Podcast

Sosyal Medya ve Seçimler: Cambridge Analytica Revisited

Fularsız Entellik

5 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Selam fularsızlar. Son ABD seçimleri merceğinden, 4 sene önceki Cambridge Analytica - Facebook skandalına tekrar bakış. Kaynak makale linki.

***





Konular:


(01:10) GoDaddy için extra açıklama.

(03:00) 2010: Penn State araştırma - Third-Party Apps on Facebook: Privacy and the Illusion of Control .

(05:50) 2012: Zeynep Tüfekçi'nin makalesi - Beware the Smart Campaign .

(06:20) 2014: Kosinski ve Mechanical Turk .

(10:00) 2015: Yanlış teşvikler.

(12:30) Cambridge Analytica gammazı - video linki .

(14:30) 2016: Trump kampanyası ve kişiye özel seçim propagandası.

(16:00) Psikolojik harp taktikleri .

(17:45) Dark post - video linki .

(19:00) 175000 tane focus grup .

(21:00) CA kendini abartarak reklamını yapması - makale linki


(22:00) 2018: Facebook'un savunması

(23:30) Hayalet profiller

(25:00) Gelecek: "Blackmirrorvari" senaryolar

(26:30) Biz ne yapacağız - link


(28:30) Tartışmadan soğutmak


(30:00) Patreon teşekkürleri .




Patreon: Aylık veya YILLIK (yeni) destek verin. https://www.patreon.com/imTolstoyevski .

Kitap: Safsatalar Ansiklopedisi. https://fularsizentellik.com/safsatalaransiklopedisi .



.

.

.

.




Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.410 kelime · ~22 dk okuma

Selam flarsızlar, ben İmmanuel Tolstoyevski. Flarsız Enterly'e hoş geldiniz. Bugün simülasyon teorisi serisine biraz ara vereceğiz. Gündeme döneceğiz.

Gündem dediğim şey de ABD seçimleri. Ama herkes gibi seçim analizi yapmak istemiyorum. Bana bile gına geldi ki bu seçim. Bilinçli bir karar verip böyle an be an, saniye saniye takip etmeyeyim dedim kafayı yememek için.

Çok da iyi karar vermişim. Detayları başka zaman konuşuruz belki. Kısa bir kayıt yapıp Patreon'a koyarım. Onun yerine ben seçimle sosyal medyanın, internetin kesişimindeki bir noktaya bakmak istiyorum.

Transkriptin tamamını oku

Hatta sizi 4 sene öncesine, en az 4 sene öncesine döndürmek istiyorum. Trump'ın ilk seçim dönemine ve Cambridge Analytica-Facebook skandalı üzerinden o dönemleri hatırlamanızı istiyorum. Eğer bunu ilk defa duyuyorsanız sizin için heyecanlı bir hikaye olacak. Yok daha önceden zaten araştırdıysanız veya benim zamanında Fularsız Enterlik blogunda yazdığım yazıyı okuduysanız kesin unutmuşsunuzdur.

Siz de biraz hafızanızı tazelemiş olursunuz. Seçimler etkilenebilir mi, nasıl oluyor bu işler? Ama ben bunu sadece simülasyon teorisi serisine bir soluk olsun diye yapmadım. İkinci bir sebebi de var.

Çok sık yapmıyorum ama hatırlayacaksınız arada sırada sponsorun temasıyla el ele giden konular işliyorum. GoDaddy'nin teması da internet olduğu için böyle bir şey yapayım dedim. Türkiye'de ne kadar tanınıyorlar bilmiyorum ama ABD'de epey bilindik. Şimdi baktım 20 milyon kadar müşterisi varmış.

Benim onları tanımamın sebebi ise Super Bowl'a verdikleri reklamlar. Yani Amerikan futbolu finaline verdikleri reklamlar. Çünkü her biri ufak çapta skandal yarattı. Aslında skandallık bir durum yok.

Bir kine de kızlar gösteriyorlar. Ama Amerikan toplumu o konularda biraz tutucudur. O zamanlar hatırladığım kadarıyla Domain şirketiydi. Yani alan adı satın alıyordun onlardan.

Şimdi baktım her şeyi yapıyorlar. Çoğumuz için zaten hazır site şablonları var. Onlar yeterli. Onu veriyorlar, hostingi veriyorlar, alan adını veriyorlar, üstüne işte pazarlamasını, şusunu, busunu.

Yani Türkiye'de girmişler bir bakarsınız. Bu arada şunu da söyleyeyim, hazır şeffaf şeffaf anlatıyoruz. Sponsorla bölümün temasının birbiriyle yakından alakalı olduğu bölümlerde bile bana kimse içerik hakkında bir şey söylemiyor. Şu ana kadar hiçbir sponsorum içeriğe karışmadı.

Yapımcım da karışmıyor. Aslında kimse karışmıyor yani belki de dinlemiyorlar ben bilmiyorum. Kimse umursamıyor. Bunun da en büyük sebebi aslında Patreon.

Yani burada boşu boşuna her bölüm patronlara teşekkür etmiyorum ben. Hakikaten bağımsız kalmamızı sağlıyorlar. Biri gelip de sana para veririz ama şunu şunu söyleyeceksin derse normal reklam spotları haricinde. Kusura bakmayın kardeşim ihtiyacım yok diyebiliyorum.

