
3.113 kelime · ~16 dk okuma
Geçen bölümde bir durum özeti yapmıştık. Testlerden konuştuk, semptomlardan, bulaşmalardan, pandemik endemik farkından, griple karşılaştırmasından. Biraz da felsefe yapmıştık. Organizasyonların aptallığı üstüne, ders almamaları üstüne, onu oluşturan bireylerden farklı olmaları üstüne.
Bir de ufak bir tavsiyede bulmuştum, bu son dakika haberlerinden hepimizin uzak durması lazım demiştim. Devam bölümü olarak da bu işin gelecekteki etkileri hakkında konuşacağımızı söylemiştim. Hah, şimdi ben onu biraz ileriye atacağım. Çünkü bir ihtimal sürpriz bir konukla o konuları konuşacağız, gelecek konusunu.
Tam da o konulara uygun bir konukla. O yüzden onu biraz erteleyelim. Ben araya biraz daha kişisel, hatta biraz daha acil bir konuyu koyacağım. O da şu.
Şu anda etrafınıza nasıl yardımcı olabilirsiniz? Buradaki durumu anlatayım size. Ben Türkiye'de değilim tabii. Üniversiteler zaten kapanmıştı.
Okullar da kapandı bu hafta itibariyle. Restoranlar, kafeler sadece öğle vaktine kadar açıklar. Onda da zaten içeride oturan olmuyor. Paket servisi yapıyorlar.
Müze, sinema, şunlar bunlar hepsi çoktan kapanmıştı zaten. Süpermarketler açık, eczaneler açık. Burasının yapısı Türkiye'ye göre birazcık farklı. Türkiye'de aileler büyük, aile ilişkileri daha sıkı.
Bazen bu insanı bunaltıyor ama bu tip durumlarda bir avantajı var. Yaşlılar yalnız kalmıyorlar. Buradaysa çok fazla yalnız yaşlı var. Süpermarketlere giderseniz birçok ihtiyar görüyorsunuz.
Sırada bekliyorlar. 70 yaşında, 80 yaşında insanlar. Bunların normalde evden çıkmaması lazım veya çıksalar bile parklarda, bahçelerde dolanmaları lazım. Süpermarkette, kapalı alanda beklememeleri lazım.
Bu bir sorun. Bundan baş etmek için paralel girişimler var. Bir tanesini belediyeler yapıyor, yerel hükümetler. İnsanları organize ediyorlar.
Bir tanesinde insanlar kendi kendilerini Facebook üzerinden, Facebook grupları üzerinden daha ziyade mahalle bazında organize oluyorlar. Ve diyorlar ki yaşlılara yemek, ilaç, eczanelerden gereken ne varsa onları dağıtacağız. Şimdi ben normalde oturduğum yerde kimin ne ihtiyacı var, bunu bilemem. Hiçbirimiz bilemiyoruz.
Çok yakınımızda olmadığı sürece komşular. Ama bu gruplardan bir tanesine gittik, kaydolduk, dedik ki her gün iki saatimizi gönüllülük işlerine ayırabiliriz. Saatlerimiz şudur, siz ne derseniz yapacağız. Böyle bir sürü insan var.
Sonuçta millet faydalı olmak istiyor. Evde de oturup ne yapacaksın bütün gün? Bunca iş gücünü, bunca iyi niyeti bir şekilde kullanmak lazım. Doğru yere kanalize etmek lazım.
Böyle gruplar var. Sizin mahallenizde yoksa siz kurun. Veya gidip belediyelerle anlaşın. Onlar için Facebook grubu yaratın.
Arkanızda resmi bir kuvvet olmuş olur. Tabii bunu da adabına uygun yapmak lazım. Kaş yaparken göz çıkarmamak lazım. Yani gidip de yaşlılara bulaştırmayacaksınız bu işi.
Dikkatli bir şekilde yapacaksınız ama normal şartlar altında onların kalkıp 100 kişilik, 150 kişilik süpermarketlerde yarım saat sırada beklemelerinden daha güvenli olacaktır bu. Şimdi bu en basite. Başka aklıma şu geldi. Burada kiraya verdiğim bir daire var.
Bütün kiracılar kaçtılar tabii ki. Bütün yabancılar şehirden kaçtı. Bende de iki tane öğrenci kalıyordu. Yani olaya bak konsolosluktan haber geliyor bunlara.
