Podcast

Kapitalizm Öldü Mü 5: Gürman ile Neoliberalizm

Fularsız Entellik

6 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

"Neoliberalizm hakkında bilmeniz gereken" her şey değil bu bölüm. Ama konuğum Gürman yine sazı eline aldı ve konuyu ilginç bir yerden başlattı. Edward Bernays'dan Reagan'a, Ayn Rand'dan Battlestar Galactica'ya uzanan bir neoliberalizm öyküsü.

***



Konular:


(00:45) Monolog: Özet.

(02:30) Diyalog: Edward Bernays, halkla ilişkiler ve tüketici konsepti.

(06:45) Bernays'ın okuru Goebbels.

(08:10) Gallup.

(09:00) Hayek ve Ayn Rand.

(10:30) Julius Caesar'ın popülist sağcılığı.

(12:30) Reagan.

(16:30) Adam Curtis - Hypernormality / Pandoras Box belgeselleri.

(18:30) Kazanıran oyun laneti.

(21:00) "Trickle Down" nedir?

(26:00) Altı nesil önceki dedeler.

(27:45) Altın çağlar.

(30:30) Zenginlik vergisi.

Battlestar Galactica ve kapanış.


.

Fularsız:



BLOG: https://fularsizentellik.com .


EMAİL: https://fularsizentellik.com/takip .


DISCORD: https://discord.gg/8zyNagf



DESTEK: https://www.patreon.com/imTolstoyevski





.

.




Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.730 kelime · ~24 dk okuma

Arkadaşlar bugün konuğum Gürman. Gürman'ı daha önceki bölümlerden tanıyorsunuz. Gelip buraya bıdı bıdı 20 dakika kesintisiz konuştu etti. Bütün benim hard diskimi doldurdu.

Ondan sonra insanlar da kendisini sevdi. Hep bana söylüyorsunuz Gürman'ı getir Gürman'ı getir diye. Getirdik işte bakalım şimdi en iğrenç konuyu anlattıracağız. Kendisinden de nefret ettireceğiz.

Bu konuyu, bu kapitalizm serisinin bir parçası bu. Baya birkaç haftayı yayarak konuştuk. O yüzden hatırlamayanlar olabilir. Liberalizmden aldık bu konuyu.

Transkriptin tamamını oku

Ve işte serbest piyasadır, mülkiyet hakkıdır bu temel öğeleri işleyerek bir noktaya kadar getirdik. Daha sonra bir Osmanlı sapağına döndük. O konuyu zaten sen kendi podcastinde de 42 dakika podcastinde de ayrıntılı biçimde anlattın. Yani Osmanlı bunları yapmadı diye bir kontrast yaptık.

Ondan sonra 1. Dünya Savaşı ve 2. Dünya Savaşı arasında önemli duraklar var. İşte büyük buhran denilen kriz çok uzun sürüyor.

New Deal denen bir şey oluyor ABD'de. Bu işlere karışmayan devletin bir sosyal devlet haline gelme serüveri. Daha sonraki bölümde de İkinci Dünya Savaşı'ndan 70'lere kadarki olan periyodu aldık. Bretton Woods Anlaşması'ndan başladık.

Ondan sonra Marshall Planı'yla devam ettik. Bunun da değişik bir imparatorluk olduğundan bahsetmiştim ben. Ve bunun bir açılımı olarak ABD sadece sağa sola yardım etmiyor. Hani bunlar gelişsin bize pazar olsunlar veya bize güzel mal satsınlar diye.

Aynı zamanda kendi orta sınıfını kaldırmak için de müthiş bir sosyal program ağı kuruyor. Bu noktada siyahlara birazcık ayrımcılık yapıyor. Bunu da ayrı bir bölümde ele almıştım. Şimdi 70'lerde 6.

a bitiyor. O zamana kadar hüküm süren Keynes'in ideolojisi artık yavaş yavaş yerini Friedman'a bırakıyor. Sarkaç bu noktada. Yani biraz daha sosyal programlara dönmüş olan Sarkaç tekrar geriye dönüyor.

Karşımıza Reagan çıkıyor, Thatcher çıkıyor. Sahne bu. Genel hatları böyle kurduk. Eski bölümleri hatırladık.

Sözü Gürman'a veriyorum. Güzel bir özet yaptım. Ben oraya ufak bir şeyler ekleyeyim tamam mı? Biraz böyle zamanı geriye saralım.

Bu işin başında hiç beklemediğimiz bir adam var. Bu adam, Birinci Dünya Savaşı'nda Amerika Birleşik Devletleri'nin savaş propagandası için görevlendiriliyor. Psikolojik savaşı yöneten, teorisini yapan adamlardan bir tanesi. Ve bu adam burada inanılmaz bir tecrübe elde ediyor.

Ve Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra da burada elde ettiği tecrübeyi... ...diyor ki, ben bunu insanlara mal satmak için de kullanmalıyım. Bu adam Edward Barneys.

Edward Barneys'in dayısı Sigmund Freud. Ve o dönemde Sigmund Freud bir teori ortaya koyuyor. İnsanlar rasyonel varlıklar değil, kararlarının önemli bir kısmını rasyonel olarak almıyorlar. Kararlarının çok büyük bir kısmını bilinçaltı düzeyinde alıyorlar.

Sigmund Freud, Viyana'dayken zorluk yaşamaya başlıyor, finansal zorluklar yaşamaya başlıyor... ...ve Edward Barneys'den yardım istiyor. Edward Barneys biraz cimri ama çok akıllı bir adam.

Diyor ki, Sigmund amca ben sana para gönderirim ama daha iyisi senin kitabını Amerika'da çıkartalım diyor. Ve Freud'un özellikle sex üzerindeki teorilerini de kendisinin yakın ilişkide olduğu medya kuruluşlarıyla pompalayarak... ...Sigmund Freud'un ürün tanıtımını yapıyor.

