
3.305 kelime · ~17 dk okuma
İnsanın kendini anlaması bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. PodB Medya ile beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz.
Merhaba. Bu bölümde son zamanlarda çok popüler hale gelmiş bir konuyu konuşmak istiyorum. Medyada, iş arkadaş ortamlarında, terapistlerin programlarında... ...neredeyse her yerde bugünlerde narsizm konuşuluyor. Genel olarak eski sevgililere dair hep bir böyle narsisto aslında atıfında bulunuluyor. Aslında bu kadar sık kullandığımız ve herkese bu kadar kolaylıkla yakıştırdığımız bu kavram... ...ilginç bir şekilde tarif etmesi hiç kolay olmayan bir kavram.
Çünkü aslında tam olarak da belirgin bir tanımı yok gibi. Biz buna benlik duygusunun aşırıya kaçması, yani kendini fazlaca beğenme, herkesten üstün görme, bencillik ve empati yoksunluğu diyebiliriz aslında. Şimdi günümüzde öyle popüler bir hale geldi ki tabii selfie çekenlere bile, ki itiraf yani hepimizin vardır, benim de var, onlara bile narsist damgası yapıştırabiliyoruz. Ama aslında narsizm kavramı bu kadar çok kullanıldığında biraz anlamını kaybetmeye başlıyor.
Çünkü aslında bizim düşündüğümüz gibi sadece gösteriş ve basit bir ilgi çekme isteği demek değil. Ben biraz bu bölümde tanımı netleştirmek istiyorum. Çünkü narsizm aslında hepimizde biraz olan bir şey ve olması da oldukça sağlıklı. Buna gireceğiz ama bir de narsistik kişilik bozukluğu var ki bu bir aşırıya kaçma hali. Oldukça yıkıcı bir durum. Bunu da konuşacağız. Bir narsisti nasıl tanırız? Narsistler nasıl düşünür? İlişkilerine nasıl davranırlar? Bunların hepsinden bahsedeceğiz. Bir de tabii hayatımızda bir narsist varsa onunla başa çıkabilir miyiz? Buna da ufak bir değineceğiz.
Şimdi narsizmi tanımlamışken o klasik Yunan mitini anlatmadan başlamak olmaz. Kısa geçeceğim çünkü eminim birçok kişi duymuştur. Bu Narkisos efsanesi. Narsizm ondan geliyor zaten. Kelime kökü. Narkisos oldukça alımlı, çok yakışıklı biri ve genç kızların aşık olduğu, peşinde olduğu biri ve kimseye de yüz vermiyor. Aşk tanrıçası Afrodit bu durumdan oldukça rahatsız oluyor. Ve her gelen kızın kalbini kırdığı için de Narkisos'u cezalandırmaya karar veriyor.
Bunun için oğlu Eros'u görevlendiriyor ve Narkisos'u en çirkin ölümlüye aşık etmesini istiyor. Eros ise Narkisos tam af sonrası bir göletten su içmek için eğildiği sırada yanlışlıkla okunu atıyor ve onu kendi yansımasını izlerken vuruyor. Narkisos da deli gibi aşık oluyor kendi silüetine ve saplantı derecesinde kendini beğenmeye başlıyor. Zamanının tamamını da bu yansımayı izleyerek geçiriyor.
Ve tabii bu yetmemeye başlıyor, gitgide sudaki yansımasına yakınlaşıyor ve bir sefer suya eğildiğinde düşerek boğuluyor. Yani kendi aşkından boğulan adam diyebiliriz Narcissus'a. Yani aslında kendine bir noktada fazlaca düşkün olmak anlamına da geliyor Narcissim. Hatta İngilizce'de fall in love, aşka düşmek deniliyor. Burada da kendi görüntüsüne düşerek boğuluyor.
Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Aslında hepimizin narsistik ihtiyaçları var ve bu bir yere kadar da oldukça sağlıklı bir şey. Yani bir insani dürtü, kendimizi özel hissetme ihtiyacından doğan bir durum. Bazılarımız da haliyle daha baskın olabiliyor ama yine de bozukluk boyutunda değil. Yani rahatsız edici ama sıklıkla görülen bir kişilik özelliği diyebiliriz buna. Nasıl ki utangaç, kaygılı olabiliyoruz. Bu da aynen bu şekilde bir eğilim, bir kişilik yapısı. Yani bazı insanlar daha narsistik eğilimli. Ama öncelikle demin dediğim gibi narsistik eğilimle narsistik kişilik bozukluğunu birbirinden ayırmak gerek.
Kişilik bozukluğu oldukça ender rastlanan, yani yaklaşık yüzde bir, yüzde beş arası görülen bir durum. Ve istatistiksel olarak da bu kişilerin yüzde yetmiş beşi erkek oluyor. Ve daha sonra anlatacağım gibi bu bozukluğa sahip insanlarla ilişki içinde olmak çok çok zor. Bunu diyorum ama aslında narsist kişilikler dışarıdan bakıldığında... ...bir ilişki yaşamak için çok çekici gözükebilirler. Dışarıya yansıyan o adanmışlık, özgüven, yansıttıkları o erdemli olma hali... ...bir insana çok çekici gelebilir ve bunlar gözümüzü boyayabilir. Adeta ateşi çekilen bir pervane gibi yanmaya gidebiliriz bu uğurda.
Ama burada bir dipnot, herkes narsist kişilik yapısında olan, narsisti kişilik bozukluğu olan birinden etkilenecek demek değil bu tabii ki. Genelde belirli şemaları olan kişileri daha çok etkileyebiliyorlar. Mesela daha sevgiye aç insanlar, kendi benliği, özdeğeri daha düşük olan insanlar daha fazla etkilenebiliyorlar bu kişiliklerden ama tabii ki herkesin de gözünü boyayabilirler. Çünkü ilişkilerin başında aslında oldukları gibi gözükmüyorlar. Bu kısma geleceğiz dediğim gibi.
Şimdi Murakami der ki, sağlıklı bir özgüvenle sağlıksız bir kibri ayıran duvar çok incedir. Peki bu ince duvarı nereye çekmemiz gerekiyor? Yani narsizmi ya hep ya hiç olarak algılamak yerine sıfırdan ona uzanan düz bir çizgi olarak düşünebiliriz. Yani bir skala hayal edebiliriz. Biz buna narsizm spektrumu diyoruz.
Bu spektrumda iki, üçte olmak da oldukça sağlıksız. Yani sıfırda olmak da hiç iyi bir durum değil. Onda olmak da. Sıfır yoksulluk anlamına geliyor. Yani hiçbir narsistik eğilimi yok bu insanların. Ve özellikle aslında Doğu toplumlarında diğer kamlık, yani altruizm dediğimiz... ...başkalarının iyiliğini kendimizden fazla isteme hali, başkasına faydalı olma isteme hali için... ...kendimizden vazgeçebilme durumu çok yüceltilir.
Kültürel olarak da çok özel olduğumuzu düşünmek, özel ilgi beklemek çok hoş karşılanan şeyler değil aslında. Ve tabii ki başkalarını düşünmek, onlara önem vermek güzel bir şey. Ama hani sıfır noktasında olacak boyutta o kadar kendini değersiz hissetmek, sıradan biri gibi görmek çok sakıncalı. Çünkü bu insanlar kimseden bir şey isteyemezler. Hiçbir şeyi hakkı gibi görmezler. Hani bir anlamda ilişkide böyle paspas gibi deriz. Ezer geçer herkes kullanır sömürür. Biraz daha böyle insanlar oluyorlar. Bu anlamda da sıfır ucunda olmak da iyi bir şey değil. Bu sebeple belli oranda narsizme aslında hepimizin ihtiyacı var.
Öncelikle sağlıklı narsizm nedir? Bundan bahsedeyim. Şimdi skalayı düşünelim. Sıfır ve on dedik. Bunun ortalarında yer almak bizim için en sağlıklısı. Çünkü dediğim gibi aslında hepimizde olan bir şey bu. Ve insan doğası narsistik bir dışavurum eğimiyle şekilleniyor.
