
2.510 kelime · ~13 dk okuma
Selam flarsızlar. Bugün nadir yaptığımız bir şey yapıyorum. Bir bonus bölümü koyuyorum. Yaklaşık bir buçuk ay önce Patreon'dakiler için hazırladığım bir bölümdü bu.
Çok gizli bir rapordan halka açık mı bilmiyorum. O yüzden ismini söylemiyorum ama o rapora dayanarak ABD seçimleri hakkında kısa bir analiz yapmıştık. Normalde bunu koymayacaktım. Güncel politika hakkında fazla konuşmuyoruz biliyorsunuz.
Üstelik iki bölüm arka arkaya da ABD hakkında konuşmak istemedim. Ama bu bir önceki bölümümüze ek olarak onun bir arka planı olarak okunabilir. Çünkü fark ettim ki aslında güncel politika konuşmuyorum diye birçok insana gereken bilgileri de vermemiş oluyorum. Dolayısıyla bunu o bölüme bir hazırlık, bir ek olarak düşünüyorum. düşünebilirsiniz.
İlgilenmiyorsanız da basar geçersiniz. Bahsedeceğimiz konular kısaca katılım oranları, harcanan paralar, demografi, yerel seçimlerdeki katakulliler, bu seçmen bölgelerinin değiştirilmesi, aynı anda dört büyük kriz varken bir seçim yapılması vatandaşını ilgilendiriyordu, Trump'a oy verenliğe veriyordu. Bilim ve Teknoloji Endeksi hakkında konuşacağız eyalet bazında ve medyanın kutuplaşması hakkında. Bir buçuk aylık olduğu için bazı rakamlar eksik olabilir.
Artı bölüm geçişleri de biraz kopuk olabilir. Çünkü araları tıraşladım alakasız şeyler olmasın diye. İlgilenenlere yardımcı olur umarım. İlgilenmeyenlere de şunu diyeyim.
Bu normal bölümü yerine gelmiyor. Normal bir bölümümüz de olacak bu hafta. O yüzden zaten bonus diyorum. Umarım işinize yarar.
Sadece 20 sene önce, 2000 yılında ABD'de halkın yarısı başkan kim olursa olsun önemli değil diyordu. Yani bu Bush'un geldiği zaman. Ondan sonraki seçimlerde bu oran arttı. Yüzde 67, 63, 63 öyle gitti.
Bu seçimlerde iyice fırladı ve yüzde 83'e çıktı. Benim oyum önemlidir diyen ve kimin başkan olduğu önemlidir diyen. Bu yüzden de zaten çılgın gibi bir katılım oldu. Ama tabii ABD standartlarına göre çılgın.
%66.5 yani 3 kişiden ikisi. Bu 1900 yılından beri en büyük katılım oranı. Genelde çünkü düşük oluyor.
Mesela o 2000 yılında %54'tü. Bunda kimin etkisi vardır? Yani haberlerin giderek kutuplaştırıcı olmasının bir etkisi vardır tabii ki. Ama Trump'ın da özel olarak kişisel etkisi var.
Yani insanlar diğer başkanları oranına ondan çok daha fazla nefret ediyorlar. Seveni de çok daha fazla seviyor. O yüzden böyle bir ayrım var. Buna paralel olarak da harcanan parada inanılmaz bir artış var.
2000'e bile geri gitmeye gerek yok. 2008 yılında toplam 5 milyar dolar harcanmış seçim döneminde. Bunun yarısı başkanlık seçimi için gidiyor. Diğer yarısı da meclis seçimleri için gidiyor.
Yerel seçim rakamları bunlara dahil değil ama onlar zaten görece ufak kalıyordur. Bu 2012'de 6.3 milyara, 2016'da 6.5 milyara.
Hemen hemen aynı. Bu sene 14 milyar dolar neredeyse. Yani sıçrayışa bakın. Genelde bu harcanan paranın yarısı demokratlarca, yarısı cumhuriyetçilerce harcanıyor.
Bu sefer üçte ikisi demokratlarca harcanmış. İkiye katlamışlar yani cumhuriyetçileri. Ama aslında düşünürsen 13.9 milyar dolar bu ülkenin gayri safi milli hastası kabaca 20 trilyon dolar diyelim atalım.
4 senede 1 oluyor. Yani 80 trilyon dolarlık bir gayri safi milli hastayı yönetmek demeyelim öyle tek merkezden yönetilmiyor ama yön vermek için bu koca gemiye az da olsa yön vermek için harcanan toplam para binde biri bile değil yani. Ama artış muazzam. Peki bunları harcadılar, bu kadar kutuplaşma oldu, bu kadar katılım oldu.
