Podcast

Blockchain 2: Ethereum ve NFT Nasıl Çalışır

Fularsız Entellik

5 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Kripto-Fularsızlar selam. Bu Blockchain konusu durduk yere bir mini seriye dönüştü, kendimi durduramadım. Normalde bugün bitirecektim ama sığdıramadım, üçüncü bölüm hafta içinde gelecek. İyi Pazarlar.

***





Konular:


(00:00) Global piyasalara olan müthiş etkim.

(01:25) İlk bölümün özeti.

(04:00) 3 Kıstas: Ölçek, Dağıtıklık, Güvenlik.

(09:14) Dijital Altın.

(10:04) Bitcoin Lightning Network. Video.

(12:24) Ethereum ve Akıllı Kontratlar.

(14:50) Basic Attention Token (BAT).

(16:45) ICO.

(17:52) NFT. Video (Barış Özcan)

(20:25) Sonsuz Sayıda Şeyin Orijinali Olur mu?

(23:08) Merciyetsizlik.

(27:39) Patreon Teşekkürleri.




Patreon: Aylık veya -indirimli olarak- senelik destek verin, patronum olun.

Kitap: Safsatalar Ansiklopedisi E-Kitap çıktı!






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠podbeemedia.com⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.179 kelime · ~21 dk okuma

Kularsızlar selam. Önceki blockchain bölümüne çok olumlu tepkiler aldım ama hükümetlere ve global piyasalara etkimi düşünememiştim. Önce Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası kripto varlıkların ödemelerde kullanılmasını yasakladı. Çünkü bildiğiniz gibi en ileri yönetim şekli konuyu bilen farklı insanları ve güç odaklarını böyle bir araya getirip halka açık bir süreçte uzlaştırmak değil, bir gece yarısı aniden yasaklar getirmektir.

Neyse sonra İngiltere Merkez Bankası çıktı. Biz de dediler Bitcoin'i çıkaracağız Bitcoin yerine. Böyle bir açıklama yaptılar ki bu aslında epey yanıltıcı. Çünkü ismen Bitcoin'e benzese de bu bir kripto para değil.

Merkezi dijital para projesi. Ve son olarak da benim bölümü dinleyen fon yöneticileri ve yatırımcılar paniğe kapılıp genel bir satışa geçtiler ve Flash Crash denen ani çakılmalardan biri yaşandı. Genel olarak yatırım stratejisine daha sonradan değiniriz. Yani stratejiden kastım genel kafa yapım.

Transkriptin tamamını oku

Yoksa hangi koyunu ne zaman alacaksınız? Koyun diyorum ya koyun yerine. Onu da bilmem, koyunu da bilmem. Hiçbirini bilmem.

Bizim bildiğimiz şeyler başka. Önce kaldığımız yeri hatırlayalım son bölümden. Sonra da sizden gelen bazı detaylar ve yorumları da ekleyerek devam edelim. Geçen bölümde anladığımız şey şuydu, kısa bir özet.

Para bir borç kaydıdır. Mesela size bir podcastlik borcum var dediğimde borç kaydı oluşturmuş oluyorum. Eğer bu borcu da podcastli kıyasla daha ortak bir değer cinsinden tutarsam bu da para oluyor. Şu ana kadar bu kayıtları çeşitli otoriteler tutuyorlardı ve güven sağlıyorlardı.

Bankalar, hükümetler, borsalar neyse. Ama bu sistemin birkaç dezavantajı vardı. Otoriteye saldırı olursa kayıtlar bozulabilir. İkincisi, otoritenin kendisi o kayıtları bozabilir.

Ki sürekli para basmayı ve cebimizdeki paranın değerini düşürmeyi de bu kategoriye dahil ediyorum ben. Üçüncüsü, otorite kayıtlara bakarak sizin hakkınızda bilgi sahibi olur ve bunu sizi kontrol etmek için kullanır. Yani otorite otoritesini artırır. Blockchain bu sorunları kullanıcılara çözdürten bir sistem.

Eski kayıtları tutanlar da yeni kayıtların geçerliliğini onaylayanlar da bizzat kullanıcılar ve bunu kimliklerini açığa çıkarmadan yapma olanağı var. Bölümün en sonunda da şunu sormuştum. Peki bu mudur Blockchain? Eğer buysa kripto para nedir?

Bitcoin nedir? Bunların farkı ne? Birçok kaynağın en başta yaptığı tanımları bilerek ta bu noktaya kadar beklettim ki ezberden ziyade gerçekten özümsemiş olalım. Artık hazırız.

Blockchain, işin veri tabanı kısmı. Yani dağıtılmış ve kriptografik bir şekilde ucuca eklenen bloklardan oluşan kayıt defteri. Bu kadar. Bu defterin nasıl kullanılacağı size kalmış.

Eğer bu teknolojiyi para kaydı için kullanıyorsanız bu sistemlere kripto para deniyor. Fakat başka sistemler de olabilir. Başka tipte kayıt tutabilirler. 10 kişi toplanırız mesela.

