
4.124 kelime · ~21 dk okuma
Selam flarsızlar. Önceki bölümün sonunda Bitcoin ve Ethereum'un hem aşırı enerji tükettiğini hem de amacının tam tersine merkezileşmeye yol açtığını söyleyip öyle bırakmıştık. Şimdi hiç tatava yapmadan kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu bölüme de kısaca YTD bölümü diyelim diyorum ben.
Yani yatırım tavsiyesi değildir bölümü. Çünkü tahmin ettiğiniz gibi yatırım hakkında epey konuşacağız. Hafızamızı tazeleyelim. Hatırlayın, mining dediğimiz şey, ağ çapında yapılmış son işlemleri doğrulama yarışıydı.
Kazanan dışında herkesin de o işlemler için harcadığı enerji heba olup gidiyordu. Bu israf tasarım icabı, milleti saçma sapan sahte işlemler içeren uzun zincirler kurmaktan ve sistemi dolandırmaktan alıkoyuyordu. E böyle olunca sıradan bir ağ üyesi olarak şu muhasebeyi yapmam gerekiyor. Benim hesap gücüm sistemdeki toplam hesap gücünün kaçta kaç kardeşim?
Mesela bin kişilik bir ağda herkesin aşağı yukarı aynı hesap gücü varsa binde biri bende demektir. Bitcoin'deki gibi de böyle her 10 dakikada bir kazanan oluyorsa 10 bin dakikada bir bana piyango çıkacaktır. Diyelim ödül de şu andaki gibi 6.25 BTC.
E şahane para tabii. Bugünkü değerinden hesaplarsak ne ediyor? 7 günde 300-350 bin dolardan bahsediyoruz. Başka türlü bu kadar para kazanılır mı?
O yüzden herkes bu işe hücum edecek ve bir donanım yarışı başlayacak. Yeni gelenler benim yaptığım gibi normal bilgisayarları da kullanmayacaklar. Onun yerine bu tip hesaplar için CPU'dan daha verimli çalışan ekran kartlarını kullanacaklar. Zaten bu yüzden grafik kartlarının fiyatı çok düşmüyor.
Bazı modellerin ikinci ay piyasası ilk günkü orijinal fiyatlarından pahalı. Bazıları ise bu kartları bile yavaş bulup mining için özel olarak üretilmiş devreleri yani ASIC'leri kullanacaklar. Bunun açılımı Application Specific Integrated Circuit. Yani evet ne diyeceğimi biliyorsunuz.
Bıldırki hurmalar. İlk defa doğru söyledim bakın. Neyse adı üstünde uygulamaya özel. Yani böyle bir devre belli bir kripto paranın kullandığı hash fonksiyonunu çözebilir.
Yeni devreler hızlı bir bilgisayara kıyasla binlerce kat daha hızlı yapıyorlar bu işi. Ama başka da bir şey yapamıyorlar. Her farklı kripto para mining için farklı ona özel bir devre kurmak lazım. Onlardan oluşan bir düzenek kurmak lazım.
Her halükarda millet daha çok devre veya ekran kartı aldı diye daha hızlı bitcoin yaratılmıyor. Bitcoin protokolü işlem zorluğunu dinamik olarak arttırıyor. 10 dakika ortalamasını koruyor. Daha hızlı ve daha büyük bir mining ekipmanına sahip olmak şöyle söyleyelim her 10 dakikada çekilen bir piyangoya daha fazla biletle katılmak gibidir.
Fakat ben bu yarışa ayak uyduramadım. Antika bilgisayarımla devam ediyorum değil mi? Herkes yüzlerce, binlerce biletle katılırken ben tek biletle katılıyorum bu piyangoya. Artık benim hesap gücüm, diyelim mevcut ağın hesap gücünün binde biri değil, milyonda biri.
Yani ortalama 7 günde değil, 7000 günde bir piyango bana vuracak. Yaklaşık 20 sene ediyor. 20 sene sonunda 6.25 BTC.
Değer mi? Hatta o zamana kadar mining ödülü birkaç kez yarılanmış olabilir. 6.25 değil de 1.5 BTC alacağım diyelim.
Ve dikkat edin, bu alacağım bitcoin benim kârım değil, ciro. Zira bu işin maliyeti 20 senelik elektrik faturası ve ekipman masrafı. Dolayısıyla elimizde üç şey var. Giderek artan bir donanım ve enerji harcaması, sabit kalan bir üretim hızı ve periyodik olarak da yarılanan bir ödül.
