Podcast

57 - Çumra Canavarı - 1. Bölüm: Topraktan Yükselen Koku #Podbee Dinlesen Duyarsın

Karanlık Dosyalar

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Konya, bozkırın tam çocuğudur demişti Tanpınar. Çumra, Abdullah Aksoy’dan beri bozkırın üvey çocuğu olarak kaldı. 

*Bu bölümdeki bazı unsurlar rahatsız edici olabilir*

Sunan: Sezgi Aksu
Yazan ve Yöneten: Hazal Beril Çam
Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca
Cast Direktörü: Bilgesu Akın
Intro Müzik: Soykan Soner
Yapımcı: Podbee Media

Canlandırmalar:

Ömer Komiser: Tansu Biçer
Vahap Komiser: Metin Bozkurt
Abdullah: Jehat Kaplan
Bekir Usta: Ali Emrah Sarı
Yılmaz Usta: Mesut Karakulak
Celal Kara: Numan Direkçi
Gardiyan: Berk Utni
Walter: Gökbey Karataş
Polis 1: Özgür Yılgür
Polis 2: Oğulcan Ayan
Çocuk: Lâl Vulkan



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.545 kelime · ~8 dk okuma

Çumra Canavarı serisinde dinleyecekleriniz gerçek olaylardan esinlenerek kurgulanmıştır. 12 Nisan 1967 Konya Cezaevi Beyim, Allah rızası için çiçeklerimi getir. Son kez namaz kılacağım. Tamam, bekle.

Allah'ım sen beni affet. Allah'ım bu günahkar kulunu affet ya Rabbi. Yarabbi, sen en yücesin. Bağışla beni, kurban olduğum. Son günahımı işleyeceğim. Bu aciz kuluna merhamet eyle yarabbi. Yarabbi, sen bizi salih kullarından eyle yarabbi. Sen bizi hidayet eyle yarabbi. Affet beni yarabbi.

Al. Allah razı olsun beyim. Allahü ekber. Allahü ekber.

Transkriptin tamamını oku

Allah-u Ekber! Esselamu Aleyküm ve Rahmetullah! Esselamu Aleyküm ve Rahmetullah! Merhum Abdullah Aksu'ya hakkınızı helal ediyor musunuz? Etmiyoruz hocam! Hakkınızı helal bana etmiyoruz! Ne yapıyorsunuz ya? Yapmayın! Cemaat-i Müslümin olur mu böyle? Yazıktır! Günahtır! Günahtır! Yapmayın! Yapmayın! Atmayın şu taşları! Atmayın!

Nisan 1990. Çumra, Konya. Çumra'nın ileri gelenlerinden Celal Kara, Çumra'da elliyi aşkın ev yapmıştı. Neredeyse tüm Çumra onun yaptığı evlerde oturuyordu. Varlıklı olduğu kadar da aksi biriydi Celal Bey. Köylüler onun gözünün içine bakmaktan çekinirdi. Bakabilseler ilk sormak istedikleri soru bu kadar varlıklı bir adamın neden hala o kokuşmuş evinde oturduğuydu.

Tüm Çumralıları yeni apartmanlarda oturtan Celal Kara, kendine yeni bir ev yapmıyor, baba yadigarı evinden ayrılmıyordu. Onun bahçesinden yükselen koku, sadece Celal Kara ve ailesi için değil, tüm Çumra halkı için dayanılmaz bir hal almıştı. Toprak, havaların ısınmasıyla daha da kötü kokuyor, adımını atanı içine çeken bir bataklığa dönüşüyordu. Bu öyle bir kokuydu ki, Çumra'dan tüm Anadolu'ya nüfuz eden bir lanete dönüşmüştü.

Celal Kara bu sorunu kökünden çözmek için evinin bahçesinde bir kazı çalışması başlattı. Bahçesinin her yerine ayçiçeği ekilsin istiyordu. Peki 23 yıldır gitmeyen bu koku, ayçiçekleri ekilmesiyle gidecek miydi? 23 Nisan 1990 sabahı ülkenin dört bir yanında kutlamalar yapılırken Celal Kara'nın bahçesinde çalışan Yılmaz ve Bekir Usta sıcaktan bunalmışlardı.

