
7.597 kelime · ~38 dk okuma
Kadınlar gününüz kutlu olsun. Öncelikle kadın erkek hep beraber kutlayın. Hediye mediye satın almak yerine bence beraber bir şeyler yapın ya. Oturup ne bileyim board game oynayın mesela, bisiklete binin.
Neyse önemli olan bir tecrübe paylaşmak. Kadın erkek beraber kutlarsınız. Şimdi geçen hafta ne yapmıştık? Konuğum Gürman ile demokrasiler hakkında konuşuyorduk.
Tarihin sonundan bahsettik. Hani Fukuyama'nın meşhur deyimidir. Sovyet propaganda tekniklerinden bahsettik, demokrasilerin yayılmasından, standart olmalarından bahsettik. Ama Aset'ten bahsettik tabi ki.
Kaldığımız yerde Çin'in geleceğiydi. Şimdi biz bu konuyu kısaca konuşup sonra tekrar başka yerlere atlayacağız. Ondan sonra geri döneceğiz falan fiş mekan. Tüm konular zaten podcastin açıklamalarında yazıyor her zamanki gibi.
Ama ben konumla devam etmeden önce yani bu söyleşinin ikinci yarısına başlamadan önce dayanamayıp biraz monolog yapacağım. Konuşacaklarımızın altını başka bir örnekle dolduracağım yani. Bu örnekte koronavirüsü. Şimdi biz bu söyleşiyi zamanında kaydederken daha ortada böyle bir şey yoktu.
Yani vardı da biz bilmiyorduk diyeyim. Bunun demokrasilerle alakası ne diyeceksiniz? Biraz sabredin. Ben bu virüs haberleriyle fazla kafayı bozmadım.
Her gün sürekli bunu okumuyorum. Babam okuyor mesela, sürekli bana mesaj atıyor. Felaket tellallığı yapıyor. Ama dün ilk defa oturdum, 20 dakikalık bir röportaj dinledim.
Richard Hatchett diye bir doktorun röportajı. Adamın uzmanlık alanı virüsler ve aşı geliştirme çabalarını koordine etmeye çalışıyor. Bu linki de açıklamalara koydum. Bir kere 20 dakikalık kesintisiz bir röportaj dinlemek gerçekten çok güzelmiş.
Aha ne diyordu orada o adam? Birkaç şey söylüyordu. Birincisi ben tahmin yapmam diyordu. Onun yerine risklerden bahsedeceğim ve tedbirlerden bahsedeceğim çünkü bu işin geleceği tedbirlerimize bağlı diyor.
Ama eğer bugün bahis oynamam gerekirse, pandemik yani global olarak yayılma ihtimaline evet diyorum. Endemik ihtimaline, endemik ile epidemik farklı şeyler. Endemik, epidemik pandemiğin lokal olanı. Yani belli bir bölgede yayılmış bir şey.
Endemik ise artık sürekli bizimle olan bir şey. Soğuk algınlığı gibi, grip virüsü gibi. Endemik riski muhtemel. Aşı minimum 12-18 ay ki o zaman olsa bile bir dünya rekoru olur diyor.
Ve ilk çıktığı zamanlarda da zaten öyle bir anda herkese verilecek kadar doz olmayacak. Muhtemelen sağlık personeline verirler. Önce yaşlılara, risk grubundakilere verirler. Yani bize sıra gelene kadar iki senesi var bu işin en az.
Bence en önemli belirttiği şey şuydu. Yayılma hızı artı ölüm oranı bakımından benim gördüğüm en tehlikeli virüs diyor. Ta İspanyol gribinden biri. Yani neredeyse grip kadar hızlı yayılıyor.
Ondan da daha fazla insan öldürüyor. Şu anki oranlar orta yaş ve altı için binde iki civarında ölüm oranı. Çoğu insan zaten fark etmiyor bile. Normal soğuk algınlığı gibi, normal grip gibi geçiriyorlar.
Hastaneye bile gitmiyorlar. Ama burada sağlıklı olsanız bile, yakınınızda bir yaşlı vardır, kronik hastalığı olan vardır, ona bulaştırabilirsiniz. Taşıyıcısınız çünkü. O yüzden hijyene dikkat etmek lazım.
Öpüşüp koklaşmayın fazla. Öksürmesin, hapşırmasını öğrenin kardeşim. Böyle elinizi hapşırmayın bir kere. En gıcık olduğum şey ya, şunu oturup herkese tek tek anlatmaları lazım.
Avuç içine hapşırılmaz. Gidiyorsun sonra onu her yere sürüyorsun. Normalde de yani koronavirüsünü bırak, normal gripte de böyle. Dirsenin içine hapşır.
Çok esneksen dizinin altına hapşır. Ama avuç içine hapşırma. Neyse şimdi bütün bunlar tabii halk sağlığı anonsu olsun. Asıl bizim konumuzla alakalı kısma geleyim.
Şunu diyor, Dünya Sağlık Örgütü yetkilileri Çin'e gittiler, aktiviteleri incelediler ve çok etkilendiler diyor. Genel olarak Çin, Singapur, Hong Kong bu işi iyi becerdi diyorlar. Tabii ki artık kontrolden çıktı ama oralarda insanlar bu işe bir savaş olarak bakıyorlar. Savaş metaforu bu iş için uygundur diyor.
Çünkü topyekun bir tepki gösteriyorlar diyor. Bunu da röportaj İngiltere'de ama uzman Amerikalı ABD ile karşılaştırıyor ve ABD'nin durumunu gerçekten endişe verici görüyor. Merkezi bir sistem yok, herhangi bir strateji yok, daha doğru düzgün ve hazırlıksızlar. Hadi Singapur ve Hong Kong'u boşver, bunlar ada devletleri, şehir devletleri, ufacık yerler.
Yani neredeyse SimCity oynarmış gibi organize etmek mümkün her şeyi. Ama Çin ve ABD arasındaki kıyas önemli. ABD demokrasisini bunca yıldır stabil tutan şey, dağınık olması ve her seviyede kuvvetler ayrılığı bulunması. Ben bundan hep ara ara bahsediyorum.
Bir ara zaten seçim programı da yapacağım bu başkanlık seçimleri yaklaştıkça, o zaman daha uzun konuşuruz. Çünkü oturup şöyle etraflıca ABD siyasetini, politik modelini konuşmak istiyorum. Mesela ben şimdi size söylesem ki en basitinden, Donald Trump Cumhuriyetçi Parti'nin başkanı değildir desem herhalde en azından %50'niz şaşırır. Obama Demokrakların başkanı değildi desem, parti başkanı değil desem şaşırırsınız.
Çünkü bizim gerçekliğimiz de başbakan adayı, başkan adayı olmak demek, o partinin başkanı olmak demek. Şimdi bu dağınık sistem bir şekilde ayakta kaldı. Kaç senedir darbe marbe olmuyor, 200 küsür senedir. Fakat bir de zayıf tarafı var.
Böyle anlık tehditlere karşı organize bir cevap veremiyorsun. Bakın koronavirüsü sanırım 3 aydır ortalıkta. Birkaç haftadır da gündemde yani, herkes biliyor. Çin hala hazırda yüz binlerce vatandaşını test etti.
Birçok Doğu Asya ülkesi on binlerce vatandaşını, yüz binlerce vatandaşını test etti. ABD'de bu sayı kaçtı biliyor musunuz birkaç gün öncesine kadar? Bir tahmin edin. Sanki duyacakmışım tahminlerinizi gibi de bekliyorum.
Beş yüzdü, beş yüzden azdı. Üç yüz otuz milyonluk ülkeden bahsediyoruz bakın. Ve başka bir gezegende değilsin. Yani illaki sana bulaşacak.
Dünyanın her yerinden insanların gelip, sürekli gelip gittiği bir ülkedesin. Sınırların açık. Virüsün bulaşmama ihtimali yok. Ama hiçbir organize adım atılmıyor.
Bir önlem alınmıyor. Salgın hastalıklar merkezi var CDC. Center for Disease Control. Bunlar, Dünya Sağlık Örgütü'nün belirlediği testleri reddediyorlar.
Kendi testlerini uyguluyorlar. Onlar da bozuk çıkıyor. Yani millete bozuk test kiti vermişler. Bu zaten rezalet.
Üstüne bir de test edecekleri insanları da etmiyorlar. Kaç tane haber çıktı bu yönde? Bir tanesini Kore'den mi yollamışlar? Güney Kore'den.
Sende muhtemelen virüs var demiş doktorlar. Çünkü bütün semptomlarını gösteriyorsun normal gribe karşı da negatif çıktın. Bu da gidiyor ABD'ye varınca, kendini de bir karantinaya alıyor kendince. ABD'ye varınca hastaneye gidiyor beni test edin diye.