Bu müthiş bir lüks. Hatta eğer podcast'i gerçek zamanlı takip ediyorsanız son bir ay içinde kurumsal bir sponsorumuz olmadığını da hatırlayacaksınız. Ama biz tık demeden gidebildik yine Patreon sayesinde. Evet itiraf saatimizi bitirdiysek o zaman geliyoruz günün konusuna.

Son zamanların en beklenmedik iki siyasi olayı nedir desek herhalde Trump'ın seçilmesi ve Brexit derdik. Bu skandal bunların ikisinden de sorumlu tutuldu. Biraz haksız bir şekilde gerçi, biraz abartıldı. Ama ikisiyle de göbek bağı var.

Şimdi birazcık geriye gidelim. Şöyle bir geriye doğru gidiyorum. 2010 yılına dönelim. Kimsenin hiçbir şeyden haberi yok, her şey aşağı yukarı serbest.

O dönemlerde Facebook'un büyümesinin en önemli sebeplerinden biri, uygulamaları tanıdığı erişimin genişliğiydi. Hani bir klişe vardır ya, ürün bedavaysa asıl ürün sizsiniz diye. Bu modele cuk otururcasına, onca bedava uygulamaya verdiği erişimle Facebook bizi kendi uygulama geliştiricilerine satarak büyüdü. Bunun boyutunu araştırmak için Penn State Üniversitesi 2010 senesinde, 10 sene oluyor bu arada.

2010 deyince ben sanki geçen senemiş gibi düşünüyorum, hala eskide kalmışız. Penn State Üniversitesi bir araştırma yapıyor. Üçüncü parti uygulamaların, yani Facebook'un sahibi olmadığı ama izin verdiği uygulamaların istediği yetkileri araştırıyor. Bizim için çarpıcı olan kısmı şu.

1800 uygulamı arasında tam 148 tanesi arkadaşlarınızın bilgilerini de istiyor. Sadece sizin değil. 66 tane uygulama da kişinin news feedine çıkan her içeriğe erişim istiyor. Ve bu yetki isteklerini reddetseniz bile yetmiyor.

Diyelim uygulamaya fotoğraflarınızı kullanması için bir izin verdiniz. O fotoğraflarda herhalde arkadaşlarınız da vardır. Araştırmacılar bu resimlerden de bazı arkadaş bilgilerini çekmişler. Bakmadan sağa sola evet diye işaret atan arkadaşlarınız sizin birçok bilginizi paylaşabiliyor.

Ve yıllarca bunu engellemenin bir yolu yoktu. Şimdi bu bilgi cepte dursun. İki sene ileri gidelim. Uygulamalara ve hatta herhangi bir izne bile gerek olmadan herkesin ulaşabileceği bir veri vardı.

O da beğeniler. Cambridge Üniversitesi'nde çalışan Kosinski isimli bir araştırmacı insanların beğendiği içeriği analiz ederek onları tanımanın bir yolunu buluyor. Tanımanın derken tabi birazcık abartarak söylüyorum ama sadece 10 beğeniye bakarak sizi ortalama bir iş arkadaşınızdan daha iyi tanıyor. 70 tane beğeninize bakarak sizi arkadaşlarınızdan yani normal arkadaşlarınızdan da daha iyi tanıyor.

150 beğeniye geldiğimiz zaman ana babanızdan bile daha iyi tanıyor. 300 beğeni de artık eşinizden de daha yakın oluyor. Ha bu arada daha iyi tanıyor ne demek? Atıyorum sizin hangi partiye oy verdiğiniz, cinsel yöneliminiz, en sevdiğiniz renk, dans, çiçek, böcek neyse artık bunların hepsinden bahsediyoruz.

Kosinski bu bulguları yayınladığı gün Facebook'tan iki tane telefon alıyor. Biri dava tehdidi, sonuçta Facebook verisini kullanmış bir şekilde. İkincisi de iş teklifi. Bundan bir hafta sonra Facebook beğeni bilgisini halka kapıyor.

Ancak özel izinle uygulamalara verilir hale geliyor. Ve daha bu tarihlerde bile 2012 senesinde benim Twitter'dan da takip ettiğim Zeynep Tüfekçi bu tip bir modellemenin demokrasilere etkisi konusunda insanları uyarıyordu. Onunla ilgili bir makalesini paylaşıyorum açıklamalarda. Zira Obama'nın kendi seçim kampanyası da bu metodlara epey para gömmüş ve günde 66 bin tane simülasyon çalıştırıyormuş bu modeller üzerinden.

Şimdi bunlar hala işin arka planı. 2 sene daha ileri gidiyoruz. 2014'e gelelim. Kosinski araştırmalarına devam ederken Kogan isimli genç bir akademisyen buna yamanıyor.

Derdi Kosinski'nin psikolojik modellemesini almak. Yani beğenilerden biri ortaya model çıkarıyorlar ya bir karakter modeli onu ele geçirmek. Kosinski bu adamı biraz araştırıyor ve sonunda Strategic Communications Laboratories diye bir şirketle anlaşmalı olduğunu öğreniyor. Bu şirket bir sürü Shell Company içeren garip bir şirketler grubu ve birçok ülkedeki seçimlerle alakaları var.

Yakın zamanda yapılacak ABD seçimleri için kuracakları yeni şirketin adı da bildiğiniz Cambridge Analytica. Bizim gariban Kosinski bu işlerden kıllanıyor. Vermiyor modelini bu Cogan denen kişiye fakat Cogan yeterince detay öğrendiğinden olsa gerek benzer bir model geliştiriyor. Bunun karşılığında da Strategic Communications Labs'den 800 bin dolar alıyor.

