Podcast

Yaz Kursu 2: İdeal Girişimci ve İş Planı

Fularsız Entellik

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Son bölümde Friedman'la beraber şirketlerin tüzel kişiliğinden bahsetmiştik. Bazıları sanki ayrı bir yaşam formuydular. Peki bu yaşam formları nasıl doğuyorlar ve onları yaratan tanrıların özellikleri ne?

.

Konular:


(00:00) Tekrarın önemi.

(01:30) Herkesin hayali girişimcilik.

(03:10) Melekler ve Köpekbalıkları: Fırat İşbecer ile Girişimcilik Üzerine.

(04:10) Girişimciler daha mı çok kazanıyor?

(06:45) Kendi patronun olmak

(08:15) HRB Girişimcilik Testi


(12:00) İş planı.

(13:25) Pazar araştırması.

(14:25) Fiyatlandırma.

(15:12) Yatırımcı vs Banker.

(17:00) Satış konuşması.

(18:00) BM tüketici hakları bildirgesi.

(20:08) Gelecek bölüm: Para.


.

Kaynaklar:


Podcast: Melekler ve Köpekbalıkları: Fırat İşbecer ile Girişimcilik Üzerine.

Yazı: Earnings of entrepreneurs


Test: Should You Be An Entrepreneur?


Makale: Perspectives on Learning and Business Plans


Yazı: How to Write a Business Plan for a Small Business


Yazı: After Flushing $10 Billion, Why WeWork Is Not Working


PDF: United Nations Guidelines for Consumer Protection










Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.929 kelime · ~15 dk okuma

Selam flarsızlar, hızlandırılmış yaz kursumuzun ikinci bölümüne hoş geldiniz. Önceki dersten ne hatırlıyorsunuz? Favori sorum. Sorar sormaz sınıftaki gülen yüzlerden tüm hayat enerjisi emiliyor ama tekrar etmek önemlidir.

Önceki derste ne gördük sorusuna gelen cevaplar %99 oranda tembel cevapları oluyor. Biz bir sınıfta olsaydık biriniz mesela bitcoin'den konuştuk diyecekti, bir diğeri çıkacak Milton Friedman diyecekti. Bu kestirme cevaplarla yetinmiyorum ben. Neler düşündürmüştü size?

Hangi fikirler işlenmişti? Bunu istiyorum. Biraz zorluyor ama insan bu şekilde pekiştiriyor anladığını. Yoksa öyle bir iki anahtar kelime tekrarlayınca tekrar yaptım sanırsı oluşturmanın ötesine geçmiyoruz.

Transkriptin tamamını oku

Mesela biz bitcoin konuşmadık. Bir şeyin sıfırdan piyasasının oluşma sürecini gördük. Bitcoin'i de örnek olarak kullandık. Milton Friedman'dan konuşmadık.

Adamın biyografisini anlatmadım sonuçta. Onun yerine şirketlerin amacının kar olması gerektiği, sosyal sorumluluk aktörünün şirket değil, birey olduğu fikrini konuştuk. Bunu da paydaş teorisiyle kıyasladık. Ve buradan şirketlerin tüzelt kişiliğine geçmiştik.

Bazıları sanki ayrı bir yaşam formu haline gelmişlerdi. Artık kaldığımız yerden devam edebiliriz. Bu yaşam formları nasıl doyuyorlar, onları yaratan tanrıların özellikleri ne? Girişimci gerçekten sihirli bir kelime.

Sadece iş sahibi olmayı değil, yenilikçiliği ve risk almayı da içeriyor. O yüzden çoğu girişim küçük işletme olarak başlar ama çoğu küçük işletme girişimi olarak başlamıyor. Sınıftaki kimsenin hayali küçük işletme sahibi olmak değil, girişimci lafının peşinden gidiyorlar. 16-17-18 yaşlarındaki gençlerden bahsediyoruz.

Özellikle de erkeklerin idolü Elon Musk. Peygamber olmuş adam haberimiz yok. 10 kişiye soruyorsam belki bir tanesi aile işini devam ettirmeye planlıyordur. Bir iki tanesi büyük bir uluslararası şirkette çalışmayı istiyordur.

