Podcast

294: Müesses Nizamın Prototipi: Futbol

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Türk futbolu, ekonomik ve siyasi ilişkileriyle Türkiye’nin küçük bir kopyası gibi. Yaratıcı yetenekleri körelmiş, esnaf irisi bir grup asalak kulüplerin kanını emerken bir yandan da politikayla temas kuruyor. Bu tezgahın son kurbanı Bursaspor.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.190 kelime · ~16 dk okuma

Herkese merhaba. Bu kaydı 21 Temmuz'da alıyoruz. Sıkıcı bir gün sayılır. Dün biraz daha hareketliydi. Bir kere Merkez Bankası'nın faiz kararı dün gün ortasında geldi. Merkez Bankası politika faizini 250 bas puan kadar arttırdı. Böylece %15'ten %17.5'a çıkmış oldu faizler. Şimdi dalga geçme diyenleriniz olabilir ama nasıl geçmeyelim ya. Seçimden 3 hafta önce. Daha 21 Nisan'da dediği şudur reis.

Bu kardeşiniz iktidarda olduğu sürece faiz Yükselemez. Faiz devamlı düşecektir. Ya reis sen nasıl bir adamsın. Helal olsun. Gerçekten sen bu koltuğu seviyorsun. Çok rahat. Çok profesyonel. Reis düzeltecek inşallah. Bundan hiç şüphemiz yok. Ne dediyse yapıyor. Hangi dediğini yapmadı Allah aşkına? Faizler mesela. Reis ne dediyse o. Mehmet Şimşek de sosyal medyadan mesajını paylaşmış. İç talebi dengeleyici tedbirler alırken ihracatı desteklemeye devam edeceğiz diyor.

Daha önceki bölümlerde mistifikasyondan bahsetmiştim size. Böyle mistik bir anlatı sunuyor ekonomi bakanı. Türkçesiyle bununla uzan diyenler için tercüme edeyim ben. Rasyonel Mehmet'in iş talebi dengelemekten kastettiği, sizin alım gücünüzün erimesi gerektiğidir. Adam diyor ki lüzumundan fazla zenginsiniz. Alıyor da alıyorsunuz. Siz aldıkça bu enflasyon durmuyor. Onun için ne yapıyoruz? Faiz arttırıyoruz ki hayvan gibi kredi çekmeyin. Vergiye zam yapıyoruz ki hayvan gibi tüketmeyin.

Transkriptin tamamını oku

Böyle hayvan gibi dedim özür dilerim ama bu işin Türkçesi budur. Biraz tutumlu yaşayın yani diyor. Öpüleceğiz yani canlarım. E böyle diyemeyeceğinize göre iç talebi dengelemekten bahsediyor Şimşek. Bu arada Yeni Şafak gazetesi de faiz arttırım haberini bu son olsun başlığıyla yayınlamış. Yani her şey bildiğiniz gibi. 20 Temmuz'un Tren Topiği Merkez Bankası. Başka diğer eştekler var mı? Var. Diğer eşteklerde Kıbrıs Barış Harekatı, Ayşe Tatil'e Çıksın ve Bülent Ecevit var.

Demek ki 20 Temmuz'un tarihte ne anlama geldiği belli. Öğleden sonraki gündem faizli de sabah saatlerinde en önemli konumuz Kıbrıs harekatının 49. yıl dönümüydü. Kıbrıs'ta zorbalıkla ve meşruluk dışı yollardan yaratılan kuvvet dengesizliği bu harekatla giderilmiş olacaktır. Ancak o zaman Türkiye hakkın değil kuvvetin dilinden anlayanlarla Kıbrıs sorunu içinde müzakereyi kabul edecektir.

Ecevit'in Kıbrıs Fatih'i olması, Türkiye soluna uzun süre meşruiyet sağladı. Bakmayın, bırakın sosyalizmi, sosyal demokrasiye bile tahammülsüz bir nizam kuruldu 12 Mart 1971 muhtırasından sonra. 74'teki Kıbrıs çıkartması olmasa, CHP'yi daha 70'lerde çiğ çiğ yerlerdi. 12 Eylül'e gerek kalmazdı.