Sağlıklı narsizmin içinde kararlılık var, saygı var, bir şeyleri başarabileceğimize dair bir inanç var. Hepimizin zaten onaylanmaya, takdire, sevilmeye, görülmeye ihtiyacı var. Ve bu ihtiyaçlarımız eğer çocukluğumuzda yeterince karşılanmışsa... ...sağlıklı narsistik bir benlik geliştirebiliyoruz. O zaman kendi başarılarımızda gurur duyabiliyoruz. Bunu başkalarıyla paylaşmaktan çekinmiyoruz. Ama narsistik kişilik bozukluğu olan insanlardan farklı olarak... Başka insanlara empati de duyabiliyoruz. Onların başarılarından da mutluluk duyabiliyoruz. Aslında empati hissedebilme durumu ve aşırı bencillik, sağlıklı ve sağlıksız narsizmi ayırt edebilmek açısından oldukça önemli bir özellik. Yani aslında bunların aralarındaki farkın başlıca göstergesi de bu oluyor.
Buna karşılık narsistik kişilik bozukluğunu düşünürsek, bu insanlar çok yıkıcı olabilirler. Çok yaralayıcı, eleştiriler yapan, özgüvene zarar veren insanlar bunlar. Ve sağlıklı narsizmde böyle bir şey yok. Burada daha çok kendinden memnun olma hali var. Mesela toplumda bildiğimiz öncü birçok kişi bu durumda olabilir. Çünkü sağlıklı narsizm insanların kendi narsistik ihtiyaçlarını karşılamak için bir şeyler yapmaya, bir şeyler başarmaya iten bir şey. Yani bir nevi harekete geçiriyor bizi.
Ve özgüveni yüksek insanlar haliyle daha cesurdur, yenilikleri daha açıktırlar. Bu insanlar kendilerinden memnun oldukları gibi artıları eksileriyle kendilerini kabul eder, olumlu yönlerini de görüp bunu da paylaşabilirler. Baya iddialı kişiliklerdir hatta, o yüzden toplumda tanınmış olma ihtimalleri de yüksektir ve hayat zorlaştığında onları ayakta tutacak hayalleri ve kendilerine inançları vardır. Empati sahibi ve özgüvenli oldukları için sağlıklı narsistik bireyler oldukça ideal ilişkiler yaşayabilirler. Bu noktada denge çok önemli. Mesela arkadaşlarını ve eşlerini gerçekte olduğundan daha iyi görme eğilimi sağlıklı narsizmin bir parçası. Ama bir kişilik bozukluğu olan narsizmde bu farklı bir şekilde ilerliyor. Bunu narsistlerin ilişkideki hallerini anlatırken daha detaylı paylaşacağım zaten.
Şimdi spektrumun sol tarafına diğer kamlık demiştik. Ortası en sağlıklı olan alan dedik bu düz çizginin. Şimdi bir de sağ tarafına bakalım. En sağ tarafına da biz açık uyum bozucu narsizm diyoruz. Ve daha önce de dediğim gibi onlarla ilişkide olmak çok yıkıcı.
Patolojik narsizmde kişi sağlıklı olandan farklı olarak kendinden hiç memnun değil aslında. Yani özgüveni yerlerde diyebiliriz. Çok özgüvenli gözükürler bunlar. Ama aslında bu durum tam tersidir. Özünde kendini çok kusurlu ve yetersiz görür patolojik narsistler ve bundan o kadar utanırlar. Bu şekilde kabul edilmeyeceklerine o kadar inanırlar ki bir maskenin ardında yaşarlar. Yani aslında kendilerinden hiç memnun değillerdir. Ama bir yansıma yaratırlar kendilerine toplumun gözünde.
