
3.980 kelime · ~20 dk okuma
İnsanın kendini anlaması bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. PodB Medya ile beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz.
Merhaba. Bu hafta da Bodrum'dan bildiriyorum. Bakalım daha ne kadar farklı yerlerde dolaşıp farklı yerlerden kayıt açacağım, kayıt yapacağım. Bir haftadır Bodrum'daydım. Yavaşladım, sakinledim. Çok iyi geldi. Şimdi şehrin hızlı hayatına doğru, İstanbul'un kavurucu sıcaklığına doğru geri döneceğim. Tam da bu bir hafta yavaşlama haftasından bahsederken bu haftaki patikamızı öz bakıma çevirmek istiyorum. Çünkü her sene 24 Haziran, 24 Temmuz arası öz bakım ayı. Son günü 24 Temmuz'da bitiyor bu ayı. Ona da dünyada öz bakım günü yani self-care day deniyor. Hani bizim dilimizde hiç düşünmeden çok kullandığımız bir söylem var, kendine iyi bak deriz herkese. Aslında ne kadar güzel bir temenni de düşününce aslında kaçımız yapabiliyoruz bunu? Dönem dönem kendimizi çok yorgun, tükenmiş hissedebiliyoruz. Hatta bazen belirli dönemler, haftalar, aylar, yıllar bile hiç
durmadan koşturarak geçebiliyor. O kadar çok koşturuyoruz ki farkına bile varmıyoruz hayatın. Aslında bu yorgunlukların, bedenimizin ve zihnimizin sınırlarının farkına varmak da çok önemli. Bu öz bakım günü de, hatta öz bakım ayı diyeyim, bunun için kutlanıyor. Yani sağlıklı yaşamın temel taşı olarak kişisel bakımın önemini vurgulamak amacıyla.
İnsanların kişisel bakımlarını günlük rutinlerinin bir parçası haline getirmeye, yani bunu bir öncelik haline getirmeye teşvik ediyor bugün. Yani amacı bu aslında. Öz bakım deyince nedir bu self-care dediğimiz öz bakım? Zihin, beden, ruh sağlığı açısından kendimize özen göstermek, kendimize iyi bakmak demek.
Ama şimdi düşününce öz bakım dediğimizde yaygın olarak aklımıza bu becerilerin içinde sadece beden odaklı şeyler geliyor. Yani işte cildimize bakmak, saçımıza bakmak gibi. Ama aslında zihin ve ruhu beslemek de öz bakım becerilerinin en önemlileri arasında. Aslında önemli olan burada kendimize ayıracak vakit yaratmak. Ruhumuza iyi gelen şeylerden bir rutin oluşturabilmek. Çünkü öz bakım kendini önceliklendirmen demek.
Biz toplumsal olarak başkalarını memnun etmeye, o diğer kamlık üzerine kurulu bir geleneğe göre yaşıyoruz. Doğduğumuzdan beri bu özellikler yüceltiliyor çünkü. Birine kendini adamak, başkası için bir şeyler yapmak... O yüzden genelde bir özbakım rutini oluşturmak denince ön yargılarımız girebiliyor devreye. Sanki bencilce davranıyormuşsun ya da çok gereksiz bir şeyle ilgileniyormuşsun gibi gelebiliyor başta.
Ama bu doğru değil. Bu hayatta herkes kendini önceliklendirmeyi hak ediyor. Hatta önceliklendirmesi gerekiyor zaten. Önceliklendirme derken sadece kendimiz odaklı yaşayıp bütün her şeyi kendimiz adına yapmak değil bu tabii ki. Ama kendimize de zaman ayırmak. En önemli nokta bu. Tabii ki her sabah mümkün olmuyor bütün kurguladığımız rutinlerle güne başlamak. Bazen hepimiz o alarmın çalışıyla yataktan fırlayıp nefes almadan yoğun bir günün içine dalabiliyoruz.
Ama ben bunu aslında çok mazeret bulduğum en yoğun günlerimde de gördüm. Bazen en rahat dönemlerimde ayıramadığım 10 dakikayı en yoğun, en stresli günlerimde gerçekten istersen bir şekilde ayırabiliyordum. Yani aslında 10 dakika herkes ayırabilir kendine ama bazen bakıyoruz önceliklerimiz farklı oluyor. Yani 10 dakikayı neye veriyoruz aslında? Bazen telefonumuza bakarak.
Bazen 10 dakika daha sunumuza basıp o alarmı ileri atarak. Yani aslında günün sonunda herkesin hayatından kıyıda, köşede çıkacak 10 dakikası, 20 dakikası, yarım saati var. Ama biz öncelik yapmıyoruz genelde bunları. Son dönemlerde hayat daha da hızlanıp zorlaştıkça insanlar kendilerine bakma ihtiyacının farkına daha çok varmaya başladılar aslında. Bayağı da konuşulur oldu fark ettiyseniz. Hele sosyal medyada, işte bu öz bakım gitgide çok konuşulan bir konu olmaya başladı.
