Podcast

Özgür İrade 9: İçgörü İllüzyonu

Fularsız Entellik

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Beyin hakkındaki ikinci ve son bölüm. Farklı farklı Libet Deneyleri ile devam ediyoruz, hipnoz, içgörü, "noise", irade skoru gibi kavramlara takılıyoruz ve de benim seri boyunca biraz değişmiş olan fikirlerimle noktalıyoruz.

Kaynak linkler aşağıda, reklamsız versiyonu da Patreon'da.

Gelecek bölümde, seri finalini ahlak ve evrim konusuyla yapacağız, o zamana kadar sağlıcakla kalın.

***





Bölümler:


(00:40) Geriye Dönük Farkındalık.

(02:55) İçgörü İllüzyonu.

(05:15) Hipnoz deneyi (video).

(09:20) "Neural noise".

(11:25) "Free Won't": Veto Hakkı

(13:30) Yönetici devreler (executive function)

(17:00) İrade skoru.

(19:00) Kariyer üfürmeleri.

(20:55) Patreon Teşekkürleri.




Kaynaklar:


Makale: The Neuroscience of Free Will: A Q&A with Robyn Repko Waller

Video: Patrick Haggard - Free Will: Where's the Problem?


Makale: Brain might not stand in the way of free will


Uzun Makale: Free Will and Neuroscience: From Explaining Freedom Away to New Ways of Operationalizing and Measuring It








Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.881 kelime · ~14 dk okuma

Selam flarsızlar, bugün hiç tat hava yapmadan direkt konuya dalıyoruz değil mi? Libet deneylerinin kritiğini yapacaktık. Ödeviniz buydu, orijinal libet deneyinin daha doğrusu. Kendinizi bir araştırmacının yerine koyun demiştim.

Ne açık yakalayabilirsiniz acaba? Bir kere, ölçüm kısmı sakat. Bakın şaka yapmıyordum yani, tat hava yapmadan zart diye başladık. Ölçüm kısmı sakat.

Ya karar anını insanlar bildiriyorlar sonuçta ve bu bildirimde bir gecikme olabilir. Hatta daha önemlisi karar anı denen şeyin tam ne zaman başladığı belli olmayabilir. Belki deneklerin zannettiğinden çok daha önce oluştu. Belki de tam tersine deneyde göründüğünden bile sonra oluşmuş olabilir.

Transkriptin tamamını oku

Hatta ve hatta hareketten sonra geriye dönük biçimde oluşturulmuş olabilir. Yani gerçekte elimi hareket ettirdikten belki birkaç yüz milisaniye sonra anca bu hareketin farkına varıyorum ve kısa dönem hafızamı hack edip sanki hareketin öncesinde karar vermişim gibi hissediyorum. Şimdi bu size inanılmaz geliyor olabilir. Bana en azından inanılmaz gelmişti.

Ama beyin bunu hep yapıyor. Dublajlı bir film izlediğinizde mesela ses ve dudak oynaması tam birbirini tutmadığında onu senkronize ediyor beyin. Nasıl ediyor? Duyulardan birini biraz geç algılamış gibi yaparak.

Yeterince dikkat ederseniz bu senkronizasyonu bozabilirsiniz. Böyle de bir esnekliğimiz var. Ama normal şartlar altında kendi kendimizi baya kandırıyoruz. Yani bilincimizin kendi açısından bildirdiği olay sırasına pek güvenmemek lazım.

1999 tarihli bir çalışma bu etkiyi başka bir yoldan göstermiş. İki kişi bir mouse imlecini oynatıyorlar aynı anda. Ama bir tanesi denek taklidi yapan bir işbirlikçi aslında. Arada sırada imleci ekrandaki belli kelimelerin üstüne getiriyor bu kişi.

Hemen öncesinde de eğer denek kulaklığında o kelimeyi duymuşsa, imleci de onun üstüne kendinin getirdiğine daha çok ikna oluyor. Yani aslında onun kontrolünde olmayan bir şey, geriye dönük olarak onun kontrolündeymiş gibi, o karar vermiş gibi hatırlanıyor bilinç tarafından. 2006'da daha da ilginç bir deney var. Millete böyle bir libet deneyine sokuyorlar ama aynı zamanda da kafa taslarına manyetik uyarı yapıyorlar.