Böyle bir piyangoya girmek ne kadar akıl kârı. Şu anda sırf Bitcoin ve Ethereum ağlarının mininge harcadığı enerji koca Türkiye'nin harcadığı 300 teravat saat enerjinin yarısı kadar. Bakın 80 milyonluk bir ülkenin dünyanın en büyük 20 ekonomisinden birinin harcadığı tüm petroldü, gazdığı, rüzgardığı bütün enerjilerin toplamından bahsediyorum. Daha verimli bilgisayar çiplerinin icat edilmesi veya enerjinin ucuzlaması da bir şey değiştirmiyor.
ve bu sefer minerlar tarafından kullanılan işlemci gücü artar. Elektrik yarı fiyatına ise mesela bu sefer iki kat fazla çip alırlar. Yine aynı enerji israf edilir. Herhalükârda herkes birbiriyle rekabet ettiği için çok kısa bir süre içinde kar maaşları azalacak ve mining yapmak için harcanılan enerji ve ekipman maliyeti ortalamada kazanacağın mining ödülüne yaklaşacak.
Böyle bir ortamda da senin benim gibi amatörler eğlenecekler. Economies of scale olarak da bilinen bu süreç durdurulamaz bir süreç. Yani artık birkaç ekran kartı veya özel devre sahibi olmak da kurtarmıyor. Anca dev yatırımlar yapan, ucuza toptan enerji satın alabilen, devasa soğutucu sistemleri kurabilen profesyoneller ayakta kalıyorlar.
Ama o da yetmiyor. Kısa bir süre sonra bunlar da tek tek yarışa girmek yerine bir araya gelip mining havuzları oluşturuyorlar. Tıpkı başka sektörlerdeki kartel oluşumları gibi. Bunlar sihirli sayıları bulmaya çalışırken iş bölümü yapıyorlar.
Eğer havuzdaki birine piyango çıkarsa ödül otomatikman tüm havuzla paylaşılıyor. E ne oluyor sonuçta? Bugün bitcoin sahibi olan insanların ezici çoğunluğu mining yapmıyor. En büyük 3 mining havuzu tüm BTC ağının hesap gücünün yaklaşık %50'sine sahip.
Dolayısıyla herkesin korktuğu ve ilk bölümde bahsettiğim o %51 saldırısı en güvenli sayılan blockchain platformunda bile tamamen mümkün. Üstelik bu büyük havuzların çoğu da Çin'de yani dünyanın aksi gibi en büyük polis devletinde. Hani tamam sistem mikro seviyede yani kullanıcı bazında halen dağıtık ama makro seviyede çok merkezli. Bu arada Çin'in kripto parayla olan karmaşık ilişkisinden Weiland'la kafa rahatlatan sohbetler kaydında bolca bahsettim.
Geçen hafta da duyurusunu yapmıştım gerçi ama o sırada henüz yayınlanmamıştı bölüm. Artık yayında kontrol ettim, linkinde koyuyorum. Özetlersem bir yandan dolar hegemonyasını zayıflatmak için kripto parayı destekliyorlar. Bir yandan da para denen şeyi her zamankinden çok merkezileştirecek ve devlet kontrolünü alacak olan dijital yuan projesini baltalamamasını istiyorlar.
Bir denge politikası. var. Bu zayıflıkların bazılarına alternatif çözümler hali hazırda var. En önemlisi de proof of work mekanizmasını proof of stake ile değiştirmek.
Burada güvenin temeli değişiyor. Hesap gücünden ziyade paranın kendisine geçiyor. Sistemde daha çok para tutan o sistemin daha iyi çalışmasını en çok isteyen kişidir gibi bir düşünce ile A'daki yapılan işlem kayıtlarını doğrulama işi sisteme yatırdığınız paraya orantılı olarak dağıtılıyor. Ama sırf zenginler kontrolde olmasınlar diye de seçim algoritmasına biraz rastgelelik konmuş.
Aslında piyango analogisi bu mekanizma için daha da uygun. Çünkü bir piyangoda hakikaten de piyango bütçesini ayırdığın para oranında kazanma şansın oluyor. Dolayısıyla biz artık işlemleri doğrulamak için tüm dünyadaki minerlerle rekabet etmiyoruz da, onun yerine sistem bize diyor ki, bak bu blok, piyangosu sana çıktı İmmanuel, al doğrula bu işlemleri bakalım. O blok için başka kimse enerji harcamayacak.
Hem israf önlenmiş oluyor hem de bu sayede hızlı ekipmanları ve mining havuzlarına gerek olmuyor. Yani rekabet etmiyorum ki kimseyle. A gerçekten de dağıtık kalmış oluyor. Peki nasıl para kazanılıyor?
Sonuçta burada fazla bir iş yapmadığın için bir ödül olması da manasız olurdu. Onun yerine doğruladığın bloktaki işlem ücretlerinden para kazanılıyor. Dediğim gibi masrafın az olduğu için ve bu sistemler çok daha yüksek hacimlere izin verebildikleri için bu işlem ücretleri cüz'i bile olsalar para kazanabiliyorsun. Bu işin havuç kısmı, sopa kısmı da var.
eğer sahte işlemler doğruladığını anlaşılırsa, koinlerini, yani sistemdeki hisseni kısmen kaybediyorsun. Dolayısıyla bir sonraki bloku alma ihtimalin ve yeni para kazanma ihtimalin de azalıyor. %51 saldırısına gelirsek, bu çok fazla koine sahip olarak mümkün kılınıyor tabii ki. Bundan kaçış yok.
