Podcast

56 - Ölüm Meleği: Charles Edmund Cullen

Karanlık Dosyalar

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Charles Edmund Cullen işini çok seven bir yoğun bakım hemşiresiydi. Hatta işini öylesine seviyordu ki yoğun bakım hastaların hayatta kalıp kalmamasına karar vermeye başlayan bir ölüm meleğine dönüştü...

Sunan: Sezgi Aksu
Hazırlayan: İpek Turgay Tan
Ses Tasarımı ve Kurgu: Cemre Dalyan
Cast Direktörü: Bilgesu Akın
Yapımcı: Podbee Media

Charles Edmund Cullen: Berk Ütni
Amy Loughren: Ezgi Gökkaya
Braun: Oğulcan Ayan
Hemşire 1: Lal Vulkan
Hemşire 2: İpek Turgay Tan



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.342 kelime · ~12 dk okuma

Dikkat dikkat. Acil durum. Acil durum. Hastayı kaybettik. Ölüm saati 18.26. Bu hafta kaçıncı oldu bu? Onuncu mu? 12. Amy'nin vardiyasındaki 12. ölüm. Hiç normal değil.

Amy yalnız mıydı? Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizlere Amerika'nın en tehlikeli hemşiresi olarak nam salan Charles Edmund Cullen dosyasını seçtim. Ne dersiniz? Serumlarımızı takalım mı?

Allah'a Charles Edmund Cullen ve ona her zaman Charlie diye hitap eden Amy Loughran, Somerset Tıp Merkezi'nde çalışan iki hemşireydi. Amy uzun zamandır Somerset'te çalışıyordu, Cullen emanet olun. ise birkaç aydır burada çalışıyordu. Neredeyse her gece aynı vardiyada çalıştıklarından Amy ve Cullen gitgide daha da yakın oluyorlardı. Cullen oldukça nazik, eğlenceli ve tecrübeli bir hemşireydi. Amy ona ve iş bilgisine çok güveniyordu. Cullen kendi vardiyası dışında bile başka hastalarla ilgilenir, herkese destek olurdu. Kısa bir sürede Cullen ve Amy iki iş arkadaşından öte yakın arkadaş oldular.

Transkriptin tamamını oku

Her gün birlikte yemek yiyorlardı. Hatta kendi aralarında acil durum diye bahsettikleri bir pizza siparişleri bile vardı. Biri diğerine acil durum dediğinde verdikleri pizza siparişinin geldiği anlaşılıyordu. Acil durum iyi mi? Acil durum! Mantar koydurmayı unutmadın umarım. Bir gece vardiyasında acil durum uyarısı tekrar duyuldu.

Ama bu sefer bu ses Pizza'nın değil, ölmekte olan bir hastanın habercisiydi. O gece Eleanor Stoker isimli 60 yaşındaki kadın tedavisi gayet iyi giderken sessiz sedasız öldü. O gün Amy kalp hastalığı yüzünden vardiya sırasında rahatsızlanmıştı. Hastalığın etkisiyle hissettiği sıkışmışlık ve kafa karışıklığı ona ne yaptığını, hangi hastaya baktığını unutturmuştu.

Amy'e göre hastanın ölümünden bir iki saat önce odasına gelmiş, kadının baş ucunda bekleyen eşiyle konuşmuş ve her zamanki serumunu takıp gitmişti. Peki, Eleanor her şey yolunda giderken neden bir anda hayatını kaybetti? Amy farkında olmadan ne yapmış olabilirdi ki? Eleanor'un ölümü Amy'i şoka uğrattı. Çünkü benzer ölümler yakın zamanda birkaç kez daha yaşanmıştı. Cullen Amy'e moral vermeye çalıştı.

Ya daha iki saat önce oradaydım. İlacını verdim, her şeyi kontrol ettim. Öyle değil mi? Of, hatırlamıyorum. Yanlış bir şey mi yaptım ben Charlie? Hayır Amy, hayır. Sakin ol. Oradaydım. Etti mi? Sen gördün beni. Hasta yoğun bakımdaydı Amy. Her zaman hayati risk var.

