Podcast

Bazı Hislerim ve "Devletin İtibarı"

Fularsız Entellik

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Maraş depremleri sonrası sosyal medya yasağı (ve tekrar açılışı), devletin kendi itibarıyla kafayı bozması, insanın kendini işe yaramaz hissetmesi ve çocukların etkisi.



Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

Bölüm Transkripti

1.127 kelime · ~6 dk okuma

Bu normal bir bölüm değil. Kısa olacak. Reklam da kurguydu. Bunlar yok.

Bilgilendirici bir içerik de yok. Düz hislerimi paylaşacağım. Belki birileriniz yalnız değilmişim der. O kadar.

Zaman kaybı olacağını düşünen atlasın lütfen. Çok sonraları dinleyecekler için bir not ekleyeyim. Birbiri ardına iki tane dev deprem oldu. Maraş yakınlarında binlerce ölü var.

Transkriptin tamamını oku

Çok daha fazlası da göçük altında günlerdir. Üçüncü güne giriyoruz. Dağ başındaki köyleri, kasabaları bırak Hatay gibi bir kıyı şehrinin bile durumu net değil. Twitter şu an hayati önem taşıyan bir araç.

Enkaz altındakiler yerlerini oradan duyurdular. Hatta bu düzensiz çağrıları düzenli hale getiren uygulamalar yazıldı bir gün içinde. O bilgileri AFA'da, STK'lara aktardılar. Onlar gittiler yüzlerce kilometre öteden yola çıkıp gelen gönüllüleri yönlendirdiler.

Herkes yardım için çırpınıyor. İnsanlığın en iyi hallerine tanık oluyoruz bir yandan. Ama bu kritik anda, artık hayatta kalanlara son kez ulaşılabileceği anda bu bilgi akışını kestiler. BTK, Twitter'a erişim kısıtı getirdi.

Dezenformasyonla falan alakası yok ki zaten dünyadaki tüm dezenformasyona değecek bir fayda sağlıyordu o anda. Şimdi muhalefet liderleri VPN kullanın diye çağrılar yapıyorlar. Böyle bir ülke yok hakikaten. Bakın burasını da sonradan ekliyorum.

Saatler sonra daha yeni yeni açıyorlar. Gecenin 4'ü oldu Türkiye'de. Biraz genelleme yapıyor olabilirim heyecanlı ama yakın geçmişte çöküp giden devletlerin ortak bir noktası var. Öncelikleri vatandaşın iyiliği değildi.

Öncelikleri devletin kendisiydi. Devletin kendisine aciz göstermemekti. Şimdi elbette her devletin kendini yetkin gösterme çabası olacaktır, olmalıdır da. Zira bu düzen hem asgari bir yetkinlik sayesinde ilerliyor hem de o yetkinliğe olan inanç sayesinde ilerliyor.

İnanç da belli bir seviyede olmalı yani ama bunun bir sınırı var ya, yani kendi imajıyla kafayı bozmuş bir devletin en büyük düşmanı dış güçler falan değil, kendisi oluyor. Çernobil'de olanları düşünün. Hatırlamıyorsanız da o mini diziyi düşünün. Çoğu noktası doğruydu.

patlamaz denilen reaktör tasarımı yalan dolanla çevriliydi, yıllarca ihmal ettiler. Gün gelip kaza olunca da radyasyon seviyesini sakladılar. Almanlardan robot istiyorlar, temizleme çalışmaları yapmak için ama radyasyon seviyesinin gerçeğinden 10 kat daha düşük olduğunu söylediklerinden Almanların verdiği robot yetersiz kalıyor, bozuluyor. Devletin itibarı diye dünya kadar sansür.

Kaldı mı şimdi bir itibarları? Aynı şeyleri deneyip deneyip farklı sonuç beklemek deliliktir. Bu podcastta ara sıra her şeyi aşırı merkezileştirmenin, liyakata değil de sadakata bağlı atamalar yapmanın kötülüğünden konuştuk durduk. Tekrarlamayacağım onları.

Sadece şunu diyeceğim. Afad'ın yani afet ve acil durum yönetiminin başkanı eski bir kaymakam ve vali. Dört tane genel müdürü var. Bir tanesi jeolog ama afetlere müdahale genel müdürü ilayatçı.

Uzmanlı da tasavvuf. Bunun öncesinde Diyanet Vakfı'nda yöneticiydi. Hani yani istisnalar olur da her yer böyle ya. Şimdi ben uzaktayım biliyorsunuz olanları uzaktan takip edebiliyorum ama tüm saçmalıkların yanında herkesin ne kadar fedakar olduğunu da görüyorum.

Hasarlı hastanelerde hastalarını bırakıp gitmeyen doktor ve hemşireler var yani nasıl bir cesarettir bu? Yurt dışından gelen profesyonel ekipler var ki profesyonel deyince yanlış anlaşılıyor. Bunların çoğu gönüllü aslında para filan almıyorlar yaptıklarından. Herkes kendi çapında bir seferberlik ilan etmiş, bir şekilde işin ucundan tutmaya çalışmış.

İşte bunlar olurken benim gibi uzaktan izleyenler de kendilerini işe yaramaz hissediyor olabilirler. Bu doğaldır. En azından ben öyle hissediyorum. Bağış yaptım evet ama başka bir şey yapmadım.

Bu arada bağışı da AFAD'a yapmadım. Onu anlatayım. Güven meselesinin ötesinde AFAD bir devlet kurumu. milyarlık bütçesi var.

O bütçe vergilerimizden geliyor. Devlet bütçe bulamazsa da borçlanıyor. Onun da faizi zaten eninde sonunda vatandaşa biniyor. Hadi para bulamadı, para basabiliyor.

