Podcast

Deniz Özturhan ile Feminist Gece Yürüyüşü, İfşa ve Mizah

Fularsız Entellik

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

8 Mart Kadınlar Günü için planladığımız bir sohbeti çok çok çok az bir gecikmeyle yayınlıyoruz. Tüm konular aşağıdalar, konuğum Deniz Özturhan'ı takip etmek isterseniz:



Olumlu Dünya (podcast)


Saygıdeğer Eski Eşim (youtube)


Deniz Özturhan ile YTD (youtube)


Çok da Fifi (standup)




(Bunca bölümdür devam etmemi sağlayan tek şey, Patreon'dan irili ufaklı destek veren sizin gibi dinleyiciler. Bu destek doğrudan bana geliyor, normal reklam gelirleri ise yapımcımla paylaşılıyor. Ayrıca: Safsatalar Ansiklopedisi Kısaltılmış Edisyon)

.



Bölümler:


(00:15) Önümüzdeki üç bölüm

(02:17) Kadınlar gününde karanfil dağıtan adamlar

(04:50) Erkeklik avantajları

(07:40) Standup dünyası

(09:30) Kadınlar komik değil ısrarı

(12:00) Mizahın erkekliği ve menopoz

(13:15) Kadın mizahının ekonomisi

(15:45) Mizahın baskıyla ilişkisi

(16:50) Feminizmin derdi hayatta kalmak

(18:10) Evrim, adaletsizlik ve erkeğin lüzumu

(22:55) Trans-feminist tartışması

(25:05) Akıllara ziyan ateizm analojisi

(26:25) Medyanın etkisi

(27:40) Fraksiyonlar

(29:50) İfşa konusu

(32:15) Bitiremeyiş









Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.757 kelime · ~24 dk okuma

Evde şu anda bir bebe ordusu var. Duyuyorum bebekleri. Bende de bu arada kızgınlaşmış kedi var. Kayda belli bir noktada girecek.

Bunlar hayatın gerçekleri. Artık kısmet diyeceğiz. Evet flarsızlar, konuklu bir bölümle karşınızdayım bugün. Kart Viziti Uzun İnsanlar'dan biriyleyiz.

Yazar, editör, komedyen, podcastçi Deniz Özturhan. Belki olumlu dünya podcastini dinlediniz. Deniz Özturhan ile YTD gibi YouTube seyirlerini rastladınız ki... ...hakikaten YTD yani yatırım tavsiyesi değil.

Transkriptin tamamını oku

Bitcoin hakkında yapılmış en absürt seri olabilir. Bu kaydıysa 8 Mart Kadınlar Günü için yapmayı düşünmüştük orijinal olarak. Tabii ki denk gelemedik. Hatta ben sohbet öncesi geyiğinde 8 Nisan'a yetiştirirsek iyidir demişim.

Ama 2 senesini söylememişim. Yani Eylül ayı bitecek neredeyse. Şimdiye kısmet oldu. Kısmet de ne güzel bir kelime bu arada.

Sanki benden bağımsız bazı güçler var. Onlar belirliyor yayın tarihini. Yok yani ben planlayamadım işte. Dolayısıyla bahsettiğimiz bazı örnekler artık güncel değiller.

Ama bu da çok sorun değil. Eminim seneye 8 Mart'ta da benzer tartışmalar yaşanacak. Bu kadar geciktirmemin yalnız bir tek iyi yanı oldu. Ufak bir üçleme yapmaya karar verdim.

Yani kadınlara odaklanan bir söyleşiyle başlıyoruz. İkincisi ise çocuklara, doğmamış çocuklara odaklanıyor. Kürtaj hakkındaki felsefi, argümanları özetleyen bir şeyler paylaşmıştım Patreon'dan bir süre önce. Onu biraz genişlettim.

Üçüncüsü de erkeklere odaklanan bazı gözlemler, bazı anılar. Bugün de biraz bahsettik zaten erkekler üstünde büyük baskı var ve bunları konuşup anlamakta pek iyi değiliz. O yüzden ortalık saçma sapan tavsiyelerle dolu. Ben biraz daha rahat yaklaşmak istiyorum bu konuya.

Yani tema olarak bir simetri var. Kadın, çocuk, erkek diye gidiyor ama tarz olarak birbirinden epey farklı bölümler olacak bunlar. Bu arada bu girişi de Türkiye'den kaydediyorum. Rakı, şiş, kebap çok güzel.

Yine gelecek ben de. Covid'di, çocuktu derken gelememiştim birkaç senedir. Anca kısmet oldu. Yine sihirli kelime.

Neyse. O zaman selamünaleyküm diyerek başlayalım. Şimdi sen de bir podcastçi olarak camianın, gizli tarikatımızın bir üyesisin. Bu Olumlu Dünya podcastinde geçen sene Kadınlar Günü için bir program yapmışsın.

Orada 23 Nisan Çocuk Bayramı gibi... Bütün kadınları konuşturdum evet. Bütün sevdiğim kadınları konuşturdum. Birinde de ağlıyorum.

İlk dikkatimi çeken konu şuydu. Kadınlar gününün algılanışını ben merak ediyorum. Hani bugün de kadınların olsun. Bugün de sürücü koltuğunda kadınları geçirelim.

Böyle göstermelik bir şey olduğu için aslında yarardan çok zarar mı? Yoksa sence, yo olsun olmalı. Şöyle bir şey anlatayım o zaman sana. Kadınlar Günü'nde bu sene program yapamamın sebebi ben turnedeydim.

Enteresandı Batı Anadolu'yla temasımız da yani stand-upçıyı ilk kez gören insanların kadın stand-upçıyla karşılaşıyor olmaları da zaten enteresan. Eskişehir'de gösterimizi yaptık. Erte sabah Kadınlar Günü sabahı 8 Mart sabahı oradan da Ankara'ya geçeceğiz. Otelin lübisinde bir tane beyefendi, Uzun boylu, gri saçlı, gri giyimli bir beyefendi.

