Podcast

8 - Londra ve Çözülen Ayakkabı Bağları

Psikopatika

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Aklıma esti ve Londra’da bir sabah saat 5:15’te kayıt tuşuna basıp zihnimdekileri gelişigüzel paylaştım. Bu bölüm sosyal medya yanılgıları, sakarlık, özenme, yurt dışına taşınma, çözülen ayakkabı bağları ve ortak insanlık üzerine.



Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

Bölüm Transkripti

1.984 kelime · ~10 dk okuma

İnsanın kendini anlaması, bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. PodB Medya ile beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz.

Günaydın. Şu an saat beşe çeyrek geçiyor. Hemen uyandım. Londra'dayım. Ondan sonra dedim bu saatte ne yapılır? Dışarı çıkayım, biraz yiyeyim kahve alayım. Tabii ki hiçbir kahve dükkanı bu saatte açık olmadığı için parka gelmeye karar verdim. Parkın yanında oturuyoruz biz. Çok seviyorum burayı. İnşallah kuş sesleri bilmiyorum. Kulaklıkla çekiyorum şu an bunu. Bize geliyor mu bilemiyorum.

Burada hep didaktik bir şekilde bir şeyler anlatıyorum. Biraz mesleğim de gereği yani psikolog olarak. Biraz da içimden gelen şekilde bir konuşayım dedim. Elimde telefon, parktırıyorum, her şey çok güzel. Kendi kendimeyim, kimse yok. Telefonumu açayım, kulaklık kulağımda zaten. Konuşayım öyle. Aklıma ne gelirse, hem de sizi Londra'da gezdireyim dedim. Londra'ya geldim, mezun oluyorum. Ben bilmiyorum, beni ne kadar tanıyorsunuz. Bir süre önce tekrar, 3 sene önce kadar tekrar akademik hayata geri dönmüştüm. Akademisyen olmak için, bu yolda ilerlemek için. Ve gittim geldim iki şehir arasında yaşadım, Oxford ile İstanbul arasında. Ve geçen sene mezun oldum. Ama mezuniyete anca gelebildim yani gelebiliyorum törenine. Ve yarın da pardon, bugün Cuma, evet yarın da mezuniyet törenim var. Buradan trene bineceğim. Belki de son kez Londra'dan Oxford'a giden trene bineceğim. Belki de ileride bir daha ziyarete gidelim birileriyle bilmiyorum.

Transkriptin tamamını oku

Ama bende anısı çok var tabi ve güzel zamanlardı. Şimdi mezun olacağım ve uzman psikolog olmuş olacağım. Uzmanlığımı alıyorum yani. O yüzden benim için heyecanlı bir hafta sonu. Ama daha da heyecanlısı aslında seçimler yaklaşıyor. Biliyorsunuz bir hafta kaldı. Daha doğrusu ben bunu çekerken bir hafta kaldı. Acaba ne zaman yayınlayabilirim? Umarım yayınladığında her şey çok güzel olmuş olur diye düşünüyorum.

Biraz böyle açmak istedim ve konuşmak istedim. Aklıma ne gelirse diye. Çünkü bence sosyal medya, bunu düşünüyordum. Sosyal medyada bir persona yaratıyoruz. Ve sonuçta hayatımızın tamamını göstermiyoruz. Yani ben göstermek istemiyorum özel hayatımı ya da ailemi paylaşmak istemiyorum. Ya da çok böyle arkadaşlarımla yaşadığım şeyleri, gün içindeki her şeyi paylaşmak istemiyorum. Zaten bir noktada da kime yarayacak bu diye düşünüyorum. Yani ben niye bunu paylaşayım ya da biraz da özel bir şeyim kalsın kendime. Ama daha işe yarayacak, insanların işine yarayabilecek şeyleri paylaşmak istiyorum. Sabah rutinimi, o sırada kahve içerken mesela, onu paylaşayım. Sevdiğim müzikleri, mesela Şükran günlüğü tutuyorum, bence işine yarayabilir bir sürü kişi diye düşündüğüm için onu paylaşıyorum. Böyle şeyleri paylaşıyorum genelde ama bu da bazen... şöyle bir yanılgı yaratabiliyor aslında hayatımız bundan ibaret ve biz aslında çok bunu yapan kişi muhteşem bir insan hatasız bir kere muhteşem ne demek zaten mükemmellik diye bir olgu yok insanın olduğunda ama bana çok böyle mesaj geliyor ve özellikle bu sosyal medyada aslında insanların bu algıları hissetmesine üzülüyorum çünkü ister istemez bir kıyas yapıyoruz ve bazen karşımıza yaratılan personelinin mükemmel olduğuna inanıyoruz ve bizim öyle olamadığımızı düşünüyoruz ay sincap geçti önümden o kadar tatlı ki

Aslında böyle bir şey yok yani. İşte ortak insanlık. Hepimizde ortak insanlığımızda. Aynı yanılgılar, aynı acılar, aynı yargılar, aynı üzüntüler. Hepimizin kalbi kırılıyor, hepimiz ağlıyoruz, hepimiz zorluklar geçiriyoruz kendimize göre. Yani aslında hepimizin güçsüzlükleri var. Aslında hiçbirimiz, hiç kimsenin düşündüğü kadar mükemmel değiliz. O yüzden bu sosyal medyadaki algıya çok inanmamak lazım. Şöyle oturacağım.