Amy'nin kalp rahatsızlığını bilen tek kişi Cullen'dı ve bu şekilde hastanede çalışması doğru değildi. Her an bir hata yapabilir ve birilerinin hayatını tehlikeye sokabilirdi. Ancak tedavi olması demek, işine ara vermesi demekti. Ve bunu yapamazdı. Cullen onun sırrını sakladı. Eleanor'un ölümünden sonra hastanenin heyet müdürü Maryland, avukatlar eşliğinde arca arda gerçekleşmekte olan ölüm dosyaları hakkında bir rapor yazdı.

Burada ölümlerin doğal sebeplerle gerçekleşmiş olduğu yazıyordu. Hastanenin itibarına zarar verebilecek şüpheli hiçbir durum gözükmüyordu. Ta ki New Jersey Savcılığı Cinayet Masası'nın iki önemli ismi olaya müdahil olana kadar. Dedektif Brown ve Dedektif Baldwin, ard arda gerçekleşen ve benzer şüpheler taşıyan ölüm dosyalarıyla ilgili Somerset heyetinin peşindeydi. Brown ve Baldwin, Maryland'ın yazdığı rapora baktı. Raporda neredeyse hiçbir şey yoktu. Sadece ölen hastaların isimleri yazıyordu. Ancak Dedektif Brown, bu dosyanın altında yazılmayandan daha fazlası olduğunu biliyordu. Bu yüzden davanın peşinden gidecekti.

Brown özellikle Eleanor'un cesedine otopsi yapılmasını talep etti fakat ortada bir sorun vardı. Eleanor'un bedeni çoktan yakılmıştı. Bu noktada Brown ve Baldwin hastane yönetiminin ihmalkârlığını fark etti. Polise geç haber verilmişti ve artık ortada otopsi yapılabilecek bir ceset yoktu. Hastane yönetimi polisle işbirliği yapmaya yanaşmıyordu.

Dedektif Brown ve Baldwin ya bu davayı kendi başlarına çözeceklerdi ya da birileri daha ölmeye devam edecekti. Ve öyle de oldu. Bir kişi daha öldü. Ve sonra bir kişi daha. Somerset'in yoğun bakım ünitesinde ölüm oranları artıyordu. Ölenlerin kanlarında yüksek oranda digoksin veya insülin vardı. Ölümlerle doğru orantılı artan bir şey daha vardı. Somerset'in ilaç kayıtları. Diğer hastanelerin aksine yeni teknolojiler kullanılan bu hastanede Pixis kayıtları olarak bilinen bir sistem kuruluydu.

Eğer bir hemşire bir ilaç almak istiyorsa mutlaka ama mutlaka kendi ismiyle giriş yapmalıydı. Bu sayede kimin hangi gerekçe ile hangi hasta için ilaç almak istediği tüm detaylarıyla görüntülenebiliyordu. Bu sistemin varlığı Dedektif Brown ve Baldwin'in işini kolaylaştırmıştı. Şüpheli ölümleri araştırabilecek ve hastane heyetini sıkıştırabileceklerdi.

Dikkat çekici bir şey vardı ki bu ölümler en çok Amy ve Cullen'ın vardiyalarında gerçekleşiyordu. Bunun üstüne dedektifler iki hemşireyi de araştırmaya koyuldular ve Cullen'ın sabıkasına ulaştıklarında daha önce gözaltına alındığını gördüler. Cullen eski bir iş arkadaşını takip etmekten ve hatta evine gizlice girmekten ötürü suçlanmıştı. Bu olay 1995'te yaşanmıştı.

Fakat tek sorun bu değildi. Brown, dosyaya ulaştıktan sonra Cullen'ın 9 hastane değiştirmiş olmasına takıldı. Brown akıllı bir adamdı. Onun çalıştığı dönemdeki hastanelerin ölüm oranlarını araştırdı ve sonuç hiç iç açıcı değildi. Cullen adeta ölüm saçıyordu. İşin ilginç tarafı, bununla ilgili bir rapor tutulmamış, Cullen hiç bu sebeple hastane değiştirmemişti. Brown daha önceki hastanelerde yaşanan olaylarla ilgili o eyaletin ilgili polisleriyle iletişime geçmeye karar verdi.