Ve çok başarılı oluyor. O zamana kadar pek bilinmiyor yani Freud Amerika'da. Evet Amerika'da bilinen bir adam değil ve ondan sonra hatta kendisinden... ...üç bin makale yazmasını istiyorlar.

Tanesi bin dolardan. O dönem için inanılmaz bir terif ücreti. Fakat Barney, Sigmund Freud'un çok iyi bir öğrencisi. Birkaç tane büyük şirketle çalışıyor.

Özellikle araba sektöründe en büyük beşçi diye bir gruv var. İşte Dodge, General Motors, Ford gibi firmaların olduğu. Bu adam bunlara diyor ki, siz arabaları yanlış satıyorsunuz kardeşim. Çünkü siz arabaları dayanıklılık, süreklilik, ihtiyaç üzerinden konumlandırıyorsunuz.

O zamana kadar kapitalizm ürünleri kalite üzerinden satıyor hep. Yani bu gömleği giyersen mesela öyle bir şey vardır bizde, evladı yedik gömlek derler. Alırsın 20 sene giyersin. En iyi kumaştandır.

Biraz pahalıdır ama işçiliği iyidir. Halbuki konfeksiyon sektörü şimdi 2 sene bir elbiseyi giy, atmak zorunda kalıyorsun. Paçavro oluyor. Çünkü senin tüketmen gerekiyor.

Artık sen elbiseyi işlevsel olarak algılamıyorsun giysiyi. Şimdi bu adam Amerika'daki büyük firmalara diyor ki, sizi yeniden konumlandıracağız. Ne yapacağız? Araba bir dayanıklılık ya da bir ulaşım aracı değildir.

Araba bir statü göstergesidir. Bu kampanya çok başarılı oluyor. Ondan sonra sigara firmalarıyla anlaşıyor. Ve sigara firmalarına diyor ki, kardeşim pazarın yarısına sosyal statüsü gereği ürün satamıyorsunuz.

Kadınlar ayıp kabul edildiği için, kadınlığa aykırı bir davranış olarak kabul edildiği için sigara almıyorlar. diyor ki sigara firmalarına sigara sadece bir tütün ürünü değil uyarıcı değil kadın özgürleşmesinin sembolü ve çakmak özgürlük meşalesi kadın özgürlüğünün meşalesi hatta birkaç tane ünlü yıldızı tutuyor ve böyle New York'un en kalabalık yerinde gazetecilerin gözü önünde yolda yürürken sigara içtiriyor bunları Otoriteye karşı çıkışın sembolü haline geliyor. Ve bildiğimiz manada bütün reklam enstrümanlarını ve medyayı da kullanarak tarihte ilk defa konsümürü, tüketiciyi üretiyor. Tüketici konseptini üretiyor.

Tüketici bilinçli olarak tüketen biri değil. Kendisini göstermek, ifade etmek, beğenilmek için elindeki değeri tüketen bir varlık. Tarihteki hiçbir siyasal ekonomik ideoloji yalnızca o ideoloji doğrudur ya da birileri söyledi diye hayatta kalmaz. Bizim tımar sistemi tarihin bir döneminde bir ihtiyaca karşılık geliyordu ve bir siyasal sistemi güçlendiriyordu.

O yüzden kurulmuştu. Şimdi Barneys'inki de tuttu çünkü Amerikan ekonomisinin büyümesi gerekiyordu. Bu bir yere kadar tuttu da 1929 büyük buhranıyla ekonomik liberalizmin yani devletin karışmadığı kapitalist ekonominin bütün ışığı söndü ve zaten ne görüyoruz işte Almanya'da Hitler iktidara geldi, İtalya'da Mussolini, İspanya'da Franco bakarsanız liberal demokrasi dünyada neredeyse kalmadı. Birkaç ülke dışında dünyada bu sistemin uygulandığı yer kalmadı.

Fakat Edward Barneys tüketici üzerinden insanların esasında bilinçaltıyla hareket eden varlıklar olduğunu hem şirketlere çalıştığı şirketlere hem de dünyaya ikna etmişti o zamana kadar Edward Barneys'i takip eden bir tane adam var çok meşhur bir adam o da hepimiz biliyoruz çok dikkatli bir okuyucusu Joseph Goebbels Ve Goebbels dedi ki kardeşim eğer insanlar rasyonel varlıklar değilse o zaman demokrasi diye bir şey zaten yalanın önde gidenidir. Ahlaken de yalandır. Bilinçli karar alamayan insanlara seçim tercih süremezsin. Ama insanları bu psikolojik harp yöntemleriyle çerçeveleyip bir yöne yöneltebilirsin.

Ve bunu agresif bir şekilde uyguladılar. Mesela bireyi sürekli kitle içerisinde tutmak. Mesela Goebbels diyor ki akşam yapılan toplantılarda insanların IQ'ları düştüğü için karar alma süreçleri daha etkin olur diyor. Çünkü bizim neyimize karar alırlar diyor.

Şunu nasıl rasyonalize etmişler? Yani tamam yığınların karar alma süreçleri dandik, bilinçli karar vermiyorlar. Biz nasıl bunların üstündeyiz? Biz de bilinçli karar vermiyoruz o zaman.

Yani kendilerini bunun üstünde nasıl tutmuşlar? Şimdi Goebbels'in bu konusu kolay. Çünkü Goebbels hayatı hiyerarşik olarak gören bir adam zaten. Yani bir üstün ırk var.

O üstün ırkın da üstün temsilcileri var. Onlar da bir hiyerarşide. Kendisi Aryanlığın parlak sembolü ve geniş kitleleri, avamı düzenlemek için hayata gelmiş bir adam. Barneys için dersen Barneys de zaten kendisinin de rasyonel olduğuna inanmıyor.

