
4.350 kelime · ~22 dk okuma
Selam flarsızlar. Geçenlerde bu GameStop olayları ve onun üstünden de Borsa'nın işleyişi hakkında bir Patreon bonus bölümü yapmıştım. Maksadım bizim patronların tavsiyelerini dikkate alıp bazı değişiklikler yaparak birkaç gün içinde Flarsız Enterlik podcastinden yayınlamaktı. Şimdi baktım o birkaç gün dediğim şey iki ay olmuş.
Araya bir sürü şey girdi. Kariyer serisi vs. Amma ve lakin bir buçuk senelik bir süre zarfında Merkez Bankası'na tam dördüncü kez başkanı atanınca ve akabinde de Borsa İstanbul çökünce dedim ki fırsat bu fırsat. Şaka şaka öyle demedim.
Nasılsa iki üç ay içinde bir gece yarısı ataması daha olur. Yine bir kriz oluşur. Yıkamayacaksınız bölemeyeceksiniz şeklinde bir kriz yönetimimiz de oluşur. Ama zamanlama iyi işte.
Bu arada bunun bahsini etmişken söyleyeyim içimde kalmasın. Geçenlerde Twitter'da bu doların fırlayışına karşı bizim yerli ve milli troll ordumuzun açtığı hashtaglerle dalga geçeyim demiştim. Yani zaten başka ne yapabilirsin ki? İnsan kafayı yiyor yoksa.
Bunun için Biden'ın bir fotosunu koydum. Hani şu uçağa binmeye çalışırken durmadan merdivenden kayıp düşüyordu ya en son. Yani bir insan bir merdivene karşı ne kadar mücadele verebilirse onun teorik sınırına ulaşmış. Filmini çeksen izlerim böyle Biden merdivene karşı.
Neyse en son üçüncü kez ayağa kalkmaya çalıştığı bir an var onun fotosu. Onun altına da şu yorumu yazdım. Dolar bir dolarda olsa siz onu sevmeyeceksiniz. Dolar on dolarda olsa biz ondan vazgeçmeyeceğiz.
Milleti için çalışmaktan yorgun düşüp tökezleyen ama asla yıkılmayan devletimin yanındayım. Hashtag o da. Şimdi, o anda popüler olan bir hashtag kullanınca memleketin ortalama bilgisayar kapasitesiyle yüzleştim bir anda. Kesinlikle tavsiye etmiyorum.
Yani bir doların on dolar olmasının mantıksızlığını anlatmaya çalışanı mı ararsın? Benle alay ediyorlar bir de. Erdoğan'cı olup bunu kendi kitlesine yayanı mı ararsın? Fanatik muhalef olup beni AKP'li sanarak küfreden mi ararsın?
Tam bir şenlik. Hayır bir de fotodaki uçakta kocaman ABD başkanlığı forsu var. Yani espriyi anlamasan bile oradan belli. O da yaramamış.
Demek dedim milyon takipçili olsan mesela her gün böyle şeyler göreceksin. Biz kendi çapımızda takılalım arkadaşlar. Boşverin. Fullarsızlar olarak bu bölgede iyiyiz.
Bu çapta iyiyiz. Bugünkü konumuzda GameStop ama onun ötesinde Borsa 101, hatta 102 ve 103. Öncelikle bu finans konularından bahsetmek zor iş. Çünkü çoğunluk pek ilgilenmiyor.
İlgilenen de deliler gibi ilgileniyor, onlara yeni bir şey söylememiş oluyorsun. Yani aradaki dengeyi tutturmak hakikaten zor. Fakat bu en son GameStop olayı o kadar farklı alandan kavramı bir araya getiriyor ki bence herkesin ilgisini çekecek bir şeyler var. Mesela Davut ve Goliath hikayesi var.
Serbest piyasanın pek de serbest olmaması var. Oyun teorisi var. Yani sosyal psikoloji de diyebiliriz buna. Ve büyük anlatılar var.
Ki bu da ideolojik açıdan yaklaşanları, işte bu dağıtık finansal yapıları savunanları heyecanlandıran bir şey. Sonuçta birçok farklı açıdan bakılabilir. Bunlara girmeden önce hiç bilmeyen Bilal'lere konuyu şöyle bir özetleyeyim. Büyük fon yöneticileri bir şirketin iflas edeceğine dair bahse giriyorlar.
Ve internetteki bir grup da bunu fark ediyor bu bahisleri. Şirketin hisseleri artsın da değeri, o milyarder yatırımcılar batsın diye organize oluyorlar. Bir bakıma küçük piranalar organize olup bir balinayı yemeye çalışıyorlar. Neredeyse ilk defa.
Medya ilk başlarda da balinayı değil, piranaları suçluyor. Piyasa manipülasyonu yapıyorsunuz diyor. Kısa bir süre sonra fiyatlar daha da artmasın diye aracı kurumlar hisse alımını sınırlıyorlar. O zaman da komplo teorileri ve işte bu yozlaşmış sistemi devirmeye çalışan mazlum yatırımcı, devrimci yatırımcı anlatısı iyice öne çıkıyor.
