
1.957 kelime · ~10 dk okuma
Hanımefendiler, beyefendiler. Pek sevgili, pek muhabbetli dinleyenlerimiz. PotB Kumpanyası'nın işlek kovanında arım balım peteğim deyip dil damak tatlandırıyoruz. Gülüm dalım çiçeğim diyerek bahar bahçe açılıyoruz. Teşrifinizle bahtiyar oluyoruz. Her birinize saygılarımızı sunuyoruz.
isimlerden ve isimlerin hikayelerinden bahsedeceğimiz bu yepyeni kaydımıza ne iyi ettiniz de kulak verdiniz. Hoş geldiniz efendim. Buyur Şövalye. Kırk bakireye tatmaya, bal yanaktan tatmaya geldim. Kimsin? Bendeniz Şahin Balkoç. Evet.
Daha küçücük bir çocukken hayalini kurduğum isimle merhaba demek istedim sizlere. Eğer 7 yaşındaki çocukların kendi isimlerini seçmelerine izin verilseydi bugün adım Şahin Malkoç olacaktı. Şahini kendime neden ve nasıl yakıştırdım hatırlamıyorum ama Malkoç doğrudan Cüneyt Arkın hayranlığının eseri. Malum biz çocukken ortama Marvel alemi değil, Cürekli Batur alemi hakimdi. Döverim seni.
Muhtemelen çocuk kafamla kurduğum surdan sura atlama, kırk bakireye tapma hayallerine Ali İhsan ismi biraz dar gelmiş. E idolümün asıl adı da Fahrettin, olur mu olur demişim kendimce. İlginç olan kısım, o zamanlar pek sevmediğim Ali İhsan ismi artık benim evim. Bildiğim, gördüğüm, hatta belki özendiğim çok daha güzel evler var ama ben kendi evimde rahatım.
Ve biliyorum ki yalnız da değilim. Benim gibi önceleri adından pek haz etmemiş ama sonrasında başka bir ismin hayalini aklına bile getirmemiş çok insan var. Peki niye böyle? Mecburiyetten mi? Hayır. İstersek yargı yolu açık. Gider değiştiririz ismimizi. Yeter ki mantıklı bir sebebimiz olsun.
Mesela 2016 yılında Oleksandr Turin ismindeki Ukraynalı bir arkadaş, Apple'ın uçuk kampanyasından faydalanmak için ismini iPhone Sim yani iPhone 7 olarak değiştirmiş. Karşılığında Apple'ın hissesini falan almamış. Sıfır telefon vermişler divaneye. Neden böyle bir şey yaptığını soran Ukrayna basınına da telefon 700 euroydu, isim değiştirmek 2 eurodan daha az tuttu demiş. Hepimiz Alexander Turin, daha doğrusu Bay iPhone 7 kadar pragmatik olamayız efendim. Alışkanlıkların kolay kolay değiştirilememesi gibi bir isim belli bir süre taşındıktan sonra morfolojisinden, fonetiğinden, anlamından bağımsız olarak bizim kimliğimiz haline geliyor.
Zaten isim dediğimiz şey, varlıkları benzerlerinden ayırıp özelleştirmek için kullanılan sözcükler. Bizi özel kılan, bize özel şeyler bizim tarafımızdan seçilmeseler bile. Evet, çocuğa isim koymak ebeveynin hakkı ve görevidir. Bizimki gibi kültürlerde bu hak ve görev ailenin daha yaşlı üyelerine devredilebilir. Çoğu zaman türlü ritüellerle hadiseye kutsiyet de katılır. Temel amaç, yavruyu diğerlerinden ayırıp özelleştirmek.