İnsan eksikliklerini bilen ve bunu manipüle edecek kadar bu işin öğrencisi olmaya gönül vermiş bir çırak uygulayıcı olduğunu düşünüyor. Bu arada bir tane daha adam çıkıyor 2. Dünya Savaşı'nda. Bu senin artık işte Franklin Delano Roosevelt New Deal ekonomilerini falan uygulamasına neden olan adam.

O da Gallup. Gallup da Barneys'i takip ediyor. Ama diyor ki insan böyle bir varlık değil. Bu hayvan iyi ile kötü, doğru ile yanlış, kendi çıkarıyla zararı arasında tercih yapabilir.

Ve Gallup araştırmalara başlıyor. Görüyor ki her ne kadar insanlar psikolojik olarak bilinçsiz olsa da kendisine belli sorular sorulduğunda insanlar bir tercihte bulunuyor ve bu tercihler seçim sonuçlarıyla paralel çıkıyor. Franklin Delano Roosevelt de diyor ki abi, gel Gallup diyor ya. Hiçbirbirimizden uzakta kalmayalım.

Kampanyasında da belli bölümlerde, özellikle 2. Dünya Savaşı'nda topluma, Amerikan halkına kabul ettirilmesi noktasında Barneys'den yararlanıyor, politik tercihler yaparken de Gallup'tan yararlanıyor. Adam 4 seçim kazanıyor. Ama bu arada dünyadaki ekonomik ana akım teori değişiyor.

Keynesian ekonomi işte senin anlattığın hakim model haline geliyor. Bu dönem Avusturya'da yaşayan Hayek diye bir adam var. Bu adam da diyor ki kardeşim bak 2. Dünya Savaşı'nda özellikle o yıllarda çıkmış.

Bu kollektif, mülkiyet hakkını tanımayan, insan özgürlüklerini geçersiz sayan anlayış, insanlık için çok büyük yıkımlara neden oluyor. İnsanlığın hem değer üretmesini engelliyor, hem de insanların birbirleriyle çatışma içerisinde sınırlı kaynakları yok etmesine neden oluyor. Ve insanlığı çerçeveleyen İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra da çok büyük tehditler var. Sovyetler Birliği ve kolektif modelini, Stalin'in rejimini çok ağır bir tehdit olarak görüyor.

Bunun dönüşü diyor, liberalizmi yenilemektir. Neoliberalizm esasında hemen hemen buradan çıkıyor. Bu Avusturya okulu, daha sonra Chicago'da Milton Friedman'la falan devam eden, uzun süre kendini anlatmaya çalışıyor. Buna destek veren biri daha var.

O da Amerika üzerinde çok önemli. Daha sonra da küresel çapta önemli olacak. Ayn Rand, Ayn Rand'ın New York'ta kurduğu bir küçük küme çok zeki öğrencilerle dolu ve Ayn Rand devletin tamamen ekonomiden çekilmesini, jandarma devlet haline dönüşmesini bunu yapmayan devletin esasında meşru bir ahlaksızlık olduğunu, meşru kabul edilen bir ahlaksızlık olduğunu söylüyor. Çünkü dünyadaki bütün değeri üreten, emeğiyle, zekasıyla risk alarak, zamanını vererek bireyin, insanın kendisidir.

Ve sen eğer bireyi kolektif bir yapı içerisinde zincirlersen, o zaman yaratıcı insanı kaybedersin. İşte Atlas Seekind'i, bunun kitabı. Silikon Vadisi'ndeki birçok insan da bu kitapla büyülen bir şekilde daha sonra 90'larda karşımıza çıkacak. Bu teorilerin hiçbirisi abi böyle sözde kalsaydı hayat bulamazdı.

Bu teorilerin hayata geçmesine neden olan bir vaka çıktı. Buna Cülcüs Gayyus Sezar sendromu diyoruz. Cülcüs Gayyus Sezar, hayatı boyunca yaptığı bütün seferler, işte Gal Seferi falan var ya, Büyük İskender'den örnek alarak tarihçiler falan götürüyor. Siz beni anlatın, diyor.

Propagandasını bunlara yaptırıyor. İkincisi, Cülcüs Gayyus Sezar'ın ailesi biliyorsun, Sulla tarafından tokatlanmış. arkada kalmış asil bir aile, parası pulu çok sınırlı. Dolayısıyla Julius Gaius Caesar o Roma Cumhuriyeti'ni tutan, optimare dedikleri konservatiflere yaklaşamıyor, popülist oluyor.

Adam popülist sağı icat ediyor. Ve diyor ki siz benim propaganda mı yapacaksınız? Askerlerime de köleler, paralar göndereceğim, Roma'yı besleyeceğim. Roma'da ne kadar popüler olursam ben bu senotodan gücü bu kadar kolay alırım.

Şimdi Franklin Delano Roosevelt dört seçim cumhuriyetçileri tokatladı biliyorsun. Demokratların durup durup muhafazakarları yendiği dönemde muhafazakarlar içerisinde bir grup birleşiyorlar. Diyorlar ki biz bu seçimleri sürekli kaybediyoruz. Bunu kazanmanın bir yolu olmalı.

Neoliberalizm o yol olarak ortaya çıkıyor ve bu adamlar bunu değişik bir paketlemeyle satıp Reagan yönetimine damga vuruyorlar. Şimdi Reagan'a gelmiş olduk yani böyle. Yani şimdi ortada bir popülizm var, arkada bir ekonomik teorik çerçevesi var Hayek ve ondan sonra Friedman'la oluşan işin psikolojik boyutu var. Bir de burada bir politik gerçeklik var.

Yani bunların hepsi ortaya bir artık sinerji diyebiliriz herhalde. Öyle bir şey çıkarıyor. Süper. Şimdi abi buradan sonrası şöyle.