Ya kapat hele şunu ya. Başımıza güneş geçmiş kaç saattir. Bir türkü neyin aç ya. Lan oğlum kurtlanma çevir hele düğmesini aç. Ben ne bileyim bana ne ya. Oba!

Ha şöyle ya. Azıcık neşemiz yerine gelsin ya. Ne yapıyorsun lan oğlum? Allah canını almayasın senin. Kazmayla alkış tutuyorum. Celal

efendi görecek lan. Gel buraya gel. Aman göreceği varsa görsün. Ne bu vakit?

Çekil, çekil, çekil. Kapat sen de şunu, kapat ya. O ne lan? Tövbe estağfurullah! Tövbe estağfurullah! Bismillah! Bismillah! Bismillah! Bu ne lan? Bu ne lan? Allah! Allah! Allah! O gün Celal Karan'ın bahçesinden tam beş ceset çıkmıştı. İskelete dönüşmüş beş ceset. Bahçenin her yerini kaplamış, cenin pozisyonunda yatan beş ceset.

Kısa sürede Celal Kara'nın bahçesi polisler, savcılar ve bölge halkının kalabalığıyla dolmuştu. Bahçesinden beş ceset çıkan Celal Kara, her şeyin sorumlusu olarak görülen en olağan şüpheliydi. Karakolda verdiği ifadelerde cesetleri açıklayamıyor, sadece bir şey bilmediğine dair yemin ediyordu. Panikten hiçbir şey düşünemeyen Celal Kara, böyle giderse hapse girebileceğini duyduğu an hatırladı. Kiracı. Bundan tam 28 yıl önce evini kiraladığı o uğursuz kiracı.

Ben kendimi bildim bileli bu evde oturuyorum komiserim. 62 senesinde 2 yılında Gayseri'ye gittiydik oğlanın askerliği için. Hanım bizim oğlana çok düşkün, bırakamadı illa bizde gidelim dedi. Peşinden gittik bizde ne yapacaksın? O zaman da bu evi o uğursuza kiraladıydım. Kiralanmaz olaydım lanet ol lanete. Yanlış olmasın bir, bir buçuk yıl oturduktan sonra da taşıncam ben dedi. Taşındı. Bu sefer de Kazım Bey'in evine taşındı. Bozok yoluna doğru.

Ondan sonra oğlanın askerliği bitince de biz de başka kiracı almadık zaten komiserin. Tekrar döndük evimize. Bunlar hep o iblisin işi. Bütün Çumra lanet etmişti o kiracıya. Tam unutulmuştu ki yine dönmüştü o lanet. Ama artık aradan 23 yıl geçtiğinden ne savcı biliyordu bu davayı ne de polisler. 23 yıl önce Çumra'daki laneti bitiren o iki komiserin yuvaya dönme vakti gelmişti.

Şimdi ufak bir aramız olacak. Ardından tekrar birlikteyiz. Mayıs 1990 Ooo, Ömer komiserim, bu göbek ne yahu? Bırak benim göbeği, senin saçlar nereye gitti asıl komiser? Valla benden uzak, Allah'a yakın olsun ha. Gel, gel bir sarılayım sana, gel. Gel, gel, gel.

Döndük dolaştık, geri geldik güzel çumuramıza. Valla öyle oldu. Hadi başlayalım, ne olmuş? Ne olacak komiserim? Yine kazmışlar bataklığı. Yine ceset çıkmış. 1962.

Çatalhöyük, Konya. 1960'lı yılların başında yaklaşık 9400 yıllık bir tarihi olan Çumra'ya bağlı Çatalhöyük kentinde arkeolojik kazılar başlamıştı. Yıllar sürecek bu kazıları başlatmak için gelen Alman ve İngiliz ekipler muhtar ve bölge halkını ikna edebilmek için çok uğraştı. Çumralılar, köylerine yabancıların gelmesini ve düzenlerinin bozulmasını istemiyorlardı. Arkeologlar, kazılar sonucu ortaya çıkarılacakların tüm dünya için çok önemli olduğunu, bu sayede Çumra'nın da dünyadaki herkes tarafından tanınacağını köylülere anlattı.

