Podcast

Doktor Işıl Arıcan ile Aşı, Para ve Özgürlük Üzerine

Fularsız Entellik

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Yeni yılın ilk bölümünde, Dr Işıl Arıcan (@isil_arican) ile beraber dünya kadar şeyden bahsettik: ABD, bilim okuryazarlığı, risk algısı, aşı ekonomisi, otoritelere güven, fikir değiştirmek, özgürlükçülük, Yalansavar ve ilk defa sosyal medya önünde gerçek zamanlı bilim yapılması. Bu yılın en uzun bölümlerinden biri olacak kesin ve daha da uzun bir hali (daha doğrusu daha az kesilmiş ve monologlarımdan arındırılmış olan hali) Patreon'da.





Bölümler


(00:01:00) Ne konuşmadık

(00:03:40) Ne konuştuk

(00:04:25) "Big Pharma'nın adamı"nı tanıyalım

(00:07:45) Yalansavar

(00:08:55) "Techbro özgüveni"

(00:09:55) Bilim okuryazarlığı

(00:16:10) İlk kobaylar: Sağlık çalışanları

(00:17:55) FDA onayı ve uzun vade risk

(00:20:00) Temel oran kavramı ve miyokardi

(00:22:10) Türk Yoğun Bakım Derneği araştırması


(00:24:15) Anekdotlar ve VAERS veritabanı

(00:31:30) Aşı ekonomisi ve "34 milyar dolar" (People's Vaccine Alliance)

(00:38:20) Pandeminin kazanan ve kaybedenleri (Financial Times)

(00:43:30) Servet Transferi (inequality.org)

(00:45:10) Çocuk hakları

(00:49:20) Devlete güvende düşüş

(00:51:30) Aşı pasaportu

(00:53:40) WHO, CDC ve bilimsel otoriteye güven

(00:55:50) "İlk defa bilim sosyal medya önünde yapıldı"

(00:57:20) Maske konusunda fikir değiştirmek

(01:00:45) Kesinlik problemi ve Nobel Hastalığı

(01:03:20) Sosyal medya ve troller

(01:06:55) Aşılı olmayanlara sağlık hizmeti

(01:08:45) "Liberteryencilik oynamak"

(01:11:05) Pandeminin sonu

(01:12:00) Kapanış: İkinci anket


(01:16:20) Senaryo: Ya salgın 2 kat daha ölümcül olsaydı

(01:18:00) Teşekkürler ve Patreon bonus








Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

8.704 kelime · ~44 dk okuma

Öksü Sözü'ye benim için işine gelince faşist, işine gelince özgürlükçüsür yazmışlardı. İnsanların birbirlerine ne olduğunu umursamayacak kadar özgürlük savaşçısı olması son bir sene hakikaten böyle bir hayata bakış açımı değiştirdi ki mesela evlilik diye bir müessesenin falan olmaması gerektiğini düşünen bir insanım. Bir sürü konuda gayet insanların istediği gibi yaşamasını düşünüyorum. Ama böyle bu benim kendi hayat felsefemi bile sorgulattı yani ne pahasına ve başka bir insanın ölümüne neden olabileceğini bilmenin vicdanı gücünü bu kadar rahat taşıyabilen bu kadar çok sayıda insanın olması beni hakikaten üzdü.

Selam fularsızlar. Yeni yılın bu ilk bölümü belki de bu senenin en uzun bölümü olacak. Çünkü epeydir konuşmak istediğim Dr. Işıl Arıcan'la uzun bir muhabbetimiz oldu.

Ek olarak benim de uzun eklentilerim oldu. Biz Işıl'la bu kaydı aylar önce yapmıştık. Özgür İrade serisini bölmeyeyim diye geciktirmiştim ben. Araya başka şeyler de girdi.

Transkriptin tamamını oku

O zamanlar tabii daha ortada omikron, momikron yoktu. Buralar hep tutluktu. Tam da böyle hızlı gelişmeleri öngörerek baştan demiştik ki tıbbi detaylara hiç girmeyelim. En son aşılarda, en son varyantlarda, istatistiklerde bunlar bizi aşar.

Işıl bir doktor ama virolog veya epidemiolog değil. Elbette benim bu konuların hepsi üzerine ayrı ayrı uzmanlıklarım, doktorlarım var da birkaç aya eskiyecek içerikleri tercih etmiyorum. O yüzden girmeyelim dedik. İkincisi, Işıl'ın epey mesai harcadığı uğraşlardan biri, dezenformasyonla mücadele.

Buna rağmen abuk subuk komplolarla da hiç vakit kaybetmeyelim dedik. Yani 5G, chipmip bunların dalgasını geçtik, bitti. Hatta bir adım öteye gideceğiz. Covid aşısı şüphecilerini de ikna etmeye uğraşmayalım dedik.

En basitinden buna gerek de yok. Ben birkaç ay önce bir anket yapmıştım. Yaklaşık 6000 kişi oy kullanmıştı. %80'i aşılara yeterince güveniyorum.

Riskleri virüsün riskinden düşük bence demiş. %12'si de bana kalsa biraz daha beklerdim ama baskıdan veya zorunluluktan aşı oldum demişti. Yani halen kararsız olan veya covid aşısı olmaya tamamen karşı olanların toplamı %7. Podcast'in dinleyici kitlesi de bu anket kitlesine benzer diye varsayıyorum.

E bırakalım o %7'de ikna olmayı versin ya. Saddam Hüseyin'in seçim sonuçları gibi bir dağılım olmasına gerek yok illa. Gerçi şimdi fark ettim. Genç arkadaşlar belki bu göndermeyi anlamazlar.

18 yıl olmuş. Saddam zamanında görev süresini 7 sene uzatmak için bir referandum yapıyor. Katılım oranı %100 ve oy kullanan 11 milyon 445 bin 638 Iraklı'dan 11 milyon 445 bin 638'i de evet oyu vermiş. Hey gidi günler.

Buna ek bir sebep de söyleyeyim. Ben de aşı konusunda çok araştırmacı davranmamıştım. Hatta geçen Nisan'da bahtıma Sputnik düşmüştü ve tam da o aralar Güney Amerika'da bir yerlere gönderdikleri örneklerin kabul edilmediğini okumuştum. Fakat işte sıramı kaybedince bir daha uğraşmam gerekecekti.

Hani sadece Ruslar bu aşıyı övseler de güvenmezdim ama Lancet gibi yerlerde pozitif sonuçlar görünce aman yapayım da kurtulayım tarafı ağır bastı işin. Belki de en azından o haberlerin perde arkasını iyice öğrenene kadar beklemek daha mantıklıydı. Belki doğrusu oydu. Bu arada bu uzun vade risklerden konuştuk, yani aşı hiç konuşmadık da değil.

Ama ana motivasyonumuz ikna değil, onu demek istiyorum. Çünkü aslına bakarsanız bence aşı olan çoğunluk da benzer süreçlerden geçiyor. Yani hayat bizi bir yöne doğru ittiriyor. Aman yapayım da kurtulayım, aman işte uğraşamam tekrar diyoruz.

Yoksa öyle akılcılığın şahı, safsataların ustası gibi davranmıyoruz. O yüzden rahat olalım biraz. Peki, tıbbi detaylara, aşının faydalarına, saçma sapan komplolara, bunların hiçbirine fazla değinmediysek, biz o zaman ne hakkında konuştuk? Valla biraz ABD konuştuk.

Oradaki sağlık sistemini, aşı ve tazminat işlerini mesela konuştuk. Biraz toplum sağlığı, birey hakları, devlet otoritesi ilişkilerini konuştuk. Biraz da veri yorumlama işini. Şimdi Işıl bu tür bir muhabbet için ilginç bir konuk.

Zira tıp eğitiminin yanı sıra sağlık yöneticiliği formasyonu var. Bilişim yöneticisi ve yıllardır eşiyle kurduğu yalansavar üzerinden bilim okuryazarlığı çalışmaları yürütüyor. Biraz kendisini tanıyarak başlayalım. Sonra bu konulara geçeceğiz.

Ben de bazı yerlerde aralara girip sonradan kaydettiğim monologları ekleyeceğim. Hadi kolay gelsin. Ya ben aslında tıp doktoruyum teknik olarak. Türkiye'de tıp doktorluğu yaptım.

Ondan sonra bir süre iş yer hekimliği yaptım. Hatta sonra bir süre özel sağlık sigorta sektöründe tıbbi dedektiflik yaptım. Yani bunu özellikle belirtmek istiyorum. Çünkü Big Pharma muhabbetleri çok geçiyor bu komplo teorilerinde falan.

Böyle siz Big Pharma'nın adamısınız diye suçlamalar geliyor ya. Yani Big Pharma'yı kovalayıp yakalayan insanlardan biriyim. Neyse. Bir dakika, bir dakika.

Neyse demeyelim. Bu çok süper bir şey. Bunu nasıl yapıyordun? Yani undercover hasta gibi gidiyor muydun doktorları soruşturmak için?

Ben gitmiyordum salgı sigortası sektöründe. Tıbbi danışmanı idimde ve hasar departmanında özellikle yapılan işlemlerin lüzumlu veya lüzumsuz olduğu veya yanlış başka bir işlem yapılıp yerine başka şey mi fatura edildiğinin denetimini yapıyordum. Şüpheli durumlarda tıbbi dedektif ya da hasta kisvesinde araştırmacı gönderip bir sürü insana yapılıyordum. Öyle bir hikayelerim var ki yani gerçekten Big Pharma ile benim kadar mücadele etmiş insan doktor azdır ama işte konular değişince hemen o suçlamaya maruz kalıyorsun ilginç bir şekilde.

Yani Big Pharma'yı ben En iyi biz biliriz. En iyi biz biliriz. Neyse sonra sigorta sektöründe çalışırken zaman içinde şunu ben fark ettim. Zaten bir, sağlık sistemlerinin yönetimi kötü.

Genelde dünyanın her tarafında kötü yani. Türkiye'de de kötü, Amerika'da da zaten berbat. Sağlık hizmetini doğru Sağlık yapmak sadece iyi doktor olmaktan geçmiyor, sistem süreçlerini de iyi yönetebilmekten ve düzgün süreçler kurulmasından geçiyor. Sonra birazcık sağlık bilgi işlemine kaydım.

