Podcast

The Bell Curve (3/3): Zeki Irklar ve Soğuk Kışlar

Fularsız Entellik

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Geldik kitabın sonuna ve en tartışmalı kısmına, yani ırklar arasındaki zeka farklarına. Kitabın tezi: Bu farklar gerçek, büyük ve kültürden ziyade genel zekaya oranlı, dolayısıyla genetik bir sebebi var. Kitabın atıf yaptığı kaynaklar üzerinden daha da ileri gideceğiz ve kendilerine "ırk gerçekçileri" (race realists) diyen grubun gittikçe fantastikleşen teorilerine de bakacağız.

.

(Duyuru: Bunca bölümdür devam etmemi sağlayan tek şey, Patreon'dan irili ufaklı destek veren sizin gibi dinleyiciler. Bu destek doğrudan bana geliyor, normal reklam gelirleri ise yapımcımla paylaşılıyor. Yok kalsın diyorsanız, buyrun buradan yakın: Safsatalar Ansiklopedisi Kısaltılmış Edisyon)



Bölümler:


(00:05) Önceki bölümün özeti.

(01:15) Gruplar arası farklara giriş.

(03:25) En zeki grup: Aşkenazi Yahudileri.

(05:25) Asyalı-Beyaz-Siyah sıralaması.

(07:05) Testleri test etmek.

(08:55) Motivasyon farkı.

(11:40) Regatta nedir?

(12:50) Eğitim kalitesi farkı kalmadı.

(13:55) Siyahlar çevrelerini yanlarında taşıyorlar.

(14:40) Fakirlik kültürü ve meritokrasi inancı.

(16:45) Spearman'ın Hipotezi: Fark genel zekada.

(17:25) Jensen ve argumentum ad Hitlerum.

(19:15) "IQ'yu Ne Kadar Geliştirebiliriz?" (1969)

(22:08) Türkiye'nin şanlı 77.'liği.

(23:28) Kafatasçılık.

(27:35) Bilimsel Irkçılık.

(28:40) Soğuk Kışlar Teorisi.

(30:35) Ad-hoc açıklamalar.

(32:20) 8 yaşındayken Kalahari'de yaşayabilir miydiniz?

(34:40) Rushton ve r-k teorisi.

(39:50) Özet ve yüksek IQ'lu destekçilerime teşekkür.




.

Kaynaklar:


Are Jews Smarter

Black-White Test Score Gap: Why It Persists

Lead Exposure Shrank IQ Scores of Half of Americans

How Useful Are National IQs?

Does Brain Size Matter?

Taxi Drivers' Brains Grow

Climate directly contributed to changes in body size

Cold Winters and the Evolution of Intelligence

Ethnographic Evidence Conflicts with the Cold Winters Hypothesis

Mortality in the Past

R-K Theory by Rushton (pdf)

Tainted Sources of the Bell Curve


.




Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

5.620 kelime · ~28 dk okuma

Evet, başlayalım. Selam flarsızlar. Bu bölümü hazırlamak için sabahladım resmen. Kafam pek yerinde değil.

İnşallah iyi gider. En son yoksulluk, evlilik, oy kullanma, diş macununu ortasından sıkma gibi birçok sosyal davranışın zeka ile ilişkisine bakmıştık. Bu ilişki en başta netti ama detaylara inince yorumlamanın ne kadar zor olduğunu anlamıştık. Çünkü eğitim ve sosyoekonomik etkileri zekadan ayıklamak pratik değil.

En sonunda da görmüştük ki, kariyer başarısı olsun, boşanma oranı olsun artık neyi inceliyorsak, zeka en önemli faktör olduğu durumlarda dahi belirleyici değildi. Çünkü etkisi genelde %10'dan, bazen de %5'den bile azdı. Yani kitap sayfalarca veriyle bir argüman oluşturmuş, sonra kritik bir veriyi notlar arasına gömüp o argümanı zayıflatmış. Şimdi de geldik kitabın en tartışmalı kısmına yani ırklar arasındaki farklara.

Transkriptin tamamını oku

Programımız dolu. O kadar çok şey işleyeceğim ki yani özetini bile geçmeye üşendim. Bu da böyle bir giriş olsun. Önceki bölümdeki tüm analizler aynı yaşlardaki beyazlar üstünde yapılmıştı hatırlarsanız.

Amaç konuyu fazla karıştırmadan bazı temel fikirleri okuyucuya kabul ettirmekti. Buna grup içi analiz deniyor. Benzer bireylerin arasındaki farkları inceliyorsun yani. Tabii bu terminoloji çok sakat.

Çünkü grup üyeliğini ırk üyeliğiyle eşitliyor. Sanki zengin ve eğitimli bir beyaz, fakir ve cahil bir beyazla aynı gruba aitmiş gibi. Neyse fazla uzatmayayım. Kitabın bu bölümü gruplar arası analize ayrılmış.

Her zamanki gibi bir liberal kolej profesörü gibi başlıyoruz. Diyor ki yazarlar, gruplar arasındaki ortalama farklar, grup içindeki farklardan azdır. O yüzden insanlara o grubun üyesi olarak değil de bir birey olarak davranmalıyız vs. vs.

Gayet standart şeyler. Sonra da özellikle Latinoların çok karışık olduklarının altını çizip, ırk yerine, sakıncalı bir kelime olarak ırk yerine etnik grup kalıbını kullanmaya karar veriyorlar. O gruplamayı da kendileri yapmıyorlar. İnsanlar kendilerini nasıl tanımlamışlarsa onu kullanıyorlar.

Bizim aslında ırk meselesi bölümünde bahsettiğimiz şeyler bunlar. Tamam, böyle başladık. Güzel başladık. Ama yine muhafazakâr lobi kuruluşu başkanı gibi bitireceğiz.

Zira kitabın bu kısmının sonuna geleceğimiz nokta şöyle özetlenebilir. IQ testlerinde gruplar arasında büyük farklar var. Doğu Asyalılar en başarılı olanlar, sonra Avrupalı Beyazlar, Amerikalılar da buna dahil, sonra Latinolar, en sonda da Siyahlar. Bu sonuçları görünce verilen ilk tepki kültürel farkları öne sürerek testlerin geçerliliğini reddetmek oluyor.

Bu yanlış. Kültürel olmayan testlerde de fark gözlemleniyor. Bazı insanlar da testleri kabul ediyorlar ama çevresel farkları sebep gösteriyorlar. Bu yanlış değil de eksik.

Irklar arasında genetik bir fark da olmalı zekaya etki eden. Bu üç maddeyi, bu düşünce akışını önceki bölümlerle birleştirirsek ortaya çıkan genel sonuç şu olacak. Herkesin eşit şartları olsaydı bile eninde sonunda ırklar arasındaki farklara paralel bir kas sistemi oluşacaktı. Peki, bu noktaya tam olarak nasıl varıyoruz?

Filmin sonunu söyledim, şimdi başa dönüp olaylar nasıl gelişmiş ona bakacağız. Her şeyden önce muhtemelen diyeceksiniz ki, bir dakika bir dakika ya en zeki Doğu Asyalılar mı? Yahudilere ne oldu? Yazar Murray'nin ağzından aktarayım.