Şimdi Muhafazakar Parti Amerikalılar tarafından çok seviniyor. Özellikle Beyaz Amerikalılar tarafından. Ronald Reagan'ı bir ilk önce öne koyuyor. Çünkü bu paketi satacak bir adama ihtiyaç var.

O yüzden adama The Great Communicator diyorlar ya, Büyük İletişimci. Ama bu paketi kuranların, uzun süre bir kısmı bunlar Pentagon'da, Dışişleri Bakanlığında da görev almış adamlar. Robert Kagan falan gibi, işte Rumsfeld gibi. Bu adamlar Kissinger'a da karşı.

Çünkü Kissinger Vesfalya düzeni denilen bir düzene bağlı bir adam. Onun için diyor ki hiçbir devlet bir başka devletin egemenlik hakkına müdahale edemez. Her devlet dış politikada bağımsızdır. Dolayısıyla Amerika için Çin'le İngiltere arasında temelde bir fark yoktur.

Çin'le de görüşürüm. İşte o zaman pimpon diplomasisini başlatıyor ya. Çıkarlarım neyi gerektiriyorsa onu yaparım. Çin de öyle yaparsa bütün dünya kazanır diyor Kissinger.

Şimdi bu adamlar diyorlar ki özgürlük içerisinde yaşayan bir insanın görevi diğer bütün insanlığı özgürleştirmektir. Demokratik rejimlerin de görevi bizzat kendi demokrasilerini de korumak için realist olarak totaliter rejimlerle mücadele etmek mümkünse yıkmaktır. Bir bu. İki, dediler ki ekonomide... İşte bu Milton Friedmanlar falan orada geliyor,

Hayek vs. Dediler ki ekonomide devleti ne kadar küçük tutarsak... ...bireylere o kadar hak vermiş oluruz.

Kendi ürettiği değeri kullanan insan... ...devletten daha rasyonel kullanır ve bundan toplumun çıkarı var. Ama üçüncüsü, bunlar bir trik yaptı.

İşte o Caesar'ın Populizmi denilen şey o. Bu Washington Konsensusuna bakarsan bu trik yok. O da senin gıcık olduğun, benim de deli olduğum... ...Trickle Down Economics.

en tepedekilerin vergilerini düşürürsek aşağı bu dağılır. Teori bunu zorladığı için demediler. Demelerinin nedeni seçimi kazanmak için gereken finansal güce ve desteğe ulaşmaları gerekiyordu ve Amerika'nın en zengin sınıfına bir vaatte bulundular. Dördüncüsü, bunlar dediler ki kardeşim Sovyetler Birliği bizim düşmanımız.

Ve bir savaş halindeyiz. Ama bu savaş sıcak savaşa dönüşemez çünkü nükleer güç var hepsinde. Fakat Amerikan gücü Sovyetleri tek bir kurşun sıkmadan yıkabilir. Nasıl?

İki tane büyük enstrümanımız var dedi herif. Bir tanesi dış politik enstrüman. Biz daha çok ülkeyle koalisyon kurma becerisine sahibiz. İkincisi ekonomi.

Sovyet ekonomisi de bu arada o dönemde bile Amerika'nın yaklaşık yarısı üçte biri kadar. Bu adamlar bakıp dediler ki biz sert bir rekabet ortamı kurarsak, bu rekabet ortamında monopoller kurulmasına izin vermezsek, piyasa akışkan bir şekilde insanlar rahatça iş değiştirebilse yani insanlar kolayca işten çıkartılabilirse, rekabeti ne kadar sertleştirirsek verimliliği o kadar arttırırız, vergi gelir elde ederiz, ne kadar vergi gelir elde edersek askeriyeye o kadar basarız, Sovyetler bizi takip etmek zorunda olduğu için askeri harcamalarda. Bu yarışı sürdüremez, bu maratonda koşamaz, bayılır gider. Bu arada Condesa Rice falan da var bu işlerin içerisinde, o zaman Stanford'ta.

Ve bunlar bayağı sistematik olarak bunu planladılar abi. Tabi Amerika'da bir takım insanlar bu yüzden işsiz kalacak, yoksullaşacak. Belki evsizler olacak. Onlar da bu büyük dünya mücadelesinde şehitler oldular yani.

Ve esasında başarısız olmadı. Yani işin korkunç tarafı belki de bu. Tekrar diyorum ya bir siyasi önerme ya da bir ekonomik önerme sadece birileri öyle güzel yazdığı için olmuyor. Aralarında biliyorsunuz uzay yarışı var bunların.

Sovyetlerin en büyük gücü nükleer füze. Star Wars projesi şu, ben kardeşim diye uzaya uydular atacağım. Bunlar sen nükleer füze attığın anda havada bunu vuracak. Böylece senin first strike, ilk vuruş, kapasiten yok olacak.

Bu saatten sonra sadece ben seni yok edebilirim. Bu projeyi başlatmak bile Sovyetler Politbürosu'nda yangın yerine çevirdi tabii. Bunun ayrıntılarını bilmiyorum ama hatırladığım kadarıyla bu Star Wars projesi zaten teknik olarak hiçbir zaman yapılabilecek bir şey değildi. Yani şu anda bile yapamıyorsun.

O zamanlar hiç yapamayacaktın. Bunu da bilerek sakladılar Sovyetler kendi kendisine iflas ettirsin diye. İmkan yok. Oradaki zekice taraf şu.

Zaten böyle bir projeyi gizli tutarsın yapacaksan. Adamlar bunun o kadar reklamını yaptılar ki dünyada. Sovyetler de farklı tercihlere neden oldu. Bu arada Sovyetler'in yaptığı bir yanlış tercih daha var.