Alo, Charles Edmund Cullen isimli hemşirenin tüm kayıtlarına ulaşmak istiyorum. Brown görüşmelerinden sonra emin oldu ki Cullen'ın bu kadar hastane değiştirmesi tesadüf değildi. Ancak kanıtlayamıyordu. Bunun için Amy Laffren'a ihtiyacı vardı. Hastane yönetimine haber vermeden Amy ile bir görüşme ayarladı.

Evet, Amy bak. Cullen daha önce birçok kez hastane değiştirmiş. Bak, işte burada. Yoğun bakımda ölen hastaların listesi. Hepsinin kanına ne çıkmış biliyor musun? Ne çıkmış? Yüksek dozda digoksin ve insülin. Samursetteki hastalarda da benzer bir durum var. Normal mi sence bu durum? Cullen, o... O olamaz. O çok nazik ve yardımsever biri. Hastalara asla zarar vermiş olamaz. Evet, o arkadaşın biliyorum ama ortada şüpheli ölümler var.

Biz her vardı ya da birlikte çalışıyoruz. Hiçbir şey görmedim. Brown, Amy'i kendi tarafına çekmek için hastaneden kayıtları alması gerektiğini biliyordu. Dedektif Baldwin'le birlikte hastaneden kayıtları istediler. Hastane başta bunu gizlilik adı altında paylaşmak istemediyse de sonrasında 4 haftalık kayıtları polislerle paylaşmak durumunda kaldılar. Bunlar yeterli olmasa da önemliydi. Ancak daha fazlası için tekrar Amy'e ihtiyaçları vardı.

Şimdi ufak bir aramız olacak. Sonrasında tekrar birlikteyiz. Brown, elindeki dört sayfalık ilaç kullanım kayıtlarını Amy'e gösterdi. Amy, kayıtlara göz attıktan sonra, Callan'ın defalarca kez digoksin ve insülin almak için sisteme giriş yaptığını gördü.

Şokla karışık bir üzüntü yaşayan Amy, arkadaşının hastaları zehirleyen ve ölümüne sebebiyet veren biri olduğuna ikna oldu. Her şey oldukça barizdi. Kalın, digoksin veya insülinleri hastaların serumlarına ekliyordu. Cullen bu esnada Somerset yönetimi tarafından kovuldu. Ama hastane ona gerekçi olarak iş başvurusunda yalan söylemesini gösterdi. Cullen'ı hiçbir şekilde hastanedeki ölümlerle suçlamıyorlardı. Çünkü hastane kendi itibarını zedelemek istemiyordu. Onlara göre ortada şüpheli bir durum yoktu. Zaten hastanenin yoğun bakımında yatan tüm hastalar ölüme yakındı. Ama bu hemşirenin olduğu yerde ölüm bir ihtimal değil, tek gerçekti.

Amy, kayıtları bastıktan sonra Brown ve Baldwin'le tekrar buluştu. Dedektifler sonunda bu kayıtları delil olarak kabul ettiler ve Kalın'ın peşine düştüler. Amy'nin yapması gereken bir şey daha vardı. Bunca yıldır kimsenin Kalın'a yaptıramadığı bir şey. İtiraf ettirmek ve onu durdurmak. Amy arkadaşına ihanet etme hissiyle doğmuş olsa da doğru olanı yapmalıydı. Her zaman birlikte gittikleri o restorana gidecekler ve Amy Cullen'a orada her şeyi itiraf ettirecekti. Korku içinde olduğu kadar merak içindeydi ve bir sorunun cevabını bulamıyordu. Cullen bir iyilik meleği gibi görünürken aslında bir ölüm meleği olabilir miydi? Neden böyle bir şey yapıyordu?