1900'lü yılların ilk yarısında Batı dünyası içindeki onca ayrımcılığa ve katliama rağmen Yahudiler Nobel ödüllerinin yüzde 14'ünü kazandılar. O yüzyılın ikinci yarısında Nobel global bir hale geldi, her ülkeden insana dağıtılmaya başlandı ve bu oran %29'a çıktı. Yahudiler dünya nüfusunun sadece %0.2'sini oluşturuyorlar.

Alıntıyı kapatalım. Bu dolaylı bir kanıt ama alternatif açıklamaları olabilir. Belki çok kabilecidirler, hep birbirlerini kayırıyorlardır. Neyse artık.

Zaten bir alanın en tepesine bakarak hiçbir genel sonuca varamazsınız. Kadınlar da Nobel ödüllerinin sadece %6'sını almışlar ama ortalama kadın erkek IQ'su eşit. O yüzden doğrudan kanıt şart yani IQ testlerine bakmamız lazım. Bu testlerde Aşkenazi Yahudilerinin yani Avrupalı Yahudilerin tüm etnik gruplar içinde en yüksek ortalama skoru aldıklarına dair bazı çalışmalar var.

Özellikle de sözel kabiliyetleri yüzünden. Avrupalı beyazlara kıyasla 15 puan fark atıyor deniyordu bir ara. 2004'te Lin'in yaptığı bir çalışma sonucu fark yeri yayılmış, yani 7,5 puana. Bu kulağa yüksek gelmeyebilir.

Nitekim çoğu Aşkenazi Yahudisi ile çoğu Avrupalı veya çoğu Doğu Asyalı arasında pek fark yok. Ama çan eğrisinin uçlarına gittikçe grup ortalamalarındaki farkların, ufak farkların büyük sonuçları oluyor. 7,5 puanlık ortalama fark demek, Yüksek zeka sayılabilecek 130 IQ ve ötesindeki grup da her beyaz için tam 4 Yahudi bulunması demek. Tabii eğer nüfusları eşit büyüklükte olsaydı.

Yahudi nüfusu düşük olduğu için bu derece bir dominasyon yok. Her halükarda kitabın esas aldığı o National Longitudinal Study of Youth çalışmasında Yahudiler çok az sayılırlar. Aynı şekilde Amerikan yerlileri için de pek veri yok. Önemli olan Doğu Asyalılar, Latinolar ve Siyahlar.

ABD için konuşuyoruz tabii. Bu çalışmalarda da Doğu Asyalılar, Beyaz Amerikalılardan ortalamada 3-5 puan daha yüksek skor alıyorlar. Özellikle de sözel olmayan Alteslerde. Öte yandan Beyazlarla Siyahlar arasında 10-15 puanlık bir fark var.

Latinolar da bu ikisinin ortasındalar. Bu tam olarak ne demek? Aslında ırklar arasındaki IQ ortalaması farkı aynı ailede yetişen kardeşlerin arasındaki fark kadar. Aynı ırktan iki insan düşünün yani, genlerinin de yarısını paylaşıyorlar, aynı eğitime alıyorlar, aynı şekilde besleniyorlar ve yine de aralarında bir fark oluşuyor ya, işte o fark ortalama siyah-beyaz farkı kadar.

Büyütülecek bir şey değil. Ama nüfus farklarını işin içine katınca iş değişiyor. ABD'de her siyah başına 6 beyaz düşüyor. Dolayısıyla IQ dağılımını nüfusla çarpmamız lazım.

En yüksek %1'lik kesime yönelik bir eğitim programını düşünün, bir iş fırsatını düşünün mesela. Potansiyel aday havuzundaki fark 6 kat değil belki 60 kat olacak. Yüksek IQ'lu kesimin topluma orantısız bir etkisi olduğu düşünülünce bu kesim içinde aşırı dengesizlik bulunması önemli bir şey. Aynı şekilde eğrinin diğer ucundaki kesimde de siyahların orantısız biçimde fazla olmaları önemli.

Ne oluyor? Stereotipler güçleniyor. Bu sefer ortalama siyahların hayatı zorlaşıyor. Kısaca ortalamadaki ufak farklar uçlardaki dağılımları çok etkiliyorlar.

Topluma etkileri büyük oluyor. Benim burada öncelikli derdim ne? Bütün araştırmaları özetleyip de hepsinin bir sentezini yapıp size doğrusunu vermek değil. Bunu geçen bölümde tekrarlamıştım.

Asıl amacım fırsattan istifade, kritik düşünce egzersizi yapmak. O yüzden sorayım. Gruplar arasındaki bu farkları görünce aklınıza hangi açıklamalar, hangi sorular geliyor? Her konuda olduğu gibi önce verilerin güvenilirliğinden şüphe etmemiz lazım.

Daha önce bahsettik ama biraz daha sistematik gideceğim bu sefer. Bir testin yanlılığını ölçmenin birkaç yolu var. İlkin bunu dışsal etmenlerle ölçebilirsin. Yani test adil değilse öngörüleri dış dünyanın gerçekleriyle uyuşmayacaktır.

Mesela siyahlar IQ performanslarının öngördüğünden daha yüksek üniversite notlarına veya daha iyi iş performanslarına erişiyorlar mı? Böyle bir şey olmuyor. Fakat biraz daha dikkatli düşün, bu ne kadar ikna edici bir kanıt. Eğer IQ testlerindeki mevcut adaletsizlik dış dünyada da mevcutsa, o zaman test sonuçlarının dış dünya performansıyla uyumlu olması gayet normal.

Belki IQ skorları ortalama 10 puan eksik çıkıyor. Bu onların eğitimini etkiliyor, özgüvenini etkiliyor. Pygmalion etkisini hatırlıyorsunuz. İyi üniversiteler o test skorlarını kullandıkları için bunları almıyorlar.

İyi işlerde üniversiteye baktıkları için bunları almıyorlar. Yani ilk hata bir hatalar zincirine yol açıyor. Yahut bir hatalar zinciri olmuyor da paralel işleyen bağımsız hatalar var. Mesela IQ testleri de, üniversiteye giriş kriterleri de, iş performans kriterleri de farklı farklı sebepler yüzünden siyahlara bir dezavantaj yaratıyor olabilir ortalamada.

Biz de sonra düşük IQ ile düşük okul performansını veya iş performansını eşleştirip diyoruz ki bak IQ bunu tahmin etti demek ki testler objektifmiş. Ben buna aslında ilk önce epey ikna olmuştum. Yaratıcı bir açıklama olarak gelmişti. Ama ne yazık ki şöyle bir sorunu var.

IQ testleri ile diğer ölçütlerin tam da aynı oranda siyahlara karşı dezavantaj yaratıyor olmaları lazım. Sadece hayatın her alanını kapsayan bir ayrımcılık olması yetmiyor. Her adımda öyle uyumlu seviyede olacaklar ki bu ayrımcılığın varlığını bile fark edemeyeceğiz. Mümkün mü?

Mümkün. Ama bir noktada artık o kımın usturasını indirmek gerek. Bununla yakından alakalı bir başka açıklamada motivasyon. Siyahlar ortalamada daha umutsuz olabilirler.

