
7.992 kelime · ~40 dk okuma
Selam flarsızlar. Geçen gün sandığa gidip oyumu verdim. Uzun ama sakin bir sıra vardı. Herkes önündekiyle, arkasındakiyle her zamanki seçim gereklilerini yapıyordu tabii.
Onun başlangıcı da çok güzel bir andır aslında. İnsanlar önce birbirlerini tartarlar, yavaştan birkaç olta atarlar. Sonra biri yeterince cesaretlenip rengini belli eder ve bir rahatlama gelir. Böyle böyle ilerledik biz de.
İçerisi görevli ve müşahit doluydu. Telefonu bir köşeye bıraktım, pusulaları aldım. Vekil pusulası da hakikaten aç aç bitmiyor. Ben bir de dikey tutup açtım, padişah vermanı gibi oldu.
Sonra damgayı hizalarken, bilmiyorum size de oluyor mu böyle garip şeyler, bana her seferinde istemsizce yanlış kişiye basacakmışım gibi geliyor. Benzer şekilde mesela bir uçurumun kenarına gelince de istemsizce atladığımı hayal ediyorum. Sanki böyle vücudunun kontrolünü başka biri almış gibi. Hayal etmesi de korkunç ama bir yandan da ilginç geliyor.
Neyse sonunda damgayı doğru yere bastım, zarfı yaladım yuttum ve sanki karşımda kameralar varmış gibi, ulusa sesleniyormuş gibi haydi milletimize hayırlı olsun diyerek o şeffaf kutunun içine attım. Oradakiler de herhalde gülmemek için kendilerini zor tuttular. Böylece bir oy verme macerası daha sona erdi benim için ama esas macera şimdi başlıyor. O zarfı attıktan sonra başına neler geleceği?
Hatta daha o zarf bana ulaşmadan önce başına neler geldi, bugünün konusu. Çünkü bugün adil ve şeffaf seçimler için çalışan bir sivil toplum örgütü olan oy ve ötesinden bahsedeceğiz. Onun yönetim kurulu başkanı Ertim Orkun ile konuşacağız. Kendisi 2014 yılındaki İstanbul seçimleri sürecinde derneğe katılmış.
O günden beridir gönüllü olarak çalışıyor. Sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. Bu konuşmadan öğrendiğim en önemli şey, Türkiye'deki seçimlerin diğer tüm antidemokratik uygulamalarımıza rağmen üstüne mücadele vermeye değecek kadar güvenilir oldu. Ertin Bey kritik bir şey söylüyor.
Fark ettirmeden, anlaşılmadan, geniş çaplı bir hile yapmak imkansıza yakın diyor. Ama bu kendiliğinden olmuyor. Tüm sistemin dayanağı sandık. Oradaki temsilcilerin ve gözlemcilerin imzalayıp fotoğrafladığı tutanak sürecin diğer her noktasındaki olası saldırılara karşı bir güvence.
Bunu gerçekleştirmek için de mümkün olduğu kadar çok sandıkta bağımsız gözlemcilere ihtiyaç var. Halen geç değil. Her yerde ihtiyaç var gönüllülere. Websitelerinden kayıt olunca sizi yönlendiriyorlar.
3,5 saatlik bir eğitimi varmış önce. Seçim günü de 10-12 saatlik bir çalışma olacak. Yorucu ama pozitif bir tecrübe olduğunu biliyorum bunu yapan arkadaşlarımdan. Sonradan da tüh tüh vah vah dememek için, oyununuzu kime verirseniz verin, bir sandıkta gözlemci olun, elinizden geleni yapın.
Oy atma konusunda gayet tecrübeliyim ama attığım oyun hikayesini hiç bilmiyorum. O konuda tamamen cahilim. Yani merak ettiğim şey aslında bir oyun yaşam döngüsü nedir? Daha pusula benim elime gelmeden, daha ben oy atmadan önce neler oluyor, nasıl başlıyor?
Oy attıktan sonra ne oluyor? Bunları böyle adım adım bir takip edebilir miyiz? Ederiz. Nereden başlayalım?
Pulsulalardaki partilerin belirlenmesinden mi başlayalım? Bir seçimin açıklanmasından önce siyasi partiler müracaat ediyorlar. Ben bu seçimde var olmak istiyorum, katılmak istiyorum. Yüksek seçim kurulu da o seçimle katılabilecek partileri belirliyor.
Diyor ki şu partiler bu seçim bölgelerinde var olabilirler ve katılabilirler. Burada çeşitli şartlar var. Bir siyasi partinin il ve ilçede teşkilatının olması lazım ki seçimlere katılıma hakkı kazansın. Sonra seçim süreci geliyor.
Yüksek Seçim Kurulu diyor ki hangi siyasi partiler hangi listeleri verecek bana açıklama yapın. Şimdi yaşadığımız süreçte ittifaklar var biliyorsunuz. İttifak olduğu zaman partiler birbirlerinin içerisine geçiyorlar. O yüzden bir takım partiler aslında var olsalar da listelerde adları olmuyor ve bu şekilde de pusulanın ilk serüveni başlamış oluyor.
Cumhurbaşkanlığı tarafı biraz daha kolay. Siyasi partilerin aday gösterme hakkı var. Bir de 100 bin oyu toplayan herhangi bir kişi aday olma hakkını kazanmış oluyor. Tamam, bu süreç bitti.
Adaylar belirlendi. Listeler de belirlendi. Yani bu son haline geldikten sonra YSK artık pusulaları basacak. Evet, burada bahsetmediğimiz bir de bağımsız adaylar var bölgesel olarak.
Örneğin İstanbul 1. Bölgeden ben aday olmak istiyorum diye çıkabiliyor bir insan. O zaman sadece İstanbul 1. Bölgedeki pusulalarda onun adı gözükecek şekilde çıkmış oluyor.
Fazladan bastıklarını okumuştum herhalde kayıplara karşı. Bunun belli bir sınırı var mı? Yani en fazla %5, %10 basılabilir. Böyle bir sınırlama yok kanunen ama zannediyorum %20-25 civarında fazladan basılıyor.
Fazla olsun da az olmasın felsefesi tabii ki var çünkü az olduğu zaman felaket senaryosu zaman zaman başımıza geliyor. İlçe seçim kurulundan pusula bekleniyor, o sırada seçim duruyor o sandıkta falan. Oldukça kötü bir süreç. Bunun olmaması için birazcık fazla fazla basmaya çalışıyorlar.
Tabii 3 tane seçim var gibi düşünmek lazım. Burada bir cumhurbaşkanlığı seçimi ayrı, her birisi için ayrı bir pusula var. Milletvekilliği seçimi var. Bir de ikinci tura kalırsa ikinci tur için bir seçim var.
Bunların hepsini topladığın zaman 65 milyon civarı oy verecek insan var. 200 milyona yakın pusulaya zaten ihtiyaç var, hiç yoktan. Bunlar şimdi basıldıktan sonra herhalde sandıklara getiriliyorlar. Seçim gününe mi geliyoruz buradan?
pusulalar basılıyor, ilçe seçim kurullarına dağıtılıyor. Daha sonrasında görevliler her ilçedeki, her okuldaki sandık sorunları, onlar devlet tarafından eğitiliyor, yetiştiriliyor. Onların bir takım toplantıları var. O toplantılardan sonra pusulaları teslim almak üzere çağrılıyorlar ve o torbaları teslim oluyorlar seçimden önceki gün.
Bunlar evlerine götürüyorlar yani onları. Aslında evet, sabah erkenden de okullara geliyorlar ve torbalardan çıkartıyorlar. Bu iş için bir para alıyorlar mı? Devlet sanıyorum atadığı insanlara bir ücret belirliyor.
Son seçimde böyle 200-250 lira gibi bir şeydi. Bilmiyorum bu seçim için ne açıkladı ama bir para mutlaka veriyor. Tamam, artık o zaman seçim günü geldi. Bunlar da getirdiler pusulaları, mühürleri, bütün teçhizatlarını.
Daha ilk seçmen sandığa gelmeden önce ne gibi hazırlıklar yapılıyor? Siz orada mı oluyorsunuz daha kimse ortada yokken? Bizim amacımız sabah 7'de hazırlık aşamasından önce orada olmak, odayı görmek. Biz sadece seçim sonucunu görmek istemiyoruz.
Bütün günü sabahtan hazırlığı, her şey usulüne uygun oluyor mu, bunu gözlemlemek istiyoruz. Hedefimiz bu. Onun için sabah 7'de orada olmak istiyoruz. Zaman zaman almıyorlar, problem çıkartıyorlar.
Sadece sandık kurulu gelsin diyorlar. Orada olmak hakkımız, müşahitlerimizin hakkı. Kanunun ilgili maddesini gösterip orada olmalarını sağlıyoruz. Sabah ne oluyor?
Orada oy pusulaları çıkartılıyor, zarflar çıkartılıyor. Bunlar hazırlanıyor. Bir kere masalar organize ediliyor. Sonuçta sandık kurulunda 7 kişi var.
Kendilerine göre oturma planını hazırlıyorlar. Oy verme kabini hazırlanıyor. Oradaki perdesi vesairesi kimsenin göremeyeceği şekilde, emin olunacak şekilde düzen organize ediliyor. Ve oy verme işlemi öncesinde mutlaka bir sandık kurulu yemin ediyor.