Daha da fazla organize olunuyor ve şirketin hisseleri alınmaya devam ediliyor. Sonuçta çok alelade bir hissenin bir roller coaster gibi, çılgınlar gibi inip çıkmasını görüyoruz. Ve sonucunda kim kazandı, kim kimi kazıkladı belli olmuyor. Aralıklarla da bu döngü tekrarlanıyor.
Halen de devam ediyor aslında. Olay genel hatlarıyla bu. Detaylarına şu anda hakim olmanıza gerek yok. Bu akışı demin saydığım kavramlarla bağlayabilmek istiyorum ben.
Onun için önce iki tane finansal kavramı bilmemiz gerekecek. Short ve opsiyon. Ama biz daha da temelden başlayalım aslında. Hisse kavramından başlayalım.
Hisse almak ne demek? Hisse bir şirketin ufak bir kısmına sahip olmak demek. Bir hisse de iki şekilde kar getirebilir. İlkini pek konuşmuyoruz ama daha doğal bir yol.
Temettü. İngilizcesi dividends. Her şirket değil ama bazı şirketler kazançlarının bir kısmını hisse sahipleriyle paylaşırlar. İşte bize yatırım yaptığınız için teşekkür ederiz.
Alın bununla kendinize felekten bir gece çalın diye elinize bir şeyler sıkıştırırlar. Temettü bu. İkinci yolu ise şirketin değer kazanması. Dolayısıyla piyasada dolanan hisse miktarının sabit olduğunu varsayarsak hissenin kendisinin değer kazanması demek.
Asıl konuşulan da bu yaygara koparan. Ama bu değer kazanma nasıl oluyor? Hissenin fiyatını kim belirliyor? E hisse fiyatı diye bir şey aslında yok.
Yahut şöyle diyeyim. Her malın binlerce fiyatı var. Binlerce satıcının istediği fiyatlar ve binlerce alıcının önerdiği fiyatlar. Bunlar eşleşirse satış gerçekleşmiş oluyor.
Örneğin ben 100 dolara hissemi sana satarım diyorum. Sen ise 95'den fazla vermem diyorsun. E iyi ne halin varsa gör o zaman diyorum. Yolumuza gidiyoruz.
O sırada bir başka hisse sahibinin de nakde ihtiyacı oluyor. Diyor ki bende 5 tane hisse var. 100'den değil 98'den satarım. Sen de diyorsun ki tamam ya 98'de olur fena değil.
Hisseyi alıyorsun ve bu satış gerçekleştiğinde piyasa fiyatı 98 olmuş oluyor. Fakat diyelim ki sen 5 hisseyle yetinmeyeceksin. E piyasadaki bir sonraki en ucuz satış rakamı da benimkisi. Bu sefer benden de 10 tane hisse alıyorsun.
Mesela tanesi 100 dolardan. O zaman fiyat 100 dolar olmuş oluyor. Bir sonraki satıcı 101'e satıyor. Onu da veren olursa fiyat yükselmiş oluyor.
Dolayısıyla bir şeyin fiyatını sorduğunuzda, ki bu sadece hisse değil, döviz de olabilir, gayrimenkul de olabilir, cevaben aldığınız şey ya en son gerçekleşmiş alım-satımdır ya da o an istenilen ve önerilen fiyatlar arasındaki bir nevi orta yoldur. Böyle tek bir fiyat, the fiyat diye bir şey yok. Şu ana kadarki iki taraf alıcı ve satıcıydı. Aslında bu denklemde iki oyuncu daha var, şimdi onları dahil edelim.
İlki broker, aracı kurum yani. Sonuçta sen hisseni alacak insanlarla telefonda konuşup, anlaşıp, kontrat imzalayıp sonra parayı kişisel banka transferiyle göndermiyorsun. Ha böyle yapanlar da var ama onlar büyük alım satımlar. Benim alıp satacağım alt tarafı 3-5 hisse için kimse o zahmete girmez.
O yüzden ufak yatırımcılar piyasadaki bu brokerlar sayesinde buluşurlar. Ödemeler onlar üzerinden gerçekleşir. Broker da bunun karşılığında alım satım başına bir komisyon alıyor. Bazı brokerlar daha fazla şey yapıyorlar.
Hangi hisseyi alman gerektiğini de tavsiyesinde bulunuyorlar. Hatta hisselerin ötesinde borç tahvili gibi başka yatırım araçları hakkında da tavsiye veriyorlar. Veya yönetiyorlar portfolyonu. Bunun karşılığında da senden yönettikleri ana paranın belli bir yüzdesini kesiyorlar.
Yani sen o sene para kazansan da kaybetsen de ana paranın yüzde bir buçuk gibi bir kısmı bunlara gidiyor. Az buz değil, bir nevi zenginlik vergisi. Bir diğer oyuncu da market maker ki bu bazı durumlarda brokerla aynı kurum oluyor. Genelde bankalar oluyor.