Ama şöyle düşünün, şu anda Bitcoin'in piyasa hacmi ne kadar? 1 trilyon dolar civarında diyelim. Bu sistem Bitcoin'de işleseydi, BTC alanında işleseydi, sisteme hakim olmak için 500 milyar dolar gömmeniz gerekirdi. Hatta daha da fazla.
Çünkü siz löp diye o kadar coin'i aynı birinin fiyattan alamazsınız. Öyle bir satıcı yok. Bir sürü ufak satıcıdan azar azar alacaksınız. Ama coin aldıkça bir sonraki coin'in fiyatı artacak.
Tıpkı diğer tüm finansal araçlarda olduğu gibi. Yani o ağdaki coin'lerin yarısına sahip olabilmeniz için belki de 1 trilyon dolar harcayacaksınız. Hayırlı işler. O kadar parayı gömdükten sonra blockchain'de usulsüzlük yapsanız ne olur?
Elinizdeki dijital varlığın borsa değerini sıfıra indirmiş olursunuz. The sesini yapabildiğimi göstermek için böyle demiştim. Ethereum 2.0 projesinin bir kısmı bu teknolojiye geçişle ilgili, bu Proof of Stake teknolojisine geçişle ilgili.
Fakat en baştan bunun üstüne inşa edilmiş projeler de var. En önemlileri Cardano ve Polkadot. Bunlara bazen üçüncü nesil kripto para dendiğini de duyabilirsiniz. İlk nesil Bitcoin ve dijital altın anlayışı.
İkinci nesil Ethereum önderliğinde akıllı kontrat anlayışı. Üçüncü nesilde bu ikisinin yaşadığı ölçeklenebilirlik sorununu... ...verimli bir şekilde azaltan projeler.
Başka avantajları da var. Onlara girmeye gerek yok. Zaten epey teknik şey konuştuk yani. İki buçuk bölümdür bu işin teknik taraflarını değiniyoruz da.
İyi bir kripto yatırımcısı olmak için bunları bilmeniz şart mı? Her konuda bence uzun vade yatırım için teknolojiyi ve onun şekillendirdiği ekonomik dinamikleri anlamak önemli. Zaten her halükarda kullandığınız bir şeyin altında yatan mekanizmayı anlamak, dünyanın sis perdelerini biraz olsun aralamak insana zevk verir. Pratik yararından bağımsızdır bu zek.
Ne yazık ki özellikle Türkiye gibi ekonomik sisteme ve adalete güvenin zedelenmiş olduğu yerlerde bu iş herhangi bir uzun vade plandan ve bu bahsettiğim teknoloji merakından bağımsız olarak tam bir çılgınlığa dönüştü. Türkiye bakın oransal olarak en çok kripto para alım satımı yapılan ilk beş ülkeden biri. Online nüfusun sekizde biri en az bir kripto alım satımı yapmış. Diğer benzer ülkeleri sayalım.
Nijerya, Vietnam, Filipinler, Peru. Hani rezalet ülkelerde değil ama bilmiyorum böyle bir beşli içinde olmak pek güven vericide değil. Kıyas için mesela bütün miningin yapıldığı o Çin %6, ABD'deki oran %7. Sırf BTC Türk borsasının 3 milyondan fazla kullanıcısı var ki sadece aşağı yukarı 6 ay önce bu sayı 1 milyondu.
Dolayısıyla önümüzdeki tablo şu, meraklının bol, düzenlemenin kıt olduğu bir tablo. Böyle bir durumda da dolandırıcılık kaçınılmazdır. O bahsettiğim Weiland bölümünde BitConnect ve OneCoin gibi dünya çapındaki skandalları ele almıştım. Geçen hafta Türkiye de bu kervana katıldı.
Yerli ve milli skandallarıyla hem de. Ben bu haftaya kadar TODEX'in adını bile duymamıştım. Meğer TODEX 400 bin kullanıcılı bir kripto borsasıymış. CEO'su kaçak, hepiniz duymuşsunuzdur zaten.
2 milyar dolarla kaçtı kısmının abartı olduğunu düşünüyorum ama tam olarak ne yaptığı, kaç paralık coinle kaçtığı işin araştırmacı gazetecilik kısmı zaten. Bizim için önemli olan başka şeyler var. İlkin, şu ana kadar hep blockchain sisteminden bahsettik değil mi? Ve bu sistem içindeki dağıtıklıktan ve anonimlikten dem vurduk.