Adaletli şekilde yöneteceğimize dair yemin ederiz gibi bir yemin metin var ve bu kurulu oluşturuyorlar, çalışacakları. Tam olarak kaç kişi var? Yani siz tanık olarak oradasınız. Başka kimler oluyor?
Devletin atadığı iki kişi var. Birisi sandık başkanı, bir tanesi de sandık kurulu üyesi olacak şekilde. Bunun dışında bir önceki seçimde en yüksek oyu alan 5 siyasi parti birer sandık kurulu üyesi atama hakkına sahip. 7 kişi bu sandık kurulunu oluşturuyor.
Bunun dışında bizim gibi müşahitler olabiliyor. Partilerin de müşahitleri oluyor. Zaman zaman partiler hem sandık kurulunda üyeleri olduğu gibi ikişer tane müşahit koymaya çalışıyorlar. İşte böyle olunca biraz sandık başkanları rahatsız oluyor.
O insanları almamaya çalışıyor. Diyor bu kadar çok insana gerek yok. Biz burada zaten 7 kişiyiz. Hani bir de sizler geleceksiniz 15 kişi olacağız falan diye.
Zaman zaman haklı da olabiliyorlar çünkü o kargaşa bu sefer de faydadan çok zarar üretmeye başlıyor. Tabii aslında orası ilginç bir dinamik. Bir sürü rakip partilerin temsilcileri var. Arada sırada birbirlerine giriyorlardır, kavga ediyorlardır.
Hiç böyle bir şey tanık oldunuz mu? Çok olduk. Yani orada çok gergin bir gün. Sabahtan akşama kadar 6.30'da orada oluyor insanlar.
Düşünün akşam iş 8'de 9'da bitiyor. Yani inanılmaz bir efor sarf ediliyor. İnsanlar gerçekten yoruluyorlar. Bir de herkes kazanmak için orada o sandıklarda oturanlar, hani devlet memuru hariç.
Diğer herkes kendi gönlündeki ve oradaki temsil ettiği siyasi partinin kazanması için orada. Zaten biz millet olarak da gerginiz. Dünyanın en gergin birinci, ikinci ülkesiyiz. O gerginlik burada feci şekilde yansıyor.
Böyle bir durumda peki asayiş kuvvetlerini çağırabiliyorlar mı? Tabii her okula zaten görevli polis veriliyor. Sandık bölgesine normal şartlarda girmeleri yasak ama böyle bir asayiş problemi olduğu zaman onları çağırmak sandık kurulu başkanının görevi. silahlı gidenler oluyor.
Orada aday olup da o bölgede ağırlığı olan insanların oradaki kurulla tartışması veya insanların birbiriyle tartışması sırasında oluyor. Kurul içerisinde çok böyle hani kavga niteliğinde çok ender oluyor. Yani Türkiye'de 200 bin sandık var, bir tane iki tanesinde bu böyle asayişlik bir vaka haline geliyordur. Genel olarak teknolojiden faydalanıyorlar mı?
Odalara mesela birer kamera koymak, böyle bir şey teklif edildi mi veya uygulanıyor mu? Tabii ki oy verdiği kabinin içinden bahsetmiyorum. Yok, kayıt almak doğru değil, yasak. İnsanların orada girip çıkışını görüntülememek lazım.
Herkes oy kullanmıyor. Oy kullanmamak da aslında bir demokratik tercih. 5 ya da 10 sene öncesine kadar oy kullanmak zorunluydu. Kanunen cezası da vardı.
Sanıyorum en son 1980'lerde, 90'larda cezalar uygulanmış. Uygulanan bir ceza değildi ama yakın bir zamanda kaldırıldı. Biz tabii ki insanlar kullansın diye teşvik ediyoruz. Ama o insanların orada bulunmamak bir tercih.
Veya bir kişi orada bir siyasi parti adına görevli olarak çalışıyorken burada anonim kalmak isteyebilir. Herkesin görmesini istemeyebilir. Kayıt altına alınmak istemeyebilir. Burada çok kayıt altına alınacak büyük olaylar zaten olmuyorlar.
İnsanlar burada bir anlayış içerisinde günü çözümlemeye çalışıyorlar. Gerginlik herkesin kazanmak istemesinden kaynaklanıyor. Yoksa hani böyle kötü niyetli ben burayı nasıl karıştırabilirim diye gelen insanlardan değil. O oy verme işlemi bitene kadar, akşam olana kadar, o arada herhangi bir önemli döneme çıkışı yok herhalde.
Yani insanlar zarflarını kapıyorlar ve kutunun içine atıyorlar. Gelen insanlarla ilgili vakalar olabiliyor. Biz müşahitlerimize eğitiyoruz, çok detaylı eğitimler veriyoruz. Bunları anlatıyoruz.
Burada ne gibi vakalar olabilir? Devlet de bununla ilgili eğitimler veriyor, partiler de veriyor. Ne yaşanabiliyor? İnsanlar geliyorlar ben nasıl oy vereceğim diye soranlar oluyor.
Okuma yazma bilmeyenler oluyor. Zorlananlar oluyor. Bunun dışında ya ben eşimin yerine oy kullanacağım o bilmez diyen çıkıyor. Engelli çocuğunu getirip onun yerine ben kullanayım bakın burada kendi dursun diyen çıkıyor.
O ilginç bir sorun aslında yani bu durumda ne oluyor hakikaten? Engelline göre düzenleme var tabii. Hareket etmekte sıkıntısı varsa ve sandık bölgesine gidemiyorsa Onu sandık bölgesine götürüp yalnız bırakıp oy vermesini sağlamak lazım. Kendi vicdanıyla orada baş başa kalıp kendi oyunu veriyor olması lazım.
Ama mümkün değilse eğer oy vermesi, o zaman ona birinin yardım etmesi lazım. O yardım eden kişinin aynı zamanda başka kişilere yardım etmemesi lazım falan böyle koyulmuş kurallar var. Zihinsel engelli ise ne oluyor peki? Getirdi mesela bir zihinsel engelli akrabasına.
iddia ediyor yani diyor ki biz evde konuştuk şu partiye oy vermek istiyor. Bir kişi gerçekten devlet tarafından zihinsel engelli ilan edildiyse seçmen listesinden düşürülür. O kişi artık seçmen değildir ama kayıtlı değilse burada siz ruhi olarak söylüyorsunuz. Ruhi olarak bir insanın gerçekten bir engeli olabilir.
Siz bunu gözle görebilirsiniz ama devlet onu ilan etmediyse oraya kendi özgür iradesiyle girip kendinin oy kullanması lazım. Kural bunu söylüyor. Seçmen listesi dediniz oraya da güzel bir geçiş noktası oldu. Kim gerçekten oraya gidip oy kullanabilecek.
Türkiye'de adres kayıtlarımızı zaten otomatik yapıyoruz. Devlet hepimizin kaydını tutuyor. Çeşitli ülkelerde böyle değil. Mesela Amerika'da oy vermek istiyorsanız kayıt olmak zorundasınız.
İngiltere'de de böyledir. 18 yaşımızı geçmiş herhangi bir kanuni engelimiz yoksa eğer her oy verebilecek insan zaten kayıtlı olduğu bölgeye otomatik olarak atanmış oluyor. O yüzden çok bir şey yapmamıza gerek yok. Yurt dışına gittiğiniz zaman buradaki gibi değil biraz da orada tabii o kaydınızın orada olduğunu göstermeniz lazım.
Zaman zaman insanlar bunu yapmıyorlar. Burada gözüküyorlar ama yurt dışında yaşıyorlar. Vergisel nedenlerle göstermeyenler var veya gidip geliyorum diye göstermeyenler var. Tabii benim de durumum o.
Ben kaydımı yaptırdım. Gerçi de birçok yerde insanlar saatlerce araba kullanmak zorunda kalıyorlar. Elçiliklere gidip bunlarla uğraşmak için. Ve sanırım her yere, her konsolosluğa da zaten sandık kurulmuyor.
Az kuruluyor, evet. Bunu kim belirliyor? Mesela bunu YSK mi belirliyor? Hangi konsoloslukta olacağını veya dış işleri mi belirliyor bunu?
YSK belirliyor. Dış işlerinden mutlaka rapor alıyordur tabii. Hangi bölgede ne kadar insanımız var ve nasıl bir talep var diye. Ama sonuçta son kurulacak yerlerin kararını YSK belirliyor ve açıklıyor.
Dediğiniz gibi çok zorlanan insanlar var. Bunun çözümü olarak da seçim süresi oralarda daha uzun. Türkiye'deki gibi değil. Biz burada bir günde oy veriyoruz.
Çünkü 300 metre ötedeki okula gidip oy veriyoruz. Ama yurt dışında bir hafta 10 günlük süre tanınmış oluyor. Ama illa bizzat gidip verecekler. Postayla oy kullanma diye bir şey yok bizde.
Tabii, kesinlikle yok. Anayasaya aykırı. Tamam, şimdi yurt dışına ilgili son bir soru sorayım. Mesela ben gittim bir hafta öncesinden oy kullandım.
O oy orada bir hafta boyunca duracak. Evet. Herhalde bir tanık da yok orada. Yani oranın seçim sandık kurulu ne olacak?
