Podcast

Yeni Başlayanlar İçin Spermiyogram (Efsane Noel Hikayeleri 3)

Fularsız Entellik

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bugün başrolde ben, soğuk bir oda ve küçük ekran bir televizyon var. Sağlık için, tıp için, tüm kirli çamaşırlarımı ortaya dökmeye hazırım. Yalnız ciddi bir tirat da var ortalarda, Türkiye'deki inanılmaz porno yasakları hakkında. Ve en sonda da Patreon destekçilerine ufak bir hediye.

***





Bölümler:


(00:05) Doğurganlık ve özsaygı

(01:40) Spermiyogram

(02:25) Spermografi

(05:55) Porno Yasakları

(08:25) Pantalonsuz felsefenin sonu

(09:05) Hemşireli fantezi

(10:20) Çıplaklık karşıtı film

(11:50) Kaplanın Gözü

(13:10) "İsterseniz eşiniz de gelebilir"

(13:50) İki çizgi kadar hamile

(15:10) Patreonculara Hediye: Safsatalar Ansiklopedisi Kısaltılmış Versiyon








Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.386 kelime · ~12 dk okuma

Çocuk yapmak kolay iş değil. Bakmasından bahsetmiyorum, yapması bile zahmetli. Dünyanın en kolay şeyi sanırsın aslında. Evrimin mükemmelleştirdiği bir şey varsa o da üreme olmalı, kolay üreme olmalı diye düşünürsün.

Ama işte doğa pek verimli çalışmıyor ve insanlarda inanılmaz bir gerginliğe yol açıyor bu. Birçok kişi öz saygısını, doğurganlığına veya sperm sayısını endekslemiş. Bir yakınımızın sırf bu yüzden hayatı değişti mesela. Çocuk yapmaya çalıştılar epey bir süre, olmadı.

Oğlan kanser tedavisi görmüş yıllar önce. Ya git bir test ol, değil mi? Yok, olmamış hiç. Umursamadığından değil de aşırı hassas olduğundan.

Transkriptin tamamını oku

Kafasını kuma gömmüş bir nevi. Ama kızın da sonsuza kadar vakti yok tabii. En sonunda bir şekilde ikna oldu ama yıllar yıllar sonra gitti test olmaya. Aktif sperm sayısı çok düşükmüş.

Ameliyatla müdahale ettiler ama o da başarısız oldu. Şimdi sürekli gerginlik, birbirlerini suçlamalar ne olacak bilmiyorum. Ben de böyle bir duruma düşmemek için proaktif olayım dedim ve bir Noel zamanı Türkiye'deyken sperm testi yaptırmaya karar verdim. Yani hikayenin Noel ile alakası bu kadar arkadaşlar.

Bundan sonra bir şey yok. Hiçbir şey de bilmiyorum konu hakkında. Kimseyle konuşmamışım, herhangi bir hazırlık da yapmamışım. İşte benim o zamanki durumumda olan varsa aranızda şu an.

bu iş nasıl oluyor diye merak ediyorsanız ve hiçbir şey bilmiyorsanız belki de bu ufak maceram size yardımcı olur. Tıp için, ilim bilim için kirli çamaşırlarımı ortaya dökmekten hiç çekime. Aradım bir tane laboratuvarı, derdimi anlattım. Spermiogram mı dediler?

Vay dedim, bu dandik işe güzel bir isim bulduğunuz için tebrik ederim. Gayet bilimsel geliyor kulağa. Evet, spermiogram. Telefondaki hanım dedi ki, en az 3 günlük perhiz gerekiyor yalnız.

Hani ona da klas bir isim bulmuşlar, perhiz. O da tamam. Aynı gün laba geldik. Alt katta girişte bir dayı var.

İlk geçmen gereken engel bu. Yani herkes derdini bir bu dayıyı anlatacak. Sperm işi dedim, baş parmağıyla okey işareti yaptı, geç dedi. Test bundan ibaret olsa ne güzel olurdu aslında.