Şimdi o modeli gerçek bir teste tabi tutma zamanı geldi. Bu noktada devreye Amazon giriyor. Amazon'un Mechanical Turk diye bir platformu var. Mechanik Türk, ne alaka bu isim diyebilirsiniz.

Bu 18. yüzyılda yapılmış sahte bir satranç makinesinin adı aslında, ona atfen. Sözde otomatik çalışan, dışarıdan da bakınca Türk olarak dekore etmişler, nargile içen bir kukla. Altında da bir kutu var, sözde işte satranç aksamı orada.

Ama aslında olan şey o kutunun içinde ufak bir adam var. O adam yönetiyor hamleleri. Hatta eğer yanılmıyorsam kutunun içi karanlık. Dışarıdakinin yaptığı hamleleri artık bir dizi aksamla orada görebiliyor ama bunun için mum ışığı lazım.

Mumun da dumanı dışarı çıksın diye o nargileyi yapmışlar işte yani bütün o Türk kostümü o yüzden. Ve bunu alıp kralların saraylarına falan gidiyor orada oynuyor insanlarla. Bir sürü de insanı kandırıyorlar bu şekilde. Mechanical Turk bu yüzden ünlü oluyor.

Seneler sonra da işte Amazon böyle bir platform kurmuş. Şimdi bu platform ne işe yarıyor? Elinizde yapılacak bir online iş var, oradan işçi kiralıyorsunuz. Yani sanal amele pazarı gibi bir yer.

Kogan da gitmiş, bir anket geliştirmiş ve Facebook uygulaması olarak insanlara yükletmek istemiş. Şimdi milletin bu uygulamayı keşfetmesini beklemek yerine bu Mechanical Turk üzerinden işçi buluyor, anketi yükleyenlere de 1-2 dolar veriyor ödül olarak. Kısa sürede 270.000 kişi yüklüyor.

Ama tabi anket aslında bir Truva atı. Sizden istediği bilgiler buzdağının görünen kısmı, asıl derde herkesin arkadaşlarının bilgilerini de almak. Yani o Penn State araştırmasında gördüğümüz yetkileri istiyor. 2010'dan beri 4 sene geçmiş ve Facebook hala bu olanağı sunuyor, kapatmamışlar.

Uygulamayı yükleyen hemen herkes de zaten bakmadan onay veriyor her şeye. Dolayısıyla herkesin arkadaşlarının bilgilerini çekmiş oluyor. Bu bir güvenlik açığı değil bu arada. İşin korkunç kısmı o.

Yani bilakis Facebook bir API yaratmış, bir arayüz diyelim uygulama geliştiriciler için. Gelin de bunu kullanın diye pazarlamasını yapmış. Ve bakın o API ile arkadaşlarınızın hangi bilgilerini çekebiliyor uygulamalar. Kimlik bilgileri, hobilerin, konuştuğun diller, bulunduğun bölge, siyasi görüşün, Facebook'a koyduğun web siteleri, iş yerin, oynadığın oyunlar, diğer sayfalara olan üyeliklerin, çekinlerin, tarihçen, takvimin, fotoğrafların, her şey var, yok yok.

Kogan Efendi de bu sayede 270 bin kullanıcı üzerinden bakın toplamda 30 ila 50 milyon arası Amerikanın en vahiy çeşit bilgisini çekmiş oluyor. Ve Facebook'un 2012'de halka kapayarak sözde güvenceyi aldığı o beğeni tarihçeleri de buna dahil. Yani geriye dönük olarak kim neyi beğenmiş onların analizini yapabiliyorsun bu bilgiyi bir kere çektikten sonra. Sonra Kogan gidip bunları Cambridge Analytica'ya satıyor.

Artık o noktada kurulmuş. Ve o verileri de hazırladıkları bu psikometrik modeli uydurmak için, daha doğrusu o modeli optimize etmek için kullanıyorlar. Buna birazdan döneceğiz. Zamanla ilerliyoruz.

2015'e geldik. Şimdi buraya kadar ki tek yasa dışı hareket şu. Kogan'ın akademik araştırma kisvesi altında Facebook'tan çektiği o bilgileri başkasıyla paylaşma hakkı yok. Hele onlara satma hakkı hiç yok.

Bunun nedeni de etik değil. Facebook o bilgileri doğrudan pazarlayıp satabilmek istiyor. Fakat satabilmek derken kimlik bilgilerinizle birlikte tüm datanızı satmasını kastetmiyorum zaten. Zira ona olan bir Facebook'un reklam altyapısını ekarte ederek kullanıcılara doğrudan ulaşabilir.

O nedenle Facebook ancak anonimize edilmiş veriyi satmak isteyebilir. Her halükarda asıl önemli olan kısım şu. Sen bir reklam altyapısı kurmuşsun. Daha doğrusu reklamları tüketiciye ulaştırmak için bir altyapı kurmuşsun.

Bunun işe yaradığının görülmesi senin bütün şirketinin değerlenmesi demek. Bunu yapmak için de o kadar kullanıcı verisini millete minimum veya sıfır regulasyonla açarsan başka ne olmasını bekliyorsun? Teşvik sistemi kurmuşsun. Herkesin tırnak içinde istismar edeceği.