ve onu mükemmel olarak görürler ve bütün değerleri, hareketleri bu yansımayı korumaya yöneliktir. Peki bir insan nasıl narsist olur? Aslında doğuştan bazı genetik eğilimlerimiz olsa da narsizm çocukluk dönemi yaşantılarımızdan meydana geliyor. Daha önce çocukluk dönemimizdeki bağlanma deneyimimizin yani anne babamızla oluşturduğumuz güven duygusunun kendi duygu ve davranışlarımızı nasıl etkilediğinden karakterimiz üzerindeki etkilerinden konuşmuştum. Daha önce dinlemediyseniz bunu ben niye böyleyim peki değişebilir miyim adlı bölümde dinleyebilirsiniz.
Aslında her çocuk biraz narsisttir diyebiliriz. Çocuklar dünyaya geldiklerinde dürtüleriyle hareket ederler. Bir çocuk için dünya büyük ölçüde kendisinden ve kendi isteklerinden ibarettir. Ve dünyadaki başka kimseyi umursamazcasına kendi isteklerinin olması için ısrar edebilirler bu yüzden. Mesela her çocuk, annesi ve babası ne yapıyor olursa olsun oyununa eşlik etmesini ister. Edilmezse öfkelenir, ağlar. İlgi için de mesela ağlar sık sık.
Çocuğun bu narsistik ihtiyaçları anlayışlı ve sevgi dolu bir anne babayla sağlıklı narsizme evrilir ve zaman içinde başkalarının ilgisiyle kendi ilgisi arasında bir denge geliştirir çocuk. Annenin, babanın çocuğun kötü ve sevilmez olduğunu düşünmesine varmayacak seviyede ayıplanma düşüncesini, alma verme dinamiğini, kişisel sorumlulukları öğretebilirlerse çocuk da kendini kusurlu ya da bozuk hissetmeden nasıl sorumlu olabileceğini öğrenebilir hayatta ve narsistik kişilik bozukluğu İşte tam da bu sürecin sağlıksız bir şekilde geçilmesiyle ortaya çıkar. Çok eleştirilmiş, pek söz hakkı verilmemiş, duyulmamış bir çocuk olabilir narsis. Aslında yaralı bir kişilik. Yani böyle düşününce onlar da hayata karşı mağdurlar. Ama çok hasar bırakıyorlar, çok zarar veriyorlar tabii ki karşılarındakilere.
Bir başka açıklama da çocuğun sevilmesinin koşullara ve performansa dayalı olduğu bir ortamda büyümesi diyebiliriz. Yani ondan hep en iyi olmasının beklendiği, ona bir mükemmellik algısı oluşturdukları, her şeyin kusurlu, yetersiz, sevilmez olduğunu öğrettikleri bir ortam olabilir. Yani çocuk sevginin bitebilir ve koşullu olduğunu öğrenmiştir. Ve tabii duygusal ihtiyaçları da sadece muhteşem başarılar elde ettiğinde karşılanabileceğine inanır. Ve anne babanın ona karşı duyduğu sevgiyi, gurur ve ilgiyi sadece başarıları üzerinden anlamlandırabilir. Ama çocukluk döneminde bu duygusal ihtiyaçlar çok kısıtlı karşılandığı için de... Hayata karşı benim kimseye ihtiyacım yok ve kimseye güven olmaz gibi algılar geliştirebilir. Böyle olduğu için de sıklıkla ilişkileri çok yüzeyseldir zaten. Çok derin ilişkiler kuramazlar.
Bu çocuk aslında olduğu gibi sevilmemiştir ve kendi eğilimlerini keşfetmesi konusunda da ona kimse rehberlik etmemiştir, hiçbir konuda cesaret vermemiştir. O hiçbir zaman tamamen güvende hissetmemiştir, sorgusuzca sevildiğini hiç düşünmemiştir. Bu sebeple de kendine bir persona yaratır ve çok ışıltılıdır bu kişilik, çok erdemlidir, her şeyin enidir ve onu parlatmak için uğraşır hayatı boyunca. Ve bu uğurda da başkalarını manipüle eder, herkesi kendi için kullanır. Yani birinden çıkarı yoksa o kişiyle bir ilişki içinde olmaz. Çünkü aslında her şey bu imajı parlatmaya yöneliktir.
