Podcast

Erkek Krizi 2: Yalnızlık, Evlilik ve Kayıp Kadınlar

Fularsız Entellik

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Selam Fularsızlar! Kadın-çocuk-erkek serisindeyiz, erkek kısmını da kendi içinde üç bölüme yaydık. Triloji içinde triloji yapıyoruz ("triloji fraktali" iyi bir rock grubu ismi olurdu).
Bugün genç kadınlar erkeklerden sadece daha eğitimli değiller, bekar kaldıkları sürece erkeklerden daha çok kazanıyorlar (ABD). Fakat erkeklere yönelik ekonomik beklentiler halen çok daha yüksek. Kısacası ekonomi, cinsiyet rollerini değiştiriyor ama kendisi ondan daha hızlı değişiyor. Her sene daha da açılacak bu makas, erkekler üstüne bir yük bindiriyor. İmkan az, beklentiler çok.
Bugün hem önceki bölüme bazı ekler yapıyoruz, hem de bu yükün intihar, yalnızlık, evlilik gibi açılımlarına bakıyoruz. Dahası, evlilikler ortalamada özellikle erkekler için faydalı (sağlık, kazanç, mutluluk, alkolizm, suç gibi konularda hep pozitif etkisi var) ama evlilikler gecikiyorlar. Hele Çin ve Hindistan gibi yerlerde imkansızlaşıyorlar, aşırı erkek fazlası yüzünden. Bunun da etkilerine bakacağız.
Her zamanki gibi tüm kaynaklar ve timestampler aşağıda.
(Müzik: Indian Classical Music [Mixtape Releases])
.
(Not: Patreon'da yüzlerce insan, irili ufaklı katkılarla beni doğrudan destekliyor, onlara bir hayır duası edin).
.


Bölümler:

(00:45) Göğüs kanseri vs prostat.

(01:15) Önceki bölümün özeti.

(02:10) Güncelleme: Bilgisayar oyunu ve arzu iradesi ilişkisi

(03:45) NEET: Ne eğitimde ne istihdamda.

(05:50) Aile geçindirme konusunda cinsiyet rolleri.

(06:35) Genç ve bekar kadınlar daha çok kazanıyor.

(08:50) Ekonomi kültürden daha hızlı değişiyor

(09:35) İntihar.

(13:15) Yalnızlık.

(15:40) Evlilik ve Mutluluk.

(20:29) Evlilik ve Para.

(22:26) Boşanma.

(24:25) Dünyadaki 140 milyon "kayıp" kadın.

(28:25) Gelecek bölüm ve Patreon teşekkürleri.

.
Kaynaklar:


Makale: Video gaming may be associated with better cognitive performance in children


Rapor: Gender Dimensions of Being NEET in Turkey


Anket: Americans see men as the financial providers, even as women’s contributions grow


Haber: Workplace Salaries: At Last, Women on Top


Makale: The Value of Investing in Female Founders


Makale: Why So Many Men Resist Talking About Their Mental Health


Makale: Stereotypes and stigma mean that many young men are struggling in silence


Makale: Loneliness around the world: Age, gender, and cultural differences in loneliness


Anket: Her Yaşta ve Sınıfta Yalnızlık


Anket: Marriage and Cohabitation in the U.S


Rapor: Too many men (Washington Post)



See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

4.118 kelime · ~21 dk okuma

Selam flarsızlar, kadın çocuk erkek serisindeyiz. Erkek kısmı tek bölüme sığmamıştı. Bu bölüme de sığmayacak diyeceklerim ama üçüncüyü de bitireceğiz. Epey bir geri dönüş aldım bu arada.

İlk bölüm için genel olarak pozitifti. Bazı dinleyicilerin ise beklentileri farklıydı, onu tahmin ediyordum. Zaten Türkiye'de erkek olmak nedir, onu benden daha iyi biliyorsunuzdur çoğunuz. Ben 18'inden beridir yurt dışındayım.

Değişim kısmı da önemli. Erkek olmakla ilgili tüm sorunları, tüm mağduriyetleri ele almıyorum. Bunlar önemsiz demek değil. Hatta ilginç bir örnek vereyim sağlık konusunda.

Transkriptin tamamını oku

Daha yeni oluyor. Bazı ülkelerde prostat kanserinden ölenlerin sayısı göğüs kanserinden ölenlerin sayısını geçti. Ama göğüs kanseri araştırmalarına uzun süredir 3-5 kat daha fazla kaynak aktarılıyor ülkesine göre. Ölüm sayılarını birebir kıyaslamak doğru değil gerçi.

Aslen kaybolan yılları kıyaslamak lazım. Bir kadın erken öldüğünde daha fazla ömür kaybolmuş oluyor. Ama yani 3 kat, 4 kat, 5 katlıkta bir dengesizliği meşru kılacak bir fark yoktur herhalde. Bu bir sorun, bir adaletsizlik.

Bence önemli de. Ama başka trendlerle alakası az. Oysa önceki bölümü benim için ilginç kılan şey, her şeyin birbirine etkilemesiydi. Mesela teknolojiyle arzu kontrolü, dikkat becerisi, sosyalleşme becerisi arasında bir bağlantı vardı.

Bunları tek başına alsak, eh deriz. Yıllardır duyduğumuz şeyler. Ama babasız yetişme gibi alakasız gözüken bir trendle birleşince o sorunların etkisi katlanarak artıyordu. Sonra buna eğitim ekonomisindeki değişimler ekleniyor.