1960 yılında Amerika'nın New Jersey eyaletinde doğan Charles Edmund Cullen, 8 çocuklu kalabalık bir ailenin en küçük ferdiydi. Doğumundan sadece 8 ay sonra babasını kaybetti. Bir yanda tek başına bütün aileyi geçindirmek durumunda kalan anne Florence Cullen, her şeye yetişmekte zorlanıyor, çocuklarına zaman ayıramıyordu. Kendi değişiyle sefil bir çocukluk geçiren Cullen, ilgisiz, bakımsız ve çelimsiz haliyle okuldaki zorbaların hedefi olmuştu.

Henüz küçücük bir çocuk olan Cullen'ın ne zorbalarla mücadele etmeye ne de yaşamaya dair en ufak bir isteği yoktu. Onun aklında sadece hayatını sonlandırma düşünceleri dolaşıyordu. Bunun için ilk girişimini 9 yaşında kimya laboratuvarındaki kimyasalları içerek gerçekleştirdi. Bu, Edmund'un başarısızlıkla sonuçlanan ilk intihar girişimiydi ve sonuncu olmayacaktı. Zorluk ve sefalet içinde geçen hayatı, annesinin trafik kazasında hayatını kaybetmesiyle iyice yokuş aşağı gitmeye başladı. 17 yaşında trafik kazasında annesini kaybeden Edmund'un kendisine ve etrafına zarar verme eğilimi artmış, davranışları dengesiz bir hal almaya başlamıştı.

Kaza esnasında arabayı kullanan kişi kız kardeşiydi. Cullen kardeşini hiçbir zaman affetmedi ve ona karşı korkunç bir nefret duydu. Bu olaydan birkaç ay sonra okul arkadaşlarıyla beraber gittiği bir partide hiç eğlenmiyor, kendisine zorbalık yapanlara tehditkar bakışlar atıyordu. Onlara karşı içinde zapt edemediği öfkesi acemi bir intikam planına dönüştü. Cullen ona zorbalık yapanların içkilerine fare zehri katacaktı. Bunu gerçekten yaptı. O partideki herkes o gece hastaneye kaldırıldı. Neyse ki kimse ölmedi.

Okuldakiler bu olay sonrası kalana zorbalık yapmayı kestiler. Ancak bu sefer de ondan korktukları için onunla arkadaşlık etmiyorlardı. Okulda hissettiği yalnızlık ve mutsuzluk onun için katlanılamaz bir hale almaya başlamıştı. Kısa bir süre sonra liseden ayrıldı ve donanmaya katılma kararı aldı.

Bu kararı aslında Cullen için bir umut ışığıydı. Çünkü o, hayatlarında sahip oldukları şeyler için hiçbir çaba sarf etmesine gerek olmayan, nefret ettiği yaşıtlarından kurtulup ülkesi için işe yarar bir şeyler yapmak istiyordu. Burada sık sık geminin doktoruna yardım ediyor, şırıngalar ve deney tüpleriyle vakit geçiriyordu. Cullen'ın tıbba olan ilgisini fark eden doktor, bu hevesli genç adamı hemşire olması için yüreklendirdi.

Ancak doktorun bilmediği ve bir türlü fark etmediği şey, Cullen'ın akıl sağlığının gitgide daha da kötüleştiğiydi. Cullen üniforma yerine cerrah önlüğü giyiyor, maske ve latex eldivenler takıyordu. Gemidekiler onun bu halleriyle alay ediyor, zorbalık yapıyor ve onu taciz ediyorlardı. Burada da tutunamayan Cullen birkaç kez intihara teşebbüs etti. Ve nihayet 1984'te hastaneden taburcu edilmeden önce psikiyatri servisine yatırıldı.

Taburcu olduktan sonra doktorunun yönlendirmesine uyarak hemşirelik okuluna kaydoldu. Hayatı ilk defa yolunda gidiyordu. Hocaları çalışkanlığını ve azmini takdir ettiğinden onu çalışma yaptığı sınıfın başkanı seçmişti. Bu hemşirelik kariyeri için önemli bir adımdı. Kal'ın okuluna devam ettiği süreçte geçimini sağlamak için bir restoranda çalışmaya başladı.

