Podcast

İnternet mi İntranet mi: Sansür ve Parçalanma

Fularsız Entellik

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bugün, Türkiye’deki İnternet özgürlüğü, Libya’dakinden az, Irak'takinden az, Uganda'dakinden az. Nasıl bu hale geldik, dünya genelindeki trendler neler, bu özgürlükler nasıl ölçülüyor, internet giderek daha açık bir yer haline mi geliyor yoksa parçalanıyor mu?

(Not: Beni doğrudan destekleyen 400 kişiye katılabilirsiniz, ufak bonuslar var. Yoksa da iTunes'da notlayıp yorum yazarak yardımcı olabilirsiniz.



Bölümler:


(00:05) Libyadan daha az özgürlük. (Röportaj: Takip ve Dezenformasyon).

(01:38) Porno yasağı.

(04:45) Ekşi Sözlük yasağı.

(09:30) Türkiye İnternet Özgürlükleri Raporu.

(14:12) Dünyadan örnekler.

(19:35) İnternetin parçalanması (RuNet, ITU ve New IP).

(23:30) Devam bölümleri, Patreon teşekkürleri.


.

Kaynaklar:


Video Röportaj: Takip ve Dezenformasyon (Türkçe altyazı)

Rapor: İnternet Özgürlükleri 2022


Rapor (pdf): Susma 24 - 2022


Yazı: Digital Great Game


Video: Batıdaki internet sansürleri










Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.400 kelime · ~17 dk okuma

İki sene önce Toronto Üniversitesi'nden bir araştırmacıyla online sansür ve casusluk üstüne konuşmuştuk. Güzel bir röportajdı. Üvey evlat muamelesi yaptığım YouTube kanalımda duruyor Türkçe altyazılı olarak. Bu röportajın başlarında 2011 Mısır devriminden bahsediyorduk.

Konuğum o dönemde Mısır'da ve Libya'da internetin komple kapatılacağı duyumları alınca Voices isimli bir girişim başlatmış. Bazı aktivistleri telefonla arayıp olan bitini teyit edip onlar adına sosyal medyadan paylaşım yapıyormuş. Telefonda tweet attırıyorlar yani. Bir süre sonra Libya'daki kontaklarının telefonlarının devlet tarafından hacklendiğini öğreniyor.

Diğer kontaklarını tehlikeye atmamak için bu işi bırakıyor. Çünkü adamları alıp zindana atıyorlar. Libya'da o sırada iç savaş var hatırlayın. Aynı sene içinde Gaddafi öldürülmüştü.

Transkriptin tamamını oku

42 yıllık diktatörlüğü bir linçle noktalanmıştı. Aşağı yukarı 10 sene öncesinden bahsediyorum. Şimdi size fantastik bir şey söyleyeceğim. Bugün Türkiye'deki internet özgürlüğü Libya'dakinden az.

Hem de kıl payı filan değil. Epey bir fark var aramızda. Hani Libya Kaddafi öldürüldükten sonra öyle çağ atlamış değil. 2014'te bir iç savaş daha yaşadılar.

Tam 6 sene sürdü. Irak'taki internet özgürlüğü de bizdekinden geniş bu arada. Uganda'daki de bizdekinden geniş. Nasıl bu hale geldik?

Dünya genelindeki trendler neler? Bu özgürlükler nasıl ölçülüyor? Ülkeler nasıl sıralanıyorlar? Bugünün konuları bunlar olacak sayın flarsızlar.

Nasıl bu hale geldik sorusu biraz yanıltıcı tabii. Türkiye'nin son 15 senesi zaten pek iç açıcı değil bu konuda. Libya'daki ilk savaşın öncesinde bizde YouTube tam 3 sene boyunca yasaklı kalmıştı. Wordpress, Blogspot gibi alanlar toptan engellenmişlerdi bir ara.

VPN'ler yasaklanmaya çalışıldı. Wikipedia biliyorsunuz 2 sene boyunca engellendi. 2020'de daha açıldı ancak. Sebebi de Türkiye'nin Suriye'de desteklediği gruplar hakkında bir iki makaleydi.

O yasağı aşmak kolaydı, adrese bir sıfır ekleniyordu alt tarafı ama tüm Wikipedia'nın yıllarca yasaklık alması önemli olan. İnsanlar kanıksıyor, bunu normal sanıyor. Sonra başka şeyler de daha kolay yasaklanıyorlar. Nitekim yine herkesin çoktan alışmış olduğu bir manyaklık.

