Podcast

Hava Kalitesi Hakkında Her Şey

Fularsız Entellik

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Derin bir nefes al ve bölüm bitene kadar tut. "Havayı Koklayan Adam" lakabıyla tanınan meteoroloji mühendisi Bünyamin Sürmeli ve alerji uzmanı Doç. Dr. Şule Çağlayan Sözmen ile hava hakkında her şeyi konuştuk.

.

Bu podcast, Dyson hakkında reklam içerir.

Bulunduğunuz ortamdaki hava kalitesini iyileştiren Dyson hava temizleyiciler ve "Dyson Backpack" projesi hakkında daha detaylı bilgi almak için tıklayın.

.

Bölümler:


(00:04) Yeni Delhi ve konuklarımız

(02:30) Hava kalitesi ne demek?

(03:40) İklim rekorları

(04:06) Tüm bunlar Türkiye’de ne kadar biliniyor?

(06:18) Hava kalitesinin sağlığımıza etkileri

(12:35) Sis ve kirlilik

(14:40) Hastaların hava kirliliği tarihçeleri olsaydı

(15:23) Alerji ve hava kirliliği

(18:05) TR'nin "jeopolitik" konumu

(24:10) Karbon ve bitkiler

(26:50) Yemek pişirme

(29:17) Hava temizleyiciler

(31:32) Anksiyete

(35:17) Spesifik tavsiyeler

(38:12) Kıyafet

(39:25) Nem

(41:48) Toplu taşımada maske

(42:12) Dyson Backpack

(47:02) Trafik ışıkları

(48:58) Halka açık ölçümler

(51:36) Bilgilendirmede standardizasyon




Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

Bölüm Transkripti

7.804 kelime · ~39 dk okuma

Sadece Hindistan'da her sene 2 milyon insanı, dünya genelinde de 7 milyon kişiyi öldüren bir şey var. Ve kendinizi izole ederek, yahut aşılanarak, yahut güçlü bağışıklığınıza güvenerek bu katilden korunamıyorsunuz. Dünyadaki her 10 kişiden 9'unun hayat kalitesine az ya da çok etkiliyor ve her sene tahminen 5 trilyon dolarlık zarara sebep oluyor. Ezeli rakibim psikolog Beyhan Budak'tan bahsetmiyorum.

Hava kirliliğinden bahsediyorum. Daha doğrusu hava kalitesinden bahsediyorum. Hava kalitesi deyince benim aklıma ister istemez yeni derli geliyor. İki kere gittim hayatım boyunca.

İnşallah bir üçüncü sefer nasip olmaz. İki seferinde de okulları tatil etmişlerdi hava kirliliği yüzünden. Oranın normal hali de aşırı kirli. Artık okulları tatil etmelerini sağlayacak kirliliği siz düşünün.

Transkriptin tamamını oku

Göz gözü görmüyordu gerçekten. 10-20 metre ötesini göremiyordun. Hani Interstellar filminde bir kara deliğin tam dibindeki gezegenlere gidiyorlardı ve görelelik ilkesi gereği orada geçirdikleri her bir saat dünyadaki 7 seneye denk geliyordu ya. Delhi'de geçirdiğim her bir saat de ömrümden 7 sene götürmüştür.

Vatanınıza dönünce yeri değil havayı öpmeye çalışıyorsunuz. Ama merak etmeyin bu bölüm Hindistan'a saydırma bölümü değil. Esasında benim için sürpriz bir bölüm oldu bu bölüm. Dyson sponsorluğunda bunu öğrendiğimde tamam dedim.

Nihayet elektrikli süpürge konusundaki engin bilgilerimi kullanabileceğim, muhteşem felsefi açılımlar yapabileceğim bir fırsat var. Meğer iç mekan havasını temizleyen ürünleri de varmış. Merak etmeyin ürün model tanıtımı falan yok. Bana da bir şey göndermediler zaten.

Hoş gerçi gönderselerdi gümrüğe takılır anca oranın havasını temizlerdi. Neyse, işin güzel yanı bu bahaneyle daha önce yapmadığım bir şey yapıp iki uzman konukla birden konuştum. Biri meteoroloji mühendisi olan Bünyamin Sürmeli, diğeri de doçent doktor Şule Çağlayan Sözmen. Sağ olsunlar baştan biraz sıkıcı olacağını düşündüğüm bir konuda tam iki saate yakın konuştuk.

İklimdi, yemek yapmaktı, allerjenlerdi. Aklıma gelmeyen birçok açıdan beni aydınlattılar. Her zamanki gibi tüm konular açıklamalarda linklenmiş vaziyette. İstediğiniz bölüme oradan atlayabilirsiniz.

Hoş geldiniz öncelikle. Hoş bulduk. Hoş bulduk. Ünyemin Bey, havayı koklayan adam lakabınız varmış.

Belki o şekilde tanıyorsunuz. Medyada uzun süre çalıştı çünkü. Eğitimler verdi. Hava kalitesi ne demek?

Benim için de yeni bir kavram çünkü bu. ...hava kirliliği standart atmosferde olmayan içerisine sonradan eklenmiş gaz ya da partiküller. Ayrıca son dönemde oran farklılıklarına ve seviye farklılıklarına da kirletiş ediyoruz.

Örnek olarak ozondan bahsediyoruz. İşte ozon aslında hepimizin olsun olsun diye istediği bir gaz değil mi? Ozonumuz bir yere gitmesin istiyoruz, bol bol olsun istiyoruz. Ama yer seviyesinde olunca zehirleyici.

Dolayısıyla normal şartlarda atmosferin standart yapısında olmayan bir gaza biz kirletici diyorduk. Ama şimdi artık seviyeler de işin içine girmeye başladı. Oranlar da işin içerisine girmeye başladı. Dolayısıyla standart atmosferin yapısını değiştiren her şey hava kalitesi düşük.

tanımı içerisine giriyor. Aslına bakacak olursanız atmosfer kurulduğunda ilk kirletici olarak kabul edilen gaz oksijen. İlk kurulduğunda yok. Sonradan ekleniyor.

Ama bugün oksijen olmadan ne giyebiliyoruz, ne içebiliyoruz, ne yediklerimizi yakabiliyoruz, ne ısınabiliyoruz, ne soğuyabiliyoruz, hiçbir şey yapamıyoruz. Atmosfer sürekli yani 4,5 milyar yıldır yaşıyor. Dünya 4,5 milyar yıldır yaşıyor. Bu değişiyor ama bugünün insanın yapısının gördüğü, kabul ettiği atmosferin yapısından bahsediyoruz.

Bu aslında bir anlamda iklim değişikliği kürese ısınmayla da bağlantılı. Normal şartlarda bir insanın ömrü bir iklim değişikliğini görmüyor olması lazım. Biz her sene bir rekor görüyoruz. Bir noktada bir meteorolojik parametrenin rekorunu kırdığını bir insan ömrü maksimum 4 ya da 5 kez görebilir aslında.

Dolayısıyla bu değişim çok uzun yıllar içerisinde olan bir değişim, hava kalitesinin, havanın kimyasının değişimi. Ama biz bunu son dönemde çok daha fazla hem itim değişikliği kapsamında hem de hava kalitesinin değişimini deneyimliyoruz maalesef. Tüm bunlar Türkiye'de ne kadar biliniyor? Yani hava kalitesi deyince insanlar anlıyorlar mı?

Yoksa burada yaptığınız gibi bir açıklama yapmak gerekiyor mu her seferinde? Aslında biliyoruz, tekrarlıyoruz da ama adının, gerçeğin o olduğunu bilmiyoruz. Mesela ne diyoruz? Kaz Dağları'na gittim.

Of! Nasıl güzel uyudum, nasıl bol oksijeni var falan diyoruz değil mi? Bol oksijen falan yok. Dağda oksijen bol olur mu?

Dağda oksijen azdır yani. Ama nedir? Orada kaliteli hava. Kirletçilerin olmadığı, reaksiyonların, tepkimelerin az olduğu bir ortamda kaliteli hava soluyorsun.

Dolayısıyla biz onun adına oksijeni bol diyoruz ama aslında hava kalitesi. Onu da ben kişisel olarak test etmek istiyorum aslında ya. Bunun ne kadarı psikolojik bir etki. Hani kaz dağlarına gittiğimi bilmeden beni oraya bayıltıp bir gün götürseler, ondan sonra bıraksalar orada, o zaman güzel uyuyacak mıyım?

Bu arada oradaki güzel uyumanın nedeni de zaten hocam daha iyi cevap verecektir. Havanın kalitesi de değil. Yani orada oksijen azlığından biraz bayılıyorsunuz hafiften yani. Ben şeyde onu deneyimlemiştim.

İlk Palandöken'e gittiğimde orada iki kademedir biliyorsunuz. Bir, üç bin metrelerde falan. İstanbul'dan uçağa bin, Erzurum'a in, hızlı bir şekilde daha gittik. Yatağa bir yattım.

Böyle önce bir şey yok. Sonra baktım bir çarpıntı gelmeye başladı. Bana diyor ki ağzımdan çıkacak kalbim falan böyle. Sonra resepsiyonlara dediler ki, ''Wilhelm Bey, birazcık bir yarım saat falan uzanın, dinlenin, toparlar.'' dediler.