CHP de çok solcu olduğu için değil, yanlış anlaşılmasın. Genel olarak o dönemde sol güçlü olduğu için yerlerdi bu arada. Antikomünizmi küçümsemenizi dilerim. 70'lerin antikomünist ittifakı, bu günlere ruhunu veren Cumhur İttifakı'nda yaşıyor. Sadece Cumhur İttifakı da değil, bütün siyasetçilerimiz, 70'li yıllarda politikleşmiş isimlerdir. İşte Akşener, işte Kılıçdaroğlu. Solu tümüyle bitirdiğinizde elinizde kalan posa bugünkü Türkiye siyasetidir. Tüm kiriyle, pasıyla, iriniyle. Bu haliyle Cumhur İttifakı'na üçüncü milliyetçi cephe demek haksız değildir. Ecevit, Kıbrıs harekatıyla Türkiye solunun meşruiyet iddiasına büyük katkı sundu. Solculara vatan hainisiniz, bayraksız, dinsiz, kitapsızlarsınız diyenlere karşı, biz milliyetçiliği sokak duvarlarına değil, Kıbrıs'ın dağlarına yazmışız diyebilme imkanı sağladı. Biz belirenlerden, tüm keçilerden, milliyetçilikten faal mıyız?

Fakat 12 Eylül'den sonra Solun bu topraklarda direnecek gücü kalmadı. Zaten Ecevit de 12 Eylül'den sonra bambaşka bir lidere dönüşecekti. Sol tümüyle düzen dışı ilan edildi. Nitekim 12 Eylül'den sonra Ecevit de artık kara olan değildi. Devrimciler ise ömürlerini hapislerde geçirmeye başlayacaktı. Geriye kalanlar ise 90'ların faali meçhul suikastlarında can verdiler. Şimdilerde onların anneleri cumartesi günleri gözaltına almıyorlar.

Benim annem cumartesi Elinde solmuş bir resim Benim annem cumartesi Hesap soracak kök kesi Benim annem cumartesi İşçi, köylü, emekçi diyenler tarihin tozlu sayfalarında yeniden hatırlanmayı bekliyor. E az zaman değil 35 yıldır solu, sosyal adaleti, eşitliği, özgürlüğü unutmuş bir halkımız var. Böylece sol damarları kesik yeni bir müesses nizam inşa edildi. Sağcılığın alternatifsiz olduğu, denetlenmediği son 40 yılda Türkiye toplumu sağcılaştı, Anadolu irfanı da 3 kuruşun peşinde reislerine meftun durumda.

12 Eylül'den sonra bu toplumun bir araya gelmesine izin verilen tek etkinliğin içine düştüğü durumu konuşuyoruz bu bölümde. Miting yasak. Grevler yasak. Konserler yasak. E peki nerede bir araya geleceğiz?

Evet, stadyumlarda ya da maç yayınlarında yan yana geliyoruz artık. Daha doğrusu sadece bunlara izin veriliyor. Var mı bir biting, bir basın aşaması? Burada deşarj oluyor, burada kirleniyoruz. Tüm irinimizi, pisliğimizi burada üretiyor, burada tüketiyoruz. Kavga edeceksek de, barışacaksak da burada yapıyoruz. Ve tehlikesiz bir alan burası nizam için. Dolayısıyla burada yaptıklarımız nizamı tehdit etmediği için izin veriliyor bunlara. Bugünün konusu da bu olacak.

Tribün kültürü yarım asrı geçen bir futbol kulübü, önümüzdeki sezonda maçlara çıkabilecek mi belli değil. 2009-2010 sezonunun şampiyonu Bursa Spor, borçları nedeniyle lisans alamadı. Bana kalırsa üzerine konuşmaya değer bir konu bu. Amatör sporlarda başarılı iken futbolda neden çuvallıyoruz? Fazla uzatmayalım. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

19 Temmuz günü öğleden sonra 2.40'da Bursa Spor Kulübü'nün resmi hesaplarından bir duyuru paylaşıldı. Duyuru da eski başkanlardan Ali Ağa'ya ateş püskürülüyor ve duyuru şu sözlerle bitiriliyordu. Ayrıca kulübümüz yapılan bu yanlış hamleler dolayısıyla lisans alamamaktadır.