Yani şunu fark ettim ki sağlıkta inanılmaz bir veri oluşturuluyor. Bu verilerin doğru işlenmesi ve yorumlanması sağlık hizmetini düzeltecek önemli bir araç. Hatta o zamanlar Türkiye'de özel sağlık sigortası olanlar belki hatırlar. Eczaneye gidince telefon edip onay alınması gerekiyordu.

Biz onu otomatize ettirdik. İşte bütün ilaçları barkoda çevirdik. Otomatik onay verilip verilmeyeceğini kategorize ettik vs. Sonra 2008 yılında biz Amerika'ya yerleştik.

Benim evimde de iki tane yol ayrımı vardı. Ya burada hekimlik lisansı alıp hekimlik yapmaya devam edecektim. Ya sağlık yönetimi ve IT'ye devam edecektim. Sağlık IT'ye.

Silikon Vadisi'nde olunca ikinci taraf daha cazip geldi bana. Burada tekrar sağlık yöneticiliği yüksek lisansı yaptım. Pek çok sağlık hizmeti veren şirketlere, hastanelere danışmanlık yaptım bir süre. Sonra Stanford'da proje yaptım.

Proje yapınca onlar beni beğendiler. Bir proje daha yaptırdılar, bir proje daha yaptırdılar. Sonra dediler ki, ya sen gel bizde çalış. Şimdi orada Stanford Üniversitesi'ne bağlı çocuk hastanesinde direktör olarak çalışıyorum şimdi.

Bizim görevimiz birazcık IT ile özellikle doktorlar ve klinisyenler arasındaki köprüyü kurmak. Mesela geçen benim bir buçuk senem test ve aşı merkezleri kurmakla geçti. Beş tane açık havada drive-thru şeklinde aşı ve test merkezi kurduk biz. Öyle olunca tabii benim bütün haftanın yarısı COVID toplantılarında geçiyor.

İşte o toplantılarda Stanford'ın epidemioloğu var, CDC'ye danışmanlık yapan pediyatri uzmanları var oturup şeyi konuşuyoruz işte aman bu aşının saklama süresi ne kadar ne kadar zamanda yapmak lazım ama açık havada olursa oraya kaç tane jeneratör koymak lazım falan gibi konular birbirini bütünleşik halde tamamlıyor tabii. Mesela bu COVID'de yine çok ilginç olan konulardan bir tanesi Health Equity dediğimiz sağlık eşitliği ya da sağlık hizmet eşitliği. Onunla da ilgili çok çalıştık biz geçtiğimiz sene. İstanbul Çocuk Hastanesi'nin mobil bir tane kliniği var, karavan ve özellikle evsiz ve sigortasız gençlere yönelik bu tip böyle bölgelere götürüp oradaki gençleri ücretsiz sınır dışı edilirim korkusu olmadım nasıl aşılatabiliriz falan o tip işlerle de uğraştık baya renkli bir iş yani benim yaptığım ben çok seviyorum.

Bütün bunları yapıyorsun ama boş zamanlarında da Big Pharma'nın adamısın yani. 2009 yılında biz Yalansavar'ı kurduk. Eşimle birlikte kurduk. Özellikle Türkiye'de kritik düşünce, eleştirel düşünce açısından bir eksik olduğunu düşündüğümüz için.

Yazılar yazmaya başladık. Zamanla ekip genişledik. 12 kişiye ulaştık bir dönem hatta. Şimdi 10 kişi gibiyiz.

Yazılar yazdık, podcast yaptık. Tıpta eleştirel düşünme konulu eğitimler vermeye çalışıyoruz. Herhalde ben de bu kombinasyon nedeniyle buradayım diye düşünüyorum. Biraz uzun bir cevap oldu ama kusura bakma.

Ama çok güzel oldu. Bütün bunların oturduğu bir bağlam var. O da senin hem tıpla hem de verilerle, veri işlemekle iç içe olman. Bu yüzden de sana şunu sorayım o zaman.

Covid'e doğru bir dönüş yapalım. Dürüst insanların en sık yaptıkları hatalar nedir sence veya sana en ilginç gelen? Hani çok böyle çılgın komplolardan bahsetmiyorum. Normal insanların yaptıkları, yapacakları hatalar nedir?

Şöyle bir problem var yani ben bunu çok çok fazla gözlemliyorum. İnsanlar genelde herhangi bir konuyu iyi anlıyorlarsa ve ortalamanın üstünde zeka seviyesindelerse her konuyu çok iyi anlayabileceklerini ve okuyunca hemen çözebileceklerini varsayıyorlar. Bazı durumlar için geçerli olmakla birlikte bazı konular için... Podcastı bu noktada bitiriyoruz.

Bana taş geldi hemen. Tamam güzel bir yerden girdin evet. Şimdi alınacak arkadaşlar ama tek bro özgüveni diyorum. Yani bunu özellikle teknolojik alanlarda yaşayan insanlar da çok fazla görüyoruz.

İşte data scientist olan herkes kendini epidemiolog zannetmeye başladı. Bilgi işlem, özellikle yazılım vesaireyle uğraşan herkes Covid'in nasıl bulaşacağı ve ne yapılması, ne yapılmaması gerektiği hakkında acayip bir özgüven sahibi. Yani ben bunu şuna bağlıyorum. Bu tip sektörlerde çalışan ve bu tip işler yapan insanlar hakikaten ortalamanın çok üstünde zeki insanlar.

Ama hayatı çalıştıkları alana ait bir pencereden daha çok görüyorlar. Yani her şeyi sıfır bir gibi görüyorlar. Ya mesela sadece covid sayılarına bakıp epidemiolojik yorum yapmak süper yanlış bir şey. Çünkü epidemioloji dediğin şey sadece data ve istatistik değil.

Aynı zamanda insanların psikolojisi, davranışları, virüsün biyolojik özellikleri, bulaşma, bir sürü şeyin kombinasyonu. Tıp eğitim almış biri olarak Twitter'da direk bazında şunu yapın, bunu yapmayın demezken, konuyla hiç alakasız eğitim almış insanların tıbbi önerilerde bulunduğunu, aman şunu yapın, tuzla ayırın falan dediğini görüyoruz. Bu çok acı bir şey yani. Çünkü bir noktada özgüven körlüğü oluyor diye düşünüyorum.

Bilim, okur, yazarlı denince ne kastediliyor? Makale nasıl okunur mu? Makaleyi de geçtim, o makaleyi özetlemiş dergilerin, Wikipedia sayfalarının okunması mı mesela? Basamak basamak bir sürü şey.

Yani en basit temel şey de bilimsel kavramlara hakim olmak var. Arkasından neyi bilmediğini bilmek. Bizde en çok eksik olan şeylerden bir tanesi o. Bilmediğini fark ettiğin anda durup, bir dakika ben bu konu hakkında yeterli bilgisayarlı değilim, gideyim birazcık öğreneyim diyebilme yeteneği.

Sonra daha teknik kısımlara geldiğimiz zaman çok güzel bir noktaya değindim. Ben tıp fakültesini Türkiye'de okurken bize hiçbir kimse makale nasıl okunur diye bir şey öğretmedi. Şimdi gerçi bazı iyi tıp fakültelerinde sanırım bunların dersleri var dediğim gibi ama benim zamanımda yoktu. Şöyle bir bakış açısı var, eğer bir makale bir dergide yayınlandıysa Tamam, doğrudur.

Hemen ona güveniyoruz. Kutsal kitap modunda, New England Journal of Medicine'da yayınlanmış, o zaman bu doğrudur. Makalenin metodolojisine bak, metodolojisi ne kadar mantıklı. Tıp fakültesi öğrencilerine Zoom eğitimlerinde böyle makalelerden örnekler veriyorum.

Makalenin çıkarsamasını almış gazete, işte ne bileyim, diyet kola felç yapıyor diye başlık açmış. Doktor tanıdıkların bile bunu böyle paylaşıyorlar ama makalenin kendisine bakıyorsun. Yani metodolojisi rezalet. Zaten makaleyi yazan adam en sonunda demiş ki ya biz bunu yaptık ama aslında bundan bu sonucu çıkaramayız.

Kendisi yazmış falan. Yani şimdi mesela insanlar makale okumayı ve irdelemeyi bilmiyorsa okudukları her şeyi doğru sanma eğilimindeler. Ki bunu Covid'de çok gördük. Özellikle ön baskı makalelerde o bir makale yayınlanıyor.

İşte HIV virüsündeki sekans varmış içinde. Böyle abuk sabuk çıkarsamaları eğitimli insanların bile yaptığını görüyoruz. Onun için bilim, okur, yazarlığı seviye seviye, hangi seviyede olduğuna bağlı her zaman öğrenilecek, gidilecek bir yer var. Ve dediğim gibi maalesef bir entelektüel alçakgönüllülük problemi var.

Herkes her konuda fikir sahibi olmak zorunda ve yorum yapmak zorunda hissediyor kendini. Yani ben bu konuyu bilmiyorum, biraz bakayım demek çok zor geliyor. Ben sana alternatif bir yorum yapayım mı? Şöyle düşünüyorum.

Sen de ben de sosyal medyada olduğumuz için bunu düşünüyorum. Yeterince uzun zaman geçirirsen, gıcık ol diyorum işte cevap vermem gerekiyor. Çok ilginç şeyler görüyorum. Hani çok düzgün yazılmış, gaza getiriyor beni.

Ya şu konuda da şöyle yapayım. Sonuçta seni tetikleyen bir şeyler oluyor sürekli. Yani sürekli bir baskı altındasın. İyi veya kötü yönde tepki vermek için.

sosyal psikoloji kısmı da var yani ben orada işte şu kadar takipçim var şöyle bir gündem var ya şurada şöyle güzel bir gelişine lafı çakayım alkışlar gelsin bilmem ne bütün bu baskılar sonucu ortama dahil oluyorsun ben bunu durduracağımızı sanmıyorum müthiş özdisiplin olan insanlar durdurabilir ama kendimde o potansiyeli göremedim şu ana kadar Onun yerine şöyle bir alternatif çözüm aklıma geliyor. Ya bunu en azından fark et ve yazacaksan da o konuda hani o kargaşaya dahil olmak istiyorsan bir şekilde en azından neyi neden düşündüğünü mümkün olan en açık şekilde oraya yaz. Ki yanlış çıkarsan çünkü o sebepler yanlış çıkarsa onun şeyi sana gelmiyor maliyeti. Sebeplere giriyor.

