
1.993 kelime · ~10 dk okuma
Geçen sene bugün seninle yan yanaymışız Budapest'de. Evet Budapest'teki heykellerle dalga geçiyordun. Her şeyin heykeli yapmışlar kimler bunlar diyordun. Yani evet heykele konu olan şahıs mesela Osmanlı'da kimsenin adını bilmediği bir paşaya yenilen.
Onu yenen bile değil. Geçen sene biz seninle konuştuğumuz zaman işte Orban'ın seçimleri vardı Macaristan'da. Türkiye'de farklı bir hava vardı. Koronavirüsten çıkıyorduk falan.
Ve daha derinlikli felsefi konulara girebilecek lüks içerisinde hissediyorduk kendimizi. Bugün o gün değil. Karşı karşıya kaldığımız seçimler Türkiye tarihinin, bak bu sefer cidden, en önemli seçimleri. Hani bundan daha önemli bir seçim biz yapmadık.
Yani İttihat Teraki'nin kazandığı seçimler bundan önemsizdi. Adamlar bizi Birinci Dünya Savaşı'na soktular. Ama gene de daha önemli. Selam flarsızlar.
Yaklaşık iki ay önce podcastin düzenli konuklarından, hele bir araya geldiğimizde Türkiye'nin makus talihine makinalı tüfek gibi saydırabilen tek konuğu olan Gürman ile uzun bir kayıt almıştık. Deprem dönemindeki erişim engellerinden başlamıştık. Ben o konuları zaten bir araya işledim. Fakat geriye kalan kısım biraz orijinal olacak.
Önce deprem gündemi üstünden iktidarın karar mekanizmasının ne kadar bozuk olduğunu söylüyoruz. 7.-8. dakikadan itibaren konut krizinden bahsediyoruz.
Burada gerçekten korkunç veriler var. Hatta konuşmanımız daha yeni olan birkaç veri söyleyeyim size. İstanbul'da 100 metrekare ev kirasının ortalama aylık net geliri oranı %112. Amsterdam %63, Paris %73, Yıllara göre konut sahipliği oranı.
TÜİK'in verisini kullanıyorum. 2002'de %73 olan bu oran 20 sene içinde %56'ya geriledi. Macaristan'da %91 bu. Ya senin zaten bir silikon vaadin yok.
Neyle övünüyorsun? İnşaatınla övünüyorsun. Bütün iktidarın merkezi olan inşaat işi ve bunu bile becerememişsin. Bunu da niye beceremedikleri hakkında bir teori gelecek zaten birazdan.
Unutmayın, çekimsel olmak diye bir şey yok. Başkalarının aldığı kararlar altında yaşamak var, başkalarının yön verdiği bir gelecekte yaşamak var. Yani katılmanız kaderiniz üstünde hakimiyet kurmanızı garantilemiyor. Ama katılmamanız kaderinizi başkalarının kontrol etmesini garantiliyor.
Tarihimizdeki en önemli seçim bu. Çünkü daha önce tarihimizde görülmedik derecede devletleşmiş, tarihimizde görülmedik bir finansal ve beşeri sermaye kullanan bir yapıyla karşı karşıyayız. Şimdi 6 Şubat'ta bir deprem yaşadık. Milli Savunma Bakanlığı'nın kendi açıklamasına göre deprem bölgesinde sadece 7500 asker vardı.
İl başına 750 asker ediyor. 580 bin mevcutlu bir ordudan bahsediyoruz. Niye Türk Silahlı Kuvvetleri sahaya çıkamadı? Çünkü Emasya protokolleri iptal edildi.
Acil durumlarda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hareket protokollerini belirliyordu. Şimdi bizim gerizekalılar şöyle bir efsane yarattılar. Efendim dediler, bu Emasya protokolleri Türk Silahlı Kuvvetleri'ne darbe yapma etkisi veriyor. Arkadaşlar, darbe zaten ana esayı ilga teşebbüsüdür.
Yetkiye ihtiyacın yok zaten darbe yapmak için. Yetkiye ihtiyacın yok ki bunun için. Emasya protokolleri olmadan önce darbe mi yapamıyordu Türk Silahlı Kuvvetleri? Hiçbir asker kendi doğduğu, büyüdüğü şehirde askerlik yapmaz.
Emniyet personeli de, güvenlik personeli de, itfaiyesi de, belediye personeli de oralıdır temelde. Herkes ilk önce kendi çoluğuna, çocuğuna, ailesine bakar. Asker yapmaz bunu. Çünkü askerin orada bir akrabası yok.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin imkan ve kapasitesinden yararlanırsın. Yararlanamadık. Neden? Çünkü talimat gelmedi.
Eskiden talimata ihtiyaç yoktu. Talimat neden gelmedi? Şimdi soru işaret. Burada bir dakika bırakalım, başka bir konuya bakalım.
Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati. Gözleri parlak bir arkadaşımız. Öyle, ekonomi yönetiyor. Gözlerin parlıyor.
Bizde yürek var. Ekonomide hiç alakası olmayan bütün organları ortaya koymuş durumda adam. Deliliğe işi, gönül işi. Ekonomi işi, böbrek işi kardeşim.
Bir tek beynini çalıştırmıyor. Şimdi Nurettin Nebati deprem anından sonra 48 saat Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'na ulaşamadık. İşte biz yönetimi SPK'ya bildiriyor. SPK Hazine Maliye Bakanı da bildiriyor.
Hazine Maliye Bakanı da garibim, parlak gözleriyle Cumhurbaşkanı'na ulaşmayı bekliyor. Çimento listelerinden millet vurgun yaptı mesela. Hazine ve Maliye Bakanlığı da borsayı kapatın talimatı vermeyen bir irade. Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında bunu sahaya çıkartmak hakkında sağlıklı karar alabilir mi?
Doğru zamanda doğru talimatı verebilir mi? Dikkat ettiysen zaten alınan kritik kararların tamamı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin engellenmesi, bütün yardımların tek elde toplanması Afat'ta ve hatta bunun için bekletilmesi, Ahbapa çadır satışı, İnternet erişiminin engellenmesi bunların hepsi depremde de politik çıkar temin etmek için ya da kendisine çıkabilecek faturaları engellemek için. Nitekim bak depremden sonra şöyle bir dil geliştirdiler. Kentsel dönüşüme CHP ve TİP engel olmuş.
O yüzden mağdur AKP'miz 21 yıldır kentsel dönüşüm yapamamış. O yüzden de vatandaşlarımız ölmüş. Şimdi gerçek ne biliyor musun? Çevre Şehircilik İktim Bakanlığı'nın defaten yaptığı açıklamalara göre.
En son Aralık 2022 Dünya Bankası ile yaptıkları toplantıda. Türkiye'de riskli konut sayısı 6.7 milyon. En son bina envanteri, bina sayımı 2000 yılında yapıldı.
7 milyon yapı kaydedildi. Bunların %37'sinin riskli olduğu tespit edildi. Geldik 2022 Aralık ayına. TÜİK konut araştırmasına göre toplam binalarımızın %55'i yaklaşık olarak 2000 yıl öncesinden kalan.
21 yılda ne yaptın kardeşim sen? Ne yaptın ben sana söyleyeyim. TOKİ 1.100.000 konut üretmiş 21 yılda.
Çok önemli bir kısmı gelir geliştirme projeleri. Yani ne demek bu? Güzel bir yeri alıyorsun, rezidans dikiyorsun, bunu satıyorsun. Onlar ikinci, üçüncü konutlarını alıyorlar.
Sen buradan Tokyo olarak para kazanıyorsun, gelir geliştiriyorsun. Peki alt gelir gruplarına mesela Adıyaman'da kaç proje yapmışlar? Sıfır. 21 yılda sıfır.
Ama ne yaptılar? Bak şöyle korkunç bir cinayete imza attılar ve bunu kapatmak için muhalefeti suçluyorlar. İmar Barış'ı getirdiler. İmar Barış'ı ile ilgili Murat Kurum açıklama yaptı.
En son Aralık 2022 verisini söylüyorum. Türkiye'de kaç tane bağımsız bölüme yapı ruhsatı verildi imar barışı kapsamında? 7 milyon. 7 milyon.
Deprem bölgesindeki yıkılan binaların birçoğu yapı ruhsatına sahip. Şimdi diyorlar ki, efendim yapı ruhsatı verilmesi deprem güvenliği açısından o binaların yenilenmesine engel değil. Ya kardeşim tabii afet durumlarında yapının sorumluluğu yapı sahibine, ruhsat sahibine aittir demişsin. Yani devlet sorumlu değildir demişsin.
Adam çıkmış yapısını almış. Fakir adam gidip nasıl denetleyecek kardeşim evini? 500 bin lirayı falan buluyor. Bu konuda hiçbir düzenleme yapmamışsın.
Bak şimdi İstanbul Büyükşehir Belediyesi bedava yapıyor. Hızlı tarama yöntemine başvurmuş. 650 bin hanenin yaşadığı 102 bin binayı ziyaret etmişler. Ağustos 2022 verisi.
Sonuçta 40 bin insanın yaşadığı 1525 binanın hiçbir deprem kuvveti taşıma kapasitesi bulunmadığını tespit etmişler. Yani en ufak depremde gider mi diyorlar. Yani 1 ile 5 arasında bir ölçek var, 1. 318 binanın ise kendi kendine çökme riski olduğunu tespit etmişler.