Afganistan Savaşı'nda Sovyetler Birliği kendi halkına sunduğu ahlaki üstünlük iddiasını kaybetti. Ve bunun kendi halkında, özellikle Afganistan'da savaşa gidenler için çok ağır sonuçları oldu. Savaştan dönenler mesela sisteme olan inançlarını kaybediyorlar. Bu konuda çok güzel belgesel var.

Burada adını söyleyeyim. Adam Curtis'in Hyper Normality diye bir tane belgeseli var. Herkese tavsiye ederim. Bu post-truth dönemin ilk versiyonudur Sovyetler'de yaşanan.

Kurtis'in belgeselleri zaten iyi oluyor. Kurtis önemli bir adam. İnanılmaz. Hepsini o izlemelerini deniyorum.

Mesela bu neoliberalizm serisi hakkında Pandora's Box diye bir tane belgeselleri var. Zannedildiği gibi keşke dünya öyle 5 aile 6 aile yönetse dünyayı. O kadar kompleks şeyler var ki. O kompleks süreçler 5-6 ailenin yapabileceğinden çok daha öngörülemez kötülüklere ya da sonuçlara neden olabiliyor.

Şimdi bu Reagan açısından bak bütün taşlar yerine oturuyor. Bir ekonomide adam siyasal destek ihtiyacı içerisinde. O ihtiyacı içerisinde bunu sağlamak için finansmanın ihtiyacı var. En zengin sınıfla birleştiriyor.

Orta sınıf Amerikalılara vergi indirimi söylüyor. Böylece onların kalbini alıyor. Ekonomik büyüme var sürekli. Amerikan ekonomisi 80'le yani Reagan'ın geldiği dönemle 90 arasında 2'ye katlanıyor.

4. Dış politikada bütün seçmen kesimlerini ve dünyayı arkasına alıp yönlendirebileceği bir manivele var. Açık düşmana karşı son derece tutarlı bir savaş. Ve 5.

Bu teorem üzerinden kendisinin bütün koalisyon unsurlarını da yeniden organize edebiliyor. Ne demek istiyorum? Amerika dedi ki, ya kardeşim sadece benim toplam faktör verimliliğimi arttırmam da yetmez. Nasıl ben varım ve Sovyetler var?

Bunlar iki büyük boksör diyelim. Bir de bunların yancıları var. İşte o zaman İngiltere, Fransa, Amerika'nın, Almanya, Doğu bloku ülkeleri de Rusya'nın yancıları. Diyor ki adam, ben aşağıdaki batı ülkelerindeki toplam faktör verimliğini de arttırırsam, onları da mobilize edersem iki büyük şey satarım.

Batı kültürünü satarım, özenilecek. İki, ben daha etkin bir pazara kavuşurum. Kendi satış yapabileceğim ve daha çok zenginleşeceğim. Bunların hepsi tuttu ve 1991'de Sovyetler yarışa devam edemez hale geldiler.

Çöktükten sonra da batılı anlamda bir rejim kurmak için, işte Yeltsin'in falan hedefi oydu. Dönüşüme başladılar. Amerika dünyada tek süper güç kaldı. Fakat bu iyi bir şey olmadı Amerika açısından.

Şöyle diyebiliriz, kazandıran oyun laneti diye bir şey var abi. Şimdi biz bu oyunu kurduk ve kazandık ya. Bundan sonra Reagan'dan sonra George Bush bu oyunun üstüne koydu. Ve Irak Savaşı'nı açtı.

Gereksiz bir maddi yükümlülük altına girdi. Bill Clinton neoliberalizmi bu Antony Giddens'ın sosyoloji kuramlarıyla ehlileştirmeye çalıştı. Tony Blair'le dediler ki ya insanlar bu kadar da sadece kendi çıkarları doğrultusunda bilinçli ya da bilinç dışında hareket eden robotik varlıklar değil, insanların şefkat duygusu var, sevgi var, merhamet var, türlü türlü huyu var. Biz dediler eldeki kaynakları eğitime sağlığa, emekliliğe, sosyal yardımlara harcarsak, adil bir rekabet ortamı kurarsak, buradan sürekli büyük bir ekonomik yeni bir kalkınma yaratabiliriz.

Niye? Çünkü ben eğitimle beşeri sermayemi esasında zenginleştiriyorum, güçlendiriyorum. Onlara sağlık hizmeti veriyorum, böylece o insanlar kendilerini korunmuş hissediyorlar. Emeklilik veriyorum, iş piyasasından çıktıktan sonra da bir güvenceleri oluyor ve daha rahat yaratıcı niteliklerini hayata koyabiliyorlar.

Sadece kendi vatandaşın değil, sen bu sistemi kurarsan dünyadan da bir sürü insanı kendine çekebiliyorsun. Bu arada dediler ki, artık o turbo kimlik politikaları falan bitmiştir dediler bunlar, neylerine güveniyorlarsa. Yaşam politikaları vardır, tüketim yaparak para harcıyorlar ya, seçmek artık bir alışkanlık oluyor diyorlar. Dolayısıyla daha iyi hastanede istiyor, daha iyi okul istiyor, daha temiz mahalle istiyor, daha büyük güvenlik istiyor.

Küresel şartlar da bilişim devrimiyle birlikte bunu çok destekliyordu ve bu politikalarla Tony Blair çok uzun yıllar sonra İngiltere'de çok ilginç bir istatistik vereceğim. Suç istatistikleri İngiltere'de 2. Dünya Savaşı öncesi rakamlara döndü. Daha mı az daha mı çok?

Daha az. Yani 2. Dünya Savaşı seviyesinden daha az suç işlenen bir ülke oldu İngiltere. Amerika'da da öyle.

Orada da dediler ki özellikle bu Silikon Vadisi çocukları denilen Ayn Rand hayranı bir grup var. Bunlar dediler ki hükümet bizden elini ayağını çeksin. Hiçbir şeye karışmasın. Zaten devlet hiçbir haltı da doğru düzgün yapamıyor.