Sanıyorum 2009'dan bu yana bütün porno siteleri yasak. Klasik bahane olarak çocuk istismarı ileri sürdür ama site içerinden bağımsız kategorik bir yasak bu. Zaten çocuk istismarı içeren siteler her yerde yasalışı. Ve 2011'de servis sağlayıcılarına çocuk ve aile filtresi sunma zorunluluğu da getirilmişti.

Ki o da ayrı bir olay. O filtreler evrim teorisi öğreten siteleri de yasaklıyorlardı. Neyse, bu porno sansürünün ne kadar anormal olduğunu kısa yoldan anlamak için bu alanda daha serbest olan bazı ülkeleri sayacağım. Norveç, İsveç... Şaka ya,

tabii ki onları saymayacağım. Asıl grup şu, ölüm grubu. Fas, Libya, Tunus, Mısır, Cezayir, Sudan, Ürdün, Irak. Bunlardan daha yasakçıyız.

Şimdi eskinin bazı yasakları cehaletten, teknik yetersizlikten kaynaklanıyordu. Hakimler de bilmiyordu internetin nasıl çalıştığını. Kafalarına göre karar veriyorlardı eski yöntemlerle. Şimdi yeterli teknik bilgi var ama yasakların zemini genişlemeye devam ediyor.

Mesela yakın zamanda geçen bir dezenformasyon yasası var. Halk arasında endişe, korku veya panik yaratma amacıyla ülkenin iç ve dış güvenliğiyle ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan bir insan bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası alabilecek. Kağıt üstünde her şey kulağa güzel gelebilir de milyonlarca sosyal medya paylaşımı bu kritere uydurulabilir. Mesele kağıtta yazan değil, onu yorumlayacak kurumlarda.

Ironik olarak Rende binasından yayın yapan hesaplar da bu kritere uymuyorlar mı? Yani onlara kalsa tüm muhalefet dış güçlerin kontrolü altında. FETÖ'ydü, Soros'tu, PKK'dı, CIA'dı, İsrail'di, Kertenkeller'di. Hepsi bir aradalar, her yere sızmışlar.

Ülkemiz bölündü, bölünecek. Sadece bir kişi imanı ve vatan sevdasıyla bunu engelliyor. Bu paylaşım şimdi halkı paniğe sevk etmiyor mu? Bütün içerik panik üstüne kurulu.

Bu paylaşım iç ve dış güvenlikle alakalı değil mi? Kamu barışını bozmaya elverişli değil mi? Çek çek çek hepsine uyuyor. Ama engellenmeyi bırak senin benim vergilerimle yayılıyorlar bunlar.

Zaten dezenformasyon, laf olsun beri gelsin diye yapılan bir şey değil. Duygular sayesinde davranış değiştirme, rıza değiştirme amacıyla yapılan bir şey, bir proje. Buna her yerde en çok kimin kaynağı vardır? En çok kimin motivasyonu vardır?

Otoriter devletlerin. Çok büyük bir gizem yok burada. Türkiye'deki son önemli yasak iki buçuk hafta önce ekşi sözlüğe geldi biliyorsunuz. Bütün içeriklere erişim engeli var orada.

Buna biraz vakit ayırmak istiyorum çünkü konu ekşi sözlük olunca bir sürü şey birbirine karışıyor. Millet başka başka şeyleri tartışıyor aynı anda. Mesela kimisi yönetimi suçluyor. Trollere izin verildiği için, eski hali bozulduğu için, otoritelerle iş birliği yapıldığı için veya başka şeylerden ötürü.

Kimisinin bu konularda kutsalımıza küfrediyorlardan öte bir görüşü yok zaten. Bunlara göre en doğru cevap hep yasak, komple yasak. Kendi mantıklarıyla bütün sitelerin, bütün internetin kalıcı olarak yasaklı olması lazım. Ne de olsa mutlaka bir yerlerde kutsallarına küfür ediliyordur.

Kimisinin ise derdi daha kişisel. Kendisine fi tarihinde oralarda birileri küfür etmiştir, ona hınçlanmıştır. Koca bir sansür olayını o daracık çerçeveden değerlendirmeye çalışıyordur. Oysa bence bizim sorunumuz bunlardan daha temel.

