilim yani bu Zaniola da Barış da hep uydu forvetler yani as bir 9 numaranın önderliğinde sağa sola doğru koşular atacak genç ve potansiyelli oyuncular Mertens de zaten hani ebatları bakımından bir ikinci forvet Bir tane de mesela 9 numaranın, klasik 9'un alternatifi daha gerekli olabilir diye düşünüyorum. Mesela Fenerbahçe'de Ceko'nun klasik 9'un alternatifi Batu Şuay gibi net bir 9 var. Umut Dayır da o birinci center forward yani ikinci forward değil de birinci center forward. Orada net bir birinci center forward alternatifleri var. Galatasaray'da ise Icardi olsa bile mesela geçen sene vardı bu. Geçen sene Icardi'nin alternatifi Gomis de vardı. Tutmasa da Seferovic de vardı. Bunlar klasik 9'lar yani. Ve hatta Icardi olmadığı zaman Bafetimi Gomis çok iyi götürdü o.

İkardis'in süreci. Yani hem sene başında İkardi geç geldi, o sırada Gomis sonradan girerek attığı gollerle çok çok önemli katkı sağladı. Takımın kırılmamasını ve ayakta kalmasını sağladı. Hem de arada böyle bir İkardi 2-3 hafta olmadığında bir Ankara gücü maçı, bir İstanbul spor maçında falan oynadı Gomis. Her iki maçta da yanlış hatırlamıyorsam ikişer gol attı yani. Yine çok katkı sağladı.

Çünkü sırtı dönük oynamayı bilen, topuk kullanmayı bilen takım arkadaşlarını oyuna dahil etmeyi bilen, öyle bir tecrübeli bir yedek 9 numaranın varlığı Icardi'ye bir şey olduğu zaman oyunun bozulmamasını ve aynı şekilde devam etmesini sağlıyordu bence. Orada hani tüm bu ikinci forvetlerin dışında belki işte bir klasik bir 9 numara daha yani Icardi'nin alternatifi olarak olsa belki daha iyi iş görebilir diye düşünüyorum açıkçası. Üç büyükleri Beşiktaş'la tamamlamak istiyorum. Ama Beşiktaş, maalesef belki tartışılır bir kelime ama Fenerbahçe ve Galatasaray'ın aksine çok sakin bir transfer dönemi geçiriyor işte. Fenerbahçe'yi konuşurken Tadic'in adını geçirdiğim bir Tadic'i ihtimali ciddi ciddi artmıştı. Ama nitekim bu durum gerçekleşmedi bu transfer. Ve Beşiktaş taraftarının da biraz Beşiktaş'a karşı bir tepkisi oluşmaya başladı.

Ve geçen seneden de iyi bir kadro yapısı vardı ellerinde vs. Sen Beşiktaş'ın henüz transfer gerçekleştirmemesi ya da Beşiktaş'la da geçen futbolcular arasında olası transferlerde nasıl bir yeni sezon görme ihtimalimiz olduğuna dair neler düşünüyorsun? Dinlemek istiyorum yorumunu. Birkaç konuda fiyasko yaşıyor bence Beşiktaş yönetimi.

Birinci fiyasko medyayla iletişim. Bütün transfer hedefleri medyaya yansıyor ve o sürünceme de medyaya yansıyor. Günler sürüyor. Günler sürdükten sonra gelmediğinde ve bir de ezeli rakipleri kaptığında bu oyuncuları taraftar tabii ki haklı olarak bir hezeyan içerisine giriyor. Yani Halil Dervişoğlu transferi bile, hadi Tadic çok büyük futbolcu anlıyorum. Tadic'i daha fazla para vermiştir Fenerbahçe, bilmiyorum sebebini de. Hani bir sebeple kaptırabilirsin en azından.

