Podcast

Erkek Krizi 1: Eğitimsizlik, İşsizlik ve Babasızlık

Fularsız Entellik

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Kadın-çocuk-erkek üçlemesinin son durağına, erkeklere geldik. Biramı koydum, sizi bekliyorum.

Bugün, Phillip Zimbardo'nun araştırmalarını takip ederek, erkek çocukların eğitimdeki ve sosyal becerilerdeki eksiklikleri ile aşırı dijital eğlence tüketimleri ve okulun akademikleşmesi arasındaki ilişkiye baktık. Ek olarak işsizlik, kendi düzenini kuramama ve babasızlığın etkilerinden bahsettik. Tüm bunlar kadınlar için de sorunken, erkekler için bir kriz haline gelmekte. Tüm kaynaklar aşağıda.

.

(Not: Patreon'da yüzlerce insan, irili ufaklı katkılarla beni doğrudan destekliyor, onlara bir hayır duası edin).

.



Bölümler:


(00:25) Sürreal sosyal medya linci.

(03:30) Arşivden: Jordan Peterson bölümü (Spotify | Apple)

(03:50) Zimbardo ve Erkeklerin Çöküşü.

(06:05) 10,000 saat bilgisayar oyunu.

(08:45) Porno tüketimi ve haz erteleme.

(12:30) Yuvadan uçamayan kuşlar.

(14:00) İşsizlik trendleri. (Arşiv: Dördüncü Dalga)

(15:55) Cinsiyet rollerindeki asimetrik değişim.

(18:10) Babasızlık.

(20:00) Erkek rol model eksikliği.

(23:15) Teneffüsün ölümü.

(24:55) Özet ve devam bölümü.

(26:05) Çağrı Özertem'in anısına.




.

Kaynaklar:


Video: The demise of guys? | Philip Zimbardo

Yazı: Video games probably aren’t bad for boys, but it’s a different story for girls


Makale: Are There Differences in Video Gaming and Use of Social Media among Boys and Girls?


Makale: Trading Later Rewards for Current Pleasure: Pornography Consumption and Delay Discounting


Makale: Does pornography affect delay discounting and executive functions?


Video: Why boys are failing? | Philip Zimbardo

Yazı: Men Are More Likely to Live With Their Folks


Yazı: The differing impact of automation on men and women’s work


Fularsız Arşiv: Dördüncü Dalga


Anket: Living with mom and/or dad: More common for sons than daughters


Yazı: Young Men and Society: We Will Only Get Out What We Put In


Yazı: What Science Really Says About the Differences Between Boys and Girls


Yazı: Time to play: Increasing daily recess in elementary schools








Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.853 kelime · ~19 dk okuma

Selamlar, kadın çocuk erkek üçlemesinin sonuna geldik, erkeklere geldik. O yüzden biramızı açalım, başlayalım Real Madrid'in 11'ini saymaya. Yok, onu Patreon'a sakladım. Burada düzenli takip edenler bilir, ara ara atıf yapıp duruyorum erkeklerin giderek gereksiz hale gelmesine, bazen şakasına, bazen ciddi bir şekilde.

Dedim artık şunu etraflıca bir konuşalım. Hazır bu konuda sosyal medyada taze taze linç de yedim bu arada. Özellikle erkekleri etkileyen 5 küresel trend paylaşmıştım. Gayet de bilinen şeylerdi aslında.

Değdik şeylerdi. Önümüzdeki iki bölüme de plan olacaklarından buradan tekrarlayayım. Şöyle gidiyor. 1.

Transkriptin tamamını oku

Erkekler eğitimin her seviyesinde görece ilgisizler ve başarısızlar. Bunun uzun vade sonuçları ciddi olacak. 2- Babasız büyümek yaygınlaşıyor ve bu erkek çocuklar üstünde daha yıkıcı etkilere sahip. 3- Yalnızlık.

Millenyal erkekler kendilerini kadınlara göre daha yalnız hissediyorlar. 4- Amaçsızlık. Erkeklerin geleneksel görevleri ya demode oluyor ya da devlet tarafından üstleniliyor. Bu bir kısım insanı özgürleştiriyor, iyi bir şey.

Ama bir kısmı da boşluğa düşürüyor. Özellikle refah seviyesi o toplumda yeterince yüksek değilse. Son olarak da bu sorunları kötüleştiren bir başka etmen var. Erkeklerin kendi sorunlarını pek konuşmamaları.

Daha az psikolojik destek arıyorlar. Bu kadar. Bakın kadınlar hakkında bir şey yok. Evinizin hanımı olun, beyninizin ayaklarını yıkayın, egosunu pohpohlayın.

Böyle tavsiyeler yok. Daha doğrusu kadınlar hakkında dediğim tek şey erkeklerden daha başarılı oldukları. Ama tabii Twitter'da fizik kuralları tersine işliyor. Bu zincirde kadın düşmanı ilan edilmeniz için yeterli.