Bunu anlamak için de yasağın karar sürecine bakmak yeterli. Ülkenin en popüler sitelerinden biri, çat diye yasaklanıyor ve ortada hiçbir gerekçe yok. BTK'nın bir yasak kararı var, karar numarası filan belirtilmiş ama bir sebep yok. Şu içeriği kaldırın yoksa yasaklarız dememişler öncesinde.

Yahut şu içerik yüzünden yasakladık da dememişler. Onu geçtim, ya ne için yasakladınız diye arayınca cevap da vermemişler. Mesela belediye gelip senin iş yerine, veya milletin toplandığı bir kültür merkezine hiç uyarım uyarı yapmadan kapasa, kapama sebebini de bildirmese ve aradığında da telefonlarına çıkmasa. Ne düşünürsün?

Bu nasıl devlet dersin herhalde? Ama işte bu tam da böyle bir devlet. Yani kanunlar böyle. Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması benzeri bir gerekçeyle, cumhurbaşkanlığının veya herhangi bir bakanlığın talebiyle BTK doğrudan erişim engelleyebiliyor.

Anca engelledikten sonra 24 saat içinde bir mahkemeye başvurması lazım. Ankara'daki suhç ceza hakimliklerinden bir tanesine başvurmak zorunda. O hakimliğin de kararını vermek için 48 saat süresi var. Yani birilerinin iş yeri, milyonlarca insanın da toplanma ve tartışma alanı sebep göstermeksizin 3 gün boyunca kapalı tutulabilir.

Sistem böyle. Harika değil mi? BTK telefonlara çıkmayınca sitenin yöneticisi, aynı zamanda avukatı kalkıp Ankara'ya gidiyor. Orada da görüşme alamıyor.

Ama henüz kendisine tebliğ edilmemiş olsa da bir mahkeme kararının varlığından haberdar oluyor. Fantastik macera gibi. Kuveste çıkıyorsun. Efsanevi bir scroll var.

Onun hikayesini öğrenip peşine düşüyorsun. Ertesi gün Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğinin erişim engeli kararına ulaşmışlar ve anlamışlar ki yasak sebebi herhangi bir içerik değil. Genel bir hoşnutsuzluk.

Özetle bu Maraş depremi sürecinde çok dezenformasyon yayıldı. aciz gösterildi. Biz de tek tek uğraşmak yerine kestirip atıyoruz. Şimdi dezenformasyonun ne kadarının bizzat devlet görevlileri tarafından yayıldığını tek tek tartışmamıza gerek yok.

Velev ki devlet kusursuz bir krizi yönetimi göstermiş olsun. Tamam da BTK'nın gösterdiği sebep yine acayip. Çünkü bütün sosyal medyayı ve interneti kapatmak için öne sürülebilir. Ekşi sözde özel bir durum yok.

Nitekim bunu da zaten birkaç hafta önceki Twitter kapamasında gördük. Kurtarma çalışmalarının ortasında benzer sebepler yüzünden bir gün kapalı kaldı Twitter. Bu kadar tepki almasa daha da uzun kalırdı. Mahkeme kararına itiraz ediyor sözlük yönetimi.

Şöyle bir savunmaları var. Diyorlar ki biz zaten gerekeni yapıyoruz, tek tek sorunlu içerikleri kaldırıyoruz ama bazen aşırı iletişim yoğunluğu yüzünden moderasyonun yavaş kalması normaldir. Bunun için koca site kapatılmamalı. İtirazı kabul ediliyor.

Fakat hemen ardından bir başka suhç ceza hakimliği o itirazı bozuyor. BTK'nın ısrarıyla. Nedir şimdi bu sistem? İtirazın önemi yok çünkü BTK her zaman kendisine daha yakın bir mahkeme bulup seni ezebiliyor.

Bunlar olurken de AKP'li bir MKYK üyesi çıkıp seçim sonuna kadar kapalı kalacak diyebiliyor. MKYK deyince devlet kurumu filan sanmayın. Partinin merkez yönetim kurulu bu. Bir parti yöneticisi çıkıp mahkeme kararını önceden açıklamış kısacası.

İtiraz yollarının nereye varacağını da açıklamış. Aslında hizmet. Boşuna vakit kaybetmeyin diyorlar. Bu noktadan sonra iş anayasa mahkemesine kadar uzar, o da hakikaten aylarca kapalı kalacak demek.

