
2.732 kelime · ~14 dk okuma
İnsanın kendini anlaması bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. PodB Medya ile beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz.
Merhaba, bu hafta ertelemek hakkında konuşacağız. İlk olarak bir itirafla başlayayım. Ben bu bölümü aslında iki gün önce çekecektim ama bugüne bırakmam gerekti. Yani erteleme bölümünü iki kere erteleyerek başlamış oldum haftaya. Bu hepimizin bence dönem dönem başına geliyordur eminim. Hatta bence şu sahne size de tanıdık gelecek. Yetiştirmem gereken çok önemli bir projem, bir görevim var. Bir araştırma yazısı yazıyor olayım. Hatta tezimden örnek vereyim yakın bir zamanda. Önümde aylar vardı. Yani minimum bir sene vardı çalışmaya başlamak için. Başlarda sürekli başlayacağım deyip durdum. Ama hep daha farklı küçük işler vardı önümde halletmem gereken. Tabii çok zaman olduğu için haftalar geçti. Ben kalem bile oynatmadım. Bu arada sadece kaynak araştırıp bol bol okuma yapıyordum. Çünkü okumak bana daha keyif veren bir kısmı bu projenin. Sonuçta bir performans kaygısı yok yazmak gibi. Yazmak daha efor gerektiren bir şey. Bu yüzden de yazmak yerine hep okuma yöne çektim. Belki gerekenden bile fazla araştırdım diyebilirim ki bu benim çok sıklıkla yaptığım bir şey. Mesela ne oldu? Zaman daraldıkça başlayacağım dediğim günler arttı. Gün içinde koşuturken buluyordum kendimi sürekli. Öğlen başlarım diyorum. Bir bakıyorum başka işleri hallederken öğlen geçmiş. Akşam odaklanıp iki üç saat yazarım diyorum. Gün boyu başka şeylerin peşinde koşuşturmaktan akşam artık böyle çok yorgun bir halde hissediyorum kendimi. İşim olduğunu bildiğim için de uykum erken geliyor haliyle. Olur ya böyle lisede sınavınız olur ve çok uykulu hissetmeye başlarsınız bir anda ama hiçbir şey yokken sabahlayacak kadar enerjiniz olur.
Yani bir şekilde zihnim beni başka şeylere yönlendirmeye başladı. İşte odayı toplamak, kütüphanemi düzenlemek, bir arkadaşımı aramak gibi böyle küçük işler. Ama aslında düşününce bu hiçbir şeyi de çözmüyor. İş hala orada duruyor. Zaman daraldıkça tezimle ilgili kaygım, stresim de artmaya başladı tabii.
Ki ben işleri stres altında, zaman darlığında hazırlamaya o kadar alışmışım ki, o kadar fazla uykusuz gece geçirmişim ki lisede, üniversitede. Çok uzun yıllar bu benim kabusuma girdi. Uykusuz kalmak yani. Hala ara ara kendimi lisede görüyorum ve rüyamda çok uykum oluyor ve ertesi gün yapmam gereken bir araştırma projesi çıkıyor. Ve diyorum ki, nasıl yapacağım bunu? Benim için bu kabus, Elm Sokağı'nda Freddy Krueger'la karşılaşmaktan daha korkutucu diyebilirim. Tezime dönecek olursam da bu hikayede nasıl bitti? Son üç gün hiç uyumadım. Son kalan kısım için çok çok rahatsız bir şekilde çalıştım yani.
Ama bitti ve evet, çok iyi bir puanla geçtim. Yani aslında sonunda başarılı olmuş oldum. Ama en son günlerde çok acı çekerek bitirmiş oldum. Peki neden yapıyorum bunu kendime? Çünkü bu sancılı süreci yaşamam çok anlamsız. E sonunda böyle olacağını biliyorum madem, kaç kez olmuş. Demeye çalıştığım madem biz insanlar doğuştan rasyonel hayvanlarız ve düşünme heyetimiz bizi diğer hayvanlardan ayırıyor, o zaman akıl yürütme temeline dayandırarak yapmam gereken işi planlı programlı bir şekilde yapmamın sebebim nedir?