Böyle özel yetenekleri olan dayılar var, karşıya geçip bağırıyorsun işte. Tomografi, EKG, sperm diye dayı analizini yapıp sana sonucu baş parmağıyla bildiriyor. Gladyatör dövüştüren Roma İmparator Edası'yla. O dayıyı açınca resepsiyona geldim.

Oradaki hanıma daha klas bir şekilde, biraz da gerine gerine spermografi dedim. Düzeltmedi beni yani. Grafi gram kavgası yapmadı. Onun yerine şunu sordu.

3 günlük perhizinizi yaptınız mı? Demek ki bugün önüme çıkan herkese tam olarak kaç gündür sevişmediğimi anlatmam gerekecek. Evet dedim. 3-4 gün oldu.

Buyurun geçin. Sevişenlerin giremediği bir laboratuvar yapmışlar. Yani loser labı. Köşeyi döndüm.

Biraz ilerledim. Hoppala orada bir tane daha resepsiyon var. Öncekiler bu resepsiyonun resepsiyonuydu herhalde. Nereye kadar gidiyor bu hiyerarşi bilemiyorum.

Bu kıdemli bir resepsiyon yalnız. Çünkü burada yan yana oturmuş üç tane kadın var. Böyle sıradaki mahkum gelsin de yargılayalım der gibi de bakıyorlar. ''Buyurun, ne için gelmiştiniz?'' dediler.

Heyecanlandım, unuttum. Spermografi miydi, spermetre miydi? Bir boşalma davamız vardı Sayın Yargıcı, onun için geldim dedim. ''Perhizinizi yaptınız mı?''

''Vallahi de, billahi de yaptım. Tanık çağırabilirim. Üçüncü kata çıkın.'' dediler.

Orada bir kadın karşıladı beni. Başlı başına resepsiyon o kadın. Bölüm sonu canavarı gibi. Oturaklı ve ciddi.

Elimdeki kağıdı verdim. Bu sefer de önce davranıp perhizmi yaptım dedim. Gururla bana baktı. Aferin, öğrenmişsin çekirge edasıyla.

Sonra benimle gelin dedi. hızlı hızlı yürümeye başladık, bir yandan da konuşuyoruz. Hani medikal TV dizilerinde, diyaloglarda böyle oluyor ya, sürekli koridorlarda yürüyorlar doktorlar, bir yandan hastalara tanı koyuyorlar, bir yandan da birbirlerine laf sokuyorlar. Öyle bir havamız var.

Bu da anlatıyor. Saat beşte kapanacak burası, fazla vaktimiz yok, elinizi çabuk tutarsanız iyi olur diyor. Elimi çabuk tutmaya söz verdim ben de. Bir odaya geldik.

Böyle havaalanındaki ufak otel odalarına benziyor. Kadın da bana ortamı tanıtıyor. İşte banyo burada, TV şurada, dergiler bu çekmecede. Kolay gelsin dedi.

Bahşiş beklemeden çıktı gitti. Sonra ben tam kapıyı kilitleyecekken geri geldi. Söylemeyi unuttum. Sabun, krem ve tükürük yasak.

Öyle de bir söyledi ki sanki bunlar genel olarak yasaklar. Her gelen içeriye kaçak sabun sokmaya çalışıyor. Hastanenin de artık canına tak etmiş. Ama en can alıcı uyarı en sonunda geldi.

Kabın içine kesinlikle idrarınızı yapmayın diyor. Ne kadar acıklı bir uyarı bu aslında. Belli ki tecrübe konuşuyor. Yılların birikmişliği var.

En az bir Ademoğlu oraya sperm testi için gelmiş, verilen kaba işeyip gitmiş. Allah bilir sonra da o kadar para verdik sonuçlar belirsiz çıkmış diye şikayet etmiştir bunları. Askerlik, hastane, bu tip ortamlardaki hiçbir uyarıyı kişisel almamak lazım. Ortak payda baya düşük, standartları ona göre belirliyorlar.