Kadın çalışanlar hepsine karanfil dağıtmış birer tane. Hepsinin ortasına geçmiş, fotoğrafını çektirdi. Kendinden nasıl emin, nasıl keyfi yerinde? Fotoğraf çekildikten sonra bize baktı.

Elinde son bir kırık karanfil kalmıştı. Onu Aslı'ya verdi. Bana da döndü ve dedi ki, size verecek çiçeğim kalmadı ama gönülden çiçeklerimi veriyorum dedi. Ben de aldım o çiçekleri.

Bu gibi de bir söz var ya, yılgın bir hoşgörüyle kabulüne mi kaldım? Gerçekten feminist hareket erkeklerin onu yılgın bir hoşgörüyle benimsemesine kalmış değil. Ama Türkiye'de bir tane bile tacize uğramamış kadın yok. Gerçekten bir kutuda yetiştirmeniz gerekiyor.

Daha da kötüsü cinayetlerin sonucunda faillerin aldığı cezalar, onların korunması, onlara yapılan indirimler veya bazı faillerin hiç bulunamaması. Bunların hepsi elimizdeyken bunları konuşabileceğimiz feminist gece yürüyüşü gibi bir şey yapabileceğimiz bir gün olmasına ihtiyacımız var mı? Hala var. Sembolik olarak da olsa kendimizi ifade edeceğimiz her aralığa ihtiyacımız var diye düşünüyorum.

Karanfil veren adam örneğinden gidersek hepimiz birazcık böyle tribünlere oynamak zorunda hissediyoruz kendimizi. Birazcık öyle adapte olmuş vaziyetteyiz ama. Ya böyle işlerin ortasına kendini konumlandırmayı ben çok garip görüyorum. Yok yani bugünün bana ihtiyacı yok benimle de alakası yok.

Kalkıp da yürüyüşte en önde benim poz vermemem lazım yani. Evet. Yani aslında bunlar hem feminist hareketin mücadelesine hem de kadın mücadelesine çok küçük tatlı detaylar gibi geliyor. Yani erkeklerin bunun konuda nerede duracağı, hayatını belli bir standartta, belli bir entelektüel seviyede ve belli bir insancılık seviyesinde yaşayan bir erkeğin az çok feminist hareketin dediği şeyi anladığını düşünmek istiyoruz.

Fakat şöyle bir şey ortaya çıkıyor. Güç dediğimiz şey, bağımlılık yapan bir şey. Güç dediğimiz şey, insana kendisini iyi hissettiren bir şey. Ve bin yıllardır erkekler sadece erkek olmalarından dolayı bu gücü ellerinde tutuyorlar.

Aslında içten içe feminist olup da, ay Meriç gibi mi gözüküyorum bunu yaparsam endişesi olan erkekleri en azından şu farkındalığa sahip olmalarını söylüyorum. Bazı alanlarda ne kadar öne geçebildiklerini, Ve bu öne geçme halinde nasıl kendiliğinden, insanın doğal hali erkektir kabulüyle yaşadıklarını fark etmelerini rica ediyorum. Burada kimin hayatı daha zor, kiminki daha kolay savaşına girmeye gerek yok. Belki daha sonra yaparız onu da.

Günlük hayattan bir örnek istedim somutlaştırmak için. Aklıma hiç gelmeyecek bir şeyden bahsetti Deniz. Türkiye'de yaşayan bir kadınım. Yüzmek benim için en önemli şeylerden.

Gerçekten en sevdiğim hobim. Sahilde uyumak istiyorum, sahilde uyanmak istiyorum. Hadi bakalım. Deniz Özturhan'a sahilde uyuyup, uyancı ve gözünü ilk açtığı anda denize gireceği ve gece uykutulumunun içinde birilerini bulmayacağı bir alan bulun.

Üç tarafımız denizlerle çevrili bir ülkede yaşıyoruz. Yok, evet. Yani var da adını söylemeyeceğim kimse gelmesin diye. Geçen gün yolda gizliyorum.

Bir tane şey buldum. Aa Hayatımın Dükkanı dedim. Hayatımın Dükkanı'na şu yazıyor. Tekne, karavan, kamping.

İkisi için param yok. Kamping için tek başıma yapamam. Teyze oldum ve hala bunu yapamıyorum. Yani bizim içimizde bir şeyler kaldı.

Hani sadece yaşadığımız korkular vesaire değil. Bir de hayatımızı gerçekten istediğimiz gibi geçirememekle alakalı bir şeyler kaldı. Ve bütün bir jenerasyonun içinde bunlar böyle fıkır fıkır yanıyor. O yüzden birazcık sert dillerle bazen hakkımızı arıyor olabiliriz.

Artık anlayışınıza sığınıyorum diyeyim. Ya bunun bir de insanı gıcık edici tarafı şu aslında. 5000 senelik medeniyet tarihinde zaten %99'unda bir erkek de gidip de tek başına takılamıyordu sağda solda. Hırsızlar geliyor, çalıyorlar, malıyorlar.

Yani insanlar için zaten rezil bir hayat. Ama tam öyle bir yere denk geldin ki. görüyorsun etrafında işte komşu ülkeye gidebiliyorsun bunu yapabilirsin artık sıradan insanın yapabileceği şeyler sen sınırın öteki ucundasın veya işte ekrandan bakıyorsun ekranın diğer tarafındasın tam o noktaya denk gelmekte medeniyet tarihinde gerçekten insanı kıl eden bir şey olmalı Evet büyük ihtimalle öyle ama yani dünya zor bir yerde o kadar adalet yoktu ve hani korunaklı değildi diyorsun ama yine erkekler için bir tık daha güvenli bir yer. Hala erkekler erkeklerin sınırlarına daha fazla saygı duyuyorlar.