Neden mantığımın tersine hareket edip son ana bırakıyorum bu işi mesela? Ve bu arada bir dipnot, ilginç bir şekilde erteleme problemi akademi camiasında çok yaygın. Buna da geri döneriz. Neden hani yüksek başarılar yakalayan insanlar, oldukça çalışkan, araştırmaya yazmaya alışkın insanlar bu şekilde erteliyor diye.
Ama erteleme bir tek akademisyenlerde değil, tabii birçok insanın hayatında var olan bir şey. Hatta her insan ara ara erteler diyebiliriz. Öyle ki Leonardo da Vinci gibi, Victor Hugo, Steve Jobs, Mozart gibi tarihteki en saygıdeğer dehalerde bile var bu durum. Hatta Aristoteles, Socrates gibi antik Yunan filozofları bile bu konu hakkında felsefi bir çıkarıma ulaşmışlar. Ve bunu akrasya demişler. Yani insanların kendi yararlarına olduğunu düşündükleri şeylerin aksini yapmayı seçme paradoksuna akrasya deniyor. Hayatın bu kadar yoğun olmadığı, bu kadar hızlı akmadığı dönemlerden beri bile mevcut bu sorun yani. Sen de benim gibi dönem dönem bir şeyleri erteliyorsan kendini bu konuda çok sert bir şekilde de yargılama.
Aslında bana bu konuda çok yardımcı olan bir kitap oldu. Bir süre önce okumuştum, John Perrin'in, Stanford'lı felsefe profesörü. Erteleme hakkında, Erteleme Sanatı diye bir kitabı var. Yapısal ertelemecilik diye bir şey anlatıyor ki, bence ben bu gruba uyuyorum. Hatta ben bu kitabı okuduğumda işte bu demiştim. Ertelemek hakkında kendine kızıyorsan, bence o kitaba kesinlikle şans vermelisin. Orada bizim gibiler için yapısal ertelemeci diyor. Yani başka şeyler yapmayarak pek çok şey yapan insan aslında.
Hep böyle çok önemli bir görev oluyor işte tez yazmak gibi. Ama onun dışında da listelerimizde böyle 20 adet daha şey oluyor tahmin ediyorum bugünün koşuşturmalı dünyasında. İşte ne yapıyor ya pısal ertelemeciler? İlkini yapmak yerine ilk orada duruyor böyle kocaman bir fil gibi. Etrafındaki işlere odaklanıyor. Aslında çok fazla şey yapıyorlar. Bir şekilde sıra ilkine de geliyor haliyle son birkaç gün kala belki. Ama onun dışında da o kadar çok şey hallediyorlar ki aslında günün sonunda başarılı insanlar oluyorlar. Ama erteleyerek yapıyorlar bunu. O yüzden o da diyor ki bu dünyanın en kötü şeyi değil. Bu sizin böyle bir başa çıkma stratejiniz. Ama aslında pek çok diğer şeyi yapmanıza da fayda sağlayabiliyor bu listeler diyor.
Liste yapmanın önemine de geri geleyim. Ama öncesinde şunu konuşalım. İnsanlar neden en kolay görevleri bile erteleme eğilimindedir? Yani özünde neden erteliyoruz her şeyi?
Sıklıkla erteleyen insanlar genelde kendileriyle ilgili, kendi iradelerinde, zaman yönetiminde bir problem olduğunu düşünürler. Diğer insanlar da genelde, özellikle bu insanların beraber iş yaptığı, proje tamamladıkları insanlar, onları tembel olarak görürler. Ama aslında erteleme tembellikle açıklanabilecek bir şey değil. Bir psikolog olarak ben ertelemenin duygu odaklı bir başa çıkma stratejisi olduğunu düşünüyorum.
Duygu odaklı başa çıkmada ne oluyor? Stres yaratan uyarıcıyla mücadele etmek yerine uyarıcının etkisini azaltmayı hedefliyoruz biz. Erteleyen insanlar da bir görevi tamamlamak hakkındaki sıkıntı, kaygı gibi bilinçli işlerindeki duygularla başa çıkabilmek için kaçınmayı kullanıyorlar. Ben böyle hissetmek istemiyorum, o yüzden bundan kaçacağım diyoruz yani. Aslında ertelemek, sanılanın aksine zaman yönetimiyle ilgili bir sorundan kaynaklanmıyor.
