Podcast

Ağ Tarafsızlığı (Net Neutrality)

Fularsız Entellik

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

İnternetin ruhu üstüne iki kavga var. İlki, siyasi iktidarların onu kendi sınırları boyunca bölmeye çalışmaları. İkincisiyse dikey bir bölünme. Servis sağlayıcıları, interneti çok katmanlı bir hale getirip, her katmana ayrı fiyat çekmek istiyorlar. Ağ tarafsızlığı, bu ikinci kavganın adı. Bunun avantajları ve dezavantajlarını konuşacağız, Türkiye'ye yansımalarına bakacağız.

.

Bölümler:


(00:05) İnternetin sahibi kim?

(03:35) Ağ tarafsızlığı ne değildir.

(07:10) Sen istiyor Youtube, verecen 100 dolar daha!

(09:25) Zero-rating.

(11:10) Altyapı yatırımları.

(12:10) Doksanlar ve VoIP.

(13:00) iPhonelarda Skype yasağı.

(14:30) Partizanlaşma.

(16:20) Türkiye'de ağ tarafsızlığı.

(19:15) Patreon teşekkürleri.


.

Kaynaklar:


Video: Barbara van Schewick


Rapor (pdf): Şebeke Tarafsızlığı (BTK, 2011)







Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠podbeemedia.com⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.681 kelime · ~13 dk okuma

Selam flarsızlar, bu bölüm net neutrality yani A tarafsızlığı hakkında, şebeke tarafsızlığı hakkında. Öyle damdan düşmedi bu konu. Biliyorsunuz birkaç bölümdür devlet ve haberleşme temasını işliyoruz. O çizgide devam edeceğiz.

Detaylara geçmeden önce meseleyi biraz geniş bir bağlama oturtmak istiyorum. İnternet gerçekten de diğer hiçbir şey gibi değil. Çok basit bir soruyla bunu görebilirsiniz. İnternetin sahibi kim?

Veya kim işletiyor? Veya kim düzenliyor? Hiçbirinin basit bir cevabı yok. Hiç kimse ile herkes eşit derecede geçerli cevaplar.

Transkriptin tamamını oku

Başka ne var böyle benim aklıma gelmiyor. Bizim internet ile kastettiğimiz şey haberleşmenin altyapısı, farklı altyapıların birbiriyle haberleşmesini sağlayan kurallar bütünü, protokol denen ve haberleşmenin kendisi, içeriğin kendisi. Bunların her birinin de irili ufaklı binlerce sahibi veya düzenleyicisi var. Mesela bu podcastin içeriği bana ait.

Siz bunu bir uygulamadan dinliyorsunuz. O uygulama bizim hosting firmasından veri alıyor. Bunların hepsinin bir sahibi var. Ben bu bölümü hosting firmasına yükleyebilmek için kamuya ait olan ama işletmesi özel bir firmada olan bir bağlantı kullanıyorum.

Ona para ödüyorum. Bilgisayarımın o servis sağlayıcının ekipmanıyla konuşurken kullandığı kurallar içinse ayrıca bir ödeme yapmıyorum. Bu kuralları birileri belirledi. Üzerinde çalıştı.

Yine de telif yok. Servis sağlayıcı komşu bir servis sağlayıcıyla konuşabiliyor. Bunun için hiçbir otoriteden izin almasına gerek yok. Siyasi bir otoriteden özellikle.

Dahası gidip her bölgedeki servis sağlayıcıyla tek tek anlaşma yapmalarına da gerek yok. Bir şekilde o podcast hedefine varacak. Çünkü altyapıda rol alan herkes kendisine gelen veriyi, imece usulü iletiyor. Herkes birbiriyle konuşabiliyor ve bu da bir şekilde telifsiz hallolabiliyor.