Ama blockchain denen şey boşlukta var olmuyor. Başka sistemlerle etkileşime girmesi lazım. En basitinden, iki farklı blockchain zincirindeki iki farklı kripto parayı düşünün. Elinizdeki bitcoin karşılığında ether almak isterseniz ne yapacaksınız?
Bu bahsettiğim üçüncü nesil projelerde farklı blockchainleri birbirlerine bağlama, bir nevi blockchainlerin internete olma fikri de var. Yani şöyle düşünün, farklı defterlerdeki kayıtların birbirlerince anlaşılmasını sağlıyor. Ama şu anda bu bahsettiğim alışveriş için blockchain dışı bir mekanizma lazım. Yahut elinizde hiç kripto para yok, fiyat paranızı yani liranızı, dolarınızı verip kripto almak istiyorsunuz.
Şu ana kadar bahsettiğimiz blockchain işleyişinde bu fiyat paralara yer var mıydı? Yine zincir dışı bir çözüm lazım. Kripto borsalarından bahsediyorum tabii ki. Bunlar ya alıcı ve satıcıyı bir araya getirip işlemden komisyon alan kurumlar oluyorlar ya da geçenlerde borsa bölümlerinden tanıdığınız market makerlar gibi davranarak her şeyin hem alım hem satımını yapıyorlar.
Aradaki farktan da para kazanıyorlar. Biz hepsini alışkanlıktan borsa deyip geçiyoruz. Ama özellikle ikinci tipteki yapılar bayağı merkeziyetçiler. Hem işlemler kendi üzerlerinden geçiyor bakın, hem hesaplarınızın kontrolü onların elinde hem de kimlik bilgileriniz.
Son ikisini biraz açayım. Borsaların bir kayıt ve kimlik doğrulama süreci var. Bitcoin kendi içinde anonimlik sağlayabilir, evet. Ama dolar işin içine girdiğinde seve seve kimlik bilgilerini vereceksin.
Gizliliğiyle bilinen o İsviçre bankalarını bile birkaç sene önce taviz vermeye zorladılar. Terör finansmanı takip bahanesiyle, neyse artık. Bu bilgiler size orada açılan bir hesapla eşleşiyorlar. Hesabınızda farklı kripto paralar tutabiliyorsunuz.
Fakat teknik olarak bunların sahibi siz değilsiniz. Bunların sahibi borsa. Hatırlayın blockchain sisteminde sizi başkalarından ayıran şey dijital imzanızdı. Ve onu oluşturan şey de private key, özel anahtar.
Bir kripto paraya sahip olmak demek, onu görmek demek değildir dermişim. Kasanızda bir para saklamak değildir. Çünkü paralar, hesaplar, işlemler bunların hepsi herkese açık şekilde defterlere dağıtılıyor zaten. Kasanızda sakladığınız şey ise private key.
Yani para sahibi olmak demek, özel anahtarınızla imzaladığınız bir ödeme beyanında bulunmak ve bu beyanın geçerliliğinin sistemci doğrulanması demek. Fakat bu borsa denkleminde sizin bir anahtarınız yok. Anahtar borsada. Dolayısıyla kripto parayı onlar kontrol ediyorlar.
Ama onlarla sizin aranızda blockchain sisteminin dışında ayrıca bir anlaşma var. Yani borsa size diyor ki, kardeşim hesabını ben takip ediyorum. Merak etme hangi kriptodan kaç tane almışım biliyorum. Vallahi bunlara konmayacağım.
Böyle tahayyüt veriyor size. Normal bir banka da aslında aynısını yapıyor. Yatırdığın bin doları tek tek takip edemiyorsun. O para bankanın para yığınına katılıyor.
Kim bilir neleri alıp satmakta kullanılıyor. Ama bankanın sana taahhütü var. Merak etme istediğin zaman benden bin dolar çekebilirsin diye. Ve bu kanunlarla korunuyor.
Sen de kanunlara ve devlet sigortalarına güveniyorsun. Bu şekilde sistem işliyor. Ama aslen paran ancak eline geçtiğinde yani cüzdanına girdiğinde senin. Kriptoda da aynı durum var.
Ancak hesabın private key'i yani özel anahtarı sende olduğu sürece kontrolü senindir. E bu nasıl olacak? Borsaya diyorsun ki, ya bizim hesapta alışveriş için tuttuğum o paralar var ya, benim bilgisayarıma kurduğum sanal cüzdanıma gönder. Blockchain açısından bu şu demek, A adresinden bilmem kaç coin B adresine yollandı.
Bu işlem kaydıda doğrulanı per deftere yayıldı çünkü transfer A adresinin private keyi sayesinde imzalanmıştı. B adresinin ise private keyi bende. Çünkü benim sanal cüzdanıma geçti. Hatta PC'nizdeki sanal cüzdandan da güvenlisi, soğuk cüzdan denen USB key benzeri araçlar kullanmak.