Tabii ki ruhsal sıkıntılar etrafında hala bir stigma var. Eskiye oranla insanlar bunu çok daha fazla konuşsa da yine de o stigma tamamen ortadan kalkmadı. Stigma derken kastım negatif bir önyargı, bir etiketleme, damgalama anlamında. Kimse bir kişiye mesela ateşi var diye ya da alerjisi var diye bir önyargı beslemez. Ya da bu o kişinin toplumsal olarak değerinden bir şey eksiltmez. Ama genelde ruhsal bir çöküntü yaşayan biri için aynı şeyi düşünmüyoruz. Evet, sonuçta ruhsal bir çöküntü gündelik fonksiyonumuzu sınırlayan bir durum. Ama bunu birçok hastalık için de söyleyebiliriz. Yani mesela izin almamız gerekli. Ateşim var, migrenim tuttu, çok kötü durumdayım diye mazeret bildirebiliyoruz herhangi bir şey için, iş için, okul için. Mesela burada ben ortaokulda bir kutu tebeşir yemiştim sözlüğe katılmamak için. Ama bu arada yediğimle kalmıştım. Yani hiçbir şey olmamıştı, hastalanmamıştım. Bu arada böyle org çalıyorduk biz. Onun sözlüsü vardı.
Bu kesinlikle dinleyenlere tavsiye değildir. Yani aslında benim olmasını umduğum şekildeki rahatsızlıklar kabul görüyor toplumda. Yani ben o tebeşirleri yedim çünkü ateşlenip o sözüden kaçacaktım. Olmadı. Hüsranla bitti sonu. Ama mesela kendimi kötü hissediyorum, ruhsal anlamda zor bir dönemden geçiyorum bugün desem, asla bunu kabul etmezlerdi. Çünkü toplumsal olarak genelde böyle şeyler kabul görmüyor dediğim gibi.
Ben burada bu öz bakımı iki bölümde ele almak istiyorum, bölümün içinde yani. İlk olarak neler yapabilirim kendimi daha iyi hissetmek için? Yani bilimsel olarak kanıtlanmış şeyler üzerinden, o uygulamaların üzerinden bir konuşalım istiyorum. Şimdi ben bunları sana saydığımda hiçbiri çığır açmayacak. Çünkü hepsi aslında senin de kendine iyi geldiğini bildiğin şeyler.
Ama ben bunu uygulamıyorum, sen uyguluyor musun? Önemli olan nokta bu. Yani tekrar hatırlamak her zaman iyi oluyor böyle şeyleri. Yoksa kimse atomu parçalamıyor, Amerika'yı bir daha keşfetmiyor. Çünkü basit şeyler bunlar, bilinen, defalarca söylenen şeyler. Yani biz insanlar anlık olarak konforlu hissettiren, yani anlık ödüller sağlayan şeyleri tercih ediyoruz. Onlara yönelme eğilimindeyiz.
Yani maalesef bu şeylerde de genelde hani kolaya kaçtığımız şeyler, uzun vadede bize iyi gelmeyen şeyler oluyor. Mesela stres atmak için yemek yemek, yani duygusal olarak yemek ya da sosyal medyada kaybolmak. Biz bunları stresimizi yatıştırmak için yapıyoruz ama uzun vadede kesinlikle iyi gelmiyor. Kendimize bakmış veya dinlenmiş olmuyoruz mesela bunları yaparken. Yani mesela şimdi dürüst bir şekilde düşün. Sana iyi geldiğini bildiğin şeylerden kaçını yapabiliyorsun?
Ben ilk bölümlerden birinde alışkanlık, rutin oluşturmaktan baya detaylı bir biçimde bahsetmiştim. Tekrar tekrar aynı şeyleri anlatmak istemiyorum. İstersen rutinler bölümünden tekrar dinleyebilirsin. Ufak adımlarla başlayıp kendimize iyi geldiğini, bildiğimiz şeyleri yapmak için belki tekrar tekrar bunları dinlemek, tekrar not almak, tekrar uygulamaya başlamak. Yapamadığın zaman vazgeçmek, pes etmek değil, en başa dönmek gerek.
En başa döndüğümüzde nedir bu adımlarımız? Yani iyi ve sağlıklı olma halimiz için öz bakım olarak ne yapabiliriz? En mikro düzeyde yapabileceğimiz şey sağlıklı beslenmek ve egzersiz yapmak. Mesela en azından hareketli olmak diyeyim. Aslında ne kadar klişe yani iyi hissetmek için sağlıklı beslenmemiz ve egzersiz yapmamız gerektiğini biliyoruz.