Ben yazmışım. Yanlış çıkarsa bunlar benim dediğim de yanlıştır. Burada araya sonradan giriyorum. Demek istediğim şey kısaca şuydu.

Bir iddian varsa buna bütün güvenilirliğini kefil etmek yerine, o iddiayı açık ve net şekilde belli sebeplere, belli kaynaklara bağlarsan, geri adım atman, yanlışını kabul etmen, ha demek ki şu bilgi eksikmiş, o yüzden olmuş veya şu yorumum yanlışmış diyebilmen kolay oluyor. Senin dışında bir şeylere endekslemiş oluyorsun çünkü iddianı. Bu disipline edinmek bence daha kolay. Sosyal medya kakafonisi içinde çeneni kapalı tutmaktan veya bilmediğin konularda konuştuğunu fark etmekten.

Kısmen katılıyorum. Zaten bence fikrini herkes istediği gibi beyan edebilir. Ama fikrini sanki kabul görmüş, hemfikir olunmuş bir gerçeklik gibi ortaya sürmek problem. Ama bunun daha kolay olduğunu düşünmüyorum.

Çünkü senin söylediğin şey aslında çok daha büyük bir kendine farkındalıktan geçiyor. Yani pek çok insanda maalesef o farkındalık yok yani. Pek çok insan zaten o fikri ortaya sürerken, ben şu şu nedenlerle böyle olduğunu düşünüyorum diye düşündüğünü zannetmiyorum. Süper zeki bir insanım, ben baktım büyük resmi gördüm, bu da budur, tamam diye düşünüyor.

Özellikle beslenme konusuna takmış olan kişilerde genelde şöyle bir şey var, yani beslenmeyle her tür hastalığa çare bulabiliriz. Ne bileyim, 50 yaşından genç kişiler iyi besleniyorlarsa aşı olmalarına gerek yoktur diye bir muhabbet ortaya atıldı. Gayet görünür bir hesap bunu atan. Konuyla bence uzmanlığı da hiç yok ama uzmanlığının çok ötesinde iddialarda bulunan bir kişi.

ve şu anda bütün yoğun bakımlarda 50 yaşın altında bir sürü insan var. Mesela bu yorumu yaparken dediğim gibi ben böyle düşünüyorum dese bir derece olacak ama o tereddüt olmadığı zaman bu iddiada bir de eğer kişinin alanın arkasında böyle akademik görünen ünvanlar falan varsa bu tamamen doğru zannedilip bir sürü insanın aklını çevirecek. Bunun acayip bir vebali var yani ve insanların bunu görmüyor olması ve sırf ego tatminleri için bu verdikleri beyanatlardan geri adım atamıyor olmalarından çok üzülüyorum. Vallahi insanlığa bakışım değişti şu son bir buçuk sene içinde.

Bunlara ek olarak başka var mı? Tabii. Biraz spesifik bir örnek olacak ama bu mRNA aşısı bence başınıza gelen en iyi şeydi. Hani bir sene içinde böyle bir aşının çıkmış olması ve bu kadar eski olması hakikaten çok büyük bir mucize.

Ama şöyle bir talihsiz tarafı var. Eğer kişi mRNA nedir hiç bilmiyorsa böyle aman genetiğimizi değiştiriyorlar diye bir panik yarattı yani içinde RNA olduğu için. Ve insanların bundan maalesef kafalarının karışması ve endişelenmesi gayet normal. Burada da ben şeyi çok suçlu buluyorum.

Sağlık yöneticileri. Türkiye için konuşacağım. Türkiye'de ilk etapta Sinovac aşısı geldi biliyorsun. mRNA aşısı değildi.

İlk gelen aşı oydu. O yüzden en iyi aşı oydu. Ama Sinovac aşısı çok etkin değil. Hele Delta'ya karşı hiç değil.

Benim annem babama da ben dedim ki en iyi aşı olabildiğin aşıdır anne git ol. O Sinovac aşısını yermek veya övmek için yapılan söylemler bu mRNA konusunu acayip derecede karıştırdılar ve insanların kafasını bulandırdılar. Yani çok çok acayip bir dezenformasyona katkısı oldu konunun politik tarafının ve politik olarak hangi aşının Türkiye'ye getirildiğinin. Denseydik ki, ya Sinovac aşısını biz getirdik, süper etkin değil ama %50 koruyucu, biz riskli popülasyonumuzu bununla aşılayacağız, sonra bakacağız.

Bence bu karmaşa çok daha az olacaktı. Bir de tabii, eğer bu Emre Nağan'ın ne olduğu ve nasıl çalıştığına ilişkin güzel halkı bilinçlendirme kampanyaları zamanında yapılsaydı, şimdi çok daha iyi bir yerde olurduk. Peki şu makul gelmiyor mu sana? Genetiğini değiştirme muhabbetinin ötesinde hızlandırılmış bir sürecin sonucunda oldu zaten.

Bunun insanları korkutması makul değil mi? Bence gayet makul. Biraz şeye bakmak lazım. Şu an bulunduğumuz nokta nedir?

Aşılar ilk çıktığında bulunduğumuz nokta nedir? Aşılar ilk çıktığı zamanlarda insanların bilmediğimiz bir enfeksiyona karşı hızlı geliştirilmiş bir aşıdan çekilmesi kadar normal bir şey olamaz. Yani aşılar genelde çok çok güvenliler ama tarihte yeni geliştirilmiş aşıların ilk verildikleri gruplarda yan etkiler yarattığı vakalar var. Ama şöyle bir şey var yani burada da böyle biraz içimi dökeceğim.

Sağlık çalışanları son bir buçuk senedir o kadar bunaldılar ki yani benim etrafımda insanlar istifa ediyor şu anda sağlık sektöründen. Talgın başladı çöp torbaları giyerek, kafalarına naylon torba geçirip insanlara bakmaya gittiler. Benim tanıdığım insanlar var, evlerine giremedikleri için, evde risk altında insan olduğu için garajda uyuyan, aylarca. Yemeği garajda kapısına getirilen, ondan sonra oradan hastaneye giden.

Yani düşünsene, işine gidiyorsun, işinde çöp torbası giyiyorsun, kafala kova falan geçiriyorsun, şeffaf kova işini yapabilmek için. Her gün acaba ben bu hastalığı kapmış olabilir miyim diye düşünüyorsun. Eve geliyorsun, çocuğuna sarılamıyorsun, evinde duş alamıyorsun, garajda uyuyorsun, sonra tekrar işe gidiyorsun. Şimdi böyle bir süreç yaşadı sağlık çalışanları.

Bu arada araya girip bağlam kazandırmak için şunu söyleyeyim. Yani şimdi biz buradan geriye dönük bakınca belki bazıları çok abartmışlar, gerek yok diye düşünebilirler ama bir kere o zaman onu bilmiyorsun. Her halükarda sağlık çalışanlarının normal halktan çok daha fazla dikkat göstermesi lazım. Çünkü çok fazla insanla kontaktalar.

Tabi her yüz sırasında COVID üfleniyor adamın yani öyle düşün. Yani işte insanlar bunları çektiler sonra aşılarla ilgili çekinceye geleceğim. Aşılar onaylanınca ilk başta sağlık çalışanları aşılandı. Ve zaten aşılar diğer insanlara sağlık çalışanlarından yapıldıktan birkaç ay sonra açıldı.

Ben de erken aşı olanlardan bir tanesiyim. Yani COVID'in zaten bütün yükünü taşıdığımız gibi zaten herkes için biz kobay olduk. Kobaylık konusu bitti artık kapandı yani. Aşıların herhalde yan etkilerinin büyük kısmı çok kısa dönemde oluyor olursa.

2 ay gibi. Tamam. Siz dolayısıyla o kısım için kobay oldunuz. Teşekkür ederiz.

Ama bunun ötesinde özellikle bu FDA onayı geldi ya aşılar için, Pfizer için geldi. O noktadan sonra şunu diyorlar. Ya tamam onayladınız ama normalde bunun atıyorum 3 sene sürmesi lazımdı. 1,5 senede onaylamışsınız.

Her şeyin bir riski var sonuçta. Hani matematiksel olarak bakıyorum ben, tek bro kafasıyla bakıyorum. Kısa dönemde görülmeyen, artı ondan sonra ilk bir buçuk senelik, bu daha geniş FDA çalışmasında da görülmeyen. Ama üç sene yapsan görülecek yan etkileri bilmiyoruz.

Ayrıca yani 3 sene sonra zaten o adam gelecek diyecek ki 3 seneyi biliyoruz ama 5 seneyi bilmiyoruz. 5 sene sonra gelecek diyecek ki 5 seneyi biliyoruz ama 10 seneyi bilmiyoruz. Hiçbir şeyin uzun vade etkisini bilmiyorsun. Bunun örneğini ben Twitter'da da vermiştim.

Bluetooth kulaklığı araştırdım ben. 10 senelik, 5 senelik bir araştırması yok. Bir noktada diyorsun ki ya tamam işte bu Wi-Fi router ile 1 sene yaşadım ve kolum düşmedi. İkinci kriterinde biraz daha kontrollü bir çalışma yaptık.

Diyelim iki sene sürdü. Onda da fazla bir şey görmedik. Üçüncü olarak da zaten bunun prensibini de biliyoruz. İşin altında yatan bilimi de biliyoruz.

Dolayısıyla 10 sene sonra bu Wi-Fi bize kanser eder mi bilmiyoruz onu ama artık o da riskini alıyoruz. Bu argümanlar eğer karşımızda zaten kısa ve uzun dönem etkileri gayet ciddi olabilen bir hastalık yokken yapılsa bir derece mantık yapar da, evet aşı 3 sene sonra, 5 sene sonra ne yapar bilmiyoruz, bir şey yapma ihtimali de teknik ve biyolojik bildiğimiz süreçler itibariyle son derece düşük de, COVID ne yapar çok iyi biliyoruz. COVID geçirildikten sonra pulmoner fibrozu olan bir sürü insan var, uzun COVID sendromu diye bir şey var. Geçen başka bir tane makale vardı.