Sonuçlar ne oldu? Sonuçlar da ilginç bir şey oldu. Bir önceki seçimde Clinton 3 milyon oy fark atmıştı. 3 milyondan fazla oy ve Trump kazanmıştı.
Bu dönemde toplam oy farkı 6 milyona çıktı. İkiye katlandı ama yakın eyaletler hala her zamanki kadar birbirine yakınlar. Toplam 7 tane eyaletin oyu %3'lük bir marjin içinde. Önceki seçimlerde de böyleydi.
Genelde bu seçim analizleri böyle tabii toplam oy üzerinden yapılmıyor pek. Hep gruplara bölüyorlar halkı. En büyük gruplardan biri mesela yaşlılar. 65 yaş üzeri.
Oy verenlerin %27'sini oluşturuyorlar. Yani normalde nüfusun %27'si değiller ama oy vermeye daha meraklılar gençlere göre. Mesela bunlara bakıyorsun. Ondan sonra diyorsun ki peki beyazlar ne yapmış?
O beyazları da ayırıyorsun ama. Beyaz erkeklerle beyaz kadınlar arasında bayağı fark var. Onları da ayırıyorsun hatta. Diyorsun ki üniversite eğitimi olmayan beyaz erkekler ne yapmış?
Mesela bunlar geçen seçimde Trump'a %50 farklı oy vermişler. %50 fark çılgın bir rakam. Yani %25'e 75. Bu sefer %30 farklı vermişler.
Ama üniversite eğitimi olan ve daha fazla eğitimi olan beyaz erkeklere bakıyorsun, onlar yarı yarıya bölünüyorlar. Yani üniversite eğitimi çok belirleyici güç. Cinsiyet de belirleyici bir faktör. Üniversite mezunu beyaz kadınlar, üniversite mezunu beyaz erkeklere göre %20, %25 daha fazla demokratlara kayıyorlar.
Bir de tabii azınlıklar var. İşte Latin erkekler, Latin kadınlar neyse. Ama o Latinlerin hepsi de aynı şekilde oy vermiyor. O genel olarak Kübalılar var mesela Florida'da.
Onların oy verme şekliyle Meksikalılarınki epey farklı. Yani arada 10-20 puan fark var neredeyse. Bu iş bir bilim yani böyle böldükçe değiştikçe işte çeşitli grupları ayırıyorsun ediyorsun ondan sonra ne kadar fark ettiğini anlıyorsun yani normalde bir şemsiye altında göreceğin grupları beyazlar diye işte veya yaşlılar diye veya üniversite mezunları diye veya latinler diye bunların alt grubuna indikçe baya bir kutuptan diğerine salındığını görüyorsun sonucun. Ama asıl önemlisi ki bu da ABD seçim sisteminin tıkanıklığına işaret ediyor.
Eyalet meclislerindeki değişim çok azalıyor. Yani düşünün 6 milyon oy fark atmış Biden ve Demokratlar rekor katılım olduğu bir sene. ama eyalet meclislerinde toplam o dönemde değişen çoğunluk sayısı 4. 1946'dan beri en az rakam bu.
Yani ülke çapında ne olursa olsun, ne kadar da büyük bir çoğunluk edinilirse edinsin, eyalet bazında sistem öyle bir şekilde kurulmuş ki seçim bölgeleri Onlar pek değişmiyor. Onlar değişmeyince de eyalet meclisindeki çoğunluklar pek değişmiyor ve bunlar da genel olarak cumhuriyetçilere yarıyor. Çünkü demokratlar şehirlerde kümelenmişler. Seçim bölgelerindeki oynamayla onların oyunun değerini düşürmek, kırsal kesimdeki muhafazakarların da oyunun değerini yükseltmek yani her bir oy daha fazla temsilci seçebiliyor orada.
Böyle bir tasarım yapmak mümkün. Zaten yeniden seçim bölgesi çizilecek bütün bölgelerde de cumhuriyetçiler kazandı seçimi. Yani onların kontrolünde olacak bu süreç. Dolayısıyla değişmeyecek, bu devam edecek.
Tabii bu seçimin ilginç bir yanı şu, her seçim döneminde genelde bir büyük kriz oluyor ama bu seçim döneminde dört tane büyük kriz var. Ya da ''disruptor'' diyorlar. Yani hem pandemik var, o zaten büyük bir olay. Birçok toplu gösteri var, Black Lives Matter gibi.
Ama Black Lives Matter'dan önce bir kadın yürüyüşü de vardı, Women's March. O ana kadarki en büyük organize yürüyüştü. Birçok şehirde yaptılar, milyonlarca insan katıldı, hatta uluslararası oldu. Bir başka önemli olay da anayasa mahkemesi üstündeki savaştı.