Eğer belli bir bölgeye hareketten sonra, yani elini oynattın, topu sıktın neyse artık, o hareketten 200 milisaniye sonra bir uyarı gönderildiği zaman kişinin açısından, ha ben şu noktada karar vermiştim elimi oynatmaya dediği o nokta zamanda geriye ittiriliyor. Çok daha önceden sanki karar verilmiş gibi hissediliyor. Bu kadar da basit etkileniyoruz yani. Tamam, şimdi ne öğrenmiş olduk?

İnsanların şu zamanda karar verdim tarzı bildirimlerine güvenilmez, bu Libet tarzı deneylerin zayıf bir noktası dedik. İkincisi de özgür iradenin varlığından bağımsız olarak bilincimizin kendi özgürlük seviyesini abarttığı bir gerçek. Ben bunu biraz genelleştirmek istiyorum bu noktada. Hepimiz içgörü ilizyonu denen bir dertten muzdaribiz.

Bu bir bilissel hata. İnsan herhangi bir zihinsel süreci hakkında doğrudan ve kesin bilgi sahibi olduğunu sanıyor, bir bilgisayar analojisi yaparsak kendi kaynak kodumuza veya runtime debugging'e erişimimiz olduğunu sanıyoruz ama aslında bir grafik arayüz kullanıyoruz, tıpkı bize dışarıdan bakan insanlar gibi ve bu arayüz de arada sırada hatalı bilgi gösteriyor. Bu ilüzyonun asıl ilginç kısmı şu ama, başkaları kendi içgörülerine bizim kadar önem verdiklerinde onları o kadar ciddiye almıyoruz. Yani kendi içgörümüzün isabetini abartıyoruz ve önemini abartıyoruz, başkalarınınkini de azaltıyoruz, küçümsüyoruz.

Bunun doğal bir sonucu olarak insanlar kendi özgür iradelerine çok daha fazla inanıyorlar. Kendi kararlarımızı çevremizdekilerin kararlarına göre daha az tahmin edilebilir görüyoruz. Hani beni öyle bir kutuya sokamazsın, tahmin edemezsin, robot değilim ben. İç görün çünkü sana diyor ki bu kararı ben verdim, özgürce verdim, sen de buna inanıyorsun.

Ama başkasının kararlarının kaynağı ne? Ve onlar koyun ya alışkanlıktan öyle yapmışlardır. Neyse artık. Başkasının irade gücüne ne zaman saygı duyuyoruz biliyor musunuz?

Eğer ortak bir karar mekanizması varsa ortada, birbirimizi etkileyebiliyorsak ve bu ortak kararlar sonucu kötü bir olay yaşanmışsa o zaman bunun sorumluluğunu başkasına yıkabiliyoruz. Ve diyoruz ki o sorumlu yani kendi karar verdi. Öyle çevresinden gelen etkilerle bu karara yönlenmedi. Hayır, sorumluluk tamamen onda.

Burada aslında baya bir Fundamental Attribution Error denen şeyler arasında epey bir paralellik gözüküyor. Türkçesi temel yükleme hatası. Orada da başkasının hatasını görünce genelde onların karakterine yoruyoruz ya, aralarında epey bir paralellik var. Şimdi bu etkinin gücünü göstermek için son bir deney önermek istiyorum.

Bir düğmeye sağ veya sol elinizle basabilirsiniz diyelim, seçim sizin. Genelde sağ elini kullanıyor çoğunluk. Bu insanlar %60 oranla da sağ elle basmayı seçiyorlar. Ama tam o sırada beynin sağ yarı küresini elektrikle uyarırsam, sol elinizi seçme şansınız %40'lardan %80'lere çıkıyor.

Ve bu etkiye rağmen denekler, hangi elimi kullanacağımın seçimi bana aitti diyorlar. Israrla. İçgörü sandıkları şey aslında zihnin kendi için uydurduğu hikayeler. Şimdi libet deneyinin kritiğini yapmaya dönelim.