Diyorlar ki bugün yarın döndünüz, döndünüz. Yoksa bir daha dönemeyebilirsiniz. Biz sizi kabul etsek bile oradaki havaalanı iki üç güne kapanabilir. Böyle bir duyum aldık diyorlar.
Bizimkiler normalde Haziran başına kadar burada kalacaklardı. Apar topar hazırlandılar. Bütün hayatları altüst oldu. Sanki uluslararası casus bunlar.
Kimlikleri açığa çıkmış. Hemen çekmecelerden her şeyi alıp, pasaportları, paraları, şunları bunları her şeyi bavula tıkıştırıp 24 saat içinde gittiler ya. Şimdi böyle bir sürü insan var. Airbnb'den geçinen binlerce insan vardı tabii.
Onlar tamamen patladı. Bütün çünkü turizm durmuş vaziyette neredeyse. Hepsi evini kiraya açtı. Şimdi böyle bir piyasada kiracı bulmak imkansız.
Tam da bu sıralarda bir iki tane grup gördük. Onlar da evlerini sağlık çalışanlarına açıyorlar. Yani sağlık çalışanları eğer hastalanırlarsa veya hastalanmasalar bile sürekli sonuçta hastalarla beraber oluyorlar ya, Eninde sonunda o virüsü kapacaklar. Çoğu belki semptomatik olmayacak ama o virüsü başkalarına taşıyabilirler.
Diyelim bunlar evlerine gidip virüsü yaşlıları veya kronik hastalığı olan yakınlarına bulaştırmak istemiyorlar, korkuyorlar bunlardan. Ama kalkıp başka bir daire kiralayacak halleri yok. Hastanenin bunlara verdiği karantina yerleri çok kötü. Hastanelerde öyle bir kaynak yok.
Alt alta üst üste kalacaklar orada. Bir sürü insan o yüzden kendi dairelerini bunlara açmaya başladı. Biz de bundan etkilendik. Ya dedik, bu şartlarda kiracı aramanın manası yok.
Biz de yardımcı olalım elimizden geldiğince. Tanıdıklarımız vardı hastanelerde çalışan. Onlar aracılığıyla insanlar buluyoruz. Orayı bir karantina merkezi gibi kullanıyorlar.
Sonuçta oradaki eşyalara virüs bulaştırmaları falan bir sıkıntı değil. Nasıl olsa çoğunluğu birkaç saat içinde, hadi en fazla birkaç gün içinde ölüyor virüsler. Gidip orayı dezenfekte edersin. Yani ev sahibi olarak hiçbir riskin yok.
O yüzden boş dairesi olanlar bir şekilde organize olup tanıdıkları sağlık sektörü çalışanlarına bu şekilde yardımcı olabilirler. Hatta hatta eğer otel işindeyseniz, onca oteli, odayı bu şekilde insanların hizmetine sunmak mantıklı olabilir. Tabii bu da bedava bir şey değil. O kadar odayı hizmetine sunacaksan hizmetçi çalıştırman gerekiyor, resepsiyon çalıştırman gerekiyor.
Ama en azından onların maliyetini çıkaracak kadar para istersiniz. Yani bir sürü boş kaynak olacak, bu kaynaklar değerlendirilebilir. Başka bir tane daha aklıma gelen şey bankacılıkla ilgili. Bir sürü yaşlı insan internet bankacılığı kullanmıyor, bizzat gidiyorlar, elden fatura ödemek istiyorlar, yüz yüze görüşmek istiyorlar.
Bu da bir risk ortaya çıkarıyor tabii ki. Bunu nasıl önlersiniz? İnternet bankacılığı hakkında onlara yardımcı olarak. Tabii burada büyük direnç göreceğinizi ben öngörüyorum.
Çünkü bu insanlar bize Angarya'ya gelen işleri bir sosyalleşme aracı olarak görüyorlar. Bütün gün evde oturup televizyon izleyecek hali yok. Dışarı çıkıyor, selamlaşıyor milletle, muhabbet ediyor. Yani o banka işin bahanesi oluyor birazcık.
Zaten o yüzden bu tip şeyleri çözmek zor. Yani insanları koruyacağım diye tamamen eve de hapsedemiyorsun. Eğer alternatif bir sosyalleşme araçları varsa, bir buluşma yerleri, açık alanda özellikle, oraya yönlendirmek daha iyi olur. Gidip bankanın içinde bekleyeceklerini.