Yaptığı her şeyi de mutlaka bozuyor. Ekonomiyi de kalkındıracağız, dünyayı da kalkındıracağız. Tek istediğimiz şey hükümet bize hiç karışmasın kardeşim. Bu da işledi bir süre.

Fakat dünya çok dinamik ve çok oyunculu ve çok aktörlü. Her ülke aynı seviyede değil. Yaşanan küresel gelişmeler bu tip olayları bir anda çok etkiliyor. İşte mesela Bosna'da yaşanan savaş.

Arkasından Bill Clinton'dan sonra George Bush geldi ve 11 Eylül olayları. Bill Clinton baktığın zaman çok düzgün bir bütçeyle bırakmıştı yani. Fazla veriyordu neredeyse Amerika'ya da denk bütçeye yakındı yani. Neredeyse değil fazla verdi.

Şimdi aynı ekip Ramsey ve Cheney tekrar geldiler. 11 Eylül olayları oldu adamların elindeki textbook hala aynı. Bu dünya öyle bir dünya değildi. Burada bir araya gireyim.

Bu trickle down'ı birazcık açıklayalım. Ayn Rand'dan da bahsettim. Burada zaten cuk oturuyor. Çünkü Ayn Rand da böyle tepedeki insanları, en yetenekli insanları aşırı yücelten biri.

Toplumu zaten kendileri peşlerinden sürüklerler. Onları serbest bırakın kafasında. Şimdi Trickle Down da şey diyor, ya biz endüstri liderlerine, zenginlerimize... ...yeteri kadar serbest bırakırsak,

vergilerle onları boyunduruk altına almazsak... ...onlar bu ekstra parayla, ekstra sermayeyle o kaynağı en doğru şekilde kullanırlar. Devletten daha iyi bilirler o kaynağı kullanmasını.

Hatta devleti bırak, o kaynağı biz teker teker insanlara dağıtırsak... ...mesela şu anda evrensel temel gelir tartışmalarında olduğu gibi... Onların kendileri için kullanacağından da daha verimli bir şekilde kullanırlar.

Onların yarattığı o ekstra değerle herkes faydalanmış olur. Çünkü o para sonuçta bir şekilde aşağı doğru böyle damla damla gidecek. Trickle down bu arada tabii ki bunu eleştirmek için kullanılan bir, yani negatif anlamlı bir kalıp. Ama tuttu.

O Ayn Rand'dan bahsettiğin için bu araya gireyim dedim. İkisini birleştireyim dedim. Çok iyi yaptın. Şurada bitireyim de topu sana atayım diye şey yapıyorum.

Bu George Bush döneminde yaratılan acayip borçlanma, yaklaşık işte 1 trilyon dolarlık savaş harcaması. Şimdi verdiğin hakkı geri alamıyorsun. Yani vergiyi en tepeye arttırmak, düşürmekten daha zor bir iş. Dolayısıyla tekrar düşür düşür ve bunun mucizevi bir şekilde işlemesini bekle olmadı.

1976'da Amerika'daki en zengin %1 toplam servetin %8.5'una sahipmiş. Bugün %55'lerden daha fazla. Şimdi bu uygulamalar gittikçe yerleşik hale gelirken siyaset yarışı neoliberalizmde kitlendi.

Mesela şöyle ilginç bir istatistik var. Düşün 1970'ler gibi ırk ayrımının çok daha sert olduğu bir dönemde ortalama bir zenci işçi Beyaz Amerikalı'ya göre %21 daha az kazanıyormuş. Şimdi %35'lerde. Bu durum çözülemediği için ve ağır borç yükü de devam ettiği için geniş kitleler siyasete olan ilgilerini kaybettiler.

2008 ekonomi krizi bu neoliberal ekonominin tüm önermelerini yerle yeksan etti. Bizde Tayyip Erdoğan neoliberal politikalarla başladı ve 2008'den sonra dikkat edin Sağ popülist politikalara garantili çünkü o sosyal yapıyı koruyacak, kendisini konsolüde edecek politikalara gittikçe daha fazla saplandı. Zaten kafası da ona yatkın bir adam, yani onu seven bir adam zaten. Avrupa Birliği'ne girmemiz lazım derken daha çok zorlanıyor diye düşünüyorum o dönem.

Diğer taraftan, burada toplu sana bırakayım, demokratlardaki sol popülizm akımı da yeni bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Ama bugün artık neoliberalizmin eski anlamıyla uygulanamayacak olduğunu da hem sağ hem sol kabul etmiş durumda. Evet ne topmuş kardeşim 40 dakikadır konuşuyorsun ya ben ne yapacağım bu topu şimdi patladı söndü. Valla benim bunları ekleyeceğim şu olabilir artık bu teriminde zaten içim boşalmış vaziyette yani kimse tam olarak bilmiyor neoliberalizm nedir.

Genel olarak beraber anıldığı bir takım politikalar var. İşte özelleştirme, piyasaların ve özellikle sermaye biriktirmenin daha rahat olmasına yönelik politikalar. Bu senin bahsettiğin tabii Washington Konsensus'ta belirtilen şeyler. O daha ziyade gelişmekte olan ülkelerin kalkınma planlarıyla ilgili işte IMF programlarıyla falan.

bir dünya görüşü, bir ideoloji olarak bakarsan da bireysel özgürlük onu yücelten bir şey. Şimdi böyle genel bir takım özellikleri var. Bundan sonrası tamamen sapıtıyor. Yani insanlar bunu emperyalizmle eşik anlamlı kullanıyorlar.

Beğenmedikleri ne tür politika varsa ondan özdeşleştirerek kullanıyorlar. Yani neoliberalizm bir küfür haline gelmiş. O yüzden de senin bu ABD merkezi verdiğin bir nevi özet yararlı oldu. Yani insanları bu şekilde anlatmak lazım bu konuyu.

