
3.256 kelime · ~16 dk okuma
Tamamen gereksiz bir bilgiyle başlayalım mı bu bölüme? Podcast terimi Apple'ın uydurduğu bir şey. iPod ve Broadcasting karışımı. Bu iş ilk ortaya çıktığında herkes podcast lafını kullanıp telif hakkı almak istiyor.
Apple'da bunları tek tek dava ediyor. Sonunda 2006'da şöyle bir açıklama yapmışlar. Podcast teriminin genel olarak kullanılmasına karşı değiliz. Üçüncü parti kişiler bunu kullanabilirler.
Bu terimi lisanslamayacağız. Bu terim bizim malımızdır iddiasından vazgeçmemişler en azından bu açıklamada. Sadece iyiliğimizden para almıyoruz. İstediğiniz gibi kullanın diyorlar.
Dolayısıyla podcastçiler olarak hepimiz aslında Apple'ın marabalarıyız ama haberimiz yokmuş. Selam flarsızlar. Geçtiğimiz günlerde 30 Eylül gününde Dünya Podcast günü kutlandı. Kutlamadan ne kastediyorum onu da bilmiyorum.
Gerçi herhalde birkaç kişi bir araya geldi bu konu hakkında konuştular. Bir de hashtag açıldı. Niye 30 Eylül onu da bilmiyorum. Ama bunları boşverin.
O bahaneyle ben bu konuyu konuşmak istiyorum. Bu konu derken de yanlış anlamayın birkaç bölüm önce sürprizli, nostalji bölümü yapmıştım hatırlarsanız. Orada bu podcast'e nasıl hazırlandığımı ve benzeri şeyleri anlatıyordum. Aynısını tekrarlamayalım.
Ben bu bölümü şu anda takip ettiğim veya daha önce severek takip ettiğim podcast'lere ayıracağım. Bunun bir kısmı yeni olacak, bir kısmı da birkaç sene önce yazdığım bir yazı üstüne olacak. Onlardan birçoğunu dinlemeye hala devam ediyorum. O yüzden eskidi diye bir şey yok yani.
Sonuçta bölümler orada duruyor. Sonradan keşfedebilirsiniz. Bu arada bu bölümün ana sponsoru benim. E neyi satmaya çalışıyorum?
Tıraş bıçağı falan değil herhalde. Safsatalar ansiklopedisini. Daha geçen gün elime geçti ilk defa. Ertesi günde yayın eviyle konuştum.
Üçüncü baskıya giriyorlar. Talep güzel. Ben bunu arka kapakta yazmamıştım. Üçüncü baskıda yazdı konu.
Toplam 100 tane safsatayı inceliyoruz ama ondan çok daha ötesi kitap. Yani şöyle düşünün. 100 safsata incelenmesi artı 200 sayfada tarih, felsefe, mitoloji her telden çalıyoruz. Çok pahalı diyenler var.
Bunun kısa cevabı kitabın fiyatını ben belirlemiyorum deyip işin içinden sıyrılmak. Asıl cevabı da anca bu kurtarıyor. O kadarını da veremiyorsanız 500 sayfa için. Ya e-kitabı bekleyin, o da çok çok ucuz olamayacak bu arada yani sözleşmeye aykırı.
Veya, veyası yok yani malum ortamlara düşmesini bekleyeceksiniz. Kendi kitabının korsanından bahseden adam. Her zamanki gibi hataları bildiriyorsunuz. Flarsızentellik blogunda Safsat Aransiklopedisi sayfasının en altında hata listesi var.
Orada olmayan bir şey gözünüze çarparsa bana bildirin. Şu ana kadar hep pozitif geri bildirim aldım. Duyduğum negatif şeyler cıvıklık seviyesinin biraz fazla olması veya bazı konuları hızlı geçiyor olmam. Bana ne kadar spesifik eleştiri getirirseniz yani bölüm bölüm, sayfa sayfa hatta bana o kadar yararı olur.
Mesela ekşi sözlüğe bakıyorum şunu demişler. Benim gibi dikkat eksikliği problemli, dünyanın en çabuk sıkılanı olmayı aday insana bile kendini 3 günde okutmuş kitap. Bu arkadaşı 20 lira vermiştim. Çoluğa çocuğa bırakmalık, hatta bırakmak için çocuk yapmalık cinsten nasıl bir tanım bu?