Ki onun da yarattığı enflasyon tasarruflarımızı erittiği için bir çeşit vergidir. Yani bu işten kaçış yok. Her halükarda af adı finanse ediyoruz. Ben dahil yurt dışında olmama rağmen vergi veriyorum.

Bağışı da STK'yı yapayım bari ya. Neyse, işe yaramazlık diyordum. Bazıları da hakikaten pratik çözümler üretebiliyorlar uzaktan. Fundraiser'ları organize ettiler, kripto para bağış kampanyaları düzenlediler, onu şeffaf biçimde yapmayı sağladılar.

İnsanların işini kolaylaştıracak uygulamaları hazırlıyorlar. Harika bunlar. Ama bunları yapacak insan sayısı sınırlı. Çoğumuzun böyle somut bir faydası olmayacak ve bu işe yaramazlık hissini gidermek için sanırım en kolay yolu seçip sosyal medyaya aşırı saracağız.

Orada kendi psikolojimizi bozmak bir yana, esas laf kalabalığı yapmamız garantik çünkü gördüklerimizden tetikleneceğiz eninde sonunda ve belki de faydadan çok zarara sebep olacağız. Bence insanlarla konuşun, destek olmaya çalışın, güvendiğiniz yerlere bağış yapın ve sosyal medyayı biraz azaltın. Tabii bunları diyorum da ben de yapamıyorum ki. Özellikle de halen yapılabilecek bir şeyler olması, halen kurtarılacak birilerinin olması insanı deli ediyor.

Öyle bir kere de vurup geçmiş bir felaket olsa neyse. İlerleyen günlerde de çok mucize hikayeleri duyacağız. Bunlar belki moral verecektir. Ne yazık ki sistem çalışmadığı için sıradan insanlar insanüstü şeyler yapmaya zorlanıyorlar.

Sistem çalışmadığı için sıradan olması gereken kurtarmalar da mucizevi hale geliyorlar. Ne kadar kötü sistem, o kadar çok mucize. Bu hikayeler üstünden de sorumlular kendilerine kalkan oluşturmayı deneyecekler. Üstüne de birlik, beraberlik, siyaset, üstülük sosu hep aynı terane.

Ben portakalda, vitaminken de böyleydi, hala böyle. Dün herhalde çoğunuzun çoktan gördüğü bir fotoğrafa bakıyordum. Enkaz altındaki ölü kızının elini bırakmayan bir baba vardı. Açıklama doğru mu bilmiyorum, teyit etmedim.

Ben bunu bir sembol olarak kullanacağım. İlla ki bunun gibi yüzlerce durum yaşanıyordur. Bu babanın halini, çocuğum olduktan sonra daha iyi anladım gibi bir şeyler demek istemiyorum. Zira empati kurabilmek için illa çocuk sahibi olmak gerektiğini düşünmüyorum.

Zaten kızı 15 yaşındaymış. Ben de 15 yıl bir çocuk büyütmenin ne demek olduğunu bilmiyorum ki. O açıdan çocuğu olmayanlara daha yakınım. Psikopat değilsek hepimiz bir şeyler hissediyoruzdur.

Ama o fotoğraf başka bir sebepten ötürü epey koydu bana. O an anlamadım neden olduğunu. Sanırım cevabı yeni buldum. O sırada bizim ufaklık koşa koşa gelmiş, paçamdan çekiştirip kucağıma çıkmak istemişti.

Normalde ekran göstermiyorum ona ama bu seferlik aldım, bakıyoruz beraber. Tabii bizimkinin dünyadan haberi yok, nasıl mutlu. Şen şakrak şarkılar söylüyor, kendi anlaşılmaz bir dili var ve ben de ekranda o babanın resmine bakıyorum. Bu iki şeyin, bu iki karenin diyeyim, aynı anda, aynı dünyada var olabilmesi içime oturuyor.

Bizimkinin şu an tek derdi yalnız kalmamak, onun dışında hep mutlu, hep güleç, hep meraklı, muhteşem bir şey. Ama bir gün bu dönem bitecek. Bir gün hem kendi acılarını anlayacak, hem de kendinin ötesindeki acıları da anlamaya başlayacak. Kötü insanlar tanıyacak, aptal insanlar tanıyacak.

Aptal ve kötü insanlar yüzünden normalde yaşanacağının 10 katı daha fazla acı yaşandığına tanıklık edecek. Hiçbir zaman şimdiki kadar mutlu olmayacak. Ve ben bu değişimi engelleyemeyeceğim. Engellemeye çalışsam daha kötü zaten.

Çocuğun getirdiği fark bu sanırım. Koruman gereken bir şey var ama asla onu koruyamayacağını görüyorsun. Felaketlerden bahsetmiyorum sadece, ondan korusan bile hayatın kendisinden koruyamayacaksın işte. O babanın yaşadıklarını yaşamak, onunla empati kurmak, çok acı verince onu kapatabiliyorum, şalter indirebiliyorum ama bu endişeyi kapatamıyorum.

Bilmiyorum kelimelere iyi dökebildim mi? Herhalde binlerce yıldır her anne babanın tecrübe ettiği bir şey olmalı. Belki sosyal medya bunun şiddetini biraz arttırıyordur ama bizim çağımıza özgü değil. En azından o biraz rahatlatıyor.

Ama daha iyisi, en azından biraz daha iyisi mümkün. Ona da inanıyorum. Benden şimdilik bu kadar. Hepinize sabır diliyorum.

Umarım yalnız kalmazsınız. Birbirinize yaslanmaya devam edersiniz. Yakında görüşeceğiz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)