%35 oranda böbrek fonksiyonlarının daha düşük olmasına neden oluyor. Geçirildikten sonra ağır geçirilmemiş olsa bile gibi şeyler var. Yani tıpta her şey böyle. Tıpta her şey risk-fayda analizi ile yapılıyor.

Eğer bunu yapmazsan alacağın risk nedir? Yaparsan alacağın risk nedir? Hiçbir ortamda sıfır değil ki. Bu her şey için böyle yani.

Bunu anlamak çok zor ama ben de zaten konuyu buraya getirecektim. İnsanlar belli bir konuya fikslendikleri zaman, o konu üstüne çok tartışma döndüğü zaman, sanki o konu vakumda var oluyormuş gibi oluyor yani. Onu ideal bir duruma göre karşılaştırmaman lazım. Karşılaştırman gereken şey, onun gerçeklikteki alternatifi.

Bir de örnek vereyim. Buradan da konuyu şu Bayes-Wright muhabbetine ve anekdotlara getirmek istiyorum aslında. Geçen gün Joe Rogan'ın podcastini izliyordum burada. Karşısında da bir doktor var, tıp uzmanı.

''Ya bu aşı myokardite sebep olabiliyor.'' diyor. Yani soruşturuyor, hani öyle kavga etmiyor. Bir istatistik vereyim şimdi.

Milyonda 3,5. Eğer gençlerde ise milyonda 24. Bunlar zaten çok düşük rakamlar. Ama asıl önemli olan, sen bunu neye göre karşılaştıracaksın?

Normalde de gençler arasında belli bir yüzdesi var. Bu da yetmiyor. Covid-19 geçirenlerde myokardit olasılığı ne kadar diye bakıyorsun, bunlardan daha fazla. Zaten bunun makalesi çıktı.

Yani ben pediatrik bir kurumda çalıştığım için myokardit da gençlerde daha çok görülüyor. 14 yaş altında en çok görülüyor. Bizim baya ilgilendiğimiz bir konu bu. Aşı olan insanlarda myokardit görülme sıklığı, covid'e bağlı myokardit görülme sıklığından çok daha az.

Bunun o muhabbeti tamamen bitirmesi lazım. Tabii. Ama işte bu muhabbeti bitirmiyor çünkü bu söylenmiyor. Genelde bu muhabbetlerde ooo aşı olunca miyokardit oluyormuş işte 100.000 kişi de bir tanesi miyokardit olmuş deniyor.

İnsanların kafasında bu kalıyor. Denmiyor ki covid olan 100.000 kişi de 40 tanesi miyokardit olmuş ama. Kontrol grubuna bakmıyorsun yani aslında.

Hiçbir şekilde bir anlam ifade eden veri değil bu. Tam hevesimi alamadım. Şimdi bir kaynak daha yapayım buraya. Bu temel oran kavramıyla ilgili hatalar gerçekten inanılmaz yaygın.

Yani o kadar ki önüme düşen grafiklerin veya istatistiklerin genelde tamamen anlamsız olmalarının sebebi bu. İki senedir de böyle. Mesela en başlarda millet sürekli ülkelerin vaka sayılarını karşılaştırarak paylaşıyordu. Test sayıları hakkında hiçbir bilgi paylaşmadan.

O dönemlerde de ülkelerin test oranları arasında dev farklar var. Bu halde vaka sayısı karşılaştırması yapmanın zerre değeri yok ve bu kadar basit bir problem, bu kadar yanıltıcı sonuçlara yol açmasına rağmen aylarca devam etti. Bu yine en basit versiyonu. Biraz daha yakın bir zamanda, daha spesifik bir örnek vereyim.

7 Eylül 2021'de Türk Yoğun Bakım Derneği bir araştırma yayınlıyor. Evet varmış böyle bir dernekte. Artık medya mı bunu çarpıttı, kendileri mi paylaşımı beceremediler bilmiyorum. Çünkü kendi web sitelerinden araştırmayı bulamadım ki bu da ayrı bir problem.

Neyse, ana akım medyada gösterilen versiyonu nasıldı biliyor musunuz? Yoğun bakımdaki hastaların aşı dağılımını vermişler. %51'i aşısız, 2 doz Sinovac aşı olan %40, efendim 2 doz Sinovac artı 1 doz Biontech olan %1 böyle böyle gidiyor. Bu tabloya bakanlar şimdi nasıl yorumlayacaklar?

Tahmin edeceğiniz gibi Sinovac'ın neredeyse hiç etkisi olmadığını, Biontech'in katbekat etkili olduğunu, hatta aşının genel olarak pek fark etmediğini neredeyse %50-50 dağılmışlar. Böyle şeyler düşünüyorlar. Oysa bu yüzdelerin yanına halk genelindeki dağılımlarını eklemek şart. Halkın kaçta kaçı aşısız veya Sinovac'lı vs.

Bunu bilmeden ne manası var bu verilerin? Kimse de oturup düşünmemiş haber yapmadan önce şunları. Rezalet bir şey aslına bakarsan yani bu asgari bağlamı da sağlayamıyorsan gerçekten hiçbir tablo yayınlamamak daha iyi. En azından bildiğimizi de unutmamış olurduk.

Bence bu bile yeterli olmazdı bu arada, daha iyisi gerekiyordu. Aynı tabloda mesela halk genelindeki yüzdeleri, ona karşılık gelen vaka yüzdesi, yoğun bakım yüzdesi, ölüm yüzdesi. Bunları yan yana görmek isterdim ben. Daha da iyisi, benzer bir tabloyu her yaş grubu için yapmak.

Şimdi bu Işıl'ın bahsettiği Tech Bro tuzağına da düşmeyelim tabii ki. Ben her durumda hangi verilerin olması gerektiğini bilmiyorum, bunu bilemem. Ama artık bunlar aşırı basit senaryolar. Yani bakın buradaki rakamların ne olduğu önemli değil.

Önceki örneklerin de, Işıl'ın bahsettiği örneğin de ardındaki istatistikler farklı olabilirdi. Ters yöne de işaret ediyor olabilirlerdi bu arada. Beni gıcık eden şey şu, daha en basit iddialar için bile minimumda hangi verilerin gerekeceği konusunda oturup birkaç saniye düşünmemiş insanlar. Ama saatlerce ona buna laf yetiştirmek için sosyal medyada koşturuyorlar.

Neyse şimdi buradan konuyu anekdotlara bağlamak istiyorum çünkü çok yakın gidiyorlar, el ele gidiyorlar bu bahsettiğim problemlerle. Oraya bir geçiş yapalım. Sosyal medyada yine bakıyorsun etrafa. Her yorum, her tartışmanın altında işte amcam aşı oldu.

2 gün sonra kalp krizi geçirdi. Ya bu insanlara aslında kızamıyorum ben. Çünkü benim de amcam kalp krizi geçirse. Ben de şüphelenirim neyse.

Yani o insanların o duyguları duyması sorun değil. ABD için bir istatistik bulmuştum. Her 40 saniyede bir inme oluyor. Her 4 dakikada bir de birileri o inmeden ölüyor.

Yani senin amcan zaten kalp krizi geçirecek. Birilerinin amcası zaten kalp krizi geçirecekti. Zaten eleştirel düşünme onu gerektiriyor. Bunu gördüm.

Yani amcan sadece Covid aşısı olmadı ki belki akşam yemeğinde patlıcan oturtma yedi. Belki o yaptı diye düşünmüyor ama hiç kimse. Herkes Covid aşısı. Niye?

Çünkü yeni bir şey, yabancı bir şey, korkutucu bir şey. Yani insanlar bir negatif olay gördüklerinde geri dönüp kendilerine en yabancı gelen, ortalıkta en çok korku tüccarlığı yapılan ne varsa onu seçiyorlar. Bahsettiğin mekanizmayı ben yanlışta görmüyorum. Yani bu da doğal bir tepki.

Yine dikkatli olmaktan yana olmak bu aslında. Hani geriye dönüp bakıyorsun, tamam bu değişiklik. Asıl sorun orada kalmakta. O bilgiyi güncellememek.

Takılıyorsun. Bir soru soracağım sana aslında. Bu VAERS gibi veri tabanları var ya. Yani bu aşıların olası yan etkilerinin diyeyim toplandığı bir veri tabanı.

Şimdi ismi lazım değil böyle Operatör Doktor Şerefsiz Yalancıoğlu gibi bir sürü hesap var ya çok takip edilen. Bunlar sürekli öyle ayda bir Virus'te 20.000 kişi aşı yüzünden ölmüş diye paylaşım yapıyorlar. Nedir bu Virus?

Süper. Bunu konuşmayı çok istiyordum. Çok teşekkür ederim sorduğun için. Çünkü yani bu virus konusunda anormal bir bilgi kirliliği ve farklı algılamalar var ki.

Vaccine Adverse Events Reporting System denen aşı yan etkileri raporlama sistemi diye çevirebileceğimiz bir şey aslında. Hikayesi de bunun çok ilginç. Bu 1986'da Amerika'da National Childhood Vaccine Injury Act diye bir yasa çıkıyor. Yani işte çocukları aşıların zararından koruma yasası gibi.

Yine politik bir hamleyle yapılmış olan bir şey. Ama oraya geliş hikayesi çok ilginç. Aşık açlığı zaten yüzlerce yıldır var. Edward Jenner'ın zamanından beri var.

Her zaman aşılara bir tereddüt vs. olmuş. 1970'lerde yeni bir difteri tetanus boğmacı aşısı geliştiriliyor. O aşıdan sonra bir sürü dava açılıyor aşı firmalarına.

Bir de Amerika'da biliyorsun sen de burada yaşadın. Tazminat üzerine kurulmuş bir ülke. Herkes birbirini dava edip tazminat almaya çalışıyor. Tabii aşı da bunun için gayet güzel bir yöntem.