Efendim okula ilgisizlerse ilgi göstersinler, biz ne yapalım? Böyle diyen eğitimci var. Ay kıyamam size, sizin de mi sorunlarınız varmış diye dalga geçen genç anneler var. Veya, benim favorim, babasız büyüdüler diye kadınlara şiddet göstermelerini anlayışla mı karşılayacağız yani?

Sosyal medyanın asgari bir garipliği var. Onun üstüne Türkiye'nin de manyakça gündemi eklenince böyle iletişimsizlikler ve tırlatma normal, kişisel almıyorum o yüzden. Öte yandan burayı ciddiye alıyorum. Burada çünkü aramızda daha gerçek bir iletişim var.

Olası bazı anlaşmazlıklarımızı önlemek için bir iki kelam edeyim. Bölüm boyunca ara ara içinizden diyeceksiniz ki, e ben de bir kadın olarak bu sorunları yaşıyorum veya bir erkek olarak bunları yaşamadım. Haklısınızdır da. Kişiselleştirme içgüdüsüne karşı biraz direnmek lazım.

Büyük gruplardan bahsederken hep dağılımlar şeklinde düşünmelisiniz. O dağılımlar ne yöne hareket ediyor? Özellikle uçlardakilere ne oluyor? Kadınlar erkekler diye genelleme yaptığımda kastettiğim bu olacak.

İkincisi ve bence daha önemlisi, bu bir mağduriyet yarışı değil. Genel olarak kimin hayatı daha zor, kimin ayrıcalıkları daha fazla? Ben onları çok verimli muhabbetler olarak görmüyorum çünkü konu konu, coğrafya coğrafya çok fark ediyor. Şuna benzetiyorum, rahim kanseri hakkında farkındalık yaratmak istiyorsunuz diyelim.

Ben şimdi çıkıp, ay kıyamam ya, sizin de mi sağlık sorunlarınız varmış? Ben erkek olarak ortalama 5 sene daha az yaşayacağım. Böyle demem. Konumuza uyarlarsak, Türkiye ve İran gibi yerlerde kadınların acil bir takım sorunları var, bunu yaşıyorlar.

Bir yandan da arka planda, küresel çapta, ağır ağır ilerleyen bir takım gelişmeler var. Zihnimiz aynı anda bunların ikisini de, üçünü de, dördünü de kaldırır. Güvenim tam. Erkek sorunları hakkında konuşacağız deyince birçok kişi istemsizce Jordan Peterson tepkisi veriyor.

Bir cümle de söylemiyorlar yani. Jordan Peterson ünlem işarettir. O da bu konular hakkında konuşuyor ama ondan çok daha önceleri konuşulmaya başlanmış hatta ana akımda kendine yer bulmuş bir konu bu. Mesela Philip Zimbardo.

Hani şu meşhur Stanford Hapishane Deneyini yapan Zimbardo. 11 sene önce Demise of Guys diye bir TED konuşması vermişti. Erkeklerin çöküşü. Erkek çocuklara odaklanıyordu.

Sonra bunu kitaplaştırdı. Kısa hızla okunan bir kitap. Oradan başlamak istiyorum. Önce eğitim alanındaki bazı gözlemlerle başlayalım.

İlkokuldan lisans üstü eğitime kadar her seviyede erkeklerin akademik performansı kızların gerisinde. Bu fark ilk öğretimde neredeyse bir senelik ilerlemeye denk. Yani mesela 3. sınıftaki bir kız 4.

sınıftaki erkek seviyesinde okuyabiliyor. En kötü kesime odaklanırsak okulu terk eden veya okuldan atılanlar bunların çoğu erkek. Kanada'da böyle her üç kız başına beş erkek var. Okulda kalmayı başaranlara bakıyorsun ciddi bir kısmı dersi dinleyemiyor.

ADHD tanılarında, yani bu dikkat eksikliği, hiperaktivite tanılarında üç katlık bir fark var. En tepedeki kesime bakalım, en başarılı kesime, yani lisan süslü öğrencilere, bunların da çoğu kadın. Sonuç olarak mesela ABD tarihinde ilk defa erkek çocuklar babalarından daha az eğitim alıyorlarmış. Kadınlar açısından ilk dalga feministlerin hayal bile edemediği, ikinci dalga feministlerin de gayet gurur duyacağı bir başarı tablosu var.

Erkekler açısındansa ağır ağır yaklaşan, artan bir öğrenim krizi. Tamam, bir sonraki durağımız sosyalleşmeyle ilgili. Gençler ve özellikle erkekler sosyalleşmeyi öğrenemiyorlar tam olarak. Üniversitelerde her sene yapılan bir çalışmadan örnek vermiş Zimbardo.

Erkekler arasındaki utangaçlığın arttığından bahsediyor. Ama sadece klasik utangaçlık değil. Mesela karşı cinsten birine gidip konuşmaya utanırsın çünkü reddedilmekten korkarsın. Bir de social awkwardness denen bir şey var.