Bu testlerin bir fark yaratmayacağını düşünebilirler. Hatta deminki muhabbete istinaden testin adil olmadığına inandıkları için motive olmazlar. E sonuçlarda farklı çıkınca bu inançları kuvvetlenir. Kısacası umursamadıklarından skorlar düşük çıkıyordur.

Bu hipotezi şimdi nasıl test edebilirsiniz? Kitap iki örnek sunmuş. İlkin şu iki farklı soruyu düşünün. Arda ardına duyduğun rakamları doğru sırayla geri sayabilmek ve sonra da sıralarını ters çevirip sayabilmek.

Herhangi bir kültürel yana olan sorular değiller bunlar, orası bariz. Şimdi ilk soru kısa dönem hafızanın direkt bir ölçüsü. Siyah-beyaz performans farkı da az oluyor. İkinci soru biraz daha işlem gücü gerektiriyor.

G yükü iki kat daha fazla. Siyah-beyaz farkına ne oluyor? O da ikiye katlanıyor. Yani deniyor ki şimdi bu sorular birbirlerine bu kadar benziyorlarsa ve ardı ardına da geliyorlarsa, arada bu kadar bir performans farkı olması motivasyon argümanını çürütüyor.

Bu ilginç bir çürütme metodu ama motivasyon eleştirisini tam karşılamıyor. Çünkü motivasyon eksikliği demek soruları hiç çözmemek demek değil. Sorunun kolaylığına göre efor harcıyorsun. Rakamları tersten saymak biraz daha uğraş gerektiriyor.

İsteksiz insanların performansları daha hızla düşüyor. Bu normal olur. O yüzden ekstra bir argümana ihtiyacımız var. O da Francis Galton'dan geliyor.

Galton'un adını serinin en başından hatırlıyorsunuz. 19. yüzyılda tepki süreleri üstüne testler yapıyordu. Bunun da zeka ile Koreli olduğunu düşünüyordu ama kanıtlayamamıştı.

Modern alet edevatlarla yapılan testler ise bu doğrultuda bir ilişki görüyorlar. Hatta modern testler daha iyisini yapıp tepki süresi ile hareket süresini ayırt ediyorlar. Yanan bir ışık sonucu elini harekete geçirmeye başlayana kadar geçen süre tepki süresi. Bir kez harekete geçtikten sonra o hareketi tamamlayana kadar geçen süre, mesela ışığın altındaki düğmeye basman hareket süresi.

Tepki süresi IQ ile Korele ama hareket süresi Korele değil. Bu da beklendik aslında. zira elimizi harekete geçirdiğimizde zaten işin düşünce kısmı bitmiş oluyor. Peki bu bilgiyi nasıl kullanacağız?

Bu bilgi gerçek hayatta ne işimize yarayacak? Öyle bir soru tipi hazırlayalım ki hem tepki süresi hem de hareket süresi ölçülsün. Tepki ile hareket arasındaki geçiş herhangi bir motivasyon farkının etki edemeyeceği kadar hızlı olacaktır. Dolayısıyla sorunun iki kısmında da benzer farklar gözlemeyi bekliyoruz.

Ama ne oluyor? Tepki süresinde siyahlar en yavaşken, hareket süresinde en hızlıları oluyorlar. Bu fark çocuklar arasında bile görülüyor. Her yaş grubunda var.

Ha işte motivasyon eksikliği argümanı bu şekilde çürüyor. Testlerdeki fark demek ki ondan ileri gelmiyor. Testlerin olası adaletsizliklerini içsel kanıtlarla ortaya koymak da mümkün. Çan Eğrisi kitabının kullandığı meşhur bir örnek de şu.

Aşağıdakilerden hangisinin arasındaki ilişki koşucu ve maraton ilişkisine benzer diye soruluyor bir teste. Seçeneklerden biri oarsman regatta. Orzm'ın kürekçi demek. Çok sık kullanılmasa da bilinir.

Regatta ise bir çeşit tekne yarışı ve gerçekten günlük hayatta kullanılan bir kelime değil. Ben yıllar boyunca hiç duymamış olabilirim. Ama esas sorun buysa yani farkı bunlar yaratıyorsa, kültürel bir yanı olmayan sorularda performans farkı olmamasını bekleriz. Regatta, Megatta da olur da Raven'ın Matrisleri gibi sorularda olmaz mesela.

Oysa o sorularda daha da büyük bir fark gözleniyor. Yani testi kültür nötr yaptığınızda siyah-beyaz farkını açmış oluyorsunuz. Buna döneceğiz. Şimdilik geldiğimiz nokta şu.

Etnik gruplar arasında biraz azalmış da olsa bir fark var ve bu sonuçlar bir gruba haksızlık yapmadan gerçeği yansıtıyorlar testler doğru. Bu şartlar altında farkları nasıl açıklayabiliriz? Benim aklıma eğitim argümanı geliyor. Siyahların okullarında yeterli kaynak yoktur belki.

Bunu test etmenin de birkaç yolu var. Okul öncesi skorlara bakabiliriz mesela. Siyah-beyaz farkı ilkokul öncesinde bile mevcut. Peki siyahların okulları hakikaten daha mı kötü diye sorabiliriz.

Eskiden ırklar ayrı tutuluyorken kalite farkı büyüktü. Ama son zamanlarda epey kapanmış. Öğrenci başına harcanan para veya öğrenci başına düşen öğretmen sayısı aynı beyazlarınkiyle. Öğretmen kalitesi farklı denilebilir.

Bunu ölçmek biraz daha zor. Ama bunu da ezecek bir veri var. Aynı okul içindeki farklar. Aynı okulda olmak demek aşağı yukarı aynı sosyoekonomik durumda olmak demek.

Aynı kaynakları kullanmak demek. Aynı kalitedeki öğretmenlerden ders almak demek. Ve yine de siyah beyaz farkı gözleniyor. Demek ki salt okul yetmiyor.

Eğitim argümanını genişletip ailenin durumunu ve ev ortamını da düşünebiliriz. Bunun etkisini ölçmek için evlat edilme çalışmaları yapılmış. Zenci veya melez çocuklar beyaz evlerde yetiştirildiklerinde ergenlik öncesi test skorları epey artıyor. Yüreklendirici bir haber.

Fakat ergenlik döneminde skorlar tekrar düşüyor ve beyaz çocuklarla fark açılıyor. Bu da beklendik aslında değil mi? Ergenlikte ve sonrasında çocukların çevreleri ailelerinkinden ayrışmaya başlıyor, bunu biliyoruz. Siyah çocukların sosyokültürel çevreleri de onları evlat edinen aileninkine değil, diğer siyahlarinkine benziyor, o ortamlarda belki kötüdür, skorlara negatif etki yapıyordur.

Bu açıklamanın esas önemi şurada. Irkları kıyaslayan bu evlat edinme veya ikiz çalışmalarına çok bel bağlamamak lazım. Bir insan nerede yaşarsa yaşasın ten rengini değiştiremiyor, onun etkilerinden kurtulamıyor. En çok dikkat çeken şey o çünkü.