O kadar çok tazminat davası açılıyor ki bir süre sonra aşı üreten firmalar artık diyorlar ki biz bu tazminatları ödersek aşı üretemeyiz artık. Biz o zaman vazgeçtik. Bu amaca aşısı üretmiyoruz. Ne haliniz varsa görün diyorlar.

Ve hakikaten boğmaca aşısı üretimini durduruyorlar. Tabii halk sağlığı uzmanları oturup datalara, verilere bakıyorlar ve fark ediyorlar ki yani boğmaca aşısı etkili bir aşı. Boğmaca aşısı eğer durursa anormal derecede boğmaca salgınları olacak ki Covid'den önce Amerika'da birkaç bölgede görüldü aşı karşılarının çok yaşadığı yerlerde boğmaca salgınları. Boğmaca çok tehlikeli bir hastalık.

2 yaşından önce çocuklar yakalandığı zaman ölümcül olabilme ihtimali çok yüksek. Halk sağlığı uzmanları bir yasa tasarısı veriyorlar. Diyorlar ki biz aşı nedeniyle ortaya çıkan zararları kompansiye etmek üzere bir yasa hazırlayalım. Onun bir parçası da bu raporlama sistemi olsun.

Ve bu şekilde bir yasa ortaya çıkıyor. Şimdi bu insanların rapor ettiği verilere dayalı bir sistem. Onun için çok güvenli değil. Yani bugün VARİS'in web sitesi var.

Sen bugün VARİS'in web sitesine girip, ben aşı oldum, boynum çıktı, kuyruğum çıktı falan yazabilirsin yani. Bir kere sistem bu şekilde bir sistem. Hasta olarak yazabilirsin yani, doktor değil. Evet, hasta olarak.

Doktorlar da yazabilir, hastalar da yazabilir. Hatta istatistiğine baktım dün. %41 oranında doktorların rapor ettiği vakalar var. %29 aşı firmaları kendileri rapor ediyorlar.

Kendilerine gelen bir şikayet olursa. Yani onlar da kullanıyor VARİS'i. %14 hasta ve yakınları, %17 de bilinmeyen kaynaklar. Yani başka biri adına bile aslında birazcık rapor edebilirsin.

Birkaç sene önce otizm aktivistlerinden bir tanesi VARİS'e aşı oldum ve yeşil dev halka dönüştüm falan diye buraya Giriyorlar yani bir nevi şey troll atığıyla virüsü şişirmek son derece mümkün. Çünkü hiçbir kontrol yok. Gerçek bir veriye bakmıyorsun. Hani hakikaten diyelim ki bir aşının bir negatif etkisi oldu.

Birkaç tane böyle örnek de var. Bu negatif etkinin olduğunu ispatlamak çok zor bir şey. Hakikaten aşıdan mı oldu? İki sene sonra oldu diyelim ki demin konuştuğumuz muhabbetin.

National Childhood Vaccine Injury Act çıktığı zaman diyorlar ki bu ispat yükünü de zaten çocuğunun sağlık problemiyle boğuşan ebeveyne yüklemeyelim illiyet bu aramayalım diyorlar. Yani aslında VAERS şunu soruyor sadece aşı olduktan sonra beklenmeyen bir etki gördünüz mü? Aşının zamanlamasıyla problemin ortaya çıkma zamanlaması teyit edilirse VAERS'e başvuran ailelere tazminat veriliyor. Bu onun için bir istatistik bile değil.

Çünkü bir kontrol grubu yok. Yani kaç kişi aşılandı, kaç tane bakarapor edildi? Bunun bir istatistiksel analizini yapamıyoruz. Şimdi aşık aşıkları virus'u çok seviyorlar.

Çünkü tamamen manipüle edilebilir bir veri girişi olan ve teyit edilme imkanı sıfır olan bir sistem. Sürekli oradan yanlış rakamlarla polemik yapıyorlar. Halbuki virus Amerika Birleşik Devletleri'ndeki tek aşı takip programı değil. Bu virus tamamen bu spesifik problem için ortaya çıkarılmış.

ilaç firmalarına dava etme yolunu bypass edip tazminat istiyorsanız biz size tazminat vereceğiz denen bir sisteme giden bir yol. Bu yani şey gibi neredeyse class action lawsuits'lere kaydolma sistemi gibi. Aynen o. Hatta aşı başına 0.75 dolar yani 75 cent vergi virus fonuna gidiyor.

Birisi de derse ki aman benim çocuğum aşı yapıldıktan sonra felç oldu. Hani belki başka bir nedenle çocuk felç oldu. Belki başka bir organik problemi vardı. Oradan biriken paralar bu çocuğun ailesine gidiyor.

Yani sistem bu aslında virus. Ama tabii işe yaradığı yerler olmuş. Ne bileyim mesela bir problemde, bir şikayette bir artış görülürse o zaman yetkililer zaten ona çok daha detaylı bakmaya başlıyorlar. Geçmişte mesela rotavirüs aşılarından sonra küçük çocukların barsaklarında küçük lenflerin aşırı büyümesine bağlı düğümlenme görüldüğü için rotavirüs aşılarının Formülasyonu değiştirdi falan.

Yani bu tip faydaları da olmuş. Ama tek başına aşıların güvenliğini gösteren bir sistem değil. İki tane daha aşı güvenlik takibi var Amerika'da. Bir tanesi Clinical Immunization Safety Assessment Project denen bir şey.

Burada CDC hastanelerden gelen direkt datalarla aşı sonrası gelişen problemlerin datalarını irdeliyor. Çok daha objektif bir sistem. O nedenle hani gerçekten olan vakaları gözlemleyen bir şey. Bir de Vaccine Safety Data Link diye bir şey var.

Onda da aynı şekilde gene sağlık kurumlarından gelen verileri irdeliyor. Bu arada COVID aslında virus kapsamında değil. Başka bir program var. Countermeasures Injury Compensation Program diye ve pandemiye özgü bir süreç olduğu için COVID aşısı nedeniyle sıkıntı yaşayanları aslında o programa yönlendiriyorlar.

Aslında bu da diğer konuya, bir sonraki konuya güzel bir geçiş oldu. Çünkü ben şunu da sormak istiyordum. Aşı üreten şirketlerin herhangi bir hukuki sorumlulukları yok. İşte bir şey olursa sana tazminat ödemeyecekler.

Bundan kurtulmuşlar. O zaman bu aslında COVID'e özgü bir durum değil. Bütün bu şirketler, medikal şirketler aşıları için tazminat ödemiyorlar. Amerika'da öyle ve 1986'dan beri bu böyle Amerika'da.

Çünkü bakmışlar ki bu olduğu zaman aşılamalar aksıyor. Başlatanlar da aşı firmaları değil bu arada. Onun için COVID'e özgü bir şey değil, bütün aşılara özgü. 25-30 yıldır olan bir şey.

Şu an COVID aşılarıyla olan problemleri tamamen Amerika Devleti yüklenmiş durumda. Full onay alındıkça COVID aşıları da VAERS ve National Child Vaccine Injury Program'a geçecek. Bu tazminat muhabbeti aslında işin para kısmına geçmek için güzel bir fırsat. Genel olarak aşı geliştirme işi karlı bir iş mi?

Şimdi aşı üretim süreci çok pahalı ve çok uzun. Bir sürü deneme patlıyor. Yani firmalar mesela bir aşı üretmeye başlıyorlar. Daha fazla bir de deniyorlar, bakıyorlar ki işe yaramıyor.

Hadi bütün iş çöpe gidiyor. Yani önden zaten yapılmış anormal derecede bir yatırım var. Araştırma süreçlerine de zaten sadece firmalar fonlamıyor, işte devletler, üniversiteler bir yerlerden de geliyor. Ondan sonra diyelim ki aşı yapıldı, bitti.

Kâr marjı niye yüksek değil? Çünkü stok ve dopolama problemleri var. Şimdi mesela bir pakette, blister içinde bir tablet yarattığın zaman o tablet 2 sene hastane-nezarene bölümünde rafta durabiliyor, soğuk kullanım tarihi gelene kadar. Ama aşılar için işte yok soğuk sinir oluşturacaksın, hani ilk başta Zaten mRNA aşılar için daha da şey.

Özellikle aşılama programlarında bunları kırsal alanlara, daha zor ulaşan alanlara götüreceksin. Ciddi anlamda maliyetli işler aşı, özellikle dağıtımı yapmak. Genel olarak baktım birazcık ekonomi sitelerine falan. Aynı miktarda ciro yapan ilaçlara göre aşılardan gelen kar %5 civarında daha az.

Aklında olan bir rakam var mı bu arada? Şimdi biraz rakamlara baktım ben. Yani Big Pharma'nın bu işten kazancı nedir? Bir kere Big Pharma dediğimiz majör ilaç firmalarını kapsıyor ve bu firmaların tek yaptığı şey de aşı değil.

Önce bir buradan başlayalım. Yani bu firmalar yoğun bakım yatışları da vesaire de diğer kullanılan pek çok başka ilacı da üretiyorlar. Oralardan da kar marjları var. Şu an dünyada eriden fazla aşı üreten firma var.

6 tanesi Pharma devi. İşte Glaxo, Merck, Novartis, Pfizer ve Sanofi gibi. Bütün bunların toplam aşı pazarındaki dağılımı %88. Diğer ufak firmalarında %12 gibi bir dağılım var.

Toplam aşı ciroları yıllık 40 milyar dolar civarında. Ancak Big Pharma'nın yıllık cirosu 1 trilyon. %2,5. Evet, çok ucuz ilaçlılar bunlar.

Yani ortalama bir aşı 20-25 dolar civarında Amerika'da. Yani grip aşısını kendim ben cebimden alacağım deseniz 25 dolar. Net kârları da aşıların jiroyla karşılaştırılınca 2.2 milyar.

Birazcık karşılaştırma yapalım dedim. Mesela Apple'ın yıllık jirosu 274 milyar dolarmış. Netflix hepimizin gönülden para verdiği bir şey 25 milyar dolar. Bir de şuna baktım.

Özellikle zerde çalcı hekimler olduğu için destek ürün ve vitaminlerin yıllık jirosu da 100 milyar dolar. Bir de mesela şu örneği vereyim. Kızamık olsa birisi, Covid için bakmadım özellikle. Covid çok ekstrem bir olay çünkü çok uzun süre yoğun bakımlarda entübasyon falan çok yüksek maliyetleri var ama kızamık için baktım.