Kapı kapandı, arkadan unutmayın 5'te kapıyoruz burayı diye bir ses geldi ve uzaklaştı o ses. Normal şartlar altında saat 5'e kadar yeterli vakit var. Ama gayet anormal şartlar altındayız. Bir kere oda soğuk ve bomboş.

Bir kanepe, bir de TV standı var. O kadar. Yani erkek dediğin de o kadar öküz bir canlı değil. İnsan duvarlara bir iki tablo asar, ne bileyim bir çiçek koyar köşeye.

Hani uzaylılar bizi kaçırsalar deney yapmak için, onlar bile bundan daha insani bir yaşam alanı kurarlardı. Biraz turladım mekanı. Kamera var mı diye bakıyorum aklımca. İşte eski mostada alışkanlıkları.

Sonra çekmeceyi açtım. Dergi mergi yok, bomboş. İçeri sabun sokanlar herhalde çıkarken dergileri de götürüyorlar. Aklı başında kim böyle bir yerden dergi alır?

Televizyona yöneldim ben de. Eski stil, küçük ekran. Ekrandan da büyük bir sayfaya kullanma kılavuzu basmışlar koca puntolarla. Adım adım yazıyor nasıl çalıştıracağın.

Ama kılavuzda yazan adımlarla bu aletin alakası yok. Başka bir model. Kumandadaki tuşlar tamamen farklı. O yüzden DVR'ı bağlamasını beceremedim bir türlü.

Sonra düşündüm, ya ne uğraşıyorum, telefondan bakarım bir şeylere. Tabii Türkiye'de olduğumuzu unutmuşum. Porno siteleri yasaklı. Hepsi yasaklı.

Bu siyasi açıdan pek puan kazandıracak bir dava olmadığı için kimse tepki koymuyor anladığım kadarıyla. Ama düşününce aşırı saçma bir şey. Yani Wikipedia yasağından bile daha saçma geliyor bana. O en azından tek bir siteydi ve alternatifi vardı.

Porno yasaklamaksa ölçek bakımından neye benziyor biliyor musunuz? Tüm spor içeriklerini yasaklamaya benziyor mesela veya tüm haber sitelerini yasaklamaya benziyor. Ben internet pornosunun harika bir şey olduğunu savunmuyorum. Belki net etkisi negatiftir, zararlıdır yani.

Ama zararlı şeylerin de çoğu yasak değil. Olmamalı da zaten. Sigaraydı, kırmızı etti, pop müzikti, uykusuzluktu. Fayda zarar sorusu ayrı, serbestiyet yasak sorusu ayrı.

Çocuk istismarıysa mesele, öyle diyorlar ya, bunun çok daha büyük ölçekte yaşandığı yerler var, hepimiz biliyoruz. Sırf cinsel açıdan da düşünmemek lazım istismarı. Mesela yüz binlerce çocuk işçi çalıştırıyor Türkiye'de bir sürü endüstri. Bu endüstriler toptan yasaklanmıyorlar.

Yok mesele o değil de milletin ahlakının bozulması ise o daha bile tutarsız. En basitinden şiddet temsillerine erişim çok daha kolay. Herkese açık sitelerden ve kanallardan yarım saat içinde 40-50 kişinin öldürüldüğü bir filmi izleyebilirsin. Ama üyelik gerektiren kanallarda dahi iki yetişkinin seviştikten sonra sigara yaktığı bir sahne varsa baştan aşağı sansür.

Böyle tutarsızlıkların arada sırada yaşanması normal de, norm olmaları bir acayip. Bence gerçekten çürümüş bir ahlak asıl bu. Çünkü aklın ve sorgulamanın dışlandığı her şey çürümeye mahkum. Bu çürümenin bir başka boyutu da var.