Yani okullara test skorlarını yükseltme yönünde baskı uygulandıkça fiziksel aktiviteyi azaltıyorlar. Çocuğun da dikkat ve sosyalleşme sorunları iyice görünür kılınıyor. Tüm bunların ortak sonucu da erkek çocukların geri kalması oluyordu. Hatırladık değil mi?

Tamam. Bu noktada iki şey paylaşayım, bu özeti ek olarak. İyi ki daha 24 Ekim'de çıkmış bir araştırmanın sonucu, 2000 tane çocuğu iki gruba ayırmışlar. Bir grupta hiç bilgisayar oynamayanlar var, diğerinde ise günde 3 saatten fazla oynayanlar var.

Zimbardo'nun tezini görmüştük ya, onun aksine çok oyun oynayan grubun arzu kontrolü daha yüksek çıkmış. Yani fazla bilgisayar oyunu oynamak iyi bir şey o bakımdan. Linkledim araştırmayı ama kritik bir detay var. Nedenselliği bulacak şekilde tasarlanmamış bir araştırma.

Yani belki de zaten arzu kontrolü yüksek olan çocuklar başka bir sebepten ötürü daha çok bilgisayara oynamaya meyilliler. Yine de paylaşmaya değer gördüm. İkinci eklemem de erkeklerin eğitimde geri kalmasıyla alakalı bir dinleyiciden gelen yorum olacak. Shakespeare okuyan Vahşi adıyla yazmış ekşi sözlükteki Fuller's Zenterlik başlığına.

Diyor ki, okula devam edip başarılı olmak dışında kadınların daha az seçeneği olduğunu düşünüyorum. Şoförlük, ustalık gibi işler erkek işi olarak görülüyor. Bunun dışında kalan işler genelde masa başı olduğundan eğitim seviyesi önemli hale geliyor. Ayrıca erkeklerin babalarının işlerini devam ettirme olasılığının da daha yüksek olduğunu düşünüyorum.

Mesela yüksek lisansta erkekler az. Çünkü aileler erkeklerin iş hayatına atılma süresi hakkında daha tahammülsüz olabilirler. Güzel, lakin madalyonun öteki yüzü de var. Ustalık için veya baba işini devam ettirmek için okulu erken bırakan her erkek başına, evlilik veya hamilelik yüzünden okulu erken bırakan, lisansüstü eğitimini feda eden kaç kadın vardır?

Belki de daha fazladır, bilmiyorum. Ama bu yorum bana NEET denen bir kavramdan bahsetmem gerektiğini hatırlattı. O yüzden teşekkür ederim. Not in Education, Employment or Training'in kısaltılmışı.

Yani ne okulda olan, ne bir çıraklık eğitiminde olan, ne de ailesinin yanında veya başka bir yerde çalışan gençler. Türkçe kısaltması var mı diye sordum. Ne eğitimde, ne istihdamda deniyormuş. NENİ veya ne işte, ne okulda.

NİNO. Neni Nino deyince ciddi ciddi konuşamıyorum. Ben Neat'ten devam edeyim en iyisi. Türkiye tahmin edeceğiniz gibi bu konuda da liderliğe oynuyor.

Gençlerin çeyreğinden fazlası bu durumda. Dahası en yüksek kadın erkek farkı olan ülkelerden biri de Türkiye. Ayrıntılı bir rapor iliştirdim. 18-29 yaş arası kadınların yarısından fazlası bu durumda.

Erkeklerinse altıda biri. Bir başka deyişle Neat'ilerin dörtte üçü kadın. En büyük sebep annelik ve ev hanımlığı. Öte yandan OECD'nin kalanında durum farklı.

Cinsiyet makası birçok yerde neredeyse kapanmış. Hatta bazı ülkelerde erkekler çoğunlukta. Erken hamile kalan onca kadına rağmen makasın kapanması ekstra önemli. Çünkü çocuk bakımı da sonuçta bir iş.

Aylak aylak gezmiyor o insanlar. Yani tam anlamıyla işe yaramaz olan kadın ve erkekleri karşılaştırsak erkek oranı iyice yüksek çıkacak. Yalnız esas dramatik fark şurada. Türkiye'deki NEET erkeklerin hemen hepsi ailesiyle yaşıyormuş.

Kadınlarınsa sadece üçte biri. Dolayısıyla içler dışlar çarpımı yaparsak aile evinden çıkamamış, eli iş güç bir şey tutmayan genç erkek ve genç kadın nüfusu hemen hemen aynı Türkiye'de. Geçen bölümde aile evinden çıkamamayı konuşmuştuk ve konuyu cinsiyet rollerine bağlamıştık. Oradaki fikirlerimi de biraz açayım.

Her insan farklıdır sonuçta. Kimi hırslıdır, istediği kariyeri yapamazsa mutsuzluğu katlanır, kimi ise hırslı değildir. Kiminin bakması gerekenler vardır, kimi kendini geçindirmekle yetinir. Kimi yalnızdır, genetik olarak da belki depresyona meyillidir, kiminin ise destek ağı vardır.

Yani işsizlik yüzünden, hayat şartları yüzünden, düzen kuramama yüzünden hissedilen baskı kişiden kişiye çok değişiyor. Cinsiyet rollerinin payıysa bu kişisel faktörlerin üstüne binen ortak bir katman. Erkeklerin rollerinin daha yavaş değiştiğine dair bir ön kabulüm vardı hatırlarsanız. Bu benim üfürmem değil bu arada.