Kızamık için ortalama Amerika'da hastanede yatış masrafı 140 bin dolarmış ve bunun yüzde 30-40 civarı ilaç. Hani çünkü hasta yatağı falan da var onları saymayalım. Kızamık aşısı 22 dolar. Aslında biz yoğun bakıma yatınca bir farma bizim üzerimizden daha çok zengin oluyor.

Benim de önümde tam onunla ilgili dünya çapında bir istatistik var. O da senin dediğin destekler nitelikte. Dünyadaki ortalama kızamık aşısı maliyeti 1.76 dolar diyor.

Tedavi masrafı ortalama 307 dolar. Senin dediğin gibi de bir oran olsa, %30'u 40'u ilaç olsa bunların, onun da yarısı Big Pharma'ya gitse yine arada misli misli kat be kat fark var. Yani ben şeytani bir Big Pharma CEO'su olsam hiç aşı yapmam. Bu Vars'ın hikayesi de o ya.

Adam demiş ki ya zaten biz bundan üç kuruş para kazanıyoruz, bir de oturup bütün bu davalarla uğraşacaksak o zaman yapmıyoruz demiş. Esas şeytani hareket o tamam mı? Yani yapmıyorum. Burası çok omelli, o yüzden araya giriyorum ve biraz da uzun konuşacağım.

Önce rakamları güncelleyeyim çünkü kayıttan sonra yeni bilançolar açıklandı. Kaynak olarak ilaç şirketlerine karşı olan People's Vaccine Alliance'ı kullanacağım. Onlara göre 2021 yılında Pfizer, BioNTech ve Moderna'nın bürüt kazançlarının toplamı 34 milyar dolar. Vergiden geriye ne kalır bilmiyorum.

25 milyar kalsa diyelim, hiç de az buz değil aslında. People's Vaccine Alliance'ın derdi aşıların açık kaynak hale getirilmeleri, bir başka deyişle ücretsiz biçimde lisanslanmaları, bu da ilaç şirketlerinin aslında kar etmemesi demek aşılardan. Bir pandemi esnasında aşıları veya tedavileri ellerinde bulunduran özel şirketlerin kar etmesini genel olarak prensip icabı ahlaksızlık olarak görüyorlar. Benim de bir yanım buna evet diyor.

Zira bu tip bir durum ekonomik hesaplara hapsedilecek bir durum değil. Toplum yaşamının her alanını zehirleyen bir şey. Distopyalarda yazılan şeyler aslında. Öte yandan pandemide kimse kar etmemeli mantığı uzun vadede tehlikeli.

Bir sonraki pandemiyi düşünün mesela. Yani ilaç şirketleri dünya kadar deneme yapacaklar. Her adımda para kaybederken o kayıp kamulaştırılmayacak. Ama en sonunda işe yarar bir aşı geliştirdiklerinde onun karı kamulaştırılacak.

Kim böyle bir işe girer ki? Özellikle de ancak çok sonraları ürünleştirilebilecek teknolojileri düşünün, onlara hiç yatırım yapmazlar. Şekil 1A mRNA aşısı, bunu manipüle etme çalışmaları ta 1970'lerde başlamış. Bu teknolojiyi kullanan ilk aşı deneyleri de fareler üstünde 90'larda yapılıyor.

Bir takım teknik engeller ortaya çıkıyor. Bunlar nanoteknolojideki gelişmelerle 2010'larda aşılıyorlar. Ebola için bir aşı geliştiriliyor mesela ama çok sınırlı sayıda hasta olduğu için büyük yatırımlar yapılmıyor buna. Ta ki Covid'e kadar.

Yani 70'lerden beri ite kaka devam eden bir süreç bu. En sonunda bu parayı geri kazanamayacaksan bu temel araştırmalar ve sonraki adımda gelen ürünleştirme maliyetleri de Kime kalacak? Tamamen kamu kurumlarına kalacak. O zaman da muhtemelen süreç yavaş işler.

İşte kamu ile özel sektör arasındaki farka geliyoruz. Yani öyle bir orta yol tutturman lazım ki özel sektörün rekabetini avantajına kullanacaksın. Bunu yapmana sağlayacak ekonomik teşvikler olacak. Ama bu teşvik milletin kanını emmekle sonuçlanmayacak.

Yoksa komple ahlaki erozyon olur. Parantezi kapayalım. Dönelim bizim üç şirketin toplam 34 milyarlık brütkarına. Işıl'ın yaptığı kıyaslara bir tane de ben eklemek istiyorum.

Pfizer'ın bugünkü piyasa değeri 300 milyar dolar civarı. Şu aralar en değerli 27. şirket. 2020 yılındaki ortalama değeri ne kadardı biliyor musunuz?

200 milyar. Moderna aynı sürede 40 milyardan 86'ya çıkmış. BioNTech ise 20 milyardan 50'ye. Bakın, en son bir benzerini ta Birinci Dünya Savaşı sırasında gördüğümüz bir olaydan bahsediyoruz.

Ve bu olaya karşı eşi benzeri görülmemiş bir mobilizasyon gerçekleşti iki sene içinde. Neredeyse 10 milyar doz aşı yapıldı. Her Allah'ın günü 37 milyon doz yapılıyor. Yani bu şirketler için bir daha belki hiç gerçekleşmeyecek bir şans ve üçü arasında senelik toplam net kar 25 milyar.

İki sene boyunca kağıt üstünde kazandıkları piyasa değeri de toplam 170 milyar. Kıyas için aynı iki senelik süre zarfında, 2020 başından 2021'in sonuna kadar. Apple, Microsoft ve Google aşağı yukarı birer trilyon dolar değer eklediler kendilerine. İkiye katladılar değerlerini.

Bu bilgileri Financial Times'ın pandemi sürecinin kazananları ve kaybedenleri haberinden alıyorum. Haber tarihi 3 Ocak 2022, epey taze yani. 100 şirket listelemişler. İlk 15'te bir tane sağlık sektörü temsilcisi var, United Health.

O da ABD'nin en büyük sigorta şirketi. Pandemiyle doğrudan bağlantılı olan ilk sağlık şirketi ise 16. sıradaki Thermo Fisher. Adını bile duymamıştım daha önce.

Covid testleri ve aşılardaki bazı temel maddeleri sağlıyorlarmış. Bu süreçte 130 milyar dolar değer kazanmışlar. Şimdi bu sayıları niye verdim? Aman millet malı götürmüş, bırakın ilaç şirketleri de birkaç milyar kazansın demek için değil tabii ki.

Ama aslında o kadarı bile ortada dönen para muhabbetlerinin çoğu için yeterli cevap olurdu. O kadar sığ muhabbetler çünkü. Bak Pfizer delikanlıysan bu bölüme sponsor olursun. Biz basit bir çıkarımla başlayalım.

Bir gelişmenin ardında bir tür komplo varsa o işten kazananlar olacaktır. Bir gelişmenin ardında bir komplo yoksa da fırsattan istifade edip kazananlar olacaktır. Her halükarda kazananlar olacak. Dolayısıyla salt kazananlara bakarak ortada başarılı bir komplo olup olmadığını bilemezsiniz.

Başka detaylar gerekir bunu bilmek için. Ama illa kazananlara da bakacaksak ki insan doğası bu, yerinde bir kestirme. Bunu yapacaksak da at gözlüğüyle bakmamak lazım. Bu dünyada sadece ilaç şirketleri yok.

Mesela çılgın bir senaryo düşünelim. 2019'dan beri tam 700 milyar dolar değer kazanan Amazon için tam kapanmaların uzaması iyi bir senaryo değil mi? Bir teşvik değil mi? Şimdi eğer aşılanmanın kapanma ihtimalini ve kapanma sürelerini azalttığını düşünüyorsak, ki ben öyle düşünüyorum, bu demektir ki Amazon'un çıkarları ilaç şirketlerinin çıkarlarıyla ters yönde.

Ve ellerinde şu an 90 milyar dolara yakın nakit para bulunuyor. Bütün ilaç şirketlerini toplasın herhalde bu kadar nakit bulacağımızı sanmıyorum. Tek bir şirket koca bir endüstriye kafa tutabilir herhangi bir lobi savaşında. En azından ABD içinde.

Şimdi bu kadar süre boyunca aşı ve para konusunda sayısız şey okumuşsunuzdur. Yüzde kaçında bunlardan bahsediliyor? Bir seviye daha ilerleyelim. Diyelim ki Amazon'da ilaç şirketleri de pandemi sürecinin kazananlarından oldukları için birbirlerine bulaşmasınlar, kapalı kapıları ardında anlaşmış olsunlar.

E bu sürecin kaybedenleri de var. Financial Times'ın o haberinde 100 tane de kaybeden şirket sıralanmış. Koca endüstriler topyekun battılar. Düşünsene, mesela 5 milyar dolar Ciro, 50 milyar dolar da piyasa değeri kaybeden dev bir şirketin yönetim kurulundasın.

yahut trilyon dolarlık bir endüstriyi temsil eden bir federasyonun üyesisin. Sınırsız kaynak var elinde. Herhangi bir ülkenin bakanlarıyla hatta başbakanıyla görüşebilirsin. Her türlü özel istihbaratı elde edebilirsin.

Her CEO'ya ulaşabilirsin. Ve buna rağmen değer kaybını, para kaybını önleyemiyorsun. Kariyerini tehlikeye atıyorsun. Çünkü COVID hastalığı hakkında yahut aşılar hakkında, medya hakkında, bu işin ekonomisi hakkında esas gerçekleri bilmiyorsun.

Kim biliyor? Twitter'daki 20 yaşındaki anonim bir genç biliyor veya faiş fiyata bilmem ne çayı satarak geçinen fitoterapistler biliyor. Onları dinleseydin bilirdin. Hani hep Umut Sarıkaya imzasıyla paylaşılan ama aslında iltem dileke ait olan bir karikatür var ya, Obama biriyle oturmuş bira içiyor, karşısındaki buna müthiş bir özgüvenle diyor ki, Amerika'yı aslında sen yönetmiyorsun abi.