Kalanı startupta startup. Eğer Macaristan daha düzgün bir ülke olsaydı o büyük şirketleri kapağa atmak isteyen, onu yurt dışında bir hayatın bileti olarak görenler daha da az olurlardı. Onlar da girişim derlerdi eminim. Bu arada ilginçtir.

Devlet memuru olmak istiyorum diyen yok. Zanaatkar olmak isteyen yok. 10 kişiye değil 100 kişiye de sorsam yine olmazlardı. Ben de mahsus gaz veriyorum girişimcilikle yine.

İlham verici birkaç alıntı veya kısa video gösteriyorum TED konuşması tarzı. Sonra kendi işini yapmanın avantajlarını saymalarını istiyorum. Neler diyorlar? Sevdiğin işi yapmak diyorlar.

Kendi patronun olmak diyorlar. Çok kazanabilmek diyorlar. Herhangi bir gelir tavanın yok. Uçuyoruz sınıfça.

Ama öğretmenliğin en zevkli yanlarından biri, verdiğin gazı geri alabilmektir. Eser miktarda sadizm gerekiyor. Ben de bir konuk konuşmacı davet ediyorum bu noktada. Girişimcilik tecrübesinin beklenmedik zorlayıcı yanları hakkında konuşuyor.

Bir iki anekdot aktarıyor. Hemen herkes girişimci olabilir ama herkes bundan zevk alamaz. Konuşmanın özeti bu. Zaten benim favorim de işin sevmediği birçok tarafının olduğunu fark etmesiyle ilgili anıları.

Buna birkaç ay önce Fırat İşbeceri ile yaptığımız söyleşte de değinmiştik yanlış hatırlamıyorsam. Girişimcilik üstüne bir söyleşiydi. Sevdiğin işi yapmak biraz yanıltıcı bir klişe. Çünkü girişimcinin tek bir işi yok.

Tasarım seviyordur ama işi alımlarla da uğraşacak. Pazarlama seviyordur ama para bulmak için kapı kapı dolaşacak. İşin her kısmını seven deliler var mıdır? Belki vardır ama çoğumuz herhalde öyle değiliz.

Öte yandan büyük oturmuş bir firmada iş bölümü olduğundan biraz şanslıysan sevdiğin işi ve sadece sevdiğin işi yapma imkanın bulunuyor. Küçümsenecek bir lüks değil. Tabii madalyonun öbür yüzü de var. Sadece sevmediğin işi yapmak zorunda da kalabilirsin oralarda.

Yahut kötü bir patrona, yeteneksiz bir çalışma arkadaşına da denk gelebilirsin. Risk sadece girişimciliğe has değil yani. Hep onunla birlikte adı geçiyor da kurumsal hayatında böyle riskleri var. Madem her madalyonun iki yüzü var, biraz önce avantaj diye sıraladıkları şeylere de yeni bir gözle bakmalarını istiyorum.

Bunlar dezavantajlı olabilirler mi belli şartlar altında? Kazanç konusu en barizi. Herkesin de favorisi. Gelir tavanı yok dedik, potansiyel olarak sınırsız dedik.

Ama gelir tabanın da yok. Yıllarca tek kuruş kazanamayabilirsin. Öyleyse uçlara odaklanma dürtümüze karşı mücadele edeceğiz. Ortalamalara bakmamız lazım, dağılımlara bakmamız lazım.

Ben de baktım buna. Şaşırtıcı biçimde görece yakın zamana kadar yapılan araştırmalarda girişimcilerin ortalama kazançları maaşlı çalışanlara kıyasla daha az gözüküyormuş. 10 senelik bir periyodda %35 gibi ciddi bir farktan bahsediyoruz. The Founder's Dilemma isimli bir kitaba göre.

Fakat daha sonraki araştırmacılar bu grubu ikiye ayırmayı akıl etmişler. Benim gibi kendi başına çalışan ama şirket sahibi olmayanlar ve bence gerçekten girişimci olanlar, şirket sahipleri özellikle de önceki bölümde anlattığımız corporation usulü şirket. Biraz daha ciddi bir eşik bu çünkü. İşte girişimci kalıbını bu ikinci grupla kısıtlarsak bu sefer tam tersine onlar maaşlı çalışanlara göre %35 fazla kazanıyorlarmış.