Somut bir veri ekleyeyim. Bugün Amerikalı yetişkinlerin %70'i bir erkeğin iyi bir eş olması için ailesini geçindirebilmesinin çok önemli olduğuna inanıyor. Erkek-kadın farkı da yok cevaplarda. İki grup aynı oranda inanıyorlar buna.

Öte yandan insanların sadece 3'te 1'i ve erkeklerin sadece çeyreği aynı şeyi kadından bekliyor. %70'e 25. Bu yakın zamana kadar gayet normal bir asimetri olurdu. Kadın zaten para getirmiyordu ki.

Ama bugün getiriyor hem de nasıl getiriyor. Beraber yaşayan çiftlerin 3'te 1'inde kadının geliri ya eşit ya da daha fazla. Yani beklentilerde bir asimetri olması halen doğal da derecesi çok fazla günümüz ekonomik gerçeklerini yansıtmıyor. Kadın çalışanların erkeklerden daha az kazandığını duymuşsunuzdur.

Ama bu genel ortalama. Eğer genç ve bekar nüfusa bakarsanız, ABD'de kadınlar erkeklerden daha çok kazanıyorlar. Hem de öyle tırıvırı bir farkla değil, %10'dan fazla. Eğitim seviyesini sabitlediğinizde de durum böyle.

10-20 sene sonrasının dünyası değil, bugünün dünyası. 50 büyük şehrin 50'sinde de genç bekar kadınların ev sahibi olma olasılığı genç bekar erkeklerinkinden ortalama iki kat daha fazla. Yani bu kadınların finansal başarılarının önündeki bir numaralı engel kadın olmaları değil, aile kurmaları. Birazdan göreceğiz, erkekler için tam tersine bir etki var.

İş dünyasındaki değişimden devam edeyim ben. Bir iki bilgi daha vermek istiyorum. Boston Consulting Grup'un bir araştırması var startuplarla ilgili. Keşke son konuklu bölümde Fırat ile konuşsaydık bunu ya.

Pişman oldum atladığıma. Şunu bulmuşlar. Kadınların girişimleri daha az yatırım alabilmelerine rağmen o yatırımı daha verimli kullanıyorlar. Her 1 dolarlık yatırıma 78 cent ciro yaratmışlar.

Bu iyi midir, kötü müdür bilemeyiz de. Önemli olan kıyas. Erkeklerin girişimleri her 1 dolarlık yatırıma 30 cent ciro yaratıyorlar. Gerçi startupların batma oranları da kadınlarda daha yüksek çıkmış.

Yani her kriterde de coşmuyorlar ama belli kriterlerde daha başarılılar. Daha da ilginç bir şey söyleyeyim. Önceki araştırmalardan biliyoruz ki kadın yöneticilerin becerikli olarak algılanmaları için sıcak olmaları, cana yakın olmaları gerekiyor. Soğuk olursan biç oluyorsun, hadi onu oldun neyse de bir de beceriksiz olarak görülüyorsun.

Becerinin bunlarla bir alakası yok. Erkeklerde ise cana yakın olup olmamanın hiçbir etkisi yok. Bu bir dezavantajdı kadınlar için. Ama bir kadın eğer yatırım ararken, başkalarını ikna etmeye çalışıyorken, girişiminin sosyal etkisine dikkat çekerse, yani para kazanmak dışında da bir motivasyonu olduğunu belli ederse, daha cana yakın gözüktüğü için o beceriklilik algısı artıyor, teklifi de daha çok kabul görüyor.

Aynı şeyi yapan erkekler daha fazla yatırım almıyorlar. Kısacası eski bir dezavantajı bazı durumlarda avantajı dönüştürmeleri mümkün. E şimdi bunlarla ne derdimiz olabilir? Daha da yükselsinler, varsın fark atsınlar erkeklere, benim öyle illa iki grupta eşit derecede başarılı olmalı gibi bir derdim yok.

Benim için sorun şu, ekonomi kültürü değiştiriyor ama kültürden daha hızlı değişiyor. Yani erkeğin o ev geçindirme, aile geçindirme, para kazanma rolü, Yavaş bir süreçle azalıyor. Oysa kadınlar şimdiden başarılılar. Evliliklerini geciktirdikçe daha da başarılı olacaklar iş dünyasında.

Erkeklerse eğitimdeki trendler yüzünden daha başarısız olacaklar. Ve bu süreç görece hızlı. Yani hızları farklı iki süreç var. İşte bu geçiş döneminde yakalanan erkekler için durum zor.

Hem imkan yok hem beklentiler çok. Bu çaresizliğin ve baskının da akıl sağlığını etkilemesi kaçınılmaz. Birçok yerde de, özellikle erkek bloglarında, erkeklerin kat ve kat fazla intihar ettiklerini okuyorsunuzdur. Daha önce konuşmadığımız bir konu, yeni alanlara açılalım biraz, o istatistikler doğru ama bağlam eksik.

Bir kere kadın-erkek intihar oranı ülkeden ülkeye, kültürden kültüre çok değişen bir şey. Doğu Asya'da oranlar yakın birbirine, bir buçuk katlık bir fark var. Avrupa'da ise, Doğu Avrupa'da özellikle, intihar eden her kadın başına 6-7 erkekten bahsediyoruz. Ama esas konumuz insanın mutsuzluğuysa.