Sadece özgürlük, serbestliyet meselesi değil bu. Uygulayamayacağın bir yasakta diretmemek lazım. Eminim herkes bugün VPN ile bu internet yasağını aşıyor. Düşünün, kırmızı ışıkta geçmek yasak mesela ama özel bir gözlük alırsan kırmızıyı sana yeşil gösteriyor, sen de geçebiliyorsun, polis de bir şey demiyor ve bu gözlük bedava.

VPN buna benziyor işte. Bu şekilde aşılacak yasakları baştan koymamak lazım. Sadece o kuralı değil, tüm kuralları zayıflatıyorsun. Kural kavramını zayıflatıyorsun yani.

Bu konuda ben kısmen kırık camlar teorisine meylediyorum. O da tartışmalı bir konu tabii. Ama genel fikrim şu, mümkün olduğunca az yasak olmalı ve o yasakları delmek de zor olmalı. İlla cezalarının ağır olmasından bahsetmiyorum, o şart değil.

Ama cezalandırılmaları kolay olmalı. O şekilde yasak koyacaksın demek istediğim o. Ben tabii pantolonumu indirmiş olmasaydım, felsefi kritiğime daha devam ederdim. Ama bu noktada üşümeye başladım artık ve zamanda azalıyordu.

İnternetten umudu kesip TV-DVR kombosuna döndüm. Mühendis adamsın, bunu da hallediver diye kendimi gazlıyorum. Açtım sonunda ben de DVR'ı hallettim. Kalite biraz bozuk yalnız.

Ses de yok. Ama en azından bir şeyler görünüyor. Sorun değil yani, biz de HD yayınına doğmadık zaten. Şifreli kanallarla büyümüşüz, parazitlerle yetişmişiz.

Bu yeter de artar bile. Film çat diye orta yerinden başladı. Bir hastane odası sahnesi. Yatakta hasta var.

Adamın teki de ayakta duruyor. Bir hemşire odaya giriyor. Epey makyajlı. Adamla konuşmaya başlıyorlar.

Şaşırıyorum bu noktada. Burası herkese açık bir lab sonuçta. Böyle hemşire fantezili şeyler mi seçmişler diye düşünüyorum. Hemşire yalnız bir müddet sonra adamı azarlamaya başladı ve kapıyı çarparak çıktı gitti.

Uzun uzun adamın üzgün yüzüne odaklandı kamera. Daha sonra orada yatan hastaya yakın plan yapılınca tedirgin olmaya başladım. Kadın komada yahu. Konulu neyse de komalı olmasın.

Adam yaklaştıkça yaklaştı. Ben de gerildikçe gerildim. Akabinde odaya bir sürü başka insan doluştu. Her şeyin sessiz olması gerilimi daha da arttırıyor.

Ne olacaksa olsun artık diyorum. O noktada altta bir reklam bandı geçmeye başlayınca uyandım duruma. Ben DVR'ı TV'ye bağlayamamışım doğru düzgün. Bildiğin pembe diziyi izliyormuşum kaç dakikadır.

Aynı anda hem rahatladım, tamam komadaki kadın güvende, hem de panikledim. Saat beşe dakikalar kalmış artık. İsraf etmişim vaktimi ve öyle bir psikolojideyim ki o anda. Artık hayal gücüyle falan olacak iş değil.

Dünyanın en iyi pornosu kurtarır anca. DVR'ı bağlamak zorundaydım ve bağladım da sonunda. Gerçek film başladı, bu sefer kesin doğru film. Renk tonundan belli zaten.

Eski Alman yapımı, böyle şarap koklarmış gibi renk tonundan anlıyorsun. Filmde eskort olduğunu düşündüğüm bir kadın seksi kıyafetiyle bir eve geliyor, kapıyı çalıyor. Bir adam kapıyı açıyor. Çok kibar bir şekilde tokalaşıyorlar.

İçeri geçiyorlar. Orada kanepede, şarap eşliğinde muhabbete dalıyorlar. Bu argo bir kalıp değil, bildiğin normal muhabbete dalıyorlar. Biraz bekledim, bitmedi muhabbetleri.