Yani o yükseklikte hava kalitesi de değişiyor, hava kimyası da değişiyor, yoğunluğu da değişiyor, her şey değişiyor. Ben onu bir kere tecrübe etmiştim. Hindistan'ın kuzey tarafında, dağlık bölgesinde. Aynı şekilde normalde otobüste gideceğimiz yolu uçakla gitmiştik.

Yollar kapandığı için. Ama bizimki bir hafta sürmüştü. Bir hafta hasta kalmıştık. O zaman yüksek rakımlı bir bölgede.

3000'in biraz üstündeydi ama 3000-4000 arasıydı. Her yerde zaten tabelaları asmışlar. Kesinlikle hiçbir şey yapmayın. Orası hiking bölgesi.

İlk 48 saat hiçbir şey yapmayın. Oturun. Hiking falan yasak diye. Benim merdiven çıkacak halim kalmamıştı.

Hakikaten o kadar korkunç bir şey. Ama oradan indikten sonra geri geldikten sonra bir atlet gibi koşmaya başlarsınız. Evet. Akciğerler açıldı hiç.

Tamam o zaman Şule Hanım size geçelim. Halen genel bir çerçevemiz varken işin sağlık tarafını sormak istiyorum. Hava kalitesinin sağlığımızda ne tür etkileri var? Günde bir insan 10-15 metre öküp hava soluyor.

Yani bu bizim kaçabileceğimiz bir durum değil. Dış ortam zaten kirli. İç ortamda da çok fazla kimyasala maruz kalıyoruz. Çünkü birçok ürün kullanıyoruz evlerde.

Temizlik malzemeleri kullanıyoruz. Yerleri kaplatıyoruz PVC kaplamalarla. Vernikler kullanıyoruz, yapıştırıcılar kullanıyoruz. Mobilyalarda mum yakıyoruz, tütsü yakıyoruz.

Bunların hepsi partükül maddeleri, uçucu organik birleşenleri... ...formaldehiti arttırıyor ve biz bunları soluyoruz. Ne oluyor soluduğumuz zaman?

Özellikle bu partikül madde konusu çok önemli. Çünkü çok ince partikül maddeler var. Bunları soluduğumuz zaman akciğerleri şöyle hayal edebilirsiniz, bir ağaç gibi. Ağacın kökü, büyük havayolları, dalları, yaprakları böyle en uç ince yerine kadar gidiyor.

O en uç ince yere gidebilen bu çok ince partikülleri kan dolaşımıyla tüm vücudumuza geçirmiş oluyoruz. Ve bunlar sistemik bir enflamasyon başladı. Ne demek bu? Tüm vücudumuzda bir yangı başlatıyor ve son yıllarda gördüğümüz sıklığının daha fazla arttığı yeni hastalıklar var.

Alerjik hastalıklar, dikkat eksikliği, çocuklarda bilissel yetersizlikler, diabet, Alzheimer, bütün nörolojik kognitif bozukluklar ve bu partikül maddelerin vücudumuza geçişiyle tüm bu hastalıkların sıklığı da artıyor, çok fazla ilişkilendiriliyor. Dolayısıyla soluduğumuz hava çok çok önemli. Hani bu konudaki farkındalığımızın da çok fazla olması gerekiyor. Özellikle etkilenen bir yaş grubu var mı peki?

Tüm yaş gruplarında çok önemli. Yani anne karnından itibaren bu durum hepimizi çok fazla etkiliyor. Hava kirliliğine çok fazla maruz kalan annelerin çocuklarının erken doğduğu, düşük doğum ağırlığına sahip oldukları, organ gelişimlerinin bozulduğu, doğduktan sonra her şey çok yolunda gitse bile akciğer fonksiyonlarının bozuk olduğu, aslıma yatkın oldukları çok bilinen artık bilimsel veriler. Yani evet hangi sağlık sorunları olabilir dedim her şeyi duydum gerçekten.

Her şeyi evet evet yani şöyle düşünebiliriz enfeksiyonun neden olmadığı bulaşıcı olmayan kronik hastalıkların hemen hepsi bilimsel verilerle hava kirliliği ile ilişkilendirilmiş. Anladım benim düz insan görüşüm hep şöyleydi hani solunum yolu hastalıkları ciğerlerle akciğerlerle sınırlı kalıyor. Ama şu kısmı aklıma gelmemişti. Aslında insanın aklına gelmeyecek bir şey değil.

Çok basit. Hakikaten de o maddeler oradan filtrelenmeden kana karışıyorlar ve insanın ayak parmağına da gidebilir, beynine de gidebilir, her yerine de gidebilir. Zaten mekanizma tam olarak böyle anlatılıyor. Yani artık o kana karışıyor.

Sonrasında nöroinflamasyon yani beyin içerisinde yangı yaratıyor. Küçük çocuklar da bilişsel yetileri bozuyor. Büyük insanlar da Alzheimer'a işte kognitif becerilerin bozulmasına neden oluyor. Tüm kalp damar sistemini dolaşıyor.

İnme, ...aterosikloritik hastalıklar yani kalp damartı kanıklıkları bunların hepsinin başlatıcısı... ...yani tabii ki hastalıklar böyle çevresel genetik neslenme hepsinin bir bütünü... ...ama bir başlatıcı ve ciddi bir katkıda bulunan etken hava kirliliği bunlara.

Uçucu organik bileşikler dedik, herhalde bu bir şemsiye terim değil mi? Evet, uçucu organik bileşenler aslında bir şemsiye terim. Nasıl oluşuyor? Ev içerisinde en fazla işte temizlik malzemeleriyle, sigarayla, renovasyon çok önemli yani evlerin yenilenmesi.

E şimdi evin içerisinde bu maddeler artınca evin içerisine daha fazla maruz kalan bir Nüfus var yani genellikle işte kadınlar ve çocuklar bir tık daha fazla maruz kalıyor. Özellikle küçük çocuklar. Çünkü çocukların solunum kapasiteleri daha fazla. Yani eğer ortamda bir kirletici varsa biz bir nefes alırken bir yaşın altındaki bir çocuk zaten sıklık olarak beş nefes alıyor.

Dolayısıyla kirleticiyi akciğerlerine daha fazla çekiyor ama detoksifikasyon kapasitesi yani karaciğerin o kirleticiyi temizleme kapasitesi de bizlerden daha düşük. Bir de gelişmekte olan bir organizma yani hücreleri sürekli yenileniyor, büyüyor. Tam olgun hücreler daha az onlarda. O yüzden bütün zararlı maddelere de daha hassas bu hücreler, daha kırılgan.

Ve tabii ki keşfediciler. Evin içerisinde yerleri de dolaşıyor, her şeyi ağzına alıyor, bütün plastiklere dokunuyor. Evet, şu an içeride bir tane var. Belki ağlarken duyarsınız.

Aynı dediklerinizi yapıyor canlı olarak. İki grup kirletici o zaman düşünebiliriz. Bir, başta Bünyamin Bey'in dediği standart atmosferin dışında olan seviyeleri değişen veya ekstra fazladan gelen gazlar. Sere gazları evet karbondioksit gibi.

Bir de onlarla hiç alakası olmayan insan üretimi genelde de iç mekanlarda yoğun karşılaştığımız bu sizin dediğiniz kimyasallar. Mum yakmadan bahsettiniz mesela tütsü yakmadan hani ruhum temizlensin diye tütsü yakıyor insanlar demek ki ruhu temizleniyor ama ciğerler gidiyor. Ciğerleri çok temizlenmiyor kesinlikle yani şey bu da böyle çok popüler artık hani bu tarz meditatif olaylar tabii ki güzel bir şey hani insanların kendilerine vakit ayırıp bu şekilde farkındalık olması ama ciddi anlamda bir kirletici. Eskiden bu kirleticiler daha çok işte odun sobası yakma, kömür sobası yakma, yemek pişirmek için işte fırın kullanma yani ateşli fırınlardan bahsediyorum.

Şu anda da düşük gelirli, orta gelirli ülkelerde hala bu kullanım çok yaygın. Bunlar çok fazla kirletici dünya genelinde. İşte bu tarz yakıtları kullanmayan evlerde de bu sefer bu mum ve tütsüler hani yine kirletici olarak orada devam ediyor aslında. Hasta binan sendromu da var biliyorsunuz.

Plazalardaki kapalı mekanlarda insanlar sürekli bir boğaz ağrısı, baş ağrısı, burun akıntısı, burun tıkanıklığı. Binalar çok kapalı, iyi havalanmıyor. İnsanlar binaların içerisinde bunu yaşıyorlar ve çıktıkları zaman kendilerini daha iyi hissediyorlar. Bünyamin Bey belki demin bahsettiğiniz o kaz dağlarına gittim güzel güzel uyudum algısının altında belki bu yatıyor yani iç mekanda vakit geçirmediğimiz için yoksa kaz dağlarının havasından değil.

Şimdi aslında iç mekan havası dediğimiz hava da zaten dış mekandan gelmiş bir hava yani aynı coğrafya üzerinden bahsederken mesela bir lokasyondan bahsediyoruz. Hava kalitesi neyse aynı kalite artı üzerine eklenmiş evdeki kirletçiler var. Dolayısıyla her zaman için kapalı bir yerin içerisine girdiğimizde ...daha kalitesiz bir hava içerisine girmiş oluyoruz.