Peki, bu yarattığı personanın içinde aslında özünde bir narsist nasıldır? Yani bir narsisti nasıl tanırız? Şimdi size 13 madde sayacağım ve bu maddelerden 10'u varsa olasılıkla ileri boyutta narsist bir kişiliktir bu. Peki nedir bu ortak özellikler? Öncelikle çok bencildir. Sanki dünya yalnızca onun etrafına dönüyor gibi davranır.
Her şeyi kendine hak görür, kuralları o koyar, isterse o çiğner. Onun dışında çok aşağılayıcıdır, başkalarını küçümser, zorbacı davranışları olabilir. Bir şey istiyorsa bu konuda çok ısrarcıdır. Ayrıca da size karşı çok güvensizdir. Yani sizin ona neden iyi davrandığınız hakkında hep kuşkuları vardır. Bunun dışında demin dediğim gibi anne babanın sevgisi performansa dayalı olduğu için çok da mükemmelliyetçidir. Çok katı yüksek standartları vardır. Kendini beğenmiştir ve yarattığı persona da sizden ve diğer tüm insanlardan da üstün olduğuna inanır ve yanınızda da kolayca sıkılır bu sebeple.
Sürekli övülmek ister, sürekli doğrulanmayı bekler. Hep ona yarar yani kısaca. Beyincili olduğu için tabii aynı zamanda anlayışsızdır da. Sizin ne hissettiğinizde hiç ilgilenmez, asla da anlayamaz. Hatalar yapsa da hiçbir şeyden pişmanlık duymaz. Yani içten bir özür asla dileyemiyor bu kişiler. Hani hata yaptım diyemiyor size gelip. Takıntılıdırlar aynı zamanda.
...ayrıntılara, ufak detaylara da çok fazla kafa yorarlar. Çok kolay bağımlılık geliştirebilirler. Yani bağımlıdırlar, zararlı alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemezler. Bunları da böyle işte alkol gibi falan kendilerini yatıştırmak için kullanırlar. Ve son olarak da önceden dediğimiz gibi yüzeysel ilişkileri vardır. Duygusallıktan uzak dururlar. Yani duygusal olarak kopuk insanlardır bunlar. Ve tabii bir de bu insanlar nasıl ilişkiler içinde olmak isterler? Onu konuşalım. Genelde narsistler dikkat çeken insanlarla olmak isterler. Yani toplumda yüksek bir konumda olan, hayran oldukları kişiler olur bunlar. Genelde onlara ilgi duyarlar. Sağlıklı narsizmde arkadaşlarının ve eşlerinin gerçekte olduğundan daha iyi görme eğilimi var dedik. Ama bir kişilik bozukluğu olan narsizmde, ilişkinin başında karşıdaki insanı idol haline getirmek, yani gerçek dışı üstünlükte görmek var. Ama işin kötü yanı, bu tek kişinin hayranlığı bir noktada onlara yetmemeye başlıyor. Yani ilişkinin ilerleyişini anlatayım biraz. Demin dediğim gibi ilgi duydukları kişi çok akıllı olabilir, entelektüel, iyi okumuş, işte çok zengin olabilir, çok güzel olabilir mesela. Yani narsistin ve toplumun iyi kabul ettiği özelliklerden fazlaca olur genelde bu kişi de. Ve bu yanlarına yakıştırdıkları kişiyi bir hedef olarak, özel olarak seçerler.