Ama işte klişe olmasının bir sebebi var. Sürekli bunun bize söyleniyor olmasında bir sebebi var. Bu arada izledin mi? Bilmiyorum. Studs var Netflix'te. Bir dokumentarisi çekildi. Bir belgesel yapıldı yakın zamanda. Ben çok severim. Kitabı da var bende. Tools diye bir kitap. Amazon'dan sipariş vermiştim. Bunları söylemem normal mi, doğal mı bilmiyorum hani burada reklam gibi olmasın ama... Çok değerli içerikleri çok basit bir dille ve netlikle açıklıyor bence. Ve bence aslında en büyük marifette böyle şeyleri bu kadar basit anlatabilmek insanlara. Yani mucizeler için tek adımlık büyük atışlara gerek yok. Belli bir yol var ve bir şekilde bu yol izlenecek akıl sağlığımızı korumak için.
Bu belgeselde anlatıyorlar. Jonah Hill dediğimiz oyuncu kendi terapistinin belgeselini çekti. Orada çok güzel anlatıyor bu sağlıklı beslenme egzersiz olayını da. Onun tarif ettiği, Stutz'un tarif ettiği bir life force piramit dediği bir şey var. Yani bir piramit bu. Piramidin en alt basama, yani bir şeyin foundation dediğimiz, bazı dediğimiz, Her şeyin onun üzerine kurulacağı taban bedenimiz diyor. Yani piramidin altında bedenimize iyi bakmıyorsak en alt basamakta üstüne ne inşa edersek edelim yarım kalacak. Aynı etki olmayacak. Bunun için uyku, beslenme ve spora yani harekete büyük önem vermemiz gerekiyor.
Jonah Hill de büyük depresyonlara atlatmış bir insan. Hatta benim çok dikkatimi çekti. Bir yerde dedi ki, keşke bana çocukken bunların önemi anlatılsaydı. Biz bu dönemde biraz daha bilinçliyiz. Bence bizim çocukluğumuzda bu bilinç daha azdı.
Ama çocuklarımıza neler öğretiyoruz? Yani en azından işte bizim çocukluğumuzda dediğim gibi notların iyi olsun, başarılı bir insan ol, terbiyeli ol. Hani özellikle çağın ruhuna uyan bir sürü öğretiler aldık. Hani anneler tabii ki sebzeni ye yavrum derdi. Ama mesela hareket konusunda düşünelim, tam tersi. Sakin çocuk, oturan çocuk, sözden çıkmayan, aşırı derecede hareket etme ihtiyacı olmayan çocuk, terbiyeli uslu kabul edilirdi, daha makbuldü mesela. Yani dediğim gibi egzersizin, hareketin, sağlıkla beslenmenin bize iyi geldiğini tabii ki biliyoruz. Öğrenmedik demiyorum. Gördük, duyduk, okuduk. Bazen anne babalarımız da bir şekilde söyledi ama kaçımız akıl sağlığımız üzerinde bu kadar etkisi olduğunu biliyorduk ki? Jonah Hill'in dediği şey de bu aslında diyor ki yani akıl sağlığım üstünde bu kadar etkisi olduğunu bilmiyordum bunların diyor. Çoğu kişinin sporu aslında zayıflamak için, forma girmek için yapıyor. Pek de akıl sağlığı tarafını düşünmüyoruz günün sonunda.
Burada bahsettiği piramidin ikinci basamağı da ilişkiler, yani insan ilişkileri. Bağ kurmak, bir topluluğa ait olmak. Bu da akıl sağlığımız için, iyi olma halimiz için çok önemli. En son basamakta da, piramidin en ucunda da, kendimizle ilişkimizi sağlıklı bir şekilde inşa etmek geliyor. Yani daha doğrusu kendimizden kastım, bilinç dışımıza. Yani bizi farkında olmadan yöneten şey nedir? Düşüncelerimiz nedir? Bunun farkında olmak. Stutz hatta bunun yöntemi de yazmak diyor. Bu noktayı birazdan anlatacağım öz bakım rutinlerinde.
O diyor ki, sadece bir günlüğe veya not defterine yazmak yeterlidir ve ne olduğu önemli değildir. Siz yazarken bilinç dışınız ortaya çıkacaktır. Bu işi yapmanın büyüleyici sonuçlarından biri, hayattaki tutuklarınızı keşfetmenize yardımcı olacak olmasıdır. Hayattaki tutuklarını keşfetmemiş o kadar çok insan tanıyorum ki sık sık danışanlarıma soruyorum diyor. Hani ölmeden önce yapmak istedikleri bir liste var mı? Hani bakıt listeden bahsetmiştim geçen bölümde. Böyle bir listeleri var mı diye. Çoğu da hayır diyor.