O da kalıtımsal bir şey. En basitinden bir sarı öfke diye tabir olan İstanbul taksicisi. Yanında bir erkek varken sana davrandığı şekilde, tek başınayken sana davrandığı şekilde aynı. Bunlar da zamanla düzelecek.

Sen bu dediğini mesela stand-up dünyasında nasıl yaşadın? Başından alayım. Ben stand-upçılıktan önce mizahçıydım. 20 senedir falan mizah yazarıyım ne?

Mizah da tamamen erkek tarafından yönetilen bir alan. Çok az kadın içeride durabiliyor. Neden olduğunu çok düşündüm. Hayatında bir gece de olsa Leman'da çizerlerle sabahlamış.

Hani o gece vardır ya, pazartesi gece, salıya bağlayan gece orada kalıyorlar, çiziyorlar. Orada böyle duvardaki bir sinek gibi erkekleri gözleme imkanı olan çok nadir kadınlardan bir tanesiyim. Zor, onların da arasına kadın alması çok zor. Zaten mizahçı adam dediğin az çok sosyal olarak kendisini ifade etmesi güç.

tip olarak da çok fazla, nasıl diyeyim, alkışlanmamış kendisini neşeyle, şakayla ön plana çıkarmaya çalışmış bir insan. Miza'nın temelinde çocukluk travmaları yatıyor. Miza çoğunluğumuzun temeli zaten bu. Sevilmediğimizi ve yeterince uzlaşmacı veya komik olmazsak toplumsal çerçevede bulunmayacağımızı düşünmemiz.

Zaten kendi içine de rekabetçi, zor ve birbirine çok sert davranılan bir alanda Bir de kadın aralarını almaları, ya onlar için de zordu. Ben stand-up'a ilk başladım. Erkek stand-upçılardan bir line-up oluşur, araya da bir tane kadın atarlar. Dün akşam da çıktım mesela, yedi erkeğin arasında tek kız olarak çıktım.

Ve onun kulisinin bir kadına bir bedeli var. 20 senede ne kadar çok şey değişti? Bence bayağı bir şey değişti. Yani kuliste yaşadığımız o iletişimin boyutu ve çerçevesi çok değişti.

Bunda tabii pek çok insanın katkısı var. Feminist mücadelenin katkısı var. Sosyal medyanın inanılmaz bir katkısı var. Benim şerbetli olduğum nokta dediğim gibi çok uzun süre erkek mizahçılarla takıldığım için bir noktadan sonra onların aslında bu sertliği zaten sertlik derken birbirine acımasızca eleştirebilme ve her şeyle şaka yapabilme durumunu cinsiyetçi bir yerden değil, var olmak için yaptıklarını fark etmiş olmam.

Ama şöyle de bir gerçek var. Netflix'e Joke diye bir Instagram hesabı var. Son dönemlerde özellikle pek çok kadın komedyenin Netflix'teki işlerinin görüntülerini parça parça yayınlıyorlar. Ve hepsinin altında, inanamazsın ama, hepsinin altında düzenli olarak gelip yazan ve işte kadınlar komik değil, bir örnek daha istemiyoruz, bu kız tutmayacak, abi böyle şaka mı olur yazan bir grup adam var.

Hayat enerjilerini ondan alıyorlar. Ben de az psikopat değilim. Ben de hayat enerjimi bu adamlara stoklamaya harcıyorum. Bunlar kim?

Yani bu belki de erkeklerin elindeki son kale. Bir de şöyle bir şey var. İnsanlar empati kurabildikleri şeylere gülüyorlar. Bir kadının kendi hayatıyla ilgili anlatısına bir erkeğin öncelikle şaşkınlıkla bakması ve atıyorum regledir, kıl almadır neyse yani kadının bedeniyle ve hayatıyla ilgili anlattığı şeye tam olarak gülememesi beni çok şaşırtmıyor.

Ama gidip bu kadınlar komik değildir ısrarıyla yazması o hala şaşırtıyor. Ben mesela zenci komedyenleri dinlerken de bunu hissettiğimi farkettim sen şimdi bunu deyince. Yani her şey değil ama bazı referanslar şunlar bunlar o bana o kadar komik gelmiyor ama onlar deliler gibi eğleniyorlar çok güzel. Şimdi ben kalkıp da bu zenci komedyenlerin hesabının altına girip kardeşim siz komik değilsiniz nereye gidiyorsanız gidin orada yapın Netflix rahat bırakın demem gibi bir şey bu yani.

Evet, benzer bir hissi var. Yalnız şöyle bir şey var. Erkekler, erkek komedyenlerin Ren'ci de olsa, Çin'li de olsa erkekliklerine en azından bir şey veriyorlar anladığım kadarıyla. Çünkü seviyorlar da.

Chris Rock seviliyor Türkiye'de de. Bir yandan da onlar hani ırklarıyla alakalı veya sosyal kültürel durumlarıyla alakalı bir şeyler söylüyorlar. Kadın nasıl bir cins? Ve yani onun kendi bedeninden veya hamileliğinden veya halinden bahsetmesi bir insanlık hali.

Sosyokültürel bir şey bile değil. Orada da işte şey, erkek insanın en doğal halidir. Herkes tarafından bilinen ve kabul edilen hal budur. Bir de kadınlık hali diye bir şey var.

Yani çok da ilgimizi çekmiyor ama konuş falana geliyor. Ben kendi stand-up'ımda da mesela Acaba çok mu kadınla dair şeylerden bahsediyorum, çok mu erkekleri gömüyorum demeye başladığım bir noktaya geldim. Çünkü ilk başladığımda hani şaka yapabiliyorken ve elinde böyle bir nasıl diyeyim böyle bir terlik gibi bir şey ve onu vurabiliyorsun, ses geliyor. En çok beni sıkıntıya sokan kim?