...duygu yönetimiyle ilgili bir sorundan kaynaklanıyor. Mesela benim tez örneğinde olduğu gibi... ...belki en iyi işi çıkarmak konusunda kaygılı hissediyorum... ...ve bu görevi o kadar önemsiyorum ki... ...yazma işini ileri bırakıp okudukça okuyorum... ...veya başka işlerime odaklanıyorum... ...hatta başka konular hakkında okuyorum. Zaten erteleme her zaman olmasa da... ...çoğu zaman o işi veya o işin sonucunu çok az değil... ...çok fazla önemsememizden kaynaklanan bir durum. Yani burada bir mükemmelliyetçilik mekanizması da var. Hani demiştim ya akademi camiasında erteleme çok yaygın diye...
Yüksek beklentiler, performans kaygısı, mükemmelliyetçilik gibi unsurlar yapacağımız iş hakkında olumsuz duygular hissetmemize yol açıyor. İlk sebep bu diyebiliriz erteleme hakkında. Profesör Perry mesela bu konuda şunu diyor, pek çok ertelemeci, ertelemeci deyince biraz komik oluyor ama öyle diyeceğim, ertelemeci mükemmelliyetçi olduğunu fark etmiyor aslında. Çünkü şimdi düşünelim hiçbir şeyi mükemmel ya da mükemmele yakın biçimde yaptığımızı düşünmüyoruz. Aslında yanlış bir biçimde mükemmelliyetçi olmanın işleri mükemmel şekilde tamamlamayı gerektirdiğini düşünüyoruz. Ama aslında bu bizim zihnimizde yani kendimiz bir şeylere önem atfedip hayal dünyamızda onu çok iyi yaptığımızı kurmaya başladığımızda kafamıza mükemmelliyetçilik başlıyor.
Bir mükemmelliyetçilik fantezisi kuruyoruz. Bu da işleri daha zora sokuyor ve kaygıyı arttırdığı için de ertelemeyi besliyor. Bir taraftan da erteleme bu self-regulation dediğimiz özdüzenleme becerilerinde bir eksiklikten kaynaklanıyor. Düşünce, duygu, darbanışlarımızı gözlemleme ve yönetme becerisine özdüzenleme diyoruz biz. Bu eksik olunca da bir işi yapmanın getirdiği hislerle yüzleşmek yerine daha iyi hissetmek için ondan kaçıp başka işlere yönelebiliyoruz ve bize olumsuz duygular hissedecek şeyleri de daha da ileri atabiliyoruz böyle olduğunda. Yani ertelemenin ikinci bir sebebi de negatif duygulardan kaçmak diyebiliriz. Aslında iyi hissettiren şeyleri öne çekip diğerlerini erteleme eğilimimize dair bir çalışma da var bununla ilgili paylaşabileceğim.
171 katılımcıdan tatları lezzetten iğrence kadar değişen Jelly Bean şekerlemelerinden yemeleri isteniyor. Bilmiyorum ne olduğunu biliyor musunuz? Ben çocukken yerdim, severdim. İçinde ne olduğunu bilmediğiniz tatlar çıkıyor şekerlerden. İşte çok lezzetlileri de var. Portakal şerbeti ya da karpuz aromalı gibi. Bazılarında da böyle çürük yumurta gibi çok rahatsız edici lezzetler de çıkabiliyor, tatlar da çıkabiliyor. Bu araştırmada şunu gözlüyorlar, insanlar bunlardan lezzetli olanları yemek konusunda çok sabırsız ve heyecanlılar ama kötü olanları yemekten hem korkuyorlar yani ertelemek istiyorlar hem de onları yemek için beklemek zorunda olma hissinden de hoşlanmıyorlar. Araştırmacılara göre bu şaşırtıcı olmayan bir şekilde insanların şimdi iyi şeylere sahip olmak ve kötü şeyleri ertelemek istediğini gösteriyor.