Normal yatırımcıdan farkları şu bunların market makerların piyasa yapıcı da denilebilir. Belli bir hisseyi hem almaya hem de satmaya hazırlar aynı anda. Eğer ben bir satış emri verirsem, kişisel yatırımcı olarak, o ortada tüm gün boyunca hiçbir ufak alıcı olmayabilir. Ama market maker'lar hemen her an almaya hazırlar.
Almak isteyene de satmaya hazırlar. Dolayısıyla piyasayı devindiren, likidi de sağlayan aktörler bunlar. E bunlar nasıl para kazanıyorlar? Yani aynı anda bir şeyi alıp satıyorsan nasıl kazanıyorsun?
Önerdikleri alış ve satış miktarları arasındaki farktan. Yani spread. Döviz bürosu gibi aslında. O büro da sizden aynı anda euro almaya da hazır, size euro satmaya da hazır değil mi?
5 dakika sonra başka biri gelip sizin işleminizin zıttını yapacak nasıl olsa. O yüzden net değişen para miktarı çok değil. O aradaki ufak fiyat farklarından da para kazanıyorlar. Mütevazi birer şişe şampanya daha patlatıyorlar diyelim.
Büronun arkası çok şenliklidir. Siz bilmezsiniz. Yine tıpkı döviz bürolarındaki gibi. Ortamda tabii ne kadar çok market maker varsa, ne kadar çok da küçük oyuncu varsa o kadar çok potansiyel alıcı var demek.
Dolayısıyla bu spread düşük olur. Aksi halde de kazık yemek kolaylaşır. Yani aslında bu spread hem ticaret hacmini hem de ona bağlı olarak riski de ölçmüş oluyor. Eğer bir şeyin fiyatı çok oynaksa alıcı için risk artacağından spread de yüksek olur.
Yine döviz bürosu örneğinde olduğu gibi o dandik para birimlerinde spread yüksektir. Euro ve dolar gibi daha stabil paralarda ise düşüktür. Şimdi biz gidip market makerlarla muhatap olmuyoruz. Bizim hisse ticaretinden anladığımız şey brokerımıza gidip yükseleceğine inandığımız hisseleri aldırmak, yeterince yükselince de artık düşer herhalde deyip sattırmak ve kar etmek.
Tabi artık bu alım-satım işleri otomatize olmuş durumda. Yatırımcılar stop veya limit denen araçlar kullanıyorlar mesela. Diyorlar ki bu hisseye 160'a alıcı bulduğun anda şu kadar sat. Yok 140'a düşerse şu kadar al veya tam tersi.
Ve bu algoritmik alım-satım şu anda ABD'deki hisse ticaretinin yüzde 60 ile 80'i arasını oluşturuyor. Yani sen bilgileri analiz edip broker'ına emir vererek gerçekleştirdiğin o her 1 dolarlık ticaret başına 3-4 dolarlık ticaret insan eli değmeden otomatikman yapılıyor. Dolayısıyla fiyatı oynatan aslında senden çok algoritmalar. Hatta çoğunluk bunu bile yapmıyor.
Çoğunluk benim gibi pasif yatırımcı. Yani bir şeyin günlük fiyat oynamalarıyla ilgilenmiyorsun, alıp uzun süre tutuyorsun. Genelde aldığın şeylerde böyle tek tek hisseler olmuyor, sepetler oluyor. Hani tüm yumurtalarını aynı sepete koyma derler ya.
Bunu şu şekilde değiştirebiliriz. Sepetine sadece yumurta koyma. Başka şeyler de koy. Bir sürü farklı sektörden mesela, bir sürü farklı şirketin hisselerini koyuyorsun.
Yahut belediyelerin veya devletlerin borç senetlerini alıyorsun. Sepetlerin içinde onlar da var. Yahut direkt nakit koyuyorsun. Bazen bunları yöneten birileri oluyor.
O sepetten ekleyip çıkarıyorlar duruma göre. Bunlara da komisyon veriyorsun. Bazense endeks fonu denen şeyler oluyor. Mesela Biste işlem gören en büyük 100 şirketin veya ABD borsalarında işlem gören en büyük 500 şirketin değerini takip eden bir sepet düşünün.
Dolayısıyla genel olarak borsa çıktı mı kârdasın yoksa zarardasın. Benim emeklilik fonumda mesela bunun gibi 5-6 tane sepet var. Hepsi düşük komisyonlu, düşük riskli ve dolayısıyla da düşük getirili. Şimdi bu noktaya kadar bahsettiğimiz yatırım şekli yani kendin tek tek her isteği alıp satman yahut algoritmalarla alıp satman veya alıp uzun vade tutup beklemen her neyse bunların hepsi aynı tipte yatırımlar aslında ona da long deniyor.
Elindekinin değerlenmesini istiyorsun değerleneceğini düşündüğün şeylere yatırım yapıyorsun. Bunun tersi de var long yatırımın thick yatırım. Yok ya, uyukluyor musunuz diye kontrol ediyordum. Short yatırım.