Siyah bir çocuğu alıp evlat edindin diye, kendi beyaz çocuklarının maruz kaldığı çevresel etkilerle eşitlemiş olmuyorsun. Sadece beslenme gibi konularda bir eşitlik sağlıyorsundur, o kadar. Siyahlar çevrelerini beraberlerinde taşıyorlar. Şimdi madem kültür muhabbetine girdik, muhafazakarların sevdiği alakalı bir teori var, bu performans farklarını açıklamakta kullanılan, ona da bakalım.

Fakirlik kültürü, fakir fukaralık kültürü. Kabaca iddia şu, ABD'li siyahların kültürü, disiplini, çalışmayı, tasarrufu filan değil, kolay yoldan zengin olmayı, gösterişi, zararlı alışkanlıkları öne çıkarıyor. Bunlar yüzünden kronik fakirlikte devam ediyor ve sonraki neslin kaderini çiziyor. Öte yandan ABD'ye gelen göçmenler, özellikle Asyalılar, başlangıçta ekonomik açıdan ortalama bir siyahla eşitlerken, aile bağlarının kuvveti gibi kültürel faktörler sayesinde eşek gibi çalışıp biriktiriyorlar, kendi çocuklarını en iyi okullara gönderiyorlar, hırslılar.

İkinci nesilde, üçüncü nesilde de ekonomik açıdan refaha eriyorlar. Bu açıklama hem siyahların bu durumlarını bir nevi hak ettiklerini ima ediyor hem de ABD'nin yeterince meritokratik bir toplum olduğunu. Dolayısıyla milliyetçi bir beyaz açısından duble güzel bir açıklama. Kitap da bu meritokrasi fikrini ilerletiyor aslında.

Şöyle diyorlar. Mesela aynı IQ'ya sahip bir beyaz ile bir Latino'nun üniversite diploması almaları veya beyaz yakalı bir iş sahibi olmaları ihtimalleri aynı. Onlarla aynı IQ'ya sahip bir siyahın üniversite diploma edilme şansı daha bile yüksek. Yıllık maaşlarını kıyasladığımızda bu insanların sadece birkaç yüz dolar fark görülüyor.

Tüm bunlar toplumun kölelikten bu yana ne kadar ilerleme kaydettiğine işaret. Tabii kitap genel olarak IQ kalıtsal, sabit ve genetik gördüğü için bu çıkarıma varabiliyor. IQ daha çevresel, daha değişken bir şey olarak görürseniz, diğerleriyle aynı IQ'ya sahip olan siyahların sayısının azlığı zaten toplumun meritokrasiden uzak olduğunu kanıtı. Neyse şimdi bu noktaya kadar ne demiş olduk bir özetleyelim.

Farklar gerçek. Temel eğitim kalitesi bunu açıklayamaz. Benzer sosyoekonomik arka planda dahi siyah beyaz farkı var ama o farkın büyüklüğü ve sebebi biraz tartışmalı. Artık gelelim Zurna'nın zırt dediği yere yani genetik açıklamalara ve Spearman'ın hipotezine.

Spearman'ı hatırlıyorsunuz, g-faktörü ve g-yükü fikrini ortaya atmıştı. G-yükü neydi? Bir testin sonuçları diğer bilişsel testlerle ne kadar ilintili, dolayısıyla varsayılan bir genel zekayı ne kadar yansıtıyor, bunun bir ölçütü. Spearman'ın hipotezi denilen şey şu.

IQ testlerindeki siyah-beyaz farkı, testlerin G yükü ile Koreli, yani o yük arttıkça beyazların performans avantajı da artacaktır. Bunun ima ettiği şey ne? Irklar arası farklar, gerçek genel zekadaki farkları yansıtıyor. Onun da ima ettiği şey, bu farklar en azından kısmen genetik kaynaklı.

İşte bütün tantana buradan çıkıyor. Aslında bu hipotezin Spearman'la pek alakası yok. Çok sonraları Arthur Jensen bu ismi veriyor. Jensen Çanerisi kitabında iki düzine kadar atıf aldığı için ve zeka araştırmacıları arasında en tartışmalı isim olarak seçildiği için üzerine zaman harcamaya değer bir figür, etrafında neredeyse bir kişi kültü oluşmuş.

Çünkü hem söylenmeyecek ne varsa söylemiş hakikaten hem de bunu sürekli halk önünde tartışan bir ideolog olarak değil de Sadece akademide kalan, konunun halka yansımalarını umursamayan, hatta o işlere belki kafası basmayan biri imajıyla yapmış. Buna ırkçı mısın diye soruyorlar mesela. Hayır demek yerine, bunun üstünde uzun süre düşündüm ve bir önemi olmadığına karar verdim diyor. Demek istediği, veriler ortada, benim ırkçı olup olmaman bunları değiştirmeyecek, etkilemeyecek.

Bütün bunlar onu daha dürüst, daha objektif, daha masum biri olarak görmemize yol açıyor. Bunun tersi de mümkün. Yani bu kişi kültürünün bir de zıttı var. Araştırma yaparken mütemadiyen Pioneer Fund denen bir fondla alakasına dikkat çekiliyordu karşılıkları tarafından.

Toplamda 1 milyon doları aşan destek almış onlardan. Genel olarak bu fondan para alan birçok kişi atıf almış çan eğrisinde. Bakıyorsun Pioneer Fund ne? İlk kurulduğu 30'lu yıllarda Eugenic için çalışan, nazilerin bu konulardaki yayınlarını da Amerika'ya getirmiş bir kuruluş.

O zamanlar sempati besliyorlar nazilere. İşte sihirli kelime de nazi zaten. Bunu söyledik, artık bunu duyunca konuya bakışınız etkilenecektir. 30'lardaki fon ile 80'lerdeki aynı mı?

Aynı olsa bile araştırma sonuçlarını dikkate almamaya yeterli sebep mi bu? Bunları merak bile etmeyeceğiz. Kısacası her şey çerçeveleme, her şey anlatı meselesi. Biz de bunların çok üstünde değiliz.

Neyse. Neymiş bunca tantanın kaynağı? O zaman bir bakalım. Şu Jensen'ın fikirlerinin detayına inelim.

Onun ünü 1969'da Harvard Educational Review'da yayınladığı 100 sayfalık bir makaleye kadar gidiyor. IQ'yu ve akademik başarıyı ne kadar geliştirebiliriz isimli. Bir literatür taraması aslında diyor ki çocuklara yönelik eğitim programları pek işe yaramıyor. Daha sonra yakın gelecekte diyor düşük IQ'lu insanlar iş bulamayacaklar.

Tabi 30 sene sonra yazılmış olan kitapta gördüğümüz üzere bu öngörüsü doğru çıkmadı. En düşük IQ'lu %5'lik kesimde bile 10 kişiden 7'si hala çalışıyordu. Neyse sonra diyor ki, ırk diye bir şey var, her ne kadar karışmış olsak da bu bir gerçek, kendimizi bir ülkedeki etnik gruplarla sınırlamayalım o yüzden tüm ülkelerdeki Doğu Asyalılara, Beyazlara ve Siyahlara bakalım, bunları öyle kıyaslayalım. Böyle yapınca da IQ skorları aynı sıralamada çıkıyor.