Aramızda özel bir fularsız ağı kurarız. Özel bir torrent ağı gibi. Ve birbirimizle paylaştığımız veri tabanında da para akışlarını değil de Kim hangi podcast bölümünü ne kadar beğenmiş, onun kayıtlarını tutarız. Yeni podcast bölümü çıktıkça yeni beğeni kayıtlarından oluşan yeni bloglar işlenir ve paylaşılır.

Kimse önceki kayıtları değiştiremez. Kimse vay efendim ben bunu beğenmemiştim de beğenmiştim böyle tartışmalara girmez. Herkesin beğeni tarihçesi herkeste olur. Bu arada bu sistemin anonimlik sağlaması bile şart değil.

O da ayağına bağlı. Gerçek isimlerimizi kullanıyor olabiliriz veya hesap cüzdanları kullanıyor olabiliriz, anonim. Bize kalmış. Başka ayrıntılar da bize kalmış.

Blok işleme hızı, kimlerin bunu işleyeceği, yani herkese işletmek zorunda değiliz. Kimlerle defterin paylaşılacağı, her sayfası herkesle mi paylaşılacak yoksa bazı özel üyeler mi olacak bunları tutan? Doğrulama işleminin nasıl olacağı, yeni üye girişinin açık mı olacağı, kapalı mı olacağı, bunların hepsi değiştirilebilir. İlla demin anlattığım gibi olması şart değil.

Blockchain bazlı sistemler bu parametrelerle oynayarak ölçeklenebilirlik, dağıtıklık ve güvenlik arasında bir seçim yapıyorlar. Aynı anda üç kıstasta birden iyi olmak imkansız. Örneğin, Blockchain bazlı en büyük kripto para nedir? Bitcoin.

Güvenlik ve dağıtıklık hat safhada ama ölçeklenebilirlik kötü. Şimdi güvenliğin sağlanması için ortalama 10 dakikada bir blok doğrulanabiliyor demiştik hatırlarsanız. Dikkat edin, tek bir miner yani tek bir madenci 10 dakikada bir yeni blok doğrulamıyor. Tüm ağ beraber çalışıyor, rekabet ediyor ve toplamda 10 dakikada bir blok işleniyor.

Bu blok dediğimiz şey neydi? İşlem kayıtlarıydı. BTC'de bu işlem kayıtları 1 MB'lık yer tutabiliyorlar. 10 dakikada 1 MB'lık işlem.

Ve bu kayıtların herkese dağıtılması lazım. Çelişkili kayıtlar varsa hangisinin devamından oluşan zincir daha uzun olacak, hangisine güveneceğiz, onun hesabının beklenmesi lazım değil mi? Sonuçta uzun sürüyor. Ancak bu süreç bittiğinde işleminiz gerçekleşmiş sayılıyor.

Bu sebeplerle saniyede yapılan işlem sayısı tüm BTC anında bakın, 3 ila 5, 1000 değil, 100 değil, 3 ila 5 sadece. Theoric limit de 7. Kıyas için Visa kredi kartlarını düşünün, onun işlem hızı ortalama saniyede 1700. Ve yoğun anlarda saniyede 24.000'e kadar çıkıyor.

Theoric limit'e de sanırım 60.000. Şimdi 7 nereye, 60.000 nereye?

Veya 3 nereye, 1700 nereye? Bu yavaşlık işlem maliyetini de arttırıyor. Şimdi diyeceksiniz ki bir dakika ya ne maliyeti? Sonuçta bitleri oradan oraya göndermiyor muyuz?

Bu işlemi doğrulayan yani mining yapan zaten ödülünü yoktan yaratılan coinler ile alıyordu. Bunu görmüştük. Öyleyse bir başkasına bitcoin gönderen niye ekstra ücret ödesin? Kime ödüyor bunu?

Gönderen kendi işlemi iyice gecikmesin diye bir komisyon ekliyor transfere. Yani diyelim son 10 dakika içinde 5000 tane işlem yapıldı ama bloka sığacak sadece 1000 tane işlem var. Diyorsun ki beni fazla bekletmeyin, sıradaki ilk bloka beni sığdırın. Karşılığında size ekstra para veririm.

Uber gibi aslında o da trafik yoğunken ve talep fazlayken ücretleri dinamik olarak ayarlıyor ya, burada da ücretler bir şekilde ayarlanıyor. Hatırlayacaksınız, mining konusunu basitleştirmek için ben şunu demiştim, herkesin aynı blok üstünde çalıştığını söylemiştim. Aslen biraz farklı durum. Herkes diyelim ki o 5000 işlemlik havuzdan herhangi bir 1000 işlemlik grup seçiyor, onun doğru hash'ini bulmaya çalışıyor.

Yani herkes tam olarak aynı içerik üstünde çalışmıyor da aynı blok numarası üstünde çalışıyorlar. Kitap analogisine dönersek, elimizde bir sürü olası cümle var. Sen bunlardan bazılarını seçiyorsun, ben başkalarını seçiyorum. Ama ikimizin bloku da defterin son onaylanmış sayfasına işaret ediyor.