Diyorlar ki kusura bakmayın sağlık bakanlığının kriterlerine uymuyorsunuz çünkü Kore'de yeterince zaman geçirmemişsiniz. Yeterince zamanım var bu işin. Bir saniyede geçiyor virüs sana. Birkaç gün içinde de zaten semptomların ortaya çıkıyor.
Bunlar kısmen Trump yönetiminin suçu. İki şekilde suçu. Birincisi bu hastalıktan önce yakın zamanda Sağlık Bakanlığından da CDC'den de birçok kişi çıkardılar. Profesyonel, teknokrat çıkardılar yani işten.
Bütçelerini azalttılar. Bu genel bir savaşın bir parçası. Bunlar ideolojik olarak cumhuriyetçiler. halk sağlığı veya çevre sağlığı konusunda devlet girişimlerine karşılar.
Çevre Bakanlığı'nı da Environmental Protection Agency'yi de EPA tamamen parasız bırakmak istiyorlar. Gidip askeriyeye öte yandan bilmem kaç milyar dolar verirler, ekstradan askeriyenin istemediği projeleri bile fonlarlar. Trilyon dolarlık bütçe açığı veriyorlar yani her sene devlet trilyon dolar fazla harcıyor. Ama gidip ondan sonra şuradan 50 milyon tırtıklayalım, buradan 100 milyon tasarruf edelim diye milletin sağlığını riske atıyorlar.
Şimdi patladı. İkinci bir sorun da şu, özellikle kişisel olarak Trump'ı yani cumhuriyetçilerden ayrı tutuyorum, takıntısı borsa. Seçimler yaklaştıkça millet genel olarak aptal olduğu için bu konularda, daha doğrusu cahil değil, ekonomiyi borsadaki tek bir rakama bakarak, yani Dow Jones Endeksi ne kadar olmuş buna bakarak ölçüyorlar, bir de işsizlik rakamına bakarak ölçüyorlar. Bu ikisi.
Herkesin iki rakama kafası basabiliyor. Seçimden yaklaştıkça da bu borsanın rekor kırmış olması, işsizliğin de rekor seviyede düşük olması Trump için büyük şans. Adam bunu kaybetmek istemiyor. Her demecinde, virüsle ilgili her demecinde, hemen hemen her demecinde bir şekilde borsadan bahsetti adam.
İnanılmaz yani. Absürt bir romanda yaşıyor gibiyiz. Şimdi bu şu demek, ta tepeden aşağıya doğru, kurumlara doğru mesaj yolluyorsun. Herkes birbirine bir baskı yapıyor, o komuta zinciri boyunca ilerliyor.
Bu da istenmeyen bir takım etkiler yaratıyor. Şimdi seni tepeden aldığın sinyal, panik yapmayın, borsayı düşürmeyince, orta seviyeli bir yönetici olarak yapacağın şey, fazla koronavirüsü bulgusuna rastlamamak olur. Bunun için de yapacağın şey testleri sınırlamak. Test kriterlerini daha doğrusu sınırlamak.
Bu da mümkün. Sonuçta covid ebola gibi değil. Birçok insan normal grip sanacak, öyle geçirecek. O yüzden yırtabilirsin bu taktikle.
Böyle bir ihtimal var hakikaten. Buna karşılık da, aynadaki aksi de, demokratlar bu olay daha ilk ortaya çıktığında, daha virüs hakkında hiçbir şey bilmeden, kendi çıkarları için iktidara salladılar. Çünkü sistem bunu gerektiriyor, böyle bir partizanlık var. O zaman da karşı tarafta bir direnç yaratıyorsun.
Yani ortada gerçekten somut bir tehdit var, bu işin ilimi bilimi belli fakat bunlar birbirleriyle takışıyorlar. Özellikle de iktidar hatalı. Ama bunun ötesinde sorun sadece yönetimden ve muhalefetten ibaret değil. Bunlar süper insanlar olsalardı bile, o organizasyon müthiş işleseydi, CDC'nin parası olsaydı bile.
Sonuçta yapı itibariyle ABD'de genel bir halk sağlığı altyapısı yok. Ülke çapında bir sağlık sigortası yok federal düzeyde. Kafana göre gidip test olamıyorsun, tedavi alamıyorsun. Herkesin durumu farklı.
Şimdi bu dağınıklığı Çin gibi otoriter bir sistemin reaksiyonuyla karşılaştırın. Tabii ki oradaki aciliyet çok daha büyüktü virüsün çıktığı yer olduğu için ama... Ya siz Wuhan gibi bir şehre, 11 milyon insan yaşıyormuş, 11 milyonluk bir şehre... İki tane Ankara ediyor ya.
Daha da fazla hatta. Zart diye karantinaya alabildiğinizi düşünebiliyor musunuz? ABD'de mesela 11 milyonluk ne şehir var? New York var.
Hani o yine coğrafi olarak çok yoğun bir yer. Manhattan'da bir ada. Belki orada karantina yapabilirsin ama o da sadece Manhattan için. New York'un geri kalanı için değil.
Los Angeles'da böyle bir karantina yaptığını düşünsene. Çin 2 hafta içinde koronavirüs için ayrı bir hastane yaptılar. Gerçi o hastanede hizmete başlamamıştır o haliyle ama 12 gün diyorlardı galiba. En azından inşaatı bitmiş.
Benim izlediğim videodaki doktor da, Dünya Sağlık Örgütü'nün Çin'e gittikten sonraki izlenimlerini anlatan doktor yani. Bu yüzden etkilenmişti. Orada bu iş için topyekun savaş mantığı var. Yani ortak bir düşman var.
Herkes o yüzden yapabileceğini yapıyor. Hiçbir şey yapamayan ellerini yıkıyor. Doktorlar oraya sevk ediliyor, riske rağmen görevini yapıyor falan filan. Bu birlik hissi tabii ki insanlarda ortak bir tehdide karşı her zaman oluşur.
Yani Çin'e özel bir şey değil. Röportajda da bahsedildiği gibi İngilizler dahi İkinci Dünya Savaşı'nda yeterince ortak bir tehdit ve ciddi bir tehdit algıladıkları için birleştiler ve bir kahramanlık hikayesi yazdılar. Tabi o savaşın asıl kahramanlık hikayesi doğu cephesinde yazıldı Ruslar tarafından ama biz batı merkezde anlatıyoruz bu hikayeyi genelde. Yani bu işler için ortak bir tehditle karşı birleşmek için fedakarlık yapmak için illa öyle komünist bir geçmiş olmasına, sistemin otoriter olmasına gerek yok.
Ama yeni çağın tehditleri hakikaten hızlı ve merkezi aksiyonlar gerektiriyorlar. Çin'in de sistemi, politik sistemi buna daha uygun. Sadece kültürel olarak değil kurumların yapılanması buna daha uygun. Bu da önümüzdeki söyleşinin sonunda değineceğim bir libertarianizm muhabbeti var, onunla alakalı.
Libertarian düşünce genelde dağınıklaşma düşüncesidir. Merkezi iktidardan uzaklaşma ve kendi kendini organize etme düşüncesidir. Sistemlerin kendi kendilerini organize edebilecekleri düşüncesidir diyeyim. Böyle bir sorunla yerel, birbirinden bağımsız, organik bir şekilde baş edemezsin.
Yavaş yavaş ilerleyen bir hastalık olsaydı belki yapabilirdin. Ama böyle bir sorunla baş edemezsin. Şimdi ABD'nin dağınıklığını düşünün. Bunun üstüne bir de farz edin, hayal edin daha doğrusu, hiçbir federal şemsiye yapı olmasın, CDC diye bir şey olmasın.
Kaç kat daha kötü olacaktı? Yani kim aşı geliştirecek, kim karantinaya evet diyecek? Şimdi şöyle düşünün, senin bağlı olduğun yerel bir idare var diyelim ki, toplanıyorsunuz ve diyorsunuz ki biz karantinaya karar verdik. Karantina maliyetli bir şey.
Turizm gelirinden feragat ediyorsun, üretimin düşüyor vs. Yan taraftakiler, yan eyalet diyelim, bunlar da diyelim ki karantina kararına karşı çıktılar. Aç gözlükleri yüzünden. Üretimleri devam etti ve bütün parayı onlar kazandı.
Şimdi, sen kendini korumuş olmadın çünkü aranda sınırda geçiş var. Onların aldığı risk, karantina yapmadıkları için aldıkları risk, senin aldığın risk olmuş oldu. Yani onlara yayılırsa zaten sana da yayılacak. Sen boşu boşuna fedakarlık yapmış oluyorsun.
Bunu da önceden öngöreceğin için zaten hiçbir zaman o fedakarlığı yapmayacaksın. Bu klasik bir oyun teorisi örneği. Herkesin inisiyatifine bırakırsan bu tip konuları, millet tek enayi ben miyim der, fedakarlık yapmaz. Öte yandan Çin, Zart diye kararını verdi.