Hiçbir kuralı da tek bir kuruluş belirlemiyor. Tamamen organik biçimde gelişmiş bu kaosun bu kadar iyi çalışabiliyor olması gerçekten mucize gibi. İşte geçen bölümde bahsettiğim bir kavga internetin bu ruhu hakkındaydı. Bu şekilde devam mı edecek yoksa diğer birçok şey gibi siyasi iradelerin bir uzantısı haline mi gelecek?

Fakat tek kavga bu değil. Bir diğeri de siyasal sınırlardan ve etkilerden bağımsız olarak birilerinin çıkıp Bana daha çok para vermezseniz ben bu konuşmaları iletmem. Bu zinciri kırarım diyebilmesi bir anlamda interneti rehin alması. Bunu yapmaya en yatkın olan organizasyonlarda son kullanıcıya en yakın olanlar servis sağlayıcıları.

Ya bilgiyi, veriyi biz iletiyoruz ama parayı başkaları kazanıyor diyorlar. Onlar da bir şekilde bu işten daha fazla nemalanmak istiyorlar. Kar maksimizasyonu amacıyla iletişimin tipine ve kimlerin arasında olduğuna bakarak farklı muamele yapmak istiyorlar. Onların karşısında konumlanan kim?

İnternetin düz ve eşit bir zeminde kalmasını isteyen tüketici grupları, bazı şirketler, akademisyenler, STK'lar. Ben podcastimi size ulaştırmak için internete emanet etmişsem, o verilere diğer herkesin verisiyle eşit muamele yapılacak. Ya bu garibanın verisini yavaş yollayalım demeyecekler. Bunu savunuyorlar.

Dolayısıyla bu kavgada devlet başrolde değil, yardımcı rolde. Servis sağlayıcılarıyla tüketici grupları arasında bazen birine bazen diğerine yakınlaşan bir düzenleyici devlet. Genel çerçevemiz bu. Bunu anladıysak detaylara girebiliriz.

A tarafsızlığı muhabbetlerinde kafa karıştırması gayet muhtemel bir husus var. Hepimizin internet hızı aynı olmak zorunda değil. İnternet altyapısını bir yol ağı olarak gözümüzde canlandırırsak, biz ara yollar aracılığıyla koca bir otoyol sistemine bağlanıyoruz. Ama hepimizin evine kadar gelen ara yollar eşit değiller.

Bazılarımızın bağlantısı tek şeritli ve otoyol çıkışına uzak. Bazılarımız ise daha fazla para vermiş, 4 şeritli kaymak gibi yol yaptırmış evinin önüne kadar. Üstüne kestirmeden de otoyola bağlanıyor. Bu farklar A tarafsızlığını bozmaz.

A eşitsizliği denilebilir ama tarafsızlık ayrı. Eğer benim yoldaki trafiğime çevirme yapıp, efendim Beyhan Budak'ın yolundaki araçlara ise geç geç diyorlarsa, işte tarafsızlığı bu bozar. Yahut ikimizin trafiği de arayollardan ana caddeye çıkıyor, oradan otoyola çıkıyor. Fakat oralarda da çevirme var ve nedense hep benim araçlar çevirmeye takılıyorlar.

polis şoförün tipine bakıp ona göre muamele yapıyor. Tarafsızlığı bozan bu. Şimdi gerçek dünyada bu bahsettiğim yol genişliği bandwidth, varacağın yere uzaklık latency, arabalar da veri paketleri. Paket kavramı önemli.

Veriyi ufak parçalar halinde yollamak demek. Eski telefon sistemlerini düşünürseniz, benim sizle konuşmam için aramızda bir hat açılması lazım ve o hattın bize ayrılması lazım. Ben telefonu açtıktan sonra ee, ıı derken de sessiz sessiz sizi beklerken de o hat meşgul edilmiş olacak. Bir noktada millet dedi ki ya bu hattı böyle verimsiz bir şekilde kullanacağımıza.

konuşmalarımızı ufak paketlere bölelim, onları yollayalım. Konuşmanın boş boş geçtiği kısımlarda da başkalarının konuşmasını yollarız. Böylece aynı hattı birden fazla konuşma kullanabilir. Yahut hattın bir bölümü aşırı yoğunluk yaşıyorsa başka bir rotadan kalan paketleri yollayabiliriz.