Yani sadece ABD'dekiler değil, Japonya'da, Çin'de, Kore'de yetişen Asyalılar da Beyazlardan yüksek skor alıyorlar. Yahut ters taraftan soralım, Afrika'daki Siyahların skorları nasıl? ABD'deki siyahlarla nasıl kıyaslanıyor? Onların ABD'deki siyahlardan daha iyi performans göstermelerini bekleyenlerin bir hipotezi vardı.

Şunu diyorlardı, ABD'dekilerin tarihi tecrübeleri çok özel. O tecrübe hem kendi kültürlerini değiştirdi, hem de ülkenin kalanının onlara karşı tutumunu değiştirdi. Bu da o etnik grubu geri bırakıyor. Afrika'daki siyahlar bu tecrübeden geçmedikleri için onların skorları daha çeşitli çıkacaktır, ortalaması da daha yüksek olacaktır.

Genetik açıdan da bunu bekleriz değil mi? En azından ben bunu beklerdim, buna paralel bir sonuç. Diyordum ki ABD'ye götürülen siyahlar belli bölgelerden alınmışlar ve doğal olmayan çok sert bir seçilme maruz kalmışlar. Bu süreçte tesadüfen zeka ile ilgili genlerde bir değişiklik olması mümkün.

Oysa Afrika'daki genetik çeşitlilik yüksek, her noktasında birden zekayı geri bırakacak mutasyonların yayılması zor bir şey. Dolayısıyla diğer gruplara yakın olmalı. Ama Jensen'ın yaptığı literatür taramalarında sahra altı Afrika'nın ortalama IQ'su 75 çıkıyor. ABD'li siyahlardan 10 puan düşük.

Irklar arası farkın genetikten kaynaklandığına inananlar bu sonucu bir kanıt olarak görüyorlar. Zira ABD'deki siyahlar ortalamada %20 oranında Avrupalı beyaz geni taşıyorlar. O yüzden de saf Afrikalılardan yüksek çıkmaları onların beklediği sonuçtu. Hatta Jensen sonradan daha da ileri gidiyor.

2005'te yazdığı bir literatür taramasında melezelerin ten rengini siyah-beyaz karışımının bir ölçüsü olarak farz eden araştırmalara bakıyor. Soyları ne kadar karışmış yani. 18 araştırmadan 16'sında daha açık tenli zencilerin kara tenlilere göre yüksek skor aldığını görüyor. Gerçi bu korelasyon epey zayıf 0.1 kat sayısı ve adı üstünde bir korelasyon yani açık tenli zencilerin de sosyoekonomik primitte daha üstte yer almaları daha sömürgecilerin zamanında yapılan uygulamaların bir sonucu olabilir.

Bu arada Richard Lane isimli bir araştırmacı 2002'den beri ülke bazında IQ verisi yayınlıyor IQ and the wealth of nations adı altında. Türkiye'ye bakarsak 86 puan ile şanlı 77.likte. Diğer bir de işte Türkiye ortalaması ABD'deki zenci ortalamasıyla aynı.

Yani ne zaman onlardan bahsediyorsak kendi toplumumuzdan bahsettiğimizi düşünün. Tamam, IQ farklarını dünya genelindeki 3 büyük gruba genelledi Jensen. Sonra oturdu, farklı testlerin çevreselliklerini hesapladı. Kardeşlerin skorlarına bakarak yapıyor bunu.

Kardeşler genlerinin yarısını paylaşıyorlar ya, o yüzden normalde skorları bir miktar benzeşecek. Eğer bir test çevresel etkileri ve kültüre pek bağlı değilse, ayrı yaşayan kardeşlerle beraber yaşayan kardeşlerin skorları aynı oranda birbirine benzeşiyor. Çevrelerinin farklı olmasının bir etkisi yok teste. Test çevreye bağlıysa, farklı oranlarda benzeşecekler.

Velhasıl çevreye bağlı olmayan testlerdeki siyah-beyaz farkının daha büyük olduğunu buluyor. Buradan aldığı Feyze'de birkaç sene sonra benzer bir ilişkiyi testlerin G yüklerini kullanarak buluyor. İşte Spearman'ın hipotezi dediği de bu. Bu noktada ırklar arasındaki farkın çevresel olduğu fikrini çoktan çöpe atmış vaziyette.

Artık farkın en az yarısının belki %75'inin genetik kaynaklı olduğunu iddia ediyor. Peki, Jensen o noktada durmuş muydu? Hayır, esas bomba kısma geliyoruz. Kafa tası ölçüm işine giriyor, IQ ve beyin hacmi arasında bir ilişki buluyor.

Doğu Asyalıların beyni Avrupalılardan 17 cm3 daha büyük, Avrupalılarınki de Afrikalılara kıyasla 80 cm3 daha büyük. Bunlar da IQ farklarına paraleller. Şimdi bu özellikle acayip bir iddia. Ekstra acayip bir iddia.

Beyin büyüklüğü ile zekanın bir alakası varsa ilk akla gelen şeylerden biri kadın erkek farkı olacaktır. Kadınların beyni ortalamada %10-11 daha küçük. Cinsler içinde daha da büyük kafatası ve beyin hacmi farklılıkları var. Bu da zekaya yansımıyor.

Anektodal bir örnek kullanayım. Rus romancı İvan Turgenev'in otopsisinde ölçülen beyin ağırlığı 2 kilodan fazlaydı. Einstein'ınki ise sadece 1230 gram. Geçmişten ilginç bir örnek vereyim.

Neandertallerde kadınların beyni, dişilerin beyni neredeyse 1500 santimetreküp. Bizim modern erkeklerin kimden? Benimkinden daha büyük yani. Üstelik neandertaller bizden daha kısaydılar ve daha şişman değildiler.

Yani boya ve kiloya göre normalize edersek aramızdaki zeka farkının iyice büyük olması lazım onlar lehine. Ama öyle olmamış veya öyle oldu da başka bir şeye kurban gittiler. Birçok ayrıntıyı bilmiyoruz sonuçta. Yine de Jensen aynı boy, aynı kilo ve aynı cinsiyetteki insanların beyinlerini kıyaslamaktan vazgeçmiyor ve genel zeka ile arasında hakikaten bir bağlantı buluyor.

Bu bağlantının ne kadar kuvvetli olduğu tartışmalı. Jensen'ın zaten deminden beri saydığım her iddiası tartışmalı. Zira ölçüp biçmenin kolay olduğu bir şey değil beyin. Bu beni baya şaşırttı.

Eskiden kafatasını dışarıdan ölçüyorlardı. Fosiller üstünde çalışanlarsa kafatasının iç hacmini ölçüyorlardı. Bazıları da otopsi yapabiliyorlar. Orada beyin tartılıyor.

Ama o da ölümden ne kadar süre sonra tarttığına göre değişiyor. Modern tarama tekniklerine bakıyorsun, beyni doğrudan ölçebiliyoruz. Bu seferde neye oranlayacaksın sorunu var? Boya mı, kiloya mı, body mass endeksine mi?