Ne anlama gelmekteydi bu durum? Lisans alamayan bir futbol kulübünün başına ne geliyordu? Neden lisans alınamıyordu? Ya da ne lisansıydı bu? Sadece tek bir cümle. Kulübümüz lisans alamamaktadır. Tabii açıklama futbol basınının gündemine bomba gibi düştü. Bursa Spor'un uzun süredir mali sorunlar yaşadığı biliniyordu da, böylesi köklü bir kulübün maçlara çıkmama olasılığı büyük haberdi. Medyascope Spor Servisi duyuruyu Bursa Spor'un hazin sonu başlığıyla paylaştı.

Gazete Duvar, Bursa Spor lisans alamadı, bu sezon hiçbir ligde oynayamayacak başlığını atmış. Anka Haber Ajansı da benzer başlığı kullanmış. Öğlen saatlerine doğru ortalık karışınca, Bursa Spor Başkanı Ali Günay, NTV'ye bağlanarak meseleye açıklık getirdi. Bizim lisans alamamamızın sebebi transfer yasağından kaynaklanan bir durum. Şu anda biz A takımda ya da altyapıda futbolcularımıza yeni lisanslandırma yapamıyoruz. Mevcut olan lisanslı futbolcularla lige katılabiliyoruz ama yeni lisans çıkaramıyoruz. Bu sene için lige katılmama gibi bir durumumuz yok. Ama önümüzdeki sezon bütün futbolcularımızın sözleşmeleri bittiğinde TFF'ye bildirebileceğimiz bir lisanslı futbolcumuz olmayacağı için lige katılamayacağız.

Başkan Veryans'ı ne diyor? Kendisini tanımam. Zaten konumuz son yıllarda Bursa Spor'a ne olduğu değil. Bu konunun sizleri ilgilendiren bir kısmı olduğunu da düşünmüyorum açıkçası. Özel olarak Bursa Spor taraftarı olan dinleyicilerimiz varsa belki onları daha fazla ilgilendirebilir. Fakat konu enteresandır ve Türkiye hakkında da bizlere ipuçları verdiği için önemlidir.

Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim. Gelin sizlerle küçük bir yolculuğa çıkalım. Tarih 16 Mayıs 2010. O gün nefes kesen bir futbol gecesi yaşanacak. Sabah saatlerinde herkesin gündeminde akşamki maçlar var. Fenerbahçe Trabzonspor'la oynuyor. Bu zaten tek başına bir gündem. Bursa Spor ise Beşiktaş'la oynuyor. Şimdi bu iki maçın aynı zamanda denk geldiği tarih de önemli. Şampiyonluk mücadelesi Fenerbahçe ile Bursa Spor arasında.

Fener bir puan önde. Yani Trabzon sporu yenerse şampiyon. Fakat yenilir ya da beraber kalır da Bursa sporu yenerse bu sefer Bursa şampiyon. Her iki maçta aynı saatte başlıyor. Hangi maçı izleseniz gözünüz diğer maçta. Artık 80. dakikanın sonuna gelinmiş. Bursa 2-0 önde. Fener ise 1-1 beraber gidiyor. Bu görüntüyle Bursa şampiyon olacak. Derken Bursa'dan gol haberi geliyor. Beşiktaş durumu 2-1 yapıyor.

Beşiktaş golü buldu. Maçta şu anda kronometreme bakıyorum. 87. dakika. Fark 1'i indi 2-1. Bursa Atatürk Stadı bu golle beraber son derece stresli bir 6 dakika geçirecek. Beşiktaş bir gol daha atarsa şampiyonluk gidiyor çünkü. Atmazsa da şampiyon olacaksınız. İstat çok gergin. Türk futbolunda çok önemli dakikalar değerli izleyiciler. Gerçekten

Unutulmayacak bir sezonu yaşıyoruz şu anda. Bilmeyenler için söyleyeyim ben de Beşiktaşlıyım bu arada. Beşiktaş gol atarsa üçüncü olacak. Ama Bursa'yı da şampiyonluğundan edecek. Karşıda da Trabzonspor Fener şampiyon olmasın diye sert oynuyor. Fener'in maçı daha zevkli aslında. İnanılmaz bir gün. Neyse. Bursa'da stres dolu 6 dakika bitiyor ve Bursa kazanıyor. Fakat Fener'in maçı daha bitmemiş. Fener gol atarsa işler karışacak. Bu sefer Fener şampiyon olacak.