Yani olumlu ya da olumsuz görevler hakkındaki beklentilerimiz de bizim davranışlarımızı bu şekilde yönlendiriyor. Mesela bir örnek daha, insanlara şimdi veya bir ay içinde ne zaman bin lira almak istediklerini sorsanız, hemen şimdi almak isterler. Haz veren şeyleri bir an önce yaşamak isteriz çünkü ama bir fatura için ne zaman bin lira ödemeyi tercih edeceklerini sorarsanız, İnsanların yarısı daha sonra ödemeyi tercih edecektir. Çünkü olumsuz bir eylemi ertelemek isteriz. Şimdi bu olayı tekrar yapmamız gereken bir işe bağlarsak, bir işi yaptığımıza çıkacak olan sonuç üzerindeki beklentimiz bizim ondan kaçmamıza sebep olabiliyor. Mesela bu işin sonunda başarısız olma kaygımız varsa, beynimizin ödül mekanizması negatif duygulardan kaçmaya çalışırken bizi başka işlere yönlendiriyor.
Aslında bu bizim şimdiki benle gelecekteki ben arasındaki bir çatışma olarak tanımladığımız bir senaryo. Yani nedir gelecekteki ben? Bir gelecek projeksiyonu. Sanki o kişi tam da ben değilmişim gibi. Şu andaki ben hep daha ağır basıyor. Çünkü erteleme aslında bugünkü beni yalnızca o an için rahatlatıyor. Ama gelecekteki beni daha zor bir durumda bırakıyor. Hem psikolojik hem muhtemelen fizyolojik olarak böyle sabahlamam gereken geceler olursa. Ve araştırmalara göre erteleme konusunda şimdiki ben çoğunlukla gelecekteki benden daha ağır basıyor insan psikolojisinde her zaman. Yani şimdiki ben kafamızda kurduğumuz gelecekteki benden daha önemli oluyor. Ama düşününce aslında bu davranış hiçbir şeyi çözmüyor. Zaman daraldıkça yapacağımız işle ilgili kaygımız, stresimiz gitgide büyüyor ve ayaklarımız daha da geri gidiyor bu işe başlamak konusunda.
Ama aslında bu bir kısır döngü. Çünkü ertelediğimde sıkıntı, zorlanma, özgüvensizlik, endişe gibi bu hoş olmayan durum ve duygulardan kaçmaya çalışıyorum. Ama sonrasında utanç ve suçluluk duygularına kapılıyorum bu sefer de. Bu da daha da fazla ertelememe yol açıyor ve bu kısır döngünün içinden çıkamıyorum. Yani ne oluyor? Gelecekteki davranışımın bedelini ödeyeceğimi bilsem de bir şey ertelemenin sonucu olarak elde ettiğim ani o duygusal rahatlama sanki o an bunu yapmama değermiş gibi hissettiriyor.
Ama aslında bu da beynimin bir yanılgısı. Çünkü gerçekte bu kısa vadeli duygusal rahatlama nadiren buna değiyor. Aslında genel ruh sağlığımız üzerinde zararlı bir etkisi oluyor uzun vadede diyebilirim. Erteleme hem tez örneğimde anlattığım gibi uykusuz, kaygılı bir şekilde daha kısa sürede tamamlamam gereken daha çok iş bırakıp stres seviyemi arttırıyor. Aynı zamanda bir de kendime karşı daha eleştirer olmamı, daha suçlu hissetmemede neden oluyor.
Bu da erteleyen insanları kaygı ve depresyona karşı daha savunmasız hale getirip psikolojik sıkıntılarını da arttırıyor. Şimdiye kadar neden ertelediğimizi anlatmaya çalıştım. Bu zaman yönetiminden çok duygu yönetimiyle ilgili bir süreç. Neden ertelediğimize gelince de bir konuda özgüvensiz hissetmemiz, kaygı duymamız, yüksek beklentiler karşısında kendimizden şüphe etmemiz, negatif duygulardan kaçmak istememiz ve bunlara sebep olan şeyler. Peki sebepleri biliyoruz. Ertelemeyle başa çıkmak için ne yapabiliriz o halde?