Başka bir yardım Facebook grupları var birçok şehirde. Çeşitli ev işleri konusunda insanlar birbirlerine yardımcı oluyorlar. Kısas mantığıyla çalışıyor. Mesela biri diyor ki ben elektrikçiyim.
Elektrikle ilgili herhangi bir sorununuz varsa şu mahallede gelirim 10 dakika 15 dakika bakarım. Onun karşılığı da sen de ona bir şey öneriyorsun. Elinizden ne geliyorsa onları bir düşünürsünüz, onu insanlara önerirsiniz. Tabii burada risk grubundaki insanlara ve yaşlılara önerirsiniz öncelikli olarak ama bu altyapıyı kurduktan sonra bir kere her şey için geçerli oluyor bu.
Bir tablo asacaksın, matkapla duvarı delmen lazım, hiç bilmiyorsun bu işleri. Belki alt komşun biliyor bunları ama haberin yok. Onun matkabı da var, onun için hiçbir sorun değil. Gelip sana beş dakika yardım edecek ama haberin yok böyle bir kaynak olduğundan.
Sen de ona mesela çok güzel ev peyniri verebilirsin. Ev peyniri diye bir şey var mı ya? Ev yoğurdu verebilirsin. Yine bu grupları kullanarak herhangi bir insanda, yakınızdaki insanlarda bir eksiklik var mı?
Stok malzemeleri bakımından. Onu halledebilirsiniz. Yani bir tane rulo tuvalet kağıdı için gidip üç tane süpermarket gezmenin gereği yok. Sizde 20 tane varsa verirsiniz iki tane.
Karşılığında başka bir şey alırsınız. Sizde eksik olan ne varsa. Bunları çok lokal düzeyde halletmek daha verimli olabilir. Uzaktan yapabileceğiniz bir sürü şey var.
Daha değerli hizmetler de buna dahil. Örneğin hukuki danışmanlık. Bir sürü avukat pro bono işler yapıyor. Bir saat, iki saat, bir gün veya neyse ihtiyacı olanlara hukuki danışmanlık sağlayabilirsiniz.
Uzaktan yapılabilecek kim bilir ne tip danışmanlıklar vardır. Ya geçen gün gördüm mesela bizim arkadaşlardan bir tanesi yapıyordu. Skype üzerinden meditasyon dersleri vermeye başlamış. Ders de değil aslında pardon.
Meditasyon grupları kurmuşlar. Birbirleriyle oradan ortak meditasyon yapıyorlar kameradan. Diyor ki ya kendi kendime evde yapacağıma bir saat açtım kamerayı. Ücret mücret de yok.
Milletin stresine de iyi geliyor bu zamanlarda. Ya ne güzel işler işte. Gerçekten de bence herkes etrafındaki risk grubunda olan insanlara faydalı olabilecek şeyler yapabilir. Ama onun ötesinde bunu ben daha geniş bir şekilde düşünüyorum.
Bu altyapıları kurduğumuz sürece hayatımızın çok daha kalıcı ve bence zenginleştirici bir parçası olacaktır. Birbirimize bu şekilde yardım etmek, yakınımızdakilerle iletişim kurmak. Niye biliyor musunuz? Bakın ben bunu daha önceden de bahsetmişimdir.
Gerçi 35 bölüm oldu. Kaçıncısını da bahsettiğimi hatırlamıyorum ama. Basit fikrim şuydu. Biz ulusal ölçekteki haberlerle ve olaylarla gereğinden fazla vakit harcıyoruz.
Gereğinden fazla enerji harcıyoruz. Ve çoğumuzun harcadığı bu enerjinin hiçbir dönüşü yok. Yani çok basit bir örnek sosyal medya olur. Ulusal haberler önüne düşüyor.
Hatta uluslararası ölçekteki haberler önüne düşüyor. Onun üstünden saatlerce tartışmaya giriyorsun. Başkasıyla aranda olan farklar üzerinden kendi kimliğini oluşturuyorsun. Onu kötüleyerek, onu eleştirerek.