Oradaki diplomatlar olacak. Ayrıyeten insanlar gitmiyordur herhalde oraya Türkiye'den kontrol için. Gidiyor aslında. Biz de müşahit organizasyonu yapmaya çalışıyoruz.
Çeşitli ülkelerde organizasyon için çalışıyoruz. Bunun dışında partilerin, siyasi partilerin orada sandık kurullarında gene insan bulundurma hakkı var. Burada AK Parti, CHP ve HDP idi 3 parti. Fakat HDP seçime Türkiye'de katılmadığı için MHP buna itiraz etti ve şimdi AK Parti, CHP ve MHP'nin oradaki kurulda bulunma hakkı bulunuyor.
Tabii ki orada konsolosluk görevlileri de var. Ayrıca müşahit bulunma hakkı da var. Fakat buradan tabii biraz daha farklı. Orada gün içerisinde oy veriliyor, sonra o sandıklar kapatılıyor, bir odaya konuyor.
O odanın anahtarı iki kişide oluyor. İkisi de farklı siyasi partide ve de konsolosluk görevlisinde. 3 oy anahtarı özür dilerim. O oda kilitleniyor.
Ertesi gün tekrar hep beraber açıyorlar ve devam ediyorlar. Böyle bir düzen var. Oyu aldıkça hani bir bilgisayar sistemine girme diye bir şey yok. O son seçim gününe kadar kağıt üstünde kalıyor o kutu içinde.
Kesinlikle kağıt üstünde kalıyor. Sonra o torbalar kapatılıyor ve ticari uçaklarla, postayla değil, memlekete geliyor, Türkiye'ye geliyor. Burada Ankara'da Ankara Ticaret Odası'nda toplanıyor bütün yurt dışı oyları. Seçim gecesi saat 17 itibariyle bütün sandıklarla beraber onlarda açılıp sayılmaya başlıyor.
Peki o zaman bu oyları ulaştırma sürecinde bir gözlemci yok. Herhalde oraya parti tanıkları, müşahitleri beraber binmiyorlar. Geliyor esasında, biniyorlar. Çünkü az buz oyudan bahsetmiyoruz sonuçta.
Partilerin bununla ilgili görevlendirdikleri insanları var. Bavulunuz kayboldu kusura bakmayın. Senaryosunun en kötü versiyonu bu olur herhalde. Oy çuvalınız kayboldu kusura bakmayın. Muhtemelen başka şekilde başka yere konuyordur,
onun özel bir şeyi vardır diye düşünüyorum. Ama yani sonuçta süreç olarak baktığınızda bu kayıtlar hiçbir yere girilmiyor, fiziken o oylar Türkiye'ye getiriliyor. Aynen, burada sayılıyor tamamen. Yani süreç aslında o noktada eşitlenmiş oluyor, yurt dışı ve yurt içindeki süreç aynı yere gelmiş oluyor.
Evet, evet. Dolayısıyla biz yurt içine geri dönebiliriz. Oradaki sandıklarda insanlar geldiler, attılar oylarını, çıktılar, gittiler. Kapılar kapanıyor.
Ondan sonra ne oluyor onu merak ediyorum. Yani içeride parti mi yapıyorsunuz? Oh bitti bugün diye. Şimdi kapılar kapanmıyor.
Bizde açık sayımdır. Gizli oy açık sayım. O yüzden kapılar mutlaka açık olmalıdır. Fakat odanın tabi asa işini sağlamak gene sandık kurulunun görevidir.
O yüzden kapının önüne böyle bir sıra koyarlar. Dışarıdan insanların içeri girmesini engellerler. Odada bir karışıklık olursa hani oyu kim aldı, kim açtı bir dikkatli olalım diye ama o sıranın arkasından insanlar kapıdan izleyebilirler. Anayasal hakkımız bizim.
Oy verdiğimiz sandığın ne olduğunu ve nasıl sayıldığını gözlemleme hakkına sahibiz. Hepimiziz bu hakka sahibiz. O süreç nasıl oluyor? Müşahitler aslında orada mı devreye giriyorlar?
Yani her kayıt düzgün yapıldı mı? Asıl işleri o mu onların? Saat 5'te okulların kapısı kapatılır, daha yeni seçmen gelmesin diye. Saat 5'e, 5 kala gelen diyelim, bir takım insanlar oluyor, onların oy vermesine izin verilir.
Kapıda çünkü bazen kuyruk kalır ama sonradan gelenler değil, 5'ten önce gelen insanlardan bahsediyorum. Daha sonrasında sandık getirilir, masalar birleştirilir, masaların üzerine sandık ters çevirip dökülür. Burada bunu sandık kurulu yapıyor. Bizim müşahitlerimiz aslında sadece gözlemci olarak uzaktan izlerler.
Odanın içerisindedirler, müşahit kartı onlara bu hakkı verir. Sandık kurulu ise saymaya başlar, zarfları alır. Tek tek mühürlü mü diye bakar. Her sandık kurulunun bir mühürü vardır ve sandık kurulu sabah 7'de o hazırlık aşaması demiştik ya, o hazırlık aşamasında yaptığı ilk işlerden bir tanesi her oy pusulasını ve her zarfı mühürlemektir.
Bir sandık kurulunun mühürü yoksa eğer o oy pusulasında ve o zarfta aslında geçersizdir. O yüzden herkes sabah kontrol etmeli oyunu verirken, hatta kabine girmeden önce. Yani sandık kurulu en başta bunu mühürlemeli, kaçırmışlarsa seçmen buna bakmalı, kontrol etmeli. En sonunda da sayılırken de zaten herkes onu bir kontrol ediyor mühürlü mü değil mi diye.
Evet, evet. Geçen seçimde şey olmadı mı? Mühürsüz pusulalar kabul edilmedi mi? 2017'de.
Evet, Yüksek Seçim Kurulu akşam 5.30'da mühürsüz oylarında kabul edilebileceğini söyledi ve ondan sonra kaosa sürüklendik maalesef toplumca. Üzerinden 6 sene geçti, hala mühürsüz oy tartışıyoruz zaman zaman. Burada benim iki sorum var hemen.
Birincisi, niye böyle bir şey yaptılar? Yani resmi gerekçeleri neydi? İkincisi de, bunu yaparak bir hile hurda yapma olasılıkları var mı? Mühür aslında hile hurdayı önlüyor çok net bir şekilde.
Şunu engelliyor, siz oy pusulası bir şekilde bastırdınız, bir tane de zarf yaptınız, bunu kendi cebinizin içerisine koyup götürüp sandığa atabilirsiniz. Ama bunu yaparken mühürsüz olarak atmış olursunuz. Burada en sonunda bunu engellemek birazcık amaç. Burada Yüksek Seçim Kurulu ne için bunu düşündü?
Kararı savunmak için söylemiyorum, felsefelerini söylemek için söylüyorum. Tabii. Orada gün içerisinde sabah mutlaka ve mutlaka bütün oylar mühürlenmelidir. Fakat unutanlar oluyor.
Sandık başkanları yeteri kadar işi bilmedikleri için oyları, oy pusulalarını mühürlemedikleri oluyor. E şimdi 200 kişi, 300 kişi oy kullanmış. Sandık başkanı ve sandık kurulu yapması gereken işi yapmadığı için o insanların oyları geçersiz sayılacak. Yüksek Seçim Kurulu dedi ki ben bir karar çıkartayım, bu mühürsüz oyları sayalım.
Burada yapılmış bir yanlışı örtmek için başka bir yanlış yaparak bir karar çıkarttı. Tabii ki bu kadar açık ve hukuki bir ibare varken mühürsüz oylar sayılmamalıdır diye böyle bir karar alması çok büyük bir tartışma oldu. Bunun herhalde bir kaydı da yok yani ne kadarı mühürlüydü, ne kadarı mühürsüzdü. Bunu halkla paylaşmadılar diye tahmin ediyorum.
Paylaşmadılar. Sonra tabii spekülasyonlar yapıldı. İki buçuk milyon diyen oldu, bir milyon diyen oldu, bir buçuk milyon diyen oldu. Onun istatistiği ayrıyeten tutulmadığı için sadece tahmini yürüteceksin.
Aslında şöyle bir istatistik var bugün. Eğer bir zarf mühürsüz çıkarsa bunu deftere not almak zorundalar. Her sandık kurulunun bir defteri var. O gün geçenleri yazmak zorunda, alınan kararları da almak zorunda.
Fakat Yüksek Seçim Kurulu böyle bir açıklama yapınca rakam yazacak bir durum ortadan otomatikman yok olmuş oldu. Tam 5.30'da alınınca herkes o cümbüş kargaşa içerisinde, mühürlü oylar sayılıyor mu, sayılmıyor mu diye tartışırken WhatsApp'dan mesaj düştü. Böyle bir ortalık karıştı filan, emin miyiz diye soranlar oldu.
Sonralar evet evet deyince öyle karıştı ortalık gitti artık. Yani YSK bunu tam son dakikada yaptı öyle mi? Tam sandıklar kapanmadan önce veya kapanırken. YSK'da belirli bir karar olarak vermedi.
Orada gelen itirazlar vardı. İşte biz bu sandıkta unuttuk, baktılar kaç sandıktan geldi bilmiyorum belki de 500 sandıktan biz unuttuk diye. Geçersiz mi sayalım, sabah yapmadık diye. Mevzunun bu hale geleceğini düşünerek yapmamış da olabilirler kararı alırken.
