
1.739 kelime · ~9 dk okuma
Çumra Canavarı 2. Bölüm 1967 Çumur'a, Konya Recep Dağdevire'nin bahçesinde bulunan ceset, Çumra halkı arasında bir endişe yaratmıştı. Bu, son 10 gün içinde aynı şekilde gömülen ve toprağın altından çıkarılan ikinci cesetti. Kurbanın başı göğsünden ayrıldığından kimlik tespitinin yapılması çok zordu. Ancak takma dişleri ve kehribar ağızlığı sayesinde kimliği saptanabilmişti. Çumra'da Efe Yakup adıyla anılan Yakup Aktaş, gücü kuvveti yerinde iri bir adamdı.
Cesareti ve gözü karalığı sebebiyle Efe lakabını almıştı. Ailesi, Yakup'un hasımları tarafından öldürüldüğünden emindi. Her yeri aradılar. Hiçbir şey bulamadılar. Yakup'un cesedi, yıllar sonra hiç tanımadıkları... ...Recep Dağdevire'nin bahçesinden çıktı. Sen
bu cigarayı çok içiyorsun Ömer Komiserim. Bitirmişsin hemen paketi. İyi bir şey değil. Komiserim siz nasıl bu kadar rahat olabiliyorsunuz? Normal mi yani böyle şeyler burada? Şey mi diyorsun yani kafa üstü? Onu diyorum evet. Neyi diyeceğim başka? Ya hiç sorma hiç ya. Adamın elini ayağını bağlamışlar, kafa üstü gömmüşler çırılçıplak. Tövbe tövbe. Ya olacak iş mi bu? Değil.
Bizim buralarda pek böyle şeyler olmazdı da. Ne zaman ki o gavurlar buraya gelmeye başladı... Bak komiserim, ben dosyaları inceledim. Hakkında kayıp ihbarı olan 14 kişi var. 5 yıldır kayıp bu insanlar. Tamam işte, onlar da o zamanlarda geldiydi. Komiserim, kazılar başlamadan önce de var kayıplar. Yakup Aktaş da bunlardan biri. Bak, işte burada hepsi. Tarık Aslan. Allah Allah. Kimmiş ki bu da ben tanımıyorum da.
Hacı Karaca. Ulan bunların hiçbiri buralı değil Ömer komiserim. Olsa ben bilirim. Sen baktın mı iyice, emin misin? Buralı değiller ama en son burada görülmüşler. Bak mesela Hacı Karaca'nın eşinin dediğine göre... Abdullah, geldin mi lan yine? Selamünaleyküm amirim. Aleykümselam. Bak Abdullah. Bu Ömer komiserim. Ha, Ömer komiserim. Merhabalar. Şimdi bu Ömer komiserine git de bir sigara getir bakayım. Aa yok yok, hiç gerek yok. Yok yok, halleder Abdullah o işi. Değil mi Abdullah lan?
Elbet getireyim komiserim, başımla beraber. Aç mısın bakayım? Yedim komiserim, eksik olmayın. Hadi hadi. Bak git sigarayı al, ondan sonra yerine git. Patates yemeği yaptıydı, ondan versin sana. Allah razı olsun komiserim. Kim bu komiserim? Ya bu Abdullah, buraların garibi. Biraz noksan akıllı. Kimi kimsesi de yok. Biz burada sahip çıkıyoruz işte. Ne bileyim, yazık.
Abdullah, 1934'te Konya'nın Bozkır ilçesinin Ağraz köyünde doğdu. İkinci evliliğinin ardından Çumra'ya yerleşti. 33 yaşında, kısa boylu, tıknaz, herkesin acıdığı hasta bir adamdı. Çocukluğu babasının yanında çiftçilik yaparak geçti. 15 yaşında tarla sürerken traktörden düşmüş ve başına aldığı ağır darbe sebebiyle ölümden dönmüştü.
Bu kazanın ardından Abdullah'ın sara nöbetleri başladı. Bu süreçte Konya'daki asabiye servisinde 15 gün tedavi görmüş olsa da bu nöbetlerin önüne geçilemedi. İlk eşinden hastalığı ve çocuklarının olmaması sebebiyle ayrıldı. İkinci evliliği de yine benzer sebeplerle çok uzun sürmedi.