İleri sarmayı keşfettim ama en fazla iki kat hızla sarıyor. O şekilde izliyorum ben de. Baya bir muhabbet ettiler. Yani porno ve sansür konusunu bile eninde boyuna tartışmış olabilirlerdi.

Sonra kadın müsaade isteyip banyoya gitti. Üstüme rahat bir şeyler giyeyim dediğini düşündüm ben de. Ama banyoda inanılmaz bir şey yaptı ve önce üstündekileri çıkarıp sonra altına daha da fazla kıyafet giymeye başladı. İki kat süt yan, iki kat bluz, çorap, jart yan.

Parça parça zırh takan bir savaşçı gibi. Kaliteli yapmışlar aslında, yönetmen sanatını konuşturmuş. Ama hani bir buçuk saat vaktin olması lazım bunun keyfine varmak için. Boş zamanında spermogram randevusu alacaksın, elinde popcornunla kanepeye yayılacaksın, o zaman tamam.

Ama mevcut durum için çok yanlış bir tarz bu. Bunları da iki katızda izliyorum bu arada. Bizimki döndü salona yeni haliyle, orada ufak bir defile yaptı, adam kıyafetleri gönülden takdir etti ve şarapları tazelediler. Yani muhabbet devam edecek belli ki.

Artık tüm umudumu kaybetmişim. Bizim hemşire de kapıyı tıklıyor saat 5 oldu diye. Bitmek üzere diyorum ama bitiş çizgisine bu kadar uzak olamazdım. Yani ekrandaki kadının ilk halimden daha giyinik olması gibi ben de ilk halimden daha biteyim.

İçimden bir ses kulağıma fısıldıyor, pes et artık diye. Çık odadan, bugün olmadı, yarın geleyim de. Dişçi randevum varmış, unutmuşum de. Ne olacak?

Nasıl olsa bu insanları bir daha görmeyeceksin. Ama işte o noktada zihnimde Eye of the Tiger çalmaya başladı. Şimdi tüm bu zorluklara karşı bu işi başarırsam ileride çocuğumuza gurur hikayesi olarak anlatırım dedim. Ve iki kat hızla devam eden o şaraplı muhabbet sahnesinde bir elimde kumanda, bir elimde umutlarım, hemşireye de one minute one minute diye diye hallettim işimi.

Sonra da sanki cinayet işlemiş birinin psikolojisiyle ortamdaki tüm kanıtları silmeye giriştim. Yani filmi durdurdum, DVR'ı kapadım, kabloyu çıkardım. Sanki orada hiç olmamıştım. Apar topar dışarı çıktım.

Etrafta kimse yok. Hoş olsa da zaten bu tip yerlerde racon kabı kesinlikle elden vermemek. Bir pencerenin önüne koyup sonra dua ediyorsun lütfen kimse çalmasın diye. Ben işimi duaya da bırakmadım.

Kapanış saati yani belki temizlikçi gelip çöpe atar. Yeni doğum yapmış kuş gibi nöbet bekliyorum yumurtaların başında. Ama pencere açılmadan zorla kovuldum o kattan. Gergimi bekleyiş, sonuçlar ertesi gün açıklandı.

Türkiye genelinde dereceye girememişim. Ama barajı geçmişim. Önemli olan da zaten kazanmak değil, yarışmaktı. Spermlerimizin çoğu böyle diyordur her seferinde.

Velhasıl haberler iyi. Ben de Türkiye'den ayrıldım. Aylar sonra çocuk projesi biraz daha ciddiye bindi. Biz de beraber bir uzmana gidelim dedik.

Şanlı Macar halkını çoğaltmak için türlü türlü devlet teşviği var. Bunlardan istifade edelim. İnsanlığın daha fazla guyaş çorbasına ihtiyacı var herhalde. Önce bir takım testlerden geçeceğiz.