Şimdi biraz da bunlar hakkında konuşalım. İlk olarak öncelikler listesi yapmak diyebiliriz. Bence bunu birçok kişi hayatına katmış durumda. Zaten hepimizin işte bahsettim ya bitmek bilmeyen listeleri var. Benim şu an sanırım 25 madde falan kaldı. En son bu hafta başladığından beri. E şimdi bu listeleri hangi iş ne kadar önemli veya ne kadar acil diye bölüp ona göre hazırlamamız gerekiyor. Önem sırası atfettiğimiz işleri de önem sırasını hiçbir şekilde değiştirmeden buradan adım adım ilerleyeceğiz. Ki daha önce size bahsettiğim bu John Perry'nin dediği yapısal ertelemeciler liste yapmayı çok seviyorlar. Ama o da diyor ki, bu günlük yapılacaklar listeleri sadece ne yapmamız gerektiğini hatırlatmak için orada değiller. Aslında diyor ki, onların esas fonksiyonu, ertelenmeci görevleri tamamladıkça listeye tik atma deneyimi yaşatmaktır. O hazzı herhalde siz de biliyorsunuzdur. İlerledikçe üstünü çizmenin bir şeylerin ve hakikaten bir şeyler tamamlıyorum diye bir şekilde kendini iyi hissetmeye başlamak. O yüzden o listeleri düzenlemek önemli. Hatta o diyor ki, tamam önem sırasına göre dizelim ama
Bir de çok küçük işlere bölün yani o kadar küçük işlere bölün ki üstünü çizeceğiniz birçok şey olsun ve her gün bir şeyler yapmış olun bu konuda da kendinizi daha iyi hissederek daha motive olmaya başlayın diyor. Bu Japonların kaizen metodu yani bir işi ufak parçalara bölmek ve bu ertelemenin en önemli panzehirlerinden bir tanesi. Mesela ertelemekle ilgili bir podcast bölümü yapıyorum şu an. Nasıl ufak parçalara bölebilirim?
İlk görevim genel bir araştırma kaynak taraması yapmak olabilir. İkinci aşama olarak da bölüm içinde neden bahsedeceğime karar veriyorum. Ana hatları çıkartıyorum. Nereden, hangi konudan bahsetsem, neye geçsem. Mesela bu bölümde önce ertelemenin nedenlerini, sonra nasıl bir savunma mekanizması olduğunu, en sonda ertelememek için neler yapabileceğimizi konuşuruz diye düşündüm. Üçüncü aşamada da bunu çok gözümde büyütmek, işte tonlarca literatür taradıktan sonra bütün konular hakkında oturup hangisini, neyi anlatayım diye düşünmek yerine
Parça parça ilerleyebilirim. Yani ilk bölüme odaklanabilirim. Bir sürü şey araştırmak yerine sadece ertelemenin nedenlerini araştırıp, o gün mesela sadece ona bakabilirim gibi gibi yani böyle işte önümdeki bir görevi hafızalık görevlerinden bir tanesini bu şekilde küçük parçalara bölerek bu sayede de belki erteleme hissimden kurtularak yapabilirim. Çünkü böyle parçalara böldüğümde hem yol haritamı belirliyorum, aksiyon almam çok daha kolaylaşıyor tabii.
Hem de daha kolay tamamlayabileceğim işleri daha hızlı hallediyorum. Hallettiğim her işe de bir tane tic koyuyorum. Yani ilerleme, aşama kaydetme hissini yaşıyorum ve kendimi de ödüllendirmiş oluyorum. Yani bir tane liste işte podcast bölümü çekeceğim yazmak yerine adım adım hepsini yazdığımda, her bir adımı tamamladığımda da basamakları teker teker tırmandığımı da hissedebiliyorum bu sayede. Adımları teker teker tırmanmak demişken motive olmaktan da bahsetmek istiyorum. Genelde biz motive olmayı bekliyoruz bir şeylere başlamak için.
Ama aslında bir şeyleri yaptıkça motive oluyoruz. O yüzden adımlara bölelim dedim zaten. Yani bir işi yapmaya başladığımızda adım adım tamamladıkça onu başarma duygusunu tattıkça daha da motive oluyoruz. O yüzden çok motive hissetmiyoruz diye bu işe başlamayacağız anlamına gelmiyor. Biraz da kendimizi bu noktada zorlamak gerekiyor. Şimdi zorlamak gerekiyor derken başka bir maddeye bağlayacağım bunu da. Hemen başlamak. Yani motive olmayı beklersek daha çok bekleriz diyebilirim. Çünkü zaten yapacak çok işimiz var. Sonuçta bu yapacağımız, tamamlayacağımız şeyden alacağımız haz yani sonunda ulaşacağımız çıkarım çok daha uzun vadeli bir şey. Ne dedik? Gelecekteki beni çok da düşünmüyoruz. Şimdiki beni odaklanıyoruz. O yüzden bunları kendi düşüncemize, kendi zihnimizin kontrolüne bırakmak yerine kendimize görev olarak hemen başlamayı seçeceğiz. Nedir yani? Ufak ufak işlere böldük, listemizdeki önemli şeyi aldık elimize ve hemen başlıyoruz. Ertelemiyoruz. Hangi hisleri hissedersek hissedelim. Gözümüzü de büyütebiliriz. Bundan kaçmak isteyebiliriz. Bu duyguları hissedebiliriz. Ama bundan kaçmayıp kendimize bu görevi verip hemen başlıyoruz.