Çok büyük bazı aileler var, onlar yönetiyor. Obama da, vay anasını iyi ki gelmişim Nevzade'ye, başka ne var diye soruyor. İşte bu Nevzade muhabbeti aslında her gün binlerce kez sosyal medyada yaşanıyor ama farkında değiliz, alışmışız. Mesela ana akım medya pandemi konusundaki gerçekleri saklıyor da bu iddialarla ve para konusuyla el ele giden bir muhabbet.

Elbette medyanın reyting için korku pompalamasından ta aya kadar uzanacak bir katalog yaratabiliriz. Ama her şeye bu çerçeveden bakınca tutarlı bir görüş inşa etmek mümkün olmuyor. Niye? En basitinden bakın, dünyanın en büyük medya şirketi ne?

Ciro bakımından açık arayla AT&T. CNN'in, HBO'nun, Warner Brothers'ın, bir dünyada başka şeyin sahibi bunlar. Pandemi sürecinde 100 milyar dolar değer kaybettiler. Yüzde 25'ten fazla.

Çünkü kapanmalardan etkilenen eğlence endüstrisiyle medya ve haber endüstrisi iç içe. İkinci en yüksek ciroya sahip grup Comcast. Değeri pek değişmedi. Viacom CBS, değeri pek değişmedi.

Fox, 2019'dan beri 1 milyar dolar kaybetmiş. Walt Disney, 2020'den beri 50 milyar dolar değer kaybetmiş. İki senede 50 milyar dolar ya. Hani nedir yani medya tarafında para kaybediyorlar da Amerikan derin devleti de karşılığında bunlara inşaat ihalesi mi veriyor?

Köprü mü yaptırıyor bunlara? Bu sistem Türkiye'de işleyebilir de genelde pek işlemiyor. Dünyanın da en kolay şeyi aslında bu. Sürekli bir takım dev şeytanlara saydır.

Nasıl olsa onları kimse savunmuyor. Kalanları da koyun olarak gör. Sen de Matrix'ten uyanmış Neos'un. Çoğumuzu istesek bunun tillahını yaparız aslında.

Ve hatta bu işten ekmek de yeriz. pek bir yetenek gerektirmiyor. Ama dünya karmaşık bir yer işte. İnanıyorum ki çoğumuz da bazı uygulamaları yanlış veya şüpheli buluyor, bazılarını doğru veya gerekli buluyor.

Çoğu hakkında da kuvvetli bir fikrimiz ve yeterli bilgimiz olmadığını biliyoruz. Son bir şey daha söyleyeyim. Madem bu kadar uzattık, içimde kalmasın. Bence diğer her türlü parasal muhabbetten 10 misli daha fazla dikkati hak eden bir gelişme var.

O da pandemi sürecinde yaşanan servet transferi. Rekor seviyede para basıldı, piyasalar şişti, sıradan insanların birikimleri de enflasyonla eridi. Geçen sene bu servet adaletsizliği hakkında bir bölüm yapmıştık. Oradan hatırlayacağınız istatistikler çok daha dramatik hale geldiler.

Ekim 2021 tarihli bir bilgi paylaşayım. Bunların da linkini açıklamalara koyuyorum bu arada. Pandemi sürecinde ABD'li milyarderlerin serveti %70 artmış ortalama. Yahut sayıyla söylersek, servetlerine 2 trilyon dolar ekleyerek toplam 5 trilyona çıkarmışlar.

Happy Top'un 750 kişiden bahsediyoruz. Bunların sahip olduğu 5 trilyona karşılık alttaki %50'nin yani 165 milyon insanın toplam serveti 3 trilyon. Üstelik piramidin üstünde de ayrı bir piramit var. Yani en tepedeki 5 milyarderin toplam serveti iki kattan fazla artıp 780 milyara dayanmış.

Bu kazançların çok büyük bir kısmı vergilendirilmeyecekti. Şimdi bir noktadan sonra sayılar anlamlarını yitiriyorlar. 5 trilyon yerine 10 trilyon deseydim, %70 yerine %140 deseydim, tepkiniz de herhalde iki kat daha şiddetli olmayacaktı. Neyse zaten uzun süre farazi kalmayacak bu söylediğim.

Pek yakında göreceğiz o rakamları. O zaman bakarız. Bu konuda ben de bu sene içinde daha ayrıntılı bir çalışma yapacağım kesin. Şimdi şu ilaç şirketleri ve para konusunu kapatmak için sözü tekrar Işıl'a vereyim.

1960'lardan beri Amerika'da yoğun bakım yatış maliyetleri yaklaşık %75 düşmüş ve bunun datayına girdiğin zaman da aslında çocukların aşılarla engellenebilir hastalıklar nedeniyle yoğun bakım yatışlarının azalmasına bağlanıyor bu düşüşte. Çocukların aşılanması konusundan bahsetmişken, şimdi sen de zaten Stanford Çocuk Hastanesi'nde çalışıyorsun. Bir çocuğun aşılanmasındaki en son nihai karar verici kimdir? Kim olmalıdır?

Opsiyonları sayayım kafamdaki. Devlet, okul, ebeveynler ve bunların bir karması diyelim. Bir uzmanlar topluluğu olabilir, akil adamlar topluluğu. Bu şimdiye kadar bana sorduğum en zor soru.

Tabii önceden böyle ısındırdık. Onlar kolay. Yani bu çünkü hukukla alakalı, felsefeyle alakalı yani doğru bir cevabı olduğunu da sanmıyorum aslında sana öyle sordum da. Ben de aynen onu diyecektim.

Yani bence bu sorunun doğru bir cevabı yok. Çünkü o kadar çok farklı etmenlerle alakalı bir dediğin gibi yani ülkenin içinde bulunduğu durum, O ülkede genel sağlık sigortası olup olmadığı, devletin mi masrafları karşıladığı, efendim ne kadar kalabalık olduğu, okulların nasıl işlediği… Amerika'da yerler var biliyorsun, süper özellikle konservatif aileler. Homeschooling yapıyor adam, çocuğuna evde eğitim veriyor.

O çocuğu da başka hiçbir çocukla muhatap etmiyorsa, bir şey yapmıyorsa, aşı da yaptırmak istemiyorsa bence okey yani. Çocuklardaki aşı konusu şurada problem yapıyor. Çocuğumu okula gönderiyorsam güvenli ve sağlıklı olmasını istiyorum. Bugün Amerika'da okula yer fıstıklı sandviç götürmek yasak.

O çocuk beslenme çantasındaki sandviçi başka bir arkadaşıyla paylaşabilir. Öbür çocuğunda fıstık alerjisi vardır, anafilaktik reaksiyonudur, ölür. Şimdi ben şey mi diyeceğim ona, benim çocuğumun özgürlüğü, yani kusura bakmayın ben o özgürlükten feragat edemem diyebiliyor muyum? Diyemiyorum.

Senin çocuğun özgürlüğü başka çocukların güvenliğini ne kadar etkiliyor? Bir de çocuk istismarı kısmı var tabii. Şimdi sen ebeveyn olarak çocuğunu aşılatmamaya karar verdin. Çocuk long covid oldu.

Yani bu bir çocuk istismarı mıdır, değil midir gibi bir kısım var. Bu tabii çok zor bir şey çünkü reşit olmayan bir birey adına sen karar alıyorsun. Şeyden biliyoruz ki ne bileyim çocuğuna iyi bakmayan, tedavisini yerine getirmeyen ailelerin çocukları Amerika'da en azından ellerinden alınıyor. Bunun özellikle bilerek isteyerek yapıldığını bulduğunda devlet Çok sıkıntılı bir konu.

Bir devlet vardır. Mesela bütün sağlık sistemini devlet ödüyordur. Hastane sayısı çok kasıtlıdır. O devlet diyebilir ki ben aşıyı zorunlu tutuyorum.

Çünkü ben aşı olmayan insanlara bakamam. Kaynağım yok. Başka bir devlet der ki benim tuzum kuru, yoğun bakımım çok, doktorum çok. İsteyen aşı olsun, olmayana da ben bakarım diyebilir.

Oradan okul der ki biz aşısız kabul etmiyoruz ama bak şurada aşısızları kabul eden okul var. Herkes aşısız. Gidin birbirinizin covidlerini yalayın. Ne yaparsanız yapın orada diyebilir.

Benim şahsi görüşüm, bütün okulların mecburi olmasa bile belli okulların covid aşısı zorunluluğu olması gerektirdiğini düşünüyorum. En azından çocuklarını daha çok korumak isteyen ve covidle muhatap etmek istemeyen aileler için güzel bir öneri. Diğer kısmı da dediğim gibi karışık. Yani burada herhalde şöyle denilebilir.

Çocuklarda işte bu zaten öldürücülüğü inanılmaz derecede az. Belki aşının yan etki riskine yaklaşıyor. Hani normalde senin, benim yaşımdakiler için aşının yan etki riskiyle Covid'in öldürme veya hastalığa neden olma riski arasında belki bin kat fark var. Ama bunlar arasında belki iki kat fark.

Belki aynı. Tabii. İnsanların bu konudaki endişesine nasıl cevap vereceksin? Çünkü sen kalkıp da ya siz çocuğunuz var diye aşırı hassas davranıyorsunuz, ben sizin için en iyisini biliyorum diye tepeden inmeci kanunu koyduğun zaman da dediğin gibi toplumuna göre bu işe yarayabilir.

Ama şu anda anladığım kadarıyla bu aşı mevzusunda öyle bir yere geldik ki böyle bir şey yapsam patlayacak herkes. İş buralara gelmeden önce insanları bilinçlendirme gerekiyordu birazcık. Yani şu an mesela COVID konusu aşırı derecede polarize olmuş bir konu. Dayatmacılık nedeniyle buna karşı çıkan insanlar var.

Bu da tabii yani iki ucu keskin bir kılıç, tamam mı? Yani evet, başka şey diyecektim de sonra kılıcın daha uygun bir... Ters bipleyeceğim seni. Oraya dublajdan voklu değnek ekleteceğim.