Diğer küresel trendlerin yarattığı baskıysa bakılacak esas göstergede intihar ölümlerinden ziyade intihara kalkışma oranları olmalı. Ve şaşırtıcı biçimde kadınlar daha sık intihara kalkışıyorlar. Erkekler kadar öldürücü yöntemler kullanmadıkları için, özellikle de ateşli silahlara erişimleri az olduğu için çoğu girişimleri başarısız oluyor. Mesela kadın-erkek intihar oranları çok yakın olan Çin için şöyle bir tez okumuştum.

Orada kadınlar kendilerini tarım ilaçlarıyla kolayca zehirleyebiliyorlarmış ve bu etkili bir yöntemmiş. Çoğu ölüyor. Şehirleşme artınca hem o baskıları yaratan aile yapısı bozuluyor hem de ilaçlara erişim düşüyor. O yüzden intihara teşebbüs de ölüm oranı da düşmüş.

Velhasıl bakın kaç kat fark var. Erkeklerin hayatı ne kadar zor geçerli bir argüman değil ve genelde intihar oranları çoğu yerde düşme eğiliminde. Ama ekonomik krizler risk altındaki erkekleri gerçekten de farklı vuruyor. 98 Asya krizi ve 2008 küresel krizi sonrası erkeklerin intihar oranı kadınlara kıyasla epey artmış.

Kriz olur olmaz gerçekleşmiyor bu fark. 1,5-2 sene içinde gerçek etki belli oluyor. İnsanlar o noktada birikimlerini tüketmiş oluyorlar, borca girmiş oluyorlar, onun altında ezilmiş oluyorlar. Öyle etkisi belli oluyor.

Beni şaşırtan bir detay vereyim burada. İşsizliğin daha düşük olduğu ülkelerde krizler ile intihar arasındaki ilişki daha kuvvetli. kendini çevrenle veya geçmişteki halinle kıyaslıyorsun, bu daha çok mutsuzluk yaratıyor. Öte yandan zaten işsizlik yüksekse, zaten kötü bir ülkedeysen, hep etrafında bir sürü çalışmayan insan olduğundan senin de işsiz kalman o kadar etkilemiyor psikolojini.

Bunları araştırırken gördüklerim arasında beni en çok üzen şey, intihar edenlerin çoğunluğunun herhangi bir psikolojik tedavi görmediğini, herhangi bir tanı sahibi olmadığını öğrenmemdi. Bu da yine herkes için kötü ama erkekler için özellikle büyük risk. Çünkü daha az psikolojik destek aramaya meyiller. Bu çekingenlik de öyle toksik maskülünte diye geçiştirecek kadar basit bir şey değil.

O da vardır elbette. Ama işin bir boyutu geçimle alakalı. Çoğu ailede olduğu gibi evin geçiminden daha çok sorumluysan, psikolojik dertlerini paylaşmak da daha riskli oluyor. İşçilerin ciddi bir kısmı kafa izni almaya yanaşmıyorlar.

Kovulurum veya terfi alamam korkusuyla. Buna ek olarak gidip bir terapiste konuşmak da zor. Ben yapmadım, oradan biliyorum. Yani terapiste konuşmama konusunda tam bir uzmanım.

Burada bence okulların giderek akademikleşmesinin erkek çocuklara pek uygun olmamasına paralel bir durum var. Yabancı birinin karşısına oturup bir saat boyunca anılarına, tepkilerine, duygularına odaklanıp bunu sözcüklere dökebilmek birçok erkek için doğal bir davranış değil. Olayları doğal olarak işleme şeklim bu değil. Öte yandan mesela bana desen ki al arkadaş bu baltayı.

Yarım saat grupça odun keseceğiz. Yorulunca da oturup birer bira içeriz, konuşuruz. Oho, seve seve. Bu bana doğal gelir.

Yani bir aktiviteye, belki bir zanaat öğrenmeye dayalı terapi alternatifleri de lazım. Diğer yöntemlerin yerine geçmek için değil de onları destekleyici olarak. Bu zaten uzun zamandır üstüne yazılıp çizilen bir konu. Ben akıl etmedim.

Yeri gelince bir uzmanla da konuşuruz. Bu arada yakın gelecekte bir profesyonelle terapi kaydı yapacağız sanırım. O zaman görürsünüz ne inciler dökeceğimi. Akıl sağlığıyla çok yakından ilgili bir konu yalnızlık.

Bölümün kalanında bunun hakkında konuşmak istiyorum. Bu konuda aldığım ilk not beni epey şaşırtmıştı. İngiltere'deki milenyal erkeklerin yani yaşı 25-40 arası olan erkeklerin dörtte birinin hiçbir yakın dostu yokmuş. Bir tane bile.

Türkiye ne alemde? Bunu sorunca kendime demiştim ki herhalde yalnızlık Türkiye'de bir sorun değildir. Bu kadar değildir en azından. Sonuçta her pencere önünde ortalama bir komşu, iki buçuk tane de kedinin oturduğu bir ülke bu.

Meğer durum bambaşkaymış. Yani kedi ve komşu istatistiklerim doğru ama yalnızlık o kadar yüzeysel ilişkilerle giderilen bir şey değil. Türkiye'de 10 kişiden birinin ihtiyaç duyduğunda yardım isteyebileceği kimsesi yokmuş. Ve bu oran AB ortalamasının iki katı.