Aslında biz böyle bir hani eve attığımızda kendimizi hani güvenli bir limana, zemine almış gibi hissediyoruz. Ha, şu tabii ki bir farktır yani dışarıda bir ateş, bir yer yanıyorsa... ...siz oradan uzaklaşıp evinize geldiyseniz tabii ki oradaki partiküler maddeye maruz kalmıyorsun ya Sisli puslu bir havada, sisten uzaklaşıp çünkü sis de bir anlamda bir hava kirliliğidir aslında. da... Sis kendisini oluşturmak için bir partiküler maddeye ihtiyacı var.

Mikron seviyesinde bir çekirdeğe ihtiyacı var. Bu maddeyi doğa normal şartlarda sağlıyor. Deniz tuzları, ormanlardan, oradan her yerden çıkan partiküler maddeler. Ama biz şehir hayatı içerisinde bütün egzozlardan, sanayiden, oradan, buradan o partikülleri daha da artırıyoruz.

Ve ona bağlı olarak sis çoğunlukla büyük şehirlerde ihtiyacı olan çekirdeği bu kirletçilerden sağlıyor. Dolayısıyla biz sisli havada o nedenle hep hatırlatıyoruz, diyoruz ki koşmayın, spor yapmayın, aktivitelerinizi biraz yavaşlatın, akciğer alveollere kadar yollamayın. Yani bu da yine üstünde düşünmediğimiz bir konu ama düşününce de evet ya hakikaten öyle diyor insan. Hep bunları sadece su partiküllerinden ibaret sanıyordum, müteşekkil sanıyordum ama siz diyorsunuz ki onların üstüne böyle katı şeyler ekleniyor.

Katı ve sıvı partiküller aslında partikül madde. İçlerinde polen de var, biyolojik maddeler, mantar sporları, bakteriler de var, işte karbonmonoksit de var. Hepsinin birleşimi, organik ve inorganik maddelerin birleşimi ve bunların yoğunlukları iklim durumuna göre, rüzgara göre, neme göre ve tabii ki kirleticilere göre yoğunluğu artıp azalıyor. Hani var ya yemek tariflerinde o anda evde ne varsa diye hava koşulları havada ne varsa onu yakalıyor.

Şimdi ayaz var, hava sakin, hareket yok, havada su buharı var, yoğuşmaya elverişti. O havadaki su buharı bir şeyin üzerinde yoğuşma eğiliminde. O anda havada neyi yakalarsa tık onun üzerinde o sisi oluşturmak için onu çekirdek olarak kullanıyor. Zaten su buharı dediğimiz şey görünen bir şey değil.

Gördüğümüz zaman zaten artık o su buharı olmaktan çıkmış oluyor. Doğru. sis dediğimiz hadise aslında biz onu buhar zannediyoruz. Buhar falan değil o bulut.

Yer seviyesinde oluşmuş bir stratus bulutu ve onun için de bu kirleticileri kullanıyor maalesef büyük şehirlerde özellikle. Bu arada hocam da biraz önce bahsettiği gibi hani birçok hastalıkla diabetinden işte kardiyovasküler hastalıklarına kadar kansere kadar yani şu belki literatüre ya da uygulamaya geçse ne güzel olur yani bir hastanın bütün yaşam hikayesi dinlenip ondan sonra eğer bir kayıp yaşanıyorsa bu kişi vefat nedeni işte kanserdir, kalptir bilmem nedir değil yanındaki hava kirliliği çünkü biz tedbir almıyoruz vefat nedenlerin yanında yazılsa şu şu şu maddeye daha fazla maruz kalınmış bir yaşantı dense biz bugün nasıl kalp hastalıkları için, diabet için daha erken yaşlarda tedbirleri almaya çalışıyoruz bu hava kalitesi konusunda da tedbirlerimiz belki artacak bu şekilde Haklısınız ama bilim dünyası da artık gerçekten çok önem veriyor. Hani birçok epidemiolojik toplumsal çalışma var.

Biraz artık bireysel farkındalık ve devletlerin farkındalığıyla biraz daha bu konu düzelebilecek bir konu. Örneğin mesela alerjik hastalıkların da sıklığı çok artıyor. Bu da benim konum olduğu için hani ona da bir değinmek istiyorum. Bütün çocuklar burnu akıyor, tıkanıyor, öksürüyor, öksürükleri geçmiyor.

Sürekli aileler işte neden? Neden burnun tıkanıklığı geçmiyor? Neden hiç öksürüğü geçmiyor? Çünkü çocukların solunum yolları infleme yani hava kirleticiler nedeniyle sürekli bir kızarıklık durumu halinde.

İklim değişikliklerine bağlı hava sıcaklığı arttığı için ve karbondioksit oranı yüksek olduğu için eskiye göre iki katına çıkmış hani 1800'lü yıllara göre tüm bitki polenlerinin daha erken ortaya çıkmasını sağlıyor. Yani polen mevsimi de çok genişledi. Kirleticiler ve iklim değişikliği nedeniyle eskiden işte Mart-Haziran arasında mevsimsel alerjik nezle görülürken şimdi polenler çok erken bir zamanda oluşmaya başlıyor. Karbondioksit yüksekliği nedeniyle çok agresif polen oluşturuyorlar ve bu oluşan polenlerde solunum sistemi daha fazla hasarlayıp alerjik hastalıkların daha çok ortaya çıkmasına neden oluyor.

Hani bu da çok konuşuluyor bilim dünyasında. Şimdi Bünyamin Bey hani neler yapılıyor? Ne araştırmalar yapılıyor? Bunun hani karşılığı nedir?

Sağlık açısından diye sorunca aklıma geldi bunlar. Bize gelen anne babalar şöyle geliyorlar. Hocam bende de var ama kırk yaşından sonra çıktı. Şimdiye kadar hiç yoktu.

Çünkü artık farklı bir hava soluyorsun, polen maruziyetin çok arttı. Şimdiye kadar daha iyi bir ortamda yaşamanın karşılığı sayesinde o alerjik nezle ortaya çıkmamıştı, klinik vermemişti. Bir de yağmur fırtınaları. Bu fırtınalar sırasında da özellikle bu polen mevsiminde oluyorsa polenin yağmur damlacıkları içerisinde çok fazla uzun süreler asılı kalmasına neden oluyor.

Yoğun polenlere maruz kalıyor kişiler ve çok hızlı astım atak, alerjik nezle bulguların çok ağırlaşması gibi bize geliyorlar. Bunlar hep çevresel faktörler ve hava kirleticileriyle ilişkili. Bu aynı SİS'teki gibi oluyor o zaman yani SİS'e nasıl kendilerini eklemliyor bu parçacıklar? ...yağmura da eklemliyorlar ve yani hemen başlamasından yarım saat içerisinde... ...Astım Atak'la acil başvurularının olduğu gösterilmiş bilimsel verilerde.

Aslında orada şöyle bir durum da var. Mesela gece sıcaklığı diyelim. En düşük seviyesi aydınlanma başlamadan, güneşlenme başlamadan hemen öncesi. Yani en düşük zirve.

Bir hurkeyinin, bir siklonun bir karaya vurduğunda... Deniz üzerinden beslendiği için karaya dokunduğu anda tavan seviyede aslında. Oradan itibaren yıkıcı etkisi başlıyor karada ama beslenemediği için artık deniz üzerinde değil kara üzerinde olduğu için enerjisini yitirmeye başlıyor. Şimdi yağmurda da şöyle bir durum var.

Öncesinde yüklü bir hale gelmeye başlıyor. Başlıyor, başlıyor, başlıyor, başlıyor ve hava bir anlamda temizlenmeye de başlıyor. Yani soluduğumuz hava ama o yağmurun ilk damlası düşene kadar en tavan seviyeye çıkıyor. Havadaki partiküler madde.

Bu arada hocam kendi alanıyla alakalı bahsetti. Aynen iklim değişikliğine bağlı olarak bu alerjenler bizim coğrafyamızda bütün dünyaya nazaran daha fazla artıyor. Hep diyoruz ya konumumuz joe politikum ya bu konumdan. İklim değişikliğinde de var.

Avrupa'da iklim değişikliğinden en fazla etkilenen her yönüyle... ...ama afetiyle de, fırtınasıyla da, hava kalitesiyle de... ...en olumsuz yönde etkilenen iki noktadan birinde oturuyoruz.

Biri Portekiz, İspanya'nın orta kesimleri, orta batısı. Bir de biz. Yani iki uçta. Şöyle, şimdi dünya sürekli dengeye gelmeye çalışıyor.

Dünya ısınıyor. Isıyı transfer etmeye çalışıyor. Ekvator bölgesi daha fazla ısınıyor ama ekvatordaki her bir nokta... Elindeki sıcağı kutuplara yönlendirmek istediği için kutuplar oran olarak ekvatordan daha fazla ısınıyor.

O nedenle buzullarımız çok eriyor. Bunu taşımak için de bu basın sistemlerini kullanıyor. O ekvator bölgesinde ısınan hava sürekli yükseliyor, yükseliyor ama ebediyete kadar yükselemeyecek değil mi? Bir yerde aşağı inmesi lazım.

Soğuk bölgeden güneye ve kuzeye doğru inmeye başlıyor. O inme noktaları... Bizim yüksek basınç dediğimiz alanlar, yani aşağıya doğru havanın basıldığı yerler. Hava ne kadar aşağıya doğru basılıyorsa iki tane hadise meydana geliyor.