Üretimi durdurdu, seyahati durdurdu, doktorları sevk etti, acil bütçesini oluşturdu, halkı bilinçlendirme kampanyaları düzenledi. Yani Çin gibi görece birçok yeri halen fakir, birçok yeri çürümüş bir sistem bile idealden çok daha uzak, anında aksiyon aldı. Daha dağınık sistemlerde belki uzun vade stabilite olabilir ama ani tehditler karşısında çok savunmasızlar. Hele ki ani tehditlerin long tail denen riski yüksekse.
Atıyorum %99 ihtimalle grip gibi olacak. Ama %1 ihtimalle çok kötü bir hastalık olacak. Çeşitli faktörler yüzünden. Belki mutasyona uğrayacak, belki karantinalar işe yaramayacak, global pandemik olacak, endemik olacak vs.
Sizin evinizi sel basması gibi. Normalde bir gelir gider tablonuz var. Çok çok düşük ihtimalle bir felaket olursa sel gibi, o zaman bütün mal varlığını kaybediyorsun. Gelir gider tablosu da çöpe gidiyor.
Bu long tail risk. Bu tip riskler içeren durumlarda dağınık sistemler özellikle savunmasızlar. Bir kere çünkü böyle bir şey olduğu zaman bütün sistem çöküyor, anında bitiyorsun. Yine bunu ben bir organizma gibi düşünüyorum.
O organizmanın soyu kurmuş oluyor. Şimdi benim bu konularda katıl fikirlerim yok. Zaten daha ziyade bir çerçeve oluşturmaya çalışıyorum. Çünkü bu çerçeve içinde konunun detayına göre alınacak kararlar da doğrusu da yanlışı da değişiyor.
Bugün bu koronavirüs olur, yarın başkası olur. Onun detaylarını da zaten uzmanlar bilirler. Ben böyle genel ve esnek bir çerçeve oluşturayım. Bunun penceresinden önümüzdeki muhabbete bakın.
Bu noktada da söyleşiye geçiş yapalım. Esas soru şu, Çin ne zaman bu gidişata doğru yönenebilir? Çin halkının yüzde 65'i demokratik rejime olumlu bakıyormuş. Ama bu tam olarak ne demek o da önemli.
Yani hani Türkiye'de mesela anket yapıyorsun, soruyorsun işte laik misiniz diye veya şeriatla yönetilmek istiyor musunuz diye insanlar hayır diyor veya laikliğe evet diyorlar. Fakat spesifik olarak soru sorduğun zaman, o leikliğin şartları hakkında spesifik sorular sorduğun zaman, onların hepsine adam hayır, hayır diyor. Yani bir etikete evet demek başka bir şey. O etiketin aslında ne manaya geldiğini açık açık listelersen ve o listeleri tek tek sorarsan, onlara alacağın cevap başka bir şey olabilir.
O rejimin de demokrasi olarak insanlarına neyi anlattığı, neyi pazarladığıyla da alakalı bir şey. Yani biz şimdi Çin'deki ortalama bir insanın demokrasiden ne anladığını bilmiyoruz. Haklısın. Yani ama entegrasyonları da çok yüksek.
Şimdi bugün Çin gayri safi milli hasasının %70'ini özel sektör üretiyor. Çok ciddi sermaye yatırma alıyorlar işte bir kadar Batı ülkelerinden falan. Çin'de de bir değişme eğilim olduğu gözüküyor. Esasında zaten Mao Zedong dönemindeki sosyalizmden çoktan vazgeçtiler.
Yani Çin kapitalizmi diye bir şey var. Bu kapitalist varlık mevcut otoriter yönetimle devam ediyor. Bayağı da iyi işliyor işte ama... Çin gençleri üzerinde yapılan bir araştırma da milliyetçi güdülerin çok arttığı gözüküyor.
Çin kimliği üzerine. Bu da yeni tür bir otoriter rejime imkan tanır. Meşruiyet tanıyacak bir zemindir. Ama bunu şu işin ne kadar süreceğini göreceğiz.
Rusya'nın Putin'den sonrasını daha göreceğiz. Çünkü Putin sonrası için Rusya'nın bir senaryosu var mı, lider senaryosu var mı bunu da bilmiyoruz. Mesela Budapest'e belediyesinin şimdi demokratlar kazandı, muhalefet kazandı değil mi orada? Evet, Türkiye'deki baya paralel bir şekilde gelişmeler yaşandı.
Yani sadece Budapest'te büyükşehir belediye başkanlığı değil, aynı zamanda yerel belediyelerin de epey bir kısmı ve yerel yönetimlerin de epey bir kısmı muhalefete geçti ilk defa. Çünkü ilk defa muhalefet bunlara karşı birleşti. Yani seçimde sahadaki taktiklerin akılcılığı da çok önemli, pragmatizmi. Türkiye'de sanırım bu oldu.
Yani artık yerel seçimlerde herkes iyi bir şekilde örgütlendi muhalefette. Kazandılar ama tabii bütün para muslukları yine iktidara bağlı. Medya organları yine iktidara bağlı. Türkiye'ye çok paralel.
Yani Avrupa Birliği içindeki Türkiye denilebilir buraya. Ya işte bunun da gösterdiği şöyle bir şey var. Her ne kadar sen oturup da bütün medya organlarını kontrol etsen... Bütçeyi kontrol etsen, kickbacks ekonomisini kontrol etsen, yani aldım verdim ekonomisini kontrol etsen, işte ne kadar nepotist olursan ol, netice itibariyle toplumda yaşayan huzursuzluğun sıfır noktasını getiremiyorsun.
Getiremediğin gibi artıyor. Artıyor ve yeniliyorsun. Bu arada bununla ilgili komik bir nokta da var. Yani şimdi yeni otoriten rejimden biliyorsun çok partili hayata karşı değiller.
Putin'in Rusya'sında da, Türkiye'de de, Macaristan'da da çok partili hayat var. Faşizmin en başta, bu Solili'nin yazılarına bakarsanız, Faşizmin en başta çok partili hayatı reddetmesini, yasaklamasını nedeni bugün Orman'ın ve bizim yaşadığımız hikaye. Diyor ki bu Solili, Zaman geçtikçe diyor, her toplum kendi kısa vadeli görüş açısı nedeniyle insanların... ...her toplum kendi yöneticilerine karşı sebepsiz bir öfke biriktirir diyor. Yani başlarına gelen kötü şeylerin,
mesela makro etkiler yüzünden başlarına kötü bir şey geliyorsa... ...atıyorum ekonomik dalgalanmalar yüzünden. Bunları hep kısa vadede değerlendiriyor.
Bir sebep-sonuç ilişkisi arıyor ve faturayı da baştakilere mi kesiyor diyorsun mesela? Evet. Ve diyor ki adam, eğer diyor, ülkenin geleceği, toplumun günlük, gelip geçici hislerine bırakılırsa, o zaman insanlığa yeteri kadar hizmet edemeyiz diyor. Ve İtalya'ya yeteri kadar hizmet edemeyiz diyor.
Tamam mı? Yani diyor ki, eğer ben oturup da benim iktidarım, bugünkü vatandaşlar bir ay, iki ay üzüldü diye bitiyorsa, faşizmin ben vaatlerini gerçekleştiremem diyor. Nasıl kuracağım koca Roma İmparatorluğunu yani? Adam da haklı ya.
Mussolini'yle empati saati. Bu adam çok parti hayata bu yüzden karşı. Şimdi oturup Orman tabii diyemez ki ben Macaristan'da çok partiyle hayatı lağvediyorum diyemez. Ama Mussolini dediği yere geliyor.
Bir faşist doğal olarak ideal haline mecbur kalıyor yani. Çünkü Orman hakikaten bu saatten sonra iktidarda devam etmek istiyorsa artık eskisinden de otoriter. Artık eskisinden de hukuk tanımaz. Artık eskisinden de daha fazla hak ve hürriyetleri baskılayan bir hale gelmek zorunda.
Türkiye için de aynısı geçerli. Ormanla Türkiye'nin, Erdoğan rejiminin, ellerindeki en büyük sıkıntı şu. Bunu yapsalar bile, bunu finanse edebilecek olanaklardan mahrumlar. Hem beşeri sermayeden mahrumlar, hem finans kapitalden mahrumlar. Tabii ve göbekten de bağlılar.
Yani özellikle Macaristan zaten fizik, yani Avrupa'nın ortasında. Finanse olarak da Avrupa'nın ortasında. AB fonları kesildiği anda, kuruduğu anda bu adamlar bitik durumdalar. Yani tabii burada bir... Aradaki fark şu,
finansal bağımlılığın yanında sonuçta bir Macar buradan çıkıp yürüye yürüye Avusturya'ya gidebilir, bir ev alabilir, oturup işe girebilir. Orada bulduğu parayı da geri buradaki akrabalarına gönderir. Bu çok kolay bir şey. Dışarıya giden bir Macar geriye sadece, ülkesine sadece para göndermekle kalmıyor.