Şirketi olmayan tekil çalışanlarsa aynı seviyedeki maaşlı denklerine göre daha az kazanıyorlar. Yalnız bu kıyaslar pek adil değil. Gelişimciler herkesten daha fazla çalışıyorlar ortalamada. Günleri daha uzun, pazar günleri de iş yapıyorlar, senelik izinleri daha az.

O etkileri de hesaba katıp ortalama saatlik kazançları kıyaslamışlar. O zaman fark yarıya inmiş. Aslında hiç de dudak bükülecek bir fark değil %18. Çünkü uzun vadedeki fark çok daha büyük oluyor bu sayede.

Merak etmeyin hesap kitap yapmayacağız. Ya da şöyle basit bir kıyas yapalım. 100 birim maaşın var. Diyelim bundan 10 birim biriktirebiliyorsun her ay.

%10 makul bir tasarruf oranı. Bunun üstünden faiz veya yatırım geliri kazanacaksın değil mi? Senin iş arkadaşın ayrıldı. Kendi işini kurdu.

Farz edelim de aynı miktarda çalışıyor. Daha fazla değil. Orada tam ortalamaya uygun olarak 118 birim kazanca sahip oldu. Tasarrufu ne kadar artacak?

%18 artmıyor tasarruf. Çok daha fazla artıyor. 10 birim yerine 28 birim kenara koyabilir eğer hayat stilini değiştirmemişse. Bu ufak fark.

Her ay, her sene birleşik faizle katlana katlana artacak. Yani hayat boyu kazanç potansiyeli açısından ciddi bir fark var. Ama yine de o hayallerdeki gibi, gençlerin sandığı gibi dev bir fark yok. Yüzde 35, yüzde 18 yani yüzde binlerden bahsetmiyoruz 10 katı, 100 katı.

Tüm bunları şöyle özetlemeyi seviyorum aslında. Daha çok kazanabilirsin, muhtemelen de daha çok kazanacaksın, çok çalışırsan ama yine muhtemelen sınıf atlamayacaksın. Eğer derdin oysa hayal kırıklığına uğrayacaksın. Başka bir konuya bakalım kazanç konusunun ötesinde.

Mesela kendi patronu olmaktan bahsetmişlerdi, bunu bir avantaj olarak söylemişlerdi. Pozitif bir anlam var çünkü ima ettiği şey bağımsızlık. Ama bağımsızlık aynı zamanda kimsenin sana bir görev vermemesi demek. Kimsenin seni arayıp sormaması demek.

Her sabah, her pazartesi, her çeyrek önüne konan farklı hedefler yok. Onların hepsini kendin yaratacaksın. Ve onlara ulaşma motivasyonunu da kendin yaratacaksın. Kurumsal dünyayı bıraktığımda beni en çok zorlayan bu olmuştu.

Hala da zorlar. Pod B ekibindekileri iyi bilirler kaç bölümü kaç kere ertelediğimi. Tembellikten de değil bu arada yani başka işler var veya o anda uğraştığın projeye eklentiler yapmak istiyorsun. Gecikebiliyor her şey.

Bunun disiplinini oturtman lazım. Bundan bahsederken neyi hatırladım biliyor musunuz? Yıllar önce skydiving lisansı için başvurmuştuk üniversite kulübü üstünden ve her şeyden önce daha paraşüt görmemişim hayatımda bizi bir odaya tıkıp iki saat video izletmişlerdi. Videonun %90'ı skydiving Bayağı çekmişler en sonuna kadar.

Adam paraşütüne dolanıyor, sarma gibi. Öyle olunca yedek paraşüt de açılamıyor. Güm yere çakılıyor. Son anda kesecekler sanıyorsun ama kesmemişler, gösteriyor.

Sonra bir tane daha, bir tane daha. Bunları izletiyorlar ki kendimize soralım. Hala atlamak istiyor muyum diye yoksa arkadaş gazına mı geldim sadece diye. Benim de buradaki amacım biraz benzer.

Sihirli kelimelere çok kapılmadan biraz içe dönmelerini istiyorum. Kendileriyle dürüst bir muhasebe yapsınlar. Ben bu işe uygun muyum? Bu uğurda Harvard Business Review'da bir girişimcilik testi gördüm.

20 tane basit cümle var. Bunlardan en az 17'sine evet diyorsan testi geçiyorsun. Ama çok geneller, çok soyut cümleler. Yerleşik kalıpları sorgulamayı severim.