Bir, bizim rutin atmosfere yolladığımız kirletçiler bizim soluk aldığımız yer seviyesine doğru basılıyor. İkincisi de kuraklık oluşuyor, hareket yok. Yağmur dediğimiz, kar dediğimiz ürünler bir fabrikanın ürünleri gibi. Fabrikada makineyi çalıştırmazsanız istediğiniz kadar ham maddeniz olsun.

Ürün çıkartabilir misiniz? Çıkartamazsınız. Havada da çekirdek ve su buharı istediği kadar olsun, hareket yoksa siz o ikisini birleştirip makinenin dışına yağmuru, karı çıkartamazsınız. Dolayısıyla kuraklık beraberinde meydana geliyor.

O nedenle kuraklık varsa kirlilik var. Bizim coğrafyamızda da şöyle bir durum var. Şimdi yüksek basınç kuşakları bundan işte bir yüz, yüz elli yıl öncesine kadar, yüz yıl öncesine kadar otuz derece enneminden aşağıya iniyordu. Otuz derece ennemi bir yüksek basınç hattıdır.

Şimdi iklim değişikliğinden dolayı bu basınç kuşakları genişliyor. Bir buçuk derecelik sıcaklık artışı otuz beş derece ennemine getiriyor bu yüksek basınç hattını. Biz neredeyiz? 36 derece enleminden itibaren başlıyoruz.

İşte komşuda ne oluyorsa bütün ülkeler onları yaşıyor bir şekliyle sıkıntılarını. Burada da sınır yok ki. Yani 35 derece enlemine sizin yüksek basıncınız geldiyse 36 derece enleminde siz de bundan çok ciddi anlamda etkileniyorsunuz demek. Ve ilerleyen zamanlarda bu band sürekli genişleyecek.

Genişleyecek, genişleyecek ve bizim tam üzerimizden geçecek. Ve yüksek basınçlı günlerimizin sayısı çok artacak. Biz ama her zamanki gibi her günlük Çünkü rutin, kirleticilerimize atmosferi vermeye devam edeceğiz. Hayatımızda hiçbir değişiklik yapmayacağız ama o daha çok yere basacak ve biz her gün daha kirli bir havayla nefes alıyor olacağız maalesef.

Yani o kirleticilerin dışarıya kaçmasını, etrafı yayılmasını engellemiş oluyor üstümüze baskı yaparak. Evet, normal şartlarda eşit dağılıyor olsaydı bu kirleticiler, bütün dünyanın hava kalitesi aynı olurdu. Bazı bölgelerde hava yatay, bazı yerlerde düşe yönde hareketleri çok daha fazla. Bu da kirleticileri alıp yukarı atmosfere, sağa sola böyle bir dağıtıyor atmosferi ve hızlı bir şekilde dağıtıyor.

Burada süre önemli zaten. Bir yüksek basıncın etkisine girdiğimizde beş yıl boyunca, üç yıl boyunca orada kalmıyoruz. İşte bir sistem geliyor, beş gün yağış yok, sonra iki gün yağmur var, sonra bir beş gün daha yok. O süre boyunca biz o kirleticiye maruz kalıyoruz.

Şimdi yüksek basınç kuşakları genişleyip gün sayısı artmaya başladığında diyelim ki bir gün yüksek basınç var. Siz havaya kirleticiyi verdiniz, bir günlük kirleticiyi soluyorsunuz. Ertesi gün, Alçak basınca geçerseniz, ertesi gün bir günlük daha kirletici yayılır. Yine bir günlük kirletici solumuş olursunuz.

Ama o yüksek basınç devam ederse, ertesi gün iki günlük kirletici... Tabii birikiyor. Biz mesela bir hafta, on gün kuraklık diyoruz. Mesela bir bölgeye üç ay yağmur yağmıyor.

Üç ay ne demek yağmaması biliyor musunuz? Üç ay boyunca yüksek basınç var demek. Siz üç ay boyunca havada kirleticileri biriktir, biriktir, biriktir. E ne yapıyorsunuz?

Nefes almıyor musunuz bu dönemde? Alıyorsunuz. Dolayısıyla o kirli havayı soluyor oluyoruz. O nedenle biz hep şunu söylüyoruz, iklim değişikliğinde bütün dünyaya haykırarak, bağırarak ne yapıyorsunuz arkadaş siz diyebileceğimiz bir coğrafyadayız biz.

Adı ülkelerinden sonra iklim değişikliğinin getirdiği her başlıktan, uç noktada yani yangını deseniz, orman yangını deseniz en uçta etkileniyoruz. Hava kalitesi deseniz en uçta etkileniyoruz. AFES seviyesinde hava olayları dediğimize yani seller, süper hücre oluşumları, hortumlar... Bunlar da yine Avrupa'da en önde etkilenen ülkelerden biriyiz.

Bütün Kuzey Yarımküre'ye baktığımızda şu Meksika Körfezi civarından tutup böyle bir hattı düşünün. Geniş bir bantlı bir hattı düşünün. Geliyor Atlantik'e dolaşıp Cebelitarık'tan girip İskenderun Körfezi'ne saplanacak şekilde. Hat, kuraklık hattı.

Okyanus üzerinde de böyle. Akdeniz üzerinde de böyle, bizde İskenderi Körfez'e kadar. Bu hat boyunca dünya en fazla etkilenen, başka noktalar da var ama en önde etkilenen yerlerden bir tanesi burası. Her yıl, Washington Üniversitesi açıkladı, her yıl pandemi pandemi diye konuşuyoruz değil mi?

Her yıl 7 milyon kişi erken ölüm yaşıyor hava kalitesi sebebiyle. Korkunç, evet. Yani bu iklim değişikliği muhabbetlerinde hakikaten de pek lafı geçmeyen bir konu bu. Ben daha önce hava kirliliğiyle iklim değişikliğinin bu kadar net bir şekilde bağlandığını hatırlamıyorum.

Çok da basit bir mekanizma aslında. Aynı sorunlar hava kirliliğinin yanında alerjileri de etki ediyor olmalı o zaman. Yani bu yüksek basınç her şey gibi alerjenleri de etkiliyor, hapsediyor o zaman. Alerjenleri hapsediyor.

Bir de şöyle bir durum var. Zaten alerjik hastalığı olan kişiler ki bunların sıklığı da çok fazla. Türkiye'de beş kişiden bir tanesi herhangi bir alerjik hastalık nedenine takip ediyor. Yani alerjik hastalığı olan kişilerin solunum yolları zaten hep birazcık daha kızarık gibi düşünün.

Yani normal insandan birazcık daha hassas ve bu hava kirleticilere maruz kaldığı zaman bu solunum yolları tabii ki diğer kişilere göre çok daha fazla tepki veriyor. Yani benim anladığım o zaman birinci trend bu iklim değişikliğinin yarattığı yüksek basınç kuşakları diyebiliriz. İkincisi karbondioksit oranı arttığı için bitkiler anladığım kadarıyla daha fazla polen üretiyorlar. Şöyle bağlantılı şimdi hepimiz karbondan oluşuyoruz.

Bahsettiğimiz gaz da karbondioksit. Bazı hayvanlar vardır ya, önüne yemi koyarsınız yer, yer, yer, yer, bilmez doymayı ve çatlar. Vitkilerde de böyle bir durum var, bir kısmında en azından ve sürekli büyüyorlar. Bunu mesela üzüm üretiminde çok ciddi karşılaşılıyor, şaraplık özellikle.

Sahalar sürekli yer değiştiriliyor artık. Aynen kayak merkezleri gibi. Yer değiştiriliyor çünkü güneşlenmeye, farklılaşmaya başladı. Havadaki karbondioksit miktarı ve bitki alıyor, büyüyor, büyüyor, yapraklarını büyütüyor.

Daha iri, yeşil olsun, meyvesi olsun ya da sebzesi, neyse ürettiği şey daha büyük olmaya başlıyor. Bir yaprağın kocaman olduğunu, ağacın kocamanlaştığını düşünün. E onun çıkarttığı polen de aynı oranda büyümeye başlayacak. E sezonu da genişliyor.

Aynen haşerat gibi, sürüngenler gibi. Orada mesela ormanlar çabuk yanıyor diyoruz. Mesela Kaliforniya yanıyor ve bir projeksiyon açıyorlar. Diyorlar ki dört ay boyunca yanacak.

İnsan şunu anlayamıyor değil mi? Yani bir bölge niye dört ay yanar ki? Yani 2022 yılındayız, söndür. Ama sönmüyor.

Çünkü ağaçlarımız, ormanlarımız yine iklim değişikliği kapsamında daha kırılgan hale geldi. Aylarca susuz kalmış. Üzerine havadaki su buharı nem artmış. Havanın nemi artmış, sıcaklığı artmış.

Sıcaklık ve nem artarsa ne hissederiz? Hocam daha iyi söyleyecekti. Kaşınmaya başlarız değil mi? Neden?

O neden? Haşerat, bakteri, mikrop bunlar gidiyor. Ağaçları, bitkileri, onları bunları kemirmeye başlıyor. Daha kırılgan hale geliyorlar.