Bir takım ideolojiler de gönderiyor. Yani bir takım fikirler de gönderiyor. O yüzden de Orban gibi bir çıkıntı orada çok uzun süre barınamıyor. Dışarıdan büyük bir ideolojik baskın.
kendi vatandaşları, dışarıya çıkan kendi vatandaşlarının getirdiği bir baskı var. Maceristan'ın nüfusu nedeniyle ekonomiye yapılacak 5 milyar, 6 milyar dolarlık bir katkı gerçekten ekonomik bir kalkınma hissi üretebilir orada. Çünkü ekonomi boyutu çok küçük. Türkiye'nin de 40 milyar dolara ihtiyacı var böyle bir etki için.
Yani biraz önce bahsettim, %20 geniş tanımlı. TÜİK istatistiklerine göre %14 işsizlik var. Senin her sene 1 milyon vatandaşın istihdam piyasasına katılıyor. Yani hiçbir şey yapmasan 1 milyon insanı iş bulmak, üretmek zorundasın.
Bir de işsizlik stoğunu aşağı indirmek için senin yılda 40-42 milyar dolarlık bir asgari para ihtiyacı var. Nereden bulacaksın bu krediyi? 10 aylık bütçe açığı 100 milyar lira. Merkez Bankası'nın temetküsünü kullanmalarına rağmen.
Dolayısıyla hani Türkiye'nin de ormanın da bu tip rejimlerin de ellerindeki en büyük sorun Radikalleşme itkisi toplumda mutsuzluk arttıkça çok artıyor. Çünkü iktidarda kalmaları lazım. Ama iktidarda kalmak için kullandıkları yöntemler de bu mutsuzluğu daha yaygınlaştırıyor, büyütüyor, geliştiriyor. Ben sana çok samimi söyleyeyim, bu 31 Març seçimleri temel bir gösterge.
Çünkü mesela Alkara daha muhafazakar bir şehirdir İstanbul'a göre. Daha Orta Anadolu'nunki şehirdir. Şu an yapılsa seçim 56-57'yi görüyor Mansur Yavaş. 56-57'yi görüyor.
Mursa mesela şu an bir seçim yapılsa Mursa'yı Kübret Halk Partisi kazanır. Adana, Mersin falan gibi büyük şeyleri de bu tablonun içerisine eklersek, Türkiye'de bir cumhurbaşkanlığı değişimi çok muhtemel senaryodur. Bu otoriterleşme önündeki eğrinin zaman içerisinde tekrar geriye döneceğini düşünüyorum. Burada ilk sinyali şuradan alacağız.
Trump ikinci dönemi kazanırsa dünyadaki bütün otoriter liderlerin koltuklarında daha sağlam oturacağını söylemek mümkün. Yani bütün Amerikan tarihinde böyle bir lider yok. 300 yıldır incelerim, hayattayım. Gördüğüm en acayip lider.
Yani adam sanki özellikle dünyadaki otoriter liderler güçlensin diye elinden geleni ardına koymuyor. Ama ben yine de bu dalganın da çok uzun süre kalacağına hiç ihtimal vermiyorum. Dünyada özgürlük kazanacak, adalet kazanacak. Bugün birazcık ilginç çünkü bir yandan da Demokrat Parti'de bunlara muhalefet yapan parti de giderek sola kayıyor.
Evrensel temel gelir söylemini açık açık söyleyebilecek bir insan yoktu ya da ona muadil bir söylemi. Bugün Demokrat Parti'den başkan adayı Andrew Yang. Veya Bernie Sanders gibi kendine açık açık ben demokrat sosyalistim. Bunu söyleyebilecek bir insan yoktu.
Artık Bernie Sanders ayrı kodu değil. Elizabeth Warren mesela kadın açık açık zenginlik vergisi getireceğim dedi. Wall Street'e bildiğin açık açık savaş açtı. Eskiden bunlar yoktu yani Obama bile bunlara kıyasla merkeziyetçiydi.
Eğer Trump tekrar seçilirse bundaki önemli bir faktör onun karşısındaki insan olacak, onun karşısındaki insana Amerikan ortalamasının duyduğu tepki de olacaktır. Yani Trump'ın onanmasından ziyade ona karşı çıkan adayın reddiyesi de mümkün. İkincisi de, Trump'ın bu aşırılıkları Amerika'nın bir tarafa doğru kaymasından ziyade, otoriterizme doğru kaymasından ziyade, yani sadece o gerçekliği kanıtlamıyor, aynı zamanda ters tarafa giden başka bir gerçeklik de var ve ülkenin yarısından fazlası da onu destekliyor. Oradaki durum gerçekten karışık.
Yani ABD ne tarafa doğru yöneliyor diye tek bir cevap yok. Oradaki seçimler Amerikan halkının genel ortalama iradesini pek yansıtmıyor. Electoral College ve genel olarak oy bölgelerinin yeniden çizilmesi, yeniden haritalandırılması sonucu, bütün seçimler ve tabii ki genel kutuplaşma sonucu... Bütün seçimler alt tarafı 3-4 maksimum 5 eyalete kalmışlar ve o eyaletlerde de zaten insanların %80'i hangi partiye oy vereceklerini biliyorlar.
Bilmiyorlarmış gibi davranıyor olabilirler ama biliyorlar. İşte gittiler, katolikler bile, protestanlar bile, dindarlar bile blok halinde Trump'a oy verdiler mesela ki en ters adam yani onlar için. Yani oradaki 4-5 eyaletin de içinde ufak bir azınlık bu seçimleri belirliyor. Bu kadar ufak oynamalarla değişen bir sistem üzerinden, bir seçim sonucu üzerinden... ...büyük anlatılar ortaya çıkarmak da birazcık kötü bir şey.
Tabii biz buna çok yatkınız. Hikayeler yazmak istiyoruz. İşte insanlık şu yöne gidiyor, bu yöne gidiyor diye. Ama ben tedirginim böyle büyük dersler çıkarma konusunda.
Ya şimdi seçimlerde göreceğiz. Bir taraftan da işte Trump döneminde ekonomide de Amerika'da Trump'ın en hızlı anlatabileceği bir başarı hikayesi var. İşsizlik oranları çok radikal şekilde düşük. Ekonomi büyüyor.
Amerikalılar da genel olarak oy kullanırken günlük yaşamlarına daha fazla bakıyorlar. Bir de her partinin artık yeteri kadar fanatikleşmiş bir tabanı da var. İki partiye de eşit mesafede durup rasyonel karar alabilen insan sayısı çok düşük. Ve kimileri şey diyor yani Trump dönemi kesinlikle bitti Amerika buna izin vermez diyenler de var.
Trump kesin alır diyenler de var. O da bence çok doğru bir önerge. Yani en son işte Hillary kesin alır diyordum. Ondan sonra patladık herkes gibi.
Son geceye kadar herkes öyle diyordum ve patladı herkes. O noktadan sonra artık bir daha da hiçbir ada için kesin alır diye konuşmamak lazım. Aynen öyle yani. Ama dünyanın geleceğini bu etkiler mi?
Tabii ki etkiler. Çünkü netice itibariyle Amerikalılar 15 trilyon dolarlık dünyanın en büyük ekonomisinin geleceği hakkında karar veriyorlar. Sırf Pentagon'un bütçe 809 milyar dolar bizim gayri safi yurt dışı asabımızdan yüksek. Ellerinde inanılmaz araçlar var Amerikan hükümetinin.
İyilik için de kullanabileceği, kötülük için de kullanabileceği. Amerikan başkanının seçimi dünyadaki genel politik yörüngeyi belirleyen bir seçim oluyor. Ama şunu söyleyeliyiz en azından, demokrasi bitmiş değil, demokrasi kaybetmiş de değil, demokrasi hala daha insan türüne bakarsanız, bunların hepsinin daha fazla iyiliği, daha mutlu yaşadığı, daha özgür yaşadığı, hepsinin daha fazla iyiliği ve hizmet eden tek rejim olarak ortada duruyor. Ha diyen varsa ki, kardeşim yok Ramses rejimi daha güzeldi, bak Mısırlılar var, on bin sene yönettiler, pek de fena değil.
Yani herhangi bir ülkeyi beş bin sene, altı bin sene yönetmek fena bir uzunluk değil. Onlara da hayatlarında başarılar derim. Yani bir Ramses bulamayacaklar. Ya nedir Ramses'le derdin nedir ya Ramses aşağıya Ramses'i çıkarın.
Severim esasında yani bir şey yok da Tiran genel olarak gıcığım. Hele bir diktatörü birebir de ilişki kurarken düşünürsen daha tahammül edilemez o adamlar haline geliyorlar. Düşünsene bir masaya oturuyorsun, Napolyon genel olarak sadece kendisinden bahsediyor. Hitler iki buçuk saat konuşuyormuş abi sadece kendisinden ya.