Kesinlikle haksızım. Bak demin dediğine dair bir şey söyleyeyim. Şimdi geçenlerde bir tane haber okudum. Abraham Lincoln'un 6.

kuşak torunu işte ortaya çıkmış. Bununla bir röportaj yapmışlar. Tamam mı? Dedesiyle çok övünüyor.

Aile sırrıymış. Bu zamana kadar kimseye de söylememişler yani. Nazik nazik yaşamış adamı. Şimdi 6 jenerasyon önce dedenin nerede olduğunu bilirsen Abraham Lincoln hukukçu.

Üniversite eğitimi görmüş falan bir adam. Bu liberalizmin şunu bunu anlaman daha kolay oluyor. Ya benim 6 jenerasyon önceki dedem tımarda çalışıyordu. Sipahi bile değildi muhtemelen.

Halkın %97'si köylü. Zaten bizde kamu mülkiyeti var yani özel mülk yok. Dolayısıyla liberalizmi anlamak bizim toplum için çok zor bir şey. Gerçekten çok başka bir tarih anlatısı yaşamak gerekiyor ki neoliberalizmi anlayın.

Şimdi biz de liberalizm neoliberalizm öyle bir hale geldik ya Mehmet Barlas da neoliberal Dick Cheney de neoliberal işte Ayn Rand da ne olabilir mi böyle bir şey yani Mehmet Barlas'la Dick Cheney yan yana nasıl durabilir yani beğenmediğimiz her şeye liboş diyoruz aynısı Rusya'da da var geçen Doğan Gürpınar paylaştı Twitter'da Onlar da Liboş'un Rusçasını söylüyorlarmış. Biz zannediyoruz ki Turgut Özal Neo-Libezm. Doğru. Turgut Özal Washington konsensusunu bir süre uyguladı ama Turgut Özal'ın karşı karşıya olduğu durum Reagan ya da Thatcher'in karşı karşıya olduğu durumdan bambaşka.

Turgut Özal gelişmekte olan bir ülkede İtal ikameci model yerine serbest piyasa ekonomisine geçip küresel sisteme Türkiye'yi entegre etmeye çalıştı. Türkiye 1980'de fakir bir ülkeydi. 1970'de de fakir bir ülkeydi. Size bir haber vereceğim.

1920'de ve öncesinde de fakir bir ülkeydi. Yani biz 18. yüzyılda o treni kaçırdık. Daha yakalayamadık, yakalamaya çalışıyoruz.

çalışmıyoruz da artık. Yani dedik ki Tayyip Erdoğan diyor ki benim o trenle mirenle işim yok, kendi başıma devam edeceğim. Göreceğiz bakalım nasıl, nereye gidecekmiş. Ya burada aslında şey var, hani senin başta bahsettiğin altın çağı eskide mi, gelecekte mi aramak hususu da burada tekrar yüzeye çıkıyor.

Yani adama göre zaten altın çağı eskide. Ama bir yandan da Türkiye şu anda süper güç. Dünyayı yönetiyoruz. Eskiden böyle değildik, gururlanalım.

Yani altın çağı şu anda yaşıyoruz. Bir yandan da işte çılgın projelerde hedef 2035. Gelecekte de bir altın çağı. Yani her daim altın çağı yaşıyoruz biz.

Ya kıskanıyorlar diyor ya. Almanya bizim havalimanımızı kıskanıyor diyor ve bunu inanıyor falan sunuyor. Ama hayal olarak verdiği yer neresi? 15.

yüzyıl, 16. yüzyıl Osmanlısı. Niye orayı veriyor biliyor musun esasında? Ben ideolojik olarak o dönemi bildiğinden de hiç emin değilim.

Ama adamın hoşuna gidiyordur. Bak şunlar çok güzel çünkü. Bütün toprağın mülkiyetinin %97'si devlete ait. Devleti yöneten sorgusuz sualsiz.

Herkesin malına ev koyabiliyor, ağzından çıkan kanun. Kendisini denetleyen hiçbir organ yok. Soylu yok, Feodal Bey yok, hiçbir halt yok. Çevresinde bir tane kendisinin kulu, adı oradan geliyor, kul, köle.

Kendisinin kulu olan bir devlet mekanizması var, onlarla takılıyor. Gelsin rüzgar efil efil gitsin paralar tefil tefil. İstediği iş adamına işte iş adamı yoktu o zaman paşaya veriyor parayı al diyor kardeşim ye bu ziyamet senin. İsterse elinden al diyor kardeşim çok yedin diyor tamam mı?

İsterse veriyor altın küçüğü altın isterse alıyor. Bunu geceleri hayal edebildiğine eminim. Buna yatkın bir adam. Fakat bu sistem dünyada nerede uygulayılsa olsun çökmesinin bir sebebi var.

Bunu kavrayamadığı için ekonomi niye kötü gidiyor anlayamıyor mesela şimdi. Sen oturup 16. yüzyıldaki tımar sistemi gibi 21. yüzyılda modern kapitalizme entegre bir ekonomiyi yönetmeye çalışırsan o para kaçar.

Ondan sonra bakıyor ya Murat Ülker Paşa diyor niye İngiltere'ye taşıdın mal varlığını çok kızıyorum Murat Ülker Paşa'ya diyor. E babam ne yapsın adam? Dolayısıyla şimdi Tayyip Erdoğan'a da neoliberal diyorlar ben çok anlamıyorum. Bu tabi sadece Türkiye'de de değil ABD içinde de böyle kitaptan okumaya çalışırsan işte küçük devlet özelleştirme, diregülasyon bunların hepsini yazıyorlar fakat Bu cumhuriyetçilerin döneminde devletin borçlanmasına bakıyorsun.