Yani bir puan bile alamıyor bu binalar. Deprem olmasa da çöker yani bu diyorlar. Kendi kendine. Şimdi bu 318 bina şuradan önemli.
Gidilen bina sayısı 100 binde. Demek ki şu an ortalama söylüyorum şu an İstanbul'da 2500 bina zaten en azından bu durumda. Ama yani orada gittikleri binalar en riskli binalardır diye tahmin ediyorum ben. Tam aksine şöyle oluyor İstanbul'da kira fiyatları inanılmaz yükseldiği için ve konut bulmak ciddi bir sorun olduğu için insanlar bulundukları yapılardan çıkmak istemiyorlar.
Onun için tespit ettirmiyorlar. Toki 21 yılda bunu yapmadığı gibi imar barışıyla en riskli konutlara da ruhsat vermişler. Bunu ne için yaptılar kardeşim peki? Adam çıktı, seçim döneminde elini mikrofonu aldı, tek tek iyi dil açıkladı.
İşte Adıyaman'a 250 bin, Şanlıurfa'da 475 bin kardeşimiz bu şeyden yararlandı diye. 1999 deprebinden sonra mecliste bir araştırma komisyonu kuruldu. Kuruluşu talep edenler arasında Bülent Arınç gibi AKP'nin sonraki kurucuları da var. Komisyon bir rapor hazırladı.
Orada ne yazıyor biliyor musun? Raporun en önemli sonuçlarından bir tanesi. İmaraf uygulamasına son verilmelidir. Şimdi karşımızdaki iktidara bak.
Bunun böyle olduğunu biliyor. Yapı stoğunun yorgun ve kötü durumda olduğunu biliyor. Üretebildiği toplam konut 21 yılda 1 milyon 110 bin çünkü bütün kentsel dönüşüm projelerini müteahhitleri zenginleştirmek için yapmışlar. Sosyal konut yapmamışlar.
Yapmıyor ve gidiyor bir de bunu bile bile üstüne o insanın öleceğini bilerek yapı ruhsatı veriyor. Oraya da yazıyor ya afet döneminde sorumlu devlet değildir, yapı ruhsatını alandır diye. Bak ben size açıkça söylüyorum. Hiç kimseyi kandırmaya falan gerek yok.
Bunun adı İstanbul depremi değil. Büyük Marmara depremi. Oni'yle etkileyecek. İşte Balıkesir'in de etkileyecek.
Kocaeli'sin de etkileyecek. Yalova'yı da etkileyecek. İstanbul'da etkileyecek vs. Türkiye ekonomisinin yaklaşık yarısı.
Burada yaşanacak bir depremin Türkiye Cumhuriyeti bu iktidarla altından kalkamasın. Mümkün değil. 6 Şubat depreminde AFAD'ın kaloriferci dahil personel sayısı ne biliyor musun? 6500.
Yetişemezsin. Şu an yapı güçlendirme mevzuatı yok ya Türkiye'nin. Afet kanunumuz var ilgili kanun. Sen gidiyorsun karata analize aldın, yaptırdın.
Binana bir puan verildi değil mi? Ya yıkılacak ya ayakta duruyor. Yapı güçlendirmesi sana bağlı bir şey. Halbuki tespit edelim, yapı güçlendirmesi 4-6 aylık bir süre zarfında yapılabilen bir şey en azından öldürmüyor.
Çok ağır hasar alabilir bina. Belki bir daha yaşanmaz ama altında kalmaz. 2 yeni yapı üretmemiz lazım. Bugün Türkiye'de özel sektör 550 bin konut yapabiliyor.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti elindeki TOKİ ile birlikte 1 milyon konut üretebilir mi? Evet üretebilir. 96 metrekare konut maliyeti arsa payı daha 60 bin dolar falan. Neticesi şu 1 milyon konut 60 milyar dolar öder.
Biz bunun 30 milyar dolarını öz kaynakla, 30 milyar dolarını da Japon Konut Fonu var, Dünya Bankası var, bunun gibi uluslararası kurumlardan alabiliriz. Ama bu iktidar alamaz. Bak buna %100 eminim. Çünkü o kurumlardan gelen paraları adamlar standartlara bağlıyorlar ve denetliyor o paranın nasıl harcandığını.
Bu adamın işine gelmiyor ki kardeşim. Bak ilginç bir şey, çoğu insan bilmiyor. Ben de ilk kez burada anlatacağım. 2009 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Valiliği, Dünya Bankası ile kentsel dönüşüm için bir proje başlattı.
Sonra hükümet dedi ki, ya kardeşim ayrı ayrı olmasına gerek yok bu işin. İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönetsin dedi. Netice itibariyle Dünya Bankası ile çalışamadılar. Proje yüksek başarısızlık nedeniyle iptal edildi.