Kısacası ortada, her yere erişimi keyfek eder kapatabilecek, çok geniş bir yorum hakkı olan, itiraz hakkında, pratikte manasız kılan bir yasal zemin var. Devlet iktidar partisi ayrımı da yok. Bizim seviyemiz bu seviye. Öyle ifade özgürlüğü de, hakaretin sınırı da falan onlar bir sonraki seviyede.

Peki bu konuda daha sistematik bir inceleme yapabilir miyiz? Tek tek olayların ötesine geçersek Türkiye'de internet özgürlüğünü ölçmek mümkün mü? Macaristan seçimlerini konuştuğumuz bölümlerde Freedom House isimli 80 yıllık bir kuruluştan bahsetmiştim. Her sene internet içinde bir özgürlük raporu hazırlıyorlardı.

En son sayısında 70 ülke incelenmiş. Her ülke içinde ayrıntılı bir kısım var. Onu okudum geçenlerde. Türkiye 100 üstünden 32 puanla en kötü kategoride.

Bu tip puanlamalar elbette subjektiftir. Ama biraz ayrıntıya dalmak istiyorum ki internet özgürlüğü başlığı altında ne gibi şeylerin tartışıldığını görmüş olalım. Tam 100 tane kıstas var. Bütün hepsi de 3 başlık altında toplanmış.

Erişim engeli, içerik kısıtı, kullanıcı hakları ihlalleri. Erişim engeliyle ne kastediliyor? Mesela altyapı ne kadar yeterli? Türkiye'nin bu konuda notu yüksek sayılır.

6 puan üstünden 4 vermişler. Ama standartlar düşük. Aynı raporda deniyor ki broadband hızımız dünyada 104. Mobil internet hızımız da 64.

sırada. Erişim var da yavaş. Benzer şekilde internet pahalı mı sorusunda Şu an üstünden 2 vermişler. Yine fena değil.

Ama ayrıntısına bakıyorsun. Avrupa bölgesinde en pahalı internet Türkiye'de geliri oranladığın zaman. Bir başka soru. İnternet servis sağlayıcıları arasında rekabet var mı?

Füsun Hanım'la konuştuğumuz konulardandı. Orada konuşmadığımız bir örnek vereyim. Mobil piyasamız Avrupa'daki en az rekabet içeren piyasalardan. Çünkü en büyük oyuncunun pazar payı %40'dan fazla.

Peki servis sağlayıcıları düzenleyen kurumlar bağımsız mı? Objektif çalışıyorlar mı? BTK yani 4 puan üstünden 1 vermişler. Bu arada son birkaç aydaki gelişmeler bu raporda yok.

Bunlar sadece 2022'nin ilk yarısına kadarki gelişmeleri içeriyor. Gelelim içerik kısıtlarına. Buradaki performans çok daha kötü. Devlet içeriğe ulaşımı yasaklıyor mu?

Özellikle de başka yerlerde insan hakkı olarak görülen içeriğe. Tabii ki. Yayıncılar benzer içerikleri silmeye zorlanıyorlar mı? Bundan zaten 0 puan almışız.

Bu uygulamalar da genelde terör propagandasını engellemek için diye pazarlanıyorlar. Sonra bilmem nerenin belediye başkanının veya valisinin yolsuzluklarına haber ve erişim yasağı getirmek için kullanılıyorlar. O yasaklar da ciddi. Eğer 48 saat içinde içeriği kaldırmazsan cezası yüz binlerce dolara varabiliyor.

İflas ettirir direkt. Biliyorsunuz günlük 1 milyon kullanıcıdan fazla trafiği olan şirketlere Türkiye'de ofis açma zorunluluğu getirildi. Twitter gibi şirketlere. Twitter'da bunu takip eden 6 aylık dönemde 100 binden fazla erişim engeli isteğinin neredeyse yarısını uygulamış, %42'sini.

Çok büyük bir ölçek yani bu. Yasaklar şeffaf mı? Orantılı mı? İtiraz yolu açık mı?

Onun cevabını gördük zaten ekşi sözlük örneğinde. Orası bile muhatap bulamıyorken, itirazını kabul ettiremiyorken ufak tefek yerler ne yapsın? Başka başka, bilgi kaynakları hükümet tarafından manipüle ediliyor mu? Trol ordunuz var mı diye sorsalar aynı yere çıkarmış.