İlk doğru her şeyi bulan etrafa bunu duyuruyor ve deftere yeni bir sayfa eklenmiş oluyor. Ve bu sefer o sayfaya refere edecek şekilde yeni bir sayfa hesaplanmasına girişiliyor herkese. Yani aynı sayfa üstünde çalışıyoruz ama içerik birazcık farklı olabilir. Dolayısıyla benim acil bir işlemim varsa bunu etrafa duyururken Ahmet'e işte bir BTC yolluyorum, bir Bitcoin yolluyorum.

Bunu doğrulayacak şanslı kişiye de 0.01 BTC vaat ediyorum diye duyuru yapıyorum. Bu iyi bir komisyon olduğu için herkesin işleyeceği blokta benim işlemim de dahil ediliyor. 10 dakika içinde biri kazanacak ve o kazanan kişinin işlem listesinde ben de olacağım.

Ama hiçbir komisyon önermezsem minorlar benim işlemimi geciktirirler. Belki işlem hızının düştüğü bir vakit havuzdaki tüm işlemleri artık tek bir bloka sağacak kadar azalmışlarsa, gecenin bir yarısı diyelim ki, o zaman dahil edilirim. Bir nevi açık arttırma sistemi var. Bu mekanizma aynı zamanda belki bazılarınızın aklında yer etmiş olan bir soruya da cevap oluyor.

Bitcoin mining ödülü sürekli yarılanıyor demiştik ya, bir noktada da sıfıra yakın sayacak. E o noktada millet niye bedavaya mining yapsın? Mining yapmayınca da işlemler doğrulanmadığı için sistem tıkanmayacak mı? Tıkanmıyor işte.

Çünkü işlemi doğrulayanlar en azından işlem komisyonlarından para kazanmaya devam ediyorlar. Şimdi devam sorusu diyeceksiniz ki, bu doğrulama işlemi çok hesap gerektirmiyor mu? Çok elektrik yakmıyor mu? Bugün 6.25 BTC ödül biçtiğin bir problem bu.

Yani 300-400 bin dolarlık ödül. Ve piyangoyu kazanmak için o kadar çok elektrik harcaman gerekiyor ki bu ödül anca kurtarıyor seni. Mining'in bittiği gün bu parayı, o happy topu bir megabyte'lı kayıtlara sağacak birkaç tane işlemin komisyonundan mı kazanacaksın? Yani nedir, herkes biner dolar komisyon mu verecek her alışveriş için?

Öyle bir ödeme sistemi olabilir mi? Olmaz tabii. Ama biz bunun cevabını da görmüştük. Hash fonksiyonunun zorluğu sistemdeki toplam işlem gücüne orantılı olarak değişiyordu.

Şimdi sadece komisyon kazanacağınız, onun da toplamda birkaç yüz dolar olacağı belki birkaç bin neyse artık öyle bir sisteme kimse oturup da yüz bin dolarlık enerji ve ekipman gömmez. Yani mining'e harcanan kaynaklar azalacak. Bitcoin algoritması da ne yapıyordu? Genel piyango hızını on dakikada bir olacak şekilde sabit tutuyordu.

Onu sabit tutabilmek için problemin zorluğunu düşürecek. Ve sonuçta komisyon gelirinizin enerji giderinize yaklaştığı noktada tekrar bütün bu sistem piyasa stabilize olacak. Aklımıza takılan bu soruları cevapladıysak kuş bakışa bakalım biraz bu sisteme. İşlem yavaşlığı ve görece yüksek maliyetler bitcoin ve benzeri birçok coin'in normal para gibi veya kredi kartları gibi herkesçe ve sıkça kullanılmasını engeller.

O yüzden Bitcoin daha ziyade bir dijital altın vazifesi görüyor. Bir değer saklama aracı. Zırt pırt kullanılacak bir şey değil yani. Tabii para kullanımına engel bir başka faktör de dolar euro gibi temel para birimleri bazında Bitcoin'in değerinin aşırı oynaklığı.

Gerçi biz Türk lirasından biraz bağışıklıyız bu oynaklığa. Bir gecede %10 devalüasyon yaşıyoruz hobi olarak. Ama dünyanın kalanı buna pek alışık değil. Piyasa hacmi büyüdükçe bu oynaklık azalacaktır.

Yine de ölçeklenebilirlik sorunu sabit. Gerçi Bitcoin'in kendisi sabit değil, bunu da anlamamız lazım. Örneğin bu bahsettiğim ödeme sorunlarını aşmak için bir süredir Bitcoin Lightning Network denen bir öneri var. Bu mevcut Bitcoin ağının üstüne gelen ikinci seviye bir protokol.

Kabaca mantığı şu, yapılan her işlemi blockchain'e yazmaya çalışmaktansa Ufak tefek işlemleri aramızdaki bir hesapta tutalım. Sonra periyodik olarak bakiyeyi, kalan bakiyeyi zincire yazdırırız. Yani ben her gün aynı restoranda yiyorsam, her gün Starbucks'tan kahve alıyorsam, bu alışverişler için tek tek bitcoin gönderdiğimi sisteme anons etmiyorum. Ay sonunda veya hafta sonunda hepsini toptan hallediyorum.