Abdullah'ın ailesiyle bağları pek sıkı değildi, ona Çumralılar kucak açmışlardı. Yardıma ihtiyacı olan yalnız biri olması, sık sık geçirdiği sara nöbetleri, Çumralıların vicdanına dokunsa da arada bir cinli diye dalga geçmeyi de ihmal etmezlerdi. Vahap komiser, Abdullah'ı uzun zamandır tanıdığından onunla yakından ilgilenir, sohbet eder, hatta bazen evine bile giderdi. Abdullah namaz saatlerini hiçbir zaman kaçırmaz, cuma namazlarını mutlaka Ulu Camii'de kılardı. Vahap komiser de cuma namazlarında Abdullah'a eşlik ederdi. Ömer komiser, Abdullah'a ilk baktığında beresinin altından gözüken büyük göçüğü ve etrafındaki çizikleri fark etti. Niye her yeri yara bere içinde peki? Aaa sen bilmiyorsun. Cinleri meşhurdur bunun. Çarşıda, pazarda cığlık cığlığa yeri atarken değil. Boynunda da çizikler vardı.
Ya döve neden olmuştur zavallıyı. Memlekette gadlardan bol ne var Ömer Bey? Sen göster hele şu kağıtlara. Kim varmış, kim yokmuş.
Musa Demirci davası var. O dikkatimi çekti. Öldürüyormuş neredeyse amca oğlunu. O iş başka. O var ya o. Bak ben açık sözlü bir adamım. O da ya o, hak etti.
Ömer ve Vahap komiser son yıllarda köydeki davaların neredeyse tamamını incelediler. Ömer komiserin tüm detaylarıyla hazırladığı dosya, Vahap komiseri bunaltmıştı. Ona göre Ömer detaylara çok fazla takılıp vakit kaybına sebep oluyordu. Vahap için sıradan olan akraba kavgaları, Ömer için olağan şüpheliler barındırıyor olabilirdi. Özellikle de Şerif Öner davası çok ilgisini çekmişti.
Dosyada yazılanlara göre Şerif ve Abdullah aynı inşaatta çalışan iki arkadaştı. Bir gün iş çıkışı beraber Abdullah'ın evine gidip yemek yediler, çay içip sohbet ettiler. Buraya kadar ikisinin de ifadesi aynı gidiyordu. Devamındaki beyanları ise epey çelişkiliydi.
Abdullah'a göre Şerif, üzerine çay döküldüğü için sinirlenip kendisine saldırmış, sonra da paralarını alıp kaçmıştı. Şerif ise Abdullah'ın kafasına keserle vurup onu bayılttığını, kendine geldiğinde ise Abdullah'ı bahçeye çukur kazarken gördüğünü anlattı. İnşaattaki tanıkların anlattığına göre Şerif, Abdullah'a sürekli getir götürünü yaptırır, yanlış yaptığı şeyler için de azarlardı. Şerif'in sinirlerine hakim olamayan bir adam olduğunu, karısını ve çocuklarını düzenli olarak dövdüğünü, komşularıyla da sürekli tartıştığını öğrenen Vahap komiser, tanıkların da ifadesi üzerine Abdullah'a inanmayı seçti. Ve Şerif 80 gün hapis cezasına çarptırıldı. Ömer komiser, Vahap komiserin anlattıkları ve dava dosyasında gördükleri üzerine Şerif'in diğer olaylarla da bağlantılı olabileceğini düşünüp onu tekrar sorguya aldı.
Yusuf, bu çayın şekeri nerede oğlum? Hemen getiriyorum amirim. Bizim de bir haysiyetimiz, şerefimiz var. Yani her musibetten bizi biliyorsunuz. Şerif çeneyi kapat, usturburuna otur. Komiserim, ben devam edeyim isterseniz. İki gözüm önüme aksın, ben bir şey yapmadım amirim. Şerif Bey, iki gün önce saat 12 ile 6 arası neredeydiniz? Valla amirim ben bütün gün inşaattaydım, arkadaşlara sorabilirsiniz. Son 6 aydır da orada çalışıyorum ben.