Bir hissenin düşeceğine, hatta belki de o şirketin iflas edeceğine bahse girmek yani. Short yatırımın sadece amacı değil, mekanizması da farklı. Ve bu GameStop işini anlamak için şart. Şimdi hissenin düşeceğine inandığın için gidip de piyasadan o hisseyi almak aptallık olur.
Onun yerine short etmek istediğin hisseyi gidip birilerinden ödünç alıyorsun. Daha doğrusu kira diyelim. Çünkü karşılığında bir bedel ödüyorsun. E kim bu hisseyi sana kiralıyor peki?
Sen, ben, biz, siz, onlar, herkes veya market makerlar. Bunlardan mesela 100 tane GameStop hissesi kiraladın. Diyorsun ki ben bu kadar hisseyi 30 gün içinde sana geri vereceğim. Kira bedeli olarak da sana 100 dolar veriyorum.
Tamam, şimdi o hisseler sende. Ne yaparsın? E düşeceklerine inandığın için doğal olarak onları aldığın gibi piyasa fiyatından okutursun. Diyelim o sırada 20 dolardı fiyatı, 100 hisse satışından 200 dolar kazanacaksın.
Zaten bu yüzden short deniyor bu arada. Aslında sende olmayan yani senin olmayan hisseyi satmış oluyorsun. Envanterde eksiğe düşüyorsun bir nevi. Eskiden beri bu tip işlemlere short dendiği için piyasa versiyonuna da böyle geçmiş.
Long pozisyon ise bunun tersi olduğu için o şekilde isimlendirmiş yoksa Long'un kendi başına tarihsel bir anlamı yok. Neyse sattın hisseleri birkaç hafta içinde tahmin ettiğin gibi hisse değeri düşerse mesela 20'den 15 dolara düştü. Diyorsun ki tamam ben short pozisyonumu kapatayım ve borcumu ödeyeyim. Bunun için piyasadan o fiyata o 100 hisseyi geri satın alıyorsun.
Harcadığın para sadece 1500 dolar. Cepte kaldı 500 dolar. Hisseleri ödünç aldığın yere iade ediyorsun. 500 dolar eksi kira bedeli.
Yani toplam 400 dolar kârdasın. Çok güzel. Şimdi, ilk sorum şu. Bir şirketin değer kaybedeceğine, hatta biraz daha dramatikleştirelim, batacağına dair bahse girmek etik mi?
Bunu sadece açgözlü para babaları mı yapar? Buna niye izin veriliyor? İzin veriliyor çünkü para kazandıran hemen her şeye izin vardır. Asıl sebebi bu.
Bundan öte bir sebep aramaya da gerek yok. Trilyonların döndüğü bir piyasa düşünün. Bunu şimdi senelik 60-70 bin dolar bürüt maaş alan memurlar mı kontrol edecek, regüle edecekler? Komik olur.
Ama şortların önemli bir fonksiyonu da var. Piyasanın düzgün işlemesi için gerekliler hakikaten. Eğer bir hissenin fiyatı şişmişse bu nasıl anlaşılır? Sonuçta gökyüzünde yazmıyor şişikliği.
Birilerinin bunu araştırması lazım. Short pozisyon bu araştırmaları yapmaya teşvik görevi görüyor. Ve bu pozisyonun büyüklüğü de şişikliğin bir ölçütü oluyor. Yani az kişi shortlamışsa riskli bir hisse değil demek.
Ama çok kişi yüksek meblalarla shortlamışsa kalabalıkların bir bildiği vardır herhalde diyorsun ve ona göre yatırım yapıyorsun. Sonuçta ortaya paranı koyacaksan, araştırmanı da ona göre kaliteli yapmak zorundasın. Üstün körü yapamazsın. Kaç bölüm önce bahsetmiştik.
Skin in the game. Aynı işte. Senin orada paran var, o yüzden boş boş konuşamıyorsun. Arkasında onun bir araştırma olmalı.
Şortlama mekanizması olmasaydı, yani hisseye karşı bahis oynamayı parasallaştıracak bir düzen olmasaydı, pek kimse de bir şirketin gereğinden fazla değerli olup olmadığını sıkı bir biçimde araştırmazdı. Geldik ikinci soruma. Madem böyle güzel bir şey, niye hepimiz onu bunu shortlamıyoruz? Niye yatırım deyince aklımıza o gelmiyor da long pozisyon geliyor?
Cevabı basit. Short yatırımlarda kaybedeceğin miktarın teoride bir sınırı yok. Çok riskler. Önceki örnekten devam ederek bunu anlatayım.
Eğer GameStop hisselerinin yükseleceğine inanıp 2000 dolarlık yatırım yaptıysan, geleneksel yatırım, kaybedeceğin maksimum miktar da o kadar. Nedir? Hisse değeri sıfıra iner. Sen de Keriz gibi hiç limit koymamışsındır.
Yani aman 1500'e düşerse kes kurtul bu kangrenden filan dememişsindir. Otomatik emirler koymamışsındır. Tüm hisseler elinde patlamıştır. E ne oldu zararın?
2000 dolar. Ama diyelim tersine gittin ve 2000 dolarlık short yaptın. Çünkü o hisselerin düşeceğine inandın. Tamam.