Herhangi bir gösteri için koordine olmak engelleniyor mu? Buradan geçer not almışız, 6 üstünden 3. Son olarak, kullanıcı hakkı ihlalleri başlığındaki bazı şeylere bakalım. Mahkemeler kağıt üstündeki hakları bağımsız bir şekilde uygulayabiliyorlar mı?

Hakaret ne kadar cezalandırılıyor? Mesela hakaret içeriğini yorumsuz biçimde paylaşmak da hakaret etmekle aynı cezayı alabiliyor. Yahut hakaret içeriğini beğenmek suç duyurusu için yeterli. Böyle örnekler var.

Hükümet anonim kalmamız için gereken teknolojileri engelliyor mu? Bunu denediler ama çok da uğraşmıyorlar. Çin bile bununla baş edemiyor zaten tamamen. Bundan sonraki bölümde bahsederiz.

Servis sağlayıcılar kullanıcıların özel bilgilerini ne kadar koruyorlar? Sıfır puan vermişler. Hem bu bilgileri satan satana hem de devlet her an isteyebilir diye yıllarca tutmak zorundalar. BTK'nın kullanıcı bilgisi istemesi için de mahkeme kararına ihtiyacı yok.

Son olarak istihbarat çalışmaları mahremiyeti bozuyor mu? Keşilik haklarını ihlal ediyor mu? MİT'in dinleme yetkileri geniş. 2014'ten beri mahkeme kararına gerek olmadan iletişim dinlenebiliyor yazmışlar.

Türkiye dağdan dik bir ülke olsaydı bu pek sorun olmayacaktı. Zaten takip becerisi sınırlı olacaktı veya altyapı yeterince gelişmemiş olacaktı. Ama birçok yerde olduğu gibi Türkiye'de de devletin takip ve izleme gücü herhangi bir adli gözetim kapasitesinin ve bu kapasiteyi doğru kullanma olgunluğunun çok ötesinde. Halkta da bunu dengeleyecek bir bilinç yok.

Yanlış bir şey yapmadıysanız dinlenmenizde sorun yok yaklaşıma. Herhalde hakim yaklaşımdır. Halbuki mahrumiyetiniz sadece size ait değil. Kişisel bir sorun değil bu.

Aynı zamanda topluluk mahrumiyeti. Sürü bağışıklığı gibi düşünmek lazım. Her birimiz en ilginç tanıdığımız kadar ilginciyiz. Şimdi Türkiye'de bunlar oluyorken sizce dünyada gidişat ne?

İnternet özgürlüğü artıyor mu, azalıyor mu? Bahsettiğim Freedom House'un 1972'den beri yayınladıkları özgürlük raporuna bakınca yavaş ama pozitif yönde bir değişim görülüyordu hatırlarsanız. Özgür sayılan demokrasiler tüm ülkeler içinde %25-30'lardan %40 üstüne çıkmıştı. Bir o kadar da neredeyse yarı özgür haline gelmiş ülke var.

Türkiye bunlardan biri değil bu arada. Temsili demokrasi olarak bile sınıflandırılmıyor. Ama genel gidişat pozitif yönde demokrasi sayısındaki artışa bakarak da dünyadaki internet özgürlüğünün de arttığını düşünmeniz normal. Oysa durum tam tersi.

İnternet özgürlüğü skorları küresel olarak üst üste 12 senedir düşüş yaşıyor. Bugün internet erişimi olan 4,5 milyar insan var. Bunun yarısından fazlası sosyal medya platformlarının sık sık kısıtlandığı ülkelerde yaşıyorlar. Biraz daha azı da internetin ve mobil ağların belli olaylar esnasında mesela seçimler esnasında komple kapatıldığı ülkelerde yaşıyorlar.

Bizde zaten onun da ötesine geçiliyor. Direkt elektrik kesiliyor. Trafoya giren kedileri hatırlıyorsunuzdur. 2014 yerel seçimlerinde bana sanki dün gibi geliyor ama 9 sene olmuş inanılır gibi değil.

O seçimlerde bu ülkenin enerji bakanı yaşanılan geniş çaptaki elektrik kesintiler için espri yapmıyorum trafoya kedi girmiş demişti. Ya bu öyle bir şey ki gerçek olsa bile açıklamazsın. Saklarsın kendine ne bileyim eşinle falan konuşursun. Ya böyle de bir şey oldu inanılmaz değil mi dersin açıklamazsın ama bunu.