Tekrar edeyim bakın, bunların içinde Bitcoin, Ether falan tutulmuyor. Bunu bir yerde saklanan külçe altın gibi düşünmeyin. Hangi adreste ne kadar Bitcoin var, nereden nereye gitmiş? Bu bilgi sistemin tümüne dağıtılmış vaziyette zaten.
Ama sizin veya birinin o bakiyeyi kullanabilmesi için, yani bir yerlere ödeme yapabilmesi için doğru özel anahtar ile imzalanmış bir anons geçmesi lazım. Soğuk cüzdanların koruduğu şey de bu anahtar. Diğer kullanıcıların yaptığı da o anahtarı başkasına emanet etmek. Dolayısıyla bu tip sistemlerde kabaca iki olası sorun var.
Bir, borsanın sahibi anlaşmayı yok sayıp, yani sizinle arasındaki anlaşmayı yok sayıp, özel anahtarları alıp kaçabilir ve paranızı dünyanın herhangi bir yerinden harcama hakkı kendisindedir. Yahut aynı şeyi kendisi değil de bir hacker yapar. Sizin açınızdan durum fark etmiyor. Onlar sizin paranızı harcayabilir derken şöyle düşünmek lazım.
Kripto dünyası içinde kalacaklarsa kolay bir şey. Yok o kriptoları dolara, liraya, euroya dönüştüreceklerse o zaman risk alırlar. O parayı çünkü başka bir şekilde aklayıp sisteme sokmaları lazım. İşte o noktadan sonra artık Breaking Bad senaryosuna dönüyor iş.
Bir araba yıkama imparatorluğu kurarlar, milyon dolarları o şekilde yıkarlar. İkinci olası sorun da, borsa sahtekarlık yapmaz da batar. Sonuçta alım satım yapan bir kurum bu. Hatta daha sofistike yatırımlara da olanak veriyor.
Örneğin insanlara margin trading yapmayı sağlıyor. Bu önemli bir kavram. Yani sizde bir birim para varsa 3 kat, 5 kat, 10 kat oynamanızı sağlıyor. Diyelim bir bitcoin'i teminat gösteriyorsunuz, borsanın kaynaklarını kullanıp 10 bitcoin'lik yatırım yapıyorsunuz.
İşte Bitcoin'in değeri %10 artarsa, borsaya ufak bir kira bedeli ödedikten sonra elinize fazladan bir Bitcoin geçmiş olacak. İkiye katladınız neredeyse varlığınızı. Peki Bitcoin değeri %10 düştüyse, o zaman teminatınızı kaybetmiş oluyorsunuz. Borsa çünkü kendi zarar ediyor.
O farkı da teminatınızı likidete ederek karşılıyor, hesabı kapıyor. Her şeyinizi kaybettiniz. Yani bayağı riskli. Ama ya şak diye %20 düşerse?
Şakkadanak. Teminatınızı likidide etmesi de zararlarını karşılamaya yetmeyecek borsanın. Bunu örnek olarak verdim. Yoksa margin trade yüzünden batan borsa var mı bilmiyorum.
Belki başka mekanizmalar vardır onu koruyan. Önemli olan şu borsaların batabileceğini anlamak. Bizim normal borsa anlayışımız çünkü batmayacak şeyler kategorisinde oluyor sanırım. Yani herhangi bir hisse çöküp batabilir ama borsanın kendisi iflas etmez diyoruz eder.
Kripto dünyasında borsalar çok denetimsizler, çok sayıdalar ve en tepedekiler dışında da çok küçük hacimle işliyorlar. O yüzden gayet batabilirler. Benim bugüne kadar alakalı olduğum borsalar en büyükleriydi. İşte Binance, Coinbase, Crypto.com.
Bunların çeşitli sigorta mekanizmaları olabiliyor ama yine de onlara bile tam güvenmem. Herkes hacklenebilir, herkes batabilir. Ve büyük bir krizde senin paranı garantilemesi gereken aracı kurum yahut sigorta şirketi de batabilir. O yüzden ben soğuk cüzdancıyım ve insanların TODEX'e MODEX'e nasıl güvendiklerini de gerçekten anlayamıyorum.
Güveninizin sınırı kaybolursa üzülmeyeceğiniz miktar olmalı. Ekşi Sözlük'teki başlığında Yes Shit Sherlock isimli bir arkadaş var. Durumu şöyle özetlemiş, beni epey güldürmüştü. Diyor ki, ulan yemek sepetinde puanı 7 olan yerden simit yemezsiniz, Play Store puanı 1.6 olan Türk yapımı bir uygulamaya paranızı ve kimlik bilgilerinizi nasıl bir rahatlıkla emanet edebiliyorsunuz?