Ben artık tecrübeliyim tabii. Ve bu sefer rahatım. Telefonuma bir yasak yok. Ortamın Türkiye'dekinden en büyük farkı şuydu.

İsterseniz eşiniz de gelebilir odaya dediler. Eşimle birbirimize boş boş baktıktan sonra, zaten her gün aynı odadayız, başka biri olsa olmaz mı diye espri yaptım. Sanırım bu espriyi yapan ilk 10.000 kişiden biri olamadığım için pek gülen olmadı.

Eşim güldü ama. Yani iyi esprimde de kötü esprimde de hep yanımdadır sağ olsun. Kısa bir süre sonra henüz test sonuçlarımızı yorumlayacak doktordan randevu beklerken, bizimki sabah erken saatte tuvaletten yatağa döndü, dedi ki bir miktar hamileyim. Ben de uyukluyorum, ne kadar hamilesin dedim.

İki çizgi kadar dedi. Boş boş baktım, sonra kıçımı devirip uykuya devam ettim. Kötü bir niyetim yoktu. İki çizgi ne demek bilmiyordum o sırada.

Olayı hiç anlamamışım yani. Bizimki de yazık. Ben saatler sonra tekrar uyanana kadar beklemiş. O arada kafasında bin tane simülasyon yürütmüş.

Yarısı negatif. Yani bu yaşına kadar hamilelik testlerini nasıl işlediğini bilmeyen bir adamdan çocuk yapmak ne kadar mantıklı. Diğer yarısı ise daha da negatif. Bu adamın hamileliğime verdiği tepki buysa ayvayı yedik endişesi üstüne kurulu.

Neyse uyanıp durumu anlayınca gerekli tepkiyi verdim. Dünyanın en yavaş yanan ampulüydüm ama sonunda ışık kazandı, aydınlık kazandı, her şey de yolunda gitti. Şimdi de zaten o iki çizginin sonucu yüzünden anca saat gece 2'de bu kaydı yapmaya vaktim oldu. Hayat kalitemiz çok üst seviyelerde.

Evet flarsızlar, son birkaç bölümde biraz kafayı dağıtmak benim için de iyi oldu. Bu arada sırada yaparız böyle temalarla. Aralara serpiştiririm. Daha hikaye var.

Hem ben de hatırlamış oluyorum bu sayede bazı şeyleri. Yoksa insan unutuyor, gidiyor. Patronculara ufak bir yeni yıl hediyesi olarak Safsatalar Ansiklopedisinin 200 sayfalık kısa versiyonunun pdf'ini veriyorum. Daha önce zaten full versiyonunun kitap haline hediye etmiştim.

Bu kısaltılmış versiyonunun basımı gecikti. Malum krizlerden dolayı ama pdf'ini geciktirmenin bir manası yok. Etrafınızda tembel olan insanlara bunu hediye edebilirsiniz. Destek seviyesinden bağımsız olarak patronlara açık.

Hatta eski bir patronsanız ama bırakmışsanız bana e-mail atın. Ben yine size gönderirim merak etmeyin. Kısa bir süre sonra da patron olmayanlara satışa başlayacağım. E-pop versiyonu düzeltmeye çalışıyorum.

O da bitince haber veririm. Ekstradan teşekkürler bugün. Geride kalan 20 ismimiz Deniz Silahçılar, Erman Korkut, Erdem Gelal, Tunç Mart, Can Karakuş. Bir ay için teşekkürler yine.

Hüseyin Çalgın, Işıl Arıcan, Atilla İlhan, Danyal Arslan, Aydın Kahraman, Enes Çankırı, Mehmet An, Mehmet Ünsal, Seküre, Canemrah Yaldız, Arnold Schwarzenegger, Mustafa Ayaz, Refik Şekercoğlu, Ali Özbek ve Kemal Akkoyun. Hepiniz çok sağ olun. Bir sonraki bölüm biraz daha ciddi olacak. Orada görüşürüz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)