Ama bu uğraşı sırasında karanlık bir mekanizma da işletiliyor. Ayırıp özelleştirme isteğinin yanı sıra bir sınıflandırma hırsı çıkıyor ortaya. Aileler çocuklarına verdikleri isimler de inançlarının, siyasal görüşlerinin, hayallerinin, tutkularının, saplantılarının bayraklarını dalgalandırıyorlar. Elbette sosyal normlar doğrultusunda. Onlar da nedir? Örf, töre, gelenek görenek, adet ve belki de en önemlisi olan moda. İsim bir modadır efendim. Öyle olmasaydı, 2003 yılından önce nadir bir isim sayılabilecek olan Polat, bugün 20 yaşındaki binlerce delikanlımızın adı olarak karşımıza çıkmazdı.
Aynı yıllarda Arapça konuşulan ülkelerde de Murat ismi yükselişe geçti. Çünkü Arap alfabesinde P harfi yok ve karakter oralarda Murat Alemdar adıyla biliniyor. Hatta hatta 2010 yılında yargıtay kararınca yasaklanmasına rağmen ülkemizde onlarca mematimiz de bulunuyor. Memati, adıyla yaşasın dileğine ne kadar tezat bir isim değil mi?
örnekler çoğaltılabilir. Mesela Diyarbakırlı bir baba oğluna Viking kralı Ragnar'ın adını vermiş. Diziler, filmler kadar yeşil sahalar da ilham kaynağımız. Aramızda Ali Umut Messiler, Egecan Musleralar, Gökdeniz Yattaralar dolaşıyor. Aynı şekilde siyaset de türlü ilginç isimlerin duyulmasını sağlamış. Kıbrıs harekatının ardından çocuklara Ecevit isminin koyulduğu görülüyor.
taşıması zor bir isim. Ecevit yerine neden Bülent tercih edilmemiş diye sorduruyor insana. Yoksa fevkaladenin fevkinde bir sanatkarımızın adıyla... Hmm neyse. Hiç suçumuz yokken cinsiyetçilikle yaftalanırız aman diyeyim. Zaten arkasında durabileceğim sağlam bir argümanım da yok. Mesela 1950'lerden itibaren de Menderes sözcüğü isim olarak yaygınlaşmış.
Tarihe geçmiş kişilerin isimlerini el kadar bebeciklere taşıtma uğraşısı tarih kadar eskidir sayın dinleyenler. Çok uzağa gitmeden ikinci meşrutiyet dönemine bakarsak tüm Osmanlı coğrafyasında erkek çocuklarına Enver ismini vermek için neredeyse yarışıldığını görürüz. Bu yarış neticesinde de iki Enver daha tarihe geçmiştir. Biri Arnavutluğun efsanevi lideri Enver Hoca, diğeri ise yine dönemine damgasını vurmuş Mısırlı devlet adamı Enver Sedat. İkisi de adını Enver Paşa'dan almış.
Keza yine hürriyet kahramanlarından ve karanlık bir cinayete kurban gittiği için ne şehittir ne gazi tabirinin de kadersiz kahramanı olan Resneli Niyazi Bey, o zamanlar romantik sayılan ismiyle birçok erkek çocuğunun isim babası olmuştur. Kız çocukları da payına düşeni almıştır o dönemden. Niyazi Bey'in isyan bayrağını çekerek Ohri Dağları'na çıktığında sahiplendiği geyik yavrusu, o zamanlar unutulmuş olan geyik anlamındaki Meral isminin tekrar popülerleşmesini sağlamıştır. Ayrıca bazı kaynaklar, geyik muhabbeti tabirinin de bu geyikle Resneli Niyazi Bey'in arasındaki muhabbetten doğduğunu anlatıyorlar fakat çok sağlam kaynaklar değil onlar. Şimdi küçük bir ara verelim, çok bekletmeden konumuza geri dönelim.
Gelin, biz daha gerilere. İnsanlara hayvan isimlerinin daha yaygın verildiği zamanlara gidelim ve kendimizi kaynakların en sağlamına bağlayalım. Boy boylayıp, soy soylamış Dede Korkut'a. O günler çocuklara yay basıp ok atmadan isim verilmeyen günler. Verilirse de geçici bir isim olurmuş bu. Boğaçhan ve Bamsı Beyreğ'in destanları hepimizin malumudur.