Ve ne olduklarını deneme, keşfetme sürecinden bile hiçbir zaman geçmediler diyor. Ve bu çok acı aslında. Bize okulda öğretilmeyen en önemli bilgilerden biri bu. Yani kendimiz. Kendimizi bilinç dışımızı keşfetmeyi öğrenmek. Birçok insan bütün hayatını bu bilince ulaşmadan geçiriyor günün sonunda.
Kendimizi keşfetmeye başladığımız noktada da kendimize göre öz bakım rutinleri oluşturmak çok önemli. Ve çok da popüler son zamanlarda, biliyorsunuzdur. Hatta ben bu bölümü çekeceğimi söylemiştim. Eşim bir parodi yolladı bununla ilgili. Bayağı da güldüm dün sabah. Tam yani bu bölümü çekmeden önce denk geldi. Adı Doğru Ses, Yanlış Hayat gibi bir şeydi. Böyle hani arkada bir ses geliyor, işte influencerlardan birinin tanıttığı rutinler. Gerçekte de hani başka bir insana, insanın hayatına bunu kurgulamışlar.
Bayağı atıl duruyor o şekilde. Ya bana da açıkçası biraz abartı gelebiliyor böyle yayınlar. Hani çünkü bir kalıp yok herkesin uygulaması gereken. Yani herkes sırayla aynı şeyleri yapmak zorunda değil öz bakım deyince. Ama şu da bir gerçek ki aşağı yukarı insanlara iyi gelen şeyler benzer oluyor günün sonunda. Yine de şunu bilmek lazım, kimse rutinleri mükemmel bir şekilde o yansıtıldığı gibi sabahtan akşama her şekilde uygulayıp muhteşem şekilde güne başlamıyor. Herkesin iyi günü, kötü günü var. Uygulayabildiği, uygulayamadığı zamanlar var. Genel resme bakmak, ona odaklanmak lazım. Yani bir şey yapamadığımız zaman kendimizi yermek yerine doğru bir yönde ilerliyorum diyebilmek lazım. Burada da önemli nokta demin dediğim gibi kendine iyi gelen şeyleri bulmak.
Bana iyi gelenle sana iyi gelen aynı şey olmayabilir. Ben yazmayı severim, beni rahatlatır. Belki sana o kadar etkisi olmaz. Bir süre denersin, çok keyif almazsın. O yüzden ezbere bir rutini alıp kendine uygulamaktansa, kendin bir öz bakımı rutini oluşturman çok daha önemli. Bir önemli nokta da yine rutinler bölümünde bahsettiğim gibi birden her şeye yüklenmemek. Hayatta hiçbir rutinin yoksa bir anda bütün gün meditasyonla geçirip,
Meditasyon nedir? Meditasyon diyecektim. Tamamen sağlıklı beslenip, yürüyüşü hiç kaçırmadığın farklı bir hayata geçiş biraz abartı bir durum olabilir. Daha zor olacaktır ve her şeyi bir anda bırakmana da sebep olabilir bunlar. Tabii ki bunu yapabiliyorsan yap harika ama hayat uzun bir maraton aslında. Böyle bir söz var ya bir sürat koşusu değil diye. O yüzden her şeye yüklenmemek lazım. Adım adım uzun vadede gerçekleştirebileceğimiz gerçekçi adımlar atmak daha mantıklı.
Yani bugün hayatına eklediğin tek şey yürüyüş yapmak da olabilir. Kafanı dağıtmak için mesela akşamları. Ama önemli olan kendin için yaptığın, sana iyi gelen, kendine ayırdığın bir zaman olması. Bunu da adım adım oluşturmak. Şimdi ilk olarak hepimize iyi gelen şeyler dedik.
Hareket etmek en başında söyledik. Günde 30 dakikalık bir yürüyüş bile genel ve zihinsel sağlığımızı çok olumlu etkiliyor. Mesela sağlıklı beslenmek dedik. Yeteri kadar su içmek. Bunlar enerji seviyelerimizi, duygu durumumuzu, odaklanma kabiliyetimizi etkiliyor. Ona ek olarak yine Stats'ın da belirttiği gibi uyku en en en önemli madde diyebilirim.
7-8 saat uyumaya öncelik yapmaya çalışacağız. Bana da bazen olmuyor, olmadığı oluyor. Ama önceliğimiz olarak onu korumaya çalışmak lazım. Buna ek olarak rahatlatıcı aktiviteler katacağız hayatımıza ki bu dediğim gibi herkes için farklı şeyler olabilir.