Mekanizma şöyle işliyor. Ödünç aldığın hisseleri 20 dolardan sattıktan sonra o hisse düşeceğine artmaya başladı diyelim. 40 dolara gelirse ne olur? Ödünç aldığın 100 hisseyi bu sefer piyasadan 4000 dolar karşılığında toplayacaksın.
Bu olasılığı yediremedin kendine. Dedin ki bir umutla belki 20'ye geri düşer. Bekledin. Bu sefer 40'tan 80 dolara çıktı.
Ya bari 60'a düşsün öyle kafaya in pozisyonumu dedin. 100'e çıktı. E artık bir noktada ödünç aldığın hisseleri geri verme zamanı geldi çattı. Mecburen toplayacaksın piyasadan.
100 dolardan topluyorsun yani 10 bin dolar. Toplam 8 bin dolar zarardasın. Hatta bir de kira komisyonu. Bir hissenin değeri sıfırın altına düşemez.
Ama sonsuza kadar artabilir. O yüzden de short pozisyonun zararı sınırsız. Ben de bu nedenle biraz şort işine hiç bulaşmıyorum. Bulaşacaksam da çok az hisseyle, eğlencesine, öğrenmek için yapıyorum.
Görece stabil olan işlem hacmi büyük hisseleri seçiyorum. Bilmediğim şeyle uğraşmam. Size de tavsiye ederim, kafanız rahatlar. Ama bu işi becerebilen profesyoneller var.
Bunlardan bazıları özel yatırım şirketleri kurup milletin parasını yönetmeye ve komisyon almaya bakıyorlar. Özellikle de riskli yatırımlar yaparak. Şimdi eğer bir emeklilik fonu yönetiyorsanız, bir sendika yönetiyorsanız, sendika fonu, elinizdeki parayı değerlendirmek için düşük riskli yatırım araçları seçersiniz. Yüz binlerce insanın kadarıyla oynanmaz sonuçta.
O işin sonu mızrakların ucunda taşınan kellelere ve devrimlere kadar gider. Ama diyelim ki 500 milyon dolar paranız var, kişisel servetiniz. Bunun dört yüzünü gidersiniz, short işlemler gibi, kaldırıyaçlı işlemler gibi... ...hem kompleks hem de liquid,
yani hemen paraya döndürülebilen işlemlere yatırabilirsiniz. İşte bu tip yatırımlar konusunda özelleşmiş kurumlar var. Bunlara hedge fund deniyor. Hedge fund'ın ana amacı, daha doğrusu geleneksel amacı ve isim kaynağı diyelim... ...riskli bazı yatırımların riskini azaltmak için ters yöne de yatırım yapmaktı.
Yani hedge ediyorsun ona göre. Örneğin teknoloji sektörüne yatırım yapmışsan genel bir piyasa patlamasına karşı piyasayı şortluyorsun. Düşeceğine dair bahse giriyorsun. Bu bir hedgedir.
Senin olası kazancından biraz yemiş olur. Ama riskinde limitler. E tabi bugün böyle bir şart aranmıyor. Yani belki hiçbir zaman öyle değildi zaten.
Dolayısıyla herhangi bir hedge fund yatırmanın illa da bir sigortası olmasına gerek yok. Çok yüksek riski de olabilir. Risksiz de olabilir. Hiçbir şart yok.
Şimdi bu temelleri oluşturduk. Bunlar da bizi nihayet GameStop olayına getiriyor. Kimdir nedir bu GameStop? Çok önemli değil aslında.
Çünkü herhangi başka bir şirket de olabilirdi. Çok özel bir yanı yok. Ama yine de biraz arka plan verelim. Bu şirket AVM'lerde yaklaşık 5000 dükkanı olan ve bilgisayar oyunu satan bir şirket.
Zamanında film kiralayan ve film satan Blockbuster'lar vardı belki hatırlarsınız. Onu andırıyor biraz. Blockbuster zirvedeyken tam 6000 tane dükkanları ve 6 milyar dolarlık ciroları vardı. Ben de hatta bunlara gidip CD veya DVD kiralardım birkaç günlüğüne.
Zamanında getirmezsen ceza ödüyordun. Zaten sonra Netflix çıktı ama o zamanlar streaming falan yok. Postayla sana DVD gönderiyorlardı ve aylık üyelik ücreti karşılığında aynı anda işte bir tane, iki tane, üç tane DVD sende olabiliyordu planına göre. İzledikçe sen o DVD'leri geri postalıyorsun ve listendeki bir sonraki DVD'yi sana gönderiyorlardı.
Ya internet vardı ama internetten sen listeni kontrol ediyordun. Yoksa streaming falan hak getire. Ama bu bile bir nimetti. Çünkü bu sayede hem dükkana gitmen gerekmiyor, hem de ceza ödemiyorsun.
Yani DVD'yi geri postalamazsan sadece yeni DVD gelmiyor. O kadar. Tabii Netflix o zamanlar şimdiki gibi böyle dev 20 milyar dolar ciro yapan bir şirket değildi. Yani genelde anlatıldığı gibi koca blockbuster'ı bunlar batırmadılar.