O günlerde erkek çocukları için popüler olan isimler Şahin, Doğan, Sungur, Tuğrul, Arslan, Babür gibi vahşi hayvan isimleri. Kızlara gül, lale gibi çiçekler, sırma kadife gibi güzel kumaşlar, turna, suna gibi sevimli kuşlar uygun görülmüş, keza ceylan, maral hatta koyun yaygın kullanılan kadın isimlerinden. Öte yandan çocuklara isim verilirken yaşanan önemli bir olay veya görülen farklı bir nesnede ismin ilhamı olabiliyor. Göç sırasında doğan çocuğa göçü, ziyafet esnasında doğana aş veren, düşman baskınında doğana kurtulmuş, yağı geldi veya yağı bastı isimlerinin verildiği vaki. Bu arada yağma kelimesinin de kökü olan yağı düşman demektir efendim.
Bir de temas etmemiz gerektiğini düşündüğüm eski bir adet var ki, Kızılderilliler Türktür veya Türkler Kızılderillidir hipotezini destekler türden. Anne doğum sancıları çekerken baba çadırdan dışarı çıkıyor ve hayvanattan, nebatattan, cemaatattan ilk gördüğü şey ile çocuğunu isimlendiriyor. Oturan bu ağ, açan çiçek, aksi komşu gibi. Elbette sonuncuyu ben uydurdum ama bugünkü koşullarda aynı adeti sürdürseydik muhtemelen yaygın bir isim olurdu. O adeti neyse ki geride bırakmışız fakat o günlerden bugünlere taşıdığımız çok şey var. Örneğin çocuğunu kaybetmiş ailelerin yeni doğan çocuklarına dursun, yaşar, bin yaşa, ölmez, durdu gibi isimler vermesi. Günümüzde de bu ve buna benzer isimler bilinerek veya bilinmeyerek çocuklara konulmaya devam ediyor.
Tıpkı çocuğa adı ağır geldi inanışı gibi. Kızlara satı, erkeklere satılmış isminin verilmesi de yine buna benzer bir inanışın mahsulüdür. Aile, bebeklerinin ölümünü Tanrı'nın kendilerini bir sebepten sevmemesine bağlıyor. Ve bu sorunu çözmek için yeni doğan bebeklerini Tanrı'nın sevgili bir kuluna evlat olarak veriyorlar. İşin ilginç tarafı, o kişi genellikle dertlilere mezarından derman olan veli evliya gibi ölmüş ulu bir kişi. İşte bu duruma da bebeği yatıra satmak deniyor.
Ölen kişi bebeğe bakamayacağından aile satıya veya satılmışa kendileri bakmaya devam ediyorlar. Adlara dair beslenen inançların önemli bir kısmı dinlerden veya inanç sistemlerinden doğmuş. İsimler, kutsalla bağlantı kurma, kutsala mesaj verme, dileğini iletme ve yakınlaşmanın sembolik araçları olarak kabul edilmiş. Tıpkı eski Türkler gibi adın sihirli bir güce sahip olduğuna inanan pek çok kültür var. Fransız filozof Lucien Levy Brahe'la göre, ilkel toplumlar kendi adlarını gerçek ve kutsal bir nesne olarak kabul ederler.
adı büyü kavramıyla ilişkilendirip ad ve kişilik arasında yakın bir bağ olduğuna bu yüzden de kişiye yapılacak bazı büyülerin onun adı üzerinden gerçekleştirilebileceğine inanırlar. Annelerimizin yabancıya adını söyleme diye tembih etmesinin de temelinde bu yatar. Tüm şamanist toplulukların da aynı bağlamda ruhlar ile adları bütünleştirdikleri, özdeşleştirdikleri bilinmekte. Bu bütünleştirme ve özdeşleştirme aynı zamanda ilkel insanın aklında yatan kutsayarak koruma anlayışının da tezahürü. Çünkü çocuğa verilen ad onu kötülüklerden koruyacak, tüm benliğini ve yaşamını şekillendirecek. Aslına bakarsanız aynı yaklaşımın o kadar da fantastik olmayan örneklerini dün de gördük, bugün de görüyoruz.
Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki Türk çocuğuna Arapça isim yakışmaz bakış açısı Ertuğrul, Turhan, Orhan, Turgut, İlhan, Selçuk, Türkan, Atilla, Tomris gibi isimlerin yaygınlaşmasını sağlamış. Aynı minvalde kahramanlık ve milliyet vurgusu yapan Oğuz, Korkut veya Vural, Erol, Ercan, Erkan, Erdal gibi isimler katılmış buraya. Özellikle Erdal'ın hikayesi ilginç. Ermek fiilinden yapısı meçhul. O yüzden anlamı erkek dal veya şecerenin erkek dalıdır diyebiliriz. Ve tarihte bu ismi taşıyan ilk insan İsmet İnönü'nün oğlu Erdal İnönü'dür efendim. Evet.
Sizi limon gibi sıkacaklar kehanetiyle tanınan fizik profesörü ve siyasetçi, aslan sosyal demokrat Erdal İnönü'dür bu ismi ilk taşıyan kişi. Bu bilgi ışığında şunu da kenara not edelim, bugün Erdal ismini taşıyan herkesin asıl isim babası İsmet İnönü'dür. Görülen o ki, ailelerin sosyokültürel yapıları ne olursa olsun, çocuklarına onları biricik kılacak isimler verme arayışı, sınıfsal pozisyon, siyasal duruş, gelecek beklentisi gibi faktörlerle şekilleniyor. Fakat çocukların isimleriyle sağlanan bu sınıfsal vurgulama, bir iki kuşak sonra alt sınıflarda da aynı isimlerin görülmesiyle ayrıştırıcı özelliğini kaybediyor.
Örneğin 1970'lerde Ceren, Pelin, Selin gibi isimlerin ilk ortaya çıktıkları dönemin ardından hızla yayılması sınıfsal olarak ayrıştırıcı niteliklerini silikleştirmiş. Bu isimlerin sıradanlaştığı 2000 sonrasında Ada, Duru, Öykü gibi minimal isimler rağbet görmeye başlamış. Dönelim 1970'lere. İki farklı cenahta farklı farklı isimler rağbet görüyor.
Solun ve sosyalizmin yükselişine paralel olarak Umut, Özgür, Eylem, Emek, Barış, Devrim gibi isimler parlıyor ama 12 Eylül'e kadar. Yönetime el koymak zorunda kalmıştır. O dönemde ve sonrasında sadece ülkemizde değil, küresel olarak sosyalizmin cılızlaşması bu isim dalgasının da kırılmasına neden olmuş. Zamanla, kafalar değiştikçe önceleri tehlikeli sayılabilen bu isimler, pozitif anlam, iyimserlik içeren isimler olarak solun ötesine taşınmış, sağ-solu olmayan isimler haline gelmiş. Tıpkı deniz gezmişin idamının ardından anısını yaşatmak için verilen deniz isminin zamanla sol çağrışımından sıyrılarak popülerleşmesi gibi.
E, sola selam çakmışken sağı da görmezden gelmeyelim. Ayrıca kabul etmek lazım ki o tarafın isim verme ritüelleri çok daha hareketli, çok daha detaylı. Mesela bu dünyada adı devrim olup ismi tefeül ile konmuş biri olamaz. Tefeül yani musafı veya mesnevi gibi kutlu bir kitabı rastgele açıp okumak ve ilk rast gelen ismi uğur sayıp çocuğa koymak.