Kadıköy'den gol haberi gelmezse Bursa spor şampiyon olacak. Şu anda... Ozan'la birlikteyiz, İbrahim'le birlikteyiz. Son bir dakika Kadıköy'de şu an durum 1-1 Ozan. Sporu bekliyoruz, sporu. Son 30 saniye, artık sonlar oynanıyor Kadıköy'de de 1-1. Valla kısmet inşallah, inşallah bekliyoruz.

ve Bursa şampiyon oluyor. Aynı dakikalarda Fenerbahçe stadına gidelim mi? Şu dakika Fenerbahçelilerin hepsinin gitmeyelim dediğini duyar gibiyim. Arkadaşlar şaşırabilirsiniz ama buna saygı duyuyorum. Çok keyifli olabilirdi ama 16 Mayıs 2010 günkü Kadıköy'e gitmeyelim. Çünkü Fenerbahçeliler için tam bir işkenceye dönüşebilir bu iş.

Daha bir de 2006'daki denizli travmasının üzerinden 4 yıl falan geçmiş. Yani bu konu çok duygusal. Neyse ben buraları geçiyorum. Zaten konumuz bu da değildi. Fenerbahçelerden özür dilerim. 1959'dan bu yana organize edilen ulusal ligimizde 5. şampiyon ortaya çıkmıştı. Bursa Spor. Bu büyük bir olaydı.

Kuvvetli bir tribünü olan, sadece tribünü değil önemli bir futbol kültürü olan bir kentti Bursa. Yani daha sonraki şampiyonlar mesela Başakşehir gibi değildi. Kuruluş yılı 1963. Fakat İstanbul takımlarına bakıp genç saymayın Bursa Sporu. Bursa Sporu 1963'de kuruluyor ama o dönem kurulan ikinci lige kent takımları katılabildiği için tarih 1963.

Yoksa daha öncesinde Aca Ridman Yurdu, Akın Spor, Çelik Spor Gençlik, İstiklal Gençlik, Kınar Spor gibi takımlar var ve İstanbul takımlarıyla da maçlar yapıyorlar bu takımlar. Bu takımların hemen hepsi 1920'lerde kurulan takımlar. Yani bugün en azından 100 yıllık bir futbol kentidir Bursa. Ulusal ligimiz 1959'da kurulduktan sonra o dönemin federasyon başkanı Orhan Şeref Apağan isteğiyle bir de ikinci ulusal lig kuruluyor. Tarih 1963. Bu ulusal ligaya katılan kulüpler kentlilerini temsil edecekler. Karar bu yönde. Yani Pınar Spor adıyla çıkmayacaksınız. Bursa Spor olarak çıkacaksınız. Ayrıca kent ismi de edineceksiniz yani. Böylece Bursa Eşrafı kentin ileri gelenleri Bursa'nın takımlarını birleştiriyor ve Bursa Spor kuruluyor. Bu takımın stadyumu da 1950'de inşa edilen Bursa Atatürk Stadyumu.

Babamın oğluna gelmiştim yanına. Aşık olmuştum Fersad'a, Atatürk'sün tadına. Çocukluk ormanına, efsane peşmesine. Şampiyonluk okuşuyordu.

Bizdeki kent takımlarının hemen hepsinin tarihçesi böyledir. Bursa Spor'un armasında 5 yıldız var. O yıldızlar 1963'te birleşerek Bursa Spor'un kurulmasını sağlayan diğer takımlar oluşturuyor. Sivas Spor'da da mesela 3 yıldız var. Aynı hikayedir.