Bir ortamda ne söyleyip nasıl davranacağını bilemeyen, rahatsız olan erkek oranı artıyor. Bunu da neye bağlıyor biliyor musunuz? Aşırı derece ekran kullanımına, özel olarak da oyunlara ve pornoya. Bunu görünce gözlerimi devirmiştim biraz, ne yalan söyleyeyim.

Klişe faillerdir bunlar ve benim daha önce okuduğum kadarıyla araştırmalar bilgisayar oyunlarının erkeklerin sosyal yetenekleri üstüne pek bir etkisi olmadığı yönündeydi. İlginç bir şekilde kızları kötü etkiliyormuş yalnız. İlgili bir yazıyı ekledim. Neyse, Zimbardo yalnız dersini çalışıp gelmiş.

Veriler hakikaten acayip. O devrilen gözlerim tekrar yerlerine oturdular. Örneğin, bir erkek 21 yaşına geldiğinde 10.000 saat bilgisayar oyunu oynamış oluyor.

Gelişmiş ülkelerden bahsediyoruz tabii. Oyunun kendisi zararlı mı, yararlı mı oluşuna takılmayalım. O içeriğine bağlıdır. Yani o kadar saat kendi kreş oynamakla bir uzay medeniyeti yönetmek bambaşka şeyler.

Bunların içinde işbirliği ne kadar ağırlıkta, dominasyon teması ne kadar ağırlıkta, yani ne kadar eril bir oyun, o da ayrı bir araştırma konusu. Zimbardo da biraz yüzeysel genellemeler yapıp geçiyor bu konularda ama her halükarda 10.000 saat demek günde 8 saatlik mesaiden hesaplasan hiç tatil yapmadan 3.5 sene tam zamanlı çalışmak demek.

Hani Gladwell'ın meşhur ettiği 10.000 saat kuralını hatırlayın. Bir kural olarak tamamen uydurma bir şeydi de en azından çıkış noktasını hatırlayın. Konservatuardaki en iyi kemancıların, en usta kemancıların 20 yaşına kadar ortalama 10.000 saat pratik yapmış olduklarını bulmuştu.

Hiç olmazsa tam bir üniversite derecesi demek 10.000 saat. Oyunun toplam maliyeti bu ve bu ortalama. Tepedeki %10'luk kesin bu ortalamanın iki katı oyun oynuyor.

Belki daha da kötüsü şu, bunca saatin 3'te 2'si tek başına geçiriliyormuş. Şimdi aklıma geldi, eskiden internetten ortak oynamak çok yavaş bir şeydi. O yüzden LAN partileri olurdu, Local Area Network partileri veya daha basiti internet kafeye gidilirdi grupça. Saçma sapan oyunlar oynardık orada da.

Zeka geliştirici puzzle falan çözmüyorduk. Ama fiziksel olarak yakındık birbirimize. Harala gürele eğlenceli olurdu. Bu şimdi de mümkün tabii.

Ama internet hızlı olduğu için aynısını oturduğun yerden yapabiliyorsun. Öyle 6-7 kişiyle değil de dünyanın dört bir yanından yüzlerce kişiyle, binlerce kişiyle aynı anda oynuyorsun. PlayerUnknown's Battleground diye bir oyun var. Onun istatistiklerine baktım.

Günlük 70 milyon aktif kullanıcısı varmış geçen senenin sonunda. inanılmaz bir şey. Yani sanal olarak yalnız değilsin ama binlerce saatini bir odada tek başına geçiriyorsun işte fiziksel olarak. Bunun en azından yüz yüze sosyalleşmeye bir etkisi olmalı.

Gerçi ben de hayatımın çoğunu bir odada ekran karşısında geçiriyorum ama biz kartlaşmışız ya kişiliğim oturmuş çoktan. Ergenlerin bu durumda olması başka bir şey. Bu arada oyunlardaki kız erkek farkını merak edenler için bir makale ekledim. Norveç'te yapılmış araştırma cinsiyet eşitliğinin ve bilgisayara erişimin yüksek olduğu bir yer seçilmiş bilerek.

Genç erkekler birkaç kat daha fazla bilgisayar oyunu oynuyorlar. Daha kısa süren telefon tablet oyunlarındaysa pek cinsiyet farkı yok. Ama şaşırtıcı gelebilir. Kızlar da sosyal medyada daha fazla zaman geçiriyorlar.

Hele sosyal medyayı en çok kullanan kesime bakınca ikiye bir gibi bir oran var. O tarafın da etkisini incelemek lazım. Zimbardo orayı es geçmiş. Gerçi o senelerde zaten yeterli veri yoktu.

Pornoda bence daha da ilginç bir durum var. Önce biraz kuru istatistik vereyim. İzleyicilerin 4'te 3'ü erkek. Hatta Pornhub'un yıllık raporları var, bakabilirsiniz.

Bazı ülkelerde kadın oranı %40'a varıyor. Birçok ülkede de 3'te 1. Beklediğimden yüksek. Ve erkeklerden daha çok vakit geçiriyorlar sitede.