Daha kolay yanar ve kontrolü artık zorlaşır hale gelmeye başlıyor. Hava kirliliğiyle bu agresif polen birleşince polenin alerjik hastalık oluşturma riski de artıyor. Temiz bir alanda oluşan polenin alerjik hastalığı tetikleme olasılığı, trafik kirliliğinin yoğun olduğu bir yerde oluşturulan polen ne göre çok daha düşük. Mesela rugweed, kanarya otu testlerimizde de kullandığımız ve polen alerjisine çok neden olan bir ot.

Bunun mesela kentsel alanlarda polen üretiminin kırsala göre yüzde 60 daha arttırdığı, Ve bu polin üretiminle beraber bu alandaki alerjik hastalıklarının daha çok arttığı gösterilmiş. Hani bu direkt mesela çevre kirliliğinin direkt bir etkisi. Bu da o zaman şeyi açıklar. İnsanların gelip de hani ben 40 yaşıma 50 yaşıma kadar alerji sahibi değildim.

Ondan sonra oldum demesine. Evet çok açıklar. Bir de zaten şey de var, hani iki trend saymıştım, birincisi bu iklim değişikliği, ikincisi polen sezonundaki değişiklik ve miktarındaki, üçüncüsü de kapalı alanlarda kullandığımız kimyasalların artışı, maddelerin artışı veya işte dediğiniz gibi belki mum yakma neyse yani. Pişirme çok çok önemli, çok uçucu organik bileşen üretiyoruz, kızartma sırasında.

Bu ikisi de güzel o zaman, ikisini de konuşalım. Mesela yoğun kızartma yapıldığı zaman ya da gazlı ocak kullanılıyorsa uçucu organik birleşenler, formaldeit, partükül madde ev içerisinde çok fazla artıyor. Bu mesela bizim hiç farkında olmadığımız bir değişiklik evin içerisindeki ve direkt hani onu soluyoruz ve yine böyle biz vücudumuzda yangıyı o kirleticilere bir cevap başlatıyoruz ve çok kronik sürekli maruz kaldığımız bir şey. Ev içerisinde o kadar çok hani detay var ki mesela polivinil klorit bunun içerisindeki vinili sertleştirmek için yine fitolat konuluyor. Ve bu PVC'ler her yerde,

elektrik kablolarında, çocukların ellerinde, ağızlarında bizim sürekli dokunduğumuz bir şey. Ve ısıtma soğutmayla bunların şeyleri de artıyor yaydıkları. Evet, evlerimiz çok kapalı ve çok ısınıyor. Isıtma sistemleri çok yoğun olduğu için evin içerisinde çok ısıtılmış, nem miktarı bazen ayarlanamamış ve fazla nemli küf oranının, ev tozu oranının, işte bu fitolat oranının yüksek olduğu evler, kapalı mekanlar.

O zaman bir çıkış yolu da göremiyorum. Şimdi şöyle bir senaryo düşünün. Yüksek basınç günleri var. Birkaç gün üst üste olmuş.

Dışarıda hava kirli veya sis var. Pencereyi açayım da hava alayım, birazcık cereyan yapsın, temizlesin diyemiyorsunuz. Dememeliyiz zaten. Özellikle otoban kenarındaysanız, böyle trafiğin yanındaysanız hiç demeyin zaten.

Dışarısı çok daha kötü. Hiç açmayın o pencereyi. İçeride de bunlara maruz kalıyoruz. İçeride de bunları, evet.

O nedenle uzun vakit geçirdiğimiz yerlerin hava kalitesini yükseltmek önemli. İşte burada kapalı mekanların, evlerin uzun süre bir kere uyuduğumuz saat 5-6 saat minimum. Okullar ve ulaşım için işte taksisi, metrosu. Çünkü metrolar, bu konuda kapalı alanlar buralarda.

Orada da ısıtma, soğutma, genleşme ve kullanılan materyallerin sürekli bir sıcağı soğuğa maruz kalma durumu var. Onlara da yazık. Onlar da... Maalesef biz biraz konforumuzu seviyoruz.

Biraz öyle bir durumumuz da var. Yani ısıtma soğutmayı Avrupa bizim kadar yapmıyor. Bazen Amerika özellikle soğutma ve ısıtma da çok harcama yapıyor. Avrupa bu noktada biraz daha muhafazakar davranıyor.

Daha kısıtlı hareket ediyor. Mesela ne bileyim Kazak, Mont evlerde kullanım çok yüksektir. Biz o noktada biraz daha fazla şey yapıyoruz ısıtma ve soğutmayı. ...ve işin içerisine pişirme şu bu falan girdiğinde,

mesela elektrikli ocaklar kullanıyor olsak da zaten bir yerde ısıyı artırıp düşürdüğünüzde... ...her maddenin yayma potansiyelini, kirletici ya da kimyasal yayma potansiyelini artırıyorsunuz. Şimdi o zaman çözümlerden, potansiyel çözümlerden korunma yollarından bahsedelim birazcık.

Aklıma da birkaç tanesi geliyor. Bir tanesi zaten benim hemen yanımda var. Çocuk doğduğunda gidip bir hava temizleme cihazı aldık. Yatak odalarımıza koyduk.

Ben çok da araştırmadım. Aslında kafama takmadım. Gerçekten işe yarıyor mu? Her şeyi halledecek mi?

Kaz dağlarında uyuyormuş gibi mi hissedeceğiz? Nasıl olacak? Hala da bugüne bugün bilmiyorum. Çalıştırıyoruz ama işe yarıyor mu, yaramıyor mu bilmiyorum.

Bu konuda size danışalım o zaman. Ya şöyle, yaşam tarzımızı genel olarak değiştirmeliyiz. Hani çok katılıyorum YMV'ye, çok konformist bir yaşam tarzımız var ve görsele çok fazla önem veriyoruz. Bunu biraz daha azaltıp bizim için daha sağlık anlamında iyi olan şeylere yönelmeliyiz.

Yani her yer PVC kaplama olmayabilir. Biraz daha sade yaşayabiliriz. Yani bunlar da çok önemli önlemler. Ama biz tüm bunları yapsak da pencereyi açtığımız zaman dizel benzin kullanılıyorsa, çok trafiğin olduğu bir şehirde yaşıyorsak, endüstrileşme sınırsızsa ve bununla alakalı bir denetleme yoksa o hava girecek.

Böyle olduğunda da bu kimyasalları ölçebilecek cihazlara ihtiyacımız var. Özellikle bu 2,5 mikronun altındakiler en ince alveollere kadar gidebiliyor. Formaldeyit miktarı ne kadar? Nem oranı ne kadar?

Bunları ölçebilen ve etkin bir şekilde temizleyecek cihazlar olması gerekiyor. Hava kalitesini gösteriyor olmalı dediniz. Yani bunun önemi kullanıcının görmesi mi? Ne yapacağım?

Aynı evde yaşayacağım zaten diye düşünebilirim. Hani gidecek başka bir yerim yok. Bilgi her zaman önemli. İkinci tedbiri, üçüncü tedbiri, dördüncü tedbiri kullanma sıklığını yani onu en azından bilerek hareket ediyor olabilirsiniz.

Hangi kirleticilerin neye neden olduğunu bilmek de tabii ki bizi koruyacak. Yani orada biz evde bir kızartma yaptığımızda evdeki partükül madde miktarının çok arttığını görüyorsak o tutumumuzu değiştiririz. Hani yine aynı şekilde temizlik malzemeleri ya da evde boya badana yapıldı bir anda çok artacak oradaki hani kirleticilerin miktarı. Ne zaman normale düştü?

Evi ne zaman kullanabiliriz? Çok fazla mesela bu tarz ev yenilenmesinden sonra astım atakla gelen hastalarımız oluyor. Yani takip edilmeli ve ona göre düzenlenmeli evin hava kalitesi. Biraz şeytan avukatlı yapıp şöyle diyebilirim ama eğer elimizden bir şey gelmiyorsa yahut bu cihazların ölçtüğü her partikülde bize zararlı değilse, O zaman bize alarm vermesinin veya gözümüzün bir kenarında hep böyle görüyoruz artikül sayısını.

Bunun da yarattığı bir endişe var, psikolojik bir yükü var. Yani bunu bir aksiyete nedeni haline tabii ki getirmemek gerekir ama bir farkındalık sahibi olmak zorundayız. Çünkü bu bizim her şeyimizi etkiliyor. Bütün sağlık çıktılarımızı etkiliyor.

Bunu anlamanın ölçüm yapmadan sağlıklı bir yolu yok. Yani sadece bir kokuyla ya da işte sigara içildi, burası çok kirli hemen camı açalım. Bunlar artık hani çok basit önlemler. Çünkü çok fazla kirleticiyle karşı karşıyayız.

Ölçüm yapılması ve kontrollü gitmek her zaman çok daha güvenli tarafta olmayı sağlar. Evrende de bütün her şey bir denge. Bir miktar kullanılır, dengeye gelir. Isınım, transferinden tutun, gezegenlerin hareketlerinde hepsinde kriter, referans değer var.

Ona göre balans yapar sürekli. Bizim de bu bilgiyle ansiyete üretmek yerine dengemizi kurma. Havanın kalitesi düştüğünde o an artık ağzımıza burnumuza mandalt kayıp hani nefes artık almayacağız diyemeyeceğimize göre, bunu yapamayacağımıza göre yarın için, üç gün için, beş gün için, bir ay sonrası için tedbirleri üretmek. Her şeyin uç noktasına gitmesek bu bizde bir anksiyete de oluşturmayacak.