Ondan sonra da sürekli o kimliğini onaylıyorsun. Tamam bunu hepimiz yapmak zorundayız bir adliye kadar ama bir noktada da şunun muhasebesini yapmak lazım. Ya ben burada her gün 2 saat 3 saat harcıyorum. Sonunda ne oluyor?
Bu anlattıklarımın kime ne faydası var? Acı gerçek şu ki kimseye bir faydası yok. Yani milyon takipçin olur, tamam o zaman her dediğin şeyin bir dereceye kadar etkisi olur. Ama çoğumuzun öyle bir etkinliği yok sadece oturduğumuz yerden konuşarak, şikayet ederek, yazarak, söyleyerek neyse.
Fakat biz yakınımızdakileri etkileyebiliyoruz. Ne yazık ki en az dikkati de ona veriyoruz. Yani mahalle ölçeğinde mesela hiçbir örgütlenmemiz yok. Çoğumuz için geçerli bu.
Yani tamam birçok şey belediyenin işi. Buluşup da asfalt dökecek halin yok mahalle sakinleriyle. Ama onun ötesinde birçok organizasyon yapılabilir. Kendi sokağınızda kaç tane doktor yaşıyor mesela biliyor musunuz?
Hangi tip doktorlar yaşıyor? İhtiyacınız olursa. Acil bir durum olursa kime başvuracaksınız? Elektrikçi yaşıyor mu?
Avukat yaşıyor mu? Mühendis yaşıyor mu? Bunlardan hiç haberimiz yok. Bunlara biraz zaman harcasak hayat kalitemiz bence artacak.
Yani zaten fizyolojik olarak insan yakınındakilere yardım ettiğinde mutlu oluyor. Daha doğrusu sadece yardım ettiğinde değil yani iyilik yapıp denize attığında pek mutlu olmuyorsun. Ama yardım edince ve yardımının işe yaradığını görünce ve karşıdakinin de müteşekkir olduğunu görünce o zaman mutlu oluyorsun. Ha tamam, ben birine bir iyilik yaptım ve o iyilik yaptığımı da anladı o kişi.
Zamanı gelince o da bana iyilik yapacaktır. Bu hissiyat zaten herkesi mutlu eden bir hissiyat. Yani %99 diyeyim ben. %1 de psikopat olsun, sosyopat olsun.
Onlar pek anlamasınlar bu işi. Tamam, sorun değil. %99 da olumlu. Bu zaten güzel bir şey.
Bir de bir sürü materyal faydası var bu işin yakınımızdakilerle böyle bir ilişki kurmanın. Biz bunlardan tamamen kopmuş bir şekilde yaşıyoruz. Sadece ulusal meselelere odaklıyız. Hiçbir de etkimiz yok o konuda.
Çok dolaylı yoldan ufak tefek etkilerimiz var tabii ama harcadığımız vakti oranla söylüyorum ben. Bunlara aslında birazcık daha sonraki bölümde gireceğim bu krizin kalıcı etkileri konusunda konuşurken. Bundan bahsetmek istiyordum biraz ama yerel komünite havasını yaymak için bence eşsiz bir fırsat. Çünkü ortada ortak bir düşman var.
Ortak bir düşman olunca ötekileştirmeye meyilli olmuyorsun. Arandaki farklılıkları da zaten göz ardı ediyorsun. O düşmana karşı birleşiyorsun. Hazır bu fırsat varken böyle yerel yerel organizasyonlar yapılabilir.
Şimdi bu organizasyonlar tabii ki çok düzgün işlemeyecekler. Şöyle bir sorun oluyor normalde, emekli albaylar gelip domine ediyor orayı. ...veya işi gücü olmayan deliler gelip domine ediyorlar orayı.
Orada da çünkü ufak tefek iktidar mücadeleleri, şunlar bunlar oluyor. Ama böyle bir ortak düşman varsa... ...o zaman onlar da minimuma iniyorlar.
Yani hazır bu fırsat varken o altyapıyı kurmak lazım. Ondan sonra birazcık daha kötüleşecektir. Bu kriz geçince biraz daha oradaki dayanışma ruhu azalacaktır. Bu normal bir şey.
Yine de sıfırdan daha iyidir diye düşünüyorum ben. İki şey daha söyleyeyim. Eğer medyadaysanız... Allah aşkına vaka sayısı arttı, virüs yayılıyor filan haberleri yaparken biraz bağlam verin.