Erkekler ve onların bana yaşattığı bir takım sıkışmışlık halleri, bir takım baskı halleriyse oralara vurmak istiyorsun. Erkekler de kendilerini sıkışmış hissettikleri şeyler hakkında şaka yapıyorlar aslında. Şimdi bu konu hakkında şöyle bir gözlem var. Eskiden başarılı olan kadın komedyenler genelde işte bu New York Yahudi kökenli oluyor, Sarah Silverman gibi.

Çünkü onlar daha bir erkeksi oluyorlar. Erkek komedisini yapıyor aslında ifade olarak. Biraz böyle hani bel altı şakalar yaptığı zaman ne kadar cool bir kadın falan oradan da puan topluyor. Acaba bu demin bahsettiğin gibi o komedi ortamlarının pisliği, sertliği falan yüzünden sadece o tip kadınlar mı hayatta kalıyordu da Ortam biraz düzgünleştiği zaman başka insanlar da ön plana çıkıyor.

Bir sürü değişik tipte kadın ön plana çıkabiliyor ve onlar kendi komedilerini yapabiliyorlar. Evet. Aslında bakarsan öyle. O şakalara adapte olabildiğini ve onlarla beraber kendine dalga geçebildiğini göstermen gerekiyor erkeklere.

Onlar da rahat etsinler diye bir noktada. Evet, o ortam pis ve sende ne kadar sert mi denir, ne kadar delikanlı mı denir olduğunu göstermek zorunda kalıyorsun. Ben valla menopoza girdim. Gerçekten.

Yani genç yaşımda, 36 yaşımda menopoza girdim. Vücudum kadınlığı reddetti. Bunun mizahçı olmaya çalışmam yüzünden olduğunu düşünüyorum. Gerçekten o kadar eril bir alanda kendimi çok eril bir şekilde ve kıyafetim falan da öyledir hala.

Ceket, pantolon ötesinde kıyafet giymiyorum. Sadece kadınlardan kurulu bir ekiple beraber sahneye çıkmama rağmen beş senedir. Ama mesela çok da Fifi gibi sadece kadınlardan kurulu bir alan bence bayağı bir şey değiştirdi. Hem diğer erkek gruplarına kadınlar mizahi böyle vermiş ve bu satılabilen bir işmiş.

Bunların kadın izleyicisi de varmış. Çünkü kadınların da kendisiyle alakalı bir şey görmeye ihtiyacı var. Onu çok gözlemleme fırsatım oldu. Anadolu turnelerinde özellikle seyircinin %90'ının kadın olduğu, hiçbir şey söylememize gerek kalmayan ve aralarda teyzelerin gerçekten göbek attığı gösteriler yaptık.

Buna inanılmaz bir ihtiyaç vardı. O zaman şunu düşünelim. Marvel diye bir şey var değil mi? Başka ne var?

DC Comics diye bir evren var. Oyun evrenleri var. Dünyada milyonlarca lira para çok az kadının ilgilendiği şeylere yatırılıyor. Daha yeni yeni Netflix kadın komedisi yapalım.

Kadınlara özgü bir içeriğimiz olsun diye düşünmeye başladı. Aslında o dünyanın ekonomik durumuyla da alakalı. Yani kadınların elinde ne kadar para olduğuyla da alakalı. Şu anda biraz daha fazla para var ve insanlar da kadın tüketiciye yönelik bir şeyler üretmek ihtiyacı içindeler.

Stand-up'da da aynı şey söz konusu. Şu ilginç aslında Netflix'i bir örnek olarak gösterirsek. Kadın kadına mesela buluşup da ya bir sinemaya gidelim raddesine gelinmemiş olan bir sürü insan var, bir sürü topluluk var. Belki sinema bile yok oturdukları yerde ama her yerde artık Netflix var.

O sayede de dediğin gibi evet komedimizi erkeklere beğendirmek zorunda değiliz. Sadece pastayı büyütmek zorundayız. O da artık mümkün. Tabii sosyal medyanın da etkisiyle kafalardaki bir takım bariyerler kalmaya başladı.

Pek çok insanı görebiliyoruz. Sosyal medyada çok fazla komik kız var mesela. İnanılmaz arsızlıkla yazıyorlar. Onların o açtığı alana bayılıyorum.

En basit örneği benim eski eşim. Erkek lisesinde büyümüş. Etrafındaki bütün sanatçı ve şey tayfası erkekti belli bir zamana kadar. Benim o adama komik bir insan olduğumu kabul ettirmem yaklaşık 6 sene falan aldı.

Bayağı yeni keşfediyor. Boşandıktan sonra falan keşfetti yani. Keşke boşanmasaydık diye pijmandan girmiştir belki. Yani işte hala çok yakın arkadaşız.

Program falan yapıyoruz. Oradan bir gideri vardır da olsun. Kaan Sezcim'le yapıyorsun. Evet işte o benim eski eşim.

Saygıdere Eşim diye başlamıştık radyo programıyla. Sonra ayrılınca Saygıdere Eski Eşim'e devam ettik belli bir süre. Çok harika bir konsept. Bir şey anlatmaya çalışıyorlar ama muhabbet ilerlemiyor.

Onlar da birbirleriyle takışıyorlar sürekli. O enerjinin bir açığa dökülmesi gerekiyordu. Biz de sanatsal bir yol bulabildiğimiz için çok şanslı hissediyoruz kendimizi. Bayağı orijinal.