Ondan sonra da dönüp göstermelik olarak ya sizin bunları satmaya hakkınız yok, bu kadar çekmeye hakkınız yok falan diyorsun. Yani bunun samimiyetsizliği gayet açık. Facebook aslında bu Kogan'ın yaptığı satışı ta 1-2 sene sonrasında öğreniyor. O arada da arkadaşının bilgilerini paylaşma yetkisini uygulamalara kapatıyorlar.

Yani baştan hiç olmaması lazım olan bir şey ama dediğim gibi zaten adamların şirketlerini değerlendirmek için yaptıkları bir şeydi bu. Bu özellik kapanmış tamam ama iş işten geçmiş, o bilgileri çeken çekmiş. Bu noktada ne yapıyorlar dersiniz? Ya lütfen silin o bilgileri diye bir e-mail yolluyorlar.

Cevaben e-maildeki formda tamam sildim diye bir checkbox işaretlemiş Cambridge Analytica, o kadar. Bunun karşılığında Facebook da ne bir kanıt istiyor, ne oraya kontrol ekibi yolluyor, hiç öyle bir şey yok. İki tane dandik e-mail gidip gelmiş yani. Kanıt aramadığı gibi bilgisi bu yolla paylaşılmış kullanıcılarına da bir uyarı bile göndermiyor.

Yani şöyle demiyor, ya bir arkadaş bizden araştırma amaçlı bir takım veriler çekti. Zaten vermememiz gereken verilerdi ama bayağı bir çekmiş. Sonra da gidip alakasız bir şirkete satmış. Onları da kullanarak sizin hakkınızda ayrıntılı modeller yapabiliyorlar.

Kusura bakmayın. Yani böyle bir şey göndermiyor. Zaten gönderse bile ne olacak onu da bilmiyorum. Sonuçta o kadar çok anlaşma imzalıyoruz ki böyle bir saniye bakıp tamam bunu da kabul ettim bunu da kabul ettim diye.

Yani teknik olarak kullanıcılar onca ayarın ve sözleşmenin arasında bir yerde bu hakkı da belki kabul etmişlerdir. Bu detayları peki nereden biliyoruz? Yani ben müneccim değilim sonuçta. Herkes de bunları öğrenmişti o aralarda.

Kim sayesinde öğrendi? Wiley isimli bir Cambridge Analytica çalışanı. İmana gelmiş, artık dayanamamış ve her şeyi anlatmış. Gammaz yani.

Nasıl bir tip görmek isterseniz videosunu da koyuyorum buraya. Tabi Cambridge Analytica'nın o bilgileri gerçekten de silip silmediği hiç önemli değil aslında. Onun meyvesini çoktan aldılar. Zira asıl amaç gelecekte benzer bir Facebook veri setine gerek kalmadan yani herhangi bir sızıntıya, bilgi çekmeye, hacklemeye vs.

hiçbir şeye gerek kalmadan başka yollardan kolayca edinilecek halka açık bilgilere bakarak kişinin bu tip eğilimlerini, siyasi, dini, şu bu eğilimlerini tahmin etmek ve yönlendirmek. Mesela Ahmet'in Silah Kulübü'ne üye olduğunu biliyorsun. Bu halka açık bir bilgi. Ondan sonra diyorsun ki ya Ahmet gibi olanların Facebook verilerinde ortak bir şey var mı?

Geriye dönük olarak bir analiz yapalım. Böylece Ahmet'i boşver ama yarın öbür gün Mehmet'in like'larına bakarak aynı Silah Kulübü'ne üye olduğunu öğrenebilir miyiz? Yani o 50 milyon kişilik veri seti nihai hedef değildi. O veri seti algoritmayı eğitme açısından altın değerindeydi.

Artık o modelleri de başka verilerle beslemek mümkün. Halka açık olan veya fark etmeden izin verdiğiniz bütün online veya offline bilgileri düşünün. Ev kredisi, kulüp üyelikleri, araba tamiriniz, sigorta ödemeleri, borçlarınız, parti üyelikleriniz vs. Hepsini toplayıp isteyene satan şirketler var ve bu da birçok ülkede yasal.

Peki ondan sonra ne yapıyorlar? Bu da bizi Trump'a getiriyor 2016'ya. Daha genel seçim öncesinde partiler için bir ön seçim oluyor yani parti hangi adayını seçime çıkaracak. Bunun yarışması oluyor.

Bunda da Ted Cruz diye bir adam ki şu aralarda da Trump'ın varislerinden biri olmaya aday. Önce onunla anlaşıyor daha sonra da Trump ile anlaşıyor Cambridge Analytica. Karşı tarafta da buna benzer bir analitik program var. Hatta Facebook yetkilileri Clinton'ın takımıyla görüşüyorlar.

Ve biz sizin taraftayız. Başkasıyla paylaşmadığımız ve yasal hakkımız olan verileri sizinle paylaşacağız diyorlar. Yani Facebook kendi haber ve reklam algoritmalarını değiştirmiyor ama o algoritmalardan en iyi şekilde yararlansınlar diye demokratları destekliyorlar. Fakat demokratların modelleri o kadar ayrıntılı değil anladığım kadarıyla.

Cambridge Analytica ise sadece 17 kilit eyalete odaklanıyor. Ve oradaki neredeyse her seçmeni 32 farklı kişilik grubundan birine oturtuyor. Bu da o Kosinski'nin psikometrik çalışmalarının bir meyvesi. Sonra bunları başka verilerle koreli ediyor.