Bu da sonuçta ABD politikasının üçüncü büyük ayağı, yani başkanlık. Meclis, Anayasa Mahkemesi. Eşit güçte bunlar. Orada 9 yargıç var.
Trump zaten hali hazırda 2 tane atama yapmıştı. Bir tanesini yapmaması gerekiyordu aslında. Onu Obama'dan çaldılar senato oyunlarıyla. Aynı olay Trump'ın başkanlığının sonunda oldu.
Yani yargıçlardan biri öldü. Fakat Trump bunun atamasını yaptı. Senatoda cumhuriyetçiler de olduğu için buna karşı çıkmadılar. Ama bu büyük olay oldu.
Yani siz dört sene önce bizim atamayı engellediniz dediler, Obama son senesindedir diye. Şimdi Trump çok daha yakınken seçime onun atamasını onaylıyorsunuz ve üçüncü yargıcı atıyor. Böyle yaparsanız biz seçimi kazandığımızda anayasa mahkemesini genişletiriz. 9'dan 12'ye genişletiriz, 3 atama da biz yaparız.
Hadi bakalım. Bunca olay arasında millet neye peki önem veriyor? Şu ilgimi çekti. Ülkenin önündeki en büyük sorun nedir sorusu var ve sizin oyunuza ne karar veriyor sorusu var.
Bunların cevapları birazcık farklı. Mesela ülke için en büyük sorun koronavirüs diyor. %41'i insanların, çoğu demokrat tabii ki, %28'i ekonomi ve iş. Onların da çoğu muhafazakar.
Sonra sağlık sistemi %9, ırkçılık %7, iklim değişikliği %4, kürtaj %3, göçmenlik %3. Yani aslında uğruna yaygara kopan birçok sorun %10'dan az insan tarafından en önemli sorun olarak görünüyor. %5'ten az hatta. Yani iklim değişikliğinin kürtajla aynı önemde olması gerçekten ilginç.
Oyunuza ne karar verecek dendiği zaman ama çoğunluk %35 ekonomi diyor, %20 ırkçılık diyor. Yani ülkenin önündeki en büyük sorunun ırkçılık olduğunu düşünmeyen birçok insan da ben oyumu ırkçılık yüzünden o şekilde kullanacağım diyor. %17'si de koronavirüs. %41'i ülkenin en büyük sorunu diyordu, benim oyum için en önemlisi koronavirüs diyen %17.
Herhalükârda bu koronavirüs hakikaten çok büyük bir faktör oldu. Bunun için de komik bir bilgi paylaşmışlar. Sadece Fox News'dan haber alan, haber kaynağı o olan insanlar, muhafazakâr bir kanal ya, bunların %90'ı ABD yapabileceğini yaptı, en iyisini yaptı. Pandemik bundan dahi kontrol edilemezdi, demiş %90'ı.
%9'u sadece daha iyisini yapabilirdik, demiş ülke olarak. Fox News bu arada en popüler haber kanalı. Ondan sonra gelen diğer 3 popüler haber kanalına bakıyorsun. MSNBC, CNN, NPR.
Eğer ana haber kaynağınız veya tek haber kaynağınız buysa, sadece %3'ü yapabileceğimizin en iyisini yaptık diyor. %90 bir taraf, %3 bir taraf. Bu çılgınlık. Yani paralel dünyalarda yaşıyoruz diyoruz ya, hep işte yankı odaları şudur budur.
somut örneği karşında yani yüzde elli elli olacak hali yok. Herkes farklı olur tamam ama o ülkeyi meşgul eden en büyük sorun için bir de böyle hani teknik bir konu olur, kıytırık bir konu olur pek kimsenin zaten umurunda olmaz. Hayır her gün haberlerde herkes bunu konuşuyor, herkes bunu yaşıyor ve bir grubun düşüncesi yüzde doksanı diğer gruptan tamamen farklı, tamamen zaten. İkinci önemli faktör olan ekonomi tabii ABD'de Türkiye'deki gibi değil.
Yani işsizlik çok daha düşük, gelir seviyeleri yüksek falan ama insanlar bu tip konulardaki kararlarını relatif olarak veriyorlar. Yani zaten kendini Türkiye ile kıyaslamıyor. Diyor ki ben 4 sene öncesine göre daha mı iyiyim? Bunu da zaten çok somut bir şekilde yapmıyor insanlar.
Önemli olan algı. 2020'de soruyorlar %56'sı seçmenin 4 sene öncesine göre daha iyi durumdayım diyor ekonomik olarak. Diğer önceki seçim dönemlerinden daha iyi bu. Yani mesela 2012'de soruyorlar %45'i sadece demiş.