Burada mantık şudur, bu kadar özel biri beni istiyorsa o zaman ben de epey özel biri olmalıyım. Önem verdiğimiz kişileri yüceltmek bizim adımıza da güzeldir aslında. Bu normal, sağlıklı bir şey. Ve ilişkinin başında kusurlarını görmezden gelme eğilimi hepimizde var. Hani aşkın o gözümüzü kör ettiği dönemde. Ama narsistler bundan ziyade kusurları yok sayarlar. Ve bu kusurları fark ettiklerinde de bu kişi gözlerinden düşmeye... ...eski parlaklığını yitirmeye başlar. Narsistin gözüne kestirdiği yani hedef yaptığı kişiye duyduğu istek... ...aslında bizim klasik anlamda aşk anlayışımızla örtüşmez. Yani o bildiğimiz aşk hissi değildir onların duyduğu şey. Ve bu kişi onların hayatlarındaki bir eksikliği kapatıyor olabilir... ...bu saydığımız çokça olan güzel özellikleriyle.
Şimdi ilişkinin evrelerine gelelim. Bu kişiyi gözlerine kestirdiler. Sonrasında dört evrede yaşanıyor genelde bu ilişkiler. İdealleştirme, değersizleştirme, terk etme ve geri dönme şeklinde ilerleyebiliyor. İlk evrede narsistik kişilik bozukluğu olan bu kişiler çok farklı davranıyorlar. Hani muhteşem bir aşk hikayesinin içinde gibi hissediyorsunuz kendinizi. Çok ilgililer, çok vericiler. Hem sizi idealize edip yükseltiyorlar bu devrede... Hem de hedef olarak belirledikleri için onun heyecanını yaşıyorlar. Ve bütün marifetlerini bu evrede sergiliyorlar aslında. Ama demin bahsettiğim gibi ya, öz saygısı o kadar az ki bu kişilerin... ...çevrelerinde hep hayranlığa ihtiyaç duyuyorlar. O sebeple de bir noktada o tek kişi ne yaparsa yapsın... ...onun ilgisi, hayranlığı yetmemeye başlıyor. Ve bu noktada ilişki de değişmeye başlıyor. İkinci evreye geçiliyor. Yani değersizleştirme.
Normalde ilişkiler karşılıklı alma, vermeye dayalı olur ama... ...narşist kişi bu evrede tamamen alma odaklı olmaya başlıyor. O gösterdiği o aşırı sevgi, ilgi tamamen kesiliyor. Ve hele ki bu insan biraz da kıskanç ve obsesif bir insansa... ...zaten zor olan bir durum iyice zorlaşmaya başlıyor. İşte eleştiriler artıyor, talepler artıyor, huzursuzluk, kavgalar başlıyor. Hep sıklıkla negatif bir ortam içinde buluyorsunuz kendinizi. Ve egosantrik bencil yanları iyice ortaya çıkmaya başlıyor.
Bu evrede sizin ona sürekli sevgi göstermenizi, sürekli onu takdir etmenizi, gözünüzde büyütmenizi istiyor. Ve bu ilk evredeki o yüksek aşk halinden bu noktaya düşmek tabii karşı tarafında özgüveninin sarsılmasına sebep oluyor. Yani sanki bizde bir eksik varmış gibi hissedebiliyoruz. Çünkü en tepeden yere çakılmışız nihayetinde bu dönemde.
Sonra üçüncü evreye geçiyoruz ve bu evrenin devam etmesi de aslında biraz bizim sabrımızla. Yani bu duruma katlanmaya ne derece adanmış olduğumuzla da ilişkili. Narsistler aşkı, sevgiyi bizim düşündüğümüz gibi yaşamıyor dedik. Aynı zamanda ama terk edilme korkuları da var. Yani çok büyük zarar veriyor onların egolarına bu ve hırçınlaşabiliyorlar bu tür durumlarda. Ve statü de tabii onlar için oldukça önemli.