Demin anlattıklarımızı birazcık toplumsal gözlem seviyesinde o ölçekte yapmıştık da biraz daha ölçeyi küçültelim, sana odaklanalım. Genel olarak bunu da aslında o geçen sene yaptığın kadınlar günü bölümüne bağlamak istiyorum. Çünkü orada şöyle bir şey söylemiştin. Kadınlığın sevemediğin bazı tarafları var.

Sürekli kısıtlanmak, sürekli ölçülü olmak, dikkatli olmak zorunda olmak. Şöyle bir şey düşünüyor musun? Ya bende de vardı bu. Ben bunu işte mizah yoluyla bu baskıyı atıyorum ve bu sayede başka insanlar da o baskıdan kurtulmuş oluyorlar bu tip komediyi izleyerek.

Böyle bir fonksiyonu var mı senin için mizahın? Yok. Dediğim o terlik ve şaklama şeyi var ama o senin üzerindeki baskıyı yok etmiyor. Yani ben stand-up'ta mükemmel bir gece geçirmiş olabilirim.

Harika bir sahne yapmış olabilirim. Üzerine güzel arkadaşlarımla kutlamalar yapıp içiklerimi içmiş olabilirim ama Mekandan çıkıp evime yürüyene kadar başıma bir şey gelmesi tehlikesiyle kendimi paniklere sürüklüyorsam veya elimde anahtarımı parmakların arasına alıp yürümek zorunda hissediyorsam hiçbir baskıdan kurtulamamış oluyorum ister istemez. Feminizm konusuna tekrar geri dönecek olursak ki dönelim orada birkaç şey söyleyelim. Şu anda çok öncelikli bir konumuz var hayatta kalmak.

Yani benim hayatta kalmakla ilgili sıkıntım varken mizah bizi tabii ki özgürleştiriyor. Bir kadının kendisine ben bunu yapamam, ben bunu edemem dememesi, bunları ilk önce kendi içine çözmesi tabii ki işe yarıyor. Ama biz yemin ediyorum sana olumluya olumluya kadınlar olarak helak olduk. Bir kısmı yoga sınıflarında kendini iyi etmeye çalışıyor, bir kısmı pilates sınıflarında kendini iyi etmeye çalışıyor, bir kısmı böyle taşlardan bedet umuyor.

Yani şakasını yapıyorum ama. Biz kız çocuklarını çok ciddi travmalar yaşamadan kadınla kavuşturabiliyor olmalıyız bir toplum olarak. Louis CK'nin şöyle bir şakası var ki kendisi de maalesef geçtiğimiz yıllarda bir çeşit taciz faili olarak cancellandı. Özürlerini diledi, bir şeyler oldu, tekrar sendelere döndü.

Louis CK'nin şakası şuydu. İstatistiklere baktığımızda kadınlar için dünyadaki en tehlikeli şeylerden bir tanesi erkekler diyor. Erkekler için kalp krizidir. Ve buna rağmen bir kadının bir erkekle çıkması bir kuzunun kurduğun yanına gidip, ay umarım bu sefer ısırmaz demesi gibi bir şeye dönüşüyor.

Tabii erkekler erkekleri en çok öldürüyordur ama kadınları da en çok öldüren erkekler genelde hayatlarındaki erkekler daha da korkuyor. Yani onların üzerinde hak sahibi olduğunu düşünen erkekler. Zaten kadının bir erkeğin tahakkümünde olması gerektiği ve erkeğin tahakkümündeki kadına her şeyi yapabilecek olabilmesi konularını evrimsel süreçte düzeltmemiz gerekiyor. Bunlar evrim.

Ben devrimle olacağına inanmıyorum bunun. Ertesi gün hepimiz çok eşitlikçi insanlar olacağız değil. Yavaş yavaş olacak ama bu yavaşlığı bir yavaşlatma da söz konusu. Yani şu anda eğer bir kadını öldürdüğünüzde size bir şekilde bir koruma sağlanabiliyorsa daha yeni oldu bu.

Adam yanında bıçakla gelmiş evlenme teklif etmeye, yanında bıçakla. Kadını reddedince bıçaklamış. Ve hakime savunmasında ben sonra da kurban kesmeye gidecektim. Bıçak o yüzden yanındaydı dediği için bir erkeğin evlenme teklifini reddettiği için olumsuz duygularla bu cinayeti işlediği, planlamadığı öncesinde şeyiyle indirim verdiler mesela.

Sana bir şey yapacak insanın da ceza alma olasılığını düşündüğünde veya almama olasılığını düşündüğünde hani o korkun katlanıyor. Ben genelde bu evrim konusunda biraz kötümserim ya. Çok ağır işliyor yani. Biraz işte software update geçiyoruz onun üstüne.

Hani eğitimle şununla bununla ama donanım çok eskiden kalma ve o donanım etkiliyor senin nasıl işlediğini. Ben şöyle bir şey söyleyeceğim ve erkek dinleyicilerimizden öncelikle özür diliyorum. Çok güzel linçlik bir şey söyleyeceğim çünkü. Bence Anadolu toprakları için konuşuyorum.

Maalesef yani aralarında kadınlarla erkeklerin 50 yıllık bir evrim var. Niye diyeceksin? Hayatta kalmak için daha fazla zeka ve empati yeteneği geliştirmek zorunda kaldıklarından çalışacaklarsa bu işlerinde başarılı olmak için yine bir erkeğin çalıştığından daha fazla çalışmak zorunda kaldıklarından çalışmayacaklarsa da o entrika yollarını keşfetmek için veya kendisini fiziksel olarak daha iyi göstermek için bütün o yolları kazıdıklarından Bir de artı eğitimli, kendine yatırım yapmış kadın var. Onların neredeyse denkliği yok.