Orası tam beklediğim gibi normal. Esas büyük fark paralı üyeliklerde. Bunların %98'i erkekmiş. Bu verinin güncel haline ulaşamadım, çok güvenmeyin.

Yine de normal kullanıcı dağılımından çok daha dengesiz olduğunu bilin yeter. Yani işin ekonomisi orantısız biçimde o gruba bağlı. Ars tarafı da dipsiz bir kuyu. Her sene yapılan yaklaşık 400 Hollywood filmi var.

Buna karşılık 11 bin porno filmi çekiliyor sadece ABD'de. Düşünürseniz dünya tarihinde ilk defa Herkesin cinsel içeriğe erişimi var. Hem de her an. Hem de bedavaya.

Hem de anonim bir şekilde. Hem de sonsuz miktarda ve sonsuz çeşitte. Hiç denenmemiş dev bir sosyal deneyin ortasındayız. Henüz tam olarak bunun sonuçlarını yaşamadık.

Burada tabii sunulan şeyle gerçek hayat arasındaki ayrım önemli. Mesela her hafta iki saat aksiyon filmi izledin diye kendini camdan dışarı atmıyorsun. Gerçek dışılığı kavrayabiliyorsun. Ama pornoda öyle net bir ayrım yapmak zor.

Özellikle de cinselliğin baskılandığı, eğitimin de yetersiz olduğu toplumlarda. Çünkü başka bir referansın yok. ha burada gördüklerim abartıymış veya şöyle yanlışmış demen için bir referans noktası lazım. Tabii o sitelerde de eğitici içerikler var bu arada.

Ama burada aşırı kullanımdan bahsediyoruz. Aşırı kullanımın gerçeklik algısı üstündeki etkilerinden. Fakat Zimbardo burada durmuyor. Daha da temel bir etkiden sorumlu tutuyor bunu.

Çocukların beyinlerindeki ödül mekanizmasının, haz erteleme mekanizmasının değişmesinden sorumlu tutuyor. Ne demek bu? Bugünkü tavuk yarınki kazdan iyidir, atasözünün terzi işte. Yok yok, yarınki kaz bugünkü tavuktan iyidir, ben beklerim diyebilmek.

Günlük hayatta yaptığımız plan program hep bunun birer örneği. Yan gelip yatmak dururken bir şeylerle uğraşıyoruz ki ileride daha rahat edelim. İlerisinden kasıt 5 dakika sonrası da olabilir, 5 sene sonrası da. Zimbardo'nun argümanı, anlık ve sınırsız eğlencelerimizin bu yeteneği körelttiği yönünde.

Bu konuda pek kanıt sunmuyor yalnız. Ama baktım 2015 yılından bir akademik çalışma var. Araştırma sürecini öğrenmek açısından da bence yarardı. Üç adımlık bir araştırma yapmışlar.

İlk adımda katılımcılar bir anket dolduruyorlar. Porno alışkanlıklarını bildiriyorlar. Sonra da bir haz erteleme egzersizi yapıyorlar. Hani marshmallow deneyi var ya ünlü çocuklara yaptıkları.

Onun yetişkinler için yapılan versiyonlarını düşünün. Bir ay sonra benzer bir egzersizi tekrarlıyorlar. Daha çok porno tüketenlerin skorları düşme eğiliminde. Son adımda bu korelasyonların bir nedensellik içerip içermediğini kanıtlamak, bunun için pornoyu denklemden çıkarmak gerekiyor.

E tabi bunu garanti edemiyorsun. Nasıl bileceksin? Şöyle bir yol bulmuşlar. Deney grubunu rastgele ikiye bölmüşler.

Bir kısmı en sevdikleri yemeği yiyemeyecek 3 hafta boyunca, diğer kısmı da porno orucuna girecek. Bunlar arasında hile yapanlar olacaktır ama aynı oranda olacağı varsayılıyor. Üç hafta sonra ölçüm yapıyorlar. Porno orucuna girenlerin haz erteleme becerileri artmış.

Ama 2022'deki, yani daha yeni bir araştırmaya baktım, bu sonuçları tekrarlayamamış. Şimdilik Zimbardo'nun argümanını geçerli sayalım. Bu yetenek köreliyor diyelim. E körelince ne oluyor?

İlk konuya bağlantı yapıyoruz burada. Yani akademik başarı için disiplin şart, haz erteleme şart, erkekler de en azından kısmen bu yüzden geri kalıyorlar. Yani tüm bunları tek cümlede özetlersek, genç erkeklerin eğitim ve sosyalleşme sorunları artıyor kızlara nazaran ve bu bir dereceye kadar oyun ve porno gibi eğlencelere aşırı vakit harcayıp ödül mekanizmalarını bozmalarıyla alakalı. Tamam mıyız?