Dahası herkesin tek tek her iş yeriyle, her restoranla arasında böyle bir sanal veresiye defteri oluşturmasına dahi gerek yok. Benim Ahmet'le aramda böyle bir defter varsa, Ahmet'in de Starbucks ile arasında bu varsa, o zaman ben de Starbucks'a ödeme yaparken bu veresiye rotasını kullanabiliyorum. Sonuçta ne oluyor? Blockchain'e yazılması gereken işlem sayısı azalıyor.

Dolayısıyla hız artıyor, işlem ücretleri de düşüyor. Karşılığında neden taviz veriyorum? Dağıtık güvenlikten. Çünkü artık her işlemimiz tüm ağ tarafından doğrulanmayacak.

Bazıları sadece doğrulanacak. Bu protokolü daha ayrıntılı anlatan bir videoyu linkledim ben. Dediğim gibi bu mevcut bitcoin yapısı üstüne binen bir ayardı. Başka türlü de değişiklikler de mümkün.

Ağdaki bir grup kullanıcı bir araya gelir. Kardeşim biz kayıt tutma kurallarını temelden değiştiriyoruz. İsteyen bizim defterimizi takip etsin bundan sonra diyebilir. Böyle ayrılıklara fork deniyor.

Çatallaşma yani. Örneğin Bitcoin'in daha doğrusu BTC'nin yavaşlığından şikayetçi olan bir grup 2017'de BCH diye o kod adıyla bilinen Bitcoin Cash'i başlatmıştı. Bunun farkı neydi? Birçok farkı vardır herhalde ama benim dikkatimi çeken 1 MB'lik değil de 8 MB'lik bloklar kullanması.

Yani bunu şöyle düşünelim, defterin eski sayfaları 10 satır tutuyorsa her birine birer işlem yazılacak. Yeni sayfalar 80 satırlık işlem tutabiliyorlar. Bu işlem hızını arttıran güvenliği biraz azaltan bir değişim. Ama tabii ki 80 satırlık sayfaları tutan defter öncekiyle uyumsuz olacağından o noktada birini seçmeniz gerekiyor.

O yüzden de BTC ve BCH ayrışıyorlar. Daha sonra o Bitcoin Cash'in de kendisi bir fork yaşadı ve Bitcoin SV diye bir şey yaratıldı. Satoshi's Vision galiba. Yine Bitcoin Gold da çok bilinen bir fork.

Genelde Bitcoin deyince halen en büyüğü olan BTC'yi kastediyoruz biz. Bundan sonraki en yaygın kripto para olan Ether ve onun kullandığı Ethereum platformu daha esnek bir teknoloji. Çünkü sadece Ether alıp göndermeyi değil, akıllı kontratları da destekliyor. Zaten onun için tasarlanmış.

Ezberlemenize gerek yok ama bu noktada coin ve token farkına değinsek iyi olur bence. İstisnai durumlar olsa da genelde ayrım şöyle. Kendi blockchain ağına sahip olan kripto paralara coin deniyor. BTC ve Ether mesela bu tanımlara uyuyorlar.

Ether alıp gönderdiğimde o Ethereum blok zincirine işlem kaydı yazılıyor, Bitcoin alıp gönderdiğimde Bitcoin zincirine. Apayrı defterlerde tutulan ve apayrı üyelerle, apayrı kurallara göre paylaşılıp işlenen kayıtlar bunlar. İkisine de sahip olabilirim veya bir tanesini seçerim. Ama bazı dijital varlıklar kendi blok zincirlerini kullanmaktansa özellikle Ethereum'un altyapısını kullanıyorlar.

Bunlara işte token deniyor. Bu tokenlar para birimi işlevi de görebilirler. Hani şöyle düşünün. ABD bir muhasebe defteri ortaya çıkarıyor.

Onların doğal para birimi dolar. O defterde dolar hesapları da yazıyor. Ama siz oraya eklemlenerek anlaşıyorsunuz onlarla. Diyorsunuz ki ya benim para birimimi de orada kayıtlarda tut.

Türk lirası içinde birer satır var mesela sayfalarda. Ama tokenlar illa para işlevi görmek zorunda değiller. Kontrat kaydı işlevi de görebiliyorlar. Başka işlemler de görebiliyorlar.

Dolayısıyla Ethereum zincirinde hem Ether gibi coin işlemlerini tutabiliyorsunuz hem de mesela ben Google olarak şu kişiye, şu hesaba daha doğrusu 100 GB kota verdim gibi dijital kayıtları da tutabiliyorsunuz. Yahut şu gayrimenkul projesinde %15 hissem var gibi fiziki varlıklara yönelik kayıtları da tutabiliyorsunuz. Burada genelde kullanılan analoji Google Play Store veya App Store oluyor. Bu platformlar üzerinden siz bambaşka insanların ürettikleri bir oyunu indiriyorsunuz diyelim.