Onlar da çok mutsuzlar. Bir de onlar da kendilerini tinsel olarak geliştirme yollarını arıyorlar ki işe yarıyor ama yarıyor. Ama 600 saatlik meditasyonumu doldurdum, 200 saatlik hocalık eğitimi aldım da yani onun karşılığı adam nerede noktasında gelmiş. Bir sürü kadın var.

Ben sana bunun biraz daha hibrit bir versiyonu, kendi inandığım versiyonunu söyleyeyim. Benimki zaten tabii öfkeli feminist versiyonu. Hani biyolojik evrim için düşünürsen, kadınların üstündeki evrim baskısı daha az oluyor. Çünkü bir kadın aptal da olsa, akıllı da olsa ürüyor.

Ama kültürel evrim bakımından hemfikirim dediklerinde. Şunu da meriçlikten söylemiyorum, çünkü bunu sırf erkekler arasında söylüyorum. Böyle çorap kokusu dolu bir odada muhabbet ederken de yani öyle düşün. Bu yeni dünyada erkeğe bir lüzum kalmadı artık.

Yeni feminizm mücadelesinde bence erkeklerin de bu yeni dünyada ne yapacaklarının üzerinde durulması lazım. Çünkü sen erkeğe de böyle bu dünyada senin tatminkar bir hayat yaşayabilmen için izlemen gereken yol şudur demezsen senin de kadınlar için yapmaya çalıştığın şeyi mayınlayabiliyor. Aslında zaten şu anda öyle oluyor. Erkekler kadınlardan daha mutsuzlar.

Çünkü doğuştan itibaren herhangi bir tinsel gelişim, herhangi bir tatmin duygusuna sahip olmak öğretilmedi. Onlara yavrum yazık işte çalışacaksın, para kazanacaksın, bir şeylerle başarılı olacaksın. çalışmadan da bir şekilde başarılı olmanın, hakimiyet kurmanın yolunu bulacaksın öğretiliyor. Aslında şöyle girmek lazım, ben her insanın içinde eril ve dişil yanlar olduğunu düşünüyorum.

İnsan zekasının içinde eril ve dişil taraflar var. Eril tarafın aslında ifade ettiği şey o düzenli çalışma, planlı olma, atağa geçme. Dişil tarafın da ifade ettiği şey daha çok koruma, kollama, etrafındaki canlıları hayatta tutacak bir takım düzenekleri hayatta tutma, yaratıcılık gibi şeyler. Ve bu ikisi dengede olduğu zaman bir insan kendisini tatminkar bir hayat yaşıyorum noktasında hissedebilir.

Ama genelde erkeklerin içinde ve kadınların içinde de ya çok saldırgan eril haller var ya çok pasif dişil haller var. Pasif dişili nasıl ifade edebilirim? Ay hiçbir şeyle ilgilenmek istemiyorum. Zaten para kazanmak da iğrenç bir şey.

Hayat da iğrenç. İnsanlarla bağlantı kurmak istemiyorum. Saldırgan eril de hiç kimsenin hiçbir önemi yok. Para kazanmak, güçlü olmak, hâkimiyet kurmak için Aklıma gelen her şeyi yaparım gibi iki tane uç alanda salınıyoruz aslında insanlık olarak hepimiz.

Erkeklerin elinde bunu ifade edecek daha çok kaynak var ama farkındalıkları az. Neden gerçekten mutsuz olduklarını bildiğini düşünmüyorum bu insanların. Bir kadın tarafından beğenilmedikleri için veya parasız kaldıkları için mutsuz değiller. Senin dediğin gibi kendine tatmin sağlayacak bir hayatın neresi olduğunu bilmedikleri için mutsuzlar aslında.

Bunun acısını da ekonomik olarak daha önce açıklanmış bir şeydir. Hani işçi patron tarafından ezilir, eve gelir karısını ezer. Circle'ın bir de devamı gibi bir şeye dönüşüyor. Tam da dedin ya her insanın içinde aslında biraz eril dişil kısım vardır diye.

Buradan atlayış yapsak nasıl olur sence? Hani bu 8 Mart yürüyüşünde mesela translarla feministlerin arasında çıkan kavga. Translarla feministler derken de böyle sanki meydan savaşıymış gibi değil. Ama onu örnek olarak kullanıp daha geniş olarak bu konudaki kavgalardan bahsedebiliriz.

Mesela işte J.K. Rowling'in kutuplaştırıcı rolü var bu kavgada. O niye öyle girdi bilmiyorum.

Tarifi ben niye biliyorum. Tarifin ne demek olduğunu mesela. Cis olmak çok sıkıcı bir şeymiş. Bunun utancıyla yaşamak zorunda mıyım?

Bunlar benim kafamı karıştıran sorular. Yani şimdi kadın olmak sadece doğuştan getirdiğimiz bir şey değil. Edinlen tüm öğretiler, o tüm travmalar, hepsinin bir bütünü. Bunlar trans bireylerle aslında ortaklaşa paylaştığımız alanlar.

Tabii ki trans bireylerin feminist gece yürüyüşünde olması çok makul. Bende bir durum yok zaten. Benim için hiçbir sakıncası yok demek. Karanfil veren adama dönüyor çünkü.

Ama bu yürüyüşün işte temel bir takım maddeleri var. Hayatta kalmak istiyoruz. İstanbul Sözleşmesi'ni geri getirin. Gülistan 9 nerede?

Gülistan 9'yu kaybeden adam nerede? özgürlüklerimizin üzerinde bir alanda da başka bir söyleme olması lazım. O özgürlüklerin de bence cinsel özgürlüğe, cinsel olarak kendi ifade etme özgürlüğüne de sınırlanmamış olması lazım. Oradaki resmin mesela oldukça giyimsiz bir trans bireyin diğer trans bireyi öpmesi olması ve bunların ikisinin de bilinen, bunun da bir ayıbı yok, seksçi diye bir şey var, onlar da seks işçisi, buna da bir sıkıntı yok.