Eğer vaka sayısı ile test sayısını beraber yan yana gösteremiyorsan en azından şöyle demen lazım. Şu ana kadar ki sınırlı testler sonucu tespit edilen vaka sayısı. Bunu demeyince milletin algısı tamamen kayıyor. En bilindik uluslararası medya markalarından işte CNN'den, BBC'den tut.
En dandik YouTuber'a kadar herkes benim gördüğüm kadarıyla bu hataya düşüyor. Bütün bu günbegün paylaşılan vaka artışı ve ölüm grafikleri. İşte biz İtalya'nın 5 gün arkasından geliyoruz, Endonezya'nın 10 gün önündeyiz. Bu tip kıyasların hepsi manasız çünkü kimse aynı oranda test yapmıyor.
Bunların da datası böyle ortak bir havuzdan gelmiyor. Ülkelerden teker teker geliyor. Oturup onları birleştireceksin. Geçen bölümde verdiğim bu Our World in Data kaynağı bu işi zaten yapıyor.
Fakat o bile yeterli değil tek başına. Çünkü herkesin test prosedürü farklı. Kimisi sadece hastaneye geleni test eder, kimisi drive-in testler koyar. Yani arabayla geçerken hop gelip iki dakikada olup gidiyorsun.
Kimisi bunu zorunlu yapar, kimisi rastgele yapar. Hani hiç semptom göstermeyenleri de hesaba katalım, anket yaparmış gibi. Böyle de diyebilirler, kimisi hali hazırda ölmüş insanlara postmortem testler yapabilir. Yani gripten öldüğünü sanıyorsun, test yapıyorsun.
Halbuki koronadan ölmüş. Bunların hepsi ülkeden ülkeye farklı. Takibini de yapamazsınız. Boşuna kafayı yemeyin o yüzden.
Son olarak da kendi tecrübemi bir anlatayım. Dramatik bir şeyler yok. Başka bir şey anlatacağım. Benim çalıştığım okul kapandı tabii ki.
Şimdi öğrencilerle biz uzaktan öğretime geçtik. Bazen birebir, bazen grup halinde yapıyoruz. Bir de genel bir çalışan toplantısı yaptık. O ilginçti işte.
Zoom üzerinden yaptık bunu. Ekranında 15-16 tane kafa beliriyor, herkes konuşuyor. Bu arada buradaki operatörler herkes evden çalışacağı için ekstradan 100 GB kota verdiler insanların mobil telefonuna. O yüzden herkesin interneti tam takır, ekrandan konuşuyoruz.
Şimdi ben bu insanlarla aylardır çalışıyorum. Bazısıyla daha fazla. Hep iş ortamında görüyorum tabii. Bizim iş ortamımız da rahat.
Biraz startup kafası. Ama yine de iş ortamı olduğu için aranda bir kalkan oluyor. Yani birazcık daha profesyonel davranıyorsun. Ya da şöyle söyleyeyim, eğer bir sorunun olsa bile.
Herkese hep güçlü yanını gösteriyorsun, güler yüzlü yanını gösteriyorsun. İşte insanların kıyafeti düzgün, temiz, makyajı var vs. Şimdi evden çalışınca bu aura kayboluyor bir kere. Çünkü bazısı yatak odasında, bazısı kanepeye uzanmış.
Bu imajı yansıtma gereği duymuyor insanlar. Aylardır tanıdığın bu yüzleri, bazısını her gün gördüğün yüzleri ayrı bir ortamda görüyorsun. Bu birazcık senin algını oynatıyor. Ondan sonra oturduk, biz bu yeni hayatımızda ne gibi değişiklikler var, onlardan bahsetmeye başladık.
Bazısı mahsur kalmış değişik ülkelerde. Bir tanesi gitmiş Endonezya'ya. Bu gittikten sonra havaalanını kapatmışlar. Şimdi çıkamıyor.
Turist olarak gitmiş, kim bilir kaç ay kalacak. Biri gitti İngiltere'ye, orada mahsur kaldı. Biri başka bir yerde, biri bilerek kaçtı, aman bir daha görüşemem diye başka bir ülkede karısı yaşıyordu, onun yanına gitti. İnsanlar bunları birbirleriyle paylaştığı zaman bir anda o arandaki bütün mesafe yıkıldı gitti.