Demin bahsettiğim halka açık verilerle. Bu sayede de en önemli bölgelerde neredeyse kişiye özel seçim propagandası yapıyorlar. Burası daha sonradan biraz abartıldığı anlaşıldı. Yani Cambridge Analytica o kadar da etkin değil.

Ama bu model, bu süreç daha doğrusu bir kere ispatlandı mı artık Cambridge Analytica'ya ne olursa olsun ister iflas etsin, ister hapse tıkılsınlar, ister zengin olsunlar. Başkaları da bunu anında taklit ediyor. Kişiye özel seçim propagandası. Ve tabii bu propagandayı da Facebook'un bizzat kendi reklam platformu üzerinden dağıtıyorlar.

Yani vatandaşı olmasan eğlenceli gezegen aslında. Facebook hem anonim bilgilerinizi el aleme vermiş zamanında hem de o bilgi sayesinde optimizedilmiş siyasi reklamları geri bize ulaştırırken kontrol sahibi iki yönde de bilet kesen bir köprü gibi. Şimdi siz muhtemelen sanıyorsunuz ki bu tip modeller kararsızları tespit etmek, onlara yoğunlaşmak için kullanılıyor, onları ikna edecek şeyler için kullanılıyor. Hayır, çok daha sofistikeler.

Mesela aynı mahalledeki muhafazakar, az eğitimli, parası biraz olan, aşırı aktif insanları belirliyorlar. Sonra bunlara tam da gıcık olacakları bir dizi reklam sunuyorlar. Bu reklamlar gerçekçi gözüküyorlar ama tabi ki propaganda, diğer partinin pozisyonlarını baya bir çarpıtıyorlar. Bizim grupta tam gaza gelecek tipte bir grup ve gaza gelince de etkili olacak tipte bir grup.

Yani işte vay efendim silahlarımızı alacaklar, vay bu kış komünizm gelecek. Neyse artık o kişilerin hassasiyeti özel olarak. Önemli olan bunların organize olabilecek tipler olması. Yani en leş seçmen tipi bu değil.

O yüzden bunlara odaklanmışlar zaten. Al sana işte bedavadan yarattığın, fişteklediğin grassroots hareketi. Temelden hareket yani. Milleti kendilerinin bile farkında olmayabilecekleri korkularıyla motive ediyorlar ve bunu aksiyona dönüştürüyorlar.

Bir yandan da karşıt gruplara moral bozucu içerik gönderiyorsun. Mesela belli azınlık gruplarına kendi adaylarının çarpıtılmış, kırpılmış videolarını yolluyorlar. Maksat onları ikna edip kendi partilerine oy vermeye çağırmak değil, hayır. Oy vermeye gitmelerini engellemek.

Zaten modele göre oy kullanma ihtimallerini de az çok tahmin edebiliyorlar ve bu ihtimalin çok azsa sana para harcamalarına gerek yok. Ama biraz ihtimalin varsa ve yeterince eğitimliysen ama çok da değil, bu propagandadan etkileneceksin. Arkadaş grubunda seni yeterince gaza getirmeyecek, ya git oy kullan deli misin demeyecekler. Biraz daha eğitimliysen, biraz daha da motiveysen oy kullanmıyor, o zaman sana yine para harcamalarına gerek yok.

Tam o aradaki tatlı dengeyi bulmaya çalışıyorlar. Nokta atışı. İşin daha da feci tarafı dark post denilen şeyler. Bu içeriklerin çoğu başkalarını görünmüyor.

Ve senin Facebook'taki news feed içinde sanki normal habermiş gibi çıkıyorlar. Yani hem gören bunu herkesin gördüğü standart bir haber sanıyor, Diğerleri de böyle aptal saptal içeriklerin dolandığından habersizler. Bu çok daha tehlikeli benim için. Yani eğer komşumun ne kadar uydurma içerikleri maruz kaldığını görebilsem.. ..belki ona yorum yapıp baştan daha diyalog kurabileceğim,

onu çevirebileceğim. Sonuçta komşum bana güvenir ya da ben komşuma güvenirim. İkimizin arasında bir münasebet var. Yani o benim için bir şablon karakter değil.

Oturur konuşuruz. Ama onun aylar boyunca ne gördüğünü hiç bilemiyorum, sanki ben de aynı şeyi görmüş sanıyorum. Ondan sonra konuşmaya başladığımızda da zaten çok ayrı noktalarda oluyoruz, kavga edip gidiyoruz. Yani o saçma reklamları gidip televizyonda yayınlasalar herkesten büyük tepki çekecekler ve kredi kaybedecekler.

Ama mevcut sistemde herkes kendi gerçekliğinde hapis. Bu tekniğin bir başka uygulama alanı da Focus Group denen kavramı inanılmaz boyutlara taşıması. Mesela Trump ve Clinton'ın televizyondaki başkanlık münazaraları öncesinde Cambridge Analytica Trump'ın argümanlarını reklam haline getiriyor. Online reklam haline getiriyor.

Televizyon çok pahalı ve gereksiz. Tam 175 bin ayrı kombinasyonu deniyor Facebook üzerinden. AB testleri yapıyor yani. Birine şunu dağıtayım, birine bunu dağıtayım.

Ondan sonra hangi kombinasyonların çalıştığını iyice anladıktan sonra.. ..onların üzerinden ayrışmalara gidiyor. Ha tamam 20 saniyesi güzelmiş, bir sonraki 20 saniyede şunu değiştirelim mesela diyor.