Yani bu dönemde %56'nın 4 sene öncesine göre memnun olması aslında Trump için çok büyük avantajdı. Normalde kaybetmemesi lazımdı. Ama hem kendi kişilerinin garipliği yüzünden hem de koronavirüs yönetimi algısı yüzünden bu ekonomik avantajı silindi. Peki Trump'a verenler niye oy veriyor?
Yani tamam Biden 80 milyonla rekor kırdı da Trump da 73 milyona oy aldı. O 73 milyondan da fazla. O da bir rekor. Bu kadar insan niye oy veriyor?
Dört tane faktörden bahsetmişler. Yani bunlar deminki soruların cevaplarının aslında altında yatan nedenler gibi düşünülmeli. Bir tanesi küreselleşmenin zararlarının daha fazla olduğunu düşünmeleri. 2 milyondan fazla üretim işini Çin'e ve başka ülkelere kaybettiler son yıllarda.
Bunun etkisi kıyı kesimlerinde, demokratların yoğun olduğu kıyı kesimlerinde pek hissedilmiyor ama ülkenin ortasında epey hissediliyor. Genel olarak da zaten bu yeni ekonominin kendilerini beklemeyeceğini düşünüyor insanlar. Yani bu tabii ki genel bir endişe. Sadece muhafazakar, liberal, progresif endişesi diye ayrılamaz.
Ama yüzdelere vurduğun zaman kaybedilen işler karşılığında, kısmen de olsa yaratılan işler var. Bunların çoğu kıyı kesimlerinde oluyor. Üniversite mezunları için oluyor belki. Şehirlerde oluyor.
O yüzden endişeler biraz orantısız. Başka bir faktör de bu siyaseten doğruculuğun siyasi doğruculuk veya çığırından çıkmış olması olarak düşünülüyor. Ve de son yıllarda demokratlar eskiden böyle öcü gibi kaçtıkları sosyalizm etiketine kısmen de olsa sahipleniyorlar yani. Bernie Sanders kaç seferdir ön seçimlere giriyor, onun ardından gelen genç bir kanat var kendilerine demokratik sosyalist diyen.
Bunlar da bir kısım seçmeni korkutuyorlar. Yaşlıları çok korkutuyorlar özellikle. Bir de tabii ki birçok insanı korkutan başka potansiyel politikalarla beraber geliyor bu paket. Mesela bu yine Black Lives Matter yürüyüşlerinin ardından polislerin parasını keselim, daha az para verelim.
Hatta bazıları bazı yerlerde tamamen polisi bitirelim gibi şeyler söylediler. Bunlar işte hep birbirine karışıyor. Böyle tek tek kutucuklara koyamıyorsun. Ama efendim, göçmenler sınırda cirit atıyorlar.
Yok efendim şehirlerde isyanlar oluyor, polis ortada yok. Zaten bir sürü uyuşturucu da legal oldu. Tam bir çorba oluyor. Bu bahsettiğim ekonomik ayrımın aslında en büyük göstergesi, eyaletlerin bilim ve teknoloji konusundaki sıralamaları.
Bu, ülkenin aslında ne kadar ayrıştığının bir özeti gibi adeta. Bilim ve teknoloji endeksindeki en tepedeki 25 eyalete bakıyorsun, 21 tanesi demokratlara oy veriyor. Tepedeki 5 tanesi, Massachusetts, Colorado, California, Maryland, Washington, bunların hepsi demokratlara. en kötü bilim ve teknoloji endeksine sahip 25 eyaletinde 21 tanesi Trump'a oy veriyor ya da cumhuriyetçilere oy veriyor.
Yani bu çok büyük bir ayrım çünkü bu ayrım geleceği de etkileyen bir ayrım. Yani bilim ve teknoloji endeksinde geride olmak demek o eyaletin sonraki 20 senede yeni ekonomiden ne kadar iş payı alabileceğini, nasıl insanlar yetiştireceğini, gayri safi milli hastasının ne kadar artacağını belirtiyor. Bu kutuplaşmanın aslında biraz ilginç bir tarafı var. Sen karşı taraftan iş birliği yaparsan, beraber bir yasa tasarısı geçirirsen mesela, senin tabanın sosyal medyayı da kullanarak seni hain olarak yaftalıyor.