Aynı zamanda kazılarda çalışıp para kazanabileceklerini bilmek de Çumralılar için önemliydi. Çünkü köylülerin çoğu zaten şehre göçmüştü. Kalanlarsa ya Celal Kara'nın inşaatlarında çalışıyor ya da tarla sürüyordu. Bu kazılarda çalışmak onlar için daha iyi ve daha kazançlı görünüyordu.

Sonunda köylüler ve muhtar zor da olsa ikna oldular. Ve Çatalhöyük kentinde kazılar başladı. Bunun için Türkiye'nin ve dünyanın farklı yerlerinden Çumra'ya ekipler geliyor. 9400 yıl önceki Çatalhöyük kentini tekrar gün yüzüne çıkarmak için kazı çalışmaları yapıyorlardı.

20 metre yüksekliğindeki höyüklerin altından çıkan onlarca iskelet köylüleri tedirgin etmişti. Ölmüş insanları yattıkları yerden çıkartmanın çumraya uğursuzluk getireceğini düşünüyorlardı. İlginç olan şuydu ki, iskeletler evlerin altından çıkıyordu. Arkeologların söylediğine göre, çatal höyüklüler ev sahipleri öldükten sonra onları cenin şeklinde gömüp üstüne yeni bir ev inşa ederlermiş.

Yani Çatalhöyük Nekropolü'nde her yeni ev önceki ev sahiplerinin mezarlığıymış. Konya'da hiçliğin ortasından yükselen bu höyükler, Çumra'yı bir açık mezarlığa çevirmişti. Üstelik bu mezarlık sadece 9400 yıl önceki Çatalhöyüklülere değil, kazı için Çumra'ya gelenlere de mezar olmuştu. O dönem Çumra'ya dışarıdan gelen yerli yabancı birçok insan kayıplara karışıyordu.

Belki de köylüler haklıydı. Antik çatal ayık mezarları, Çumra'ya bela getirmişti. Şşş, bak hele bak. Bizim deli bulmuş yine bir kafa dengi kendine. Karışma lan adamı. Almancı olacak o. Senin yeğen ne ara gittiydi Almanya'ya? Almanya mıydı? Haa, Dusseldorf'a gitti. Kurban da gelecekler, Allah kısmet edersin. Ne oluyor lan?

Aha geldi yine bunun cinleri. Şu adamı çağır da anlıyordu bunun dilinden. Walter'e mi diyorsun? Evet Kamil. Walter nerede? Şu taraftaydı daha iyi. Kapar getir baksın şuna. Geliyor kendisi zaten. Kurban olayım Walter abi bir şuna bir bakıver ya. Ya ya okey.

Abdullah'ın yüzü çarpılmış gibiydi. Gözlerinin her ikisi de ayrı yöne bakıyordu. Tüm bedeni, yüzünün her kıvrımı kasılıyor, ağzından köpükler çıkıyordu. Göğüs kafesinden çıkan o acı çığlık tüm çatala yükleyen kılandı.

Arkeolog Walter Zimmermann, ilk yardımı bildiğinden kazılarda yaşanan ani sağlık sorunlarında köylülere yardımcı olmaya çalışıyordu. Sara nöbeti geçiren Abdullah'la ise daha önceden Abdullah'ın kazı sırasında sıcaktan fenalaştığı bir günden tanışıyorlardı. Walter, Abdullah'ı serin bir ağaç gölgesine yatırdı, ona su verdi, kendine gelmesini sağladı. Köylüler müteşekkir olup dağıldılar.

O günden sonra Walter'ı bir daha gören olmadı. Walter, kazılar başladıktan sonra kaybolan üçüncü Alman arkeologtu. Çumra'da yıllardır görev yapan, kendisi de Çumralı olan Vahap komiser, kayıpları önemsemiyordu. Vahap komiser ve köylüler arasında çatala yükün altında define olduğuna, arkeolog kılığında gelen Alman ve İngilizlerin de bu definenin peşinde olduğuna dair bir dedikodu vardı.