Kaç kişi hayır diyecek? Benden daha az iş bilen, daha yeteneksiz insanlardan emir almayı sevmem. Efendime söyleyeyim, bir problem olduğunda onu çözmeye can atarım. Yarısı böyle işe yaramaz şeyler.

Bu tip testlerde insan kendi ideal imajını yansıtır zaten. Yoksa gerçek davranışları ölçmüyorsun. Tek faydalı bulduğum sorular çevrenizle alakalı olanlardı. Etrafınızda kendi işini yapan kaç kişi var?

Ailenizde girişimci var mı? Patent almış olan var mı? Bunlar önemli hakikaten. Ben farklı bir yol seçtim.

Çocuklara böyle anketler vermek yerine yalandan bir dizi mülakat yapalım dedim. Ben yatırımcı rolündeyim, işi bana anlatacaklar ama iş ve para kısmından önce birbirimizi tanımaya çalışıyoruz. İlk sorum, daha önce kendi kendine herhangi bir şey yaptın mı? Ailen söylediği için değil, okulda ödev verildiği için değil, sırf sen istedin diye ciddi bir projeye giriştirme.

İlla iş olmasına gerek yok. Burada herkes bir takım başarı hikayeleri anlatıyor ama benim esas merak ettiğim işler kötü gittiğinde nasıl davrandıkları, başarısız olduklarında nasıl davrandıkları. Böyle senaryoları düşünmeye zorluyorum çünkü illaki işler kötü gidecek. Kötü olmasa bile belirsizlik hakim olacak.

Bunlar nasıl baş ediyorlar? Ve sorumluluğu kimde buluyorlar? Zamanlarını iyi yönetemediler mi? Başkası bir rakip gelip daha iyisini mi yaptı?

Belki ortaklar onları yüzüstü bıraktı. Hangi sebebi ön plana çıkarıyorlar? Ben orada yargıç değilim tabii. Kim haklı kim haksız bunu bilemem.

İlgilenmiyorum. Mesele insanlara maillerini göstermek. Doğrusunu kendileri bulsunlar. Ha bazıları sebepleri daha önce hiç düşünmemiş oluyorlar.

O anda akıl yürüttükleri belli oluyor. O da bir sorun, ona da dikkat çekiyoruz. Buna paralel olarak girişimlerin büyümesiyle ilgili düşüncelerini de merak ediyorum. İdeal bir girişim büyümesi nasıl olmalı?

Herkes roket gibi böyle uçup giden, katlanarak artan büyüme grafikleri çiziyor. Halbuki birçok girişim ne batıyor ne de öyle patlama yapıyor. İstikrarlı, yavaş bir tempoda gidiyorlar. Bizim podcast buna bir örnek mesela.

Full Arsa Zentralik ilk birkaç ay içinde en çok dinlenen podcastlerden biri olmuştu ve hala öyle. Yani Basta'da büyüdü tabii her şey aynı kalmadı, rekabet arttı vs. Göreceli olarak aynı yerdeyiz. Bunun ötesinde ne var?

Diktatör olamadık hala, bekliyoruz işte. Belki son durak burası. Velhasıl batmakla uçup gitmek arasındaki o koca alanla da biraz barışık olmaları lazım. Başka sorularım da var.

Mesela farklı tipteki, farklı roldeki insanlarla iyi iletişim kurabiliyor musun? Çalışma arkadaşların var, müşteriler var, senin müşterisi oldukların var. Tabii ki sana para verenler var. Hem hepsi ayrı ayrı bireyler bunlar, karakterleri farklı.

Daha önemlisi rolleri farklı, ilişki dinamikleri farklı. Bunları iyi idare etmen lazım. İyi iletişim kurabilmek aranın iyi olmasıyla aynı şey değil bu arada. Herkese dost olamazsın.

Bazen çıkarların zıttır. Bazılarına hayır diyebilmen lazım. Pazarlık yapabilmen lazım. birçok insan zıtlaşmaktan mümkün mertebe kaçındığı için bu gerekli şeylerden de kaçınıyor.

Bende de var biraz bu. Bazı arkadaşlarımda bir gömlek daha şiddetlisini görmüştüm. Maaşlarına zam istemeye utanıyorlardı. Kovarlar korkusu yüzünden de değil.