Bu cihazları alırken duyduğum sırça duyduğum bir şey, aslında belki de tek kriterdi aklımda olan, sokak seviyesinden, cadde seviyesinden ne kadar yüksekte yaşadığınızda. Yaşadığınız kat seviyesi fark ediyor mu gerçekten? Tabii ki fark ediyor. fark ediyor ama en nihayetinde siz bir maddeden bir başka maddenin maruz oluyorsunuz.

Betonerme yapılarda ilk birinci ikinci kattaki radon miktarı farklıdır, üst katlarda farklıdır. Öbüründe işte daha fazla kirletiş belli bir yere kadar çıkar, öbür yere çıkamaz. Her kat Yeraltından çıkan gazlar bakımından, atmosferden yayılan partiküler madde bakımından farklı farklı etkileniyor. Ama en nihayetinde kapalı bir mekanda biz sürekli eşyaları, her türlü plastiği, metali, onu bunu her şeyi bir genleştirip katılaştırıyoruz.

Genleştirip katılaştırıyoruz ve sürekli bir deformasyona maruz bırakıyoruz. Dışarının havasının üzerine bu ev eklendiğinde dışarıdan bazen daha sıkıntılı hale geliyor. Hangi katta olursanız olun. Ya sonuçta ısıtmak demek bir şey, ona enerji vermek demek.

Enerji verince o moleküllerin arasındaki bağlantıları... Hareketlendirmek. Hareketlendiriyorsun. Bazı bağlantılar kopuyor, bir tanesi uçup gidiyor mesela.

Şimdi elimizde bir kablo olsun. Kopartmak için bazen ne yaparız? Katlarız değil mi? Bir terse bir düze, bir terse bir düze.

Şöyle el oyası şeyi gibi katla, katla, katla, katla. Oraya elinizi dokundurduğunuzda oranın bir ısındığını görürsünüz. Ve sürekli yaptığımızda orayı parçalarız. Yani demek ki orada bir şey oluyor, bir kopma.

Bunun uçucu kısımlarını nerede kalacak? Onun üzerinde kalacak hali yok. Adı üzerinde uçmaya başlıyor. Dolayısıyla biz herhangi bir maddeye, ne olursa olsun cinsi, sürekli bir deformasyona maruz bıraktığımızda havaya karışacak şeyler muhakkak olacak yani.

Yani şimdi birazcık bana çok fazla geldi bu bilgi. Overdose oldum diyorsun. Overdose oldum. Yani şunu düşünüyorum, şimdi etrafıma bakıyorum.

Bir sürü madde var ve ben bu maddenin, bu eşyaların nelerden yapıldığını bilmiyorum da. Hepsini de teker teker araştıramam tembelliğimden. İnsan hem konforuna alışkın hem de tembel bir yaratık. Şunu biliyor musunuz?

Hani ya tamam her şeyi bilmene de gerek yok ama şu maddelerden uzak dur. Tütsü yak, bak mesela kötü, tamam. O gayet net anlaşılır bir şey. Başka yollarını Ummam lazım ruhumu temsil emenin.

Bunun gibi mesela mobilya seçerken şu tip maddeleri kesinlikle almayalım. Gerek yok o riske. Böyle net olarak insanların hatırlayabileceği bir iki spesifik tavsiye var mı? Mesela sıkıştırılmış ağaç çok fazla kullanılıyor.

Çok ciddi bir formaldeit kaynağı. Ve hani üzerine biliyorsunuz boya. Bütün evlerde şu an en çok kullanılan malzeme galiba. En kolay ve popüler olan.

Onun haricinde yani gerçek ahşap evet bu birazcık maliyeti tabii ki yüksek. Ama olması gereken gerçekten doğal ahşap kullanmak. Ve bu doğal ahşapın da verniklenmemesi. Üzerine herhangi bir boya maddesi sürülmemesi.

Olabildiği kadar doğal olması yani. Asıl boya karışıyor. O da karışıyor. İşte hocam bahsettim.

Mesela örnek neresi? Tezgahlar. Mesela tezgahlarımız sıkıştırılmış ürünler. Birçoğu.

Bunların maliyetleri de daha düşük. Dolayısıyla daha ekonomik bulduğumuz ürünler. Yine plastikler çok önemli çocuklar için. Hani plastik oyuncaklardan kaçınmak.

Çok fazla fitalat var üzerinde. Halı kaplamamak. Mesela duvardan duvara halı kaplanması. Onun haricinde evin içerisine eşya yüklemek.

İşte kadife koltuklar, koltukların üzerinde yastıklar, minderler. Onların üzerinde tekrar örtüler. Örtünün üzerine dekoratif bir tane daha bir battaniye. Gereksiz bu.

Akar yükü yaratacak kumaş yığınından kurtulmak. Olabildiği kadar koltukları seçerken mesela kaplamalarını silinebilir deri olması. Evin içerisinde çamaşır kurutmak da aynı şekilde. Hem nemi arttırıyor hem o çamaşırı da eğer kimyasal kullandıysak yumuşatıcılar gibi çok geniş saksılı böyle çiçeklerin olması.

Eğer kişi alerjikse hani o Nem oranını arttırıyor. İşte banyolunun kapısını kapatmak, tuvaletin kapısını kapatmak, oradan gelen neme maruz kalmamak. da... En önemlisi sigara içilmemesi.

Aslında bunu hani söylemedik. Ben kime sorsam, evde sigara içiyor musunuz? Evet ama hocam asla içeride içmiyoruz. Sadece balkonda.

Hani hiç balkonda sigara içen görmüyorum ben zaten gezerken. Elektronik sigaraların hemen hiçbir farkı yok. Yine ona maruz kalmamak. Aslında alabileceğimiz önlemler de çok.

kullanat ürünler de aynı şekilde. Bunların hem doğada birikimi, hem kaynakların kullanımı, hem sağlığa verdiği yani en fazla biz mesela ne diyoruz? İşte karton bardak. Aslında karton bardak değil ki.

Hiçbir karton bardak karton bardak değil. Ya o sızdırmazlığı sağlayan ne? İçeride kullandığım plastik. İşin şöyle kötü yönü var, biz karton bardakların dışında o sızdırmaz plastiği görmüyoruz, içinde görüyoruz.

Yani direkt temas ettiğimiz, bünyemize kattığımız alanda görüyoruz. Dışına yapın da sıcak bir akışkanın direkt teması en azından engellenmiş olur. Siz bardağı doldurduktan bir süre sonra zaten o soğumaya başlayacak. O soğuma esnasında sızdırma işlemine geçene kadar, yani dıştaki plastiğe ulaşana kadar en azından bir miktar sıcaklığı düşmüş olacak.

O plastiği çözme ve oradan yayılacak mikroplastiklerin miktarını azaltmış olacak. Yani demin Şule Hanım'ın da saydığı şeyler sigara dışında gerçekten hemen hemen hepsini yapıyoruz. Aklıma teker teker geliyor da evin içinde çamaşır kurutma işte bu plastik oyuncaklar çocuk için. Kıyafetten de bir şeyler karışıyor mesela havaya.

Orada da deterjanlar çok önemli çünkü artık çamaşır makineleri de ekonomik yani az suyla ve az enerjiyle hani çalışıyorlar. Dolayısıyla deterjanı yoğun kullandıysak az durulanmış ve deterjanın üzerinde olduğu kıyafetler giyiyoruz. Hem solunumla biz bu kokuyu ve o deterjanın yarattığı kimyasalları alıyoruz. Yine bir kirletici.

Hem de deterjanlar deri bütünlüğümüzü bozarak deriden de geçip bütün işte egzama, dermatit, bu da çok sık biliyorsunuz artık kaşıntılı, derinin kaşıntılı tüm hastalıkları. Yani ben kendi hastalarımda da bu deterjan konusunu mutlaka herhalde hemen gelen herkese söylerim. Çünkü biraz böyle bizim toplumumuzda da bol kullanma, temiz olsun, çok koyalım, yumuşatıcı da koyalım, güzel koksun hani gibi böyle bir yaklaşım var. Temizlik güzel bir şey ama uygun malzemeyle yapılmadan iyi durulanmıyorsa da gerçekten çok zararlı olabiliyor.

Bir de kullanma frekansı önemli. Mesela kazaklarımızı giyiyoruz. Her giyip çıkarttığımızda yıkıyor muyuz? Yıkamıyoruz ya da üç seferde beş seferde bile yıkamıyoruz yani.

Ama çorap ya da işte tişört, iç kıyafetler bunlar sürekli yıkandığı için onların materyal cinsi çok daha belirleyicidir, çok daha önemli. Bir de nemden bahsettiniz. O da dikkatimi çekti. Buraya not almıştım zaten.

Bizde şimdi bir nem cihazı da var. Bir yanda nem cihazı çalışıyor. Bir yanda da iç havayı temizleyen cihaz çalışıyor. Tabii nem cihazına musluk suyunu doldurunca ilk bir öyle yaptık.

Havaya bir sürü partiküller saçıldı. Diğer cihaz parti yaptı yani. Böyle bütün ışıkları yandı. Polis trenine döndü.