Yani olumsuz duygular demişken hani bir örnek vermiştim demin. Bin lira verilecek olsa hemen almak isteriz ama ödememiz gerekse ileri atarız diye. Çoğu zaman başlayacağımız şeyi olumsuz olarak görüyoruz. Yani zor bir görev olarak görüyoruz. Saydık zaten nedenlerini. bir görevi olumsuz olarak görmek, onu yapma konusunda daha az motive olacağımız anlamına geliyor. Yani onu olumlu bir şekilde yeniden çerçevelemek, onu başlatma ve tamamlama olasılığımızı çok daha yükseltir. Nasıl? Mesela koşuya çıkacağım diyelim. Koşuya şimdi, üf işte çok yorulacağım, ben bu koşuyu nasıl tamamlayacağım? Hep böyle hisler içinde başlamaya çalışırsam, onu yapmama ihtimalim çok daha yüksek. Ama o koşunun bana getirilerine odaklanırsam, koşu bittiğinde ne kadar mutlu hissedeceğim? Ne kadar daha güçleneceğim böyle yaptıkça, ne kadar daha aktifleşeceğim, sağlığım adına iyi bir şey yapıyor olacağım gibi hedeflere yöneldiğimde, yani olumsuz atfettiğim görevler hakkında düşünme şeklimi değiştirdiğimde aslında bu konudaki motivasyonumu da ve hemen başlama ihtimalimi de arttırmış oluyorum. Yani bir görevi yapmak zorunda olmak yerine yapma fırsatım, yapma olanağım olduğunu düşünmek, bunu kendime hatırlatmak bu anlamda çok etkili.
Bu saydığım maddeleri uyguladığımızda mutlaka erteleme konusunda bize büyük faydaları olacaktır. Ama ben bir de tüm bu maddelere bir şey eklemek istiyorum. O da erteleme konusunda kendini yargılamaman. Dediğim gibi hepimiz dönem dönem bunu yapabiliyoruz ve bazen de ertelediğimiz konuları belki zorlaştırıyoruz ama o sırada birçok başka işi de hallediyoruz. Bunu fark ettiğimiz zaman da hem erteleme konusunda daha iyi hissetmeye başlıyoruz
Hem de işleri tamamen erdirme yeteneğimiz de gelişiyor. Çünkü alttan alta hissettiğimiz suçluluk, utanç duyguları kalkıyor ortadan. Yani kendimizi sertçe yargılamak yerine öz şefkatle olmak, kendimize şefkat göstermek bu konuda bizim ileride daha az erteleyeceğimizi gösteriyor. Hatta öğrenciler üstünde buna dair yapılan bir araştırmada çalışmayı erteleyen öğrenciler çok yargılayıcı oldukları zaman erteleme eğilimlerinin daha da çok devam ettiği gözlemlenmiş.
Ama bu konuda kendilerine affedici davrandıklarında aslında erteleme dürtüsünün azaldığı gözlemlenmiş. Kısaca kendimize karşı öz şefkatli olmak, yani başkalarına gösterdiğimiz şefkati kendimize de göstermek çok önemli. Mantık dışı gibi geliyor söylediğimizde ama Bilime göre öz şefkat hem ertelemeyi azaltıyor hem de hedeflerimize ulaşmamıza daha yardımcı oluyor. Bölümün sonuna gelirken sana sormak istediğim soru şu. Sen erteleyen biri misin? Bir şeyleri ertelediğinde ve sıkışmaya başladığında hangi olumsuz duygulardan kaçtığının farkında mısın? Belki tekrar kendimi erteleme sarmalında bulduğunda bu duyguları tespit etmeyi deneyebilirsin. Bir sonraki patikada birlikte yürüyene dek bölümlerimi dinlemeyi erteleme lütfen.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.