O oyun içinde de o oyuna özgü tokenlar var. Yani mesela sanal altınlar, sanal gümüşler var. Onları kullanarak bir şeyler alıyorsunuz. Hatta o sanal altınları da gidip gerçek parayla satın alıyorsunuz dışarıdan.

Ethereum işte bu denklemde App Store'un görevini görüyor. Ama App Store'un aksine hangi uygulamaya izin verileceğini kontrol etmiyor. Yani izin diye bir şey yok. Ethereum'da isteyen herkes bir token yaratabilir.

Bunu istediği şekilde de programlayabilir. Bugün gidip How to create an Ethereum token diye aratırsanız bu işlemi kolaylaştıran sayısız arayüzde karşılaşacaksınız. Asıl mesele bunu yaratmak değil de projenizin bir soruna çare olduğuna insanları ikna etmek. Yani o token ne işe yarayacak?

Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? Bir örnek vereyim. 1 milyondan fazla kullanıcısı olan ilk kripto uygulama olduğunu iddia eden Basic Attention Token diye bir şey var, BAT. Şu anki günlük kullanıcı seviyesi 10 milyon civarında.

Aylık da 30 milyon galiba. Firefox'un kurucusunun yeni Brave isimli bir web browserı var. Onun için oluşturduğu bir token bu. Dikkatinizi neye harcadığınızın kaydını tutup paraya dönüştürmeye yarıyor.

Hoppala şimdi ne demek bu? Normalde sizin online davranışınızın her detayı Google'da bulunmuyor mu? Onların özel malı bu bilgi. Onu işleyerek mümkün mertebe size özel bir reklam hizmeti veriyorlar.

Sizin neye tıklayıp tıklamadığınızı, neleri aradığınızı da reklamcılarla paylaşıyorlar. Brave ise açık kaynak ve kişisel bilgilerin korunması odaklı bir browser. İddialarına göre sizin dijital içeriklerle nasıl etkileşime geçtiğiniz bilgisi cihazınızda kalıyor. Ama bu etkileşime göre size ve o içeriği yaratanlara BAT veriliyor.

İçeriğe reklam verenler de BAT kullanıyorlar, onlar da onu ödüyorlar. Ve bu BAT hesapları bir şirketin sunucusunda böyle gizli gizli duracağına blockchain'e yazılmış oluyor. Şimdi ben ne Brave kullanıyorum ne BAT sahibiyim yani alakam yok. Ama sonuçta bu insanlar oturmuşlar ve gerçek bir sorunu çözmeye çalışmışlar.

Madem browser işindeyiz, dikkat ve etkileşimi tokenlaştıralım. Kulanıcı da, içerik üreticisi de, reklam veren de bu ekosistemin eşit ağırlıktaki parçaları olsunlar ve anonimize edilmiş bilgiler herkese dağıtılsın. Mantık bu. Peki böyle projeler için parayı nasıl buluyorlar?

Yani Mozilla'nın, Firefox'un kurucusuysanız her şekilde para bulabilirsiniz. Gidip özel yatırımcıdan da bulabilirsiniz. Ama genel olarak token projeleri crowdfunding yolunu seçiyorlar. Yani belli birkaç yatırımcıyı ikna etmek yerine potansiyel kullanıcı tabanını heyecanlandırıyorlar, gaza getiriyorlar onları ve parayı onlardan alıyorlar.

Onlar sayesinde sermaye elde ediyorlar. Bunu da onlara token vererek yapıyorlar. Bu olaya ICO deniyor yani Initial Coin Offering. Hani IPO'yu bilirsiniz, Initial Public Offering.

Şirketin halka açılarak sermaye elde etmesidir. Hisseler yaratırlar, belli bir kısmını halka dağıtırlar belli bir fiyattan. ICO'da da kendi bastığın tokenları dağıtıyorsun. Karşılığında daha çok kabul gören Ether ve Bitcoin gibi bir şey alıyorsun.

Bunları paraya dönüştürüp projeni sürdürmen kolay oluyor tabii ki. Projen de bitince, ayağa kalkınca sen hem bunu desteklemiş oluyorsun hem de elinde artık o şirket ne hizmet veriyorsa, o proje ne hakkındaysa onu kullanabileceğin tokenlar olmuş oluyor. Tabii ICO'ların düzenlenmesi çok daha zor olduğu için IPO'lara göre. Bu yolla yapılan vurgunun da haddi hesabı yok.

Hani sahtekar olmasalar bile zaten ICO yapan projelerin yarısı aylar içinde yok olup gidiyorlar. O yüzden dikkat edin, epey riskli bir iş. Son zamanlarda herkesin dilinde olan NFT de genelde Ethereum altyapısı üstünde çalışan bir token. Ama bu özel bir tip token, non-fungible token, o yüzden NFT.

Yani bir başkasıyla değiş tokuş edilemiyor. Bu tanım size soyut gelmiştir, biraz somutlaştırayım. Eğer hesabımda 3 ether varsa, size 1 ether verirsem geriye 2 tane kalır değil mi? Başkası da daha sonra bana 3 tane gönderirse toplam 5 tane ether coinim olur.