Ama Halil Dervişoğlu gibi 300-500 bin euroya transfer edebileceğin bir oyuncunun 10 gün boyunca medyada dinlendirilmesi ve Şenol Hoca'nın bu konuda açıklamalar yapması, üzerine tekrar bir pazarlık dönmesi vs. O kadar uzun süre bu transferi bitiremezseniz bir takım çıkar ve der ki ya benim de ihtiyacım var bir deneyeyim sonuçta Halil yetenekli oyuncu belki olur. Ve bitirebilirler bu transferi yani. Bir kere medyayla o ilişki yanlış yürüyor. Yani gizli tutamıyorlar istedikleri oyuncuları. Bir kere bu birincisi ve en basit oyuncuyu bile getiremiyorlar. İkinci konu, Beşiktaş ekonomik olarak zor durumda olabilir. Bu çok şaşırtıcı bir durum değil. Beşiktaş zaten benim kendim bildiğim bileli. Benden öncekilerin de bildiği üzere. Ekonomik olarak bu ligin en zengin kulübü zaten çoğu zaman olmadı. Bir Yıldırım Demirören döneminde biraz olmuştu. O dönemde olmasa daha iyiydi zaten. Hani o dönemde en çok parayı harcayan takım onlardı. Yine başarısız oluyorlardı. Bizim ülkede zaten bu arada en çok başarılı parayla gelmiyor ki. Yani en çok parayı harcayan başarılı oluyor gibi bir şey %80 olmuyor. Mesela Beşiktaş'ın en başarılı olduğu dönem de öz kaynak dönemi. Yani buradan sevgili Serpil Hamitüz'üne saygı duymamız gerekiyor. Onun sayesinde o Beşiktaş'ın başarılı dönemi geliyor.

Evet, yakın dönemi de var bunun. Ben de tam oraya gelecektim. Şimdi en çok parayı harcama konusunu bir küçük tekrar dinleyeyim. Bir tek bu geçen sene Erdan Timur'la Galatasaray çok para harcadı ve karşılığında da şampiyonluk aldı ama yani mesela Aziz Yıldırım dönemi, Fenerbahçe hani 20 senenin neredeyse 15-18 senesi en çok parayı harcayan takımdı. Bunların çoğunda şampiyon olamadı. Yarı yarıya'dan daha azdır belki. Beşiktaş'ta Yıldırım Demirönen döneminde işte 4-5 sene çok ciddi paralar harcadı. Hiçbir başarı gelmedi.

Aksine başarının temeli Beşiktaş'ın en parasız döneminde atıldı. Yani rakipleri Schneider'leri, Drogba'ları alırken Beşiktaş feda dönemi geçiriyordu hatırlarsın. Feda döneminde işte Avusturya'dan Veli Kavlak, Altyapı'dan Arsenal'in altyapısından daha profesyonel maçlara doğru düzgün çıkmamış Oğuzhan Özyakup. Ondan başka işte Bundesliga'nın aşağı seviyelerinden Olcay Şahan.

Böyle oyuncuları toplayarak ve Jose Sosa gibi gerçekten kaliteli olan Bayern Münik geçmişi olan oyuncuları sadece 1,5 milyon eurolara getirerek o araştırmaları çok iyi yaparak doğru bir yapılanma ve organizasyon sayesinde iyi araştırmalar sayesinde o feda döneminden sonra çok iyi bir temel atıldı ve sonra Şenol Hoca gelip iyi bir altyapıya geldikten sonra o da doğru teknik adam hamleleriyle o takımı Beşiktaş'ın yakın dönemdeki en başarılı sürecine götürdü. İki tane şampiyonluk. Şampiyonlar Ligi'nde nam-alüp gruptan çıkma gibi. Çok özel başarılara. Hem de o ilk şampiyonlukta takımın stadı bile yok. Yani statsız şampiyon oldu takım. Böyle dönemleri Beşiktaş en fakir, en parasız döneminden sonra yaptı. Yani insanlar Talishka falan diyecekler ama Talishka böyle pastanın üzerindeki çilek oldu. Talishka'ya gelene kadar o hamuru yoğruldu, keki yapıldı, kreması yapıldı, pastayı... O kremalar falan hep olacağı şahanlar, belli kavlaklar yani Atiba'lar. İşte uygun maliyetlerle kaliteli oyuncu da mesela Jose Sosa oldukça kaliteli oyuncu. Beşiktaş'tan sonra hani Beşiktaş'ın bir buçuk verdiği adama işte Trabzon Spor Fenerbahçe üç buçukları dörtleri verdi yeri geldiği zaman. Bir yıldız olarak. Hani üç buçuk dört milyon euroluk oyuncuları bir buçuğa getirmek zaten hani o dönemin araştırma olayı. Feda'nın hakkı iyi çalışarak verildi.