Şimdi birkaç sene ileri saralım. Zimbardo 2016 yılında Man Interrupted isimli bir kitap yayınlıyor. Bu fikirleri biraz genişletiyor. Başka kaynakları da araya ekleyerek 3 yeni trendten bahsedeceğim.

İlki, aileleriyle birlikte yaşayan gençlerin artışı. Gelişmiş ülkelerdeki klişe, 18'ine gelen çocukların yuvadan kuş gibi uçup bir daha dönmemesiydi. Önce uzaktaki bir üniversiteye gidiyorlar, sonra iş bulup eve çıkıyorlardı. Hadi diyelim üniversiteyi aynı şehirde okusunlar.

Bir senede gap year koysan, gezip tozdukları. 24'ünde evden uçmaları lazım en geç. Ama ana babasıyla yaşayan gençlerin oranı Avrupa ve ABD'de de rekor seviyede. 18-34 yaş arası insanların üçte biri böyle yaşıyormuş.

En son 70-80 sene önce görülmüş seviyeler. O zaman da İkinci Dünya Savaşı vardı. Ben bunu görünce dedim ki ev fiyatlarının artışı en önemli etken olmalı. Ama ev fiyatları herkes için artıyor.

Öyleyse neden bu oranlarda dahi kadın erkek farkı bulunuyor? Niye daha fazla erkek ailesinin yanında? Aslında bir miktar fark normal. Çünkü kadınlar daha erken yaşta evlenip ayrı eve çıkıyorlar.

Esas ilginç kısım bu farkın da artıyor oluşu. Yani işin içine yeni bir sebep girmiş. Bu noktada yine akademik başarıyla bağlantı kurabiliriz. Eğitimi kötü geçen, işini tutturamayan erkek sayısı arttıkça, ana baba evinden çıkamayan erkek sayısı da artacaktır.

Veya psikolojik olarak daha da kötüsü, çıkıp da geri gelmek zorunda kalanların sayısı artacaktır. Elbette burada gönüllü olarak dönmekten veya yaşlanan ana babaya bakmaktan bahsetmiyorum. Ekonomik zorunluluktan, evden ayrılamayanlardan bahsediyorum. Burada işsizlik trendleri çok önemli.

OECD diyor ki, 20'li yaşlarının sonundaki ve 30'larının başındaki erkekler arasında işsizlik oranı 1970 yılında neredeyse sıfırdı, %2. 2012'de bu %9'a fırlamış. Düşünün, zihnen ve bedenen hayatlarının en verimli çağındaki bu grupta 4 katlık bir işsizlik artışı. Şu günlerde kapitalizmin bu bombas döngüsü içinde yani kriz büyüme döngüsü içinde biz daha dibe yakın bir noktadayız.

Covid resesyonu yüzünden milyonlarca iş kayboldu. Özellikle de kadınlar kötü etkilendiler. Fakat bu bir istisna. Covid'e özgü önlemlerin yol açtığı bir istisna.

Tarihsel olarak resesyonlarda en çok hasar alan sektörler erkeklerin aşırı yoğun olduğu sektörler oluyor veya aynı sektördeysen bile eğitim seviyesi düşük olanlar önce ereniyorlar ve bu da giderek daha fazla erkekler oluyor. Şimdi bu dalgalanma devam edecek. Yani her normal dalgada kendi başına ayakta duramayan erkek sayısı artıyor. Ama esas değişim otomasyona bağlı olan kalıcı net iş kaybı.

Bir dalganın yükselip alçalması var, bir de ortalama su seviyesinin yükselip alçalması var. Bu, o ortalama seviyeyle alakalı. Otomasyon hakkında daha önce bol bol konuşmuştuk. Dördüncü dalga serisi vardı ta zamanında.

Ama etkilerini cinsiyetler bazında pek incelememiştik. Biraz araştırmaya çalıştım. Farklı düşünce kuruluşlarının farklı tahminleri var bu konuda. Mesela sağlık sektöründekiler, hemşireler, terapistler, otomasyondan en az etkilenecek insanlar ve onların ezici çoğunluğu kadın.

Öte yandan perakende çok etkilenecek, orada çalışanların da çoğu kadın. Yani kadınlar mı erkekler mi daha çok iş kaybedecekler diyecek durumda değiliz anladığım kadarıyla. Ama her halükarda herkes için ana-baba evinden çıkmak zorlaşacak. Eğer tabii bu dönüşümü faydalı bir hale getiremezsek ben de ondan pek umutlu değilim.

Bunun kötü yanı ne? Ana-baba evinden çıkmamanın, kendi düzenini kurmamanın kötü yanı ne? Bu tabii toplumuna, kültürüne çok bağlı bir şey. Genelde insan kendini yetersiz hissediyor, mahcubiyet duyuyor.

Kadın-erkek herkes için geçerli bu. Herkes illa ana babasından ayrı yaşamak istemeyebilir ama en azından o seçeneğe sahip olmayı isteriz. Seçeneksizliğin bir ağırlığı var maddi manevi. Şimdi bu ortak baskılara ek olarak da geleneksel rollerden ileri gelen başka baskılar var.