Yani coinler tek tek özel değiller. Birbirlerine denkler. Dilediğim gibi alıp satıyorum, ekleyip çıkarıyorum. Normal para da böyledir.

Cüzdandaki banknotlarınızı tek tek özel değdirdiler. En öndeki 10 TL'lik banknotu kullanmanızla en arkadakini kullanmanız arasında bir fark olmaz. Veya o 10 tane 10 TL'lik banknotu verirsiniz, karşılığında 100 TL'lik bir banknot alırsınız. Sizin açınızdan bir şey fark etmez.

Elbette her banknotun bir seri numarası var ama onun amacı biraz daha farklı. Para olarak kullanırken bunu önemsemeyiz. Önemli olan miktardır. O yüzden lira, dolar, BTC veya Ether bunlar fungible'dır.

NFT ise farklı. 5 NFT, 3 NFT'den fazladır diye bir şey yok. Her NFT biriciktir, özeldir. Doğum gününü hatırlayıp hediye almazsanız bozulur.

Sadece tek kopya basılan bir pul düşünün aslında. Bence en güzel örnek bu. Gerçi aranızda hayatında hiç pul kullanmamış gençler olabileceğini düşününce bir garip oluyorum. Ama iyi bir örnek.

Eğer tek umursadığınız şey o pulun üstünde yazan lira miktarıysa bu pul sizin için para gibidir. Başka pullarla değiştirirsiniz veya birleştirirsiniz. Yeterli miktara ulaşınca da zarfı hepsini yapıştırıp yollarsınız. Bu, pullun fungible kullanımı.

Ama bir koleksiyoncuysanız, o pull sizin için non-fungible'dır. Onunla aynı işlevi gören başka bir pull yok çünkü. Koleksiyonculuğun tüm manası bu zaten. Şimdilik tüm bu yaygara, bu pullun ne kadar para ettiği üzerine kopuyor.

NFT satışlarının şahı Beeple, dijital bir kolajı 69 milyon dolara sattı. Asıl ismi Mike Winkelmann, öyle bir grafik tasarımcısı. 2007 ve 2020 arasında her gün dijital olarak birer tane resim çizmiş. Bunlardan 5000 tanesini bir kolajla birleştiriyor.

Eserin adı da First 5000 Days. Arkadaş aslında ta Kasım 2020'de bir başka eserini satmış, 60 bin dolara. Daha sonra aynı eser, Şubat 2021'de 6 milyon dolara bir başkasına satılıyor. Yani ilk eseri alanın parası 4 ayda 100'e katlanıyor.

Bu da muhakkak ki ikinci eserin yani First 5000 Days eserinin fiyatlandırılmasını etkilemiştir. Fakat People'ın kendisi bile 69 milyon çılgın bir rakam fazla bu diyor. Yani şu anki piyasayı balon olarak tanımlıyor. Ama NFT'nin kalıcı olacağını, kalıcı bir araç olacağını düşünüyor.

Benim gördüğüm kadarıyla bu konudaki muhabbetin büyük kısmı da zaten dijital bir eserin bu kadar para edip etmeyeceği hakkında olduğu. Zira dijital eseri birebir kopyalayabiliyorsun. Aslında farkı olmayacak şekilde ve bunu istediğin kadar basıp dağıtabiliyorsun, indirebiliyorsun. Hani meblağa geçtim.

sonsuz sayıda birbirinin aynısı olan bir şeyin orijinaline sahip olmak diye bir şey mi var? Bu ilginç bir konu. Benim de ilk tepkim aslında böyle olmuştu ama biraz düşününce normal sanat eseri satışlarından o kadar da farklı olmadığı sonucuna vardım. Fiziki eserleri de kopyalayabilirsiniz ve cüzi bir miktar karşılığında basıp dağıtırsınız.

Ben mesela bugün markete gidip Mona Lisa'nın reproduksiyonunu satın alabilirim. Şimdi dünyada bir avuç insan vardır, iyi bir kopyayı esasından ayırt edecek. Hatta kötü bir kopya bile ezici çoğunluk için esasından farksız. Aynı şekiller, aynı renkler, aynı tablo neyse.

Mona Lisa'yı veya herhangi bir antikayı değerli kalan şey hikayesidir. Sadece ona ait özel bir hikaye var. Eserin orijinalliğine karar vermek için öyle merceklerle yakından bakan uzmanların yaptığı şey de bu. Evet, o hikaye bu önümdeki esere aittir.

Bunun eşleştirmesini yapıyorlar. Bu NFT'nin sanat örneklerindeki işlevi de bu değil miydi? Eğer bu esere sadece bakacaksanız, kopyası da iş görür tabii ki ama hikayesiyle ilgileniyorsanız, bizzat sanatçının onayladığı bir hikaye-eser eşleştirmesine sahip olmak istiyor insanlar. Tabii bu örnekte biraz dairesel bir mantık var.

Çünkü o hikayenin bir kısmı eserin 5000 gün boyunca her gün çizilmiş imajlardan oluşması. Sonuçta bu kendi başına ilginç bir durum zaten. Ama bir kısmı da NFT aracılığıyla satışa çıkan ilk eserlerden olması. Yani o NFT'yi değerli kılan şey kısmen NFT'nin kendisi oluyor.