Amirim şekerleriniz. Sağ olasın. Hangi inşaat? Bu muhtarların yaptırdığı değil mi? Onu diyorsun değil mi? Evet komiserim. Muhtar Osman kendine ev yaptırıyor. Ha Ömer komiserim bu muhtarların inşaatı diyor. Bu da orada çalışıyordu ben biliyorum. Komiserim de şahidim. Ben bir şey yapmadım. Ekmek musap çarpsın amirim. Bırakın gideyim Allah rızası için. Peki. Ben sana bir şey daha sormak istiyorum Şerif Efendi.
Bu 5 sene önce Abdullah Aksoy'la olan davamız... Komiserim! Bunlar o manyağı değil. Beni tıktılar içeri. O şeytan neler etti bana bir bilseniz komiserim. Hepsini bir bir anlattım ama... Vahap komiserim sağ olsun bana değil o meczuba inandı. La oğlum Şerif! Sana o stürbunla otur derdik değil mi? Bir dakika abi. Müsaade et. Müsaade et. Bir saniye. Sen bir de bana anlat bakalım Şerif. Ne oldu o gün? Şimdi ufak bir aramız olacak. Ardından tekrar birlikteyiz.
Ömer Komiser, Şerif'in kanıtsız da olsa anlattıklarına takılıp kalmıştı. Gözü zaten en başından beri Abdullah'ı hiç tutmamıştı. Bakışlarında onu huzursuz eden bir şeyler vardı. Seneler öncesinden bildiği ve içinde nefret uyandıran bakışlardı bunlar. 10 yıl kadar önce, kardeşi gibi sevdiği amcasının oğlu Hasan'ı, karakolun bahçesinde yatıp kalkan, polislerin, amirlerin çay ve yemek verdiği bir meczup öldürmüştü.
Çevre halkın da seslendiği gibi Deli Ahmet, sinir krizi geçirdiği bir anda polisin belindeki silahı kaptığı gibi etrafa rastgele ateş etmiş ve kurşunlardan biri de Ömer komiserin akrabası Hasan'a denk gelmişti. Hasan, olay yerinde hayatını kaybetti. Ahmet ise Konya Asabiye Servisine kaldırıldı. Ömer işte bu olay yüzünden Abdullah gibi hasta, zavallı insanlara pek acımıyor, hatta içinde dizginleyemediği bir nefret barındırıyordu. Tüm bu hisleri ve Şerif vakasının şüpheleri doğrultusunda Abdullah'ın peşine bir polis taktı. Abdullah'ın yaptığı her hareketi izleyerek Ömer'e rapor verecekti. Planı beklediğinden hızlı çalıştı. Daha bir hafta geçmeden haber gelmişti.
Abdullah, polis memurunun raporuna göre Akaren'den Çumra'ya günübirlik gelen pancar işçisi Yasin'le birlikte eve gitmiş ve bir daha dışarı çıkan olmamıştı. Evden garip sesler yükseliyordu. Aç kapıyı aç. Aç kapıyı. Abdullah Aksoy kapıyı aç. Ömer komiserim sen bu garipten bu zavallıdan ne istiyorsun ya? Bak çok yanlış yapıyorsun ha. Komiserim şüpheli bir durum vardı bizde geldik. Bir şey yoksa yoktur zaten. Siz neden bu kadar koruyorsunuz ki bu adamı? Elbet koruyacağım ya. Aç şu kapıyı aç aç aç. Sizde mazluma zulüm edilmez komiserim. Hayrolsun amirim? Çekil içeri gireceğiz çekil. Buyurun geçin amirim.
Abdullah ve Yasin divanda oturmuş sohbet ediyorlardı. Abdullah o kadar yolu geri gidemeyecek durumda olduğundan Yasin'i evine buyur etmiş, ona yemek yapmıştı. Gelen seslerse gülme sesleriydi. Belli ki Abdullah'ın histerik kahkası polisi şüphelendirmişti.
Ömer komiser baskından sonra şüphelerinin yersiz olduğu ile yüzleşince ilk defa Vahap komisere içini açmış, Abdullah'ın onu neden bu kadar rahatsız ettiğini anlatmıştı. Vahap komiser onu anladı, hak verdi. Asıl üstüne gidilmesi gereken kişinin şerif olduğunu, onun Allahsız, uğursuz biri olduğunu söyleyip durdu. Peki Vahap komiser Abdullah'ı neden bu kadar savunuyordu?