Hayatta neye hayır demen gerektiğini, neyi hedefin, neyi önceliğin belirlediğini bilmen çok önemli. Sürekli dalgalanmamak için, nasıl diyeyim yani, oradan oraya savrulmamak için bir hedefe yönelip önceliklerini belirlemek. Tekrar söyleyeceğim, bu her zaman klişe gelir biliyorum ama Şükretmek. Gerçekten her yerde defalarca tekrar söyleniyor. Bütün ruh sağlığı uzmanları aynı şeyi söylüyor. Bazen şu an neye şükredeyim ki diye olabilirsin. Emin ol her konumda, herkesinden herkes böyle hissediyor dönem dönem. Ve ben böyle dediğim zaman linç edilme riskiyle karşı karşıyayım. Bunu da biliyorum.
Ama ben bu durumu ailemde de gördüm. Çok çok çok zor günler yaşadılar. Bence yaşanabilecek en zor şeyleri yaşadılar diyebilirim her anlamda. Ben intihar mektubu da görmüş bir çocuğum. Hayattaki zorlukların neler olabileceğini, insanları nasıl yıkabileceğini görmüş, deneyimlemiş bir insanım. Ama hakikaten, hani bu da hep söylenen bir şey ama şu an duyuyor, elim, ayağım tutuyorsa, görüyorsam, bilincim yerimdeyse, yani dünyanın %75'inden daha şanslı oluyorum. Yani bu podcast'ı dinleyebilecek durumdaysam en azından. Ve biliyorum, şartlar çok zor. Ülkemizde de çok zor. Bunaltıyor, geleceğe dair belirsizlik yıpratıyor insanı, olan her şey. Ama şükredebilecek bir şey her günün içinde mutlaka var, çok büyük şeyler olmasa bile. Bize hep bu öğretilirdi pratiklerde, eğitimde de. Şükredebilecek şeyler çok ufak şeyler olabilir. O sabah içtiğin sıcak çayın da olabilir, kuşun ötüşü de olabilir. Her günün içinde, her gün mükemmel olmak zorunda değil ama her günün içinde şükredecek bir şeyler bulabiliriz mantığıyla ilerlemek.
Sonuçta günün sonuna bakarsak hayat kalitemizi belirleyen farklı faktörler var. Bunlardan bazıları kontrolümüz dışındaki dış faktörler, bazıları ise etki edebildiğimiz, değiştirebildiğimiz şeyler. Öz bakım bu kategorinin içinde aslında yani etki edebildiğimiz şeylere giriyor. Bu sayede dışımızda geçen olayları kontrol edemiyoruz. Evet ama onlara karşı tepkilerimizi, bakış açımızı bir ölçüde değiştirmiş oluyoruz. Yani tepkilerimiz daha dengeli oluyor. Çünkü genel olarak iyi olma halimiz, bu well-being dediğimiz mutluluk seviyelerimizde artış oluyor. Böylelikle hayata karşı, başımıza gelen şeylere karşı da daha ılımlı, daha olumlu bakabiliyoruz aslında. Bir diğer şey de yine Stads'ın dediği gibi aile ve dost ilişkilerimizi devam ettirmek.
Bunlar, bu saydıklarım çok klasik. Herkesin, kim olursa olsun, herkesin hayatına iyi gelecek şeyler. Bunlardan birkaçını bile tamamlamaya çalışmak, şu an olduğumuz durumdan çok daha iyi hissetmemize sebep olacaktır zamanın içinde. Peki, şimdi günlük rutinlere geldik. Öz bakım deyince ikinci kısma geçmek istiyorum. Bana da çok soruluyor, ne yapıyorum, ben ne yapıyorum günlük rutin olarak? Bu bölümü çekmem çok istenmişti.
Ben genelde Instagram'dan da çok paylaşıyorum böyle sabah meditasyon yaptığımda, journaling, yazı yazdığımda, günlük, soğuk duş aldığımda. Biraz motivasyonel olması için de paylaşıyorum. Çünkü biliyorum orada influence kelimesi türede çok kullanılır oldu daha doğrusu. Birilerinden ilham alıyoruz bir şekilde. İlham alacaksak bunu görerek ilham almak bence güzel. Çünkü insanlar birini bile yapmayı seçseler, belki zaman zaman hayatlarını entegre etmeye başlasalar, olumlu bir yansıması olacak bunun.