Onları diğer tarafta tekrar sıraya sokarız. Dinleyiciler bunun farkına varmazlar bile. Bugünkü iletişimimizin temeli bu mantık. E-mailimi kontrol etmek için benim evimden ta Google sunucusuna kadar uzanan bir hattı rezerve etmek zorunda değilim.

Ufak bir paket yolluyorum yeni e-mail var mı diye. Onlar da evet var diyorlar. Nijeryalı bir prens var sana 30 milyon dolar verecekmiş. 2-3 paket halinde bunu gönderiyorlar.

Başka bir sürü insanın, başka bir sürü Nijeryalı prensin yolladığı sinyallerle birlikte gidip geliyorlar. Normalde servis sağlayıcılarını ilgilendiren tek şey bu paketlerin nereye gidecekleri. Her paketin başında kısa bir adres bilgisi oluyor. Sadece onları okuyup yönlendirme yapmaları lazım.

İçeriye göz atmamaları lazım. Yalnız bunun istisnaları var. Mesela yoğunluk anlarında trafiğin çeşidine de bakıp bir önceliklendirme yapabilirler. Otoyolumuz tıkandı.

Bu durumda bazı araçları emniyet şeridinden devam ettirmek lazım. Hangileri olacak bunlar? Mesela hepimiz e-mailimizi 10 saniye daha geç almaya tahammül edebiliriz. Ama bir konuşma yapıyorsak 1-2 saniyelik gecikme bile bizi epey rahatsız eder.

O yüzden o ses trafiğinin önceliklendirilmesi makul. Ama bunun da biraz agnostik bir şekilde yapılması lazım. Yoksa mesela servis sağlayıcının Skype ile anlaşması vardır, onu önceliklendirir, başka ses trafiğine kötü muamele yapar. Ben belki Zoom kullanmak istiyorum ama servis sağlayıcım beni aksiyone zorluyor.

Bunu yapamaması lazım. Şimdi servis sağlayıcıların böyle ayrımlar yapabilmeleri için paketlerin sadece adres kısmına değil, tümüne, tüm içeriğine bakmaları lazım. Bir başka deyişle sansür amacıyla kullanılan teknolojilerle bu şekilde hizmet katmanları, fiyat katmanları oluşturmak için kullanılan teknolojiler aslında aynı. Bizim araba örneğimizi kullanırsak yoldan geçen her arabanın bagajının tarandığını düşünün.

Ne var ne yok öğreniyorlar, ona göre çevirme yapabiliyorlar. Sen istiyor YouTube'a hızlı erişime devam, verecen 100 dolar daha. Bunu diyebilirler. Yahut, daha olası bir ihtimal, kullanıcı perspektifi yerine şirketlerin perspektifinden.

Benzer bir şey diyebilirler. Ey YouTube, ben senin trafiğini taşımaktan yoruldum. Sen istiyor kullanıcılarına hızlı erişim, verecen bana 100 milyon dolar daha. Böyle bir haraç sistemi gelirse dev şirketler memnun olmazlar ama ayakta kalabilirler.

Zaten iyice dev şirketler kendi haberleşme altyapılarını kurup idare ediyorlar bir dereceye kadar. Onların pazarlık yapacak kozları bol. Ama bir startup'ı düşünün. Çok iyi bir hizmet geliştirdiniz mesela bir startup'ınızda piyasayı alt üst edeceksiniz.

Çıkıyorsunuz piyasaya geçmiş olsun. Hali hazırda konuşlanmış olan rakiplerinizin bütün servis sağlayıcılarla öncelik anlaşmaları var. Siz hep onlara göre yavaş kalacaksınız. Yavaş bağlantı demek pratikte sansürle benzer bir etki yapıyor.