Ama eğer bunu hakikaten kullanarak hile yapmaya çalışırsak, o zaman hileyi o sandıklara giderken, yani seçim günü, oy kullanma süresi içinde yapmamız lazım. Önceden doldurulmuş ve basılmış bir pusulayı, 3-4 tanesini oraya sıkıştıracağım bir şekilde. Neyse artık. Fazladan da atamazsınız.
Çünkü önce imzalar sayılır. Kaç imza var? 300 imza var. 303 zarf çıkarsa bu bir problemdir.
3 tane zarf rastgele seçilir ve imha edilir kanune. Belki önceden şöyle bir hesap yapılabilir yani, bu sandıkta atıyorum %90 CHP çıkacak, ben gidip buraya bir sürü AKP oyu yığayım, onu rastgele imha ederlerse CHP'den daha çok oy gider, imha edilir gibi bir mantık olabilir belki. O zaman ama tabi bunu yapıyorum dediğiniz yerde şimdi CHP oyu dediniz nerede %95 çıkıyor? Kadıköy'de çıkıyor.
Kadıköy'de her sandıkta CHP'nin o zaman 3 tane müşahiti var, görevlisi var, kapıda kat görevlisi var, bina görevlisi var filan baktığınız zaman yani onlarca insanı var. Bütün bunların gözünün önünde yapıyor olmanız lazım. O kadar kolay değil gene yani. Tamam, sayıma geri dönelim.
Oradan sonraki süreci de esas merak ediyorum. Yani bunları tek tek sayıyoruz. Gözlemciler var, onlar uzaktan bakıyorlar. Oy kullananlar da kendi oylarını düzgün bir şekilde basmalılar.
Onlar kötü basarlarsa oylarını, onun geçersiz olmasını nasıl kararlaştırıyorlar? Bunun için böyle sayfalar dolusu döküman var, o kadar net anlatıyor ki çizgilerin dışında ne kadar taşıyacak, nasıl taşıyacak, taşarsa nereye taşıyacak, bütün bunların böyle detaylı çizimleri var, çizimlerin üzerinden anlatılıyor aslında, ellerine kitapçıklar da veriliyor. Tamam kağıt üstünde yazıyor da hani bir tanesi veya müşahitlerden bir tanesi ya orada bir numara var galiba o tam düzgün olmayabilir dediği zaman diğer herkes kafa kafaya verip evet hepimiz anlaştık bu oy geçersiz olmalı diyor mu yoksa kendi aralarında bir oylama mı yapıyorlar? Kendi aralarında oylama yapıyorlar tabi sağlık kurulu 7 kişi aralarında oylama yapıp karar vermesi gerekiyor.
Alınan kararları da karar defterine yazması gerekiyor. Bu oy geçersiz sayılmıştır diye yazıyorlar. Geçersiz oyları yazıyorlar. Matematik tutması lazım.
Geçersiz oy sayısı, geçerli oy sayısı, atılan oy sayısının ve partilerin toplamının birbirini tutuyor olması lazım. Tamam, hepsinin o zaman tutanağını tuttuk, topladık hepsini. Altına da hepimiz imzamızı attık. Yani müşahitler de herhalde gelip kontrol ediyorlar değil mi onları? Müşahitler de kontrol ediyor.
Tabii biz onun resmini alıyoruz zaten, o tutanağını. Tamam. Oysayımı orada herkes önünde ve sandık görevlerinin ve müşahitlerin birlikte çalışmasıyla bir kere yapıldıktan sonra çuval çalındı, yok bilgisayara girerken şu oldu, bu oldu. Öyle bir katakulli olsa bile herkesin elinde sandıktayken alınmış sonuçlar var.
Tabii. O sandık kurulu imzalamış oluyor altını, hepsi imzalatmış oluyor. Seçim güvenliğini asıl sağlayan nokta burası mı yani? Benim merak ettiğim şey bu.
Hile yapmak isteseniz, seçim sistemini iyi bilen biri olarak. Hangi noktaya saldırırsınız? Bu noktadan sonra bir yere saldırırsanız oyları çalma, imha etme neyse artık bir işe yarar mı? Yoksa bu noktadan önce mi yapılmış olması lazım?
Türkiye çapında organize bir değişiklik yapabilecek bir kötülük yapmak, bir hile yapmak istiyorsanız bu gerçekten çok çok zor. Fark edilmeden yapmak kolay değil, onu söyleyeyim. Çeşitli ülkeler var, hiç demokrasi değiller. Orada sandıklara gidenle çıkan sonuçlar birbirini hiç tutmuyor.
Bunlarda ne olduğunu insanlar biliyorlar, yollarda torbaların değiştiğini. %95 ile kazanıyor aday falan. Biz böyle bir ülke değiliz. Bizim sistemimizde güvenlik var, farklı partiler var.
Ülke çapında hile yapmak zor. Burada nerede sıkıntılar var? Milletvekili seçimlerinde var. Çünkü bir şehirde 5 tane milletvekili var diyelim.
Bunun üçünü bir parti, ikisini bir parti alıyor ve aradaki bir kişi böyle birkaç yüzü oyla A partisinden B partisine geçiyor. O insanlar oranın önde geleni oluyor, ne bileyim zengini oluyor, ağası oluyor, artık neyse. O kavgaları ve şeyleri genelde onlar çıkartıyorlar ve oralarda aslında hile olma olasılığı biraz daha yüksek. Yani şöyle bir şey olabilir, girer odaya, herkesi tehdit eder, belki de herkese rüşvet verir ve orada kayda geçirirken hileli bir şekilde geçirir, oy sayımını yanlış yaptırtır, o da birkaç yüz oy fark eder, kendisine yeterli olabilir.
Bahsettiğimiz senaryo bu. Teorik olarak bunu yapabilirsiniz. O zaman ama diğer siyasi partilerin üyelerinin de bunun altına imza atması lazım. İşte hem havuç hem sopa.
Tabii. Çıkıyor, bazen deniyor ki işte bu sandıkta A Partisi'nin görevlisi var, bir tane bile oy çıkmadı. Partinin temsilcisi var o sandıkta, oy çıkmıyor o partiye yani. Ha tabii, onların kendileri de o sandıkta oy kullanıyorlar değil mi?
E tabii ki, evet. En azından bir tane çıkması lazım. Yani diğer hadi hiç kimse vermedi, bir kişinin orada veriyor olması lazım. Bu durumlar yaşandı.
Artık o kişi nasıl ikna olduysa bilmiyorum. Ama 200 bin sandıkta baktığınız zaman böyle 30 tane vaka vardır. O zaman şu yaşam döngüsünü biraz sonuna doğru gelelim. Sandıkta sayım yaptık, herkes tamam dedi, resimleri aldı.
Sonra ne oluyor o oylara? Sandık kurulu başkanı torbayı geri topluyor, o oyları toparlıyorlar deftereyle vesairesiyle, herkes imzaladıktan sonra torbaya geri koyuyorlar, torbayı kapatıp mühürlüyorlar böyle bir mumla eritip, ondan sonrasında onu alıp ilçe seçim kuruluna götürüyor sandık kurulu başkanı. Bu şeylerde genelde belediye otobüsleri bekliyor kapılarda, okulların kapılarında. İşte bir okulda 30 civarı sandık oluyor.
30 kişi biniyor otobüse. Onlar ilçe seçim kuruluna gidiyor. İlçe seçim kurulu oradaki daha büyük bir okul oluyor genelde o bölgedeki. Onun işte spor salonu ne bileyim bir tesisinde böyle müsait olan bir yerde o oylar toplanıyor.
Torbasını teslim ediyor. Sandık tutanağını teslim ediyor. Ondan sonra orada bilgisayarlar açılmış oluyor. O bilgisayarlarda sandık tutanağının verilerini giriyor.
Bütün detaları giriyor oradaki tutanaktaki. Ondan sonra onun görevi bitiyor. 978 ilçe var. Her ilçede bu işlem yapılıyor.
O veriler toplanıyor ve bizim seçim sonucu dediğimiz sonuçlar açıklanmaya başlıyor. Bunlar ilçede bu verileri girerken yanlarında başka biri oluyor mu? Yoksa artık orada sizin müşahitliğiniz bitmiş mi oluyor? Tabii tabii biz orada olmuyoruz.
O ilçe seçim kuruluna bizim gitmemiz yasak. Partilerin ilçe seçim kurullarında çalışan görevlileri var, parti yetkilileri var ama burada bu verileri girerken yalnız giriyorlar. Yani kimse onları orada tek tek kontrol etmiyor. Bunun kontrolü daha sonrasında siyasi partiler tarafından yapılıyor.
Biz de bu kontrolü yapıyoruz. Nedir bu kontrol? O ıslak imzalı tutanaktan her siyasi parti kendine bir tane alıyor. Biz eğer uzak bir bölgedeysek biz de o ıslak imzalı tutanaktan alıyoruz.
Eğer böyle şehir merkezinde ve şeysek sadece resmini alıyoruz. Resimlerini sistemimize yüklüyoruz. Şimdi yeni bir yazılımımız var. Yeni yazılımımızda OCR teknolojisi kullanacağız.