Artmış. Gelirler düşüyor çünkü senin de bahsettiğin gibi çılgın bir vergi indirimi yapıyorlar ve onun da büyük dilimi, pastanın büyük dilimi tepeye gidiyor. Şimdi sen orada güzel bir şeyden bahsettin. Verdiğin şeyi geri alamıyorsun diye.

Buna çok somut bir örnek. Bush döneminde, ikinci Bush döneminde geçici bir vergi indirimi yaptılar zenginlere. Obama bunu ya artık eski haline getirelim bakın zaten geçici olarak bunu yapmıştı dediği zaman Sağ cenah bütün medyasıyla, senatosuyla, her şeyiyle Obama'yı komünist ilan etti ya. Yani bir adamın normal merkezi kapitalisten komünizme olan yolculuğu ABD politikasında, güncel politikasında şu.

Vergi dilimi %36 mı olsun, %39 mu olsun? Bu aradaki fark. Yani bu noktadan sonra gidebileceğimiz doğrultu şu, bu serinin adı Kapitalizm öldü mü? Yani ölmedi ama hep böyle şekil değiştiriyor, hep kabuk değiştiriyor yılanın derisini atması gibi.

Bu en son kabuğunu ne zaman atacak ve nasıl bir şekle bürünecek? Tahminlerden biri de bu şey tartışması yani insanları sadakayla belli bir noktaya kadar besleyelim, işsiz olsalar bile tüketici kimliklerini kaybetmesinler diye onlara sadaka bağlayalım. Veya daha köklü bir reform olarak ki ben bu yüzden mesela ABD özelinde Elizabeth Warren'cıydım. En ciddi şekilde finans sektöründe reform isteyen ve bu Wealth Tax'i ciddi ciddi düşünen zenginlik birikim vergisini oydu.

Genel olarak aslında her yerde yara bandıyla çözüm bulmaya çalışıyoruz. O yara bandı da progresif vergi sistemi. Yani sen artık her şeyin sahibisin. ama bari bize her sene birazcık harçlık ver işte birikimine dokunmuyoruz sadece yeni kazandığın para üstünden %36 mu %39 mu %40 mu neyse artık ülkesine göre onu almaya çalışıyoruz ama şunu çok kısa vadede söyleyebilirim Kapitalizmden önce dünyada çok güzel bir sistem yoktu.

Avrupa'da doğmuşsanız çok büyük oranda Feodal bir beyin kölesiydiniz, serftiniz. Osmanlı'da doğduysanız bir Tımar'da çalışan gariban bir köylüydünüz. Tımar'ın siparişine vergi veren, 16. yüzyılda yaşarsanız dağda bayırda ot arayan.

Selçuklular ve Erçuklar bizde aynı. Roma'da durum hiç öyle parlak değil zannettiğiniz gibi yani insanlar bal badem yemiyorlar. Yani böyle dünyanın gerisinde bir altın çağı yok. Eza, cefa var.

Kapitalizmden rahatsız olmakta herkes haklı ama şu 300 senelik hikayemizde dünya nüfusunu 8'e katladı. İlk kez bu kadar çok sayıda insan kendi tercihleri doğrultusunda kendi hayatını biçimlendirebiliyor. İlk kez açlıktan ölenlerin sayısı tokluktan, obeziteden ölenlerin sayısından daha az. İnşallah bunun da dairesine gideriz.

Robotlar diyorum. O kadar konuşup konuşup robotlara mı bağlayacağız ya? Düşün mesela 30 sene sonra bir robot isyanı olduğu zaman, ondan sonra aynı insanların yolundan gidip bir din kuracaklar ve o dinin peygamberi Özgür Demirtaş olacak. O robotlar için efsanevi, mitolojik bir varlık olacak yani.

Çok kötü bir Battlestar Galactica senaryosu değil mi bu ya? Yapay zeka, robotsun, Özgür Demirtaş'a tapıyorsun. Ben o rejime kavga ederim abi. Hiçbir şey için etmezsem bunun için ederim yani.

Muhabbet artık Battlestar Galactica'ya gelmişse... Kapatmak gerekir değil mi? Burada sana güzel bir şekilde güle güle demenin, ayağına sağlık, çok teşekkür ederiz demenin zamanı gelmiştir. Hadi öpüyorum ben de seni, çok teşekkür ederim.

Valla Neoliberalizm'de başlayıp, Ronald Reagan Battlestar Galactica'ya nereden geldik? Çok kıymetli bir dizi ya. Herkes izlesin. Ve şimdi ilk defa tembel bir biçimde geçen haftaki teşekkür kaydımı tekrarlıyorum.

Can Karakuş, Ali Özbek, Nilüfer Gök, Alper Bartmaz, Umut Çıkla, Alp Şimşek, Onur Baysan, Somut Olay Podcast, Çağrı Özkul, Çağrı Köse, Savaş Günata, Salih Ünal, Merve Yurdagül, Kıvanç Mıçek, Doğan Can Bahan, Sabahçı İlyaniniz Kudlaytede, Nilgün Elibol, Barış Özcanlı, Başar Kızılderir, Ali Can Albayrak, Emrah Öz, İbrahim Fırat Dumanay, Samet, Ulysses, Danyal Arslan, Berk Erdem Geral, Erman Korkut, Çiğdem Şahiner, İsmail Atkurt, Anıl Tokdemir, Mehmet Ünsal, Ece Aydoğan, Hasan Basri Keleş, Özgür Elbir, Atilla, Işıl Arıcan, Kemal Akkoyun, Can Emrah Yaldız, Seküre, Mehmet Han, Başak Burut, Aydın Kahraman, Çağrı Öz Ertem, Arnold Schwarzenegger, Alper Barkmaz, Uygar Polat ve Refik Şekercoğlu. Hepinize dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Kısa bir süre sonra görüşürüz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)