Başka bir tanesi. Bu kadar ciddi bir kitabı kahkahalarla gülerek daha önce hiç okumamıştım. Işıl ışıl, parıl parıl bir zihinle aynı masada gülerek sohbet ediyormuşum gibi. Bu arkadaşa kaç lira verdiğimi hatırlamıyorum ama hak etmiştir.
Devam edeyim. kitapla ilgili iki entry okuyalım diye geldik adamlar kitabı aldım eve geldim çay yapıp okuyacağım dnr'dan aldım ancak okumaya başlamadım kaynım ameliyat oldu o bitsin okuyacağım okumayı düşünüyorum ama evde misafirler var şu an filan yazıyor haklı midem bozuk isimli arkadaş gayet haklı İnsanlar genelde bu tip yorumlarda kitap olsun film olsun aslında eserden çok kendileri hakkında konuşmayı seviyorlar yani yapacak bir şey yok. Tamam yeter artık reklamında fazlası zarar. Bu podcast zaten kaçmıyor bir yere.
Birkaç bölüm sonra tekrar hatırlatırım size kitabı. Gelelim bu podcast listesine. Bu konuya Mirgün Cabas'tan bir alıntıyla başlayayım. Bir röportajında şöyle demişti ki kendisi de bir sonraki bölümümüzde konuk olarak bize katılacak.
Üretime başlamak kolay ama üretime devam etmek konusunda kararlı olmak zor. Çünkü iyi bir fikirle başlayanlar ya da öyle olduğunu düşünerek başlayanlar kısa süre sonra bıkınlığa kapalıp bırakabiliyorlar. Bunun olmaması için ya çok iyi bir geri dönüş almanız lazım kamuoyundan ya çok sadık dinleyici kitlenizin olması lazım. ...ya da bunu gelire dönüştürmeniz gerekiyor.
Genelde de zaten üçü bir arada. Bu üçü yoksa bir süre sonra yılıyorsunuz. Yani başlaması kolay, devam ettirmesi zor bir iş diyeyim. O yüzden de uzun dönem başarıyla devam eden podcastler saygıyı hak ediyorlar.
Size vereceğim listede de hem böyle uzun süre devam eden podcastler var hem de mini seri olarak yapılmış yani baştan öyle tasarlanmış podcastler var. Onlar biraz daha profesyonel prodüksiyona giriyor artık. Ben kendi zevkimi sadece paylaşacağım burada. Benim podcast alışkanlığım da Türkiye'de bu işin yeşermesinden daha önce başladığı için hayatımın bir parçası haline gelen podcastlerin büyük kısmının İngilizce olması da zaten kaçılmaz.
Ama ben yine de bu listeye Türkçe birkaç podcast ile başlayayım. Birçoğunuz zaten biliyordur, böyle bilinmeyen isim söylemeyeceğim. Nilay Örnek var ilk, nasıl olunur serisi. Ben bunu nasıl röportaj yapılır işini öğrenmek için dinliyorum aslında.
Kendi podcastım ilk başladığında da bana tavsiyeler ile yardımcı olmuştu zaten. Sıkılmadan sonuna kadar dinlediğim ilk Türkçe podcast'ı Yeni Haller olmalı. Özgür Mumcu ve Eray Över'in yaptığı. Bunlar benim çok uzun süre dinlediğim Stuff You Should Know serisi var.
O ikiliyi andırıyor birazcık. Onun biraz daha ciddi, bir tık daha ciddi versiyonu diyelim. Yine bu ikili formatta Can Öz ve Harun Tekin'in Anormal Şartlar Altında podcast'ı hoşuma gitti. Konsept olarak en çok hoşuma giden ilk sayfası podcast'ı.
Mirgün Cebaz da Can Kozanoğlu'nun. Her bölümde bir kitap seçiyorlar. Sesli kitap olarak bir sayfayı, ilk sayfasını onunla okuyorlar. Ve sonra da yazarını davet edip konuşturuyorlar.
Bence çok iyi fikir. Bunlar yine tabi sohbet programları. Bambaşka bir konsept olarak Karanlık Bölge vardı. Benim hoşuma gitmişti o.
Türkiye'de bir benzeri var mı bilmiyorum. Çünkü bir radyo programı gibi. Bilim kurgu öyküsü. Yani ses sanatçılığı gayet ön plana çıkıyor.
Bizimki gibi böyle oturup da düz mikrofonu okumak değil. Görüntülü olarak pek bir şey dinlemiyorum ama YouTube'dan baktığım zihnimin kıvrımları var. İnternet ekipleri hamirinin. Her bölüm çok uzun.