Orjinal yorumlarda bilinç dışında gözlenen aktivitenin karar farkındalığına sebebiyet verdiği düşünülüyordu. Bunu peki nereden biliyoruz ki? Sırf daha önce oldu diye mi? Bu da bir safsata olabilir.

İşte bu fikri test eden bir deney var. Hipnoz içerdiği için, bahsetmek istiyorum burada, hipnoza yatkın deneklere ekranda bir ok gördüklerinde ellerindeki topu sıkmaları telkin ediliyor. Sonra uyandırılıyorlar ve klasik bir Libet deneyi başlıyor. İstediğin zaman topu sık, biz de elektriğini ölçeceğiz, diyorlar.

Bazen denekler kendi istekleriyle topu sıkıyorlar, bazen de ok yüzünden telkinle sıkıyorlar. Deneyin maksadı ne? Deneyin maksadı, bu iki senaryodaki elektrik yükü artışını karşılaştırmak. İkinci tip hareket öncesinde bir karar farkındalığı yok doğal olarak.

Karar farkındalığının olmadığı durumlarda da elektrik aktivitesi var mı yok mu onu bulmak. Tabii telkin yoluyla bir şey yapınca beynin o demin bahsettiğimiz geriye dönük senaryo yazma kabiliyeti devreye girebiliyor. Açıklayamadığın bir davranışı yapıyorsun. Böyle bir davranış yaparsan ona bir açıklama uyduruyorsun mutlaka.

Beyin lobları birbirinden ayrılmış insanlarda mesela sürekli olarak beynin bir yarısının yaptığı şeyleri diğer yarısının fark edince üstlenmesi, kendince açıklamalar bulması gözleniyor. İşte deney bu etkiyi önlemek için kurnazca bir şey yapıyor. Deneye katılanların koluna yalandan elektrotlar bağlıyorlar ve diyorlar ki, biz arada sırada buna ufak bir şok uygulayacağız bir sebepten ötürü, el kasların kasılacak merak etme. Yani denek ok gördüğünde kendiliğinden otomatik olarak topu sıkacak ama ben niye sıkıyorum ya diye düşünüp hikayeler uydurmayacak ve deney verilerini sulandırmayacak, bozmayacak.

Bu hareketlerin kontrolünde olmadığını hissedecek, bunu normal karşılayacak. Hah şimdi bu şartlar altında ne sonuç çıkmış? Topu sıkmaya bilinçli biçimde karar verdiğimiz durumlardaki resting potential ile yani değişen elektrik yükü ile hiçbir karar içermeyen durumlardaki resting potential aynı. Dolayısıyla Libet'in sandığının aksine bu potansiyel karar farkındalığının sebebi olamaz.

Hareketin gerçek sebebi olabilir ama karar farkındalığının sebebi olamaz. Bu arada bu hipnoz kavramı genel olarak özgür iradeye karşı bir kanıt olarak sunulmuyor. Çünkü ancak çok sınırlı bir ölçekte hipnoz olmaya istekliyseniz ve zaten normalde de yapmaya yatkın olduğunuz şeyler için işe yarıyormuş. Onu da aradan çıkarayım istedim.

Şimdi dönelim. Karar verme farkındalığını iyice önemsiz kılan bir başka deneyden bahsedeyim. Bazı kritik beyin bölgeleri hasarlı olan insanlar LIBED deneyini yaptıklarında hareket öncesi herhangi bir karar verme farkındalığı hissetmiyorlar. Bu hissi ancak hareketle beraber yaşıyorlar.

Yani ellerini kollarını hareket ettirdiklerini görünce, ha ben bu hareketi yaptım, ben planladım hissi doğuyor tam o anda. Demek ki bu hareketleri yapmak için onu bilinçli bir şekilde planlamana, hatta planladığını hissetmene bile gerek yok. Farkındalık şart değilse, gerçekleştiği zamanda da resting potential'a bağlı değilse, o zaman resting potential'ın değişmesinin manası ne? Şöyle bir yorum getiriyorlar, diyorlar ki belki böyle spesifik olarak şu hareket bu hareketle alakalı değil de, herhangi bir şeye karşı beklentimin artmasıyla alakalı bu elektrik yükü diyorlar.