Kuş çıvıltılarının arasında ama biraz ince giyinmişim, hafif serin bu saatte tabii. Bu mesela benimle ilgili bir şey. Ben her zaman ince giyinirim. Çünkü çok plansız programsızımdır. Bavulu son gün içine bir şeyler atarım. Asla kombin yapan kızlardan falan asla olamadım hayatım boyunca. Hani ayakkabısının ucuna kadar, kafasına takacağı tokaya kadar hazır. Çoğu arkadaşım da öyle bu arada. Herkesin her şey hazırdır. Ben böyle iki kot bir tişört atmışım. Eksik gelmiş, üşümüşüm. Bu kış bir gemi seyahati yaptım. Dört farklı noktaya gidecektim, dört farklı ülkeye. Avrupa'nın en soğuk kışı yaşanıyor. Dünyanın en ince montunu almışım. Tir tir titredim. Bir de böyle çok hızlı bir yerden bir yere gidiyordum. Bir mont alayım üstüme, bir şey. Onu da yapamadım. Dondum yani, gerçekten dondum. Ama bu benim başıma sürekli gelen bir şey.

Çünkü ben böyle bir insanım ve biraz da bazı şeyleri kabul etmeye başladım. Çok sakarım mesela. Aşırı sakarım. Ve kendimi çok yargılardım bununla ilgili. Çünkü çocukken de yargılandım. Çocukken annem babam çok kızardı bana sakar olduğum için. Ve kendimi çok kötü hissederdim. Hala insanların önünde bir sakarlık yaptığımda çok mahcup hissediyorum. Bir anda böyle özür dilerken buluyorum kendimi. Mesela bu hakkında farkındalık sahibi olmaya başladığım için bunu düzeltiyorum. Evet, ben bazen böyle dikkatsizlik yapıyorum deyip geçiveriyorum. Mesela ayakkabı bağım şu an açıldığı için. Bundan söyleyeceğim, bunu İlhan da diyor, nasıl bir insan ayakkabısının bağını bağlayamaz diye bağlıyorum. Ama sürekli tekrar açılıyor. Yani sizlere sormak istiyorum. Bu ayakkabı bağlarında benimle ilgili bir sorun mu var? Ben niye bu ayakkabı bağlarını... Sadece 15 dakika falan dayanıyor benim bağladığım bağlar. Neyse yani dışarıdan gözüktüğü kadar hiç kimse... Mükemmel değil. İnsani yanlarımız var. Hepimizin gösterdiği tarafı belli bir şey. Belli bir yere kadar gösteriyoruz.

Bu da dediğim gibi farkında olmasak da, bu arada bence kimse böyle gözükmeliyim algısı altında yapmayalım, kimse demeyin. Ben en azından o algı altında yapmıyorum. Sadece çok fazla şey paylaşmak istemiyorum. Ve gösterdiğim kısım doğal olarak daha mesleğimle ilgili şeyler. Ama herkesin ortak bu acıların olduğunu da bilmenizi istiyorum aslında. Kimsenin mükemmel olmadığını, Zor zamanlar geçirdiğim oldu. Ben sosyal medya kullanmaya başladım. Bayağı oldu. 10 yıl falan oldu herhalde. Ve bu 10 yıl içinde çok zorluklar geçirdim. Çok zor dönemler geçirdiğim oldu. Ama bunu tabii ki yansıtmıyoruz. Ben şeyi algılayabiliyorum. Bir sosyal medya terörü var. Herkes birbirine saydırıyor. Günlük rahatlama seansını birbirine küfrederek geçiriyor. Ondan sonra başka bir hesaba gidiyor. Oraya da saydırıyor.