Her birimizin gördüğü reklam metni biraz farklı. Yahut metin aynı ama başlığının rengi 2 ton daha açık, neyse. 175 bin farklı kombinasyon. ...ve bizim bununla etkileşime girme verilerimize bakarak... ...hem o geceki TV tartışmasında Trump'ın kelimesi kelimesine tekrarlayacağı sloganları biliyorlar... ...hem de kritik seçim bölgelerinde en etkili olanları bulunuyor ki oraya özel reklam yapılsın.

Sonuçta Focus Group yeni bir şey değil. Her şirket veya siyasi parti bunları yapar. Ama bu kadar ucuza, bu kadar kapsamlısını yapmak sadece Facebook ile mümkün. Facebook da bu reklam altyapısı ve sağladığı data sayesinde bir Focus Group platformu olarak para kazanmış oluyor.

Hep tekrarladığım gibi bu Cambridge Analytica'yla veya Trump'la veya Brexit'le sınırlı bir şey değil. Bunları dar çerçevelerden okumak hata olur. Bunlar sistemik sorunlar. Obama döneminden beri uyarısını yapıyor insanlar dedik.

Bundan sonraki tüm seçim denklemlerinin de bir parçası olacaklar. Ve dahası artık bunların icraatını, yani bir kez modellendikten sonra bu modelleri istismar etmenin, milleti bombardımana tutmanın, icraatını yapan yerler izini süremeyeceğin gruplar olabilir. Atıyorum Ukrayna'da bir ofis binasında 50 kişi her gün fake news üretiyor. Belli parametrelere göre sen de onları satıyorsun.

Bunun hakkında bayağı bir belgesel vardı aslında. Çalışanlar şey diyor ya benim için politikanın bir önemi yok yani bana ne ben burada bir askerim sonuçta çok iyi para kazanıyoruz bu işten. Ama benim yaptığım içerik türünü cumhuriyetçiler yani sağcılar çok daha fazla tüketiyorlar. O yüzden de giderek tamamen piyasa koşulları gereği diyor.

Clinton karşıtı içerikler üretmeye yoğunlaştık. İdeolojik bir sebepten dolayı değil. Şimdi burada işin ilginç bir tarafı var. Cambridge Analytica olayının ciddi bir kısmının kendisi Cambridge Analytica'nın abartması zaten.

Nedeni de kendilerini pazarlayabilmek. Reklamlarını yapıyorlar. Yani sen, ben kötülüyoruz belki, aa ne kadar kötü işte çalmışlar, satmışlar, demokrasiyi zedeliyorlar falan. Ama adam burada bir hizmet sunuyor.

Müşterisi kim? Dünyadaki hemen her rejim. Bunların sonuçta hedefli reklamlarının tam olarak ne kadar etkili oldukları o sırada belli değildi. Yani ilk şoku atlattıktan sonra gelen analizler etkinin az olduğu yönündeydi.

Ekim ayında 3 sene süren bir soruşturma tamamlandı İngiltere tarafından. UK Information Commissioner's Office. Bunlar sonuçlarını yayınladılar. Ve zamanında Cambridge Analytica'nın Londra'daki ofislerinde el koydukları 700 terabaytlık veriyi işlemişler.

Ve Brexit'te Rusların etkisi temalı bir komplonun izlerine rastlamamışlar. Ama buradaki asıl korkunçluk şu. Bulgulara göre zaten Cambridge Analytica özel bir şey yapmıyordu o datayla. Herkesin yaptığı aynı şeyi yapıyorlar diye bulmuşlar.

Ha biz şimdi böyle güzel hikayeleri seven yaratıklarız ya o hikayede bir kötü adam lazım, bogeyman lazım yani. Burada da Cambridge Analytica o rolü çok güzel oynuyordu. Kolpa İlluminati havası var. Bu hava tamamen dağılıyor bu soruşturmalar sayesinde ama daha korkunç bir gerçeklik ortaya çıkıyor.

Normalimiz bu. Şöyle bir argüman da öne sürebiliyorlar. Ya biz bütün seçimi etkilemek zorunda değiliz. Çok kritik noktalarda, başa başa giden yerlerde nokta atışı yapıyoruz.

Bunun için bize işte 20 milyon, 30 milyon, 50 milyon neyse bunu verin. Eskiden dev paralardı bunlar ama şimdi komik. Milyar dolarlar dönüyor artık. Ben bu yazıları yazmadan bir gün önce Facebook, Cambridge Analytica ile olan ortaklığını bitirdiğini açıkladı.

Tam da büyük gazetelerde The Guardian ve New York Times gibi çıkan ve skandalı gerçek anlamda başlatan haberlerin öncesinde. Yani içeriden tüyoyu almışlar belli ki. Asıl ilginci de şu, bu panik esnasında Facebook'un iki ana savunması vardı. Birincisi, herhangi bir güvenlik açığımız olmadı, tüm bu bahsedilen veriler normal yollardan gitmiş.

İkincisi de, herkes paylaştığı veriler için gerekli izinleri vermiş. Yani kullanıcılar. Ama işte asıl sorun bu zaten. Tüm bunların bir açık olmadan olması.

Keşke tüm sorun bir hack sorunu olsaydı. Keşke bir çalışan hata yapmış olsaydı. Skandal denilen şey aslında Facebook'un veya Cambridge Analytica'ya benzeri şirketlerin garip garip işler yapıp milleti kandırmaları değil. Normal iş modellerinin bu olması.