Evde kalmış damgası mesela. Gerçi Türkiye'de kalsaydım kesin ben de bunu yerdim ama daha çok kadınlara yönelik. Benzer bir şekilde bir baltaya sap olamadın. Ha şimdi burada daha ilerlemeden bir parantez açayım.

Bazılarınız diyebilir ki ya bu kültürel normları da erkekler yaratmadı mı? Uzun bir cevabım var buna. Normların öyle bir grup insan tarafından yaratılıp sürdürüldüğünü sanmıyorum ama kısa keseyim. Tamam diyelim, erkekler yarattı da sana bana soran olmadı.

Sonuçta hepimiz bu sistemin içine doğduk ve bu sistem içindeki bir durumun tespitini yapıyoruz. Durum tespiti açısından değişen bir şey yok. Parantezi kapayalım şimdi. Gelelim benim tezime.

Kadının rolündeki değişim daha hızlı. Mesela evlenmemek normalleştikçe, bir erkeğe muhtaç olmamak normalleştikçe o evde kalmış damgasının yükü de hafifliyor. Erkeğin rolü daha yavaş değişiyor bence. ABD içinde de çok dönüyor bu geyik.

Savaş sonrası doğan boomer neslinde it kopuk olmadığın sürece bir erkeğin tek başına çalışarak okuması, iş bulması, ev alması sonra o evde aile geçindirmesi standart bir şeydi. Şimdi bu zaten mümkün değil de tam zamanlı çalışan bir kadının yaptığı ekonomik katkıyla bile zor. Yani it kopukluğu bırak ortalamanın biraz altındaysan ayrı bir düzen kuramama riskin gayet ciddi ama çevren halen seni o boomer neslinin standartlarına göre değerlendiriyor. değerlendirmeye devam ediyor.

Bu bir baskı yaratıyor. Şimdi bence bu da değişecek. İşsizlik arttıkça otomasyon yüzünden, çalışanlar da part time evden çalışmaya yöneldikçe, bu sayede çocuk bakımına ortak oldukça, evrensel temel gelir de yaygınlaştıkça o klasik erkek rolleri de bitecek. Ama kültür geriden geliyor.

Ekonomik ve teknolojik değişimleri biraz geriden takip ediyor. O yüzden o geçiş döneminde bu zorlukları yaşayan, yaşayacak olan herkese geçmiş olsun o baskıyı hissedeceksiniz. Kadınla erkekle. İşin açıkçası bunlar yine şanslı olanlar.

Dönüp beraber yaşayacakları bir ana babaları var. Babasız büyüyen çocuk sayısı da artıyor gelişmiş ülkelerde. Babasız büyüyen erkek çocuklar 60 ayrı ölçüde daha büyük risk altındalar. İntihar oranı, akıl hastalığı, obezite, alkolizm, depresyon, suça karışma, işsizlik, aklınıza ne gelirse hepsinde daha kötüler.

Babasız büyüyen kızlar da risk altındalar ama bu derece değil. Çünkü annelerine örnek alabiliyorlar ve yardım istemeye daha yatkınlar ki bunun hakkında daha sonra konuşacağız. Bedenen mevcut olup da ruhen olmayan, ilgisiz olan babalar da var. Bu belki daha büyük bir sorun.

Şaşırtıcı bir istatistik vereyim. Ergenlik çağındaki ortalama bir erkek aynı evde yaşadığı babasıyla sadece 30 dakika yüz yüze konuşuyormuş. Günde değil haftada 30 dakika. Haftada 44 saatini televizyon veya bilgisayar önünde geçiriyor.

Ekranla geçirdiği süre babasıyla birebir geçirdiği sürenin 88 katı. Ama kağıt üstünde adam orada. İstatistik vermeden bir araştırma paylaşmak istiyorum. Yetişkin erkeklere hayattan duydukları tatminle ilgili sorular soruyorlar.

Sonra bunu kazançlarıyla, ailenin sosyoekonomik seviyesiyle, benzeri şeylerle kıyaslıyorlar. Hepsi etki ediyor tabii. Ama en belirleyici faktör çocuklukta aile ortamının sıcaklığı, özellikle de babaya yakınlık. Bu demek değil ki annenin rolü önemsiz.

Muhtemelen daha bile önemli anneler ama annelerde varyasyon az. Çoğu hep mevcut zaten ve sevgileri de daha koşulsuz. Babaların sevgisi veya sıcaklığı daha koşullu oluyor diyor Zimbardo. Yani bir şeyleri doğru yapman lazım, bir sorumluluğu yerine getirmen lazım ki babanın onayını kazanacaksın.

Bu tip bir motivasyona erkek çocukların kız çocuklardan daha çok ihtiyacı var. O yüzden babasızlığın etkisi fark ediyor. Söylememe gerek yoktur herhalde ama ne olur ne olmaz. Birçok babanın hiç olmaması daha iyi.