Optik karakter tanıma sistemi demek OCR. Ve resim çekildiği anda bu verileri otomatik olarak bilgisayar programı getirecek ve bizim sistemimize dijital olarak akacak. Biz 3 saat önce o verileri dijital olarak elde etmiş olacağız. Partiler de aynı işlemi yapıyorlar.
Onlar da o ıslak imzalı tutanakları alıyorlar, kendi merkezlerine götürüyorlar. Onlar da o verileri böyle bilgisayarlar kuruyorlar, odalar da olsun. Herkes kendi sistemine giriyor. Sonrasında Yüksek Seçim Kurulu'nun açıkladığı verilerle kendi sistemlerindeki gelen verileri kıyaslıyorlar.
Biz de bunu yapıyoruz. 1001'in oğlu sandıkta A Partisi 100 yazılmış Yüksek Seçim Kurulu'nda, halbuki 95'i almış. Buna itiraz ediyorlar. Dilekçeler otomatik çıkıyor artık, otomatize ettiler partilerde.
Bunları imzalayıp imzalayıp ilçe seçim kurullarına müracaat ediyorlar. O gece binlerce müracaat oluyor. Bir kişi girdiği için, bir de günü 16 saat ayakta geçirdiği için hata da yapabiliyor. YSK sistemi herkese açık mı?
Yani o girilen bilgileri siz anında görebiliyor musunuz? Hayır değil, partilere açık. O çok büyük bir data ve canlı da bir data. Sadece bir kere verilmiyor.
Onu böyle 5 dakikada, 10 dakikada bir refresh ederek düzenli olarak yayınlıyor YSK. Partilere yayınlıyor bunu. Ve de Anadolu Ajansı'na yayınlıyor. Yüksek Seçim Kurulu partilere, ajanslara verdiğinden ilave olarak sandık tutanaklarının resimlerini de gönderiyor.
Bu resim kimin çektiği resim? Sandık kurulu başkanının resmi mi? Sandık kurulu başkanı aslında resim çekmiyor. Orada tarama makineleri de var.
Bilgisayarlarla birlikte tek tek taranıyor o tutanaklar. Yüksek Seçim Kurulu hem resmini hem de dijital datasını gönderiyor. Aslında o noktada partiler kendi verileri yoksa bile hem tutana hem şeye bakıp kontrol bile yapabilirler. Bu imkanı partilere sunuyor aslında Yüksek Seçim Kurulu.
Şeyi merak ediyorum, ben aslında sandık başında sayım tamamlandıktan sonra tam olarak ne oluyor? Çünkü esas ham veri o ya, tam noktasında alınmış veri. Yani bitirdik kardeşim, hepimiz anlaştık, doğru saydık, doğru ettik. İmzamızı attık, biz onun resmini çekiyoruz.
Mutlaka ilk aldığımız şey o. Bazı partilerin sistemleri var, verileri giriyorlar. Böyle elle girilen sistemleri olan partiler var. Onlar oradan kendi datalarını topluyorlar.
Kendi verilerini başka şekilde, başka işler yapmak için ilk verilerini mutlaka topluyorlar. O zaman aynı verinin aslında birkaç kopyası var. Yani biraz sisteme güven oradan geliyor. Her noktada değişik kopyaları alınıyor.
Hepsini de bir anda hep beraber değiştirmek çok zor. Evet, bu imzalar atıldıktan sonra da genelde okullarda kapıya asılıyor, kapıya yapıştırılıyor sandık tutanağı. Bu şu demek, ben sandık kurulu başkanı ve buradaki kurulum olarak burayı saydık. Bakın herkese açık olarak ilan ediyoruz.
Herkes gelip bunu görebilir. Normalde onun birkaç hafta kalması gerekiyor da o birkaç saat kalmıyor. 15 dakika sonra kapıdan iniyor genelde o resim. Ama sonuçta anons edilmiş oluyor.
O noktadan sonra onun resmi çekmek ve onu paylaşıyor olmak aslında suç değil. Bu sene yeni bir sistem kullanacağız dediniz. OCR kullanacağız dediniz. Dolayısıyla daha gerçek zamanlı göreceğiz o verileri de.
Bunu kullanan bir tek siz misiniz sandık noktasında? Diğer partilerde bildiğiniz kadarıyla böyle bir teknoloji yok mu? Şu anda hazırlıkları olan var ama bugüne kadar kimse kullanmadı. Bizimki gibi bir altyapı şu anda hazırda yok.
Seçimde göreceğiz belki de yapmış olan partiler çıkabilir. Herhangi bir partiyle ortak çalışıyor musunuz? Ortak hiçbir zaman çalışmıyoruz. Bizim burada hedefimiz tamamen partilerden bağımsız olmak.
Bilgi alışverişinde bulunuyoruz, onlarla görüşüyoruz. Aldığımız verileri zaten paylaşıyoruz, onları paylaşmak için topluyoruz. A Partisi'nin oyu 100 değil de 110 ise A Partisi'ne bildiriyoruz. B Partisi'ne de bildiriyoruz ama B Partisi A Partisi adına oy itirazı yapmıyor.
Onu sadece A Partisi yapıyor. Çünkü işine o geldiği için. Tabii. Binlerce başvuru varken başkasının hakkını savunmak için yapmıyorlar tabii ki doğal olarak.
Kendi işleriyle uğraşıyorlar. Bizim önceliğimiz sadece ve sadece neyse o olması. Sizinle iletişime geçmek istemeyen bir parti oluyor mu peki? Ya biz sizinle veri paylaşmayız veya sizin yardımınızı istemeyiz diye böyle bir şey var mı?
Yoksa herkesle çalışabiliyor musunuz? Siyasi partilerden müşahit kartı istiyoruz. Müşahit kartı vermek istemeyen partiler çıkıyor. Onun dışında verimizi paylaştığımız veriyi aldığı zaman kullanmak istemeyebilir ama biz göndermiş oluyoruz.
Nasıl değerlendirirlerse onlar öyle değerlendirsinler. Onların derdi tabii. Müşahit kartı meselesi ilginç. Aslında bunu sadece oy ve ötesi için sormuyorum.
Mesela sizin yaptığınız işi yapmak isteyen başka bir müşahit organizasyonu var mı? Var. Siyasi organizasyonlar var. Daha böyle partilerle beraber çalışan organizasyonlar var.
Biz burada müşahit kartına ihtiyaç duyuyoruz çünkü seçimde sandık bölgesinde bulunabilmek için ve orada gözlemi yapabilmek için bir müşahit olmak lazım. Bu da merkezi bir yerden verilmiyor mu? Yo yo hayır, tamamen siyasi partilerin noktasında bu. Müşahit kartı dağıtıyorlar kendi müşahitlerine, bizlere.
Yani siz bir tane partiden bile müşahit kartı alsanız orada bulunma hakkınız oluyor. Evet ama biz bütün siyasi partilerden istiyoruz çünkü bir tane siyasi partiden alınca ben bu partiyle çalışmam, bu partinin kartını kullanmam diyen insanlar çok çıkıyor. O yüzden biz elimizde böyle 5-6 kart oluşturmaya çalışıyoruz ki gelen gönüllülerimiz hangisiyle çalışmak isterlerse onunla çalışsınlar. Yoksa teorik olarak haklısınız.
Biz bir yerden alıp çalışabiliriz. Mesela bu 2019 yenilenen İstanbul seçimlerinde İstanbul'da bir belediye başkan adayı vardı. Sanıyorum Komünist Parti'den, tam hatırlayamıyorum. Hanımefendi aday olmuş.
Çok bir oyu yok ama kart verme hakkı var ve biz onun kartıyla çalışmıştık çünkü onun temsilcisi olarak orada çalışma hakkımız doğal olarak oluyor. Giremediğiniz bir sandık var mı? 200 bin tane sandık var dedik. Hepsinde bulunmayı hedefliyor musunuz?
Çok zor. Bizim hedefimiz 100.000 gönüllüye ulaşmak bu seçimde. 100.000 gönüllüyle Türkiye'de köyler hariç her okulda olmak istiyoruz.
Kasabalar dahil. Ulaşabildiğimiz kadar fazla yerde okullarda yayılmış olmak istiyoruz. Partilerin ulaşamadığı yerler de var. Yani burada tek kriter insanlığının olması değil bir siyasi partinin 1 milyon 2 milyon üyesi var ama orada o spesifik köyde o siyasi parti adına çalışmak isteyen biri olmazsa anlamı kalmıyor çünkü o köye gitmek gelmek zaten 3 saat 4 saat ve kimseyi şehir merkezinden oraya götürüp çalıştıramıyorsunuz.
Türkiye'de homojen dağılmanız lazım bazı yerlerde de olamıyorsunuz. Ha gelmek istediğim nokta orası zaten. Optimum şekilde elimdeki kaynağı dağıtmak istiyorum. Bu konunun tamamen cahili olarak bir tahminde bulunacağım.
Siz de beni düzeltirsiniz. Ben derim ki bu siyasi partilerle birlikte bir şekilde çalışayım, bir şekilde verisini alayım bunların. Yani hangi sandıkta kaç tane müşahitleri olacak? Ve o sandıkların da ne kadar dengeli olduklarını tarihsel verilerle bir çıkarabilirim.