Bir insan kendisiyle ilgili iki buçuk saat ne anlatabilir ya? Dinlemek zorunda olmasan yemin ederim yani adam seni toplama kampına göndermeyeceğimizden bir sus abi dersin ya. Ve yazık bak bunu bir örnek olarak anlatayım. Şimdi bunun özel kalem müdürü Rudolf Hess.
...Rudolfes de bayılıyor Adolf Hitler'e. Ta ilk, Enestaf'ın ilk başlarına 7 kişi üye varken bir tanesi Rudolfes. O zaman genç bir öğrenci, parlak bir öğrenci Rudolfes.
Ve Hitler karşısında büyüleniyor. Genel olarak da ikinci adam rollerine çok açık bir adam bu Rudolfes. Yani karakteri daha nazik bir adam. Öyle söyleyeyim.
İlla birinci adamlığı isteyen bir adam değil. Ama birinci adamın yakınında olmayı da seven bir adam. Tabi nazariketine daha sonra büyük isimler katılıyor işte. Erman Göring önemli bir savaş kahramanı.
İşte Gobez katılıyor. Ciddi bir stratejisten, propagandacı. Ve o da Hitler'e aşık oluyor bu arada. Ya da en azından kendisini öyle gösteriyor.
İşte Himler var. Çoğu da çok genç yaşında katılıyor. Dikkatli çalışan, çok titiz bir adam ama genel olarak asosyal bir karakteri var vs. vs.
Bormann da bu ekibi Rudolf S. Aracılığı'yla katılıyor. Özel kale müdürü oluyor sonra. Ve bu bildiğimiz o kartal yuvası var ya, onun projesini yürüten ve yapan adam Martin Bormann.
Hitler yalnız kalmayı pek sevmiyor. Martin Morman da Hitler'in gözüne girmek için ara ara parti düzenliyor. Ve Nazi yönetiminin üst düzey yöneticilerini buraya çağırıyor. Ya düşün, devlet aygıtını, yani çağırdığı adamlar bir tanesi de Prusya Şansönyesi, Diezre SS'in başında günlük işleri çok yoğun olan adamlar.
Ve bunlar temelde devleti yöneten adamlar. Ama durup durup Hitler sıkılmasın diye partiye gitmek zorunda kalıyorlar. Partiye gittikleri zaman da Aralarında en güzel Hitler'i en çok mutlu edecek ve o gün Hitler'in onlara övmesine neden olabilecek hediye alma yarışı başlıyor. Kim daha güzel bir hediye getirecek o gün Hitler'e?
Fakat Rudolf Hess ne yazık ki bu konularda çekinik bir adam ve güzel hediyeler getiremiyor abi. Genel olarak yarışta rekabette çok geride kalıyor ve uzaklaşıyor Hitler bundan. Yani Rudolf bana niye güzel hediyeler getirmiyor diye. Martin Bormann da, Rudolf Hess bunun üstünde gibi o zamanlar, ara ara Hitler'e gidip Rudolf Hess'in getirdiği hediyelerin ne kadar kötü olduğunu anlatıyor.
Ne kadar özensiz tecelliyle. Ve bu yüzden Rudolfes'i sistem dışına atıyorlar ya. Ya şimdi böyle yönetilen bir idare. En küçük erinden işte generallerine, tapu memurundan bilmem nesine kadar.
Bu kadar küçük günlük olayların kaprislerine bırakılmış durumda. Şimdi böyle bir yani milyondanca insan da bu adamı garip kaprislerin nedeniyle öldü. Buna izin veren bir rejimi nasıl övebiliriz ya? Evine gelsen zaten Adolf Hitler'le ne konuşacaksın sen?
Mesela sen hayatta konuşmazsın. Sıkılırsın yani bir yandan sonra. Canım bizim kültürümüzde de misafirperverlik varmış. Yani ama kapıdan falan konuşursun gibi geliyor.
Sıkıcı adam çünkü yani gerçekten. Bunlar arasında, bu diktatörler arasında en iyisi gene bu Frederick the Great falan, onlar aydınlanmacı, resimle, sanatla falan ilgili adamlar... Onlarla keyifli bir sohbet olup mümkün yani. O da Voltaire'i biliyorsun, yanında oturup konuşturuyor da Voltaire'den sıkılıyor sonra.
Çok ileri laflar ediyormuş Voltaire, biraz saygısız bir adam işte. Ya sen şey diyordun bana, bu Xi Jinping aplikasyonu var, 100 milyon kişi download etmiş bunu. Hani Hitler'e herkesin hediye alması gibi herkes de bunun aplikasyonunu download edip, onun dediklerini öğrenmiş. İşte ben de podcast'tan önce biraz araştırıyordum.
Ziljingping aplikasyonu çıkmış. E aplikasyonun adı Ziljingping. Büyük lideri öğreniyorum diye. Download edilmesini de parti mensuplarına zorunlu hale getirmiş.
Zaten vatandaşların da download etmesi sağlık veriliyor. Zorunlu değil ama. Yeniden eğitim ufukta gözükebilir. Açık öğretime alınabilirsiniz.
İş dünyasına seni yeniden katmak için. Dolayısıyla şimdi bu aplikasyonu çıkarmış. Aplikasyonda da işte quizler var, sınavlar var. Yani Zijik Bill'in idolüse ne kadar hakipsin, fikirleri ne kadar iyi biliyorsun, quizleri var.
Bu quizleri çözdükçe puan kazanıyorsun. Zijik Bill videoları var, izledikçe puan kazanıyorsun. Arkadaşlarınla paylaşırsan daha yüksek puan kazanıyorsun. İşte belli tarihi olaylar var anlatıyorsun, chapter bitirdikçe puan kazanıyorsun falan.
Ve ne kadar puan kazanırsan da o kadar işte program seni alkış tutuyor sana, bravo ne kadar zilcik bincesin diye. Bunun acaba genel sistemle bir integrasyonu var mı? Yani çok puanı olan insanın mesela kredi faizi falan düşüyor mu? Öyle bir şey yapmamışlar ama herhalde, ben tahmin ediyorum, bu programı yükleyenler kendi bütün iletişim araçlarından, ellerinde bulundukları bütün iletişim araçlarından yüksek puanlarını sürekli arkadaşlarıyla paylaşıyorlardır.
Yani ben sizden daha zilciyip pinciyim demek için. Fakat programı araştırmışlar, program yüklendiği telefona en üst düzey yönetici erişimi veriyormuş. Dolayısıyla istediği program, istediği programı yükleyebiliyor. İstediği zaman mikrofonu açabiliyor, kamerayı açabiliyor.
Senin bütün... Keylogger var programda. Senin girdiğin bütün şifreleri alıyor. İşte senin bilgisayarına da çeşitli veriler yükleyebiliyor.
Dosyalar, dokümanlar, videolar yükleyebiliyor. Yani programı bizzat yüklemiş olmak şu demek, ben gerçekten kendi hayatımı zicikpide ve yüksek liderliğimize emanet ediyorum demek. Yani karısıyla kavga etse evde duyuyor telefon çünkü. Bu şekilde kontrol edilen bir toplumun da mutlu mu, mutsuz mu, huzur içinde mi, huzursuz mu olduğunu söylemek de mümkün değil dışarıdan.
Yani ne çektiklerini Allah bilir. Adam kendi fısıldayarak bile belki evde kendisine söyleyemiyordur yani. ...bu rejim de değilse başka bir şey olsa acaba diye kafasından düşünce geçmesine engel oluyordur.
Ama bu biraz şey gibi bizim için inanılmaz geliyor da o rejim içinde yetişmiş bir insan 5-6 sene sonra reşit olduğunda hayatı bundan ibaret olacağı için belki bizimki gibi bizim duyduğumuz stresi, endişeyi duymayacak bu işler için. Şunu düşün, eski zamanlarda hani özel hayat diye bir şey yoktu ya. Senin özel bir odan yok. Böyle bir evinde tek başına yayılma yok.
Öyle bir şey. Herkes her yerde sürekli aile fertleri. Atıyorum eğer durumun iyiyse köleler, kölelerin yanında sevişiyorsun zaten. Tuvaletler hep ortak.
Yani yalnız kaldığın bir an yok. Özel alanım diye bir kavram yok. Ve insanlar böyle yüzlerce yıl, binlerce yıl yaşadılar. Hiç de eksikliğini çekmediler.
Çünkü öyle bir kavramı bilmiyorlardı, özel alan kavramını. Çin rejiminde yetişen bir insan da belki Xi Jinping'in gözlerinden uzak olmayı hayal bile edemeyebilir ve bu ona mutsuzluk vermez belki. Ya haklısın, böyle bir ihtimal var ama şimdi şöyle hani mesela Doğu Almanya, biliyorsun Batı Almanya'ya geçişleri yasaklamıştı işte, duvar örmüştü. Ve çok ciddi enformasyon kontrolü vardı.