Daha komiğini söyleyeyim. En kötü ülkeler arasında Türkiye, İtalya ve Yunanistan var. Sözde aile bağlarının kuvvetli olduğu insanların ülkeleri. Ters tarafta ise şaka gibi Slovakya var, Finlandiya var, İsveç var.

Oralarda sadece 50 kişiden biri ihtiyacı olduğunda yardım isteyeceği bir tanıdığının olmadığını söylemiş. Bizim ortalamanın 5'te 1 yani. Ya bari bu konuda iyi olmasın İskandinavlar. Anlamıyorum nasıl bir medeniyet kurmuşlar. Tabii yalnızlıktan bu bağlamda bahsetmemin sebebi özellikle genç erkekler arasında iyice büyük bir sorun olması.

O gruptaki oranlar daha da yüksek. Ve işin kötüsü başka araştırmalardan biliyoruz ki erkeklerin yalnız olduklarını kabullenmeleri daha zor. Dolayısıyla bu veriler gerçeği yansıtmıyor. Bunlar taban.

Gerçekten yalnız olan erkekler daha da fazladır. Şimdi tabii yalnızlık hissiyatı çok subjektif bir şey. Ölçmen zor. Gidip sorman gerekiyor insanlarla.

Kıyaslaması zor. Ama yalnız yaşayıp yaşamamanın etkilerini ölçmek daha kolay. Ben üniversite yıllarımdan sonra da ev arkadaşlarıyla beraber yaşamaya devam ettim. Önceleri ekonomik gereklilik yüzünden de, sonra alıştım ama.

Evde sürekli bir hareket olmasını, farklı karakterler olmasını... Ama aynı zamanda başkalarının saygı gösterdiği, kendime ait özel bir yerimin olmasını ideal buluyorum. Komşularımız da öyleydi. Kısacası 20'lerimin ve 30'larımın çoğu Friends dizisindeki gibi ortamlarda geçti.

Ama onlar kadar boş vaktimiz yoktu tabii. Gerçek insanların gerçek işleri güçleri oluyor. Neyse bu yaşam tarzı, ailelerinden uzakta yaşayan genç profesyonellerin yoğun olduğu belli metropolilerde yaygın. Çoğunluk öyle yaşamıyor.

O yüzden genelde çalışmalar bu şekilde ev arkadaşlarına değil de evliliğe veya bir partnerle yaşamaya odaklanıyorlar. Zaten evliliğin etkileri üstüne 100 seneyi aşkın çalışmalar var, veri çok. En bariz trend de genel olarak batıda evliliklerin düşüşte, evlenmeden beraber yaşamanın artışta olması. Buradan başlayalım biz de.

Bu trendin iki olası yorumu var. Ya evlilik kurumu çöküyor, bu insanlar hiç evlenmeyecekler ya da insanlar evliliklerini geciktiriyorlar. Finansal düzenlerini oturttuktan sonra evlenmek istiyorlar. Her sene yapılan evlilik sayılarına bakarak bu iki yorum arasında karar vermek mümkün değil.

Ama orta yaşına kadar evlenmiş olmayı bekleyenlerin oranı gibi bir şey varmış. Nasıl ölçüyorlarsa artık. Bu da mesela ABD'de neredeyse 50 senedir aynı bantta seyrediyor, %80-90 civarında. Ciddi bir düşüş yok, dolayısıyla evliliğin geciktirilmesi yorumu daha uygun.

Tamam, evlilik henüz ölmedi ama erkek forumlarına, erkek meseleleriyle ilgili forumlara bakarsanız çoktan ölmesi gerekiyordu, cesedinin de sokaklarda gezdirilmesi gerekiyordu, onu hissediyorsunuz. Oralarda çünkü genelde evliliğin erkek için kötü bir anlaşma olduğu görüşe hakim. Avantajı neredeyse yok, dezavantajı çok. Erkek mağdur edilen, sömürülen taraf olarak görülüyor.

Hakikaten de durum böyle mi? Gördüğüm her araştırma aşağı yukarı aynı şeyi söylüyor. Evli erkekler bekarlara göre daha uzun, daha sağlıklı, daha mutlu bir şekilde yaşıyorlar ve evlilik süresi uzadıkça bu farklar artıyor. Şimdi artık alışkınsınızdır.

Bu tip sonuçları duyar duymaz ne yapıyoruz? Nedenselliği sorguluyoruz. Birçok bölümde pratiğini yaptık, burada da yapalım. Evlilik sağlık ve mutluluk mu getiriyor yoksa zaten sağlıklı ve mutlu olması muhtemel insanlar mı daha çok evleniyorlar?

Bunu test etmenin bir yolu evliliği denklemden tekrar çıkarmak. Mesela boşanıp bekar kalanlara veya eşi ölenlere bakmak. Bunların da yaşam süresinin azaldığı görülmüş. Daha sofistike yöntemler de var, uzatmayayım.

Sonuçta iki açıklama da geçerli. Hem iyi durumdaki insanlar evlenip evlilik alıyorlar, hem de evlenen insanın durumu iyileşiyor. Ortalamada tabii. Bu uyarıyı da her cümlenin sonuna eklemem gerekiyor.