Yeterince dengeli ise o sandıklar daha güvenli olabilir diye düşünürüm. Ama %90 bir partiye oy çıkmışsa belki aslında oraya benim müşahit göndermem lazım ki %90 yerine 95 yapmasınlar hileyle. Diğer partilerin eksikliklerini ve özellikle de dengesiz oldukları yerleri tespit edersem elimdeki kaynağı oraya yönlendirmeye çalışabilirim. Böyle bir veri tabanı var mı?
Bir çalışma var mı? Siz nasıl yaklaşıyorsunuz buna? Biz bunu siyasi partilere soruyoruz. Bize böyle bir eksik olduğunuz, gitmemiz gerektiğini, düşündüğünüz yer var mı diye soruyoruz.
Bunun dışında kendi önceliklendirme haritalarımız var. Bununla arkada çalışıyoruz. Geçmiş seçimleri dediğiniz gibi değerlendiriyoruz. Bölgesel olarak değerlendirmeler yapıyoruz.
nerelerde sıkıntı olabileceğine dair tahminler yönetiyoruz. Sıkıntı dediğim eksik insandan bahsediyorum. Ulaşılması zor olan yerleri tayin etmeye çalışıyoruz. Yani bu dediğinizi yapıyoruz tabi olarak.
Anladım. YSK'nın seçim veri tabanına geri dönmek istiyorum, oy veri tabanına. Şimdi onları partilere açıyor dediniz ya. Yani hem oy sayısını hem de tarayıcıdan yüklenen resimleri partilere açıyorlar.
YSK'nın kendisinde çok partili bir denetim mekanizması var mı? Yoksa tamamen iktidar tarafından atanmış bürokratlar mı hallediyor bu işi? Şimdi YSK'dakiler yargıç ve aslında bağımsız yargı insanları olarak oradalar ve iktidar partisi tarafından atanmış, onun taraftarı gibi değiller. Böyle düşünmemek lazım.
Tabii ki kendilerince bir tarafları olabilir ve yaklaşımları olabilir. Bu başka bir konu ama bir hükümet tarafından atanmış bürokratlar değiller. Partilerin ayrıca Yüksek Seçim Kurulu'nun içerisinde Yüksek Seçim Kurulu temsilcileri var. Her partinin var.
O gece seçim gecesinde beraber çalışıyorlar. Ama orada böyle çok büyük bir işlem yok aslında Yüksek Seçim Kurulu merkezinde. İlçelerde çok dava dönüyor. Çünkü ilçelere geliyor.
Bütün itirazlar ilçeler üzerinden yapılıyor. Gene o bölgelerdeki yargıçlar İlçe Seçim Kurulu'nun başkanlığını yapıyor. O insanlar karar veriyor oradaki itirazlara. Bazı davalar, bazı kararlar uzuyor.
Tekrar sayım kararları çıkıyor. Çok yakın olduğu zaman genelde bu sayım talepleri oluyor. 15 oyla milletvekilliğini kaybetmiş oluyor bir yerde, bir parti. O 15 oy bazen 30 oya, 40 oya çıkıyor.
Bazen düşüyor, 10'dan 10'a geçiyor falan. Hani seçim gecesinde yaşıyoruz. O gece sabaha kadar bu şey dönüyor itirazlar. Ana merkez aslında ilçe seçim kurulları diyebiliriz.
Mevzular çözülmezse il seçim kurullarına, ilde de çözülmezse yüksek seçim kuruluna gidiyor ve ana karara yüksek seçim kurulu vermiş oluyor. İlçe seçim kurullarındaki çalışanlar ne sıklıkla değişiyorlar? Seçimlerde belirleniyorlar. Geçen sene bir değişiklik yapıldı ve buna göre belirleniyor.
Onlar yargıçlardan oluşuyor. Normalde bölgedeki en kıdemli yargıç yapıyordu fakat şimdi kurra usulüne göre seçim kuruluna katılmak isteyenler arasından seçilecek diye bir değişiklik yapıldı. En çok tartışılan konulardan bir tanesi. bir tanesiydi.
Ama endişe şuydu, burada çok tecrübesiz yargıçlar da var. Tecrübesiz yargıçların bu konuda karar verici olmasından endişe duyuldu. Hile olur gibi değil ama burada sonuçta zor bir günden bahsediyoruz. Orada gerginlik var, bunu yönetmek kolay değil.
Partilerin avukatları var burada, ilçe seçim kurularına müracaat eden. Çok tecrübeli bir avukat gelip de birazcık böyle bıçkın şekilde bir şey yaparsa, ya kararını değiştirirse bu yargıç diye bir korku var. Şimdi ben bir yandan insanlara soru soruyorum da buradan size ileteceğim soruyorum. Bir tanesi SİBER saldırılarla ilgili.
Bu ilçe seçim kurullarındaki veri giriş yaptıkları sistemlere saldırabilirler mi? Merkezde toplanan verilerde bir değişiklik olabilir mi? Bir de tabii sizin kendi sisteminizde nasıl koruma çalışmanız var mı? Kendi sistemimizde tabii var.
İyi bir şirketle çalışıyoruz. Gönüllü olarak çalışıyor arkadaşlarımız ama çok yetkin bu konuda. Uzman ve iyi bilen bir ekiple çalışıyoruz. Felaket senaryolarımız var.
A, B, C, D planlarımız var. Seçim kurullarıyla ilgili saldırı olabilir. Sistem yavaşlar. Ertesi gün öğreniriz sonuçları.
Çok böyle hani eyvah seçim sonuçları değişti. A kazanıyordu, B'ye geçti bir anda. Olmaz. Değişebilir ama instak imzalı tutanaklar partilerin elinde varsa düzelttirirler.
Yani iş sonuç olarak fiziki bir kanıta dayanıyor. Beni rahatlatan o oldu birazcık. Aslında iki türlü şey var. Birincisi ıslak imzalı kağıtlar.
Asli kanıt o. İkincisi de partilerin bazen yapabildikleri, sizin de bu seçimde daha hızlı yapabileceğiniz resim çekme işi. Doğru değil mi? Kesinlikle.
Burada ana güvenlik unsuru ıslak imzalı tutanaktır. Gelen yorumlardan bir tanesi, bu sizin T3 sisteminin yavaş çalıştığı hakkındaydı. Ama asıl önemli olan veri zaten T3 sistemindeki veri değil. T3 sistemi şuydu, size onu kısaca anlatayım.
T3, 3 kişinin bir veriyi teyit etmesi demekti. Bu gelen resimleri sistemimizde açıyorduk ve hiç bilmediğimiz dünyada neresinde olursa olsun o tutanağı görüp de giren insanları açıyorduk. 3 kişi aynı veriyi teyit edersek, biz o veriyi sistemimize teyit edilmiş şekilde aktarıyorduk ve biz o veriyi dijital hale getiriyorduk. Burada bahsettiğimiz yüz binlerce tutanak var.
Bu seçimde 400 bin tutanak olacak. 400 binin aldığımızı varsayıyorum. 400 bin x 3, 1.2 milyon teyitlemek yani inanılmaz bir rakam.
Ve tabii ki yavaş işliyordu, evet. Onun için OCR'a geçtik. Yani hızlandırmak için. OCR'da %100 okumayacak.
%80, %85'lerde okuyacak. %10, %15'in yine girmek zorunda kalacağız bu verilerin. Bunun için T3 benzeri bir sistemimiz olacak ama kapalı olacak büyük ihtimalle. Dışarıya açmayacağız eskiden yaptığımız gibi.
Kendi içimizde kendi gönüllü ağımızla bu verileri dijital hale getiriyor olacağız. Ben mesela seçim günü sizin sitenizden neyi takip edebilirim? Gönüllü olmayarak herhangi bir şeyi takip edebilir miyim? Sitemizden çok bir şey takip edemezsiniz maalesef.
Fakat saat 9 gibi bu topladığımız bütün verileri açıklayacağız. Yani seçim yasağı kalktıktan sonra bunu ilk defa yapacağız. Daha önceki seçimlerde yapmadık. Bütün çekilen resimleri açacağız.
Seçim sonucu açıklamıyoruz çünkü biz bir haber ajansı değiliz ve verinin %100'üne ulaşamama ihtimalimiz oldukça yüksek. %100'üne ulaşamadan bir veri açıklamak da yanıltıcı olma olasılığını çok arttırıyor bizim için. Bütün partilere bu altyapımız açık olacak. Bu size saat 9 gibi açacağım dediğim sistem partiler görebiliyor olacaklar.
Onlara şifre vereceğiz. Biz datayı görmeye başladıkça onlar da görmeye başlayacaklar. Tamam o zaman bu oy güvenliği konusunda işin gelip tıkandığı yer herhalde şurası olabilir. Anlaşılır bir yanlışlık olduğu, itirazlar edilir.
Fakat en kötü senaryoda iktidarın baskısıyla denir ki kardeşim ben itirazlarınızı umursamıyorum. O zaman da zaten dandik bir 3. Dünya ülkesindeki seçimler gibi olur yani. Seçimin kendisi manasız olur.
O zaman seçim güvenliğini değil, hukuku ve adaleti tartışıyor oluruz. Başka bir konu. Yani seçim güvenliğinden daha temel bir sorun. Seçimi tanımamak zaten o.
Evet. Ama öyle olacağını düşünmüyoruz. Hukuka uygun olarak işleyeceğini umut ediyoruz. Konuyu o zaman şeye getireyim, şu depremin etkisine getireyim.