O yüzden ben de özellikle paylaşmak istiyorum. Şimdi de yine geri dönelim. Ben ne yapıyorum bu rutinler içinden? Ya şöyle bir günü tarif edeyim şimdi. Tabii ki her gün böyle olmuyor. Mükemmel demeyeceğim. Mükemmel bir gün demek istemiyorum. Sevmiyorum bu kelimenin anlamını, o getirdiklerini. Çünkü sanki bir gün mükemmel olabilirmiş de diğerleri kusurluymuş gibi bir algı oluyor. İdeal bir gün diyeyim. Ki o bile çok doğru değil yani. Ama hani ideal, bütün rutinlere kattığım bir günü tarif edecek olsam, sabahtan uyandım bunu tarif edeceğim size. Tekrar ediyorum. Bunlar yapılmadığında kesinlikle kendimi yargılamıyorum. Daha zor günlerim var. Gün beşte kalkmam gerekti. Hani sonuçta bunları yapıp bilecek çok vaktim olmadı mesela ama genel çizgiye bakıyorum ben ve genel olarak hayatıma entegre etmeye çalışıyorum.
Sonuçta öz bakım dediğimizde de en önemli noktadan biri de öz şefkat. O yüzden onu da atlamamak gerekiyor bu ritimleri yapacağım derken. Kendimizi de bu uğurda bitirmemek gerekiyor psikolojik olarak. İlk adımım da soğuk duşa giriyorum. Ben uyandım soğuk buz gibi duşa girmeyi çok seviyorum. Bu bana en çok sorulan sorulardan biri bu arada. Nasıl kışın bunu yapıyorsun diye. Ya şöyle söyleyeyim. Ben kışın çoğunlukla saçımı soğuk suyla yıkamıyorum. Saçımı yıkadığım zaman ılık suyla yıkıyorum. En son soğuk suyu açıyorum. Yani şampuanlarken ılık suyla yıkadığım için ilk böyle buz gibi suya maruz kalmıyorum. Ama bedenimi buz gibi suya sokarım. O inanılmaz enerji veriyor insana bence.
Wim Hof metodunu duymuşsundur diye tahmin ediyorum. O soğuk sulara dalan çılgın adam. 26 tane Guinness rekoru bulunuyor bu arada. Buz altında yüzmek, muzla en uzun süre temas halinde kalmak gibi rekorlar. Ve o da bunun Wim Hof metodu sayesinde olduğunu söylüyor. Soğuğa sık maruz kalmak, çeşitli nefes egzersizleri, meditasyonlar sayesinde olduğunu söylüyor. Ben her ne kadar bu kadar ekstrem bir soğuktan bahsetmesem de,
Biraz bu soğukla baş başa kalmanın beynimizde bittiğini düşünüyorum gerçekten. Hani bana iyi geliyor diye düşünüp ve sonuçta geçici bir his o soğuktan rahatsız olma hissi diye. Sonrasında o kadar iyi hissettiriyor ki insana, o kadar iyi geliyor ki. Ben o soğuğun altına ilk girdiğimde ben de çok coşkulu hissetmiyorum ama sonrasında çok iyi hissedeceğimi bildiğim için o soğuk suyun altında duruyorum. Soğuğun faydalarını düşünün. Hücrelerimiz için ne kadar önemli. Bir yerimizi çarptığımızda, morardığında ilk iş buz koyarız mesela. Hatta medikal olarak soğuk terapiler çok uygulanıyor. Baya böyle revaçta şu an. O kriyoterapi falan da. Soğuk iyileştirir sonuçta ve enflamasyona da iyi gelir. Soğuk duş almak kan dolaşımını hızlandırıyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Kendimden dediğim gibi ılık ya da sıcak duş aldığımda mayışıyorum ama soğuk duş alınca bir anda kendime geliyorum, daha enerjik hissediyorum. Hormonlara iyi geliyor, serotonin, dopamin seviyelerini arttırıyor. Yani sayısız faydası var.
Kısaca yapalım bunu diyorum. Çünkü vücut zamanla alışıyor. Suyu bul gibi açıp altına giriyoruz. Çok zor geliyorsa saçımızı böyle yıkamıyoruz. En son bir su tutarız yeterli. Vücudumuza tutuyoruz. Aralarda çığlık atmak serbest. Aralarda şarkı söylemek serbest. Ben de yapıyorum bunları ara ara. Ama bunun vücudumuza faydasını günün geri kalanına olan etkisini unutmadan yapmaya çalışıyoruz. Sonraki adıma gelelim. Ben sıcak bir kahve içiyorum açıkçası ama kahveyi aslında uyandıktan ilk 90 dakika içinde içmemek gerekiyor diyor doktorlar. Yani bu konuda dediğimi yapın, yaptığımı yapmayın diyorum. Birkaç şekilde etkiliyormuş bu hani kortisol seviyeleri artış gösteriyor ilk kalktığımızda sabah. Kalkar kalkmaz kahve içince de doğa sirkadyen ritmimizi, doğal kortizol salgımızı etkileyebiliyormuş. Yani bunu sen aslında sıcak bir bitki çayıyla değiştirebilirsin. Farkındalıkla içtiğin, yavaş yavaş tadını çıkardığın. Ama tabii bu arada kahvenin sayısız faydası var. Daha ileri bir saatte içmek için bunu saklayabilirsin.