Şimdi 9 sene sonrasındayız. Önümüzde seçimlerde ne olacak? Elektrik kestirme bilmem ama seçim günü birçok haber sitesinin, birçok sosyal platforma erişimin kesilmesi veya aşırı yavaşlatılması bence çok olası. Dezenformasyon bahanesiyle her an her şeyin kapatılabilmesi bu yüzden kötü zaten.

Muhalefetin ve STK'ların bu kısıtlamalardan etkilenmeyecek bir haberleşme planı yapmaları şart. Hem kendi aralarında haberleşmeleri için şart, hem de halka ulaşmaları için. Neyse dönelim dünyaya. Genel gidişatın kötüye gittiğinden bahsetmiştik.

Son gelişmelerde, güncel gelişmelerde bu gidişatı hızlandırdılar. Mesela tam 91 ülke pandemi bahanesiyle takip ve sansür uygulamalarını genişletmiş. Ukrayna işgali sonrası Rus hükümeti binlerce siteyi sansürledi zaten ve yanlış bilgiye yana 15 seneye kadar hapis cezası verecek bir yasal düzenleme yaptı. Bizdeki yine insaflı.

1 ila 3 sene arası diyor. Orada 15 seneye kadar. Yaptıkları işgale işgal denmesini yasaklamış bir devlet bu. Neyin yanlış bilgi olup olmadığına karar verecek.

Sonucunda da hapse atılacaksın. Myanmar'da iki sene önce askeri darbe oldu. Oradaki yasaklı siteleri saymanın manası yok. Erişilebilir olanları saymak daha kolay.

Toplam 1200 tane site erişilebiliyormuş. VPN kullanmak yasak. Telefonları rastgele arayabiliyorlar. Bir VPN uygulaması bulunursa geçmiş olsun.

Hindistan'a bakıyoruz. Hem Amerikan hem Çin menşeili bir sürü uygulama yasak bu. Çin'le bir sınır çatışması yaşadılar geçenlerde. Onun sonrasında TikTok dahil bir sürü şeyi yasakladılar.

VPN'lere de 5 sene boyunca kullanıcı bilgisi tutması zorunlu hale getirilmiş. Yani tıpkı internet servis sağlayıcılarından bilgi ister gibi VPN'lerden de bu istenebiliyor. Dolayısıyla anonimlik iyice zorlaştı. Yalnız tabii kimse bu konularda Çin'in eline su dökemez.

Yıllardır olduğu gibi sansürcülükte bir numaralar. Oranın BTK'sı tüm servis sağlayıcıları ve platformlara Xi Jinping düşüncesine uygun hareket etmelerini salık veriyor. Amerikan başkanı filan hikayeyi 4 senede postalıyorlar başkanı. Esas Xi Jinping dünyanın en güçlü insanı, ISP'lere de adeta bir rehber olmuş.

Tahmin ediyorsunuzdur WhatsApp, Wikipedia, Facebook, Instagram, Pinterest, LinkedIn, YouTube, Twitter, Twitch, Google, Reddit hepsi yasaklı. Ama Çin'in diğer birçok yasakçı ülkeden farkı bu boşluğu yerli ve milli alternatiflerle doldurmuş olmaları. Bir sürü uygulama var aynı şeyleri yapan. Bu ekosistemin merkezinde de sanırım dünyanın en büyük mobil uygulaması olan WeChat duruyor.

İsminde chat geçiyor ama sadece mesajlaşma uygulaması değil. Aynı anda hem mesajlaşma, hem oyun, hem sosyal medya, hem ödeme, hem fotoğraf paylaşımı, konum paylaşımı her şeyi yapan bir uygulama. Aylık aktif kullanıcısı 1.2 milyarmış.

Şimdi bu tip bir merkezileşmenin bir sonucu sansürün kolaylaşması tabii ki. Yani doğrudan o uygulama içinde sansür yapabiliyorsun. Bu sayede tamamen alternatif bir gerçek yaratılıyor. Bu gerçeklikte Tibet bağımsızlık istemiyor, Tayvan bağımsızlık istemiyor, Hong Kong bağımsızlık istemiyor, Uygur sorunu diye bir şey yok.