Doğu Almanya'da, Sovyeten Birliği'nde de. Ve genel olarak Batı'dan gelen ziyaretçiler işte özel korumayla Batı'yı aldılar, özel izirlerle. Rusya'dan gidecek heyetler, onların başındakiler falan çok özel seçilir." diye esasında Batı dünyasını görmelerine engel olmak isterlerdi.
Yani kültürler arasındaki etkileşimi azaltmak isterlerdi. Çünkü işte Burjuva demokrasilerinin, sosyalist rejimin insanlarının ahlakını bozacağı yönünde önermeleri vardı. Ama ne oldu? Genelde gördüğü insanlar.
Şimdi Çin ne yaparsa yapsın, dünya ekonomisiyle çok en degre. Demin dediğim rakam o yüzden çarpıcı yani. Toplam gayri safi yurt içi hasasının %70'ini özel sektör üretiyorsa Çin'in, bunların bağlı olduğu ağı da düşünelim. Tabi devlet yetkilileri var, şundan bundan var.
Bu rejimden kazanan milyonlarca insan var yani. Bu rejimin bir boyutuyla içinde olmak nedeniyle. Ama toplumun genelini, batı dünyasını görmesine engel olamazlar. Sorun şu, Batı dünyası şu an pek iyi bir halde değil.
Yani esas mesele bence öyle yaşamaya alışmış olmak değil. Çünkü oradaki insanlar da, 17 yaşında insan farklı düşünüyor, 28 yaşında farklı düşünüyor artık. Oradaki insanlar da zaman içerisinde dönüşecek de, 20 sene sonra Xi Jinping öyle de bilir. Ondan sonra da ciddi bir liderlik sorunu ortaya çıkabilir falan.
Esas mesele şu, bugün Batı'ya bakıp özenmek için pek bir gerekçe yok. Batı iddiasını kaybetmiş durumda. Hayal verme gücünü kaybetmiş durumda. Öyle bir sorun var.
Yani Barselona gibi çok güzel bir şehrin olması, Amsterdam gibi çok güzel bir şehrin olması... ...işte Paris mesela, turistik olarak ancak insanları etkiliyor. Bugün batı dünyasına bakan bir insanın... ...manevi olarak duyacağı bir heyecan göremiyorum ben.
Birkaç tane böyle büyük yatırımcı ya da teknoloji alanına... ...devrim yapmış insan saymazsak işte Steve Jobs, Elon Musk vesaire... Karakterleri de azaldı Batı'nın.
Current Wars diye bir tane film var. İzledin mi? Yok, hayır. Bu Edison'la Tesla ve Westinghouse arasındaki rekabeti anlatıyor.
İşte Direct Current, Alternative Current hikayesi var ya. Hangisi kabul edilecek falan. Ya şimdi orada izlerken çok ilginç bir şey oldu. Filmi bulursan izle.
Çok güzel bir film hakikaten. Bendy Cumberbatch falan oynuyor. Tamamen karanlıkta bir dünya düşün. Gece olunca gerçekten dünya karanlıkta ve gaz lambası ve mum var sadece.
Edison... New York borsasının ortasında, gecenin köründe birden ilk kez elektriği açıyor. Ve orası aydınlanıyor gece. Şimdi bunun yarattığı insan psikolojisinin üzerindeki etkiyi düşünebilir misin?
Edison ben peygamberim demiyor, benim mucizevi yeteneklerim var, işte Allah bana böyle mucizeler yapmaya yetişselerdi demiyor. Yanmaskefen yaptım, okudum, üfledim demiyor. Diyor ki, son derece belli bir tekniği, bir bilimsel önermeyi, deneme yanılma yoluyla, ampirik metotlarla, bilimsel metotlarla çalıştım. Artık karanlığı yardım, aydınlık var.
Gözle görülür bir şey bu. Ondan önce insanlık tarihinde olan bir olay da değil. Şimdi Edison, bütün dünyada bir kahraman kendi yaşadığı dönemde. 1800'ün üzerinde patenti falan var adamın.
İşte sinograflar var, gramofon var, biliyorsun o üretmiş vesaire. Şimdi bu adam bütün dünyadaki bütün insanlığa ilham veren bir adamdı kendi zamanında. Çünkü Edison şu demekti. Sen kendi evinde bireysel olarak çalışarak, illa çok büyük departmanlara sahip olmana gerek yok... ...bilimi ve aklı uygulayarak bütün insanlığı kaderine değiştirebilecek bir sonuç elde edebilirsin.
Ya şu an böyle bir şey diyeceğimiz bir olayla da karşılaşmıyor. Ama bu birazcık artık şey gibi, kendi başarısının kurbanı olmak gibi bir durum. İlhamı verdin insanlara, o sistem kuruldu, o anlayış yerleşti bilimsel bakış açısı ve birçok ilerlemeler kaydedildi. Bir noktada da artık kolay erişilebilen ilerlemeleri bitirmiş oldun.
Yani problemlerin karmaşıklığı arttı. Sistemler de böyle. Buradan bir paralellik çekelim biraz önce söylediğin şeye. Yani Avrupa'nın bugün insanlara bir şey ifade etmiyor oluşu, daha doğrusu insanlara ilham vermiyor oluşu Batı'nın genel anlamıyla, Batı'nın kendi başarısının bir sonucu aslında.
Çünkü Batı'nın değerleri her yere yayıldı. Yani insanlar eşitlendi. Hem ekonomik olarak eşitlendiler görece tabii ki tamamen değil. Yaşam standartları olarak birazcık eşitlendiler Batı'nın değerleri sayesinde ve daha ziyade Batı'nın kültürü de her yere yayıldı.
En başta bahsettik demokrasiden herkes bahsediyor. Suudi Arabistan bile bahsediyor. Ondan sonra serbest piyasa ekonomisini kimse neredeyse sorgulamıyor. Bir şeyler için savaşıyorsun ve o şeyler hakim oluyor.
Ondan sonra sana ne olacak? Artık niyadını doldurmuş bir devrimci gibisin. Ya evet yani mesela Elon Musk ya da Steve Jobs çok büyük şeyler yaptılar. Yani o telefona, internete sokmak, birleştirmek hepimizin gündük yaşam biçimini değiştirdi.
İnsanlar sabah telefona bakarak uyanıyor, akşam telefona bakarak uyuyor. En son baktığı obje o. Çoğu insan siyah küçük bir kutu elinden hiç düşürmeden yaşıyor. İşte ya da Elon Musk'ın yaptığını düşünelim.
Hakikaten Tesla sadece değil yani Mars'a koloni kurmak için füze falan bu çok Bence Paypal daha bile devrimci olabilir. İnsanların hayatına etki bakımından. O kadar ilham vermiyor ama insanların hayatının etkisi çok önemli. Bu müthiş bir şey yani.
Fakat şimdi en küçük bir alanda bir bilimsel değişiklik yapmak için... ...pazarlama departmanı kurman lazım, RG departmanı kurman lazım, tasarım departmanı kurman lazım. Değil mi yani?
Böyle kahramanları da kalmadı Batı dünyasında. Neticede Elon Musk bir tane iş adamı, yatırımcı olarak gözüküyor sadece. Steve Jobs, Apple evet çok güzel ama yatırımcı. Çin'deki adam için Steve Jobs'u mümkün kılan sistemin bir anlamı yok.
Yani ne güzel demokrasiler Steve Jobs'la üretir demiyor. Steve Jobs yaptı diyor. Kendi ülkesinde de Ali Baba'nın kurucusu var. Dolayısıyla o batı 19.
yüzyılda, 20. yüzyılda, Türkiye için ta 18. yüzyıldan başlayan o batının uzaktaki ilham veren görüntüsü kaybolmuştur. Bu da yerelleşme insanın kendi ülkesine bakmasını, milliyetçiliği çok güçlendiriyor psikolojik olarak da.
Çünkü artık enternasyonel karşılıklıktan çıkıyorsun. Yani Japonya'da bir, Güney Kore'de bir, Almanya'da bir ve Rusya'da bir ülke. Şimdi bakarsan fena da değil. Şu an bir Çinli için şu daha çok kolay olabilir yani.
6 trilyon, 7 trilyon yana gelecek de artık 9 trilyon dolarlık kocaman bir ekonomi, çok güçlü bir orduları var. füzeleri var, şunları var, bayrakları var, çincesi var, şu su var, bu su var diye ben başka bir ülkeye örnek alayım ki... Ama işte benim dediğim gibi bu birazcık işte o toplumların, başarılı toplumların başarısının bir sonucu. Sen şimdi bugün gidip de Buenos Aires'te de, Kalkata'da da, işte Sydney'de de aynı mağazaları, aynı dükkanları, aynı yolları, aynı asfaltı, aynı elektriği, aynı sıcak suyu anında çat diye bulabiliyorsun.