Kısacası tartışmalı sıfatını duyunca aklınıza sadece politik doğruculuk gelmesin, hassasiyetler gelmesin. Zor iş bilim yapmak. Neyse biz Jensen'a ve ırk bazındaki beyin hacmi farklarına dönelim. Diyelim ki hakikaten var böyle bir şey.

Neden olabilir? Bildiğimiz bir şey var. O da genel olarak soğuk iklimlerde vücutların büyüdüğü. Hem bugünkü durumdan belli oluyor bu, hem de fosil kayıtlarını tarihsel iklim tahminleriyle eşleştiriyorlar.

O zaman belli oluyor. Ama beyin büyüklüğü, vücut büyüklüğünü birebir takip etmek zorunda değil. Bu konuda bir teori, vücut büyüklüğünün iklime, kafa tası büyüklüğünün ise iklimden ziyade o bölgedeki diğer yaşama bağlı oldu. Büyük hayvanları avlamak zorunda kalan topluluklarda beyin biraz daha büyümüş, avlanmak için gerekli yetenekler belki bununla ilişkiliydi veya avlanmak sosyal bağları iyice kuvvetlendiriyordu.

Neyse artık, beyni büyütme yönünde bir baskı var yani. Bu arada iklim önemsiz değil. Onun da bir etkisi var. Çünkü büyük beyin daha çok enerji tüketiyor.

Dolayısıyla iklim yeterince stabil olmalı. Ekstra kaloriyi sağlayabilmeli. Eğer 10 senede bir ani kuraklıklar yaşanıyorsa, av hayvanları nüfusu yok oluyorsa mesela, o zaman o büyük beyinli atalarımız da ölüp giderler. Velhasıl belki de Doğu Asya'ların ataları böyle ortamlardan geçtiler.

Beyinleri oransal olarak daha büyük kaldı. O da genel zekaya yansıyor. Teori böyle. Tabii bu doğruysa soracaksınız, neden şu anda eski moca konuşmuyoruz biz?

Neden dünyanın hakimi onlar değiller? Ya bir de beyin büyüklüğü farkını buldum da ne oldu sorusu var. Birkaç sene öncesinden bir MRI çalışmasına örnek vereyim. Irklara odaklanmıyor bunlar, genel bakıyorlar.

Vücuda orantılı olarak beyin büyüklüğü farkları, bireyler arasındaki zeka farkının yaklaşık %10'unu açıklayabiliyor diyorlar. %10 şimdi kayda değer bir etki. Çok büyük değil, çok küçük de değil. Ama ne yönde bir etki?

Bu insanlar büyük beyne sahip oldukları için mi zekiler yoksa beyinlerini kulağına kulağına mı büyüttüler? Londra'nın taksi sürücüleri meşhurdur. Bir sürü karışık rota ezberlediklerinden onların beyin hacimleri kariyerleri boyunca değişiyor, artıyor. Yani beyin büyüklüğü çevreyle etkileşimle bağlı.

Bu noktada sesim biraz farklı gelebilir çünkü orijinal kayıtta artık konuyu toparlamaya başlamıştım ama yayından önce son bir kalite kontrolü yaparken dayanamadım ve bilimsel ırkçılık hakkında bir şeyler eklemek istedim. Bu seriye sizi illa şu konuda şu yönde ikna edeyim gibi bir derdim olmadan başladım. Zaten seri boyunca kendi fikirlerim de değişti. Mesela eskiden IQ'nun kişilerin kaderinde çok daha belirleyici olduğunu düşünüyordum.

Gruplar arasındaysa tamamen işe yaramaz olduğunu düşünüyordum kültürel farklar yüzünden. Ayrıca bu konularda araştırma yapmayı da daha kolay sanıyordum. Bunlar hakkındaki fikirlerim değişti. Ben de sizle beraber öğreniyorum birçok şeyi.

Ve genel olarak yeni bir şeyle karşılaştığımda ilk tepkim ''Aa ne ilginç, acaba nasıl kurcalarız bu fikri?'' şeklinde oluyor. Ama işte herkes öyle saf saf yaklaşmıyor bu konulara. İspat etmek istedikleri bir şey var.

Bunu önceden biliyorlar, o şekilde yaklaşıyorlar. Ondan sonra veri aramaya başlıyorlar. Ona göre argüman kuruyorlar. Biraz önce bahsettiğim soğuk iklim ve avlanma fikri buna mükemmel bir örnek.

Cold winters yani soğuk kışlar teorisi olarak geçiyor bu fikir. Bunu popülerleştiren kişi Richard Lin. Hani bahsettiğim ulusal IQ veri tabanını oluşturan Lin. Bu arada o verilere de pek güvenmemek lazım.

Birçok ülkedeki örnekler ülke nüfusunu doğru temsil etmiyormuş. Ama Lin tabii kendi verilerine güveniyor. Bunları bir harita üstüne yansıtıyor ve bakıyor ki Ekvator'a yakın ülkelerde düşük IQ ortalamaları var. Bunu şu şekilde açıklıyor.

Ekvator'da mevsimler olmadığı için ve yemek bol olduğu için hayatta kalmak kolaydı. Kuzeye gidildikçe farklılaşan mevsimler ve artan avlanma gerekliliği insanları bilissel olarak ilerlemeye itti. Özellikle de soğukla boğuşmak için insanlar çok yaratıcı olmak zorundalardı. Bunu başaramayan gruplar öldüler, kalanlar genlerini yaydı.

Bu da o bölgelerdeki ortalama zekayı arttırmış oldu. Gayet ilginç bir teori gibi duruyor. Biz de her zamanki gibi zevkine bunu kurcalamaya başlıyoruz. Eski mollardan zaten dem vurmuştum ya, neden dünyanın hakimi değiller diye.

O işin dalgası biraz tabii. Fakat en azından IQ testlerinde çok başarılı olmalarını bekleriz değil mi? Nesillerdir yaşadıkları coğrafyalar hem çok soğuk hem değişen gece-gündüz dengesi var yani ona da adapte olacaksın hem de avlanma tek yol. Aşkenazilerden daha zeki olmalılar.

Oysa Lin'in kendi verilerine göre onların IQ'su 91. Lin ne diyor buna? Ya evet sanırım teorimi değiştirmem gerek diyecek hali yok. Efendim o kadar kuzeydekiler zeki değiller.

Çünkü zekileşmek için herhangi bir evrim için mutasyon lazım. Yani koşullar zeki bireylere avantaj sağlayacak koşullar. Ama işte zeka için gereken mutasyon olmadığı için seçilim gerçekleşmiyor. Bu mutasyonlar için yüksek nüfus gerekli.

Asya'da, Avrupa'da gerçekleşiyorlar. Oralarda zeka yönünde bir seçim baskısı biraz daha düşük olabilir. Ama en azından mutasyon gerçekleştiği için yani ilk adım gerçekleştiği için evrim de eninde sonunda gerçekleşebilmiş. Şimdi bu tip açıklamalara ad hoc açıklamalar denir.