Ama feminist gece yürüyüşün en temel görseli bence bu olmamalı. Halk biraz daha edepli olsun, erkekler bizi kabul etsin diye değil. Şu noktada feminist bir mücadelenin içerisinde orospular vardırdan çok daha güçlü bir slogana ihtiyaç duyuyoruz. Şöyle bir şey düzenleriz.

Hayat Kadınları ve Porno İşçileri Günü yürüyüşü artık herkes yerini sergilesin anladın mı? Keşke feminist gece yürüyüşü şöyle bir çok büyük bir organizasyon olsa. Hani atıyorum Rio karnavalı gibi. Böyle başladık yürüyoruz.

Bir kortejde öyle geçiyor mesela. Ona da varım ama şu anda hala orada değiliz. Şöyle bir analogi peki olsa ne kadar uygun? Bir ateistler yürüyüşü olsun tamam mı?

Ateistler ve deistler yürüyüşü. Ve bunların gerçekten somut istekleri var. Yani arkada da işte ateist deyince bebe ağlamaya başladı. Seni ateist yapmamıza gerek yok tamam.

Diyorlar ki ya kardeşim camilere vergi vermek istemiyoruz. Hadi onu da geçtim, öldürülmek istemiyoruz. Dinsizliğimizi yaşamak istiyoruz yani. Yaşayalım.

Size de tebliğ de etmiyoruz. Yani sadece bizi rahat bırakın. Tamam. Şimdi bir grupta satanist geliyor ortama.

Bunlar garip kıyafetlerle ayin yapıyorlar diyelim tamam mı? E şimdi onlar da mağdur yani satanistte de bir sorun yok benim açımdan. Kedi kesmediği sürece bir sorun yok. Ama ertesi sabah marşetlere bakıyorsun bütün marşetler işte ateist yürüyüşü böyle falan diye satanistlerin resimleriyle dolu.

Bu da nasıl bir analoji oldu ya? Herkes linç edebilir. Satanist translar dışında herkesin lincine maruz kalabiliriz. Neyse analoji benzetme değildir diyorum.

Ve esasen sonrasında Deniz'in verdiği cevap güzel olduğu için bunu bırakıyorum. Mantıken ateist yürüyüşünde satanistlerin yeri yok. Çünkü satan zaten hani tanrı kavramını ve ona karşı bir şeyin olduğu kavramını destekliyor yani. Kusura bakmayın ama siz zaten inançlı insanlarsınız diyerek onları kabul etmeme hakkı olduğunu düşünüyorum.

O açıdan çok uygun bir analogi değil yani evet. Anonejini patlattığım için çok özür dilerim. Bu arada yine o işin bitirini de onu görmek isteyen medya da onun bir elinden tutuyor. Onun sosyal medyada en çok paylaşılan şey olması da onun elinden tutuyor.

O yürüyüşte bir tane bile İstanbul Sözleşmesi'nin neden geri gelmesi gerektiğini aklı ıslı anlatan insan yok muydu? Sosyal medyada dikkat edersen ister istemez insan beğenileri üzerinden şekillendiği için medyanın kontrolle yaptığını hemen hemen aynı yere getiriyor. Yani yine çok bir şey fark etmiyor aslında. Belki de yapmamız gereken şey öyle bir feminist skeci yürüyüşü yapmak ki kendi görselliğiyle, kendi vuruculuğuyla zaten vermek istediği mesajı bangır bangır vermek.

Ama biz o noktada da değiliz. Zaten yürüyemiyoruz yani. Taksim'e çıkman yasak. Yer vardı da yürümedik gibi bir şey de söz konusu değil.

İster istemez o arada en ufak böyle bir enteresan olan şey de daha çok paylaşıma, daha çok insanların ilgilenmesine yol açıyor. Bunu suçlayıcı bir yerden söylemiyorum. Sadece şunu söylemeye çalışıyorum. Ben trans bir birey olsam Haklarımın farkında olsam feminist gece yürüyüşüne kesinlikle katılırım.

Ama mesela hani seks işçiliği dışında bana çalışacak alan lazım pankartının altında olurum. Önde de Gülistan Dokuner de diyen bir insan varsa onun pankartını kapatmamaya çalışırım. Ben birazcık bu işlere kötümser bakıyorum ya. Belki benim fikrimi değiştirebilirsin.

Bir hareket yeterince büyüdüğü zaman fraksiyonlara ayrılması kaçınılmaz gibi görünüyor. Kendi iktidar alanlarını yaratıyorsun sonuçta. Dayanılmaz bir şey yani. Bir güç elde etmek nasıl olursa o güç.

Siz gerçek feminist değilsiniz. Gerçek feminist benim gibi bir tutuma girerek bunu yapabilirsin. Bence kimsenin çok kamplaştığı da yok. Sadece bir takım kadınlar, arkadaşlar, ya zaten ben şimdiye kadar rahimden, vajinadan bahsedebildim ki sen şimdi kadının vajinası olmasına, rahmi olmasına gerek yok doğuştan argümanıyla beni darlıyorsun ama ben bir dur, yani nasıl çocuk doğurulduğundan bahsedeyim bir rahim ağzı kanseri aşısını ücretsiz ben bir talep edeyim Allah aşkına falan gibi bir yerdeyiz.

Pedlerde özel tüketim vergisi var, bir ondan kurtulalım. Sekize düşürülmüş şimdi, yeni gördüm bugün. %18'den 8'e düşürülmüş. Bir, prezervatif.

İki, doğum hapı. Üç, ped. Yani bunları sübvanse etsin toplum. Üç kuruşluk şeyler.