Varmaya çalıştığım yer şu. Yani boş beleş bir şampiyonluk değil bu. Kurum kültürü var. Kent buna uyumlu bir ekonomiye sahip. Güçlü taraftar desteği var. Türkiye'nin otomotiv sektörü bu kentte. Mesela o yıl Almanya'nın Wolfsburg takımı da UEFA kupasını almış. Onlara benzetiliyorlar. Wolfsburg da Volkswagen'in kenti. Bursa da otomotiv kenti. E daha ne olsun. Beşinci şampiyonumuz hayırlı olsun. Nazar değmezse artık daha dişli bir ligimiz olacak belli ki.

Tabii sadece Wolfsburg'a benzetilmiyor. İkinci Trabzonspor da deniyor. Çünkü Anadolu'nun çıkardığı ikinci şampiyon oluyor Bursa. Sizleri en son 2010'da Bursa Atatürk sayında bırakmıştık. Hadi gelin şimdi filmi 12 yıl ileri saralım. Trabzon'un şampiyon olduğu geçen yıla gidelim. Tarih 14 Mayıs 2022. Biraz müziği yükseltelim. Bursa Spor takımı. Yılların Bursa Sporu. Ümit Hocam'ın da eski takımı.

Bandırmadan çıkamıyor. Bursa'ya gidemiyor şeklinde bazı üzücü haberleri alıyoruz. Bursa Spor, yılların Bursa Sporu. Bugün küme düştü ikinci ligde. Trabzon Spor bugün şampiyonluğunu kutluyor.

Bu 12 yılda olan sadece Bursa Spor'un başarılarına olmamıştı. 1950'den bu yana kentin kültürüne damga vuran Atatürk stadı da yenilenmiş ve elbette Atatürk ismi değiştirilmişti. Yeni Türkiye'de stadları ulusal kahramanların değil, yerel yönetimin ya da şirketlerin adı veriliyordu. Stadın adı önce Bursa Büyükşehir Belediyesi Stadı olarak değiştirildi. 11 Mayıs 2023'te Beyinsport'a düşen bir haberde öğrendik ki, stadın adı artık Sütaş Timsah Park olarak değiştirilmiş. Bu 12 yılda değişen sadece Bursa Spor Stadı'nın adı değildi. Süper Lig şampiyonu bir kulüp, önce 1. Lig'e, 12. yılın sonunda da 2. Lig'e düşmüştü. Kulüp mali olarak krize girmiş, borçlarını ödeyemez hale gelmişti.

Açık açık söyleyelim mi? Tarihi yüzyıla dayanan köklü bir futbol kulübü, iş yapma kültürünün yozlaşmasından sonra ahlaksız yöneticiler tarafından içi boşaltılmıştı. Peki bu münferit bir olay mıydı? Yani sadece Bursa Spor'un bu dönemde yaşadığı bir şey miydi? Asla! Bu sadece Bursa Spor'un değil, tüm futbol kulüplerinin kaderiydi. Dedikten sonra bir mola verelim. Döndüğümüzde Bursa Spor'u geride bırakıp, futbol sektörüne, futbol endüstrisine daha geniş bir perspektiften bakacağız.

Türkiye'de futbol bir spor organizasyonu olmaktan çıkarak tüm dünyadaki gibi finansallaştı. Bunu yadırgamak tartışmalı bir tavırdır, yadırgayabilirsiniz. Ama dünya futbolunda da aynı gelişmeler yaşanıyordu. Yani aslında Türk futbolunda yaşanan finansallaşma ve endüstrileşme, dünya futboluna uyum sağlamanın bir gereği olarak ifade ediliyordu.

Fakat Türkiye'nin kural tanımaz, iş yapma kültürünü kaybetmiş, politikleşmiş sermaye çevrelerinde futbol vizyonu bulunmuyordu. Vizyonu geçtim, vizyon olmasa da olur ona razıyız. Türkiye'nin esnaf irisi kent eşrafı neydi ki ürettiği kulüpler ne olsundu. Artık her kulüp paralı başkan istiyordu. Türk futbolunun patron olmayan son başkanı Süleyman Seba Öleli de 9 yıl geçmişti artık.