Orada tanıştığı şef Adrien Baum ile birbirlerine aşık oldular ve kalın hemşirelik okulundan mezun olur olmaz evlendiler. Kısa bir süre sonra New Jersey Livingston'daki St. Barnabas Tıp Merkezi'nde bir iş buldu. Onun için her şey yolunda gidiyordu.

Sevdiği işi yapıyor ve sevdiği kadınla evliydi. Üstelik bir çocuğu olacaktı. Çiftin evlendikleri yıl ilk kızları dünyaya geldi. Ancak bu haber sadece kısa süreliğine iyi gelmişti kalına. Birkaç ay sonra hem hemşire hem baba hem koca olmanın stresi fazla gelmeye başladı. Hastane nöbetlerinin üstüne bebek ağlamaları uyumasına engel oluyordu. Uyuyamadıkça daha da sinirli bir insan haline geldi.

İkinci kızı da doğduktan sonra kızlarına karşı küskün ve ilgisiz davranmaya, onları ihmal etmeye başladı. İçinden hiçbir şey yapmak gelmiyordu. İçki içip kendi başına kalmak yapabildiği tek şeydi. Zaman geçtikçe Kalın'ın davranışları daha rahatsız edici bir hale geldi. Adrien onu birçok kez ailenin köpeğine işkence ederken yakaladı. Yan komşunun köpeğinin zehirlenmesinin de Kalın'la alakalı olduğunu fark ettiğinde onu terk etme kararı aldı.

Adrien 1993 yılında kızlarını ve kendisini korumak için Callan'a boşanma davası açtı. Boşanmalarının ardından Callan'ın ruh hali daha da kötüye gitmeye başladı. Kendini hastanelere ve yardıma muhtaç insanlara adadığını hissediyordu. Hemşire olarak başarılı ve bilgili olduğunu biliyordu. Bir sorun vardı. Yoğun bakımda çalışırken hastaların acı çekmesine dayanamıyordu ve üzerinde korkunç bir baskı hissediyordu.

Hastaların acı çekmelerine son vermeyi kendine adeta bir görev edinmişti. Sanki kafasında susturamadığı bazı sesler ona bunu yapmasını söylüyordu. Cullen bu acıları görmeye daha fazla dayanamayacaktı. Hiçbir ayrım yapmaksızın hastaların serumlarına onlara son nefeslerini verdirecek ilaçları enjekte etmeye başladı. Kimse onu durdurmak için bir şey yapmadı.

Şüpheli ölümler, ölenlerin kanlarında çıkan ilaçlar hiçbir şey Cullen'ı durdurmadı. Meslektaşları belki de Cullen kelimenin tam anlamıyla elini kana bulamadığı için onu direkt olarak suçlayamıyorlardı. Ama asıl sebep genellikle hastanelerin kendi itibarlarına zarar vermek istememeleriydi. Ancak artık Cullen'ın kaçabileceği bir yer kalmamıştı. Dedektif Brown ipin ucunu yakalamıştı ve bırakmıyordu. Amy ile anlaşıp Cullen'ı konuşturacaktı.

Charlie? Amy? İyi ki aradın. Ya seni çok özledim. Beni kovdular inanabiliyor musun? Sadece iş başvurusunda küçük bir yalan söylediğim için. Bilmiyordum. Yalan mı söylemiştin? Neyse. Neredesin şimdi? Toparlanıyorum. Yarın sabah yola çıkacağım. Ya kızlarımı da alıp gideceğim. Başka bir hayata. Gidiyorsun demek. Gitmeden bu akşam bir yemek yiyelim mi? Her zamanki yerimizde. Olur. Akşam yedide görüşürüz.