Nihayetinde ben bir deneyde olduğumu biliyorum. Elimi oynatabileceğim söylenmiş. İşaret verilmiş. Deney başlamış.

Tansiyon yüksek. Arkada Ennio Morricone çalıyor. Her an araştırmacılardan biri silahını çekip herkesi vurabilir. Ortam çok gergin Fuat, bilemiyorum.

Herkes çok gergin. Bu ortamda bir beklenti oluşturuyorum doğal olarak. İşte bu belli bir eşiği geçince elimi oynatma kararı verip vermeme şansım oluyor. Yani iradeye bir açık kapı bırakılıyor.

Sadece o irade işin başlangıcında değil. Değiştirmemiz gereken bakış açısı bu. Hatta 2016'daki bir deneyde hareket gerçekleşmese dahi resting potential gözleniyor. Bu da zaten beklentiyle alakalı olduğu tezini kuvvetlendiriyor.

Buna yalnız benzer bir yorum daha var. Neural noise denen bir şeyi ön plana çıkarıyor. Radyodaki parazit gibi düşünün. Bir beklenti olsun olmasın normalde beyindeki aktivite hep aynı seviyede durmuyor sonuçta.

Hem önceki kararlarından kalan hem de o sırada rastgele gerçekleşen bazı dalgalanmalar oluyor beyindeki yükte. Sonuçta yük dediğin şey fazla veya eksik elektron taşıyan atomlar. Bunlar hep hareket ediyorlar. Sürekli nöronların kapısına geliyorlar.

Bir arkadaşa bakıp çıkacağım abi diye girmeyi deniyorlar. Bazıları giremiyor, bazıları giriyor. Bazıları hakikaten de arkadaşına bakıp çıkabiliyor. Bu yoruma göre işte bu dalgalanmalar belli bir seviyenin üstündeyken elimizi kolumuzu oynatmaya karar vermemiz daha olası oluyor.

Yani ya beklenti artışı ya neural noise ya da belki ikisi birden, bunlar bizi bir noktaya kadar getiriyorlar, o noktada da karar verip vermemek bize kalmış oluyor diyebiliriz mesela. Hatta bazı durumlarda birkaç seçenek arasında kalmışsak bu parazit ibreyi bir yana kaydırabiliyor. Bakın dış etkilere bağlı olmayan Beynin kendi operasyonundan kaynaklanan bir noise var. Özgür iradenin sırrı olabilir mi bu?

Sonuçta ortada %100 rastgelelik yok. Yani siz şu anda toplantının ortasındayken pantolonunuzu çıkarıp çıplak gezmeye karar vermeyeceksiniz. O sizin olasılık kümenize dahil değil. Ben de şu anda kayıt yaparken pantolon giyecek değilim, buna karar vermeyeceğim.

Ama makul birkaç seçenek arasındaki seçim rastgele bir noise tarafından belirleniyorsa, özgür irade tanımına uyuyor gibi çünkü alternatifleri de seçme şansım vardı ve yaptığım seçimin sebepleri dış etmenlerden ibaret değil, bazısı benden kaynaklanıyor. Şimdi biz Libet deneylerinin daha modern yorumlarını keşfetmiş olduk biraz. Ama işin komiği Libet'in kendisi de irade lehine bir şerh koymuş yorumlarında. Yani ben özgür iradenin olmadığını kanıtladım diye gezmemiş medyadaki temsilinin aksine.

Onun yerine şunu düşünüyor. Biz daha kararımızın farkında değilken ona meyletmeye başlıyoruz ama irademiz bu süreci sonradan durdurabilir. Yani elini oynatma kararını bilincimiz vermese dahi veto hakkı saklıdır, elini oynatmamayı seçebilir. Şimdi bu tip yaklaşımlara free will yerine free want diyorlar kelime oyunu yaparak.

Çünkü yapmayı seçmek kadar yapmamayı seçmek de özgürlüğün bir ölçüdü. Bu veto hakkının kullanıldığı deneyler tasarlanmış ve sınırı da belirlenmiş. Hareketten 200 milisaniye öncesine kadar o hareketi veto edebiliyorsun. Ondan sonra geçmiş olsun artık, o hareket illa olacak.