Yoksa evliliği kötü geçmiş birileri, hayır ben de öyle olmadı diye köpürmüştür. Tamam, ortalamada. Şimdi eğer benim gibiyseniz, bunları duyunca şöyle bir yorum yaparsınız. Tüm bu avantajlar evlilik müessesesinden değil de biriyle yaşamaktan ileri geliyor.

Sosyal olmanın, yardımlaşmanın, hayatında sevgi olmasının sonuçları. Dolayısıyla evlenmeden beraber yaşayan çiftlerde de aynı etkileri göreceğimizi bekleriz. Daha doğrusu şöyle biraz ağırdan alayım. Bazıları için beraber yaşamak bir test.

Onu geçenler evleniyor. O yüzden evlenenlerin daha iyi geçinmeleri, birbirlerini daha mutlu etmeleri normal. Ama öte yandan evliliği kötü giden ve çeşitli sebeplerden ötürü boşanamayan bir sürü insan da var. Evlenmeden beraber yaşayanların ise kötü giden ilişkilerden çıkmaları daha kolay.

Bu iki etki birbirini az çok dengelese iki grubun da mutluluğu benzer olur. Benim beklentim buydu. Sağ olsun bu tezimi yanlışlayan bir araştırma yapmış Pew Research. Bu sefer ABD özelinde konuşacağız.

Evli olan her 10 kişiden 6'sı ilişkisinden memnunken beraber yaşayan çiftlerde bu oran 10'da 4. Bir başka deyişle evlenmek mutlu olma ihtimalini %50 arttırıyor. Araştırma tabii sadece mutluluğu ölçmemiş. Evliler eşlerine daha çok güveniyorlar, aralarındaki iş bölümünden daha memnunlar, birbirlerinin iletişim becerilerine daha yüksek puan veriyorlar vs.

vs. Bu farklar diğer sosyoekonomik göstergeler eşitlendiğinde de sabit. Yani hakikaten de evliliğe özel bir şey var. Ne olabilir bu?

Burada batı toplumları için konuştuğumdan mahalle baskısı gibi faktörleri geçiyorum. Ben daha kişisel ölçekte bakıyorum. Kişisel inançlarla alakalı bir şey dönüyor ortada. Evliliğin özel bir şey olduğuna inanırsan, o yola girdiğini de etrafına duyurmuşsan belli bir psikolojik eşik atlıyorsun.

O ilişkiyi yürütmeyi kafana koyuyorsun. Daha fedakar davranarak, daha sorumluluk sahibi olarak, yeri geldiğinde kendini kandırarak, hele bir de pahalı bir düğün yapmışsan geri adım atmamak iyice önemli hale geliyor. Batık maliyet hatasının en güzel örneklerinden biri bu. Düğün batık bir maliyet.

Çoktan harcamış olduğun kaynak ama sonraki davranışlarını etkilemeye devam ediyor. Kolay kolay boşanamazsın o düğünden sonra. Bende mesela evliliğe dair böyle kuvvetli inançlar yoktu. Düğünde zaten yapmadık.

O yüzden evlenince fark eden pek bir şey olmadı. Aynı tas aynı ama. Eşimle 10 seneden fazla bir beraberlikten sonra evlendik biz. Hatta çocuğu da yaptık, öyle evlendik.

Böylece Türkiye'deki siyasi kariyerim daha başlamadan bitmiş oldu. Hayırlı olsun. Şimdi diyeceksiniz ki niye evlendiniz o zaman kardeşim? Zaten böyle gitseydiniz.

Valla ben bildiğin para için evlendim. Ama onu da yanlış yaptım. Eşim zengin değil. Şunu demek istiyorum.

Günlük hayattaki tüm ekonomik ve bürokratik teşvikler evliliği avantajlı kılıyorlar. Bıktım yani bekarlık primi ödemekten sürekli, ekstra formlar doldurmaktan. Sistem sonuçta evli adam istiyor her yerde. Konuşmuştuk bunu daha önce.

Devletler açısından evli adam sorun çıkarmayacak adam demek. Peki, madem konusunu açtık, finansal açıdan da yaklaşalım evliliğin etkilerine. O bakımdan nasıl erkek için? Genç kadınlar için evliliğin ciddi bir kazanç kaybı olduğunu görmüştük.

Erkeklerse kazançlarını epey arttırıyorlar. %10 ile %40 arası değerler gördüm. Tabii bu artık kişisel kazanç sayılmaz. Ailenin kazancı, harcamaları, bunlar ortak oluyor pratikte.

Ama kazanç dediğin şey zaten tek başına artmıyor yani. Para havadan gelmiyor. Ona paralel ilerleyen bir kariyer oluyor, artan bir statü oluyor, bağlantılar oluyor. Bunlar da her halükarda erkeğe kalıyorlar.

Benzer şekilde ortalama kadın, evlenince sadece o günkü kazancından olmuyor, yaşam boyu kazanç potansiyeli düşüyor. Kariyeri geriliyor çünkü. Zaten o yüzden nafaka tartışmalı bir kondur. Hani çocuğun masraflarını hesaplamak kolay işte.

Uzun vadede kariyer kaybının, kariyer yavaşlamasının, maliyetini hesaplamak zor. Üstüne bir de artık sevmediğin bir insana para vermek zaten koyuyordur. O yüzden bu konuda objektif kalmanın imkanı yok. O konu uzun.