Her şey, neredeyse her şey olması gerektiği gibi olmuş. Bundan kaçışımız var mı? Bence yok. Yani zaten birçok yerde tüketici hakları bu konuda hak getire.

Ne bireysel ne de sivil toplum seviyesinde ciddi bir bilinç var. Kişisel bilgileri edinmek çok kolay ve çok ucuz. Paranoya yapıp sosyal medya kullanmasanız dahi sistemden çıkamıyorsunuz. Artık bir profiliniz oluyor.

Buna da hayalet profil deniyor. Facebook Audience Network var mesela. Bunlar sayesinde anlaşmalı olan başka yerlerdeki aktivitelerinizden çekilen bilgiler de kısmen de olsa Facebook'a geliyor. Orada otomatikman halka da tabii ki kapalı bir profiliniz oluşturuluyor.

Yani yıllardır Facebook kullanmamış veya hayatında kullanmamış insanların da orada bir profili var. İşin komik yanı da bu profile ulaşma hakları yok ama muhtemelen reklamcıların var. Bu arada bir çoğumuzun hesap silme lüksü de yok. Yani ben insanlardan sürekli duyuyorum ya artık Facebook kullanan mı kaldı?

Herkes Instagram'da, Twitter'da, şurada, burada. Ama birçok ülkede Facebook demek internet demek. iş demek, haber kaynağı demek, sosyal hayatını koordine etmek demek. Sadece fotoğraflara bakıp like etmek değil olay.

Bugün Endonezya'yı, Hindistan'ı, Afrika'da bir sürü yerde yaşayan yüz milyonlarca insanı Facebook şemsiyesi altındaki hizmetler olmadan düşünmek çok zor. Ha bir de şu var, oradan paçayı yırtsan o boşluğu kim dolduracak? Google dolduracak, Apple dolduracak, Amazon dolduracak belki de. Yani happy topu 3-4 tane platform var, birine mahkum olacaksın.

Çoğu zaman hepsine birden zaten aynı anda göbekten bağlıyız. Peki gelecekte ne olacak? Gelecek dediğimiz de bugünler aslında. Kötümserliğin dozunu biraz arttıralım.

Potansiyel bir takım Black Mirror senaryolarını hayal edelim. Cambridge Analytica benzeri bir şirket kitabına uygun olarak davranış bilgilerinizi satın aldı. Ve atıyorum %98 kesinlikle gay olduğunuzu saptadı. Sonra belediyelere gitti ve dedi ki bize 1 milyon dolar verin, size kim olduğunuzu söyleyeyim.

Yok öyle demedi. Hangi mahallenizde kaç tane gay, kaç tane ateist, kaç tane solcu var, kaç tane zengin var, kaç tane şu var bu var hepsini size verelim. Siz de arkasını getirirsiniz. Hangi iktidar bunları sırt çevirecek?

Daha da korkunç bir ihtimal, ya Facebook'un kendisi bu işe girerse? Yani Cambridge Analytica sonuçta Facebook'un sahip olduğu datanın çok ufak bir kısmıyla bu kadar yaygara kopardı. Seçimlere etkileri o zaman az olmuş olsa bile bir sonraki şirket daha başarılı olabilir, bir sonraki seçim daha derinden etkilenebilir. Ve Facebook tüm bu veriye sahip, verilerin ötesinde.

algoritmanın ve platformun da sahibi. Her şeyi değiştirebilir yani. Ve bir önceki senaryonun aksine tüm bu bilgiler kimliğinle eşleşmiş vaziyette. E bunları bugün satmasa vermese önümüzdeki 10-20 sene boyunca hiçbir iktidarla iş yapmayacağı garantisi var mı?

Satmayacağını demiyorum artık adamlar Karun kadar zengin zaten. Türkiye'den alacakları 1-2 milyon doları ne yapacaklar? Ama başka şeyler karşılığında iş birliğine gidebilirler. Türkiye'de aktif olan bu yeni sosyal medya yasasını konuşmuştuk.

Daha Nevşin Mengül röportajını hatırlıyorsanız. Orada bahsediyorduk bu konuyu mesela. ABD dışındaki yerlerde zorlanabilirler. İktidar tarafından kolları bükülebilir.

Reklam ve haber algoritmalarını herhangi bir siyasi, ideolojik, dini tercihe göre optimize etmesinin önünde hiçbir somut engel yok. Tek somut engel şirketin içinde vicdan sahibi insanların veya akıl sahibi insanların itiraz etmesi, sonra bunu sızdırması dışarıya. Şimdi bu kötü senaryolar gerçekleşmeseler bile, genel olarak bu konularda şirketlerin iyi niyetine güvenmek, otokratik iktidarların iyi niyetine güvenmek kadar ahmakça bir şey. Tüm iş modelleri bizi şirketlere ve siyasi partilere satmak, sonra da onları geri bize satmak reklam olarak.

O yüzden bu konuda etik davranmaları imkansız ya. Bütün teşvik sistemi sonuçta belli bir yönde seni seneler içinde bozacak. Yıllardır devam eden büyük bir sorun bu. Sandık çalmaktan, sahte oy pusulasından, şundan bundan daha global bir sorun.