Ama batmasına sonradan atfedilmiş bir sembol isim oldular. Aynı ilişki dünyanın en büyük fiziki oyun satıcısı olan GameStop ile Steam ve benzeri platformlar arasında da yaşanıyor. Ve bu yıllardır yaşanıyor aslında uzun vade bir trend. Bunun üstüne pandemi yüzünden de AVM'lerin durması ekstra bir darbe oldu.
İşte bunu öngören bazı hedgefundlar GameStop hisselerini shortlamaya başlıyorlar. Diyorlar ki bunlar düşecek. Ama senin benim shortlamam ile milyar dolarlık hedgefundların shortlaması arasında ufak bir fark var. Bizi kimse sallamıyor.
Ama hedgefund shortlayınca ulan bunların bir bildikleri vardır. Bu hisse batacak galiba diyen herkes elindekileri de satışa çıkarıyor ve hissenin fiyatı hakikaten iyice düşüyor. Yani hedge fundlar ağırlıkları ve tabi ki medyadaki etkileri sayesinde... ...sadece bir tahmin yürütmekte kalmıyorlar.
Tahminlerini yayarak o tahmini gerçeğe dönüştürüyorlar. İşin ahlaksız tarafı da zaten burada ortaya çıkıyor. Bunlar doymuyor ve o hisseler 3 dolara düşene kadar shortlamaya devam ediyorlar. Ya bu artık ne demek?
Şu demek yani senin şirket biraz fazla değerli sanırımdan ziyade... ...senin şirketini batıracağım ve bu sayede para kazanacağım demek. İşte bu sıralarda Reddit'teki forumlardan birinde... ...bir eleman diyor ki,
ya bu GameStop aslında o kadar da kötü değil. Bakın finansal temellerine. Bence hisse şu an çok ucuz. Ben 50 bin dolarlık girdim.
Haydi hayırlısı. Millet de bununla dalga geçiyor. Herkes şortlamaya devam ediyor. Adam da hakikaten para kaybediyor.
Bunun da ekran görüntülerini paylaşıyor ama satmıyor. Direniyor. Sonraki aylar içinde şirket yönetiminde bir takım değişiklikler olmuş. İşte yeni online stratejiler açıklanmış.
Neyse artık çok önemli değil detayları. Millet teker teker, ya evet bu hissenin bu kadar ucuz olmaması lazım diyerek yatırıma başlıyor, yani long pozisyon alıyorlar. Hisse yılbaşında 20 dolar bandına çıkıyor. Buraya kadar hala her şey az çok normal.
Asıl filmin koptuğu yer, fonların aç gözlükle şortlarına devam etmeleri. Reddit'tekiler bir süre sonra fark ediyorlar ki, hisse %100'ün üstünde shortlanmış vaziyette. Normalde bir şirketin tüm hisseleri piyasada alınıp satılabilir değildir. Mesela bazısı şirket çalışanlarınındır ve anlaşma gereği 2-3 sene boyunca satmaları yasaktır, piyasada yoktur o.
Normal alınıp satılabilen hisseler ise ayrıdır ve onların toplamına float deniyor. Diyelim ki float 100 hisse olsun. Bunun 30'u da işte seninle benim aramda dağılmış olsun, 70'i ise bir market maker'da. Şimdi bir yatırım kurumu geliyor, bir hedge fund.
Diyor ki ben 70 tane hisse shortlayacağım. Market maker eyvallah diyor, buna elindeki 70 hisseyi kira alıyor. Fonda gidip tabii ki hisseyi piyasaya çat diye satıyor. Kim alıyor bunları?
İşte 20'sini yine sen ben aldık, 50'sini başka market maker'lar alıyor, broker'lar alıyor, neyse. İlk hedge fund'ın yaptığını gören diğer bir fonda diyor ki, ulan bunlar elit. Bir bildikleri var. Bir bildikleri olmasa bile herkes bunları takip edecek zaten.
Ve sırf ağırlıklarıyla hisse düşecek. O yüzden ben de erkenden gireyim bu Furia'ya diyor. Ve gidip onlar da 50 hisse şortluyorlar. Yani burada bir kere klasik bir oyun teorisi kavramı var.
Rakip fonların stratejisini tahmin edip kendi stratejini ayarlıyorsun. Temel, finansal verilerden ziyade. Neyse, velhasıl. Bunlar gittiler.
50 hisse de biz shortlayalım dediler. Ve o ikinci market maker bunlara bunu ödünç verdi. O 50 ise piyasaya satıldı tekrar. Yani orijinal float 100 hisselikti.
Şu andaki toplam short pozisyonu ise 50 artı 70, 120. Bu pozisyonlar bir gün kapanmak zorundalar. Fiyat yeterince düştüğünde ilk hedge fund geliyor, ben pozisyonumu kapayacağım diyor. 70 hisseyi piyasadan topluyor, market maker ile hesabını kapıyor.