Mesela bazı okullar önceden belirlenen seçim noktaları artık kullanılamaz halde dedik. Tabii ki insanların adresi belli değil. Bu konuda nasıl bir çalışma yürütülüyor? Nedir durum?
Artık çalışmada yürütülmüyor çünkü belirlendi seçmen listeleri. Şu anda insanlar orada listelendiler. Yüksek Seçim Kurulu 2 Nisan'a kadar süre verdi. Özellikle deprem bölgesinde mağdur olup başka şehirlere taşınan insanlar için de adreslerinizi değiştirin diye.
Fakat görülen o çok az insan adresini değiştirdi. Herkes eski bölgesinde bıraktı adresini. Bu şu demek, belki de 1 milyon insan ya seçimlerde oy kullanmak için bölgeye gidecek ya da oy vermeyecek. Sonuçta bu listeler belli, hepsi E devletten girip bakabilir nereye kayıtlı olduğuna.
Evet, okulları değişmiştir çünkü artık Antakya'da falan hani okul kalmamış durumda belirli mahallelerde. Aynı gün içerisinde oy kullanıp dönmeleri çok mümkün değil. Böyle İstanbul'un bayram giriş çıkışı vardır. İstanbul dönüşü, pazar günü böyle Gebze'ye kadar kuyruk olur böyle.
İnsanlar 8 saatte falan İstanbul'a girer. Birazcık onu benzeyecek çünkü milyon insandan bahsediyoruz. Mesela Antakya için bir tane yol var Antakya'ya giren, bir tane yol var çıkan. O yüzden erkenden gitmeleri insanların çok önemli.
Sizin oradaki müşahitlik için yani gönüllerin orada çalışması için yaptığınız özel bir çalışma var mı? Evet var. Ben gittim bölgeye, sivil toplum kuruluşlarıyla görüşüyoruz orada. Daha fazla müşahitimiz nasıl olabilir, daha fazla insanlara nasıl ulaşabiliriz diye çaba sarf ediyoruz.
hiçbir şey olmasa bile ya oralarda bir şeyler oldu iddiası hani o mide bulandırıcı olacaktır. Bunun olmaması lazım. O yüzden orada her yerde insanlar olmalı ki partiler olmalı, bizim gibi sivil toplum kuruluşları olmalı. Böyle şaibe iddialar hiç ortaya atılmasın.
Hani Türkiye'nin vicdanı rahat olsun seçimlerden sonra bunu tartışmıyor olalım. Güzel bir umut. Bunun için aslında soracağım iki tane sorum var. Belki de son iki soru bu olabilir.
Birincisi haber almayla ilgili, ikincisi de gönüllülükle ilgili. İlkinden başlarsak insanların şaibeli bir havada seçimi geçirmemesini istiyoruz ama sosyal medya malum yani. Her türlü sonuçta orada iddia dolanacak. Siz neyi tavsiye edersiniz güvenli haber takibi için?
Şöyle de bir şey de olabilir. O gün hiç haber takip etmeyin kardeşim saat 9'a kadar. Gidin bir parka kafanızda dinleyin de diyebilirsiniz. Seçim sonucu için söylüyorsanız bence 11-12'ye kadar hiçbir şeye güvenmeyin.
Çünkü seçim sonuçlarının böyle akıp da belirli bir yüzdeye ulaşması lazım ki güvenilir veri olsun. Bu gelen itirazlar var ya, aslında benim gelmek istediğim nokta orası, o itirazların takip edilebileceği veya teyitlenebileceği bir sistem var mı? Hani itiraz doğrudur, yanlıştır, ona siz karar veremezsiniz de, böyle bir itiraz var hakikaten, böyle bir veri uyuşmazlığı var hakikaten, bunu teyitledik, bunun takipçisi olun diye insanlara gösterebilir misiniz? Biz bunu yapıyoruz.
İnsanlara göstermiyoruz. Hayır, siyasi partilere gösteriyoruz. Sonuçta siyasi partilerin 72 saat itiraz süresi var ve bu aslında normal bir süreç. Baktığınız zaman toplam artı eksik.
Müthiş bir şeyler değiştirmiyor. Çünkü her parti için hata yapılıyor. Lehine de, aleyhine de. Ama bunlar siyasi partiler tarafından itirazlarla o gün, o gece düzeltiliyor.
O gece uyumuyoruz. Biz de uyumuyoruz. Siyasi partiler de uyumuyor. YSK'da uyumuyor falan.
Yani herkes o gece böyle bir gün, bir buçuk gün çalışıyor. Gördüğümüz farklılıkları genelde sadece siyasi partilere bildiriyoruz. Çünkü toplum bunu yanlış yorumluyor burada. Aaa burada yanlış varmış.
Var yani normal bu sürecin aslında biraz parçası. Düzelmemesi problem. Tartışma konusu olacak olan şeyler o düzelmemeleri, o itirazların büyümesi. Zaten onu duyuyoruz.
İlk soruma aslında cevap almış oldum. Yani bu itirazları gerçek zamanlı takip etmenin pek bir mantığı yok. Çünkü çoğu aslında teknik hatalar ve ayırt etmesi de bunu sürer. Bir sürü gereksiz dezenformasyona yol açar.
Ama mesela 24 saat sonrasını düşünün. 24 saat içinde çözülmemiş hataları, uyuşmazlıkları görmek istesem veya itiraz yapıldı 72 saat içinde, diyorum 2-3 gün boyunca hala çözülmemiş olanları görmek istesem, onun üstüne hatta bir filtre daha getirelim ve diyelim ki, bana sadece önemlileri göster, sadece sonucu değiştirebilecek olanları göster, milletvekili sonuçları mesela. Böyle bir sistem anladığım kadarıyla yok. Ne partiler açıyor insanlara ne siz.
Böyle bir sistem yok, evet. Ama aslında haber ajansları ilçe seçim kurularına yapılan itirazları takip ediyorlar ve oradan haberleştirme yapıyorlar. Siyasi partiler arkada matematiği biliyorlar, hesabını da biliyorlar. Biz burada bu 30 oyu buraya geçirirsek, oradan silip buraya yazarsak biz kazanıyoruz.
Burada bir milletvekilini biliyorlar. Orada 3 avukat bu iş için uğraşıyor, 5 avukat bütün gece buna uğraşıyor bazen. Ama böyle bir sistematik, maalesef süzüp de önünüze çıkartan bir şey yok. Onu birazcık böyle göreceksiniz.
Denizli'nin bilmem neresinde diye böyle bir şey çıkıyor. O sizi çok ilgilendirmiyor çünkü Denizlili değilsiniz mesela. Ama Denizliler onu biliyorlar çünkü orada o milletvekili gerçekten tanıdıkları biri. Onlar onu takip ediyorlar.
Ama İstanbul'da yaşayan veya ne bileyim Ankara'da, İzmir'de yaşayan onu hiç görmüyor bile. Çok büyümesi ne zaman oluyor? İşte İstanbul seçimlerinin yenilenmesi gibi o oyların sayılması Türkiye çapında bir hale geliyor. İlçe değil, il değil, USK'ya geldiği zaman ulus genelinde herkesin ilgisini çeken haber haline geliyor.
O zaman duyuyorsunuz. Mesela Amerikan seçimlerinde bunu yaptılar. Sandık başına tarihsel bir analiz yaptılar. anomalleri tespit etmek için.
Kayıtlı seçmenlerin demografisi şudur. Önceki seçimleri de hesaba katarsak beklenen dağılım aslında şöyle şöyle olmalı ama atıyorum bu sonuçlardan yüzde 30 daha fazla sapmışsa o zaman burada bir anomali olabilir. Böyle bir sistem var mı herhangi bir kimsede? Biz bunu yapıyoruz ama bizde yurt dışını ile kıyasla çok farklı.
Çünkü 2018 seçiminde bizdeki oy verme oranı yüzde 87 idi. Yani yüzde 87, yüzde 90 diyelim yuvarlak. Yahu o gün hasta olur insan, gitmezsen daha ne bileyim. Hani baktığınız zaman inanılmaz bir yükse.
85 milyonluk bir ülkeyiz, devasa bir ülkeyiz. Gerçekten müthiş bir yüzde. Bizde neler çıkıyor? Bir sandıkta ortalamanın çok üzerinde oy verme çıkıyor.
Ortalama %70 A partisi almış ama %85 çıkmış. Bunları inceliyoruz. O bölgelerde neler var? Bunları da raporlarımızda yazıyoruz.
Bir yerden danışmanlık hizmeti alabiliyor musunuz? Yani bu sonuçta zor bir iş. Bu konuda bir uzmanlığınız mı var? Nasıl oluyor?
Çalışan çok insanımız var. Uzmanlığımız da var. Yani her seçim bunu yaptığımız için bildiğimiz, hazırladığımız şeyler var. Çalıştığımız data analizcisi şirketler de var tabii ki.
Bu arada gönüllü olarak çalışıyorlar. Çalıştığımız dediğim zaman yanlış anlaşılmasın gelip bir ücret ödemiyoruz. Gönüllü olarak bu işi yapmak isteyen şirketlerle çalışıyoruz. Onlar bize destek oluyorlar.
Bunları da mı seçimin hemen ertesinde siyasi partilerle paylaşıyorsunuz yoksa... Yok, bunu bir ay sonra yazıyoruz, bir rapor hazırlıyoruz. Yaklaşık bir ay sonra oluyor. Böyle böyle şeyler gözlemlenmiştir değil.