Amy'e gizli bir mikrofon takıldı. Çok gergin ve stresliydi. Aynı zamanda korkuyordu. Kalın ona güvenip her şeyi itiraf edecek mi sorusunun cevabını bilmiyordu. Buluşma saatlerine 10 dakika kala Amy çoktan her zamanki masalarına oturmuştu. Brown ve Baldwin restorana birkaç metre uzaklıkta, dikkat çekmeyen bir aracın içerisinde Amy'nin mikrofonundan duyulacak olan cümleleri bekliyordu.

Saat tam 18.58'de Cullen restorana girdi. Uzaktan Amy'i gördü ve her zaman olduğu gibi ona gülümsedi. Amy de ona. Ama Amy'nin gözlerinde korku ifadesi vardı. Cullen geldi ve Amy'nin karşısına oturdu. Sipariş verdiler. Amy siparişin gelmesini beklemedi. Cullen'a doğru eğildi, hafifçe yutkundu ve gözlerinin içine baktı. Sen benim tanıdığım en iyi insanlardan birisin.

Sen de benim için öylesin. İyinin ötesinde. Sanki... Sanki bir meleksin. Azrail gibi. Ne? İnsanları öldürdüğümü biliyorum. Ne saçmalıyorsun sen Emin? Neden yaptım? Hepsinin son bir şansı vardı. Neden aldım bunu ellerinden? Sen iyi değilsin. Hayal görmeye başladın artık.

Sen sadece etrafına acı veriyorsun. Keşke hiç tanımasaydım seni. Bu insanların hiçbiri bunu hak etmedi. Ben mi acı veriyorum? Ben sadece onların acılarına son verdim. Onlara iyilik yaptım ben. Bu dolaylı bir suç itirafı olsa da Brown ve Baldwin'in onu tutuklamasına yetmişti. Cullen sorgulanırken ilk başta herhangi bir şey yaptığını reddetti. Ancak Pixis kayıtları önüne sunulduğunda artık aşikâr olanı inkar edemezdi. Birçok hastayı öldürdüğünü ve bazılarını da öldürmeye teşebbüste bulunduğunu itiraf etmeden önce gözyaşlarına boğuldu.

Duramadım. Onların acı çekmesine dayanamıyordum. Ben yalnızca acılarına son verdim. Kimse de beni durdurmadı. Hiç kimse.

Sonrasında itirafları devam etti. Dedektiflere son 16 yılda yaklaşık 40 insan öldürdüğünü söyledi. Bu sayıdan emin değildi. Çünkü içine insülin, digoksin veya epinefrin koyduğu serumları önceden hazırlıyor, kendi vardiyası dışında bile insanları öldürmeye devam ediyordu.

dedektiflerin zorlamasıyla kesin olarak hatırladığı 29 cinayetini itiraf etti. Mahkeme sırasında katledilen hastalardan birinin yakını, kalını insanların acılarına son veren bir tür merhamet meleği olarak tanımladı. Bu, Cullen'ın savunmasına gönderme yaparak ironik bir tonla söylenmişti. Ancak bu olayın ardından seri katil Cullen, basında ölüm meleği olarak anılmaya başladı. Hapishaneye girdikten birkaç yıl sonra Cullen, eski bir kız arkadaşının bir akrabasına böbreğini bağışladı. Cullen'ın avukatı kişinin ismini açıklamadı ama Cullen'ın bu bağışla ilgili yaptığı açıklamayı aktardı. Herkes olduğu gibi ona da sadece yardım etmek istemiştim.

Charles Edmund Cullen halen New Jersey Eyalet Hapishanesi'nde cezasını çekmeye ve daha fazla kurbanı tespit etmek için dedektiflerle çalışmaya devam ediyor. Şimdiye kadar yalnızca 40 cinayeti kabul etmiş ve 29 cinayetten hüküm giymiş olmasına rağmen dedektifler onun 300'e kadar ölümden sorumlu olduğunu düşünüyor. Eğer dedektiflerin tahmini doğruysa bu sayı onu dünyanın en azılı seri katili yapıyor. Evet, bu haftanın sizler için seçtiğim karanlık dosyasının sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)