Bu eylemden eylem diye bir isim doğması beklenemez değil mi? Ama dönüşüm ve değişim her cenahta görülür. Mesela mıstıklaşan Mustafaların, Alilerin, Ayşelerin, Ahmetlerin, Mehmetlerin popülerliğini Ecirinlere, Azralara, Aleynalara, Talhalara, Ensarlara, Beratlara kaptırması gibi. Kur'an'da var diye konulan bu isimlerin anlamını çok karıştırmamak lazım. Aleyna, üzerimize demek. Ecrin, ücretin gibi bir şey. Fakat aynı furyadan çıkmış, muhtemelen yine özensizce seçilmiş, fakat hoş bir tesadüfe dönüşmüş isimler de var. Mesela diğerleri kadar yaygın kullanılmayan Esila, akşam üzeri demek.
Açıkçası söylenişi zor olmasa ve bir kızım olsa düşünebilirdim. Kızcağız hayatı boyunca Edirne, Sivas, İstanbul, Lüleburgaz, Adana diye uğraşsın dursun bana ne. Elon Musk'ın oğlu X bilmem ne A-12 kadar uğraşmaz sonuçta. Hoş, Mars'ta yatırımlık arsa kovalayan, insanoğlunun beynini bilgisayara bağlamaya çalışan adamın oğluyla harf verenin kızı bir olmaz ama Neyse, onu da Elon Musk'a dünür olan düşünsün. Aslına bakarsanız, Elon'un oğluna gelene kadar daha üzerinde durulacak çok isim var. Hayatımızın ilk dayatması olan isimlerimiz üzerine ve beraberinde kimlik ve kendilik üzerine konuşulacak çok konu var.
hepsini tek bir kayıda sığdıramayız. Soy adlarına daha hiç girmedik. Nihal Atsız'ın eski Türk geleneklerindeki Atsız ismini nasıl Atsız olarak soyadı haline getirdiğini, Dr. Adnan Bey ve Halide Edip hanımefendinin Adı sanı malum insanları soyadına ne gerek var çıkışından sonra Ankara'dan gönderilen ayarla nasıl adı var soyadına aldıklarını, Özellikle Refit Halit Karay'ın soyadına ve Karay soyadının tersten okunuşuna dair türlü rivayetleri bir başka kaydımızda sizlerle paylaşmak isterim. Falih Rıfkı Atay bir yazısında şöyle demiş. Biz soyadlarımızı bir sabah kravat gibi taktık.
En bilinen karakterine Zebercet ismini veren Yusuf Atılgan ise insanın adı onunla en az ilgili yanıdır demiş. Yani mevzu derin efendim. Kimse kimseye bu konuda akıl veremez. Ama sanırım mantıklı ve ahlaklı olan bir çocuğu anne babasının korkuları ve arzularıyla yaftalamamak veya yargılamamaktır. Bence ne eş dost olarak ne de ana baba olarak buna hakkımız var.
Bu dünya sevimsiz, bu dünya saldırgan. Ben de çocuğuma bu isimle gerekli ekipmanları sağlıyorum diyenlere önerim ise bunu yapacaksanız bari sosyal medya aleminin en orijinal adamlarından Ankara güçlü Benekli Ayhan'ın yaptığını yapın. Kızlarına Eylem Alya, Eliz İkra ismini vermiş muhterem. Gemi hangi kıyıya yanaşırsa yanaşsın rahat etsinler diye. Helal olsun Ayhan Bey.
Kızların da adlarıyla mutlu mesut yaşasınlar. İsimlere dair bu kaydımız da artık sonuna gelsin. Bir yenisinde tekrar buluşmak üzere, bu kaydımızda eserlerinden faydalandığım başta Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci ve Doçent Dr. Doğan Gürpınar olmak üzere, Sayın Ünsal Yılmaz Yeşildal'a ve Sayın Serdar Uğurlu'ya ve elbette siz değerli kelimenin ham anlamıyla dinleyenlerine teşekkürü bir borç bilirim.
Kulağınızın teşrifi mutluluğumuzun tarifidir efendim. Hoşçakalınız.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.