E peki buna karşı siz ne yapabilirsiniz? Abuk subuk uygulamalar indirip izinler vermezsiniz. Hangi uygulamalar Facebook hesabınıza erişiyor onu da kontrol edersiniz, linkini koydum. Bunların hepsini gereksizse söndürün arkadaşlar.

Bunlar minimum bir koruma sağlar en azından. Birçok bilginiz hali hazırda benzer platformların elinde var sonuçta. Yapacak bir şey yok ona. Dolayısıyla asıl koruma beyninizin içinde olmalı yani bilgileriniz çoktan açığa çıktı.

Sizi etkilemelerine izin vermezsiniz. Yapacağınız iş bu. Bunun için de şunu hatırlamak lazım. Gördüğünüz içeriklerin, reklam olsunlar organik olsunlar, dünyanın gerçek halini yansıtmadığını, size özel bir şekilde hazırlandığını unutmayın.

Evet her halükarda manipüle edileceğiz yani kaçış yok ama biraz farkındalıkla bunu azaltabiliriz. Çok da üzülmeyin derim. Eskiden her şey çok güzeldi de şimdi böyle kötüye sarıyor diye bir şey yok. Demokrasiler ve serbest piyasalar hiçbir zaman öyle tost pembe biçimde çalışmadılar.

Onay üretimi denen şey, yani manufacturing consent diye bakarsınız, demokrasilerin, davranışsal bilimler de serbest piyasadaki o sözde özgür seçimlerin birer parçasıydılar. Hep böyleydi. Ama artık kitle manipülasyonunun yerini gerçekten nokta atışı bireysel manipülasyonlar alıyor. O yüzden yeni bir dönemdeyiz.

Ve bunları yapmak için de çılgın bir iktidar olmanın veya aşırı zengin olmanın gerekmediği bir dönemdeyiz. O yüzden de daha kaotik bir durum. Kısacası hem çok şey değişti hem de pek bir şey değişmedi. Kuantum krizi bu.

Hem endişelenin hem de rahat olun. Şunu düşünüyor insan. Belki de olay az sayıda insanı bile ikna etmek veya etmemek değil. Genel olarak tartışma sürecinden soğutmak.

Demokrasinin temelindeki bir takım süreçlerden insanları soğutmak, bıktırmak, tartışarak bir şeyleri değiştirebileceğin inancını baltalamak. Çünkü oraya girdiğin zaman, insanlarla angaja olduğun zaman, tartışmaları ve argümanlarını dinlediğin zaman, %20'si troll işi olsa mesela. Haberleri okuyorsun, tweetleri okuyorsun neyse. Bunlar insanı huzursuz ediyor.

Yani sonuçta normal bir insan bunlardan etkileniyor. Bir noktada da kurban olmayı bırakıp sorunun kendisi haline geliyorsun. Çünkü sen de aynı davranışları tekrarlıyorsun ve etrafına yansıtıyorsun. Aynı tutumu.

Yani evet bu soruşturmalar sonucunda belki de hakikaten gerçekten de mikro hedefli siyasi mesajların işe yaramadığı gözlemlenmiş olabilir. O taktiklerin daha ziyade ticari kampanyalarda işe yaradığı yani sana mal satmak için kullanıldığı ama dünya görüşünü değiştirmeyeceği hele ki bu kadar kutuplaşmış bir dünyada. senin fikrini değiştirmeyeceği, oy kullanmaya gidip gitmeyeceğinin de belki çok etkilenmeyeceği anlaşılmış olabilir. Bu bir ihtimal.

Ama sırf buna odaklanıp tamam o zaman sorun yok demek bence büyük hata olur. Platformun kendisi zehirleniyorsa, sürecin kendisi zehirleniyorsa, arada da Cambridge Analytica gibi şirketler 3-5 milyon dolar koparmak için kendi mitlerini yazacaklar, onlara inanmaya hazır bizler de, o güzel hikayeleri isteyen bizler de The Great Hack gibi belgeseller çekip Asıl sorunun yerine biraz daha Hollywood hikayelerine inanmaya devam edeceğiz. Evet, bu bölümde seçim analizleriyle kafanızı ütülemediğim için öncelikle kendime çok teşekkür ediyorum. Sonra da patronlarıma teşekkür ederim.

Seksi sesimle yeniden eskiye doğru okuyacağım. Yeliz, Vedat Kürşün, Ethem Bozkurt, Batuhan Avcı, Taha Türkoğlu, İlyas Boydak, Sezer Sunar, Emel, Tanzer Bilgen, Elad Azizli, A.C. Dağlıoğlu, Zafer Ünlüer, Görkem Uyar, Aziz Arif Şanver, Canberk Ovayurt, Beybiliku, Furkan Karakaya, Onur Baysan, Alp Şimşek, Merve Yurdagül, Salih Yunal, Çağrı Köse, Umutcıkla, Nilgün Elibol, Barış Özcanlı, Banu Yelkovan, Kutlay Dede, Yannis, Sabah Açil, Doğan Can Bahan, Kıvanç Müçek, Samet Aktaş, Başar Kızıldere, Emrah Öz, Ali Can Albayrak, Erman Korkut, Erdem Gelal, Berk, Anıl Tokdemir, Samet, Alper Barko. Hepinize

kucak dolusu sevgiler gönderiyorum efendim. Esenlikle kalın. Artık bütün podcast'ı kötü bir Zeki Müren taklidi sesiyle yapacağım. Simülasyon teorisinde tekrar görüşürüz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)