Al benden de o kadar. Tabii sorun borsalarla da sınırlı değil. Kripto her konuda olduğu gibi kendi sosyal medya fenomenlerini yarattı, kendi kült liderlerini yarattı. Normalde senelik %5, %10 kazanırken insanlar, şimdi birkaç haftada 5 kat, 10 kat artışları ve sözde bundan zengin olan youtuberları görüyoruz, dayanamayıp atlıyoruz.
Bu tam bir felaket senaryosu. Pumpen Dump olarak bilinen kaz yolma yöntemi için de biçilmiş kaftan. Pumpen Dump şu demek, gidip ben işlem hacmi düşük bir şeye yatırım yapıyorum mesela, ucuzdan. Sonra kerizlere bunu gazlıyorum.
Diyorum ki inanılmaz uçacak, Ay'a gidecek, Mars'a konacak diye. Bunları yaparken o coin hangi önemli soruna çözüm olacakmış, rakiplerinden farkı neymiş, arkasındaki ekibin finansmanı nedir, white paper nedir, bunlara değinmeye hiç gerek yok. Yeterince insanı oraya çekince işlem hacmi düşük olduğundan fiyat kolayca yukarı çıkmış oluyor. Ben de yüksekten satıp çıkıyorum.
Olay bu. Şu son zamanlarda yaşanan Dogecoin olayı daha da komik aslında. Ya millet hiçbir uygulaması veya projesi olmayan, hiçbir enflasyon limiti de olmayan bir parayı bir gün içinde %100 oynatabiliyor. Trollük olarak başlamış, trollük olarak başladığında kabul etmiş ve Elon Musk'ın mimleriyle büyümüş bir şey bu.
Türün birikimini buna gömüp sonunda ev alan insanların hikayelerini görüyorsun mesela. Kaçınız gaza gelmiyor? Bu tip örneklere bakan bazıları durumu saadet zinciri olarak nitelendiriyorlar. Sadece Dogecoin değil aslında.
Genel olarak tüm kripto piyasasını böyle görüyorlar. Onlara diyeceğim şu, haklısınız evet. Sonuçta ancak sisteme yeni katılanlar oldukça, yeni para geldikçe ancak herhangi bir kripto paranın değeri artıyor. önceden almış olanlar da iyice zengin oluyorlar.
Bitcoin'den bahsediyorsak mesela, bunların çoğu zaten çoktan yaratıldılar. Büyük çoğunluğu da ufak bir azınlığın elinde. Yani Bitcoin sayısını ve onlara sahip olan adresleri görselleştirsek, saadet zincirlerinin o meşhur piramit şeklinde ulaşmamız kaçınılmaz. Ama ve lakin tüm paralar ve tüm değer saklama araçları da birer saadet zinciri.
Altının değeri niye artıyor arkadaş? Yeni gelen alıcılar sayesinde. Dolar niye artıyor? O da öyle.
ABD başkanı sabah kalkıp doların değeri bugün şu olacak demiyor hava durumusuncusu gibi. Bin bir çeşit faktör sonucunda Daha fazla insan daha çok dolar talep ediyor. E arz da o oranda artmamışsa doların değeri artıyor. Önceden dolar bulunduranlar da yaşamış oluyorlar.
Bu yatırımı o faktörleri anlayarak yapan da var. Hiç anlamadan herkes yapıyor diye yapan da. Kripto paranın bir farkı yok bu konuda. Kripto paranın tek farkı bu işe yeni başlamış olması.
Yani piyasanın daha oturmamış olması ve ardındaki güven kaynağının biraz farklı olması. Bu son kısmı şöyle açayım. Altının ardında binlerce senelik kültürel şartlandırmalar var. Altının endüstriyel kullanımı da var da onu es geçiyorum.
Dolar denen ve en azından Bretton Woods'un çöküşünden beri altınla herhangi bir bağı kalmamış olan bir kağıt parçasının ardında ne var? Koca sanayisiyle, ordusuyla, kurumlarıyla 230 senedir ayakta duran bir devlet var. O devlete olan güven var. Kripto paraların ardındaki inanç ve güven neye yönelik?
Bu konuyu ben yıllardır San Francisco'daki endüstri liderlerine blockchain ve kriptografi anlatan ve belki yakında podcast'e konuk olacak Ömer Ayfer ile konuşuyordum. O bu soruyu başka bir açıdan sormuştu. Demişti ki, ilk bölümde gördüğümüz parçaların hepsi, yani dijital imzalar, hash fonksiyonları, peer-to-peer networkler bunların hepsi uzun yıllar vardı. E buradaki asıl yenilik ne o zaman?
Şimdi buna sıkça verilen bir cevap, bu teknolojiyi bir araya getirerek Bizans generalleri probleminin çözülmüş olması. Bu problemin ismini ilk defa duyuyorsanız hiç korkmayın. Zaten çözmüştük bunu. Ama ismi geçmişken anlatayım problemi.