Starbucks var her yerde, her yerde temiz yemekler var. Bir noktadan sonra senin dediğin gibi, ya ben daha işte kıçımda don yok, tuvaletim yok. O yüzden de benim sistemim kötü, bu adamlar ise altın tuvalete sıçıyorlar. Demek ki onların sistemi daha iyi.
Böyle bir dengesizlik olmayınca o ilişkiyi kuramıyorsun. Senin demeye çalıştığın bu galiba. E tabii ya. Şimdi Tanzanya'daki adam Güney Kore'ye bakıp belli ilhamlar bulabilir burada.
Ya biz niye böyle yaşamıyoruz etmiyoruz diye. Bir Çinli için, bir Rus için bu iş bu kadar kolay değil. Ha şunu diyebilirim, bugün bu kadar Rusya'yı övüyoruz ediyoruz falan ama Rusya'nın toplam gayri safi milli hasası kendisinden nüfusu 40 milyon daha az olan İtalya kadar. Ve dünya kadar doğal kaynağa rağmen.
Evet yani. Dolayısıyla hani böyle bu kadar övülen sistemler de neticede çok başarılı da değil. Bugün Macaristan'da Polonya belki birazcık daha otoriter sistemler Avrupa Birliği içerisindeki. Rusya da bunları destekliyor.
Ama bak Polonya'da Macaristan'da kalkınmalarını tamamen Avrupa Birliği'nden aldıkları fonlara borçlular. Orbana falan borçlu değiller yani. Mesela Polonya'da, Marshall Park'ta ki durumuyla şimdiki durum. Mesela Güney Amerika coğrafyasında da çok farklı boyutta acılar var.
Yani Amerika'nın desteklediği ülkeler de öyle aman aman yaşamıyorlar bu arada orada da yani. Asabiye diye bir şey var abi, tamam mı? Batuta çıkartmış ya bu kavramı. Asabiye, kendi asabını korumak demek.
Yani işte kendin varsın, ailem var. Bağlı bulunduğu sülalen var, sülalenin bağlı bulunduğu kabile var, onun da bağlı bulunduğu ashab var, tamam mı? Millet yok da, oraya kadar gelmiş adam. Ne olursa olsun, bu kabileler bütün bu Bedevi toplumunda birbirlerine çok sert rekabet içerisindeler.
Dolayısıyla senin kişisel çıkarın, kabilenle farklı düşünsen de artık kabileler için genelindeyse onu körü körüne savunmayı gerektiriyor. Çünkü eğer sen kendi kabilene düşman olursan, gerçekten kabileni yenip yok edebilirler yani. Bu kadar çoğulcu bir tartışma ortamına izin verecek bir şey. Öldürüyorlar çünkü.
Ya şimdi bizde bu asabiye duygusu galiba çok yerleşmiş. Öyle insanlar var ki Stalin'e bayılıyorlar. Aklıma yalim almıyor yani. Ama körü körü de bunu sosyalizm diye savunmanın da stratejik...
faydasını anlamıyor. Yani yok, o da kötü uygulanmış bir uygulamaydı da. Bu hesaplaşmayı yapmak lazım. Belki, evet, mesela Bolivya'da şimdi Evo Morales'le yapılan şey bir darbe.
Amerikan destekli bir darbe. Ama Evo Morales de aynı anda anayasayı çiğnemiş. Kendi çizdiği anayasayı çiğnemiş, değil mi? Seçim sonuçlarında şahibi olduğuna yönelik çok ciddi iddialar var.
Bunların doğru düzgün araştırılmasına da engel olmuş. Hepsini bir arada söyleyebiliriz. Sosyalizmi savunan bir insanın illaki Madura'yı savunma zorunluluğu yok. Ne olursa olsun kapitalizmi savunmak da kapitalizm açısından bu arada faydalı değil.
Ya işte Amerika'da apaçık gözüküyor. Gerçekten gelir adaletsizliği korkunç bir seviyede. Kanada'da böyle değil. İngiltere'de bu kadar değil.
Gerçekten insanlar çok da evvel sağlık hizmetlerinden yoksun bırakılmış durumdalar. İngiltere'de buna karşı mesela İngiltere'de kapitalist bir toplum. Ama dünyanın en iyi sağlık sistemlerinden bir tanesi var değil mi? Hatta hastaneye gittiğince sana para veriyorlar.
Şu ikisini de aynı anda söyleyebiliriz veya benim tarafıma yakın olanın da hatalarını söyleyebiliriz dersen... ...karşı tarafta senin bu yaptığın makuliyete karşılık vermez de fanatikliğinde ısrar ederse... ...bir noktada artık kaybediyorsun onu.
Yani senin neslinde olmasa bile bir sonraki nesili tartışmada o adam gibi fanatik oluyor senin tarafta. Konu sadece sosyalizm ve kapitalizm yahut otoriter rejim ve liberal rejimler bağlamında geçerli değil. Hemen her konuda böyle zaten. Yani bu insanlar bu işin karmaşıklığını göremiyorlar, karmaşıklığını gören insanlar da bu kadar baz tartışmalara girmiyorlar.
Yani kalkıp da ben böyle fanatik gibi yumruğum havada bağırıp çağıramam insanlara karşı, sıkılırım bir noktadan sonra. E tartışmalarda da bir noktada o azınlıkta olsalar bile sesleri çok çıkan tipler ortaya çıkıyor ve onlar arasında oluyor. Eğlenceli bir noktaya getireceğim. Şimdi Gümüşhane ilçemizde, ilimizde, Buzul Çağı'ndan kalan 12.000 yıllık bir göl var.
12.000 yıl. Bu gölün dibine Roma İmparatorluğu dönemindeki Apolloniaris Lejyon'un hazinesini saklamış. Biz de burada definin aramak istiyoruz.
Şimdi valilik alıyor, ilgili başvuruyu, tabii ilgili kurullara gönderiyor, görüş alacak. İl Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu var, Trabzon Bölge Müdürlüğü var, Müze Müdürlüğü var, Gümüşhane Müze Müdürlüğü falan, hepsinden görüş alınıyor. Görüş alınan kişilerin hiçbir tanesi Google'a bile bakmıyor. Çünkü Google'a baksan, dipsiz göl, yaz 12.000 yaşında,
Apollyonaris Lejyonu arasınlar, Kapadokya'da kurulmuş, Oktavius döneminde kurulmuş, 167 yılında da faaliyetlerine sormayın. Yani en iyi ihtimalle 1900 yıl önce yaşayan bir grup asker, işe gücü bırakacak, Gümüşhane'deki dipsiz yörünün dibine hazine koyacak ellerindeki tekniklerle. İzin veriyor koruma kanunu, diyor ki arkeolojik bir sakıncası yoktur, tabiata da bir sakıncası yoktur, doğal bölgeye de bir sakıncası yoktur diyor. Bu adamlar gidiyor İçişleri Bakanları'nın bir temsilcisi, bölge müze müdürü, Kültür Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu'ndan bir temsilci memurla, gözetiminde gidiyorlar, kocaman iş makinalarıyla göle giriyorlar, gölü kurutuyorlar.
12 bin yıllık gölü ya. İçinde hazine bulunmuyor, sonra üstüne kum döküp çıkıyorlar. Şimdi bak, bu kadar büyük bir fecaati bir insan niye savunur? Ya bırak kardeşim sen AKP'ye oy verebilirsin.
Bayılıyor olabilirsin. Tayyip Erdoğan'a aşık olabilirsin. Bilmiyorum. Kendi dünya görüşün şudur budur.
Ya bir insan bu 12.000 yıllı bir gölün kurumasını hata yaptılar dersin ya. Oradaki memur, kamu görevlisi hata yapmış dersin. Bunu niye savunuyor?
Bunu niye sanmıyorsun? Çünkü yani insanlar için tutarlı olmak, tutarlı gözükmek daha doğrusu doğru olmaktan, haklı olmaktan daha önemli ne yazık. Böyle evrimleşmişiz, bizim bug'ımız bu yani. Ama bu bütün türümüzün üyelerinde de yok.
Bu öyle değil gerçekten. Ben Türkiye'de 90'larda da yaşadım, sen de yaşadın. İşte biliyorsun koalisyon dönemini. O zaman Turgut Ozan'ı seven olurdu.
Yanlış yaptığı zaman, yanlış yaptı derdi Ecevit'i seven olurdu. İşte ne bileyim Erdoğan'ı seven olurdu. Değil mi? Çevrimizde vardı yani.
Mesut Yılmaz'ı seven olurdu. Bir iktidarın yaptığı Türkbank skandalına ana vatan partililerde, DHP'lilerde, MHP'lilerde, Refah partililerde, CHP'lilerde, SÖP'lilerde, herkesle karşı çıktı yani. Yani sanki bunu bile kabul etse, o iktidar, sahip olduğu iktidar yıkılacakmış gibi davranan insanlar var. Çok ilginç.