Bunun hakkında araştırmalar var. Sayfa yüklenmesindeki sadece bir saniyelik ekstra gecikme sayfa görüntülenmelerinde veya kullanıcı memnuniyetinde çift haneli yüzdelerde düşüşe sebep oluyor. Bir saniye değil de beş saniye ekstra gecikme olsun iş yapamaz hale geliyorsun bazı sektörlerde. Bu yüzden ağ tarafsızlığı rekabet için elzem görülüyor.

Fakat karşı argümanlar da var. Son verdiğim örneğe tersten bakmak da mümkün mesela. Kusursuz derecede tarafsız bir ağa düşünün. Her trafiğe eşit muamele yapıyor.

Bu sistemde en hızlı hizmeti kim verecek? Trafiğe çıkış noktası en hızlı olanlar tabii ki. Yani otoyola bağlantısı en hızlı, en geniş olanlar. Tabii artık çoğu durumda ta o şirketin sunucusuna ulaşmanıza da gerek yok.

İçerik dağıtım ağları var. Sık sık erişmek isteyeceğiniz içerikleri size fiziken daha yakın noktalarda tutuyorlar. Yani otoyola çıkıp şehrin öteki ucuna gitmek yerine sokağının başına gitmen yeterli oluyor. Ama bu dağıtım ağlarının kapasiteleri sınırlı.

Kimin içeriğine yer verecekler? Daha çok para veren dev şirketlerin. Yani zaten adil bir sistem yok. Servis sağlayıcılarının elini kolunu bağlarsan bu eşitsizliği kalıcı hale getirmiş oluyorsun.

Karşı argüman da bu. Buradaki tek önemli ölçüt hız değil, veri kotası da önemli. Birçok yerde zero rating denen bir uygulama var. Servis sağlayıcısı diyor ki tamam ben kimsenin hızını düşürüp yükseltmeyeceğim kafama göre ama hangi trafiğin veri kotasına sayıp saymayacağına karar verebilirim.

Diyelim 2-3 gigabyte kotam var anca yatıyor sana. Servis sağlayıcısı Facebook ile anlaşmış. O trafik Kotan'a saymayacak diyor. Facebook yerine Macebook'a gidersen Kotan'dan yiyeceksin ama.

Bu özellikle gelişmekte olan pazarlarda kuvvetli bir teşvik demek. Orada kotalar ufak. Facebook Zero denen girişim de zaten aynı bunu yapmıştı. Dev şirketler o pazarlardaki servis sağlayıcılarla anlaşmışlar.

Artık ne yaptılarsa belki bedavaya fiber döşeyip karşılığında böyle imtiyazlar aldılar ve böyle bir sistem oturmuş oldu. Ama buna da tersten bakmak mümkün. Nitekim aynı uygulamayı Wikipedia'da yapmış. Arkalarındaki vakıf bir sürü servis sağlayıcıyla anlaşma yapıyor.

Özellikle düşük gelirli mobil kullanıcıları için Wikipedia trafiği kotaya saymıyor. Yıllarca da sürdü bu proje. Kısa vadede iyi bir şey. Herkes bunda hemfikir.

İnsanlar okuyup öğrensinler. Ama çok daha kar odaklı uygulamaların önü açıldığı için epey eleştirildi Wikipedia. Nitekim size bu modelin en anti rekabetçi versiyonunu söyleyeyim. Servis sağlayıcının kendi malı olan bir hizmet vardır.

Mesela bir video sitesi. Oraya giden trafik bedava eder. Video çok kota yediği için bu tür bir teşviye en duyarlı şey. Eğer servis sağlayıcının o video hizmetinden kazandığı para trafik masrafından fazlaysa böyle bir teşviğe girişmesi kesin.

Yani bu şuna benziyor. Herkesin önüne yol döşüyorum ama kendi dükkanıma giden yol özel bir yol. Bu yoldan giderseniz radar yok, trafik yok, benzin bile bedava. Son büyük tartışma konusu da altyapı yatırımları.