Eğer ev çok kuruysa yani nem oranı yüzde 30'un altındaysa bu gerçekten solunum yolları için tahriş edici. Böyle bir boğazım kurudu, burnum tıkandı gibi kalkarız ya o işte yüzde 30'un altında nem olduğu zaman gerçekten kuru bir hava. Orada bir nemlendirme gerekebilir ama bu da aynı temizleyicilerde olduğu gibi ölçümle. Yüzde 40'a geldiği zaman o oran nem cihazı kapanacak.

Israrla nem vermeye ve bunu elinin üzerine çıkardığı zaman Yine solunum yollarına zararlı hale geliyor. Yani çok gereksiz nemli bir hava ve nemde üreyen bütün işte bu bakteri, mantar ve en önemlisi ev akarları. Yani ev tozları çok önemli bizim için. Çünkü ciddi bir alerjik hastalıklarla ciddi bir neden.

Ve bunlar gözle görülmeyen canlı böcekler ve hamam böceği gibi düşünün. Nemi ve insanın olduğu yeri seviyorlar. Son bir iç mekan için bir sorun var. Diyelim ki herhangi bir cihaz alamıyoruz.

Ekonomik durumumuz müsait değil. Ben de dedim ki ya bitkiler koyalım, bitkilerle bunu halledelim. Demin de dediniz aslında geniş saksılı bitkiler pek iyi değil dediniz. O bitki konusunu bir açalım.

İnsanların evinde çok var sonuçta. Şöyle bazı alerjik bünyeli kişilerde bir takım bitkilerin evin içerisinde olması duyarlanmayı sağlıyor, poleni. Ama bazı böyle evin havasını temizleyen bitkiler de var. Paşa kılıcı gibi, marjerita gibi.

Paşa kılıcı özellikle çok ünlü bu konuda. Çünkü bayağı formaldeit benzen, temizleyebilen bir bitki. Yatak odalarında tercih edilebilinir. Ama nemi arttıran ve bir koku yapan evin içerisinde bitkilerin bolca olması yine rutubet oranını arttırır.

Hocam zeytin ağacı... Ben kendi kişisel sorumu sorabilirim. Tabii, tabii. Öyle vardır ya.

Zeytin ağacım var. Biraz büyük saksız ama koku falan yaymıyor. Eğer sizin bir alerjik hastalığınız yoksa sıkıntı yok. Yani polenine bir duyarlanma olabilecek bir genetik bünyeniz yoksa...

Zeytin'in de kendisi sağlıklıysa, o zaman ekstra yarar. Tabii, tabii. Ben onu sürekli seviyorum zaten, konuşuyorum da. Baya bir iletişimimiz iyi yani.

O zaman birazcık evin dışına çıkalım. Demin artan sorunlardan konuşurken, ısıtmadan da konuşurken bir değindiniz, Bünyamin Bey. Mesela metrolardan bahsettiniz. Evet.

Şimdi oraya da temizleyici, cihaz götürecek halimiz yok. Aklıma ilk gelen şeyi sorayım, hazır COVID'de dönemindeyken. Bu tip ortamlarda maske işe yarıyor mu? Şimdi burada ben bir yere kadar anlatacağım.

Tabii ondan sonrasında hocamdan destek isteyeceğiz. Dyson'la bir backpack projesi vardı. Onunla bir sır çantasıydı. Böyle İstanbul'u dolaştık ve nerelerde ne var?

Hangi kalitede havası oluyoruz? Şimdi İstanbul hava kalitesi çok kötü şehirlerden biri değil ama en nihayetinde ...yüksek nüfusu olan, on altı milyon diyoruz ama belki hareketli nüfusuyla falan yirmi milyona giden... ...ve metrekareye düşen insan sayısı yüksek bir oranda şehir.

Dolayısıyla böyle bir şehrin hava kalitesinin düşmesi beklenir. Ama dünya böyle en kötü şehirlerinden, hani bazen geçiyor ya, en kötü beşinci, dördüncü falan böyle bir şehir değil. Burada şunu görüyoruz, işte kapalı mekan hadisesi, evlerdeki durumu bu kadar konuşulma nedeni bir insan sürekli 24 saat bir ağacın gölgesinde, bir dağın tepesinde bir yerde durmuyor, sürekli bir yer değiştiriyor. Vapurda deniz havası da soluyabiliyoruz ama metroya da girebiliyoruz.

Sürekli farklı bir hava kalitesine maruz kalıyor. İşte bunların daha önde gelen sıkıntılı yerleri, oran olarak yükseldiği yerler şehrin genelinde değil, Mesela en fazla sıkıntılı yerlerden bir tanesi ışıklar. Hiç aklımıza gelmiyor. Işıklarda beklerken sen ciddi kirleticiye maruz kalıyorsun.

Kimisinin kokusunu da almıyorsun. Mesela kükürtünü alıyorsun ama azot oksidinin kokusunu alamıyorsun. Rengi de yok, kokusu da yok. Anlamıyorsun neye maruz kaldığını.

Dolayısıyla maskeye döndüğünde o... PM10, PM2.5 dediğimiz çok küçük parçacıklardan. PM10'u kısmen burun kılları falan tutabiliyor ağzınızda kapalı dolaşıyorsanız eğer.

Ama PM2.5'u burun kılları bile tutamıyor. İşte kükürt dioksiti, azot oksitleri, uçucu bileşenleri falan bunları maskelerin yakalayabilmesi çok zor ama kullanılmalı mı? Maske kısmi bir filtrasyon sağlıyor.

Çok ince partiküller aslında bu. En bize zarar verenler. Çünkü en kılcalı, en uca girenler o ultra fine olanlar. Onları maskenin engellemesi mümkün değil.

Maskeyi sıklıkla da değiştirmemiz gerekiyor. Çünkü o kendisi de bir nemli ve atık haline geliyor, kirli atık haline. Zaten hali hazırda iç ortam kirliyse ve bu çok küçük partiküllerden çok yoğunca varsa hani maske zaten sizi çok da korumuyor o anda. Aslında ben şöyle bir alışkanlık edindim pandemi boyunca.

Yaşadığım yerde maske pek zorunlu değildi. Yani toplu taşıma da zorunluydu sadece. Ama tam tersi de ben açık havada bisikletle çok seyahat ediyorum. Bisikletle dolanırken takmayı alışkanlık haline getirdim.

Çünkü hakikaten daha önce denememiştim. Zorunluluktan takınca dedim, biraz daha rahatlıyorum ben. Sonra aklıma geldi tabii arabayla dolanırken o arabalın bir filtresi var. İçeri gelen havayı az da olsa herhalde HEPA filtresi değildir ama az da olsa partiküllerden temizliyordu.

Bisiklette öyle bir filtre yok yani. Başka bir arabanın arkasında takılıp gidiyorsun, onun egzozunu soluyorsun. Sonra da ben spor yaptım, sağlıklıyım diye eve geliyorsun. Maalesef.

Motorcular için düşünülebilir bu. Çünkü onlar da filtrelenmemiş havası oluyorlar, trafikteler. Kısmen öyle. Yani aslında yoğun trafiğin olduğu yerlerde sürekli bir şeye maruz kalma var, kirletçilere.

Arabanın içerisinde olsanız bile orada işte bizim önerimiz o camları, pencereleri kapatın. Bir de arabanın iç sirkülasyon düğmesine de basın. Bir de konu belki başka bir yere gidecek ama şey de önemli, doğanın verdiği tepki de önemli burada. Mesela otoyolların, araçların yoğun trafiğinde olduğu bölgeler işte ormanların ortasında, yakınlarında, çevresinde olmaması gerekiyor aynı zamanda.

Çünkü gürültüye, çıkan gaza bağlı olarak bitkiler strese giriyorlar ve bir takım enzimler, gazlar, bir takım maddeler yaymaya başlıyorlar. Özellikle yer seviyesi ozon oluşumu için önemli bir başlık. Ozon, yukarı seviyede istenen, aşağı seviyede istenmeyen bir gaz. Bu da hiç beklemediğim bir şeydi.

Hani hep bu ormanın ortasından geçen yol görüntülerini gözümde canlandırınca aa ne güzel diyorum. Hani oradan çıkan gazları bu ağaçlar emer, temizler, filtre işlevi görür. Halbuki tam tersi. Bu daha çok otoyollar için.

Bir kere şeyi çözmek lazım. Yani bu hava kalitesini çünkü çizgisel alansal kaynaklar hava kalitesinde önemli bir başlık. Her araba bir kirletici yayıyor etrafa ama o araç A noktasından B noktasına doğru gidiyor. Ve o çalıştığı süre boyunca çıkarttığı kirleticileri o alana yayıyor.

Örnek veriyorum, 10 kilogram kirletici yayıyorsunuz, 100 metre yol gidiyorsunuz, her 10 metreye 1 kilogram bırakıyorsunuz. Ama siz o 10 kilogram kirleticiyi sürekli bir noktada durarak yayarsanız, ...o bölgedeki kirletici oranını tavan seviyeye çıkartmış olursunuz. O nedenle büyükşehirlerdeki hava kalitesi bir... ...çizgisel kaynakların,

alansal kaynakların yok edilmesi için... ...bir ulaşımın ardından da trafiğin çözülmesi. Biz... Hani ulaşım ayrı bir şey.

O ulaşımın içerisinde oluşan trafik başka bir şey. Önce ulaşımın, sonra trafiğin çözülmesi. Yani dünyanın her yerinde böyle. Yani Tokyo'da da durum böyle.