Sürtüşmeden kaçınıyorlar. Şimdi zam için bunu yapan insanın bir girişimde karar verici olması zor. Özel hayatı da düşünmelerini istiyorum. Çocuk sahibi olmak isteyebilirler.

İşle birlikte onu yürütebilmelerini sağlayacak bir sosyal destek ağı var mı etraflarında? O yaştaki gençlerin buna isabetli cevap vermeleri zor da akıllarının bir yerine kazınsın. İş kurmak sadece iş planıyla olmuyor. Özel hayat planı da lazım.

Her girişimin bir planı vardır bu arada. Yazılı olsa da olmasa da. Yazılı olması çok daha iyi yalnız. Çünkü hem ortaklar için, hem diğer çalışanlar için, hem de yatırımcılar için bir rehber olur.

Zaten iş planı olmayanın da yetenek ve yatırım çekmesi zordur. Bir araştırmaya göre yaklaşık iki kat daha zormuş. Belli bir büyüklüğe ulaşınca zaten kesin lazım. İnternette dünya kadar iş planı taslağı var.

O yüzden hızlı hızlı geçiyorum. Kimse durduk yere 20 sayfalık bir plan okumayacağı için bunlar bir özet kısmıyla başlarlar. En sonunda yazıyorsun bunu aslında. Her şeyi hazırladıktan sonra ama en başa koyuyorsun.

Bu girişim ne hakkında, misyonu nedir? Nasıl bir ürün veya hizmet satacak? Kime satacak? Pazar ne kadar büyük?

Hedef müşteri belli ise doğrudan müşteriye mi satacak, toptancı mı olacak? Hangi kanallardan nasıl ulaşacak müşteriye? Nasıl pazarlama yapacak? Onu rakiplerinden ayıran ne?

Mesela teknik bir ürünse patent var mı? 3 sene, 5 sene, 10 sene içinde gelinmek istenen nokta ne? Sadece satış açısından değil, tüm paydaşlar açısından vizyon nedir? Gelir gider tahminleri nasıl?

Finansman gerekiyorsa bu para nasıl bulunacak? Nereye harcanacak? Ne zaman geri ödenecek? Ve tabi tüm bunları kim gerçekleştirecek?

Kurucu, yönetici takımı kim? Tecrübeleri neler? Özet kısmı bütün bunları mümkünse tek sayfaya olmadı iki sayfaya sığdırır. Aynı CV gibi.

Planın geri kalanı da bu soruları açan bölümlerdir zaten. Pazar araştırması kısmı önemli bence. Ona dikkat çekiyorum genelde. Kendi planlarınızın yanında rakiplerin gücünü ve zayıflığını tahlit etmek lazım.

Fırsatları, tehditleri belirlemek lazım. SWOT analizi bildiğiniz. Benim dolaplarım mesela psikolog Beyhan Budak üstüne raporlarla dolu. Aynı araştırmalar hedef kitlenizi de tanıtıyor size.

Benim başlarda tahmini hedef kitlemin 3'te 1'i 18 yaş civarı olur diyordum. Anca bunlar podcast epi kurup dinlerler diyordum. Öyle üfürüyordum yani bir şeye bağlı değildi. Bir araştırma yapmamıştım, yapanı da görmemiştim.

Şimdi bakıyorum gerçek kullanıcı verilerine, dinleyenler arasında 18 yaş altı yok gibi, %1 oran. Çoğunluğu 24-34 arası. Üçte biri 35 yaş ve üstü. Yaşasın ihtiyar entellik.

Boomer entellik. Tabii bunları tek başına değerlendirmek yanıltıcı olur. Benzer işleri yapanlardaki dağılımı bulmak lazım mümkünse. Mümkün değilse de en azından genel podcast dinleyicisi profilini bulmak lazım.

Onları kıyaslayacaksın. Başka dikkat çekmek istediğim bir bölüm, fiyat kavramından bahsetmiştik ya geçen bölümde. İş planında bunun stratejisine de girilir. Nasıl fiyatlayacaksın ürününü veya hizmetini?