Fakat ben bu muhabbetin ötesine geçip bu satış karşılığında alınan token'ın ne manaya geldiğine odaklanmak istiyorum. Çünkü yanlış anlaşılmaya gayet müsait olan kısmı bu. NFT, Ethereum zincirinde bulunan normal coin'lerin tabi olduğu bakiye işlemlerine tabi olmayan özel bir işlem kaydı. Bunun neyi temsil edeceği tamamen size kalmış ve hiçbir kuralı yok.

Yani bu kaydı oluştururken içine istediğiniz bilgiyi ekleyebilirsiniz. Mesela ben derim ki bu NFT Galata Köprüsü'nün tapusunu temsil eder. Eğer yeterince deliyseniz Galata Köprüsü'nü size bu şekilde satabilirim. Sahip olduğunuz şey de Galata Köprüsü bu NFT sahibinindir yazılı ve kaybolması, çalınması imkansız olan, çok çok zor olan bir sertifika olur.

Kayda her yere dağılmış çünkü. Ama blockchain ağı içinde kimse bu sertifikanın içerini kontrol etmiyor. Kimse benim gerçekten de Galata Köprüsü'nün tapusuna sahip olup olmadığımı umursamıyor. Bu kontrolü yapacak merci kim?

Blockchain dünyasının epey dışında bulunan tapu idaresi. E onlar da bakıp yüzüme gülerler. Daha önemlisi Galata Köprüsü'nü satan tek NFT bu olabilir diye bir kısıt da yok. Ben yarın aynı içeriğe sahip 100 tane daha NFT'yi yaratırım ve bunları 100 ayrı kişiye satabilirim.

Hatta siz de tıp atıp aynı içeriğe sahip bir NFT yaratabilirsiniz ve piyasaya sürersiniz. Herkesin herkese Galata Köprüsü satmaya çalıştığı garip bir ülke. Dolayısıyla her NFT özeldir derken kastettiğim şey içeriği değil. Blockchain açısından o NFT kaydını özel kılan, değiştirilemez kılan bir takım şeyler var.

Ama kimse içeriğe bakıp da Galata Köprüsü hakkında zaten bir NFT vardı, dün çıkmıştı, satılmıştı, o zaman bu NFT sahtedir demiyor. Bunu diyecek bir merci olmadığı gibi o mercinin veya başka herhangi bir mercinin olmaması zaten Blockchain'in tüm varlık amacı. Normal bir coin de mesela yanlış duşa basıp yanlış bir adrese gönderirsem başvuracağım hiçbir merci yok. Arkadaşınız yerine Çin'deki rastgele bir BTC adresine mesela 5 tane bitcoin yollarsanız geçmiş olsun.

Bırak o parayı geri almayı, o kişinin kim olduğunu soruşturacağınız bir yer de yok. Merciyetsizlik diyebiliriz bu sisteme. O yüzden yarattığım NFT'nin geyik ötesinde bir anlam ifade etmesini sağlayacak şey, blockchain dışındaki bir otorite oluyor yine. Tapu idaresi mesela doğrudur.

Galata'nın tapu transferini onaylıyorum. Şu NFT artık bu tapunun kanıtıdır diyebilir. Blockchain'deki kayıtlarda yüzlerce Galata Köprüsü NFT'si olmaya devam edecek. Bunu kontrol edebilecek bir şey yok.

Ama sadece bir tanesi tapu idaresi tarafından tanınmış olacak mesela. Onu satabilirsin işte. Bu mantıklı olur. Tabi dijital örnekler daha da komikler çünkü köprünün aksine sadece NFT'si değil ürünün kendisi de kopyalanabiliyor.

Mesela diyelim ki Full Arts'ız Enteric Podcast'inin ilk bölümü için bir NFT hazırladınız. Dediniz ki bu bölümün dijital hakları NFT sahibindedir. Tamam, bir kere bunu satabilmek için sizin immanüel olduğunuzu kanıtlamanız şart değil ve NFT'nin satılmış olması da birilerine Herkesin bu bölümü indirip kopyalamasına bir engel değil. Tıpkı tapu idaresinde olduğu gibi, telif haklarına bakan dış bir merciye başvurmanız gerekiyor ve onu ikna edeceksiniz.

Öyle bir anlaşma yaparız ki mesela, ben giderim notere, immanüel olduğumu onaylatırım, siz de kimliğinizi onaylatırsınız, sonra derim ki, şu şu şu dijital ürünün Artık neyse bu fotoğraf, podcast, video. Tehlif haklarını 5 seneliğine şu NFT'ye bağlıyorum. Kim sahipse o NFT'ye, onundur. O noktada zaten normal bir dijital tehlif sorununa dönmüş oluyor olay.