Düşünün Tokyo metrosunu. Yılda yaklaşık iki milyara yakın insan o metrodan geçiyor. İki milyar. Bir de bu şehirlerin içinde de yoğunluk farkı tabii çok önemli.

Siz de demin bahsettiniz aslında bu Dyson sırt çantası projesinde. Anladığım kadarıyla bu sırt çantasını taktınız. Onun içinde bir takım ölçüm cihazları var. Satılan bir ürün değil o. O bir araştırma için üretilmiş hava kalitesini ölçen,

ölçüm yapan, kayıt alan bir cihaz. Sizi en çok ne şaşırttı peki? Yani nerede beklemediğiniz kadar temiz veya kirli bir hava gördünüz? Beklenen bir şey ama o ışıklar beni şey yapmıştı aslında.

Düşündüğünüzde beklenmesi gerekiyor. Yani bütün yoğun trafiğin olabileceği yerler var, olmayacağı yerler var tabii ki. Ama en nihayetinde hiçbir şey olmasa o ışıklarda sizin bulunduğunuz noktada üç tane, beş tane bile olsa araç bekliyor. O nedenle bu tür yerlerde daha az vaktimizi geçirmek lazım.

Yani metroya girdik. Yaydıra yaydıra dolaşmayalım yani. Hemen işimizi görelim, çıkalım. AVM'lerde işimizi görelim, çıkalım.

Kapalı yerlerde, işte taksilerde eğer kısa bir mesafeyse yürümeyi tercih edelim, bisiklete binmeyi tercih edelim. Aslında şey olsa ne kadar güzel olurdu. Hani bugün Google Maps'e mesela girdiğim zaman bir yerden bir yere rota çiziyorum. İşte ne kadar dakikada gideceğimi gösteriyor.

Bisikletle, toplu taşıma ile neyse orada seçeneklerim var. Karbon ayak izini de eklediler bazı noktalarda. Bunun yanına mesela şu rotayı seçerseniz, şu yolla seçerseniz işte maruz kalacağınız partiküller. Var mı?

Ben onu görmedim. Ben de görmedim. Olsa ne güzel olurdu. Evet.

Bir anda yükseldim heyecanlandım. Ama bence ona gidebilir gerçekten. Ama bunun için şey lazım. Yani şimdi sizin gibi insanlar hani prototipleri sırt çantası olarak takıp gezemiyorlar.

Biz burada mesela bazen sabahları belediyenin ölçüm noktaları var. Onların web sayfalarından onlara bakıyoruz. Rota kadar ayrıntılı değil. O genel bölgedeki ortalamayı söylüyor sadece ya da daha doğrusu o noktadaki ölçümü söylüyor.

Oradan genel bir çıkarım yapmaya çalışıyoruz. Şimdi onu sorayım aklımdaydı. Bu tip ölçümler pratik bir fayda sağlığı Siz günlük hayatınızda bakıyor musunuz mesela hava kirliliği bugün şu semtte nasıl diye? Burada şunu belirteyim, böyle bir çalışma var.

İstanbul'un semt semt hani sokak sokak değildir herhalde ya da trafiğin yoğunluğuna bağlı olarak o anlık durumu değildir ama günün belirli saatlerinde hangi semtlerde kirletici oranı ne kadar yüksek düşük var. Tabii şöyle bir durum var. Yani yıl 2022 dünyanın bu teknolojiye gelmiş olabileceğini düşünüyorum ben aslında. Hani bir meteorolog aklıyla bunu söylüyorum ama yazılımcı olarak söylemiyorum tabii ki.

İnsanoğlu anlık yaşıyor. 10-15 metre küp hava soluyoruz. Nefesimizi yükseltelim. Bir gün içerisinde yirmi dört saatin iki saatinde hiç hava almayalım.

Yirmi iki saatinde aynı on beş metre küp havayı alalım. Ne oluruz? Yaşayamayız. Yani böyle bir yaşantım mümkün değil.

Yani biz anlık yaşıyoruz. Üç ya da beş saat aralıklı, on saat aralıklı veriyi verdik. Ama yani belki yoğun bir trafiğin olduğu iki saatlik dönemde bir kişi çok yoğun bir kirleticiye maruz kaldı. Ama bir başka kişi beş saat sonra oradan geçti.

Benim de tam gelmek istediğim nokta oydu. Yani onun içindeki varyasyon çok fazla anladığım kadarıyla. Hangi caddeden gittin? Aynen öyle.

Şimdi burada modelleme işin içine girmeye başlıyor. Bence bununla alakalı çalışmalar... Benim şu anda bilgim yok ama yapılabilir. Aynen bizim meteorolojik modellemelerimiz gibi biz beş saat sonra havanın nasıl olacağını, on saat sonra nasıl olacağını nereden biliyoruz ya da...

En yakın olasılıkla nereden biliyoruz? Bir modelleme yapıyoruz. Buna bağlı olarak o bölgedeki günlük yaşantı, insanların hayata karışması, trafiğe girişleri, trafiğin yoğunlaşması, düşmesi yani buna bağlı olarak bir gün içerisindeki hem anlık durum hem önümüzdeki saatlerin projeksiyonları, ...yapılabilir ve bir kişi evinden çıkarken... ...işte ben üçte değil de altıda buluşayım... ...yapılabilir ve bu bize şey gibi geliyor... ...böyle hayatı çok akışını zorlaştırma gibi... ...hani biraz önce bahsettiniz ya bir ansiyeti oluşturması... ...sürekli o böyle mi bu böyle mi değil ama... Gidin Japonya'ya,

gerçekten o teknolojiyi, insanların hayatının akışının içerisine nasıl yerleştirdiklerini, o 80-90 yaşındaki teyzelerin nasıl o teknolojiyi hayatlarına yerleştirdiklerine inanamıyorsunuz. Ve hayatın aslında bazı şeyler kolaylaştırıyor da akışını hızlandırıyor, rahatlatıyor. Biz hani bunların her birine bir tedbiri, ayrı bir konsantrasyon gerektiriyor gibi hissediyoruz. Ama hayır, hayatın akışı içerisine aldığımızda şu cep telefonu gibi.

dönüşte domates al gel deme rahatlığı bile bizim hayatımızın verimini ne kadar artırıyor? Evet, hani bizim otopilotta da işleyebileceğimiz bir şekilde hayatımıza girerse mesela şey aklıma geldi hani iç mekanlarda Şule Hocam da bahsediyordu belli maddelerin bu... Evet, polivinil, klorit işte formal değil. Fitalat bir sürü evet birçok kullanım materyalini değiştirerek bunların miktarını azaltabiliyoruz aslında otomatik.

Evet şimdi ben de hani orada demiştim ya ya bunların hepsine tek tek dikkat mi edeceğiz? Endişelenecek miyiz diye? Mesela satın alırken bunları onun bir stickerında etiketinde bir ölçüm standardı olsa. Hani nasıl ki çamaşır makinesi alırken onun enerji verimliliğinin bir ölçümü var.

Bu hava kirliliğine katkı potansiyeline de belki bir ölçüm birimi getirebiliriz. Orada der ki işte bu A seviyesine, bu B seviyesine, C seviyesine her birini tek tek düşünmeden sadece ona bakarak belki karar veririz bir şey satın alırken. Kesinlikle yani bunlar da gerçekten zaman içerisinde hem bilimsel verilerle hem de farkındalıkla oluyor. Örneğin besin alerjenleri eskiden bu kadar popüler bir konu değildi.

Ne yediğimizi bilmiyorduk ve besin alerjeni uyarısı gıdaların üzerinde yoktu. Ama şu an hastalık o kadar çok çoğu aldı ki. Bazı şeyleri yazmak zorundalar. İşte bunun içinde yumurta var, gluten var.

Biz de hani besin alerjisi olanlara önce etiket okumayı öğretiyoruz. Çünkü bundan kaçınmanın ilaç olarak bir yolu yok. Hani bir ilaç verelim ve artık o besini ye gibi bir şey yok elimizde. Bu kimyasallarda hayatımızı bu denle etkilediği ortaya çıktıkça çıktıkça kesinlikle eşyalarında bir etiket okuma şekli olacağını düşünüyorum ben.

O noktaya gideceğini düşünüyorum. Çünkü çok fazla veri geliyor hastalıklarla ilişkisi konusunda. Belki de bu akıllı saatlerimizin içine bir ölçüm mekanizması yerleştirilirse... Evet, kullanıcı dostu, basit uygulamalarla aslında böyle hayatın akışına katılabilinir bu bilgiler, evet.

Güzel, geleceğe dair de böyle umutlu, mutlu, iyiyimser tahminlerimizde belki bu sohbetimizi noktalayabiliriz. Teşekkür ederim, nazik davetiniz için tekrar. Ben de çok teşekkür ederim, davetiniz için çok güzeldi. Asıl ben teşekkür ederim.

Çok şey öğrendim. Pratik de çok şey öğrendim. Yani gidip değiştireceğim bazı şeyler var. Buraya not aldım zaten.

Fazla da endişelenmeden hayatımızda geliştirmeler yaşayabiliriz. O yüzden güzel bir program oldu benim için de. Sağ olun. Görüşmek üzere.

Görüşmek üzere. Teşekkürler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)