En basiti maliyetini hesaplarsın, üstüne karpayı koyup bir fiyat çıkarırsın. Daha ilginç bir strateji, özellikle de milleti heyecanlandıran bir ürünümüz varsa, baştan yüksek fiyat çekip en meraklı kesimden alınabilecek en çok parayı alırsın. Sonra rakipler türedikçe kaçınılmaz olarak türüyecekler. Fiyatlar çok yüksek olduğu için o fiyatları düşürürsün.

Yahut tam tersi daha en baştan maliyetinin de altında fiyatlama yaparsın ki gerekirse zarar edersin ki herhangi bir rakibin piyasaya girmesini engelleyebilesin. Burada hedef pazar payı yerini sağlamlaştırdığında ancak o zaman fiyatları yükseltirsin. Bu demektir ki en baştan finansmanın ihtiyacın olacak. O kısımda da şunu anlamak önemli.

Size para verecek kabaca 3 yer var. Yakın çevreniz, profesyonel yatırımcılar, bankalar. Üçünün de öncelikleri farklı. Eş dostun önceliği yakalarını bırakmanız.

Onları geçiyorum. Yatırımcının önceliği değer kazanmanız. Bankanın önceliği ise nakit akışı. Uç bir örnek düşünüyorum mesela.

Airbnb aklıma geliyor. Herkes biliyor, herkes kullanıyor. Bugün piyasa değeri 90 milyar dolar. Ve daha ilk defa geçen sene kar ettiler.

O zamana kadar hep kara delik. WeWork daha da beter. Esnek ofis yeri sağlayan bir şirket WeWork. Aynı sene kuruldu 2008'de.

Bir ara 50 milyar dolar değerlemesi vardı. Onlar bugüne kadar hiç kar etmediler. Tünelin ucunda da pek ışık gözükmüyor. CEO'ları istifa etmiş geçenlerde.

Yani birileri 15 sene boyunca bunlara para gömmeye devam etmiş. Çünkü şirket büyüyüp değerlenirse çıkış yapabilecekler. Onun umudu var. Borç verenlerinse umutları biraz farklı.

İleride dünyayı ele geçirmenizi değil, borcunuzu zamanında ödemenizi istiyorlar. Elbette onlar da büyüklüğe önem verirler. Teminattır sonuçta. WeWork'e de milyarlarca dolar kredi vermişler.

Ama mesele şu, iş planında aradıkları şeyler biraz farklı. Bunları tabi böyle anlatıp bırakmıyorum. Pratik yapmak için adeta yalvaran bir konu bu. Gençler de kendi hayali veya gerçek iş fikirleri için bir plan hazırlıyorlar.

Sadece özet kısmını tabi. İnternetteki her kaynak serbest. Chat GPT kullanmalarını özellikle istiyorum. Angarya kısımları öyle halletsinler.

Bir grup çalışması fakat bunu ödev gibi bana sunmuyorlar. Ya ben melek yatırımcı değilim böyle bütün günü iş planlarına bakarak geçiren. Bir de deli miyim zaten kendime ekstra iş çıkarayım. Ödevleri birbirlerine kontrol ettirmek daha verimli.

Onlar için de daha iyi. Yine bir role play var işin içinde. Bir grup diğer grupları, bankaları, yatırımcıları filan ikna etmeye çalışıyor. Pazarlığa oturuyorlar.

Burada tabii satış konuşması denen kavram işin içine giriyor. Sales pitch. Elinde bir iş planı var da bunu nasıl sunacaksın? Birini bir yerde sıkıştırdığında ona bir dakikalık özetini verebiliyor musun?

Bu bağlamda bir iki tane Shark Tank videosu izliyoruz beraber. Hem kötü hem de iyi satış konuşmaları seçiyorum orada. O yatırımcıların köpek balıklarının yani birbirine girdikleri bölümleri de gösteriyorum. Ürün iyiyse birbirlerinin altına uyuyorlar.

Kendileri yatırım yapmayacaklarsa bile ufak tefek kıskançlıklar oluyor. Ya işin bir şov kısmı var sonuçta. Hem orada gerçek anlamda bir şov var. Hem de sen başkasına satış konuşması yaparken bir şov yapıyorsun ama onların hepsinin ardında bir iş planı var.