Aslında ilginç konu. Başka zaman gireriz belki ayrıca. Şimdi erkeğin kazancı artıyor dedik. Bunun birkaç sebebi var.

İlki, erkek bir iç dönüşüm geçiriyor. Aile babası rolüne soyunuyor, daha çok çalışıyor, daha sorumlu davranıyor. Cinsiyet rolünü içselleştirmesi diyebiliriz buna. İkincisi, çevrenin etkisi.

Etrafın sana daha çok güveniyor, yükselmen kolaylaşıyor. Sonuncusu da evdeki iş bölümünden kaynaklı. Evlenip çocuk yapınca bir sürü ekstra iş çıkacağını düşünürüz ama evli erkeklerin bekarlara kıyasla daha fazla ev işi yapmadığını hatta haftada bir saatlik tasarruf ettiklerini okudum. Kadının iş yükü neyse 7 saat ekleniyor evlenince.

Neredeyse bir tam iş günü. Ücretli, ücretsiz tüm bu işlerin yükünü hesap edince erkeğin boş zamanı daha çok çıkıyor hep. Hatta kadının kendi işinde daha çok çalıştığı veya daha çok kazandığı hanelerde dahi durum böyle. Tabii bu avantajlar evlenmekle gelmiyor, evli kalmakla geliyorlar.

O yüzden madalyonun öteki yüze olan boşanmaya da bakmak lazım. Onun da bir maliyeti var. Türkiye'de son yıllarda her üç evlenme başına bir boşanma düşüyor. Bugün evlenen bir çiftin ileride boşanacak olma ihtimali üçte bir demek değil bu.

O biraz daha farklı ama biz öyle farz edelim. Sorumuz şu oluyor. Evliliğin maddi manevi avantajları, üçte bir ihtimalle yaşayacağınız bir şeyin ortalama dezavantajlarına göre nasıl? Bu muhakemeyi yapabilmek için yerel yasaları bilmek lazım.

Ben şimdi oturup da Türkiye'deki nafaka kanunlarının ayrıntısını araştıramam. Başkası yapsın onu ben daha genel bir şeyden bahsedeceğim. İnsanlar yasaları bilmiyorlar. Yasaların uygulanışını da bilmiyorlar.

Yani mahkemeler ortalama da nasıl karar veriyor? Bunları öğrenince romantizm bozulmuyor. O ilişki tarafı için geçerli işin. Evlilik hem ilişkiden oluşuyor hem de resmi bir anlaşma.

Eşlerin ve devletin de taraf olduğu bir anlaşma. Ya evliliği bırak, belli bir süre beraber yaşamanın bile hukuki bir statüsü var birçok ülkede. Biz şimdi günlük hayatta şartlarını bilmeden dandik bir sigorta anlaşması bile imzalamıyoruz. Ama hayatımızın en büyük anlaşmasına körü körüne giriyoruz çoğu zaman.

O erkeklerle ilgili bloglarda çok saçma sapan şeyler de yazıyorlar ama bu konuda çok haklılar. Neyse, tüm bunlara birlikte bakınca evliliğin ve benzer ciddiyetteki ilişkilerin ortalama erkek için hiç de fena sonuçları olmadığını görüyorum. Ki daha bunun alkolizme, bağımlılığa, suça karışma ihtimaline de pozitif etkileri var, onları konuşmadık bile. Dolayısıyla konu şuraya geliyor.

Giderek daha fazla erkeğin evliliği geciktirip yalnız yaşaması, buna zorunlu kalması şu demek. Evlenmek için yetersizsin, mevcut toplumsal roller ışığında ve evlenemediğin için de yeterliliğini arttıramıyorsun. Şartlarını düzeltmen zorlaşıyor. Bir fasit daire aslında bu.

Eğer bu fasit dairenin şu ana kadar örnek verdiğim Türkiye'de ve batıda sorun olduğunu düşünüyorsanız, dünyanın en kalabalık iki ülkesinde korkunç birer krize dönüşmüş olduklarını göreceksiniz. Çünkü oralarda anlattığım tüm değişimleri ek olarak dünya tarihinde görülmemiş bir şey oluyor ve fazladan 10 milyonlarca erkek birikiyor. Evet, geldik Çin ve Hindistan'a. Ama önce çok kısa bir biyoloji dersi.

Normalde bizde 100 tane kız çocuk doğumu başına 105 erkek doğumu oluyor. Bu dengesizlik ilerleyen yaşlarda yavaş yavaş düzeliyor. Çünkü kızların bir hastalıktan, bir kazadan veya kavgadan ölme ihtimalleri daha az. 50'li yaşlarda mesela eşitleniyor nüfus, daha sonra da kadınlar daha kalabalık hale geliyorlar.

Doğal halimiz bu. Birçok yerde ekonomik şartlar ve gelenekler yüzünden erkek çocuk tercih ediliyordu eskiden beri. Bazen bu tercih kız bebeklerini ölüme terk etmeye kadar varıyordu. Ama esas değişim ultrasonla geldi.

Çünkü ultrason sayesinde kız çocuklarını kürtajla aldırmak mümkündü. Birleşmiş Milletlere göre bugün dünyada tam 140 milyon kız kayıp. Kayıptan kastım kaçırılmış veya kaçmış değil. Bu yüzden kayıp.