O yüzden bir ilişkide bir şey alamayacaklarına inandıklarında devam etmiyorlar ama... ...boşanmak ve böyle hani atıyorum bir evlilik var diyelim, ortada çocuklar var. Ondan vazgeçmek de istemiyorlar. Çünkü sonuçta bu toplumda saygı gördüğümüz bir konu. Evli olmak, çocuk sahibi olmak kabul edilen bir statü sebebi olabiliyor toplumda. Tabii terk edilmek de egosal bir yaralanma sağlıyor. O yüzden kesinlikle ayrılmak istemiyorlar bu tarz durumlarda ama çokça da aldatıyorlar ilişki boyunca. Yani o hayranlığa ihtiyaç olduğu için sürekli olarak aldatmaya devam ediyorlar. Bir de tabii kişilik yapısı olarak karşı tarafın özgüvenini de o kadar baltalıyorlar. Yani onu da kendilerine o kadar bağımlı hale getiriyorlar ki bu anlamda mağdur taraf da ayrılma gücünü kendinde bulamıyor yani zor buluyor.
Yani ilişkinin ilk evresinde bu kişiyi etkileyici davranışlarıyla kendine aşık ediyor. Sonra özgüvenini baltalaya baltalaya onu bağımlı bir hale getiriyor. Bu ayrılık evresini oldukça zorlaştırıyor. Bu sarmalının içinden kurtulmak gerçekten zor. Hatta böyle durumlarda böyle sıklıkla tehdit de edebilirler karşıdaki kişiyi. Çünkü ifşa olmaktan çok korkarlar. İtibarlarını korumak onlar için her şeydir. O yüzden suçlayıcı davranırlar, tehditkar olabilirler. Asla kendi hatalarını kabul etmezler, özür dilemezler. Bazen de terk edilmeden narsis kişisinden daha fazla bir şey alamadığına inanıp sıkıldıysa üçüncü evre, yani terk etme evresine kendisi de girebiliyor.
Ve bu dönemde sanki hiçbir değeriniz yokmuş gibi köşeye savurabiliyor sizi. Ghosting uygulayabiliyor, işte tüm irtibatı birden kesebiliyor. Kendinizi sömürülmüş, kenara atılmış, değersiz hissettiriyor size bu dönemde. Ama bir de çok klasik bir evresi var dördüncü evre dediğimiz, o da geri dönme evresi.
Narsistler genelde bitirdikleri ilişkilerine geri dönüyorlar. Eğer sizi yeniden etkileyebileceklerine inanıyorlarsa da bu döngü sürekli böyle sürüp gidiyor. Ve her seferinde birinci aşamayla başlayan bu döngü hızlı bir şekilde tekrar sonraki evrelere ilerliyor. Yani hiçbir zaman düzelmiyor aslında. Peki biraz da narsistik spektrumun sağ ucundaki kişiler değişebilir mi veya onlarla nasıl başa çıkabiliriz? Bunu konuşalım.
Aslında sevdiğimiz, beraber uyuduğumuz, seviştiğimiz, hem literel hem mecazi anlamda bizi en çıplak haliyle gören birinin narsist olabileceğini düşünmek çok üzücü bir şey. Ama bizi asıl üzen şey sanırım narsizmin değişmez bir kişilik özelliği, iyileşmeyen bir karakter bozukluğu olduğunu düşünmek. Ama bu konudaki düşünce aslında son yıllarda biraz değişmeye başladı. Aşırı uçta olan narsistleri ayrı tutarak diyorum tabii ama ılımlı narsistlerin bir kısmı aslında değişebilir. Öncelikle kendileri durumun farkında olmalı ve bunu istemeli tabii ki. Aşırı uçta olan zararlı narsistler aslında düşündüğümüz kadar çok değiller. Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre yüzde bir ile yüzde üç arasılar. Yani umuyorum ki hayatınızdaki narsist bu aralıkta biri değildir ve umuyorum ılımlı biridir ve değişmeyi de istiyordur.
Neyse değişme demişken işin özü narsizm de çocukluğumuzda yaşananlara karşılık öğrenilmiş bir tepki ve diğer başa çıkma yollarımız gibi çevresel koşullara bağlı olarak zayıflayabilir ve güçlenebilir. Zaten narsizm seviyemiz hiçbirimizin hayatında sabit değil. Sağlıklı narsizmden bahsediyorum bu arada. Yani bu dönemsel olarak değişken bir durum. Hatta sağlıklı narsizm bile yaşam koşullarımıza göre zaman zaman azalıp çoğalabiliyor.