Yani sosyal medya biraz da bu işin püritan tarafına uygun. Taviz eşittir hıyanet. Ama sosyal medya tek medya değil. Ana akım medyanın anlatı şekillendirme kapasitesi var.
kafalarına göre şöyle bir yorum yapabilirler. Yani derler ki iki tarafta taviz verdi, ortaklaşa, memleketin hayrına bir takım icraatlar yaptılar. Ne kadar cesurca bir hareket. Böyle bir anlatı oluştururlarsa ki baştan buna zaten çalışacaklar, halkın algısını sadece sosyal medyadaki anlatı şekillendirmesin, diğer tarafa çekelim istiyorlar.
E bunu da kim istiyor? Demokratlara yakın olanlar istiyor ki o icraatlar sonuçta kime yarayacak? İktidar kimin liderliğinde? Biden'ın yani demokratlara yarayacak.
O yüzden ana akım Fox News dışında belki o tarafa ittirir. Sosyal medya zaten duası itibariyle kutuplaşmaya ittiren bir şey. Yani orada öyle herhangi bir merkezi bir anlatı oluşturma komitesi olmasına gerek yok. Bir de şu etki var.
Tabii cumhuriyetçilerin içinde bu Trump'ın varisi olma yarışı olacak. Yani Trump sonuçta tamamen rezil olarak gitseydi, o zaman herkes kendini ondan uzaklaştırdı ama kendine yeterince büyük bir kült oluşturduğu için onun varisi olmak isteyen insanlar var. Ted Cruz gibi mesela. Tabii bu şöyle de patlayabilir.
Trump 2024'te tekrar aday olabilir. O zamana kadar tabii kim öle kim kala. Belki bu adamı dava edecekler bir sürü şeyden ötürü. Belki kendi kendini affetmeye çalışacak çeşitli manevralarla.
Onlar işin biraz magazin kısmı, bize ne? Ama bu partiler içindeki savaş sadece cumhuriyetçiler için değil, aynı zamanda demokratlar için de geçerli. Yani Biden kazandı ama o partinin içindeki farklılık cumhuriyetçilerden de geniş. Yani kendine sosyalist diyenler de var.
Daha muhafazakar eyaletlerde seçim kazanmak zorunda olan, dolayısıyla da tamamen orta yolu seçmek zorunda olanlar da var. Biden daha orta yolcu tarafta tabii, daha az ideolog tarafta. O tarafın yani establishment denen şeyin zaferi olarak görülebilir, onun başkan olması. Ama bu Bernie Sanders gibi, Elizabeth Warren gibi liderler partiyi sola çekiyorlar yavaş yavaş.
Yani o konular konuşulmaya başlanıyor. Diğer taraf nasıl daha sağa gidiyorsa, bunlar da daha sola gidiyorlar. Bunun sonunda ne olacak bilmiyorum işin açıkçası. Ama ite kaka, topallaya topallaya yürüyen bu demokrasinin öyle şaha kalkacağını falan düşünmüyorum, inanılmaz icraatlar yapabileceğini.
Yani önümüzdeki uzun bir süre boyunca hem bu yereldeki tıkanıklık yüzünden gerrymandering, Sağ olsun hem geneldeki tıkanıklık yüzünden ve partizanlık yüzünden büyük reform hareketlerine girişilebileceğini ben düşünemiyorum. Yani yapılacak tek şey işte daha fazla para basmaları, daha fazla stimulus yapmaları. Bu da bir reform değil. Hala İkinci Dünya Savaşı sonrası liderliklerinin ekmeğini yiyorlar yani.
Ama ben zaten hep kötümserim bu konularda yani beni de pek ciddiye almamak lazım. Bu noktada bitirelim. Kalanında zaten fazla ilginç bir şey yoktu. Değişik bir bölüm olduğu için normal Patreon teşekkürlerimi yapıyorum.
Onun yerine genel bir teşekkür yapayım. Bana e-mail atan herkese, Patreon'dan az da olsa destek olan herkese, bazı insanlar bir seneyi doldurdular, onlardan izin almadığım için onların ismini okuyamıyorum ama kendileri biliyorlar, çok sağ olun. Kitabım Safsatalar Ansiklopedisi hakkında yorum yapan herkese, Twitter'dan mesaj yazan herkese hepsine teşekkür ediyorum. Biliyorum hepinize dönemedim.
Bazılarınız belki haftalar önce bana mesaj attı ama cevap almadım. Hepsine tek tek dönüş yapacağım merak etmeyin. Bazıları çünkü ciddi bir cevap hak ediyor. O yüzden de oturup böyle 10-15 dakika harcamam lazım hepsine.
Üst üste birikince de bayağı zaman ediyor. Umarım anlayışla karşılarsınız ama her yazdığınızı okuyorum. Boşa gitmiyor yani. O zaman normal bölümümüzde kısa bir süre sonra görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.