Futbol kulübü yöneticiliği, kentlerin paralı esnaf ilisi asalak çervelerine düşmüştü. Bu çerveler, politika ile temaslanarak ihale koparmanın, transferlerden para tırtıklamanın, bu esnada oraya buraya gidip ağırlanmanın, itibar görmenin peşindeki düşük karakterli tiplerdi. Bursa spor şampiyon olduktan sonra, sadece 3 ay sonraya dönelim. 14 Ağustos 2010, Adana Demir Spor Başkanı Bekir Çınar'a kulak verelim. Yılıp yılmayacağımıza şu iki gün içerisinde karar vereceğiz. Bize bir ışık tutmanızı istedik. Ama Adana Demir Sporumuzu sanki karanlığa gömdüğünüz gibi geliyor bana. Yine de destek olan herkese teşekkür ediyorum. Ve belki son kez.

Herkese teşekkür ediyorum. Tıpkı bugün Bursa Spor'un düştüğü durum gibi, Adana Demir Spor da o gün borç batağına girmiş, kent eşrafından para toplanmış ama yetmemişti. Ömrünü Adana Demir Spor'a adayan Başkan Bekir Çınar, kulübün tüm borçlarını üzerine aldı ve takımı kurtardı. Fakat kendini batırdı. Ve biraz önce dinlediğiniz konuşmadan iki gün sonra. 16 Ağustos 2010'da intihar ederek hayatına son verdi. Adana Demir Spor'u yaşasın diye kendi canına kıydı. İşte futbol. Simon Cooper'in dediği gibi asla sadece futbol değildi. Futbol, toplumumuzun birlikte üzülüp birlikte sevinebildiği tek aktiviteydi. Bu sporun müsabakaları arsadan borsaya transfer oldu diye bu gerçek değişmemişti. Bu basit bir mali sorundan çok daha fazlasıydı.

Benzer süreçleri Kocaeli Spor'da, Kayseri Spor'da, Ankara Gücü'de ve daha niceleri de yaşamıştı. Futbol, diğer sporlardan farklı olarak bir sektörün adıydı. İnşaat sektörü gibi, tekstil veya finans sektörü gibi. Fakat tek bir fark vardı, bu sektörün müşterileri aynı zamanda taraftarlardı. Ve futbol sektöründeki para ve güç potansiyelinin kaynağı da yine bu taraftarlardı.

Üstelik bu sektörde para ve güç, diğer bütün sektörlerden daha kolay elde edilebiliyordu. Bu yüzden asalakların üşüşmesi olağandır. Ve bu para ve iktidara yakınlaşma potansiyeli, Türkiye'nin bir takım asalak sermaye takımının iştahını açıyordu. Sadece para da değil, bir Anadolu kulübünü yönetmek demek, hiç değilse deplasmanlarda, yılda bir ya da iki defa bir bakanla temas kurma, karşılığında ihale kovalamak anlamına geliyordu.

Bu tezgahtan sadece kulüp üreticileri değil, menajerler de besleniyordu. Sektör tümüyle yozlaşmış durumda. Futbolun Arka Bahçesi kitabının yazarı Atilla Türker'e kulak verelim. Ahmet Nukçevik göreve geldi. Dedi ki, kardeşim, biz bu paraların nereye gittiğini ortaya çıkartmaya çalışacağız. Bağımsız bir devletin şirketiyle anlaşıldı. Dünyanın en büyük şirketlerinden biri. Reklama girmesi herhalde. KPMC adlı bir şirket. Dünyada 146 ülkede çalışıyor. Oturdu, 102 milyon euro istisnai durum diyor. İstisnai durum demek diplomatik bir dil.

Kimse yani dava konusu olmasın. Yani 102 milyon lira gitmiş, uçmuş, birilerinin cebine girmiş. O stat, Beşiktaş statı dünyanın en pahalı statlarından biri. Kim çimentoyu kaça aldı, demiri kaça verdi? Her şey ortaya çıksın. Atilla Türker alelade bir spor yazarı değil. Futbol sektöründeki yolsuzlukları takip eden bir gazeteci. Beşiktaş örneğini bilerek verdim çünkü ben de Beşiktaşlıyım. Yoksa benzer yolsuzluklar her takımda yapılıyor. Ben çuvaldızı önce kendi takımı Beşiktaş'a batırayım ki lüzumsuz yere alınganlık oluşmasın.