Yani merak ettiğim şuydu, itiraz süresi içinde yapılsa aslında böyle bir analiz, o zaman en azından hani nihai bir rapor yerine partileri yönlendirebilecek bir ilk rapor gibi sunulabilir aslında. Bakın şurada bir durum olabilir, siz oraya bir iyice bakın. Partiler şunu yapıyorlar, topluyorlar ve bakıyorlar %80'in üzerinde rakip parti oy almışsa bakalım diyorlar. Tek tek tutanaklarına bakıyorlar.
Tutanakta öyle yazıyorsa yapacak çok bir şey yok. İnsanlar imzalamışlar ve sayılmış. O tutanaklar kontrol ediliyor, bu yapılıyor. Bizim arkadaki planımızda o neden %80 çıkmış, niye bu kadar fark var?
Bu arada bir parti, iki parti için değil, pek çok parti için oluyor. Yani hani partilerin böyle bölgesel, çok yükseldiği ve normalin çok üzerine çıktığı yerler olabiliyor, yaşanıyor. Onları incelemeye çalışıyoruz. Onlarla ilgili çalışıyoruz arkasında mutlaka.
elinizdeki bu veriler geçmiş veriler ileriye yönelik bir tahmin içinde kullanılabilir de sizin ilgilendiğiniz kısım o değil anladığım kadarıyla. Bizde siyasi hafıza böyle bir iki ay falan yani hani anlık rüzgarla böyle değişebilen çok şey var o çok etken var hani böyle %10 artı eksi oynatabilecek şeyler var. Kendimizce altın sandık şeyi yapıyoruz. Böyle sandıklar belirliyoruz ve onun sonucuna göre gece orada geldiği zaman kendimizce seçim tahmini yapıyoruz.
Ama bu tabi ki amatörce çalışmalar. Açıklamıyoruz. Dediğiniz gibi böyle büyük çaplı ileriye dönük tahmin Türkiye'de çok iddialı bilmiyorum. Evet, ama geçmişe dönük yaptığınız o analizler herkese açık.
Evet, evet. Raporlarımız açık. Tamam. Saldığınız en büyük katma değer o zaman sandık noktasındaki müşahitler mi?
Biz kendimizi şöyle görüyoruz. Türkiye'de seçim bilincini ve farkındalığını arttırmak için çalışıyoruz. Daha çok insanın seçim sürecinin parçası olmasını. Seçime önem vermesini sağlamaya çalışıyoruz.
Bunu da iyi yaydığımızı düşünüyorum. Son yaklaşık 10 senemiz oldu. 2014'te kurulduk. Bunun üzerinde çalışıyoruz ve bunu da daha da arttırmak istiyoruz.
100.000 gönüllüye ulaştığımız zaman biz bu 100.000 gönüllüyle Türkiye'nin her yerinde sandık güvenliğini %100 sağlayamayacağız. Ama bu 100.000 gönüllü çevrelerinde 10'ar 20'er kişiye dokunuyor olacaklar.
O zaman birkaç milyon insana ulaşmış olacağız. Sivil toplumun bu işle ilgilendiğini ve uğraştığını siyasi partilere de göstermek ve iyi yapılabileceğini hissettirmek. Aslında ana amacımız bu. Gönüllü olmak isteyen biri ne yapmalı?
Ben şu sandığa gidebilirim diye size beyan mı veriyor? Nasıl bir süreç var? Web sitemize girip kayıt olabilirler. Bizi dinleyen insanlara mesela bir tahmin açısından 1 saat içinde mi katma değer sağlayacak hale gelebilirler yoksa 10 saatlik bir eğitimden mi geçmeleri lazım?
3,5 saatlik bir eğitimden geçmeleri lazım. Tamam. Ama sadece eğitim değil, biz aslında bir takım olmaya çalışıyoruz. Buluşmalarımız oluyor, pazar kahvaltılarımız oluyor, yemekler düzenliyoruz.
Aslında sosyal bir tarafı da var. O ötesinde oluşan arkadaşlıklar gibisi yok çünkü sandık başında oluşan arkadaşlıklar gerçekten çok kıymetli. Söylüyorum diye kızıyorlar ama onlarca çiftimiz var evlenmiş olan. Biz sadece bir gün orada sandıkta çalışsın diye değil.
Biz aslında burada sosyal bir aktivitede yapıyoruz. Bunun bir parçası olmak insanlara bir şey de katıyor. Ben şahsen ülkeyi böyle tanıdım, insanlarımızı böyle tanıdım. Ülke hakkında çok şey öğrendim.
Seçimle öğrendim. Seçimlerde sandıklarla çalışarak öğrendim. Sandıkta güvenlikten bağımsız insana kattığı çok şey de var. Evet, bu açıdan hiç bakmamıştım olaya aslında.
Peki bu son dakikaya kadar devam eden bir fırsat mı? Yani ben seçimden bir gün önce de gönüllü olmak istiyorum diyebilir miyim? En son tarih? Cuma günü.
Cumartesi son eğitimimizi vereceğiz, ona gelmesini bekliyoruz. Muhtemelen son dönemde online eğitim de açacağız. Normalde online eğitimi çok sevmiyoruz. Yüz yüze eğitim istiyoruz.
Bu sosyal takım olma arzumuz olduğu için insanların gelmesini, bize katılmasını, beraber aynı eğitimlerde, aynı salonlarda olmasını istiyoruz. Okulların grup olmasını istiyoruz. Bir problem olduğu zaman hep beraber hareket etmelerini istiyoruz. Ama illa geleceğim, gönüllü olacağım diye son gün gelen insanlar için de cumartesi günü online eğitimimiz olacak.
Seçimden önceki cumartesiden bahsediyorum ve onları da değerlendireceğiz, kullanabileceğiz. Şu da önemli aslında. Sizin sitenizden öğrenebilirler mi? Mesela şu bölgede eksikliklerimiz var.
Bu ilçeden, bu köyden, bu sandıktan gelecek arkadaşlar, oraya gidebilecek arkadaşlar bizim için önceliklidir diye bir liste yayınlıyor musunuz? Liste yayınlamıyoruz ama gelip de siz kayıt olduğunuz zaman farklı yerlere gider misin diye soruyoruz. Giderim diye işaretleyen insanlara bunları soruyoruz. Biz o önceliklendirmeyi biz yapıp insanları oraya yönlendirmeye çalışıyoruz.
Bunun bir nedeni var mı peki? Yani son ana kadar değişebilir diye mi? Yoksa partilerle arka planda yaptığınız koordinasyonunu zorlaştırır diye mi? Deklare etmiyorsunuz.
Ya bu yaşayan bir veri. Aslında siyah beyaz da değil. Bir arkada sistemimiz var, panelimiz var. Bunun yayınlamanın bize çok büyük böyle bir özel faydası yok.
Her yerde insana ihtiyacımız var. İstanbul, Ankara ve İzmir'den gelen kayıtlar bizim yüzde elli kaydımızı oluşturuyor. Yüzde ellinin hatta üzerine çıkıyor. Biz geri kalan her yerden insan istiyoruz.
Nacizane bir tavsiye olarak söyleyeyim. Derdim ki, kardeşim eğer benim gidebileceğim yerlerde zaten yeteri kadar müşahitleri varsa şu anda, 3,5 saatimi harcamayayım. Başka işlerim var. Ama fayda sağlayabileceksem, o zaman bu başvuru sürecinden geçeyim.
O ilk eşik bile bir sürü insan için zor gelebilir. Onu kolaylaştırması açısından belki halkı açsanız, Aslında bu dediğiniz şöyle oluyor, bizim kayıt olduğunuz zaman gelip de seçeceğiniz okullar var ve buralarda limitlerimiz var. Zaten dolduğu zaman oraları seçemiyorsunuz. Zaten bir yerlere yönleniyorsunuz otomatikman.
Ama sonra biz herhalde arayıp o insanları kendimiz yönlendirmek istiyoruz. Yani şöyle bir şey yok, burada ihtiyaç yoksa gelmeyeyim diye her yerde ihtiyaç var. Hiç böyle bir durum yok. 300 bin kişi gelirse 300 bin kişiye ihtiyaç var.
Hiç böyle bir hayır diyeceğimiz insan asla yok. Her yerde çalışacak insana ihtiyaç var. Oldu. Gerçekten benim için çok bilgilendirici bir sohbet oldu.
İnşâAllah dinleyenler için de faydalı olmuştur. Benim için de güzeldi. Bekliyoruz. Bir şey kalmadı.
İnsan bekliyoruz. Beklentimiz 100 bin dediğim gibi. 65 milyon seçmen, binde biri kaydolsa fazladan 100 bini tamamlayacaksınız. Artık yapalım.
Teşekkür ediyorum. Evet Fularsızlar, oy ve ötesinin tüm gönüllülerine ve gönüllü olacak herkese, başka organizasyonlar için de gönüllü olacak herkese teşekkürler. İlk defa patronlardan daha fazla teşekkürü hak eden bir grup çıktı ama patronlarımız da kaynamasın arada. Hepinize bu hafta mümkün olabildiğince huzur diliyorum, kafa sağlığı diliyorum.
Yakında görüşeceğiz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.