330 milyon dolar sadece kaynak ayrılmıştı bu proje için. Dünya Bankası verecekti. Bunun sadece 20 milyon dolarına yakın bir kısmını kullanabildiler. Bedava parayı da alamıyorlar beceriksizlikleri yüzünden.
Bedava parayı da alamıyorlar. Beceriksizlik değil bu. Başka bir beceri var orada. Yani bana yar olmayacaksa, gökten para yağsa istemiyorum diyor adam ya.
Bunu diyor. Bir de bu işin ekonomi yönü var. Geldik, sona geldik, bu. Bir yere dayanma varsa ekonomi de o noktadayız.
Türkiye'deki en yüksek 8. enflasyon zaten şu anda. Ve korkunç bir yoksulluk var. Korkunç bir yoksulluk var.
Geçen gün rapor çıkartmış İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı. İlkokuldaki çocukların yarısı okula aç ve yorgun gidiyormuş. Türkiye'de 1 milyon çocuğun kronik, yetersiz besleniyor ve aç. 2002 yılında kişi başına düşen kırmızı et tüketimi 16.8 kilo yazıyor.
Bugün ne kadar biliyor musun? 7 kilo. 30 günde 500 gram et yiyemiyor. Türkiye'de sebze tüketimi azalmış, et tüketimi azalmış, beyaz et tüketimi, balık tüketimi azalmış, bak meyve tüketimi azalmış.
Tüketimi artan bir tek şey var, makarna. Çünkü paramız ona yetiyor. Şu an bu arada mesela bankacılık sisteminin tam durumunu bilemiyoruz. Çünkü zombi şirketler var Türkiye'de.
Salgın döneminde Concordatalar vardı hatırlıyorsan. O dönem durdurdular, ettiler. Bir kısım şirketleri yaşattılar. Yandaş şirketler, kamu bankalarından aldıkları kredilerle hayatlarına devam ediyorlar bir kısmı.
Bu riskli kredi toplamanın ne kadar büyük olduğunu bilmiyoruz. Eldeki kurumlar da bunları tespit etmiyor. BDDK vs. gibi.
Bir de işin bu boyutu var. Böyle gideceği için de bu iktidar inanılmaz radikalleşir. Yani bu kadarı yeterli değil mi diyorsanız bu hayal bile edemeyeceğimiz noktaya gelir. HDP 11 Nisan'da duruşması var anayasa mahkemesinde.
Bugün HDP işte yeşil sol partiden seçimlere katılma yönünde bir karar alacak herhalde. Düşünebiliyor musun Türkiye'nin en büyük üçüncü partisi seçim döneminde kapatılırım belki diye başka bir partiden adaylarını yazacak. Türkiye'nin en büyük ikinci partisinin de aday gösterme süreci acaba göstereceğimiz aday hapse atılır mı diye şekillendi. Ahmak dediği için.
O davada YSK temsilciler ne dedi biliyor musun? Biz şikayetçi değiliz dediler değil mi? Biz evlenelim demedi dedi adamlar. Ona rağmen ceza verdiler adama.
Dünyada hiç kimse bir iktidara bu kadar güç vermemeli. Hiçbir iktidar böyle bir şansa da sahip olmamalı. Ya ben bu kadar eziyet ediyorum, çalıyorum, çırpıyorum. Adamlar hala gelip bana sarılıp başkan ol diyor.
Yani bir iktidara da böyle davranırsan o da hakikaten her şeyi yapar yani. Niye yapmasın? Bunlar hak ediyor derler bir noktadan sonra. Ya hak ediyor değil, bunu talep ediyor derler yani.
Biz onlara iyilik yapıyoruz aslında. Ki bir zaman diktatörler de sevilebilir. Ona bir şey demiyorum. Putin'in de seveni çok yani.
Yani Rus halkı bunu tercih ediyor ya. Yapacak bir şey de yok bazen de. Biz Rus halkı olmayalım. Derdim o.
Beceriksiz hiçbir iş yapamayacak adamların elindeyiz. Kurtulmamız lazım. Ha sonra yeni gelen iktidarı yerden yere vuralım dövelim ya. Bu işten ben de sıkıldım yani.
Sürekli parmak sallayan, tehdit eden bir devlet. Devlet böyle bir şey değil kardeşim. Devlet görevlileri vatandaşa hizmet edecek. Bizim ülkemiz.
Bize parmak sallayan değil, parmak sallayacağımız bir iktidar. İş başına getirelim. Gürman bu sözleriyle ne yapmak, nereye varmak istemektedir sorusunun da cevabını Sayın Devlet Bahçeli böylece öğrenmiş oldu. Kim kimi parmaklayacak?
CHP zihniyetinde vatandaş devlete parmak sallıyor.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.