Bir miktar dayatma olması gerektiğini düşünüyorum. Tabi devlet kanun hükmünde kararname çıkarsın aşı olmayanların kellesi tez burası falan. Böyle bir şey değil. Ama belli konularda dayatma işe yarıyor.

Mesela ben şuya bir örnek vereyim. İşyerleri FDA olmayından sonra aşılamayı mecbur hale getirdiler. Çok sıkı istisnalara bağlı. patır patır herkese şımandı.

Risk altında olan insanların sağlığını korumanın hepimizin toplumsal bir hükümdülüğü olduğunu düşünüyorsak yani birazcık daha bu işlerin sıkı olması gerektiğini düşünüyorum. Devletin bazı şeyleri zorunlu tutması işi de ilginç. Eskiden belki daha çok kabul görüyordu bu. 1960'larda ilk kızamık aşıları filan yaygınlaşırken, Amerikaların %70'inden fazlası federal hükümete genel olarak güveniyoruz diyorlarmış.

%70'inden fazlası. 2019'da yapmışlar. Kaça düşmüş %72'ten? Bir tahmin et.

20. Bayağı iyi. %17'ye düşmüş. Vergi verdiğin bir kurum var ve insanların %17'si sadece bunun senin iyiliğin için çalıştığını düşünüyor.

O yüzden de aslında böyle bir aşı zorunluluğu hükümet tarafından gelmiyor ama senin dediğin gibi dolaylı yerlerden insanları zorluyorlar. Yani tamam kanunu yapmayız da işinden vururuz seni, işte başka yerlerden zorlarız. Türkiye'de evlilik için test istenir. Bilmiyorum biliyor musun?

Listesine baktım. Çünkü dedim ki ya ben 14 sene önce evlendiğimde bunlar benden istenmişti. Aradan 14 sene geçti. Belki değişmiştir, düzelmiştir diye baktım sabah.

Kan grubu, hemogram, hepatit antigeni, anti-HBS testi, hepatit B virüsü araştırması, hepatit C virüsü araştırması, sifilis testi, HIV testi. Şimdi sen Türkiye'de şu anda evlenmek istediğin zaman bu testleri yaptırmakla yükümlüsün. Yasa bu yani. Tamamen seni ve evlendiğin insanı etkileyen bir şey bu.

Senin HIV'inden devlete ne? Ya da hepatit beğenden ya da kan uyuşmazlığından. Pankartlar açıp itiraz edip, biz evlilik testi istemiyoruz, evlilik testi zulmüne son diyen hiçbir insan görmedim. Bu COVID'de özgü bir durum değil yani bazı mecburiyetler ve zorunluluklar.

Ama bu COVID o kadar politize oldu ki diğer bütün dayatma olarak gördükleri zorunlulukları falan unuttular ve kenara attılar. Böyle COVID dayatmasını konuşuyoruz biz. Ama hani burada biraz farklı şeyleri kıyaslıyoruz. Çünkü orada demin dediğin evlilik şeyleri bir test.

Testle ya benim içime bir şey zerk ediyorlar hissiyatı farklı. O yüzden biraz daha tepki gösterebilirler. Evet, güzel nokta bak. O açıdan düşünmemiştim.

Doğru söylüyorsun. Ama öbür taraftan baktığın zaman da pek çok iş yerinde, Türkiye'de de, Amerika'da da başka aşı sorumlulukları da var. Her sene gidip tüberküloz testi yaptırıyorum. Tüberküloza hala bağışık olduğumu göstermek için.

Hani bir tek covid'e bağlı bir şey değil yani. Bende tabii pozitif çıkıyor. Üçüncü dünya kesinlikle. Hem aşılıyım hem de Türkiye'den gelen herkes pozitif çıkıyor merak etme.

Mesela şu aşı pasaportu muhabbeti var. Tam onu soracaktım. Aşı pasaportuyla ilgili benim şöyle bir çekincem olur. Bir, Türkiye gibi bir yerde ben niye devlete daha fazla bilgi vereyim diyebilir insanlar mesela.

Devlete güvenmiyorsan. İkincisi, bu pasaportlar kalıcı olabilir. Biraz distopyaya kayalım. Çeşitli mahallelere mesela sokmazlar.

Bu tip uygulamalar sadece şu andaki çözdükleri soruna göre değerlendirilmemeli. Aslında önümüzdeki 5-10 sene içinde yol açacakları, yol açabilecekleri sorunlara göre de değerlendirilmeli diye düşünüyorum. Geçen Stanford'ın infodemik diyeli konferansına gittim COVID dezenformasyonuyla ilgili. Orada felsefeci bir profesör, doktor konuştu.

Adam şey dedi, bu COVID konusunda en çok farkında olmamız gereken şeylerden bir tanesi de konuştuğumuz şeyler sadece doğrular değil, aynı zamanda değerleri tartışıyoruz. Tabii o zaman birazcık daha iş subjektif oluyor. Çünkü herkesin değer yargıları, risk algısı vs. her şeyi farklı olabilir.

Mesela ben bir yere girerken aşı kartımı göstermekten hiç gocunmuyorum. Çünkü biliyorum ki bana soruluyorsa başka insanlara da soruluyor. O zaman aşısız biriyle muhatap olma ihtimalim son derece düşük. Özellikle seyahat için olanda da yeni bir şey değil.

Bu üçüncü dünya ülkelerinde senelerdir olan bir şey. 2019 senesi de Peru'ya gitti. Peru'ya gitmek için saruhun maaşısı olman gerekiyor. Olmazsa gidemiyorsun.

Nokta. Ve sorumlu maaşlısı da, hakikaten aşı karşı değilim ama en tırsılacak aşılardan bir tanesi çünkü çok çok düşük oranda anseparit yapma riski var. Olduk gittik yani Peru'ya. Yani bu ilk defa böyle birinci dünya ülkelerinde, refah ülkelerinde suratına böyle lan biz üçüncü dünya ülkesi miyiz gibi çarpılan bir gerçek oldu birazcık.

karşına böyle bir soru geldiği zaman farklı farklı açılardan baktığında nereye gidiyor iş? Ya bu olursa gibi böyle ekstrapolay edip endişelenmek çok mantıklı bir yaklaşım değil bence. Oraya gelirse onu o zaman konuşmak lazım diye düşünüyorum. Zaten bu iş olsa da olmasa da oraya gidebilir düşüncesi de var.

Ben aslında daha ziyade bu kamptayım, biraz daha kötümserim. Devletlerin baskıcılığı konusunda, takip etme teknolojileri kullanmaktaki hevesleri konusunda aşı bahanesine gerekleri yok. Terörizm der, bir şey der, bunu da diyorlar zaten. Endişeleri çok iyi anlıyorum ama ne bileyim yoğun bakımlara yanına morg yetmediği için soğutuculu kamyon geldiği zaman o muhabbetin biraz tonunun değişmesi gerekiyor maalesef.

Ölçeyi biraz daha büyüttürsek bu otorite güven konusunda ülkeler üstü organizasyonlara birazcık eğdirsek mesela. Dünya Sağlık Örgütü. Hatta CDC de diyelim. Ülkeler üstü bir organizasyon değil ama herkes bakıyor, dikkat ediyor ne demiş CDC diye.

Hani ben baktığım zaman Dünya Sağlık Örgütü'nü savunan bir insan görmüyorum. Nasıl bir hata yaptıklarını düşünüyorsun? Veya ne olursa olsun zaten böyle olacak mıydı yani? Onlara yüklenilmesi kaçınılmaz bir şey miydi sence?

Hakikaten çok güzel bir konu. Çünkü yine karışık bir konu. Çok zor sorular soruyorsun ya. Genel çerçeveyi de şöyle düşün.

Her şeye erişimin var ama bir sürü şey de karışık, karmaşık. Biz bu çağda nasıl bir otoriteye güveneceğiz? Yani şimdi önce şeyden başlayalım. Hani Dünya Sağlık Örgütü ile CDC'yi biraz birbirinden ayırmak lazım.

Yani bir tanesi biraz daha politik bir kurum. Tabii politik derken hani Hu'yu da gömmek adına söylemiyorum. Yani Hu'nun çok doğru yaptığı işler var. Mesela özellikle global aşı kampanyalarıyla ilgili bilinirlik ve verilere çok güzel topluyor ve sunuyor.

Özellikle global sağlık açısından ve sağlık eşitliği açısından çok iyi çalışan bir kurum gerçekten. Ama bence üyesi olduğu ülkelere yaranmak için yaptığı işte bazı alternatif tıp yöntemlerini de hani ne şiş yansın ne kebap işte aslında bunlar da fena değildir falan gibi böyle çok kanıta dayalı olmadan yaptığı işler de var üye ülkeleri tırstırmamak için. Ama CDC daha enfeksiyon kontrolü odaklı bir yapı. Daha veriye dayalı, birazcık daha bilimsel yöntemleri olan bir kurum, benim gözümde en azından.

Burada aklımda olan şey şuydu. Mesela bilime güvenmek diye bir şey yok aslında. Bilim ne derse onu yapacağız diye sürekli konuşanlar var ya. Bu noktada artık anlaşılmış olması lazım.

The bilim diye bir şey yok. Bilim dağınık bir şekilde belirsizlik içinde ilerliyor. Karanlık bir odada bir sürü farklı insan var. Bunlar yolunu bulmaya çalışıyorlar.

Farklı yönlere ilerliyorlar. Kimi düşüp kafasını yarıyor, kimi bir kapıya ulaşıyor, bir sonraki odaya geçiyor. Ancak yıllar sonra biz geriye baktığımızda sanki tüm odalar aydınlıkmış, bilim denen kollektif girişimde nereye gideceğini az çok biliyormuş gibi görüyoruz. Birazdan Işıl da zaten bilimsel sürecin ilk defa gerçek zamanlı biçimde tecrübe edilmesinin yarattığı kafa karışıklığına dikkat çekecek.

Şimdi bu salgında ne yanlış yapıldı ve bunlar hakikaten aslında engellenemez, önlenemez miydi? Bence aslında bu salgınla ilgili en önemli şey şu. Tabii böyle bir şey ilk defa yaşıyoruz biz özellikle sosyal medyanın olduğu bir zamanda. Her şey çok hızlı gelişiyor.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)