Nasıl o kadar konuşabiliyor takılmadan Serdar Kuzuloğlu'ya hala hayret ediyorum. O bölümlere timestamp gelirse çok şahane olacak. Son olarak da yapımcısıyla zırt pırt birbirimize konuk olduğumuz 42 dakika podcast'ı var. Onun formatı benimkiyle aynı.
Tek kişi çıkıp bütün fazlalıklarından arındırılmış bir şekilde bir konuyu anlatıyor. Bazen de konuk alıyor. Şimdi yabancı podcast'a geçersek, yenilerden başlayayım size, yeni keşfettiklerimden. Birincisi Talking Politics, History of Ideas.
Hayatımıza yön veren siyasi fikirlerin açıklamasını yapan bir podcast. Yani hep insanlar sorar ya işte hangi kitabı okuyalım da öğrenelim. Eğer zamanınız yoksa hap olarak bence bu podcast'ı kullanın. Modern siyasete etki eden kim varsa, işte Marx, Gandhi, Hobbes, devrimler, şunlar bunlar hepsine değiniyorlar.
Bu bir. İkincisi Heist with Michael Caine. Michael Caine'ı herhalde gençler en iyi nereden tanır? Batman serisinden tanır.
Oradaki uşak rolündeydi. 87 yaşındaymış adam bu arada ya. Ama bu yaşta da oturmuş, bu podcast'ı seslendirmiş. Bu true crime yani gerçek suçlar stilinde bir podcast.
6 bölümü var. Her bölümde ünlü bir banka soygunu, elmas soygunu neyse bu olayları anlatıyorlar. Hatta kitap çalma bile var. Ve bu hikayeleri anlatabilmek için de dünyanın her tarafını dolanmışlar beraber.
Bu dediğim işte iyi prodüksiyonlu film gibi, dizi gibi olan yapımlardan biri bu Heist. Yine aynı tarzdan, true crime tarzından The Missing Crypto Queen diye bir podcast var. Birazcık bizim Titan zincirine veya çiftlik banka benziyor ama onun kripto versiyonu. Meraklıları biliyordur herhalde.
One coin diye bir bitcoin muadili yaratmışlardı. Buna yatırımcı çekiyor bir kadın acayip vaatler vererek. İnsanlar da inanıp bütün emeklilik yatırımlarını buna yapıyorlar ve sonra her şey toz duman oluyor. Onun hikayesi.
Dördüncü tavsiyem ise daha farklı. Bu tarihle alakalı ama değişik bir tarih podcastu. We need to talk about the British Empire. Yani İngiltere İmparatorluğu hakkında konuşmamız lazım.
Klasik bir İngiliz imparatorluğu tarihi vermek yerine 6 kişi bulmuşlar. Bu 6'sının da aile tarihçesi imparatorluğun tarihçesiyle çakışıyor. Yani imparatorlukta olan bitenler bu insanların kişisel tarihçelerini, hikayelerini nasıl etkilemişler? Bir nevi biyografi çalışması ama biyografi üstünden imparatorluğa bakış var.
Ben bu tip tarih çalışmalarını çok seviyorum. Ama objektif bir tarih, gerçek bir tarih veya komple bir tarih arayışındaysanız bu uygun değil. Çünkü tanım itibariyle subjektif zaten. Biraz da İngiltere'nin işte bu sömürge geçmişine karşı tabii ki eleştiren bir tonu var.
Ama bu ton birçok İngiliz için epey ağır kaçmış. O yüzden bu podcast'ı çok gömmüşler. Benim öyle dertlerim yok yani İngiltere'yi germek veya savunmak gibi. Ben işin yapımcılığını daha çok sevdim.
Beşinci tavsiyem de yeni podcastlar arasında, benim yeni bulduğum podcastlar arasında The Bomb diye bir podcast. Bu 7 bölümlük bir seri ve atom bombasını anlatıyor. Ama yine kuru bir tarih yerine kişisel bir perspektiften anlatıyor. Podcastı sunan kişi de zaten.. Manhattan Project'te çalışmış bilim adamlardan birinin torunu.
Onun anekdotlarıyla renklendirilmiş. Bunların hepsine linklerini açıklamalara koyuyorum. Bazıları Audible üyeliği gerektiriyor ama Audible'ın 30 günlük deneme süresi oluyor genelde. Onu bol bol kullanın.