İyi emek harcanarak verildi. Genç, potansiyelli oyuncuları iyi scouting yaparak bulmak veya gerçekten yıldız oyuncuları daha ucuza alabilmek rakiplerinden gibi. Şimdi onu daha yakın dönemde başarmışken, sadece 10 yıl önce bunları bu şekilde başarmışken, bu CNN'ye de parasız girdiğim belli durumdayken, ne bir scout yapılanmasından, ne bir analiz departmanı yapılanmasından, ne doğru düzgün bir sportif direktörden bahsedemiyoruz. Yani Ceyhun Kazancı ismi geçiyor ama Ceyhun Kazancı hangi organizasyonu yönetiyor belli değil.

Yani Beşiktaş'la ilgili tek dert paranın olmaması değil. Beşiktaş'la ilgili dert bir kişi çıkıyor. İşte geçen sezon Ceyhun kazancıydı. Tek başına transferleri yapıyor. Bu sene Şenol Hoca Ceyhun kazancıya sen bir çekil diyor. Bu sefer ben yöneteceğim diyor. Ama o da yalnız adam konumunda. Yani yardımsız hareket ediyor. O da hani bir yere kadar. O yüzden biraz bir organizasyon eksikliği gözüküyor Beşiktaş'ta. Hazırlık maçına çıkıldığı doğru düzgün yedek oyuncu bile yok. Gençler oynadı altyapıdan. Fena işler de yapmadılar ama Berkay ve Demirel Getıknas iyi oynadılar özellikle Augsburg'a karşı.

Biraz geç açıyorlar sezonu. Fenerbahçe ve Galatasaray üçer hazırlık maçı yaptığında Beşiktaş daha yeni birinci hazırlık maçını yaptı. O da yarıda kaldı zaten. Yani Beşiktaş için önümüzdeki günlerde biraz daha net konuşabiliriz ama oldukça sancılı geçiyor ve bunda da taraftarın isyanı her halükarda haklı maalesef. Bir de son dakika, tabii ki biz bu kaydı bitirdiğimizde, siz bunu dinlediğinizde yaklaşık bir gün geçmiş olacak ama az önce Nathan Redmond resmi olarak Beşiktaş'tan da ayrıldı, onu da eklemiş olayım. Ayrıca geçmiş olsun diyelim o zaman. Yani Redmond da bayağı, özellikle Fenerbahçe derbisi ve ondan sonraki 3-4 maçlık sürede Southampton Redmond'u oynamıştı. İşte seni de sürekli örnek verdiğin o Guardiola'nın sen böyle bir oyuncusun, niye oynamıyorsun böyle dediği bir görüntü canlandı gözümde.

Beşiktaş'ı da o halde böyle geçiyoruz. Senin eklemek istediğin bir kısım var mı Fenerbahçe-Galatasaray-Beşiktaş ya da xB noktaya dair? Yoksa bölümü tamamlaman için topu sana devredeceğim. Tamamlayabiliriz. Ağzına sağlık. Çok teşekkür ediyorum desteğin için. Ben çok teşekkür ederim. Önümüzdeki hafta Oğuzcan'la birlikte yine konuşuruz. Bu hafta hem voleybol hem tenis. Biraz diğer sporlara da değindik ama

hakkını verelim. Gerçekten güzel bir hafta oldu. Özellikle milli voleybolcularımız sayesinde. Onlara tekrar teşekkür ederek sizlere veda edelim. Haftaya görüşmek üzere. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)