Ömer ve Vahap komiser, Şerif dosyasına tekrardan derinlemesine dalmışlardı ki... ...kapı ağlayan bir kadın tarafından panikle açıldı. Komiserim, beyim kayın komiserim. Üç gündür gelmiyor. Allah rızası için bulun komiserim. Dur yengem, dur hele. Geç şuraya bir soluklan. Adınız neydi? Yazgül benim adım. Beyimin adı da Mahmut. Mahmut Özdoçar. En son nerede gördün beyini? Komiserim, Mahmut'um Hacı'dan yeni gelmişti. Allah kabul etsin.
Amin. Geldiğinin ertesi günüydü. Bir alacağımı ne varmış? Tum çumraya gideceğim dedi. Ne alacağı? Ben bilmiyorum ki komiserim. Kimden alacağı varmış? Bir şey söyledi mi? Tevbe söylemedi komiserim. Mahmut bize anlatmaz ki öyle her şeyi. Ee? Sonra ben de birkaç iğde fıstık neyini topladıydım. Doldurdum ceplerini yolda acıkasın diye. Sıcağın altında katsın. Ne zaman çıktı yani evden?
Salı gününden beri yoktuğumuz herif Allah rızası için bunu. Tamam tamam. Biz elimizden geleni yapacağız. Yusuf! Oğlum gidin öğrenin bakalım Mahmut kimleri görmüş, kimlerle oturmuş kalkmış. Öğren hadi bakalım oğlum tamam mı? Bana bir de çay getir.
Mahmut Özuçar, hacdan döndükten sonra arkadaşı Veysel Tosun'u görmek ve alacağını almak için Çumra'ya gelmişti. Veysel borcunu ödeyebilecek durumda değildi. Biraz daha erteleme isteyince aralarında tartışma çıktı. Köylüler araya girerek tarafları sakinleştirmeye çalıştılar. Mahmut en son bu arbedede görülmüştü. Olayın şahidi kim varsa ifadeye çağrıldı. Komiserim benim bir günahım mı oldu? Niye çağırdınız beni buraya?
Yenge hayırdır? Yok Abdullah yok dur dur. Ya bu Mahmut kayıpmış sen onu gördün mü? He gördüm. Hacdan yeni geldi. Akrabam o benim. Evet evet yeni geldi. Benim babam da hacıydı biliyorsun yenge. Öyle oradan buradan konuştuk. En son nerede gördün yani? En son kahvenin orada gördüm komiserim. Beysel abiyle de artışmışlardı ben başka görmedim. Görmedim. Görmedim.
O ne? Bir dakika, ver bakayım. Komiserim, bunlar benim Mahmut'umun cebine koyduğum ideler komiserim. Yok, bir saniye yengem. Ver bakayım, ver. Yeminle bunlar bizim bahçenin ideleri komiserim. Aynen benim tülbentim işte bu. Onun içine koymuştum komiserim. Ben bilmem mi kendi tülbentimi? Lan Recep Bey, ne yaptın Mahmut'uma? Nerede Mahmut'um söyle?
Abdullah'ın cebinden çıkan iğde ve fıstıklar, Yazgül'ün onu suçlamasına yeterken, Tülbent'in aynı olması şüpheleri tamamen Abdullah'a yöneltmişti. Ancak Şerif Öner dosyası tekrar açılmışken okların Abdullah'a çevrilmesi Vahap Komiser'i tedirgin etmişti. Onun tanıdığı, yardım ettiği, hatta arkadaşı olduğu Abdullah böyle bir şey yapmış olamazdı. Ömer Komiser'i ikna etmek için onca dil döktükten sonra haksız çıkmak kabul edebileceği bir şey değildi. Eğer Abdullah gerçekten bunları yaptıysa, Vahap Komiser Şerif'e haksızlık etmiş ve yıllardır cani bir katille arkadaşlık etmiş olacaktı.
Abdullah gerçekten gözünün içine baka baka onu kandırmış, yıllarca kendini başka biriymiş gibi göstermiş olabilir miydi? Bu sorunun cevabını bulmak artık sadece bir görev değil, haysiyet meselesiydi. Bu haftaki bölümün sonuna geldik. Gelecek hafta final bölümünde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.