Benim kadar uzun süredir sosyal medyada olunca bunun kişisel bir şey olmadığını anlayabiliyorsunuz ve pek umursamamaya başlıyorsunuz aslında insanların böyle çok ciddi anlamda böyle yargılayıcı bir şekilde yazdıkları bazı şeyleri, acımasızca yazdıkları bazı şeylerin kendileriyle ilgili olduğunu görebiliyorsunuz da. Ya da bir şeye özenmek ya da bir şeye tetiklenmek. Çünkü bir insan evet birini sevmeyebilir, biri hakkında kötü bir şey düşünebilir ama bunu yazmaya tetiklenip paragraflarca bunu yazacak kadar içinden bu geçiyorsa sürekli, bu o kişiyle ilgilidir aslında, karşındaki insanla değil. Çünkü birini sevmiyorsun, uzak durursun, bakmazsın, çok vakit geçirmezsin ama böyle saldırı moduna geçmek, evet, burada bir şey var. Neyse, ben zihin akışı böyle konuşuyorum. Nereden nereye atladım, unutuyor olabilirim şu an, bilemiyorum.

Mesela bazı noktalarda bu mükemmelliyetçi duruş ya da karşıdaki insanda var olduğunu düşündüğümüz bazı özellikler ama kendimizde olmadığını düşündüğümüz özelliklerle çok ilgisi var. Ama aslında mesela neyi anlayabiliyorum? Mesela saldırıyı anlayamıyorum. Karakterim gereği benim yapım müsait değil bence. Hiçbir durumda kimseye bunu yapacağımı düşünmüyorum. Ama bir şeye özenmeyi, insanlık diyorum ortak insanlık. Onu çok iyi anlayabiliyorum. Zor zamanlar benim de geçirdiğim oldu dedim.

Çocukluktan beri babam hasta. Bunu ben son birkaç senedir açılıp bahsetmeye başladım biliyorsunuz. Ama annem de hasta. İkisi de çok erken hastalandılar. Ben onların annesi babası oldum uzun yıllar. Şu an annemin de tamamen annesi olmuş durumdayım. Bu gerçekten zor bir şey. Benim için çok zor geçti son zamanlar. Ama hiçbir zaman bahsetmedim bundan. Çok da bahsetmeyeceğim.

Bu belki birilerine iyi gelecek, çok iyi biliyorum. Gerçekten yanınızda da olmak isterim benle aynı şeyleri yaşayan insanların ama bu sadece benim hayatım değil, onların da hayatı. Çok fazla detaya girmek istemiyorum o yüzden bu konular hakkında ama gerçekten şeyi anlayabiliyorum bazen insanların ailesiyle bir şeylerini gördüğüm zaman. Biraz da duygusalım bu arada, bu da bir özelliğim.

Böyle zor şeylerden geçerken gözüm falan çok çabuk dolar ve nefret ederim insanların yanında ağlamaktan yani kaçarım. Kimsenin yanında ağlamam bu da yine benimle ilgili bir sorun. O yüzden de hep böyle yalnız kalmaya çalışırım öyle durumlarda. Neyse şimdi şu an çok detaya girmeden üzüldüğüm bir şey sonuçta yaşadığım şeyler.

Ve bazen insanların o mutlu aile tablosunu gördüğümde kendimi bile diyorum ki benim çok güzel bir çekirdek ailem var. Evet, sonuçta 30'lu yaşlarımdayım ve bir annem babam hasta ve bunun yaşı yok. Tabii ki her zaman üzülüyoruz ama kendi ailem de var. Başkalarının bu kadar annesi babasıyla olan şeyini Hala buna rağmen bu yaşımda çok özeniyorum mesela bir insanın babasının arkasında olması, sağlıklı olması, işte babasıyla bir program yapabilmesi, parkta yürümesi yani. Böyle şeylere o kadar özenirken buluyorum ki bazen kendimi. Ya da annesiyle böyle dertleşmesi. Ya da bazen diyorum ki gerçekten bunu fark ediyorum. O yüzden anlayabiliyorum ortak insanlığı diyorum. Annesiyle kahve içmeye gitmesini

özeniyorum insanların bazen. Annesine bir derdini anlatabilmesine özeniyorum. O yüzden hepimizin var. Daha güçlü olmak isteyip de olamadığı yanları, üzüldüğü şeyler, eksiklikleri belki hayatta bir sürü. Hiçbir şey hiçbir zaman dışarıdan görüldüğü gibi değil. O yüzden de bugün kasadan hisse, sosyal medyanın hayatımıza getirileri hakkında bir anda nereden buraya geldim galiba ayakkabı bağımın açılması ve ince giyiniyor olduğumun üşüdüğümden bu noktalara geldim. Ama kısaca böyle.

Şu an Lonca'dayım. Dediğim gibi çok güzel, cıvıl cıvıl. Lonca'nın uzaktayken özlediğim bir yanı bu yeşilliği. Biliyorsunuz artık ülkemizde yeşillik diye bir şey kalmadı. Yeşile düşman gibi katlediyoruz çünkü. Böyle yaşam şartlarımız yok. Ama sonuçta ülkemiz orası. Ve hiçbir yere de değişmem gibi hissediyorum. Biliyorum bir sürü kişi gitmek istiyor. Ben de çok uzun yıllar yurt dışında yaşadım.