Çünkü Türkiye'de futbol taraftarlığı büyük ölçüde toksiktir. Zehirlidir. İnsanların konuşmasına pek imkan vermez bu taraftarlık. Ham hakikati görmemizi engeller. Fakat Atilla Türker'in yaptığı haberler sayesinde, çok şükür Beşiktaş tribünlerinde şu sesin yükselmesi sağlanabilmişti.

Fakat özellikle futboldaki yolsuzlukları yazmak, diğer tüm yolsuzluk haberlerinden çok daha zordur. İşin içinde mafya var, iktidar var, sermayedarlar var, politikacılar var. Gerçekten cesaret gerektiren bir iş bu. Atilla Türker'in Futbolun Arka Bahçesi kitabını hepinize tavsiye ederim. Bir sektör haline gelmiş bir oyunun, bir ülkede ne kadar yozlaştığının belgesidir bu kitap.

Dediğim gibi, sektörün tüm şirketlerine sirayet etmiş bir pislik bu. Ve sadece şirketleri, yani futbol kulüplerini değil, tüm ülkeyi, politik açısından sermayedarına, oradan menajerine dek herkesin gayrimeşru yollardan rant ettiği bir kuyu haline gelmiş burası. Bu kuyuyu tutan da taraftardır bu arada. Çok çarpıcı bir örnek hepinizin tanıdığını düşündüğüm Popes Kuyu'yla ilgili.

Galatasaray'ın UEFA kupasını almasında kilit isimlerden biri olan Popescu futbolculuğunun ardından menajerliğe başlamış ve 2017 yılında Romanya'da hapse girmişti. Niye hapse girer bir futbolcu? Gerekçe transferlerdeki kayıt dışı para transferiydi. Bu transferlerden birini de 2003'te Galatasaray gerçekleştirmişti. Galatasaray Kulübü yönetimi toplanıyor, deniliyor ki Iratu adlı bir futbolcunun transferi için 500 bin dolara anlaşma yapılıyor. Fakat 8 gün sonra bir karar daha almıyor, Iratu için kasadan, Galatasaray Kulübü'nün kasasından 3 milyon 100 bin dolar çıkması kararlaştırılıyor. Romanya'da savcılar duruma el koyuyor. Romanya'da Futbol Federası olaya el koyuyor. Nedir bu falan derken, bratto transferinde çok büyük bir soygun yapıldığı anlaşılıyor ve popescu dahil olmak üzere 8 menajer tutuklanıyor. popescu samimi itirafta bulunuyor. ben diyor 1 milyon doları kendi cebime indirdim diyor. peki türkiye'de ne oldu? yaprak kımıldamadı.

Popesko Romanya'da hapse girdi. Brato transferinden 1 milyon euroyu kayıt dışı almış ve offer hesabına aktarmıştı. Peki ya geri kalan belgelenmeyen 1.7 milyon euroya ne olacaktı? Onlar da Türkiye'deki aracılar tarafından iç edilmişti.

Normal olan nedir? Türkiye'de de Romanya'nın ardından bir tahkikat başlamasıdır değil mi? O 1 milyon euro kimlerin cebine girdi buna ilişki bir araştırma yapılmasıdır. Peki Türkiye'de herhangi bir tahkikat başladı mı? Neden bir tahkikat başlamadığı üzerine uzun konuşulur?