Yani o anki durumu kurtarmak için yapılırlar. O eleştiriye özel olarak yapılırlar. Eskimo'ların Avrupa'dan kuzeye giderken vücutlarının geçirdiği değişimlere bir bakın. Bunları yaratacak kadar mutasyon geçirebilmişler ve seçilim de olmuş.

Ama zekayı değiştirecek mutasyonlar için nüfusları çok küçük kalmış. Hadi bu neyse. Peki Afrika'dan ilk çıkan grupların kuzeye ilk giden gruplarında nüfusları küçücük değil miydi? Demek ki onlar da zeka mutasyonu geçiremeyeceklerdi.

Çok küçük nüfusları var. Ama zeki olmadan nasıl o yeni ortamlara uyum sağlayıp ürediler? Yani dairesel mantığa bakın. Zekileşmek için fazla nüfus lazım.

Oraya adapte olup üreyebilmen için de zeka lazım. Bu sadece eskimi olar içindi bu arada. Bir sürü karşı örnek bulunabilir. İnsanlık Avrupa'ya ve Asya'ya yayıldıktan sonra, nesillerce farklı ortamlarda yaşayıp soğuk kışlar geçirdikten sonra, Bering boğazını kaplayan buzullar üstünden Amerika kıtasına geçiyor.

Yani o noktada çoktan zeki hale gelmişlerdi diye bekleriz. E o zaman niye bugünkü IQ ortalamaları 86? Alaska'dan aşağılara yayıldıkça zekalarını niye yitirmiş olsunlar? Hadi Ekvator'a yaklaşırken bir şekilde yitirdiler.

Orada da durmamışlar ki güneye devam etmişler. Çok soğuk yerlere, çok yüksek yerlere, gerçekten de yaşamanın çok zor olduğu bir sürü yere yayılmışlar. Hadi onu da geçelim. Neandertaller var.

Avrupa ve Asya'da yüz binlerce sene yaşadı bunlar. Avlandılar. Genelde Akdeniz çevresindeler. Orada görülüyorlar ama İngiltere'ye kadar da gitmişler.

Oranın soğuğunu bir güzel yemişler. Bunların beyinlerinin büyük olduğunu da gördük vücutlarına oranla. Ama kültürleri bizim en geri Homo sapiens kültürü kadar bile sofistike değil. Yani birini açıklasan, ikisini açıklasan yetmiyor ki.

50 tane ad hoc açıklama lazım. Zaten teorinin en temel varsayımı da şüpheli. Afrika sıcağında hayat gerçekten daha mı kolaydı? Lin'in kendi verilerine göre Bushmenler, Güney Afrikalı avcı toplayıcılar bunlar, sadece 54 IQ sahibiler ortalamada.

Bu o kadar düşük ki Batı'da bu seviyedeki insanlar zihinsel engelli oluyorlar genelde. Yardım almadan yaşamaları zor. Lin bu durumda bir gariplik görmüyor ama şöyle savunuyor. 8 yaşındaki bir Avrupalı çocuğun IQ seviyesi bu diyor.

8 yaşındaki bir çocuk da birçok şeyi kendi yapabiliyor. Eskiden bu yaşta çalıştırılıyorlardı. Tabii ki meyve toplamasını da, yumurta toplamasını da, yağmur suyu biriktirmesini de öğrenebilir. Bakın kastettiği buşmenlerin bazıları Kalahari Çölü'nde yaşıyorlar on binlerce senedir.

8 yaşındaki çocuk zekasıyla Kalahari Çölü'nde ayakta mı kalacaksın? Ne meyve toplamasından bahsediyorsun? Oranın sıcağına ve kuraklığına uyum sağlamak niye Kuzey'in soğuğuna uyum sağlamaktan daha kolay olsun? Üstelik orası hep sıcakta değil.

Kışın geceleri sıfır dereceyi görüyor. Ama Lin bu örneği kaçırmış. Çünkü teorisini daha makul yapabilmek için ülkelerin ortalama sıcaklığını kullanmış. İyi de hayatta kalmanı ortalamalar belirlemez ki uçlar belirler.

Senenin en soğuk veya en sıcak 10 gününe 15 gününe adapte olamayacaksan ertesi seneyi göremeden ölürsün. O günlerde uçağa atlayıp tatile gidemeyeceksin ki yine orada geçireceksin. Daha önemlisi, bir topluluğun ne kadar kuzeyde olduğu kesinlikle yeterli bir kıyas yöntemi değil. Aynı enlemde olup bambaşka hayatlar yaşayan bir sürü topluluk var.

Enleme göre değil, biyoma göre adapte oluyor topluluklar. Hepimiz aslında içip içip bu ayarda teoriler üretebiliriz. Ne olacak ki? Alın mesela bir tane benden.

Diyorum ki bence tropik kuşakta hayatta kalmak çok daha zor. Çünkü çok daha fazla canlı çeşidi var. Birçoğu da seni öldürebilir. Bunların hepsini aklında tutman lazım.

Yemek bolluğu yüzünden zeka pek gelişmemiş mi dedin? Hay hay, tersini uydurayım. Yemek bolluğu yüzünden nüfus çok artıyor. Diğer bireylerden ve gruplardan uzak yaşayamıyorsun, izole olamıyorsun.

O yüzden illaki karmaşık sosyal ilişkiler geliştirmen gerekecek. Belki yüzlerce bireyi tanıman gerekecek. Sosyal ilişki de zeka açısından çok önemli. Beynimiz neden büyüdü sorusuna verilen en yaygın cevap bugünümüzde.

Öyleyse tropiklerdekiler daha zekiydiler. Buyurun makalemi yayınladım huzurunuzda. Kendini Jensen'ın müridi olarak gören ve beraber makalelerde yayınlamış olan Kanadalı psikolog Philip Rushton daha da ileri gitmiş. Aynı teoriyi zekanın ötesinde karakter özelliklerine de uyarlıyor.

Mesela saldırganlık. Diyor ki insanlar kuzeye göçtükçe karınlarını doyurmak için avcılığa daha çok yaslandılar. Özellikle büyük avlar için koordinasyon gerekli. Bu da erkekler arasındaki ilişkileri kuvvetlendirdi.

Bu sayede saldırganlık azaldı, sosyal ağlar karmaşıklaştı, örgütlenme yetenekleri ilerledi. Şimdi burada kalmıyor Aştın. Dedim ya bunlar saf saf teori tartışan tipler değiller, bir amaçları var. O amaç da güncel sonuçlara varmak.

Bugün zenciler suça ve saldırganlığa daha yatkınlar. Bunun da işte genetik bir sebebi var. Yani bu hep böyleydi, hep de böyle kalacak. Veya zenciler bir araya gelip medeniyet kuramazlar, sosyal kurum işletemezler.

Sebebi işte bu evrim diyebilmek. Eğer ciddi bir bilim insanıysan önce varsayımlarını test edersin. Kuzeye gidildikçe gerçekten de avlanma ihtiyacı artıyor mu mesela? En başta bunu demiştik.

Bunun araştırması var. Değişik enlemlerdeki avcı toplayıcıların kalori kaynaklarına bakıyorlar. ve av hayvanlarının payı gayet sabit, hennemden bağımsız bir şekilde. İşin toplayıcılık kısmı azalıyor, onun farkını balıkçılıkla kapamış toplumlar.