Yani NFT'yi işin içine karıştırmadan bir anlaşma ve havale de iş görürdü aslında. Tabii demin bahsettiğim gibi benim derdim tehliften para kazanmak değil, benim derdim o işin hikayesidir, benim derdim koleksiyonculuktur diyerek NFT'ye alınabilir. Ama yine NFT ve blockchain dışında bir otoriteden yardım gerekecek. Çünkü aldığınız fularsız entellik bölümünün koleksiyon değeri olması için, bunun Ahmet'ten Mehmet'ten değil de İmmanuel'den geldiğini bilmeniz şart.

Tüm değeri yaratan o, yoksa bölümün kendisi zaten bedava. Hani binlerce kopya kitap dururken, yazarın imzalı kitap satması ve her imzasında özel olması gibi düşün. Ama bu imzayı taklit etmek NFT'de çocuk oyuncağı olduğundan ve yasak dahi olmadığından, O yazarın başka bir kanaldan, mesela televizyondan veya Twitter'dan duyurması lazım. İşte benim şu eserimin gerçek orijinal esnaf NFT'si şudur diye.

Orada değeri sağlayan da o kanallardan yaptığı kimlik doğrulaması oluyor. Blockchain sadece bu kaydı tutmaya yarıyor. Bunları geçenlerde Sedat Kapanoğlu güzelce anlatmıştı ekşi sözlükte. O sayede benim de aklıma geldi.

Velhasıl şu anda bir NFT yaratmak biraz maliyetli olduğundan bu bölüm için ben bir deneme yapmadım. Belki ileride yaparım dalgasını. Maliyetli, zira yaptığınız şey, Ethereum zinciri üstünde bir işlem kaydı yaratmak. E tabii, Ethereum Bitcoin'den biraz daha hızlı ama çok da değil.

O da sonuçta saniyede 10-15 tane işleme izin verebiliyor. Dolayısıyla sizin bu token'ı yaratmanız ve makul bir sürede piyasaya sürmeniz için, satmanız için sonra da o işlem kayıtlarını doğrulayanlara ücret önermeniz gerek. Yine geldik yani bu ölçek ve maliyet çıkmazına. Yani en popüler iki kripto paranın kullandığı iki blockchain'den ilki olan BTC biraz daha güvenli ve büyük.

Ethereum ise biraz daha hızlı ve çok daha esnek. Üzerinde yaratılabilecek tokenları kullanıp iş yapacak uygulama çeşitliliği sayesinde. Fakat ikisinin de zayıf noktası ölçek ve maliyet. Bunun da temelinde geçen bölüm detaylarını gördüğümüz proof-of-work mekanizması yatıyor.

Zira proof-of-work hem aşırı enerji tüketimine hem de ironik olarak merkezileşmeye yol açıyor. Yani tam da önlemek istedikleri şeye. Nasıl oluyor bu? İşte bunu da üçüncü bölümümüzde göreceğiz.

Böyle de bir cliffhangerla bitiririm bölümü arkadaş. Şimdi önümüzdeki bölümde bahsedeceğimiz şeyler mining işleminin ekonomisi, alternatif bir sistem olan proof of stake, genel olarak yatırım stratejisi ve tabii ki yine çılgın ülke gündeminin sayfalarından bir tanesi olan TODEX skandalı. Bunların hepsini konuşuruz. Şimdi bu bölümlerde emeği olmasa da kriptosu, verdiği gazı geçen herkese selam ediyorum.

Ara ara açıklamam gerekiyor. Her destekçinin ismini okuyamıyorum arkadaşlar bölümlerde çünkü 500 destekçiyi açtık. Fularsız Fatih denen bir seviye var. Onu ve üstündekilerin ismini okuyorum.

Aslında ilk zamanlardan beri hep böyleydi. Patreon arayüzünde de her bonus tek tek yazıyor. Ama gözünüzden kaçıyor bazen. O yüzden de ya ben parayı verdim ama ismim okunmuyor, pişman oldum diyorsanız bana mesaj atın, iade ederim.

Hiç sorun değil. Geçen bölüm Fatihlerimizin ilk kısmındı. Eymende kalmıştık. Bu bölümde diğer yarısının olsun.

Furkan Karakaya... The Emre Danışan, The Sibilevar, Alp Şimşek, Merve Yurdagül, Salih Ünal, Savaş Günata, Çağrı Köse, Umut Çıkla, Barış Özcanlı, Banu Yelkovan, Kutlay Dede, Yannis, Doğan Can Bahan, Kıvanç Müçek, Dumanay Hukuk, Başar Kızıldere, Emrah Öz, Ali Can Albayrak, Deniz Silahçılar, Erman Korkut, Erdem Gelal, Berk, Tunç Mart, Nilüfer Gök, Can Karakuş, Hüseyin Çalgın, Ulysses, Işıl Arıcan, Atilla, Özgür Elbir, Danyal Arslan, Çağrı Özertem, Aydın Kahraman, Enes Çankırı, Mehmet Han, Mehmet Ünsal, Seküre, Can Emrah Yaldız, Şaban Defeza, Mustafa Ayaz, Refik Şekercoğlu, Ali Özbek, Kemal Akkoyun, Utku Özdemir ve son bölümden beri aramıza katılan Duygu Algan. Hepinize çok teşekkür ederim. Üçüncü bölümde görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)