Valla ben bu free won't fikrini sevdim ama şöyle bir soru çıkarıyor. Diyelim ki bir harekete başlama kararımın kaynağı bilinç dışım. Tamam, resting potential artmaya başlıyor. Sonra bu hareket kararının farkına varıyorum.

Bu noktadan sonra veto etmek de bir karar değil mi? Bu kararın öncesindeki nöron aktivitesi nedir? Yani bu veto gökten zembille inmedi sonuçta beyne. Bunun da bilinç dışında bir izi olacak.

Ona denk gelen ayrı bir yük değişimi olacak belki. Normal kararın mekanizması ile veto kararının mekanizmasının farklı olmaları... ...epey çirkin bir bilimsel tablo olurdu.

Benzeşmeleri lazım diye düşünüyoruz. Bunlar yeterince benzeşirlerse de ne oluyor? Vetonun da vetosu mümkün oluyor mesela. Matruşka bebekleri gibi bir çeşit sonsuz gerileme yol açabilir bu.

Pek zarif değil ama komik. Tamam, şimdiye kadar Libet deneyini, klasik yorumlarını ve bazı yeni yorumlarını gördük. Üstünden 40 sene geçmiş neredeyse ve sonrasında sayısız versiyonu yapılmış. Yine de sonuçların tam olarak ne anlama geldiği üstünde bir mutabakat yok.

Biz şunları öğrendik diyebiliriz kabaca. Libet'in yarattığı paradigma'ya göre bilinçli karar hareketin başlangıcı olmalıydı. Böyle olmadığı için de özgür iradenin olmadığı düşünüldü. Hatta karar bilinci bazen hareketten sonra manipüle edilerek zamanda geriye ittiriliyordu.

Fakat daha yakın zamanlarda Libet'in paradigması değişti. Çünkü yeni yorumlara göre bilinç dışı tarafından başlatılan hareket hazırlığının ya kritik bir eşiği geçmesi için ya da durdurulması için bilincin devreye girdiği düşünüldü ve özgür irade tartışması da bu alana kaydı. Şimdi birkaç adım geriden bakınca Libet tipi deneyleri hakkında önemli bir şey göze çarpıyor. O da sadece belli bir seçim tipi üstünde deney yapmamız.

Basit, anlık yani milisaniyelerle ölçülen, genelde motor fonksiyonlara dayalı ve önemsiz seçimler. Bir topu ne zaman sıkacaksın, bir düğmeyi hangi elinle basacaksın vs. Kim uğraşacak bunlarla? Hani bazen deneyi biraz oyunlaştırıyorlar ve işin ucuna para koyuyorlar.

Dolayısıyla seçimlerimizin önemi artıyor ama diğer dediğim kıstaslar sabit. E araştırmacılar bu tip kararlara odaklanıyorlar çünkü anca bunlar test edilebiliyorlar laboratuvarda. Ya da en kolay ve en ucuza bunlar test edilebiliyorlar diyelim. Halbuki bunlar tam da otopilota bağlanacak kararlar değiller mi?

Farkındalığım, dikkatim, mantığım ve en nihayetine özgürlüğüm. Niye gereksin böyle işler için? Bir irademiz var mı yok mu anlamaya çalışıyorsak asıl bakmamız gereken kararlar milisaniyelerle değil de dakikalarla, saatlerle, yıllarla ölçülecek kadar uzun bir süreye yayılmış kararlar olmalı. Planlama içeren, sebep içeren, meşrulaştırma çabası içeren, soyut düşünce içeren seçimler olmalı.

Nedir bunlar? Mesela bir yatırım, bir evlilik kararı, bir kariyer seçimi. Ne yazık ki bu senaryolarda öyle hangi sinyal neyle alakalıydı izole edemiyorsun. Zaten günlerce insanları elektrotlarla gezdirecek halin de yok.

O yüzden bunları yapamıyoruz. Uzun vade planlama içeren kararlar önemliler. Çünkü sadece bugünkü halimiz üzerinden hesap kitap yapmıyoruz. İleride nasıl bir insan olmak istiyoruz ona karar veriyoruz.