Sonraki adımda meditasyon yapıyorum. Ben meditasyonu gerçekten atlamamaya çalışıyorum. Fırsatım varsa her sabah yapmaya çalışırım. Genelde daha çok farkındalık temelli meditasyonları yapmayı tercih ediyorum. Burada mesela size bir guided meditasyon kaydı paylaşabilir miyim? Yönlendirici bir meditasyon kaydı. Benim eşsiz sesim eşliğinde meditasyon yapmak istiyorsanız. Burada konuşmamın rahatlatıcı olduğuna dair yorumlar alıyorum. Galiba bazı bölümlerde çok hızlı konuşuyorum. Bazı bölümlerde daha sakinim.
Ama beni bir de heyecanlıyken gör diyorum bu konuda. Heyecanlanınca inanılmaz yutarım kelimeleri. Bazen beynimdeki düşüncenin hızına yetişemiyorum. Bir cümleyi bitirmeden diğerini atladığım oluyor. Yani tamamen moduma göre şu an sakin bir günümde, sakin bir dönemimdeyim sanırım. O yüzden bir meditasyon kaydı çekebilirim. Neyse buna ek olarak meditasyon için çeşitli programlar var. İşte belli saatlerde toplu meditasyonlar yapılıyor. İlk başta bir programa bağlı kalmak yardımcı olabilir. Özel hoca ile çalışabilirsin ki bence çok gerekli değil ama yani ne tarz meditasyon yaptığına da bağlı bu biraz. Ama en azından yaptığım meditasyonun felsefesini, yani tam olarak neye odaklanmak gerektiğini araştırıp öğrenirsen daha iyi olur tabii. Yani genelde şöyle bir kan oluyor meditasyonda, spritüel bir şeymiş gibi düşünülüyor. Hani sanki ereceğim ve o noktada zihnim başka hiçbir şey düşünmeyecek meditasyonda, bütün zihnimi boşaltacakmışım gibi. Ki bu algı çok yanlış. Bu arada ben meditasyon yapabiliyorsam hakikaten herkes yapabilir. Ben yerinde çok durabilen bir insan değilim.
Her an böyle elli proje koşuşturmayan biraz öyle bir insanım. Kendimi de sürekli yavaşlatmaya çalışan bir insanım zaten ama o meditasyona oturmak da öğrenilen bir şey zaman içinde. Zihin demiştim, zihin sürekli gezer. Zihin zaten gezer ve dolaşır, karmaşık yollara girer, hiç durmaz. Çünkü zihin budur zaten.
Hatta farkındalık temelli bilgisayar terapi meditasyonlarında özellikle derler, bu tam böyle bir terim. Gerçekten bu cümle geçiyor meditasyonun ortasında. Yani zihnin yolculuk ediyorsa daha doğrusu, zihnin durmuyorsa bunu kabul et, burada bir sorun yok çünkü zihinler bunu yapar diyor. Bunu kabul edince meditasyonda hata olmadığını anlayacaksın zaten. Yani ben oturdum ama benim zihnim sürekli bir şeyler düşünüyor dediğin noktada burada bir hata yok. Önemli olan o zihninin bir şeyler düşündüğünü kaç kez fark edeceksin ve kaç kez tekrar meditasyona geri çekebileceksin onu. Önemli olan sadece bu, bir yere gitmesi değil. Gittiğinde nereye gittiğini, dolaştığında nereye gittiğini de not etmek bir şekilde. Yani aklımıza, zihnimizin bir köşesinde not ettiğimizde zaman içinde o motifleri de keşfetmeye başlıyoruz.
diyoruz hani ben kendimi bayağı yargılıyorum bugünlerde, bayağı sürekli bunu düşünüyorum zihnimde diye fark ediyoruz. Veya tabii ki o düşüncelerin de çok da doğru olmadığını da fark edebiliyoruz. Normalde biz düşüncelerimizle özdeşleşiriz. Meditasyonda düşünceleri bir dış ses gibi duymaya başladığımızda doğru olmadıklarını daha kolay fark edebiliyoruz. Dediğim gibi meditasyonlar için kayıt bulabilirsin internette, YouTube'da, işte podcastlerin olduğu uygulamalarda veya bazı app'ler var şimdi oradan da bulabilirsin.