Bir tane kız mesela hüngür hüngür ağlamaya başladı. Meğer koronayla falan hiç alakası yok. Çok sevdiği bir akrabası hasta, ağır hasta ve ölecek ama kimse onu umursamıyor. O ana kadar da hiç düşünmemiş onun öleceğini, edeceğini.
Bütün bu muhabbetler vesilesiyle tabii sürekli kriz üstüne döndüğü için muhabbetler aklında o yer ediyor ve bir anda boşalıyor. Biz iş miş konuşmadık iki saat boyunca toplu terapi seansına döndü. Ve herkes bir rahatladıkça da başka şeylerden bahsetmeye başladı. Hayatın anlamından konuşan var, evlenmiş birisi pişman olmuş, diğeri evlenmiş çok mutluymuş.
Ben bu insanlarla yan yanayken bilmediğim şeyleri bu kadar uzaktayken öğrenmiş oldum. Bu kadar uzaktayken onlara ilk defa bu kadar yakınlaşmış oldum aslında. Ve herkes de öyle hissetti. O iki saatin sonunda herkes hafiflemiş.
Neredeyse şey diyeceklerdi, iyi ki olmuş bu diyeceklerdi. Şimdi bunu niye anlattım? Bunu siz de yaşayacaksınız. Yine ortak bir düşmana karşı olan aciziyetimiz yüzünden aramızdaki farkların eridiğini hissedeceksiniz veya aramızdaki mesafelerin kapandığını hissedeceksiniz.
Biraz daha rahat davranacaksınız belki. Ama aynı zamanda daha genel olarak insanların birbirlerinden kopmasına hiç gerek yok. Hatta ben bu sayede aylardır konuşmadığım insanlarla konuşmaya başladım. Buna da bir vakit ayırın.
Günde bir saatinizi ayırın mesela. Bazılarınız belki gençtir daha, sadece 1-2 şehirde yaşamıştır. Zaten arkadaşları yanındadır, çevresi yanındadır. Ama benim gibi biraz daha böyle kopuk kopuk yaşamış insanlar varsa, orada bir öbek arkadaşı var, burada bir öbek arkadaşı var, bizim için aslında tekrardan bir bağlanma şansı.
Ve kimse de ya nereden çıktı bu demiyor. Çok güzel bir bahane çünkü. Biri şimdi yıllar öncesinden seni arasa şu anda. Ya bu muhabbet yüzünden aklıma geldi dese, tersler misin bu insanı?
Vay ne iyi ettin aramışsın diyeceksin. O yüzden açıkçak bana bir sürü e-mail yazan veya arayıp da benim geri dönemediğim insanlar vardı. Bilerek değil yani bir şeyler araya girmiş, unutmuştum. Ondan sonra da belli bir süre geçince bir daha arayamıyorsun ya, artık çok geç oldu diyorsun yani hatırlamana rağmen arayamıyorsun.
Onları şimdi aradan çıkarmak için tam güzel fırsat. Hatta aklıma şunu getirdi. E-mail forgiveness day diye bir şey vardı. Cevaplamadığım, çok geç kaldığım e-mailleri o gün cevaplıyorsun mesela.
Bunun genel versiyonu bu. Ve bu iş uzadıkça bence bunlar artacak. Yani hep derler ya klişedir işte insanlık, internet yüzünden birbirinden koptuğu, sanal dünya yüzünden. Ya o kadar basit değil.
Birçok yönden de birbirine daha çok yakınlaşıyorsun işte. Daha gerçek ilişkilerin oluyor. Genel olarak da şöyle bir son düşünce ekleyeyim. Bu iş ne kadar uzun sürerse, yaratacağı değişimler de o kadar kalıcı olacaktır.
Belli bir noktaya kadar insanlar eski alışkanlıklarını sürdürmekte ısrar edecekler. Sadece insanlar da değil, devletler de, piyasalarda. Belli bir noktadan sonra ama daha kalıcı çözümler ön plana çıkacak ve insanlık bir şekilde adapte olacak. Eğer şu anda çok anziyetiniz yüksekse, ölüm korkusu yaşıyorsanız, risk grubunda olmamanıza rağmen aşırı korku yaşadığınızı düşünüyorsanız, moraliniz çok bozuksa, O zaman en azından bu değişimin heyecanına odaklan.