Servis sağlayıcıların her sene milyarlarca dolar yatırım yapmaları lazım. Müşteriler arasında böyle çok katmanlı bir fiyatlama yapamazlarsa yeni yatırımlarına masrafını çıkaramayız diyorlar. O yüzden de altyapıyı yenilemiyorlar. Bu argümanı sadece servis sağlayıcıları değil, onlara ekipman satan dev şirketler de destekliyor.

IBM, Cisco, Intel, Qualcomm gibi devler bunlar. Bu konuda düzenleyici kurumlara ve senatörlere lobi yapıyorlar. Benim okuduğum kadarıyla yatırım miktarı ve ağ tarafsızlığı kuralları arasında kuvvetli bir korelasyon yok. Ama bu da öyle kesin kanıtlanabilecek bir şey değil.

Tarihsel olarak böyle bir ilişki yoktu demek ilerideki yatırımlar için bir bilgi sunmuyor. Belki yatırımlar hakikaten doyum noktasına geldiler. Bu saatten sonra devam etmenin tek yolu zengin müşterilerine premium hizmet satmak. Satabileceğin en iyi şey de ne senin?

Kendi müşterilerine erişim tabii ki. Bu kavga yeni değil. Kökü ta 90'lara gidiyor. O zamanlar Nirvana grubu çok popülerdi.

Bunun konuyla bir alakası yok. Nirvana'yı anmak istedim. Yıllardır dinlemiyordum. Şimdi aklıma geldi.

O dönemde Voice over IP teknolojisi ticarileşmeye başladı ve şirketler dünya kadar geleneksel telefon parası ödemek yerine aramaları internet üzerinden yönlendirmeye başladılar. Kısa bir süre sonra da Skype çıktı. Voice over IP hepimizin hayatına girmiş oldu. Artık hanelere giden telefon hatları da kullanılmamaya başlandı yani.

Tüm bunlar servis sağlayıcılar için kötü gelişmeler. Çünkü telefon hizmetini veren de onlar. Toplam kazançları düşüyor. O yüzden bazıları internet üstünden giden telefon trafiğini durdurmaya veya yavaşlatmaya çalıştılar.

ABD'deki iletişim düzenleyicisi olan kurum FCC'de bunu yapamazsınız dedi. Bu mücadele değişik şekillerde devam etti. Mesela 2009 yılında anlaşıldı ki AT&T şirketi Apple'a baskı yapmış Skype'a izin vermemesi için. Çünkü aralarında anlaşma var.

AT&T iPhone'u sübvanse ediyordu. Karşılığında da iPhone almak isteyen biri AT&T ile kontrat yapmak zorundaydı. İki senelik kontrat hem de. Parayı oradan kazanıyorlar.

Ama müşteri telefonda konuşmak için Skype kullanıyorsa, bizzat senin sübbanse ettiğin iPhone'dan Skype kullanıyorsa hem de AT&T'den yüksek bir konuşma planı almasına gerek kalmıyor. Ucuz bir planla devam ediyor. Şirket para kaybetmiş oluyor. Mesela yine aynı dönemlerde Comcast, o da başka bir servis sağlayıcısı, müşterilerinin BitTorrent trafiğini kısıtlamaya girişmişti.

Onlar da haksız değil gerçi, trafiğin yarısı Torrent trafiği olunca. Fakat millet orada hakkını arıyor, itiraz ettiler. FCC de görevini yapıyor, tüketiciden yana oluyor. Yani Torrent'in genelde yasa dışı korsan bir şeyler indirmek için kullanıldığını herkes biliyor ama sırf bazı legal kullanımları var diye.

A tarafsızlığı argümanı geçerli. İşin ilginç anı Comcast, FCC'yi dava ediyor. Bizim işimize ne karışıyorsunuz kardeşim diye. Bu seviyede karışamazsınız, yetkiniz yok diye.