Sonuçta yıllarca birbirine karşı savaşmışlardı. Şimdi de define uğruna savaşıyorlardı. Ancak Vahap komiser kayıpların üstüne gitmediği için emniyetten uyarı almıştı. Artık bu işin ciddi bir şekilde araştırılması gerekiyordu.

Konya Merkez Emniyet Müdürlüğü'nde yıllarca cinayet büro amiri olarak çalışan, onlarca katili yakalayıp adalete teslim eden Komiser Ömer, bu iş için biçilmiş kaftandı. Çumra'ya kayıpların peşine düşmek üzere tayin edildi. Amirim, sizi Ömer komiserimle danıştırayım. Kendisi merkezden geldi Çumra'mıza. Tekrar hoş geldiniz komiserim. Hoş bulduk, hoş bulduk. Merhaba, afiyet olsun. Ömer adı güzel ben.

Ooo hoş geldin, hoş geldin. Biz de seni bekliyorduk. Ömer komiser. Vahap bende. Buyur geç otur, yemeğimizi ye. Memnun oldum Vahap Bey. Sağ olun, yedim ben. Olmaz öyle, geç otur iki lokma yemek ye. Bana şu kayıpların bilgisini getirir misin oğlum? Getireyim amirim. Teşekkür ederim Vahap komiserim. Gerçekten ben tokum. Ömer komiserim ayıp oluyor. Biz aç olduğumuzdan mı oturuyoruz ya? Allah ne verdiyse hep beraber yiyeceğiz. Acelen ne?

İşimize bakalım Vahap Bey, kaybedecek ne vaktimiz kaldı ne de insanımız öyle değil mi? Bak komiser, sen buraların yabancısın, bilmezsin. Burada zaman geçmek bilmez. Yemeğini yiyeceksin, çayını içeceksin, sonra da ağır ağır işini yapacaksın. Anladın? Uyarınız için teşekkürler. Daha sonra bir çayınızı içmeye gelirim. İyi günler.

Tövbe estağfurullah çattık ya. Yusuf, çay getir lan bana. Şunları da bu ne bu poşet mi bir şeyin içine koy kaldır. Çumra küçük bir yerdi. Çok olay çıkmazdı. Çıkan olaylardaysa Vahap komiser orta yolu bulmaya çalışır... ...kendine iş çıksın istemezdi. Ömer komiserin geldiği gibi her şeyi kurcalamaya başlaması... ...onu huzursuz etti. Hem kendisinin hem de tüm Çumra'nın rahatını bozacağını anlamıştı. Açılın buradan, hadi beklemeyin. Eyvah abim. Hadi yengeyi de al gitsen. Ben haber vereceğim size. Tamam, tamam.

Necef, olay ne? Komiserim, aha bu oğlanlar toprakta oynarken eşeleyince çıkmış. Oğlum niye eşeleyiyorsunuz lan toprağa marukat gibi? Anne! Şuraya beni çağırın hele, gelsin. Ulan adam çırılçıplak, kapatın lan şu üstünü, günaha soktunuz hepimizi. Baş aşağı mı gömmüşler lan bu da bunu?

Evet komiserim aha bu sicimle bağlamışlar. Tövbe estağfurullah. Müslüman Müslüman bunu yapar mı Recep? Yapmaz komiserim. Komiserim olaya tanık olan kimse yok gibi görünüyor. Gel gel Ömer Bey gel. Aha bak olay burada gel.

Ben de seni dayanıklı sandıydım ya. Ömer komiserin olay yerine ulaşmasıyla iskelete dönüşmüş bir cesetle göz göze gelmesi bir olmuştu. Bu, onun ölü bir bedenle ilk karşılaşması değildi. Ancak daha önce hiç böyle bir manzaraya şahit olmamıştı. Elini ayağını bağlamak, başüstü gömmek... Bunu yapan kişi, birilerine bir şeyler söylemek istiyordu. Sanki her şeyi yapabileceğine dair bir kudreti olduğunu kanıtlamak istiyordu. Peki kimdi bunu yapan?

Ne söylemek istiyordu? Ömer komiser bu soruların peşinden Vahap komiserle birlikte gidecek ve soru işaretlerini ortadan kaldıracaktı. Birinci bölümün sonuna geldik. Hikayenin devamı gelecek hafta sizlerle.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)