Gelelim benim eski tavsiyelere. Şimdi orada 49 tane tavsiye var ya hepsini tek tek okumayacağım. Aradan seçip laflayalım. İlki Freeconomics.
Bu aslında ekonomistlerin tam olarak ne yaptığını anlatan, daha doğrusu ne yapabileceklerini anlatan bir seri. Düzinelerce ayrı sebebi olabilecek, bazıları aynı anda geçerli olabilecek bir problemi çözmeye çalışıyorsun. Ve bu problemlerin merkezinde de insan gibi pek de iyi modellenemeyen bir canlı var. İnsan dediğin şey teşviklere ve karşı teşviklere reaksiyon gösteriyor.
Ama sadece ekonomik teşvikten, yani parasal teşvikten ibaret değil. Bazen sosyal teşvikler ekonomik teşviklerden daha önemli. Ben bu podcastte de ara ara hep bunları değinirim zaten. Ekonomistlerin yaptığı da iyi bir teşvik tasarlamasıyla karmaşık problemleri, Çözmek birazcık abartılı olur ama daha az problemli hale getirmek diyelim.
Bunu yapıyorlar. O yüzden de illa Merkez Bankası'nda falan çalışmana gerek yok. Zaten çoğu öyle yerlerde çalışmıyor. Ne tip problemlerle karşılaşabildiklerini anlatmak için bence Freeconomics Radio gayet güzel bir podcast.
Staff You Should Know'dan bahsettim zaten. İki tane sempatik karakter rastgele bir konu hakkında hepimizin yapacağı şekilde birer araştırma yapıp... ...ondan sonra karşılıklı özet olarak sunuyorlar.
Çok konsantrasyon gerektirmiyor. Surprisingly Awesome diye bir podcast var. Bu ilk ikisinin, yani Freeconomics ile Staff You Should Know'un bir karışımı gibi. Konsept şu, bir kişi sıkıcı gözüken bir konuyu alıyor, diğerinin de sıkıcı olduğunu düşündüğü bir konuyu alıyor.
Ve bölüm boyunca o kişiyi bu konunun aslında sıkıcı olmadığını, arkasında çok ilginç şeyler yaptığını dair ikna etmeye çalışıyor. 2017'de bitti bu program. Daha doğrusu bitmedi de Every Little Thing diye yeni bir podcast'e evrildi. Ben daha ona bakamadım.
O yüzden onu tavsiye etmiyorum şimdilik. Başka listeye bakıyorum nelerden konuşalım. Bilgilendirici olması açısından Ted Radio Hour'u seviyorum ben. Ted Talks sıkça dalga geçtiğimiz bir şey.
Bir sürü saçma sapan konuşma görüyoruz. Ama o saçmalıklar bizi fazla yanıltmasın. Baya güzel konuşmalar da var. Binlerce konuşma arasından güzelini seçmekle uğraşmak yerine Ted Radio Hour bizim için bunları seçiyor ve belli bir tema etrafında topluyor seçtiklerini.
İşte 3-4 tane konuşma seçiyor mesela veya konuşmacı. Aynı konular hakkında konuşan. Podcast için zaten çok daha ideal bu. Gayet hap gibi.
Free Thinking benim en sevdiğim podcastlerden bir tanesi. BBC'nin yapımlarını zaten nedense çok seviyorum. İngiliz aksanıyla konuşunca sanki 10 puan IQ ekleniyor gibi geliyor. Bu güncel halen devam ediyor çok uzun zamandır.
Bir konu etrafında uzmanlar muhabbet ediyorlar. Sanat, tarih, sosyoloji, edebiyat, güncel siyaset hepsi var. Ben hepsini dinlemiyorum çünkü uzun ve çok fazla bölüm var. O günkü konu beni ilgilendiriyorsa anca dinliyorum.
Pek de pişman olmuyorum. Bilim podcastlerinde çok bilinenleri zaten takip ediyorum. Science Friday var. Bu artık 25 senedir devam ediyor.
Bilim haberleri programı. Röportaj ağırlıklı. Çok kolay anlaşılabiliyor. Aynı şekilde konu beni sarmazsa atlıyorum zaten 2 saat her hafta.
Star Talk var, Birleşmiş Milletler, bilim propagandası bakanı Neil deGrasse Tyson sunuyor. Arada geçerken Bill Nye uğruyor. Astrofizik, pop kültür, geyik neyse artık. Neil deGrasse Tyson bazen kaptırıp fazla ön plana çıkmaya çalışıyor.