Mesela manifestation meditasyonları çok popüler son zamanlarda. Bilmiyorum, onu uygulayanlar da oluyor. Sana neyin iyi geldiğini bulabilirsin. Yani hayal kurmak, pozitif şeyler düşünmek güzeldir ki bu meditasyonlar biraz böyle. Hani bir şeyi gerçekleşmiş gibi hayal etmek. Çünkü aslında beyin bir şeyi gerçekten görmekle hayal etmek arasındaki farkı çok da anlayamıyor. O yüzden pozitif hisleri kendimiz de yaratabiliyoruz bu şekilde.
Meditasyon için ilk önce bir araştırıp öğrenip belki bunun tamamen ayrı bir bölümüyle çekilebilir. Bu arada burada bahsettiğim her şey için bile ayrı bir bölüm çekilebilir. Daha derine inebiliriz. Bir sonraki adımıma gelelim. Vakit varsa hala yapabiliyorsam, umudumdaysam. Journaling, yani yazı yazmak. Journaling diyorum çünkü tam günlük tutmak değil aslında. Yani İngilizceden gelen bir terim bize. Çünkü eskiden biz sevgili günlük, bugün bunlar olduğu gibi tutardık günlükleri. Benim de çocukken bir sürü böyle günlüklerim vardı. Ama yani bu daha çok böyle aklına ne gelirse. Yani bazen insanlar soruyor bana ne yazabilirim diye. Burada belli bir kalıp yok aslında. Hayallerini yazabilirsin, hedeflerini yazabilirsin, o anki hislerini, düşüncelerini yazabilirsin. Meditasyonda olduğu gibi düşüncelerini sürekli yazdığında o tekrar eden motifleri de daha kolay göreceksin aslında. Yazmak stres azaltan, yaratıcılığı arttıran bir şey aynı zamanda. Hayal gücünü tamamen serbest bıraktığında aklına geleni yazıp çizebilirsin. Ortaya ne çıktığına bakabilirsin.
Bunları dediğim gibi ayrı bir bölümde de konuşabiliriz. Daha detaylı açıklamamı istediğim şeyler varsa bana mesaj atabilirsin. Ben bu bölümün videosunu yayınladığımda mesela onun altına yazabilirsin. Ben belki ek bir bölüm çekebilirim bu sorularla ilgili olarak. Bir başka adıma gelelim. Bunlar sabah rutinleri diyorsak. Bir de yürüyüşümü günüme eklemeye çalışıyorum.
Sabah veya günümün yoğunluğuna göre çocuklar yattıktan sonra akşam da olabiliyor. Bazı günler çok yoğun oluyorum ve fırsat olmuyor. Ama genelde 4-5 mutlaka yürümeye çalışıyorum. Bana iyi geldiğini biliyorum çünkü. Ve çok nadirdir hareketsiz geçen günüm. Çünkü hissediyorum ben hareketsiz kaldığımda o beni kötü etkiliyor. Hareket etmek, o enerjimi atmak her zaman için iyi geliyor. Hatta ormana gidiyorum senelerdir sık sık bazen arkadaşlarımla.
Ama şimdi yaz dönemi geldiği için her zamanki gibi azalttım yine. Çünkü artık bayağı kalabalık ormanda ve insanlar sohbet ediyor, yürüyor genelde. Hani rahat hareket edilmiyor aradan. Bayağı da mangal kokuları arasında yürümek gerekiyor. Ama yine de farklı değişik rotalarda yürümeye devam ediyorum ben. Orman demişken bir de tabii doğada vakit geçirmek çok önemli. Doğanın iyileştirici gücünü hiç unutmamak lazım. Yeşilliğe hasretiz. Biliyorum hani yeşil alan bulmak çok zor. Ama fırsat varsa, yakınında bir yer varsa, kısa da olsa, Bir nefes almak için kaçmak gerçekten insan ruhunu besleyen bir şey. Bizler doğada var olmak için yaratılmışız. Şu an kendimiz de çok zıt koşullarda yaşıyoruz. O yüzden hiç değilse yani mümkün olduğu kadar haftada bir kez bile olsa ormanda nefes almaya çalışmak, bir yeşillik bulmak, iyi hissedeceğimiz bir yerde yeşile dokunmak, ayağımızı o çime basmak, topraklanmak gerçekten önemli. Benim ideal bir günde günlük rutinlerim bu şekilde. Bu haftaki patikamızın sonuna gelirken de sana sormak istiyorum.
Sen kendine iyi geldiğini hissettiğin rutinlerden hangilerini uyguluyorsun veya uygulamaya başlamayı düşünüyorsun? Bir sonraki patikada görüşene dek kendine iyi bakmayı unutma. Öz bakım ayın kutlu olsun.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.