Bir şehri değişik yönlerden kuşatmış generaller var ve şehri alabilmeleri için hepsinin anlaşıp aynı anda saldırmaları lazım. birbirlerine haberci gönderiyorlar. Ama ya haberciler yolda kaçırılırsa ve yanlış mesaj iletecek bir haberciyle değiştirilirlerse? Yahut belki de generallerden biri hain ve bir generale hepimiz salı günü saldırıyoruz diyor, diğerlerine ise çarşamba günü saldırıyoruz diyor, karışıklığa yol açıyor.
Aynı problemi şöyle resmetmiştim. Size ödeme yaptığımı anons ederim, bana güvenirsiniz ama bu anonsu diğerlerine yapmam. Bu sayede onların nezdinde hala para hesabımdadır. Yani generallerin hepsi aynı şeyden haberdar değiller.
Blockchain'in bunu nasıl çözdüğünü ve dağıtık veri tabanlarını güvenilir kıldığını inceledik. Ama belli başlı kripto paraları duyulan güvenin tek kaynağı bu değil. Mevcut teknolojilerin bir araya gelip değer yaratmasını sağlayan bir başka şey de yapay kıtlık. Mesela Ether'in belli bir üretim hızı var, onun ötesine geçilmiyor.
Bitcoin'in hem bir üretim hızı var hem de katı bir üst limiti. Yani 21 milyondan fazla Bitcoin olmayacak. İlk defa dijital bir varlığın kıt olabilmesini sağladık ve bunun kaydını da tüm Bizans generallerine dağıtmanın yolunu bulduk. Şimdi bu gelişmeleri, yani dijital yapay kıtlık ve Bizans generalleri bu gelişmeleri değerli ve uzun soluklu gördüğünüz için bir takım yeni saadet zincirlerine katılmanın, Efendim, ABD çok güçlü olduğu için herkes dolar kullanıyor.
Herkes dolar kullandığı için de ABD güçlü kalıyor. Öyleyse ben de dolara gireyim, diyerek bir mevcut saadet zincirine, eski bir saadet zincirine katılmaktan daha aptalca olduğunu düşünmüyorum ben. Daha riskli olabilir, evet. Ama kategorik olarak farklı değiller.
E madem iyice kişisel yoruma geçtik, bu noktada şu ayrımı yapmam lazım. Ben genel olarak blockchain konusunda iyimserim, fark etmişsinizdir belki. Ama kripto para konusunda iyimser değilim. Yani bu dağıtık veri tabanlarının giderek her alana yayılacaklarını düşünüyorum.
Ama devletlerin kendi dijital para projelerine hız verip kripto parayı sınırlamaya çalışacaklarından da eminim. Zaten bir tahmin bile değil bu. Olan biten şey hali hazırda başlamış bir süreç. Çünkü devletlerin doğasında var yasakçılık ve kontrol.
Tarih boyunca süregelen bir refleks bu. Ve bu refleks artık birçok yerde geniş ölçekte uygulanmayı mümkün kılacak teknolojik altyapıyla buluşuyor. Türkiye'yi ele alın. Birçok açıdan ileri bir ülke olmayabilir.
Ama mesela Erdoğan'a bir laf etmeye kalksanız, 10 tane NSA gücünde, CIA gücünde tahkip ve kovuşturma becerisi sergileniyor. Yani hayran kalıyorsun. Ve aynı refleks ve beceri kombinasyonu sürekli bütçe açığı verilen bir ülkedeki her türlü paranın takibi ve vergilendirmesi için de kullanılacaktır. Daha özgür ülkeler ne yaparlar?
Onlar da aynı şeyi yaparlar ama tek farkları bahane olarak terör finansmanını önlemeyi öne sürmek olur. Bu sebepten ötürü, böyle yok bitcoin seneye 100 bin dolar olacak, yok 5 seneye milyonu bulacak böyle gazlara gelmiyorum. Gelecek belirsiz. Ben kendime şöyle bir formül belirledim.
Bu işe birikimin %4'ünü %5'ini ayırdım. Birçok yerde %1-5 arası bir tavsiye görüyordum zaten. Tabii zamanında ben 4000 dolar civarındayken BTC sattığımı söylemiştim size daha önceden. Yani benden yatırım tavsiyesi soranı herkesten önce ben döverim zaten ve bunu kendi iyiliğiniz için yaparım bakın.
Ama genel strateji konuşuyoruz burada. Devletlerin reflekslerinin vadeleri yani kaç seneye bu reflekslerin olacağı ve etkileri çok belirsiz bir konu. Birikiminin 20'de biri, 25'te biri kaybetmeyi göze alacağın bir miktar. Ben bunu yatırayım.
Amacım zengin olmak değil, paramı 5-10 kat yapıp Ay'a gitmek falan hiç değil. Ha bunu yapan kişileri de yargılamıyorum bu arada. Yani dediğim gibi bu işe olan aşırı merak, evet kısmen maymun beynimizin aç gözlülüğü, kısmense bozuk bir ekonomik sistemin ve adaletsizliğin semptomu. Ve umutsuz bir sürü genç var kendini kurtarmaya çalışıyor bu şekilde.