Ve devletin mahkemesi devletin kurumunu değil de şirketi haklı buluyor. Yani ilginç bir durum var aslında tarihçiye bakınca. Ne zaman bir düzenleme talebi gelse servis sağlayıcılar galip çıkıyorlar mahkemelerden. O yüzden ağ tarafsızlığı kanunlaşamıyor.

Ama ağ tarafsızlığı bilinci yerleşmiş. Bu yüzden de şirketler müşteri tepkisinden korktukları için fazla ayrımcılık yapamıyorlar. Nihayet 2015 yılında FCC ciddi bir ağ tarafsızlığı düzenlemesi yapabildi ve mahkemelerde ilk defa bunu yasal buldular. Aynı sene Avrupa Birliği çapında da ilk yasal düzenleme oluşmuştu.

2015 önemli bir sene. Fakat ikisi de çok sağlam değil. Özellikle AB dedi ki zaten iki sene sonra çöpe atıldı. Ne oldu iki sene sonra?

Turuncu Reis iktidar oldu. Turuncu Reis'in ilk yaptığı işlerden biri FCC başkanlığına, FCC'nin otoritesini zayıflatmak isteyen birini atamak oldu. Bakın, yine Türkiye'dekilerin beynini yakacak bir şey bu. Bir kurum var ve kurum yetki alanını genişletmek yerine daraltmaya çalışıyor.

O kurumun da kendini denklemden çıkartması demek, yetkinin eyaletlere geçmesi demek. Bazı eyaletler A tarafsızlığını kanunlaştırdılar, Kaliforniya gibi. Bazıları A tarafsızlığını yasaklamasalar da onu bozan servis sağlayıcılara devlet ihalesi vermeme kararı aldılar. Bazı eyaletlerse buyurun istediğiniz gibi at koşturun dediler.

Bu süreçte millet FCC sitesini milyonlarca şikayetle doldurdu. İşin garibi. Milyonlarca başka yorum da A tarafsızlığına karşı yapılmış. Hani o yönde lobi yapılmasını anlarsın da.

Ya o kadar kullanıcı niye gaza gelip servis sağlayıcısının hakkını savunsun? Bunda bir gariplik var. Birileri de bunu analiz edince yorumların genelde botlardan geldiğini anlamışlar. Yani durduk yere pis bir partizan kavgaya dönüştü iş.

Eskiden böyle değildi aslında. İlk bu konularda yumruğunu masaya vuran FCC başkanı cumhuriyetçiydi. Bush'un atadığı biriydi. Şimdilerde Biden iktidarı eski duruma dönmeye çalışsa da gerekli atamaların yapılması engellendi cumhuriyetçiler tarafından.

İşte başkanlık rejimi sözde ama atama bile yapamıyorsun. Gelip bizden öğrensinler başkanlık nasıl olurmuş. Türkiye'de zaten bu konular hiç konuşulmuyor. Kanun var mı yok mu ben onu bile anlamakta zorlandım.

BTK'nın sitesinde yok çünkü bilgi. Biraz da sosyal medyadan soruşturunca öğrendim ki doğrudan bir düzenleme olmamakla beraber elektronik haberleşme kanunu, evrensel hizmet kanunu, erişim ve ara bağlantı yönetmeliği, hizmet kalitesi yönetmeliği gibi bir takım ikinci düzenlemeler var. Bunlar bir dereceye kadar tarafsızlık sağlıyorlar. Ama kim bilir ne dereceye kadar?

Mesela Turkcell bedavaya YouTube Premium üyeliği veriyor şu anda. Kesin zero rating uygulamaları da vardır. Ötesini bilmiyorum. Mesela derin paket analiziyle milletin trafiğine bakıp sonra ona göre onlara kişiselleştirilmiş reklam gösteriyor mu?

Onları belli sitelere daha hızlı veya daha yavaş yönlendiriyor mu? Bunları bilmiyoruz. Bunları zaten şirketler söylemezler. Niye söylesin Turkcell?