Bunun yarıdan fazlası da sözde ultrasonla cinsiyet tahmininin yasak olduğu Hindistan'da ve 36 sene boyunca tek çocuk politikası sürdürmüş Çin'de. İkisinde de yıllardır 100 kız çocuk doğumu başına 110'dan fazla erkek doğumu vardı. Hatta bir ara 120'ye dayanmıştı. Bunu şöyle hayal edelim.

Cinsiyet dengesi bulunan bir ülke olsun. Aşağı yukarı her kadına bir erkek düşüyor. Şimdi oraya Türkiye'deki tüm erkekleri doldurun ama sadece erkekleri. 35-40 milyon fazladan erkek olacak.

Bugün Hindistan'ın da durumu bu, Çin'in de durumu bu. Hatta daha da kötü çünkü kadınların daha uzun yaşadığını düşünürsek yaşlı nüfus içinde kadınlar daha fazla. Demek ki tüm bu erkek farkı genç yaşlarda kümelenmiş. Bunların hiçbiri eş bulamayacak ve bunlar yine iyi günler.

Çünkü doğum oranlarını bugün bu dakika bile eşitleyebilsen yakın geçmişte doğmuş olanlar var. Onlar ilişki çağına, evlilik çağına geldikçe dengeyi bozmaya devam edecekler. Hele hele evlilik çağı denen şeyin cinsiyetler için farklı olduğunu düşünürsek bu iyice korkunç. Yani evliliğini geciktiren yaşlı erkekler piyasadan çıkmıyorlar, eş bakmaya devam ediyorlar.

Bir yandan da onlara genç erkekler ekleniyor sürekli. O yüzden erkek piyasası 15-49 yaş arası olarak hesaplanmış. Washington Post'un güzel bir makalesi var bu arada, bu konuda tavsiye ederim. O şekilde bakmışlar.

Kadınlarda ise sadece gençler aday havuzunda kalıyorlar. Çünkü herkes evleniyor. Orada bakılacak yaş aralığı 15-29 arası. Yani zaten daha fazla erkek var, bir de daha geniş bir yaş aralığı, daha dar bir yaş aralığındaki kadınlara odaklanıyor.

Bir tane nüfus bilimcinin tahminini koymuşlar makalede. 2050 yılında eş arayan her 100 kadına 150 ile 200 arası erkek eş adayı düşecek diyor. Böyle bir ortamda mutlu olunabilir mi ya? Hani diyeceksiniz ki bir şeye talep çoksa onun değeri artar.

Bu kadınlar için iyi bir şey. O seç beğen al. Evet evliliğe gelince öyle oluyor ama hayatta etkilenen tek şey evlilik değil, tacizler de artıyor. Böyle bir ortamda kadınlar tacizden bıkar, erkekler rekabetten ve yalnızlıktan bıkar, herkes artan suçtan bıkar, devlet de herhalde isyanlardan bıkar.

Bunun çok acayip ikincil etkileri var. Mesela erkekler bir şans edinmek için ev bark sahibi olmak zorundalar, o yüzden eşek gibi çalışıp para biriktiriyorlar, tasarruf oranları ve ev fiyatları uçup gidiyor. Yeni gelen erkeklerin işi daha da zorlaşıyor bu yüzden. Bir yandan da aileler çılgın başlık paraları istiyorlar.

90'larda birkaç yüz dolarken bugün binlere hatta on binlere çıkmış. Bu zaten kötü. Bir de kırsal şehirli ayrımına bakın. Bunları sağlayabilecek erkekler şehirlerde çalışıyorlar.

Dolayısıyla kırsaldaki kadınların bir kısmı şehre gidiyor. Ama kırsaldaki erkekler dışarıdan eş getiremiyorlar. Zaten paraları yok. Olsa da kim gelir senin köyüne, kasabana ya?

O yüzden oralarda dengesizlik daha da büyük. Aksi gibi de evlilik en çok öyle yerlerde şart. Çünkü şehirdekinin aksine öyle kısa ilişkilerde, yok çıkmaktı, beraber yaşamaktı, böyle şeyler mümkün değil. Çareleri yok.

Türkiye büyüklüğünde belki de daha büyük bir insel ordusu hayal edin. İnsel mi? O ne? Bugün yeterince şey gördük arkadaşlar.

İş dünyasıydı, intihardı, yalnızlıktı, evlilikti. İnseride gelecek bölüme bırakalım. Gelecek bölümde sadece onu değil, daha geniş çapta erkek hakları hareketi denen şeyi tanıyacağız. Feminizmi de tanıyacağız ve bunların perspektifinden cinsiyet rollerindeki değişimi son bir defa daha tartışacağız.

Her zamanki gibi tüm kaynaklarım açıklamalarda ve biliyorsunuz bana Patreon'dan, Twitter'dan, blogumdaki iletişim kısmından, ekşi sözlükten ulaşabilirsiniz. Apple Podcast yorumlarını da okuyorum, oraya da yazın. Hem algoritmayı da biraz dürtmüş olursunuz. Evet, gecenin bir yarısı.

Saat 2 olmuş. Anca bu saatlerde kayıt yapabiliyorum çocuk sessiz olduğundan. Bu saate kadar da ayakta durma motivasyonumu sağlayan patronlara, patroniçelere ekstra teşekkürler. Eren Dincel, Cengiz Macit, Göksu, Ödeal ekibi, Ahmet Zeren, Ali Emre Öztürk, Aybars Atalay, Özgür Akçiçek ve Ceren Durgun.

Durgun'da duralım bugün. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)