İlginç kılıcım diye çeşitli maymunluklar yapıyor. Onu sezdiğim zaman ileri atlıyorum bir 30 saniye. Gayet hafif. Biraz daha az hafif olan, daha doğrusu ileri atlamadan dinlediğim programlardan bir tanesi Hidden Brain.
Bu da hala devam ediyor. Psikolojiyle, safsatalarla, bilişsel eğilimlerle alakalı. Yine buna çok benzeyen iki tane yapım var. Bir tanesi Rationally Speaking, diğeri de You're Not So Smart.
You're Not So Smart'ın zaten kitapları da çıktı. Sloganı da şuydu. Hepimiz gerizekalıyız ama bazılarımız biraz daha gerizekalıyız. Bence tüm bu podcastlar arasındaki en iyisi bu.
Zihnin farkında olmadığımız saçmalıklar hakkında yani aslında Safsatalar Ansiklopedisi'nin de kulvarında giden bir yapım. Oradan zaten faydalandım. Bunun içinde Safsatalar'a özel bir seri de var yaygın Safsatalar'a. ...giriş seviyesi olarak kullanılabilir.
Gelelim ağır toplara. This American Life, podcast dünyasının sopranosu, The Wire'ı. Kimse hakkında kötü bir şey söyleyemez. Ne yapıyor This American Life?
Bir tema etrafında birkaç ayrı hikayeyi birleştiriyorlar. Ve insan hayatından kesitler sunuyorlar. İlginç bir şey aslında, sunucusu Ira Glass hiç böyle podcast'a uygun bir ses tonuna sahip değil dersin veya diksiyona. Ama bir noktadan sonra bağımlısı oluyorsun.
Dünya kadar ödülü var, yüzlerce bölümü var. Aradan seç seç bak. Hatta en iyi This American Life podcast bölümleri diye listeler var. Ben onun da linkini vereceğim, oradan başlarsınız.
Bunlarla Hidden Brain kırması benim de uzun süredir favorilerimden olan Invisibilia diye bir podcast var. Konular psikoloji ve algı ağırlıklı ama çok güzel bir öykücülükle birleştiriyorlar, hikayecilikle birleştiriyorlar. Zaten yapımcıları da This American Life ve Radiolab'den gelmeydi. 4 sene oldu herhalde, halen o Batman'le ilgili bölüm ilk sezonundan aklımdadır, onunla başlayın derim.
Benim garip bir zevkim var. Bu eski 40'lardan 50'lerden kalma radyo şovlarını seviyorum. Yani yaşamadığım dönemlere duyulan bir nostalji diyebiliriz. The Big Broadcast diye bir program var.
Eskinin kayıtlarını toplamışlar, düzenli olarak yayınlanan radyo bölümlerini. O zamanın televizyonu gibi düşünün onları. Arka arkaya onları sunuyorlar. Çoğu zaman da orijinal radyo reklamlarıyla beraber.
Çok hoşuma gidiyor. Onun içinde ayrı ayrı diziler var işte. Johnny Dollar mesela. Adam sigorta şirketinde çalışıyor ama dedektif gibi.
Veya zamanın dev Hollywood yıldızlarından Humphrey Bogart ve Lauren Bacall'ın bir radyo şovu vardı. Bold Venture. O zamanlar bunlar evlilerdi zaten. Bunlara direkt olarak da ulaşabilirsiniz tabi ama işte bu Big Broadcast şemsiyesi altında yayınlanıyorlar.
Daha kolay. Eskilerden bahsetmişken sırf tarihe odaklanan podcastler var. Benim ilk göz ağrım The History of Rome. Her yerde de tavsiye ediyorum.
179 bölüm sonunda. Koca Roma tarihini anlatan bir amatörün çalışması. İlk bölümleri biraz dengesiz gidiyor ama sonra rayına oturunca çok güzel. Adam da meşru oldu ve Roma'ya ve İstanbul'a podcastin turlarını düzenlemeye başladı.
Ondan sonra çok daha bence iyi bir yapıma imza attı birkaç sene sonra. Revolutions diye bunu her yerde zaten söylüyorum. Dünya tarihindeki belli başlı devrimleri anlatıyor. Epey ayrıntıya giriyor.