Mesela hasta olduğumuzda bile spektrumun daha üst noktalarına çıkabiliriz. Çünkü diğer insanlardan daha fazla ilgi bekleriz, daha kendimize odaklı oluruz. Yani narsizm seviyesi zaman içinde değişebilir dediğim gibi. Hatta patolojik narsizmin bile yaşımız ilerledikçe azaldığını gösteren çalışmalar var. Ama onların kişilik görüntüleri çok zor kırılır, evet.
Öncelikle ilişki içinde oldukları insanlara ne kadar zarar verdiklerinin farkında olmaları lazım. Yani ilişkilerinin neden sağlıklı bir şekilde ilerlemediğinin farkına varıp bunu gerçekten değiştirmek isterlerse, belki o utanç duydukları, paylaşmaktan korktukları duyguları kabul etmeyi seçerlerse ve onları paylaşmayı öğrenmeye çalışırlarsa, o zaman değişim gerçekleşebilir. Ve bu evet çok uzun, zorlu bir yol ama asla olmaz da denemez. Ama diğer yandan da bahsettiğimiz açık uyum bozucu narsistler... ...yani spektrumun artık en sağında olanları için yapabileceğimiz pek bir şey yok maalesef. Bu durumda mümkünse onlardan uzak olmak, hayatımızdan çıkarmak... ...çıkaramıyorsak sınırlar koymak, mesafeli olmak üzerine çalışmak en doğrusu. Çünkü bu kişiler içten içe bizim özgüvenimizi kemirirler... ...ve hani bu kulak uyuşturup kemiren fareler vardır ya... ...aynı onlar gibi hissetmeden zaman içinde o özgüveni tamamen parçalarlar.
Peki bu bölümü dinlediğine göre hayatında şu an bir narsist olabilir veya geçmişte onunla bir ilişki yaşamış olabilirsin diye düşünüyorum. Biz ne yapabiliriz böyle bir durumda? Narsistlere karşı kendi zaaflarımızı öğrenip keşfetmeye çalışabiliriz. Çünkü narsistlerin tetiklediği bazı kişilik örüntüleri var ve bu örüntüler bizde varsa bir narsistin büyüsüne kapılma olasılığımız da daha yüksek. Mesela ben kendimden kuşkulanan başkalarının isteklerine boyun eğmeye meyilli birisem, Manipülatif bir insan karşısında onun söylediklerine boyun eğmeyi kabullenebilirim veya terk edilme, duygusal yoksunluk, kendini feda etme gibi duygusal örüntülere sahipsem bir narsistin beni terk etme tehditleri karşısında paniğe kapılabilirim ve karşımdakini kaybetmekten korkarak onun manipülasyonlarını sineye çekebilirim.
Zaten bir narsist de tam olarak bu kırılganlıklarımı kullanarak kendi alanını genişletebilir. Yani narsist biriyle başa çıkmada en önemli yollardan biri benim kendimi tanımam aslında. Ben kendimi tanırsam bir narsistin manipülasyonlarını fark etmem de o kadar kolay olur. Ve ilişkimde sürekli kendimi sorumlu olarak hissetmek ve görmek yerine, çünkü narsistlerle ilişkimde kendi örüntülerimin farkında değilsem bunları hissetmem çok olası, Bunun yerine karşımdakinin kusurlarına ve manipülasyonlarına fark edebilirim. Yani karşımdakini değiştirmem mümkün değilse bile, belki o ilişkinin döngüsünden bir noktada kendimi kurtarabilirim. Bu bölümün sonuna gelirken de sana sormak istediğim soru şu. Sen hayatında hiçbir narsistin yıkıcı etkisiyle tanıştın mı?
Peki, kendini bu döngüden kurtarmak için ne yaptın veya ne yapmayı düşünüyorsun? Bir sonraki patikada birlikte yürüyene dek, narsistlerden uzak bir dünyamız olsun dilerim.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.