5 yıllık kalkınma planı misali, 5 yıl içinde kendimizi nerede görmek isteriz mesela buna karar veriyoruz. Bu işten sorumlu mekanizmaya executive function deniyor. Biz ne diyelim? Yönetici devreler diyelim.

Diğer zihinsel süreçleri yöneten zihinsel süreçler bunlar. Tıpkı diğer genlerin ne zaman aktive olup olmayacağına karar veren genler gibiler. Mesela bakın, bu fonksiyonları, bu yönetici fonksiyonları hasarlı insanlar, Libet stili deneyleri halen rahatlıkla yapabilirler. Hatta belki sonuçları da aynıdır, bilemiyorum.

Ama önemli bir konuda, niye böyle değil de şöyle yaptın, daha iyi nasıl yapabilirdin tarzı açıklamalarda zorlanıyorlar. Sağlıklı insanların da elbette çok isabetli olduklarını söyleyemeyiz, içgörü ilizyonu yüzünden. Ama yine de arada büyük fark var. Bu yönetici fonksiyonları sayesinde beyin sadece çevreden gelen girdilere göre en iyi çıktıları vermeye çalışan bir makine olmanın ötesine geçiyor.

Çevre esnek olduğu için makine de esnek olmak zorunda, yani kendi kendini değiştirebiliyor. Milyonlarca nörondan oluşan bazı devreler zayıflayarak bitiyorlar, bazıları da o şartlara belki daha uygun görüldükleri için önem kazanıyorlar, kuvvetleniyorlar. Hatırlayın, Schopenhauer diyordu ya, insan istediğini yapar ama ne isteyeceğini seçemez diye. Biz işte bunu yapıyoruz aslında, ne isteyebileceğimizi seçebiliyoruz.

Tabii ki Schopenhauer'ı çürütmek zor çünkü onun fikrini sonsuza kadar uzatabiliriz. Şöyle diyebiliriz mesela, ne isteyeceğimizi isteyebiliriz ama ne isteyeceğimizi isteyeceğimizi isteyemeyiz. Bir noktada hakikaten de duvarı toslayacağız. Ben zaten bu manada bir özgür iradeye inanmıyorum.

Yani ne isteyeceğine, isteyeceğine, isteyeceğine falan filan öyle milyon kere gittin. Onu isteyebilen, her şeyin en başında olan bir bilincimiz, bir sebep olduğunu sanmıyorum. Ama serinin başından beri yaptığım okumalar sonucu şu manada fikrim esnedi biraz. Özgür iradeyi var veya yok.

gibi binar bir durum yerine bir skala olarak yeniden tanımlayabiliriz. Ve bu skalanın kıstası da kendi kararlarının ne kadar farkındasın, kendi kendini ne kadar değiştirebiliyorsun olmalı. Yani insanın özgür iradesi var mı, yok mu? Yerine kimde çok, kimde az.

Belki IQ seviyesi gibi karma testlerle ölçülebilen bir seviye lazım. Bu da eylemlerinden ne kadar sorumlu tutulacağını gösterebilir hakimlere, savcılara. Öyle de bir pratik yanı var. Dikkat edin, bu tanıma göre farkındalık başlangıçtaki adımı olmak zorunda değil.

Zaten LIBED deneylerinde bunun olmadığını gördük. Belki uzun vade planlamalardaki farkındalık da aynı şekilde davranacak. Bilinç dışı etkilerden sonra gerçekleşecek, çok sonra. Burada bir sorun yok ama farkındalık ara sonuçlardan biri olmalı kesinlikle ki daha sonraki adımları da etkileyebilsin, o yönetici fonksiyonlara yön versin.

Eğer öz farkındalığınız düşükse kendinizi şekillendirme yeteneğiniz de azalıyor. Onun yerine salt alnık dışı etkilere göre veya rastgele noise'a göre şekilleniyorsunuz. Bu arada tabii ki bu konuda sizle tartışabiliriz. Ben ölümüne savunmuyorum.

Bu düşüncenin eksik yanları da vardır belki görmediğim. Ama şöyle bir başka deyişle anlatmayı deneyeyim. İlla her hareketin başında irademiz olsun, zihin efendim hiç yoktan neden sonuç ilişkisi zincirleri başlatsın? Böyle kıstaslara göre özgür irade sahibi sayılabileceğimizi hiç düşünmüyorum ben.