Bu noktada yeni insanlar da ya bu şirketin değeri ucuzlamış diyerek belki o 70 hisseyi market maker'den satın alabilirler. Piyasada yine 100 hisse dolanıyor sonuçta ne olursa olsun. Ama artık toplam short pozisyonu 50'ye düştü. Hatta o ikinci hedge fund da gelir, hesabını kapayabilir ve short sıfıra iner.
Yani %100'ün üstüne çıkması imkansız değil. Ama nadiren oluyor. Fakat bu iş olmadan, yani bu sıfıra falan düşmeden Reddit'teki bir grup diyor ki, Allah bu hedge fundların belasını versin. Özellikle de bu en elitlerinden olan Melvin'in, Melvin Capital.
Gün devrim gündür arkadaşlar. Hep beraber piyasaya girelim, bütün hisseleri toplayalım ve satmayalım. E ne oldu o zaman? Şimdi 100 hissede, piyatadaki 100 hissede diyelim, basitleştirelim Redditçilerde.
Örneğimizdeki 2 Hedge Fund'ın toplam 120 hisselik ihtiyacı var kısa vadede. Ve Redditçiler safları sıkı tutarak bunlara satmıyorlar. Brokerlarına diyorlar ki, ben bu hisseyi dün 20 dolardan aldım ya, ama bugün öyle 22-23 dolara filan satmaya gönüllü değilim, anca 100 dolar verilerse satarım. Herkes böyle yüksek fiyat çekince hedge fundlar pozisyonlarını kapayamaz oluyorlar.
E vade günü geldiğinde illa ki bu ödünç aldıkları hisseleri iade etmeleri gerekecek. Piyasa ne fiyat biçmişse o gün elleri mahkum alacaklar ve batacaklar. Plan bu. Ve bakın bu plan yüzünden fiyat bir ara tam 470 dolara kadar çıktı.
5 gün öncesinde 42 dolardı sadece. Bu işleme genel olarak işte bu batırma işlemine short squeeze deniyor. Yani sıkıyorsun, suyunu çıkarıyorsun shortta olanların, onları batırıyorsun. Bu arada bu da gayet normal bir taktik.
Ben mesela kurt bir fon yöneticisi isem, rakip bir fonun böyle büyük bir short pozisyonda olduğunu öğrenirsem, onları o pozisyonda yakalarsam, o hisseyi para basıp fiyatını yükseltmeyi, rakibimi batırmayı, sonra da yükselmiş fiyattan diğer yatırımcılara, özellikle de böyle tekil yatırımcılara kakalayıp çıkmayı deneyebilirim. Elbette ki her hisseyi sattıkça fiyat da düşüyor. O yüzden elimdeki her şeyi o yüksek fiyattan geri satamam. Belki zarara dahi girerim.
Ama rakibim kadar değil. Onlar batmış olurlar. Bu olaydaki fark, GameStop hisselerinin gerçekten rekor seviyede şortlanmış olmalarıydı, %140'a varan oranlarda. Bu yüzden fonlar bir saldırıya karşı çok savunmasız kaldılar, bu yatırımlarını zaten doğru düzgün hedjlememişler ve saldırı da bir rakip kurumdan veya bir rakip balinadan ziyade organize bir çapulcu sürüsü tarafından yapılmış.
Tırnak içinde çapulcu diyorum aslında. Çünkü bir kısım medya onları böyle resmetmek istiyordu. Ama bunlar aslında baya sofistike, tekili yatırımcılar. Daha doğrusu işi bilen ve para kazanmak isteyen de var aralarında, o sürünün içinde çok sofistike olanlar.
Böyle YOLO diye bağıran, You Only Live Once yani bir kere hayata geldik diye eğlencesine bu işe giren de var. Veya çok ideolojik bakan işte car olsun hedgefondları diye para kaybedeceğini bile bile bu işe giren, aşırı pahalanmış bir hisseye yatırım yapan duygusal yatırımcı da var. Hepsi bir arada. Teker teker ne kadar bilgili oldukları, ne kadar zeki oldukları aslında çok da önemli değil.
Saflar sıkı olduğu sürece bu taktikleri işe yarar. Ya mesela 30 dolar derken girmişsin. Ya %100 kardayım, çıkayım artık diye 60 dolardan satmazsan ve fonlara pozisyon kapama imkanı sağlamazsan, şortlayan dışındaki herkes daha da kar edecek. Teoride durum bu.
Ama işte saflar sıkı kalmıyor. Çünkü bu da yine klasik bir oyun teorisi durumu. İşbirliği yaparsak daha çok kazanırız, evet. Ama hisse değerlendikçe işbirliğine devam etme olasılığı azalır.
Eninde sonunda birileri mutlaka ihanet edecek davaya. Kendi ettiği kârı, kağıt üstündeki kârı realize etmek isteyecekler. Ve satışa geçince de hissenin değerini düşürmüş olacaklar. Yani senin kağıt üstündeki kârını azaltmış olacaklar.