Balıkçılık için de koordinasyon gerekmiyor. Yahut şartlar zorlaştıkça erkekler arası saldırganlık niye azalsın ki? Sırf avlanma yüzünden. Kıt kaynaklarının barış getirdiği, milleti birbirine kenetlediği kaç coğrafya var Allah aşkına?

Esas bunların kolay hayat dedikleri yerde erkek saldırganlığına gerek yok. Dişi de bol, zaman da bol, yemek de bol. Ne için kavga edeceksin? Rushton böyle bir iki teoriyle kalmamış.

Cinsel alışkanlıklardan çocuk yetiştirmeye 60 kadar ayrı özelliği ve davranışı Doğu Asyalı Beyaz Siyah sıralamasına oturtmuş. Bunları da işte bu soğuk kış modeliyle açıklıyor. Hatta üstüne ekolojideki RK seçim modelini alıp ırklara uyarlamış. Yani diyor ki Kuzey'e giden topluluklar zor şartlar yüzünden daha az çocuk sahibi oldular ve çocuk başına daha çok yatırım yaptılar.

Afrika'da kalanlar ise çok çocuk yapıp çocuk başına yatırımı düşük tuttular. Bu bir kültürel strateji olarak da kalmadı. Genetik bir adaptasyon oldu. Bu yüzden işte bugün dahi siyahlar çocuklarına fazla iyi bakamıyorlar.

Asyalılarsa aksine eğitime büyük önem veriyorlar. Ben bu teoriyi yerden yere vurmayan bir tane kaynak görmedim. Çünkü o RK modeli, RK modeli veya neyse, genel olarak demode olmuş bir model, insan gruplarını uyarlamaksa ekstra sorunlu. Benim bile akıl edebileceğim bir tanesi şu ki, yakın zamana kadar her yerde çocuk ölümü oranı yüksekti.

Antik Yunan, Cumhuriyet Dönemi Roması, Mayalar, Samuray Dönemi Japonyası, Aztekler, Sanayi Devrimi Almanyası ya hangi döneme, hangi topluluğa bakarsan bak, bebeklerin yaklaşık dörtte biri ilk sene içinde ölüyorlardı. Her iki çocuktan biri de 15 yaşını göremiyordu. Hani belli bir iklim kuşağında bebek ölüm oranı %10 olur da diğer kuşakta %50 olur, o zaman ulen acaba dersin bu teori mantıklı olabilir ama bu şartlar altında tamamen manasız. Genel bir absürtlük de şu, bu teorileri yayanlar kendilerini Batı medeniyetinin koruyucuları olarak görüyorlar.

Öyle pozisyonlandırıyorlar. Batı medeniyetinin kökü Antik Yunan ve Roma. Akdeniz'in ılıman ikliminde ekmek elden su gölden yaşayan tiplerin medeniyeti. Daha doğrusu ekmek Mısır'dan.

Antik dünyanın tahılambarı Mısır. Avrupa'da daha zorlayıcı iklimlerde yaşayan halklara ise bunlar barbar diyorlardı. Onları insan olarak bile görmüyorlardı bazen. Düşünsene mesela bir İranlının, bir Mısırlının, bir Yunanın.

Gidip de yüzlerce yıl bir şehir bile kuramamış tiplerle tanışıp sonra da ya bunlar acayip zekiler. Örgütlenme becerileri ne kadar yüksek, saldırganlıkları ne kadar az, eğitime ne kadar önem veriyorlar. Bize 10 basarlar. Biz galiba balına kazandık.

Böyle dediğini düşünsene ya. Şimdi bunlara gülüp ediyorum da bu saçmalıkların gerçek etkileri var. Geçen gün bir makalede okudum. Seksenlerde Kanada'da psikoloji okumuş bir kadın tarafından yazılmıştı.

Koca psikoloji dersindeki tek zenci oymuş. Profesörü kim? İşte bu Raştın. Önce ufak ufak alıştıra alıştıra bu tip şeylerden bahsetmiş sınıfta.

Sonra günün birinde öğrencilerden biri ırklar arası bir davranış farkı hakkında bir teoriye bakıyor. Parmağını kaldırıp soruyor. İstisnalar olup olamayacağını merak etmiş. Tabii ki olabilir demiş hoca.

Yalnız siyahlar için zor. Düşünsene şimdi o kadının yerinde olduğunu. Herkesin aklına gelen ilk kişi sensin. Belki dönüp bakanlar var, sırıtanlar var.

Hepsinden daha zeki, daha çalışkan olabilirsin. Ama o dakikadan sonra kimse sana artık aynı gözle bakmayacak. Rushton yıllar boyunca bu şekilde devam etmiş. Kanada'nın en çok tartışılan akademisyeniydi.

Adalet Bakanı filan araya giriyor. Üniversite açıklama yapıyor ama özellik var. Kendisi de full profesör. Kovulmuyor.

Bir yandan da kendini akademiyle sınırlamıyor. Jensen'ın aksine. Tv'lerde tartışmalara giriyor, neo-nazi yayınlara çıkıyor, konuşuyor da konuşuyor. Ve sonunda o zamana kadar çok destek aldığı o Pioneer Fund'a başkan oluyor.

2012'de kanserden öldükten sonra da fonun başına kim geçiyor? Richard Lin. Al gülüm ver gülüm, hepsi aynı grupta. Evet flarsızlar, içimde kalan şeyleri de döktüm.

Artık kaydı, rahat rahat salabilirim. Chaneyris'i kitabındaki konuları neredeyse bitirdik diyebilirim. Kendi içinde bir triloji olarak tamamlamış olduk bunu. Neredeyse diyorum çünkü geriye esrarengiz bir durum kaldı.

Bugün gördüğümüz kafatası muhabbetlerinin, onun da öncesindeki argümanların amacını bir hatırlayalım. Gruplar arası bilişsel farkların büyük olduğunu ve büyük oranda da genetik olduğunu kanıtlamaya çalışıyorlardı. Ama özellikle Afrika'daki IQ istatistikleri yazarlar için bir sorun teşkil ediyor. Bir kere aşırı düşükler.

Sahra altı ortalaması 75 çıkmıştı. Üstelik son 50 senede tam 15 puan yükselme kaydedildi ve aynı dönemde Avrupa'da 10 puan yükselme vardı. Bu gidişle fark kapanır mı? Yani bu farkların kökü genetik olsaydı bu kadar hızlı bir değişim görür müydük?

Evet defalarca sözünü verdiğim Flynn etkisine nihayet geldik. Onunla birlikte de modern genom araştırmalarının vardığı sonuçlara bakacağız. O da bizi biraz hayal kırıklığına uğratacak. Yine dolu dolu bir bölüm olacak kısacası.

Bugünkü bölüm size faydalı olduysa Patreon destekçilerime bir teşekkür ediverin. Yücel Balım, Salih Ünal, Savaş Günata, Nezih Can, Banu Yelkovan, Deniz Silahçılar, Erman Korkut, Berk, Mr. X ve Tunç Mart. Hepinize iyi haftalar.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)