Bence özgür irade eşittir, yeterince emergent bir yapı, yönetici fonksiyonlar sayesinde kendini şekillendirebilen bir yapı ve bu şekillendirme sürecinin de az çok farkında olan, efendim sorgulandığında kendini anlatabilen bir yapı. Dolayısıyla kuantum seviyesinde efendim rastgelelik mi varmış, determinizm mi varmış her halükarda geçerli bir tanım bu. Bu şekilde de compatibilism görüşüne yani uyumluluğa yol yapmış oldum. İlk bölümlerden hatırlarsınız belki.

Son olarak bir gözlemde bulunayım. Bu bölümleri hazırlamak için epey bir sayıda deneyin detayına baktım. Bazısını anladım, bazısını anlamadım. Bu alandaki deneylerin biri özetini geçen epey kapsamlı bir makaleyi de linkliyorum açıklamalara.

Bu alana girmeyi düşünenler için iyi bir kaynak. Benim uzaktan gördüğüm de şuydu. Gerçekten de bu alan halen bakir. Yapılmayı bekleyen dünya kadar heyecan verici deney var.

Hem lab deneyleri var hem interdisiplinler çalışmalarla düşünce deneyleri var. Oluşturulmayı bekleyen paradigmalar var. Yani bakın düşünün, nörobilim ile özgür iradenin karar verme konusunun araştırmalarının kesiştiği nokta epitopu 1983'te başlıyor. Ben o zaman hayattaydım ya.

O kadar yeni, çok gencim çünkü ve dahası o günkü yorumlardaki hatalar da yeni yeni temizlenmişler. Alan tekrar yeni yorumlara açık vaziyette. Baya heyecan verici. Kendi eğitimimle kıyaslıyorum bunu.

Benim okuduğum ders kitaplarının bazıları o kadar eskiydi ki mesela Information Theory'nin babası Cloud Shannon 1940'larda yapmış çalışmalarını. Hala onu öğreniyorduk. Aradan da çok zaman geçti ve çok çok çok araştırma yapıldığı için öyle doktora tezi falan hazırlamıyorsan, uzun vade doktora tezi, alana ciddi bir katkı yapman imkansız. Bulunacak her şey bulundu demiyorum kesinlikle.

Daha var, epey şey var ama kolay lokma kalmadı artık. Oysa özgür irade alanında çok kısa sürede büyük ilerlemeler kaydedilebilir. Bir sürü deney yapabilirsin ve her şeyin ötesinde konu heyecan verici, artı pratik uygulaması var. Ceza hukuku üstünden, hatta yapay zeka yetiği üstünden.

Ki gelecek bölümde de bunlar üstünde konuşacağız, ahlak üstüne konuşacağız. Kısacası eğer tekrar okuyacak olsaydım, büyük ihtimalle bu alanı seçerdim. Ama sorun da bu ya, tekrar okuyacak olsaydım gerçekten farklı bir seçim yapabilir miydim? Evet, burada bitirelim arkadaşlar.

Tam %100 özgür iradeleriyle bu podcast'i desteklemeye devam eden maddi manevi herkese teşekkürlerimi ederim. Kodaman patronlarında ismini okumaya devam edeyim en son kaldığımız yerden. Yaklaşık 30 tane isim var. Barış Özcanlı, Banu Yelkovan, Kutlay Dede, Yannis, Doğan Can Bağan, Dumanay Hukuk, Paşar Kızıldere, Ali Can Albayrak, Deniz Silahçılar, Erman Korkut, Erdem Gelal, Tunç Mart, Can Karakuş, Hüseyin Çalgın, Işıl Arıcan, Atilla, Özgür Elbir, Danyal Arslan, Aydın Kahraman, Enes Çankırı, Mehmet Han, Mehmet Ünsal, Seküre, Can Emrah Yaldız, Arnold Schwarzenegger, Mustafa Ayaz, Refik Şekercioğlu, Onur Ünal, Ali Özbek ve Kemal Akkoyun.

Sağ olunuz var olunuz, kendinizin yeterince farkında olunuz yeter. Altyazı M.K.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)