Bilmediğiniz bir sürü şey olacak şu anda ve bazısının sonuçları gayet pozitif olacak. İnsanların bu kadar çabuk bir araya gelmeleri, bu kadar çabuk karar verebilmeleri, birbirleriyle bağlanabilmeleri de önemli bir şey. Hiç bilinmeyen bir hastalık ortaya çıkıyor. İki hafta içinde hastalık anlaşılıyor, testi geliştiriliyor, genomu işleniyor.
Bir haber vardı, çok yayıldı. Hastanenin solunum cihazlarının parçaları tükenmiş. 3 boyutlu yazıcısı olanlar hastaneye gelmişler, birkaç saat içinde durumu çözüp maskeler üretmişler. Sonradan tabii onların patentini elinde bulunduran şirket bunları tehdit etmiş.
Bu sefer bunları tehdit edince onlar sosyal medyaya gidiyorlar, sosyal medya şirkete tepki gösteriyor. Yani sadece kötü taraflarına odaklanmamak lazım. Gerçekten bir organizma gibi düşünürsek çok hızlı değişen şartlara çok hızlı adapte olabiliyoruz. Geçmiş zamanlara nazaran bir kötülüğün, bir hastalığın yayılması da daha hızlı, ona karşı bir araya gelmemiz de daha hızlı.
Bu durumdan istifade etmeye çalışan çakallara karşı bir araya gelmemiz de daha hızlı ve etkili sonuçlar veriyor. Bunların hepsinin böyle sadece kötü taraflarına bakıp, Allah'ım insanlık çöpe gidiyor, hepimiz öleceğiz, gezegen yok olacak. Neyse, bugündük bu kadar arkadaşlar. Eminim ki sizin de aklınıza birçok şey gelmiştir, gelecektir.
Benimle paylaşırsanız, ben bunu podcast açıklamalarına ekleyebilirim, Twitter'dan duyurabilirim, blogda yazısını yazarım. Bu bölümü dinledikten sonra bir aklınıza gelenleri not alın yani ve bana iletin. Şimdi size komik bir şey paylaşayım. Bana arada sırada mesajlar geliyor.
Teşekkür ediyorsunuz veya eleştiri yapıyorsunuz. Ara sıra bunları paylaşacağım. Mesela bu gelen komime gitti. Merhaba Fularsız.
Başladığın günden beri fantastik bir mutlulukla takip ediyoruz ailecek. Sesin o kadar sakin ki gerçekten dinlerken her seferinde uyuyorum. Nasıl bir iltifat bu ya? Bir podcast yapımcısına beni çok iyi uyuklatıyorsun denir mi?
Ama şöyle devam ediyor. Bir insomnia hastası için bunun ne demek olduğunu tahmin edebilirsin. Bir bölümü dinlemek bazen tahmin ettiğimden daha fazla zaman alsa da, arada uyukluyor çünkü. Çok çok severek dinliyorum.
Teşekkürler. Ben de teşekkür ediyorum. Bununla birlikte son gelen patronlara da teşekkürler. Düşük seviyede destek verenler dahil.
Mustafa Yaşar Rüzgar, Ali Ünlü, Mert Karanlık'ta Gezer, Emre Çolakoğlu, Başar Kızıldere, Mert Can Gürcan, Nazlı Türdü, Erol Can Sayar. Son birkaç günde katılan flarsız destekçiler de bizim olağan şüphelilerinde. Bu sefer de sadece soyadlarını okuyayım ya. Bakalım isimlerini hatırlıyor musunuz?
Akkoyun, Şekercoğlu, Şivarzeleger, Yaldız, Seküre. Seküre'de olmuyor tabi bu. Rehmi deseydim. Ünsal, Mehmethan, Purut, Batun, Kahraman, Özertem, Elbir, Lagalunda da olmuyor.
Arıcan, Polat, Gök, Mart, Aydoğan, Yıldırım, Atkurt, Barkmaz, Tokdemir, Keleş, Berk, Gelal, Ocak, Korkut, Şahiner, Selici, Albayrak, Öz, Çelik, Özbek, Karakuş, Hırçın. Fırçınla da bitirdik güzel oldu. Sağlıklı olun, sakin kalın, az derecede panik yapın. Ben panik yapmayın demem.
Az derecede sorumluluk sahibi olarak panik yapın arkadaşlar. Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.