Ben de feminist yürüyüşünde kendi pankartımla katılacağım. Sübvanse edin diye tek bu düşüme duracağım oradan. Bence destekçi bulursun. Ama güzel bir kıyafet giyip birisiyle öpüşmeyi denersen daha da fazla desteklenirsin.

Çalışan viralleri taklit etmek benim bişimdir. Yani genel olarak bu kadar da kamplaşma olmadığını ve en azından feminist hareket içinde de çok fazla fraksiyona bölünmenin kaçınılmaz olmadığını düşünüyorsun? Eğer gerçekten feministlik ve gerçekten bunu kadın varoluşunu bir yere getirmek için, bir kadının yetişme sürecini daha sağlıklı bir hale getirmek için yapıyorsak, herkes uzlaşmanın yolunu bulmak zorunda. Öfkeli olmalarını anlıyorum.

Ama Türk solu kadar kötü olmayacak onun sonu. Bence bir takım dersler aldı toplumlar. Hasan Cemal'in bir kitabında okumuştum. Abi hiçbir zaman Türkiye'de geçmiş geçmiş olmuyor diyor.

Siyasetteki herhangi bir şey tekrar tekrarlanabilir hale geliyor. Bir türlü geçmişte kalmıyor diyor. Ben artık son 20 yıl ve sosyal medyayla gelişen bu yeni jenerasyonla alakalı onu düşünmüyorum. Bazı şeyler artık geçmişte kaldı ama ne kadar geçmişte kaldığını bilemeyecek bir ortada yaşıyoruz şu anda.

Yani o değişim gerçekleşti. Biz sadece onun etkilerini çok daha yavaş göreceğiz. Ama geçmiş olsun. O eşlik aşıldı çoktan.

İfşa ve hadi sosyal medya linç de diyebiliriz kısmen. Bunun rolünü nasıl görüyorsun? İfşayı kaçınılmaz görüyorum. Şimdi sen bir mağduriyete uğramışsın.

Mağduriyetini geçirecek herhangi bir şeye başvuramıyorsun. Yani hukuksal olarak hakkını arayamıyorsun. Gidip karşındaki insanı ikna etmen mümkün değil ve zaten sana gelene kadar bir takım şeyler yapmış. Senden sonra da başka insanların canını yakacaktır.

Zincirleme ifşa ortaya çıkıyor. En azından kadınları uyarma kadına, evet bence ifşa yapılmalı. Ben tam olarak bu yazarların MeToo'sunun ortasına kalmıştım. Rahmen dergisi kadın yazarlardan oluşan ve o sahiplendi bir şekilde MeToo hareketini o dönemde ve bütün o Whatsapp grubunun içerisinde çok yoğun bir şekilde yaşandı bunlar.

Günlerce herkesin travmaları, herkesin yaşadığı sıkıntılar konuşuldu o grubun içinde. Gerçekten bizim için çok tetikleyici bir süreçti. Yani taciz, ipişası bir erkek için, Allah'ım hayatım çok korkunç bir şeye tekabül ediyor ama bizim hepimiz için hayatımızın çok ciddi, bizi hayatta kalmaktan bile bazen soğutan anlarına, travmalarına tekabül ediyor. Ha, ifşa dediğin şey kötüye kullanılabilir mi?

Kullanılabilir. Çünkü hukuksal bir çerçevesi yok. Sözel hukukta da bir çerçevesi yok. Yani nereye gidebileceğini ifşanın öğesi olan insana ve etrafına ne kadar zarar verebileceğini kestirmek mümkün değil.

Adalet arayışı içerisinde bir adaletsizliğe yol açma ihtimali var. Ha bir de yapıldığı zaman doğru sonuçlar alıyor muyuz? İsmini vermem gerekiyor mu bilmiyorum. Ne uykusuzdan atıldı.

Orta sayfadan aldılar sadece adamı. Ve böyle 20 tane kadın falan ifşa etti. Tweetini sildi. Sosyal medyaya karıştı gitti.

Hala gösterilerini yapıyor mu? Yapıyor. Hala büyük mizah ustası olarak anılıyor mu? Anılıyor yani.

Buradan neyi öğreniyoruz? İfşa tam olarak işe yarıyor mu? Hayır, yaramıyor olabilir. Ama kaçınılmaz mı?

Başka yolu olmayan ne yapsın noktasında da yapsın. Ama bu çok şahsi görüşüm. Dediğim gibi kontrol edilemez olması zaten bizi adalet kavramından biraz uzaklaştırıyor. Adaleti adaletli bir şekilde sağlamak istiyorsak.

Temiz bir çözüm yok zaten bunun. Yani sen ifşayı zorlaştırırsan... ...kanıt yükümlülüğünü suçlayan... Evet fularsızlar.

Tahmin edeceğiniz gibi bu noktadan sonra... ...bunca şeyi konuştuktan sonra sonunu bağlayamadım. Ham kaydını en sonunu koyuyorum görün diye.

Toparlayamayacağımı anlayınca gülmüşüm zaten. Deniz ise insan gibi cevaplamış. O zaman çok teşekkür ediyorum. Bu güzel sohbet için diye bağlayalım.

Gerçekten çok teşekkür ediyorum. Görüşmek üzere. Gerçekten bana birinizin sohbet nasıl bitirilir dersi vermesi lazım. Patronlar umudum sizde.

Belki birinizin uzmanlığı vardır. Evet, Bülent Boyacı, Zafer Faydalı, Fatih Karaca umudum sizlersiniz. Çağlar Pir, Ege Edi Siva, Rıdvan Duran, Vedat Kürşün, Emine Tekerek, Sezer Sunar, Bahadır Batır, Emel Ct, Elad Azizli. Sağ olun, var olun.

Devam bölümü için izci sözü veriyorum. Hiç bekletmeyeceğim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)