İkinci yönü, çürük çarık bir demokrasimiz var, doğru mu? Yani her boyutuyla eleştirebiliriz, işte basın özgürlüğü yok, şu yok, bu yok falan filan. Ya bu çürük çarık demokrasi bile Bu konuda işledi, toplum bu konudan bilgi sahibi oldu, milletvekilleri konuyu meclis gündemine getirdiler ve valilik bu izni veren kamu yöneticilerini görevden aldı ve haklarından soruşturma başladı. Bak bu çürük çarık demokrasi.
Çin Halk Cumhuriyeti'nde olsaydı bu olay bundan bahsettiğimiz için iş piyasasına uygun olmadığımız gerecesiyle kendimizi bir yedir kapıda bulabilirdik. Gönüllü olarak ama yanlış anlaşılmasın ya. Kendi isteğimizle gidiyoruz. İşte aradaki fark budur diyerek konuyu bitirmiş bu.
Başka bir bölüme saklayacaktım ama birazcık önden şey yapayım. Şuna aşırı gıcık oluyorum. Senin dediğin bu şey çok önemliydi bu örnek. Çünkü insanlar kendi içinde yaşadıkları sistemin rahatlığına alışıyorlar ve bunu kanıksıyorlar.
İngilizcede take for granted diye bir deyim var. Ağzımda ekmek varken konuşuyordum. Yani senin her şeyi hak ettiğini, onun hakkında düşünmediğini, onun farkında bile olmadığını, o avantajların, bunu anlatan bir terim. Şimdi bizim yaşadığımız çağ da böyle.
Biz bir sürü şeyi dedelerimize göre, teknolojik gelişmelerden bahsetmiyorum sadece, sosyal haklar olarak da bahsediyorum. Dedelerimize göre, onların dedelerine göre çok daha iyi durumda yaşıyoruz, tecrübe ediyoruz. Ve sanki hep böyleymiş gibi. Bu kendiliğinden olmuş gibi düşünüyoruz.
Bunun sebep-sonuç muhasebesini de pek yapamıyoruz. Şimdi bu sistem için de bu sistemin... ...getirdiği bir takım sakatlıklar var.
Kendi tecrübe ettiğimiz bir takım sakatlıklar var. Bu işte küresel ısınma gibi... ...devasa boyutlarda da olabilir.
Lokal yolsuzluklar da olabilir. İnsanlar şimdi kalkıp da buna işte... ...bakın bu... ...liberal değerlerin... ...demokrasinin aydınlanmanın... ...yozlaşmasıdır ve bunların doğal sonucudur diye teşhis koyuyorlar.
...o güzelliklerinden faydalanıp nembalanıyorsun, şikayetlerini de dile getirebiliyorsun... ...ve bazı durumlarda da, hepsinde olmasa bile bunları çözebiliyorsun.
Fakat Çin gibi bu sistemin kısmen dışında olan, tamamen değil de kısmen dışında olan... ...bir alternatife de bakıp bazı durumlarda bunu romantize ediyorsun, bunu yüceltiyorsun. Ama abi aynı şeyi orada yaşasan on kat beteri olacaktı.
İşte senin dediğin, yaptığın şaka gibi. Yani gerçekten de, şaka değil aslında gerçekten de, toplama kampına gideceğiz. Sanki bizle dalga geçermiş gibi işte gönüllü yeniden eğitim kampı diye isimlendiriliyor. Bu kadar büyük bir saçmalık bizim sistemlerde yok.
İnsanların sahip oldukları şeylerin değerini bilmemeleri... ...ve sebep-sonuç ilişkilerini doğru kuramamaları yüzünden... ...çok daha kötü ve saçma sakat sistemleri,
bu kadar övmeleri beni deli ediyor. Bu insanları hakikaten kulaklarından tutup... ...götüreceksin Çin'e, o Uygurların olduğu yere.
Orada bir ay staj yapsınlar bakalım gönüllü işlerde. Aynısını bak ben Libertaryenler için de düşünüyorum. Benim bir takım bazı konularda Libertaryen bir yanım var. Ama kapsamlı bir ideoloji olarak savunanlara...
Şunu diyorum, arkadaşlar devletin rolünün olmadığı veya çok ufak olduğu bir sürü ülke var, bir sürü coğrafya var. Afrika dolu böyle yerlerde. Orta Doğu dolu böyle yerlerde. Afganistan'ın %80'i böyle.
İçinde yaşadığın sisteme ekmek yediğin kaba tükürme manasında söylemiyorum kesinlikle. Tam tersine onu daha çok eleştirmen lazım ama... ...insanlar bir noktadan sonra neden bu lükslere sahibiz bunu tamamen unutuyorlar.
Bunu sanki eşyanın doğal hali, tabiatıymış gibi, evren böyleymiş gibi söylüyorlar. Hayır. Bu birkaç jenerasyon önceki yaşayan insanların bir araya gelip aldıkları kararların doğal sonucu şu anda yaşadığımız lüksler. Olmayabilirdi böyle.
Birçok coğrafyada da yok zaten. Özellikle libertariyadan konusunda şeyi karıştırmamak lazım. Yani bu felsefe ilham veren temel ilkelerle günlük politika tercihlerini çok karıştırmamak gerekiyor. Bu da başka türlü bir dogmatizm.
İlkeler genel olarak size yön verebilirler ama Sağlık sisteminin nasıl olması gerektiği konusunu başka boyutlarda da tartışabiliriz. Çünkü sağlık sisteminin bedava sağlık hizmeti olunması, hiçbir ülkede temel hak ve hürriyetlerin yok olması sonucuna varmadı. Değil mi? Tam aksine Almanya'da, Fransa'da, İngiltere'de…
Demokratik rejimi güçlendiren bir şey oldu bu. Doğrudan bir ilkeyi savunmak başka bir şey. Günlük kurumlar ve politika tercihleri üzerinde tartışmak başka bir şey. Biri diğerine dönüştüğü anda orada da yeni türlü dogmatizm ve fanatiklik ürüyor ve o da esasında bence demokrasi önünde bir tehdit.
Ya onu işte komple paket olarak algılıyor insanlar. Ben böyle bir ilkeyi savunuyorsam bu konuda da bunu savunmak zorundayım. Gölün kurutulmasını bile savunmakla bence paralel giden örnekler bunlar. Bir sonraki yayın batıcılık üzerine olsun mu?
Olsun. Emperyalizm, batıcılık. Bunlara değinelim. Türkiye'de ve dünyada batıcılık ve emperyalizmin temelleri.
Neden batının kölesi olmak isteyenlerden birisi? Hayır hayır. Neden batının kölesi olmak istiyorum? Sen o konudaki görüşlerine açık olsana.
Tabii tabii. Sen de karşı çıkarsın. Yani o kadar. İyi canım, çok teşekkür ediyorum, öpüyorum, herkese de selam veriyorum.
Tamam, görüşürüz bir sonraki bölümde. Evet flarsızlar, hala uyanıksanız bu yapımda emeği geçen, daha doğrusu emeği falan geçmedi, bir tek benim emeğim geçti. Bu yapımda parası geçen, cüzdanı geçen, o kapitalist emperyalistlerin isimlerini okuyacağım, onlara teşekkür edeceğim. En başta Can Karakuş ve Can Cihan Hırçın, iki tane VIP'miz var.
Ondan sonra Ali Özbek. Yeni gelen arkadaşlar, Orhun Emre Çelik, Emrah Öz, Ali Can Albayrak. Hoşgeldiniz. Nasıl ortam?
Daha sonrakilerde... Ketefestu blogu, Çiğdem Şahiner, Erman Korkut, Ömer Ocak, Erdem Gelal, Berk, Hasan Basri, Keleş, Anıl Tokdemir, Alper Bakmaz, İsmail Akut, Atkurt. İsmail'cim kusura bakma. Sinan Yıldırım, Tunç Martin, Ülfer Gök, Uygar Polat, Işıl Arıcan, Lagalun, Özgür Eyal 1, Çağrı Özertem, Aydın Kahraman, Betül Batun, Paşak Prut, Mehmet Han, Mehmet Ünsal, Seküre Can, Emre Yıldız, Arnold Şıvarsın Eger, Refik Şekercoğlu, Kemal Akkoyun.
Kemal Akkoyun bak geçen sefer gitmişti geri geldi. Adama giderken hoşçakal mesajı okuduk diye suçluluk duydu. Böyle psikolojik taktikler, sinsilikler uyguluyorum. Hepinize çok teşekkür ederim.
Daha ufak seviyede destek olanlar da sağ olsunlar. Geçen ay dediğim gibi 200 destekçinin üstüne çıktık ve şu anda da öyleyiz. Bir sonraki hedef 300 Spartalı. Zaten o da son hedefimiz.
Ondan sonra ne yapalım? 1 milyon. Sen Türkiye'sin büyümüş.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.