Shark Tank'ta da zaten kameralar kapandıktan sonra tarafların uzmanları gelip ayrıntıları inceliyorlar. Esas iş orada bitiyor. Tüm bunları tiyatro oyunu gibi yapmak, rolünü çok da ciddiye almadan yapmak bence epey eğlenceli. Sonra da bütün biten pazarlıkları sınıfça inceliyoruz.

İş planı hakkında diyeceğim son bir şey var. Bunun ciddi bir kısmı mevcut ve potansiyel müşteriler hakkında. Fakat müşteri sadece kazanılması gereken bir ödül değil. Öyle bakmamak lazım.

Her satışta müşterinizle çaktırmadan hukuki bir anlaşma imzalıyorsunuz. Tüketici hakları kalıbına hep duyardım. Ama yeni öğrendim, Birleşmiş Milletlerin bir haklar bildirgesi varmış. Onun kaynağı rahmetli başkan Kennedy ve taçsız kral Pelin'in ABD kongresine yaptığı bir konuşmada yatıyor.

1962 yılında seslenmişler. Dört tane hak sıralamışlar orada. İyi ki güvendik. Ürünler tüketicilerin sağlığını tehlikeye atmamalı normal kullanımda.

İkinci hak bilgi edilme hakkı. Ambalajlar, reçeteler, reklamlar, en önemlisi de faturalandırılacak ücretler. Bunların hepsi açık olmalı. İsabetli ve yeterli bilgiler içermeliler.

3. Öncekiyle alakalı olarak seçme hakkı. Alternatif yoksa bilgi edilmenin bir esprisi kalmıyor, onu kullanamıyorsun. Rekabetçi ortam bir tüketici hakkı.

Son olarak da üreticiyle iletişime geçme, bir başka de işte şikayetlerini dinletme hakkı. Şimdi iyi güzel de hak tek başına var olmuyor. Bunlar alt tarafı bir başkanın yaptığı açıklamalar. Havada kalırlar öyle.

Onların birer değeri olmasını sağlayan düzenlemeleri ileriki yıllarda getirmişler parça parça. Ve nihayet 1985'te yani kuruluşundan 40 sene sonra Birleşmiş Milletler bunları benimsemiş ve 4 hak daha ekleyerek genişletmiş. Yalnız biraz uyduruk bunlar. İlki, temel ihtiyaçların karşılanması.

Yemek, barınma, sağlık, eğitim, su, kanalizasyon. Gereksinimler önemli elbette ama bunlar zaten evrensel insan hakları beyanlanmasında varlar. Tüketici hakkından daha temeller. İkincisi, şikayetlerini yargıya taşıma hakkı.

Bu deminki şikayet hakkının bir uzantısı. Tüketicilerin eğitilme hakkı var. Ürün bilgilendirmesinin bir adım ötesine geçiyor bu. Yani tüketici haklarından biri tüketici haklarını öğrenmek.

Gayet güzel meta. Son olarak da güvenli çalışma ve yaşama koşulları hakkı var. Tüketimle alakasını hiç anlamadım. Madem o kadar beklettik Birleşmiş Milletler olarak, 4 tane de biz ekleyelim diye zorlamışlar gibi geldi bana.

Ben aynı hataya düşüp daha fazla zorlamayacağım sizi. Bölümün doğal bitiş noktası bu. Girişimciliğe biraz psikolojik açıdan yaklaştık. Yanlış beklentilerden bahsettik.

Biraz da pratik yönüne yani iş planına ve finansmanına baktık. Bundan sonra odamızı ekonomiye çevireceğiz. İşletme ile ekonomi arasındaki farklar bizim için iyi bir geçiş noktası olur, öyle başlarız. Esas mevzu para kavramı, ona daha detaylı bakacağız.

Hatta ondan sonra hayvanlarda para kullanımı fikriyle olayı başka yerlere bağlarız. Sonuna kadar dinlediyseniz hepinize teşekkür ederim. Özellikle de finans dünyasının karanlık güç odaklarına teşekkür ederim. Norkmon, Sabah Deniz Gülensoy, Murat Altan, Gökhan Samur, Buse Bakal, İhsan, Meryem Bayraktar, Ödeal ekibi, Ali Emre Öztürk, Özgür Akçiçek, Mehmet Ceran ve Okan Can Buğdacı.

Sağolunuz efendim. Bir sonraki para bölümünde görüşürüz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)