Çünkü Türkiye'nin futbol kulüplerinin bu halde olması bana öyle geliyor ki iktidarın da işine geliyor. Böyle ayan beyan hale gelmiş bir pislik nasıl temizlenmez? Buna nasıl göz yumulur? İşin içinde bahis mafyası var, rüşvet var, rant var, çeteler var. Sadece bunlar da kulüplerin içini boşaltmıyor. Üzerine bir de sözleşmeler döviz cinsinden ama gelirler TL cinsinden. Hem bütün kulüplerin içi boşaltılıyor,

Türkiye'de kulüpler boğazlarına kadar borca batmışlar. Peki kime borçlular? Türkiye'deki bankalara. Peki bu borçlar ödenemediğinde ne oluyor? BDDK, yani hükümet, olaya el atıyor. BDDK kararıyla borçlar yapılandırılıyor. Başka bir ifadeyle, içi göz göre göre boşaltılan

Herkesin gözü önünde boşaltılan kulüpler, BDDK'nın iki dudağı arasına sıkıştırılmış durumda. BDDK'da iktidar belirliyor. Bu haliyle tüm kulüpler aynı zamanda siyasi vesayet altında. Bu nedenle, çok nadiren de olsa tribünden şöyle sesler duyulduğunda kulüplerde inanılmaz bir panik başlıyor.

Buna karşın taraftar durumun farkında mı? Pek farkında olduğunu sanmıyorum. Taraftar transfer istiyor, takımının şampiyon olmasını istiyor ve gerisiyle pek de ilgilenmiyor. Yönetimler de taraftara transferler sunuyor. Her bir transferde offshore hesaplara yüzbinlerce euro akıtılıyor.

Kural yok, kaide yok. Hele iki Anadolu kulüpleri. Resmen arpalığa dönmüş durumda. Fakat bu konuyu konuşamıyoruz. Aslında Türkiye'nin düzeninin ne kadar yozlaştığını ortaya koyan bir skandallar havuzu var ama bu havuz hakkında sadece spor basınını sorumlu tutuyoruz. Onlar yazsın, onlar çizsin istiyoruz.

Onların dışında yazıp çizenlere ise hakaretler yayılıyor. Fakat birkaç şövalye ruhlu gazeteci dışında bunları yazıp çizebilmek de kolay değil. Bir gazeteci olarak söylüyorum. Türkiye'de futbolun kirli yüzünü yazabilmek, Futbolun, siyaset ve yasa dışı çetelerle ilişkisini anlatabilmek neredeyse imkansızdır. Başınız çok açık biçimde belaya girer. Açık açık tehdit edilirsiniz. Öldürülebilir, ailenize zarar verebilirler. Hatırladınız mı yerli ve milli yasa dışı Boris Boran'ımız Halil Falyalı'yı? 8 Şubat 2022 akşamı otomobiline kurulan tuzak sonucu kurşunlanarak öldürülmüştü Falyalı. Cinayet aydınlatılabilmiş değil.

Fakat falyalının offshore hesaplardaki parayla düşünüldüğünde, Avrupa'nın en zenginlerinden biri olduğu düşünülüyor. Üstelik pastanın merkez üstü neresi? Kuzey Kıbrıs. Yavru vatan yani. 20 Temmuz'un trend topikleri bu nedenle enteresandı. Bir yanda Kıbrıs eşekleri, diğer yanda Bursa Spor'un iflası. Başladığımız yere geldiysek burada bitirelim. Şimdi nizamın sol yanı çürük.

Emekten, eşitlikten ve özgürlükten bahseden yok. Toplumsal gelişme için uğraşan bir politik akım da yok. Herkes mevcudu kabullenmiş. Böyle gelmiş, böyle gider demekte ve böylece sağcılaşmakta. Kıbrıs bir offshore ve kumar adası haline gelmiş durumda. Türkiye ise derin bir umutsuzluk içinde değişimin mümkün olup olmadığını tartışıp duruyor. Tirbünler ise bu halkın deşarj olabildiği tek mekan olarak varlığını koruyor.

Bu mekanlarda dönüyor siyaset, ticaret. Ve bu mekanlarda yeniden üretiyor kendisine Türkiye'nin ideolojileri. Türkiye'nin tüm sektörleri yozlaşırken birinciliği futbol almış görünüyor. Biraz da bu yüzden voleybolda göğsümüz kabarabilirken, futbolda Arda Güler gibi yetenekler bu ülkeden çıkabilirken futbolda yine bu haldeyiz. Aslında futbol Türkiye'nin müesses nizamının bir küçük prototipi gibi. Tren topu Pobi Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme dek futbol işte deyip geçmemenizi dilerim. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)