Ve o zamanlar orada yaşamak istiyordum. Bundan seneler seneler önceydi. Zaten çok çok daha gençtim. Yani okulu yeni bitirmiştim. Ve o zaman New York'ta yaşama kararım vardı. Ben bundan sonra New York'ta yaşayacağım diye. Bence belli bir yaşa geldiğinizde... Otuzlardayım ben. Ona şu an çok... Yetmiş yaşından seslenmiyorum size. O yüzden böyle aşırı da şey... Hayatı yaşamış, hatmetmiş ve muazzezilmeye çığ gibi böyle... Yüz dokuz yaşına gelmiş biri gibi konuşmak istemiyorum.

Ama bence belli bir şeyden sonra zorlaşıyor gitgide. Çünkü arkadaşlarınız, çevreniz, alışkanlıklarınızdan vazgeçmek gerçekten gitgide daha zor hale geliyor. Ben çok isterdim ki ülkem en iyi durumda olsun. 20 yıl öncesi gibi olsa bizim yaşamlarımıza o özgürlüğü tadabilsek, bütün arkadaşlarımız yurt dışından gelir, inanamazlardı ülkemizin güzelliğine ve burada yaşamak isterlerdi. O zaman çok yabancı vardı biliyorsunuz Türkiye'de zaten. Yani ekspertler gelirdi, işte büyük şirketlerde çalışırlardı. Sonra hepsi yavaş yavaş gitti. Ekonomi daha başkaydı. İnsanlar daha mutluydu yani genel olarak. Ama şimdi mesela Londra'da yaşamak derseniz yaşar mısın? Evet yani bir gün tabii ki yaşayabilirim bu kadar güzel bir ülkede ama

Ülkemi bırakmak ister miyim? Bu noktada bence çok istemem. Zamanında işte New York'ta yaşamayı planlarken o zaman bir sevgilim vardı. Hala var. Aynı insan. Yani İlhan'la tanışmıştık. Çok ciddi bir ilişkimiz vardı. Hani Türkiye'ye dönüp devam edelim gibi düşünmüştük. Ama ben her zaman için hani bir noktada geri dönerim New York'a gibi düşünüyordum o zaman nedense. Ama sonra dönmedi ve hayat böyle devam etti. Ama şimdi dediğim gibi daha zor gelirdi.

New York benim o zamanki ruhuma bence çok uyuyan bir şehirdi. Çok daha hektik, böyle heyecanlı, hareketli, uyumayan şehir işte. Hiç uyumayan şehir derler ya oraya. Londra daha sakin bir şehir bence. O da şimdiki ruhuma belki biraz daha uyuyor, bilmiyorum. Burada yerleşen çok arkadaşım oldu bu arada ve hepsi de çok mutlular şimdi. Yalan söylemeyeceğim bu konuda. Burada yaşadıkları için çok mutlular, geri dönmeyi düşünmüyorlar. Ama dediğim gibi yani hepsinin de zorlukları var. Her ülkede yeniden bir hayat kurmanın, bir düzen kurmanın, arkadaşlara edinmenin. Sonuçta alışmışız yani. Yürüdüğüm yola alışmışım, geçtiğim mahalleye alışmışım, kahve içtiğim arkadaşıma, gittiğim kitapçıma. Her şey yeniden alışılır ama aynı şey. Her şey değil işte büyüdüğünüz yer. Çocukluğunuzun geçtiği, gençliğinizin geçtiği, anılarınızın olduğu, her şey ailemi kurduğum, çocuklarımı doğurduğum yani her şey yaşadığım ülke benim Türkiye ve umarım hiçbir zaman gitmemiz gerekmez hepimizin. Ve bir yere isteyip gitmek farklı, gitmek zorunda olmak farklı. Şartlar yüzünden, ekonomi yüzünden bir sürü işte gençlerin gittiği gibi şu an.

Umarım kimse gitmek zorunda olduğu için değil, gitmek istediği için gittiği bir düzene geçilir yeniden eskisi gibi. Gidenler, hani beyin göçü yaşanıyor, gidenler geri gelir, geri gelebileceği bir ülke olur. Çünkü emeklerinin karşılıklarını alabileceği bir ülke olur burası da tekrardan. Burası dediğim Türkiye.

Böyle bir bilinç akışı konuşmak istedim bugün sizle sohbet ettim. Kim bilir neler anlattığımı bilemiyorum. Nereden girdim, nereden çıktım? Kayıt tuşuna bastım, öyle sohbet ettim. Belki arada böyle bölümler yaparız. Ne diyordum sonunda? Bir dahaki Patika'da görüşünceye dek güzel günlerin olsun. Çok yaratıcı bir şey bulamadım sonunda.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)