Yani mesela Revolutions'ın bir sezonu Fransız devrimi hakkında 60 bölüm mü ne var? Normalde o kadar ayrıntıya bir podcast'e girilmezdi. Yani ciddi kitap okumanız lazım, inceleme kitabı. Fakat genelde çok güzel hazırlıyor.
Ben neredeyse hiç sıkılmadım. Sunucunun stilini de sevdim. Adam zaten işi gücü bıraktı. Evde aynı benim gibi takılıyor.
Biraz daha klasik tarzda bir tarih podcasti. A History of the World in 100 Objects. Yani 100 tane obje var. Bazısı yeni, bazısı eski.
Bunlar üzerinden dünya tarihini anlatıyorlar. British Museum'un bir yapımı. Ben bunu ilk gördüğüm zaman da aynı şeyi düşünmüştüm. Şimdi bu podcastı kaydederken de aynı şeyi tekrar düşünüyorum.
Okullarda normal tarih dersi öğretme metodu bu olmalı. Yani kronolojik bir şekilde tarih ve isim ve savaş ezberlemek yerine manasız aptal aptal şeyler, insanın beyni de öyle çalışmıyor zaten. Onun yerine insanların aklında kalacak bu görsel objeler üstünden belli bir dönemi, belli bir kavramı ve ilişkiler anına anlatmak olmalı. Çok daha iyi hatırlıyorsun bu şekilde ve zevkli de üstüne.
Yine bu stili seviyorsanız BBC'nin bir tarih programı var, In Our Time diye. Birkaç uzman konukla beraber muhabbet ediliyor belli bir konu hakkında. İngilizce pratiği içinde gayet ideal çünkü temiz konuşuyorlar. Geriye kaldı iki tane tavsiye.
Bir tanesi geyik. Ben fazla geyik podcast dinlemiyorum. Mesela... Komedi podcast'ı pek dinlemiyorum.
Veya çok uzun Joe Rogan gibi %80'i geyikle geçen podcast'ları dinlemiyorum. Her Allah'ın günü 2,5 saat ona gömecek vakti yok zaten kimsenin. Ama düzenli olarak her bölümünü dinlediğim bir tane komedi şovu var. O da Wait Wait Don't Tell Me.
Bir yarışma şovu gibi improv komedisi iyi olan 3-4 tane komedyeni podium'a çıkarıyorlar. Abidik gubidik oyunlarla yarıştırıyorlar. Bir de bir noktada da ünlüye bağlanıp onlarla muhabbet ediyorlar falan fiş mekandı. Yani karakterlere alışınca da tadından yenmiyor.
Eğer zamanınız yoksa bence şunu yapın, arada sırada bunlar Best Of yayınlıyorlar. Onları dinleyin gayet güzel. Son vereceğim tavsiyede bir münazara podcasti tavsiyesi, Intelligence Squared. Bu da halen devam ediyor ve çok ünlü isimler çıkıyor buraya.
İşte bu bizde olmadığı için uzaya fezaya çıkamıyoruz tepkisi verdirtecek bir program. Bir konu hakkında birkaç tane uzman oturuyorlar. Birbirine yakın iki masaya. Oxford City ile bir münazara yapıyorlar.
Kendi konuşmaları bittikten sonra da seyircilerden soru geliyor. Onları cevaplıyorlar. Daha sonra da kimin kazandığı ölçülüyor. Bu da şöyle ölçülüyor.
Kim daha çok oyu alıyor diye değil. Çünkü öyle olursa o konudaki popüler tarafı savunanlar hep avantajlı olacaklar. Onun yerine tartışma başlamadan önce seyircilerin oyunu alıyorlar. Kim daha fazla kişiyi kendi tarafına çekmişse o kazanmış sayılıyor.
Yani azınlıkta olsanız bile kazanabilirsiniz. Bu niye önemli? Ben Safsatar Ansiklopedisi'nde de aslında yazmıştım. Bu tip münazaraların etkisi çok sınırlı çünkü insanın doğal tartışma metodu bu değil.
O yüzden de iyi bir münazaracı olmanın etkisini fazla abartmamak lazım. İletişimin çoğu o şekilde olmuyor çünkü. Fakat önemli konularda en azından böyle olması gerekir. Yani bu münazara işini öğrenmek için hem de gerçekten konuları öğrenmek için bence iyi bir format.