Herkesin şartları ve amacı farklı. Benim amacım da fazla risk almadan kendi alım gücümü koruyabilmek. Geleneksel paralar zayıflarlarsa, mesela ABD deliller gibi para basmaya devam ederse, ona karşı bir sigorta olur. Ki bakın en çok paylaşılan istatistiklerden biriydi.
Dünyadaki her 5 doların bir tanesinden fazlası sadece 2020'de yaratılmıştı. Borsa bölümünden hedge kavramını hatırlıyorsunuzdur. Kripto para benim için bir hedge işte. Bu yüzden de yatırımımın çoğu işlem hacmi en büyük olanlarda ve hepsi uzun vade.
Yani hodlcıyım. O çevrede kriptoyu uzun süre tutmaya hodl'un yanlış yazılımı olan hodl deniyor. Sanırım benim gibi esas treni kaçırıp sonradan hodlcu olmuşlarsa hodor deniyor. En azından bu şekilde saat başı aman indi mi çıktı mı, aman bu hafta hangi coin'i almak lazımmış.
Bunlara baka baka kafayı hodor gibi yememek için o coin'leri borsada bile tutmuyorum ben. Önceden dediğim gibi soğuk cüzdana attım çoğunu, onu da dağa gömdüm, dağ da yanda bitti kül oldu kardeşim. Yani müthiş bir iradem olduğu için değil, kendimi tanımamın bir sonucu olarak irademi devre dışı bıraktığım için rahatım ben. Yatırım tavsiyesi değil de hayata bakış tavsiyesi olabilir.
Bana benzer durumda ve psikolojide olanlar için tabii ki. Eee bunu da dedik madem kripto fularsızlar. Böylece blockchain için hazır adım 3 bölümlük içeriğin sonuna geldik. Ama bu mini seri bitmemiş olabilir dediğim gibi haftaya bir konuk alabilirim.
Tüm bu serinin yazılı halini de fularsız entellik blogunda bulabilirsiniz. Eğer podcastte alerjisi olan arkadaşlarınız varsa tanıdığınız en azından oraya yönlendirin. Bu bölümlerde iTunes'da verdiği güzel notları ve Patreon'da verdiği güzel desteği geçen herkese selamlar. Ozan Ulusoy ve Bora, yeni geldiniz, çok sağ olun katıldığınız için.
Duygu Alkan, Ömür Uluaşk, Aydan Lengerli, Demet Sina Hakman, Korhan Kaftanoğlu, Öner Can Yıldız, Semih Kabaklıoğlu, Levent Topkara, Sait Ensarioğlu, Ahmet, Hilmi Murat Yıldırım, Nazlı Gülenç, Eyüp Yavuz, Boran Güney, Musa Ekiz, Selçuk Ölçüm, Uğur Göktolga, Çiğdem Ziyepert, Cem Karakuş, Mert Sakal, Eray Ersöz, Serdar Cevher, Mehmet Kanatlı, Osman Necipoğlu, Bülent Boyacı, Zafer Faydalı, Fatih Karaca, Çağlar Pir, Egemen Ekinci, Fatih Kodaman, İnanç Onur, Ege Edi Siva, Adem Çengel, Vedat Kürşün, Ethem Bozkurt, Barbaros Sulakoğlu, Emine Tekerek, Batuhan Avcı, İlyas Boydak, Sezer Sunar, Emel Ct, Tanzer Bilgen, Helad Azizli, A.C. Dağlıoğlu, Zafer Ünlüer, Abdullah Şanver, Canberk Ovayurt, Heymen Üçışık, Furkan Karakaya, The Emre Danışan, Alp Şimşek, Merve Yurdagül, Salih Ünal, Savaş Günata, Çağrı Köse, Umut Çıkla, Barış Özcanlı, Banu Yelkovan, Kutlay Dede, Yannis, Doğan Can Bahan, Kıvanç Müçek,
Dumanay Hukuk, Başar Kızıldere, Emrah Öz, Ali Can Albayrak, Deniz Silahçılar, Erman Korkut, Erdem Gelal, Berk, Tunç Mart, Nilüfer Gök, Can Karakuş, Hüseyin Çalgın, Yulisiz, Işıl Arıcan, Atilla, Özgür Elbir, Danyal Arslan, Çağrı Özertem, Aydın Kahraman, Enes Çankırı, Mehmet Han, Mehmet Ünsal, Seküre, Can Emrah Yaldız, Şaban Befeza, Mustafa Ayaz, Refik Şekercoğlu, Ali Özbek, Kemal Akkoyun, Utku Özdemir. Hepinize bol bol sevgiler, saygılar. Valla fular dışında her şey yok.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.