Binlerce kişinin öldüğü Tiananmen'i veya gerçekleştiği tarihi aratınca hiçbir sonuç çıkmıyor. Kaç kişinin öldüğü bile belli değil. Aradan neredeyse 35 sene geçmiş bir resmi istatistik açıklanmıyor. Koca bir olayı, yakın tarihlerindeki en travmatik olayı, bilgi çağında ortak hafızadan silmeye kalkmışlar.

Başarılarından bağımsız olarak buna kalkışmaları zaten yeterince korkutucu. Merkeziyleşmenin bir diğer sonucu da anonimliğin kaybolması. O WeChat gibi uygulamaları herkes kullanabiliyor ama Çin'deki kullanıcılar kimliklerini doğrulayarak kullanmak zorundalar. Tüm aktivite logları da tabii ki devlete açık bir şekilde orada tutuluyor.

Yani aslında bu Great Firewall of China dedikleri, Çin Seddini Adven isimlendirilmiş, Bu sansür duvarının en önemli kısmı teknoloji değil otosansür. Herkesi kontrol etmelerine zaten imkan yok ama kimsenin risk almamasını sağlamaları mümkün. Kısacası internet daha açık, daha sınırsız, daha serbest bir hale gelmiyor. Lakin sansürün ötesinde internetin kendisi de ülke sınırlarını yansıtacak bir şekilde parçalanıyor.

Merkezi iktidarlar internete tıpkı kendi hava sahaları gibi, kara suları gibi bakıp onu kontrol altına almak istiyorlar. Bu yönde teknolojik ve yasal atılımlar yapıyorlar. Yine Rusya 2019'da RUNET isimli bir plan açıklamıştı. Sadece uygulama seviyesinde değil de, altyapı seviyesinde de yerli ve milli interneti öngörüyorlardı.

Ülkedeki internet sağlayıcıları trafiği normal rotalarından değil, optimum rotalarından değil, devletin kontrolündeki yerel değişim noktaları üzerinden yönlendirecekler ve böylece internetin kalanından kopsa bile ülke tamamen işler bir intranet haline gelecek. En azından yurt içindeki internet iletişimi devam edecek. Bunun testlerini 2021 yılında başarıla gerçekleştirdiklerini duyurdular. Tabii kimse Rusların resmi açıklamalarına güvenmiyor.

Gerçekte ne kadar kesinti yaşadılar Allah bilir de. Olayın gidişatını anlatması açısından güzel bir örnek. Zaten o eski idealist sınırlar ötesi internet ile bu yeni yerli ve milli internet anlayışı arasındaki mücadele çok daha geniş bir cephede devam ediyordu. O cephede Birleşmiş Milletler'in bir kuruluşu olan ITU, Uluslararası Telekom Birliği.

Mobil iletişimden internet protokollerine kadar birçok dijital standardın belirlenme şekli, internetin de genel tarzını yansıtacak şekilde biraz kaotik ola geldi. Tek bir merkez yok. Şirketler, uluslararası STK'lar, hükümetler, hepsi birlikte çalışıyorlar ve birden fazla şemsiye altında birlikte çalışıyorlar. Kısaltmalarını duymuş olabilirsiniz.

IANA var, IETF var, IGF var, ICANN var. Sanki hepsi de Apple sponsorluğunda gibi A ile başlıyor. Neyse yani çok paydaşlı uluslararası yapılar bunlar. Fakat bir grup ülke bundan memnun değil.

Yetkinin ITU'da toplanmasını istiyorlar Birleşmiş Milletler Kurumu'nda. Orası çok paydaşlı falan değil. Üyeleri doğrudan devletler. Yani sadece siyasi iradeyi yansıtıyor.

Hangi ülkelerin bu safta yer aldıklarını tahmin edebilirsiniz. ITU'nun genel sekreteri 8 sene boyunca bir Çinliydi. Çin'de 2019'dan beri Huawei sponsorluğunda yeni IP denen bir internet standardını yaymak istiyor. Mevcut TCP IP protokolünü değiştireceklermiş.

Ağdaki trafiğin bir merkezden kontrol edilmesi epey kolaylaşıyormuş. Çin'in interneti kendi vatandaşlarına nasıl sunduğu ortada. Hal böyleyken internetin kendisini, herkes için olacak interneti yani temelden değiştirmesine izin vermek bence çılgınlık. Zaten NATO bile rapor yayınlamış yeni IP'nin tehlikesine karşı.