Bu listede neredeyse hiçbir bölümünü kaçırmadan dinlediğim az sayıdaki podcastten biridir bu. Şimdi bazılarınız diyecek ki bunların hepsi İngilizce biz ne yapalım o zaman konuşamıyoruz. İngilizce öğrenmek için de podcastler var. Onları tek tek söylemeyeceğim.
Açıklamalara yazdım. Yani oturup altyazılı biçimde Netflix izleyerek de İngilizce öğrenilebilir ama belli bir dereceye gelmeniz lazım ondan verim almak için. Bu podcastler o seviyeye gelmenize daha çok yardım ediyor bence. Sizi böyle birinci seviyeden alıp belli bir dereceye kadar getiren, orada da ondan sonra bırakıp ne haliniz varsa görün diyen podcastler var.
O noktadan sonra artık YouTube'du, Netflix'ti kanatlarınızı çırpa çırpa yuvadan uçarsınız. Tahmin ediyorum bu bölümden sonra ya şunu dinlemedi mi, bunu da mı bilmiyorsun diye bir sürü podcast hastayası alacağım. O kadar çok var ki arkadaşlar hepsini zaten bilmemize imkan yok. Ama ilginç bulduğum tavsiyelerinizi açıklamalara eklerim mutlaka.
Umarım bu medium'un kullanımı artar. Ben podcast'in video tarafından yayınlayacağını düşünmüyorum. Eskiden öyle düşünüyordum. Çünkü videoyu izlediğiniz zaman başka hiçbir şey yapamıyorsunuz.
Öte yandan podcast başka şey yaparken de dinlenebiliyor. O yüzden eski püskü bir format olarak görmemek lazım bunu. Zaten birçoğunuz da dolaylı yoldan bu kültürün yayılması için destek veriyorsunuz. Bu arada Patreon yeni bir şey yapmış, senelik üyelik diye bir şey çıkarmışlar.
Yani ben senin podcasti peşinen bir sene destekliyorum diyorsanız, bu yola benimle baş koyuyorsanız, üyeliğinizi devam ettirirken senelik opsiyonu seçebilirsiniz. İndirim de var %10. Aslında biraz manasız bir şey tabii destekte indirim yapmak ama insan psikolojisi böyle diğer alanlardan öyle alıştığımız için senelik diye bir şey gördüğün zaman bir otomatikman indirim bekliyorsun. Ben de milleti üzmemek için %10 koydum.
Eğer senelik üyeliğe bastınız, ertesi günde pişman oldunuz, ay ben çoluğumun çocuğumun rızkını bu herife verdim dediniz. Kısa süreçinde benimle iletişime geçerseniz ben size onun parasını geri öderim. Bu yeni senelik üyeliğinde ilk üyesi Sinan Güler oldu, çok sağol. En yeniden en eskiye tüm Fularsız Fatihleri sayarsam Emel, Özge Kızıl, Tanzer Bilgen, Ceren Güneş, Elad Azizli.
Birce Başkocak, A.C. Dağlıoğlu, Zafer Ünlüer, Görkem Uyar, Aziz Arif Şanver, Canbert Ovayurt, Can Ender Büyükbaş, Eymen Üçışık, Bebiliku, Furkan Karakaya, Onur Baysan, Alp Şimşek, Merve Yurdagül, Salih Yunal, Savaş Günata, Çağrı Köse, Umutcıkla, Somut Olay Podcast, Nilgün Elibol, Barış Özcanlı, Banu Yelkovan, Kutlay Dede, Yannis Sabahçı, Doğan Can Bahan, Kıvanç Müçek, Çağrı Özkul, Samet, Dumanay Hukuk, Başar Kızıldere, Emrah Öz, Ali Can Albayrak, Çiğdem Şahiner, Erman Korkut, Erdem Gelal, Berk, Anıl Tokdemir, Alper Barkmaz, İsmail Atkurt, Ece Aydoğan, Tunç Mart, Nilüfer Gök, Can Karakuş, Yuli Siz, Işıl Arıcan, Işıl sana da bir koli kitap gönderttim yayın evinden. Artık oradaki distribütörü sen oldun.
Atilla, Özgür Elbir, Dadeli Arslan, Çağrı Özertem, Aydın Kahraman, Başak Purut, Mehmet Han, Mehmet Ünsal, Seküre, Can Emrah Yaldız, Arnold Schwarzenegger, Refik Şekercoğlu, Ali Özbek ve Kemal Akboyun. Hepiniz kendinize iyi bakın. Bir sonraki bölümde Mirgün Cebas geliyor.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.