Öyleyse asıl soru ihanet olacak mı değil. İhanet eden önce siz mi olacaksınız, başkası mı? Asıl soru bu. Ve tabii burada durumu daha da ironik yapan bir öğe var.
Yani bu sonuçta bir short squeeze. Ama ihanet sadece elinde biriktirdiğin hisseyi satarak olmuyor. Belki daha da ileri gidip sen de shortlamaya başlıyorsun o hisseyi. Sonuçta böyle bir şirketin hissesinin 470 dolar etmeyeceği ve sonunda düşeceği belli.
Hisse 20 dolardayken... Büyük fonların bunu shortlamaları ellerinde patlamış olabilir. Ama hisse 470 dolardayken short etmemek de enayilik. O yüzden o tarafa geçiş başlıyor.
Tabii o noktada zaten sana short kontratı satmayan da kalmamış olabilir. Yani 470 çok büyük bir rakam. Zira kimse aptal değil. Hisse fiyatı o kadar yüksekken elindeki hisseleri satıp eritmek yerine başkasına işte 10 günlüğüne 20 günlüğüne ödünç vermek istemez insanlar.
Zira o hisseleri geri aldıklarında değerleri yarıya inmiş olabilir. O yüzden fiyata bağlı olarak short kontratları da değişebiliyor. Yani satar sana ama çok yüksek fiyat çekerek satar. Kira bedeli yüksek olur.
Belasıl yeni yeni yatırımcılar olayı duyup geldikçe veya saflardan fire verildikçe bu arada bir vurgunda ben yapayım hissi kuvvetleniyor. Zaten o yüzden de şu anda fiyat 200'lerde, 180'lerde hatta, 470'lerden epey düştü. Şimdi bu Davut Golyat'a karşı muhabbeti, işte safları sıkılaştıralım, arkayı dörtleyelim muhabbeti yeterince ilginç zaten. Ama sadece Redditçilerin organizasyonuyla 5 gün içerisinde fiyat 40 dolardan 400'e çıkacak değil.
Bu kadar zenginler mi? Bir düşünün bu fiyattan 10 tane hisse alsan binlerce dolar ediyor. Herkes bu kadar zengin değil. Başlarda size demiştim iki kavram bilmeniz gerekir diye.
İlki şorttu. Şimdi ikincisi devreye giriyor, opsiyonlar. Bu opsiyonlar sayesinde ortada büyük bir geri bildirim döngüsü oluşacak. Asıl fiyatı artıran da bu olacak zaten.
Bunu da gelecek bölümde konuşacağız. Biraz uzadığı için ikiye böldüm çünkü ama merak etmeyin ikinci kısmı hazır. Çok yakın zamanda görüşeceğiz. Her zamanki gibi kaynakları ve zaman kodlarını açıklamalarda bulabilirsiniz.
Bu bölümde emeği geçmese de cüzdanı geçen isimlere teşekkür etmek istiyorum. En son Mart ayında katılmış patronlarımız Fularsız Fatih patronlarımız kimler? Hilmi Murat Yıldırım, Nazlı Gülenç ve Eyüp Yavuz. Ve olan şüphelileri bu sefer eskiden yeniye doğru sayarsam Utku Özdemir, Kemal Akkoyun, Ali Özbek, Refik Şekercoğlu, Şaban ve Feza, Can Emrah Yaldız, Seküre, Mehmet Ünsal, Mehmet Han, Enes Çankırı, Aydın Kahraman, Çağrı Öz Ertem, Daniel Arslan, Özgür Elbir, Atilla, Işıl Arıcan, Ulysses, Hüseyin Çalgın, Can Karakuş, Nilüfer Gök, Tunç Mart, Berk, Erdem Gelal, Erman Korkut, Deniz Silahçılar, Ali Can Albayrak, Emrah Öz, Başar Kızıldere, Dumanay Hukuk, Kıvanç Mıçek, Doğan Can Bağan, Yannis, Kutlay Dede, Banu Yelkovan, Barış Özcanlı, İlgün Elibol, Umutçıkla, Çağrı Köse, Savaş Günata, Salih Ünal, Merve Yurdagül, Alp Şimşek, Onur Baysan, Furkan Karakaya, Beybiliku, Eymen Üçışık, Canberk Ovayurt,
Aziz Arif Şanver, Görkem Uyar, Zafer Ünlüer, A.C. Dağlıoğlu, Ela Dezizli, Tanzer Bilgen, Emel Cet, Sezer Sunar, İlyas Boydak, Batuhan Avcı, Emine Tekerek, Barbaros Sulakoğlu, Ethem Bozkurt, Vedat Kürşün, Adem Çengel, Rıdvan Duran, Ege Edi Siva, İnanç Onur, Fatih Kodaman, Egemen Ekinci, Çağlar Pir, Fatih Karaca, Zafer Faydalı, Bülent Boyacı, Osman Necipoğlu, Mehmet Kanatlı, Serdar Cevher, Eray Ersöz, Mert Sakal, Cem Karakuş, Çiğdem Ziyeper, Uğur Gökdolga, Selçuk Ölçüm, Musa Ekiz ve Boran Güney.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.