Bunu düzenleyici kurumdan öğrenirsin. BTK'nın her sene A tarafsızlığı raporu yayınlaması lazım mesela. Tabii kendisi zaten A tarafsızlığını en büyük düşman. Doğrudan onu yok eden yetkilere sahip ve bunu da kullanıyor.

Ama bari servis sağlayıcılarının ne yaptıklarını bize söylesin değil mi? E bakıyorum şimdi. Siz de deneyin. BTK A tarafsızlığı diye aratın.

Bir tane rapor çıkıyor. O da 2011 yılından. 12 yıllık ya 12 yıl bu sektörde ebediyet demek. O raporu da okudum bu arada.

Öyle bir bilgi yok. Genel olarak kavramı ve diğer ülkelerdeki yasal girişimleri anlatıyor. Sonuçta genel bir bilgi kıtlığı var. Sadece BTK değil sorun.

En son doyurucu yazılar 2017'deki ABD kararı döneminden kalma. Google'da ilk sayfada çıkan bir şey var. Bak Allah aşkına şimdi önümde. İstanbul Bilgi Üniversitesi 3 sene önce... ...PTK'nın düzenlediği bir konferansta bu konu hakkında sunum yapmış.

Ama o sunum da çıkmıyor. Sadece lansmanı çıkıyor. Sinirim bozuldu şimdi. Bizim internetin altyapısı iyi olsa ne olur ya?

İçerik yok ki. Neyse flarsızlar, sonuçta A tarafsızlığı Türkiye'de konuşulsa da konuşulmasa da Türkiye'yi etkileyen bir şey. Hem sansür uygulamalarının direkt etkisi olduğu için hem de internetin doğası yüzünden. Yani ABD'deki veya Avrupa Birliği'ndeki gelişmeler sonucu oradaki taşıyıcılar içerik sağlayıcılarından haraç istiyorlarsa, Bunun maliyeti eninde sonunda o içeriğe erişen herkese yansıyacak.

Yahut daha ilginci, bu bir kere norm oldu mu? Tarafsızlık bir kere bozuldu mu? Siyasi erk bunu bir avantaj olarak kullanmak isteyebilir. Mesela kendi host ettikleri içeriğe erişimi bir silah olarak kullanacaklar.

Sen istiyor YouTube'a erişim, kusura bakma Türkiye'den geliyorsun, bağlantın kalitesiz olacak. Çünkü Türkiye ile bambaşka bir konuda diplomatik bir derdimiz var. Ve artık ISP'lerimize böyle bir uygulama emiri verebiliyoruz. Otokratik rejimler zaten bunu yapabiliyorlardır da, oradaki hizmetlerle işimiz pek yok.

Lakin ABD onlara benzerse o epey acıtır işte. Neyse ki oradaki A tarafsızlığı kavgası halen devam ediyor ve açık internet halen insanların inandıkları bir şey. Evet arkadaşlar bugünlük bu kadar yeter. A tarafsızlığı kavramını en azından birazcık anlamışızdır umuyorum.

Bir sonraki durağımız web olacak. Websiz internet nasıldı? HTTP harflerini niye adres çubuğuna yazıyoruz? Ne özelliği var bunun?

Web 3 ile web 3.0'ın farkı ne? Evet okuma yanlışı yapmadım. 3 ile 3.0 farklı şeyler hakikaten.

Hafta sonu bunları göreceğiz. Hafta sonu bakın valla 5 gün içinde 3. bölümümüz olacak. Bunu da kime borçluyuz?

Tabii ki size ama en çok patronlarımıza. Son kaldığımız yerden devam Ali Emre Öztürk, Aybars Atalay, Özgür Akçiçek, Ceren Durgun, Özay Demirezen, Furkan Polat, Tuncay Baylan, Neslihan, Başak Paşalı ve Mehmet Ceren. Hepinizle web bölümünde görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)