Kadınların saçma sapan heriflerden boşanabilmeleri büyük bir kazanım. Kendileri için de, çocuk için de. Burada illa öz babanın olmasından değil de o boşluğu doldurmamanın etkilerinden bahsediyoruz aslında. Evde baba yoksa bu eksiklik nerede giderilecek, kim dolduracak?

En çok vakit geçirdikleri diğer yer okul. En azından orada bir baba figürü olsun, bir erkek rol modeli olsun. İşte bahsedeceğimiz son yeni trend de okul yapısındaki değişikliklerle ilgili. Öncelikle öğretmenlerin çoğu kadın.

Bu her yerde böyle. Milli Eğitim Bakanlığına göre %57-43 oran. Fena değil aslında. Ama ufak yaş gruplarında dengesizlik artıyor.

ABD'deki fark devasa. İlk öğretimde her bir erkek öğretmen başına 8 kadın öğretmen var. Ben de kendi öğretmenlerimi düşünüyorum. Sanırım ilk yıllarda sadece beden öğretmenimiz erkekti.

İlkokul 5. sınıfta basket takımına girmiştim. Oraya koç olmuştu. Ailemin dışındaki ilk erkek otorite figürü olabilir.

Ama gelmişim 12 yaşına yuvadan beri sayarsam, öğretmenlerle birlikte oldum 7.-8. senem, geç yani artık birçok şey oturmuş yerine. Eskiden de zaten böyleydi muhtemelen ama işte babasız büyüyenlerin veya ilgisiz babalarla büyüyenlerin sayısı arttıkça okuldaki bu dengesizlik de bir anda önem kazanıyor.

Hani biz kadınların STEM dallarına yani bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik bu dallara daha çok ilgi göstermelerine ilişkin birçok girişim fonluyoruz. Oralar sadece erkeklere özgü değildir diyoruz. Ben de biliyorsunuz part-time öğretmenlik yapıyorum. Bana verilen çocukların çoğu STEM adayı kızlar.

Onlara mentorluk yapıyorum yani yüreklendirmeye çalışıyorum mümkün olduğunca. Ama bu denklemin diğer tarafı eksik. Mesela erkeklerin hemşirelik, öğretmenlik gibi alanlara daha çok ilgi göstermelerine ilişkin o derece bir girişim yok. E bu da çok sürpriz değil.

Her şeyin temelinde ekonomik teşvikler yatıyor. Sistem demek para demek. Finansal bağımsızlık demek. Öğretmenlikse öyle değil.

Erkek hemşirelik ilginç. ABD'de görece popüler oldu. Çünkü inanılmaz bir hemşire açığı var. O yüzden kampanyalar başlattılar.

Bunun sonucunda 60'larda %2'ydi erkek hemşirelerin oranı. Şimdi %12. Hani öyle bir oran ki, sen ne yapıyorsun? Hemşireyim ben deyince insan bir şaşırıyor önce ama bir saniyeliğine falan.

Normal bir şey bu. Kültür-ekonomi ilişkisine bir örnek işte. Ama aynı teşvik eğitim de yok. Okuldaki bu dengesizliğin başka yan etkileri de var.

Yani sadece rol model eksikliği olmuyor. Kadın öğretmenler üstünde bir deneyden bahsediyor Zimbardo. Eğer okuma testlerindeki öğrenci isimleri kapatılırsa, onları bilmeden testleri değerlendirirlerse, kız-erkek performans farkının üçte biri yok oluyor. Yani ortada sistematik bir kayırma var kızlarla yine.

E kalan üçte ikilik fark niye? Bir kısmı biyolojiktir belki, bir kısmı da erkek ve kız çocukları doğumdan itibaren farklı davranılmasıyla alakalı olabilir. Annelerin kız bebekleriyle daha çok konuşup etkileşime girdikleri, onlara daha uzun süre masal okudukları bazı araştırmaların vardığı bir sonuç. Babalar da kızlarına daha çok şarkı söylüyorlar veya onlarla daha açık konuşuyorlar.

Bunlar tabi bilinçle yapılmıyordur ve az farklar olabilir ama erken yaşlardaki eğitim okuma ve iletişim ağırlıklı olduğu için daha çok iletişim sağlanan çocuk, daha çok okunan çocuk o konularda ilerleyecek. Bu da okulda fark yaratmış olacak. Bu bence yeterince önemli ama okul hayatı hakkında benim ilgimi daha çok çeken bir gözlemden bahsedeceğim. Okulun daha akademik bir yer haline gelmesi.

Bu aslında fiziksel hareketle ilgili. Oyun, hareket bunlar herkes için önemli. Ultrasonla anne karnındaki bebeklere bakıyorlar, hareket seviyesinde kız erkek farkı bulunmuyor. Doğumdan sonraki ilk iki senede de bulunmuyor.

Ama 3. senede fark başlıyor ve ortalama bir erkek çocuk kız çocuklarının 3'te 2'sinden daha aktif. Ama aksi gibi okullarda fiziksel hareket ve oyun imkanı azaldı. Burada bir ayrım yapayım.