Bu standarda ITU'yu da kabul etmedi ama yeni IP yok olmadı da. Son haberleri bilmiyorum gerçi de muhtemelen Huawei bunu geliştirmeye devam ediyordur. Çin'in de etkili olduğu Afrika ülkelerinde bu sistemi kuracaklardır. Bu süreçte Huawei'in kendisi de Batı ülkelerinde boykot edilmeye başlandı.

Başka sebeplerden ötürü ortada böyle bir savaş var yani. 2022'nin sonunda Çinli genel sekreterin görev süresi dolunca bu sefer yeni bir drama başladı. En kuvvetli iki adaydan biri Amerikalı, biri de Rus. Kimin kazanacağı belli değil.

Çıktılar bir boks ringine, dövüşmeye başladılar. Sonra biri geldi dedi ki, kardeşim o Raki 4'ün senaryosu, telif ödemeniz gerekir. Onun yerine diplomatik bir mücadele başladı. Bu arada Rus aday da Rusya'nın eski haberleşme bakanı.

Onların da amacı ITU'yu daha kuvvetli kılmak, STK'ları, şirketleri vs. ekarte etmek. Rusya, Çin'in de gizli desteğini aldı. Böyle bir heyecan yaşadılar.

Sonunda Amerikalı aday süpürdü yalnız. 139'a 25 oyla kazandı. Statüko kazanmış oldu. İşte bir saçma sapan şeylerle uğraşırken dünyada böyle mücadeleler oluyor.

Tahmin ediyorum %99'unuzun haberi bile olmadığı bir şeydi bu. Oysa 10-20 senelik bir vadede hayatımızı epey etkileme potansiyeline sahip şeyler. Burası bölümü bitirmek için iyi bir nokta. Türkiye ve dünyadaki internet sansürü örneklerini konuştuk, raporları konuştuk, genel gidişata baktık, internetin geleceğe üstüne dönen kavgalara baktık.

Yeterince farklı başlık oldu. Daha da fazla ekleyince insan unutuyor. Tabii ki internet sansürü daha geniş bir konu. Devletin zorlamasının ötesinde başka şeyler var.

En barizi sosyal medya platformlarında dezenformasyonla nasıl mücadele ediliyor, nefret söyleminin sınırları nedir, en son Twitter dosyalarında gördük siyasal bağlantılar nedir, oradan ayrılanların gittikleri yerler oluşturdukları topluluklar bunların hepsi ayrı bir bölümü, belki de bir mini seriyi hak ediyorlar. Yalnız bunun yanında belki pek aklınıza gelmeyecek bir sansür çeşidi daha var. İnternet servis sağlayıcılarının tamamen ekonomik çıkarları doğrultusunda getirdikleri suni engeller. Türkiye'de pek ismi geçmiyor ama net neutrality kavramından bahsediyorum.

A tarafsızlığı. Bu olmazsa servis sağlayıcı anlaştığı şirketlere veya kendi ürünlerine çok daha hızlı bağlantı sağlayabiliyor, diğerlerini kısıtlayabiliyor yahut tamamen engelleyebiliyor. BTK'nın zoruyla yapılan bant daraltmalarını düşünün. Benzer teknikler ama burada amaç kar maksimizasyonu.

Ağ tarafsızlığı hakkında kısa bir bölüm kaydedeyim dedim bonus bölümü Patreon'a koymak için. Fakat sonra okudukça okudum, yazdıkça yazdım. Ayrı bir içerik oldu. Bir sonraki bölüm bunun hakkında olacak dolayısıyla.

Ondan sonraki iki bölümde yine bu çizgiden gideceğiz. Yalnız onlar yarı teknik, yarı da tarih bölümleri olacaklar. Burada web sitelerinin sansüründen bahsediyoruz madem. Web nedir?

Yıllar boyunca nasıl bir evrim geçirdi? Geleceği ne olacak? İlkin bunlara bakacağız. Sonra da o bilgileri kullanarak sansürün teknik açıdan nasıl yapıldığını öğreneceğiz.

20 sene önce nasıl yapılıyordu? Şimdi nasıl teknikler var? VPN'ler nasıl hayat kurtarıyorlar veya nasıl engellenebiliyorlar? Herkesin anlayabileceği şekilde bunlardan bahsedeceğim.

O zamana kadar hepiniz sağlıcakla kalın. Şimdi birkaç isim sayacağım. Hepinize teşekkürler. Yakında görüşürüz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)