Bizim Milli Eğitim Bakanlığı teneffüs sürelerini uzatmış yakın zamanda ama Zimbardo tembel olduğu için MEB'e danışmamış ABD'deki trendlerden bahsediyor. Orada sadece son 20 senede ortalama 60 dakikalık teneffüs süresi kaybı var. Okulların bir kısmında hatta sıfır teneffüs var. Teneffüsü garantileyen bir kanun yönetmelik yok çoğu eyalette.

Niye böyle oluyor? Yine işin içine ekonomi giriyor. Okul bütçeleri kısmen standart test sonuçlarına bağlı. Öğrenciler o testleri hazırlamak için daha çok zaman harcıyor okullar.

Ama kimse kendi dersinin kurban edilmesini istemiyor bu hazırlık süresi için. İşini kaybetmek istemezsin sonuçta. O yüzden ilk kurban teneffüsler oluyor. Kimsenin işi teneffüse bağlı değil.

Türkiye'deki ilkokullarda bu sorun olmayabilir ama özel kurslarda, dershanelerde derken belki aynı kapıya çıkıyoruz. Yani bir sıraya oturup saatlerce tahtaya bakmak ve test çözmek yerine farklı ateliyeler olsa, onların arasında da bol bol oynasa çocuklar, elbette bu herkes için daha iyi olurdu. Kısacası ortalama erkek çocuk sosyal açıdan ve dil becerisi açısından geri, hareket açısından da ileri. Okullar daha akademik bir hale geldiklerinden seni ilk kıstasa göre değerlendiriyorlar, ona göre başarısız damgası yiyorsun.

Bu da uzun dönem motivasyonunu etkiliyor. Belki de biraz da bu yüzden erkek çocuklar için tam üç kat daha fazla dikkat eksikliği tanısı koyuluyordur. Evet flarsızlar, burada duralım. Eğitimle başlamıştık, eğitimle bitirmiş olalım.

Başınız dönmüş olabilir. Hiç merak etmeyin, kısaca toparlayayım neler gördük. Erkeklerin eğitim ve sosyal becerilerdeki eksiklikleriyle, aşırı dijital eğlence tüketimleri ve okuldaki değişimler arasındaki olası bağlantılara değindik. Ek olarak işsizlik, kendi düzenini kuramama ve babasızlığın etkilerinden bahsettik.

Tüm bunlar kadınlar içinde sorunken, erkekler için bir kriz haline gelmekte. Kadınlar, erkekler, bunlar dağılımlar. Hatırlatayım. Bu sorunların bazıları için olası çözümler düşündük ama ekonomik teşviklere ters olduklarından pek muhtemel değiller.

Bazıları içinse ben teoride bile çözüm üretemedim. Karşı konulmaz bir takım trendlerin sonucu çünkü bunlar. Devam bölümünde Zimbardo'yu bir kenara bırakacağız. O daha Stanford hapishane deneyleriyle uğraşırken 70'lerde İkinci Dalga, feminizme destek veren ve bir yandan da erkeklerin sorunları üstüne yazan, hatta feminist yanlısı erkek hareketi diyebileceğimiz bir hareketin öncüsü sayılan Warren Farrell'ın çalışmalarını merkeze alacağız.

Bahsedeceğimiz konularda amaçsızlık, yalnızlık, evlilik, inseller ve kadın düşmanlığı olacak. Normalde bu noktada ben müziğime girerdim ve patronların isimlerini okumaya başlardım. Ama bugün farklı bir bitirişimiz olacak. Tek bir isim okuyacağım, Çağrı Özertem.

Sadece bir destekçimiz değildi, bir elektronik mühendisliği yoldaşımdı ve arkadaşımdı. Ne yazık ki geçtiğimiz günlerde gencecik yaşında vefat etti bir beyin kanaması sonucu. Dünyanın öbür ucunda yaşıyorduk ama hani bazı insanlar vardır ya benzer kafadan olduğunu hemen anlarsın. 3-5 senede bir görüşsem bile sorun olmaz.

Çağrı ve eşi Umut da benim için öyleler. Sanırım bir de insanın çocuğu olduktan sonra böyle şeyler ayrı vuruyor. Çağrı'nın en son paylaşımı çocuğunun doğum gününden fotoğraflardı. Haberi aldığım geceyi onlara baka baka geçirdim.

Sonra bizimkini uyandırma pahasına gidip yanağını mıncıkladım. Yani bugün buradayız, yarın yokuz denir ya, yarın da varız aslında. Geride kalanların anılarında, kararlarında, hatta karakterlerinde yaşamaya devam ediyoruz. Ama hazır bedenen de buradayken gidin birini mıncırın, birine sarılın.

Çok uzaktaysanız da, ne bileyim, beraber bilgisayar oyunu oynayın. Söz Zimbardo'ya söylemem. Hepinize sevgiler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)