Podcast

Amerikalı Hakimden Demokrasi, Türk Hakimden Hayat Dersi

Fularsız Entellik

6 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Fularsız Entellik Blogunda yazdığım ilk yazının (link) kısmen seslendirilmiş hali

***





Konular:


(01:45) Bir nevi günlük olarak eski yazılar.

(02:45) Fantezi: Amerikan vatandaşlığı yemin töreni.

(06:55) Gerçek hayat: Demokrasi sorunları.

(08:30) "Bu işe siyaset karıştırmayın": Siyasetin kartelleşmesi.

(11:40) Türkiye'nin vaadedeceği değerler, satabileceği masallar ne? Sonradan Türk vatandaşı olsaydım neyle gurur duyardım?

(13:00) Kurumların bağımsızlığı.

(17:00) Teşekkürler.


.

DESTEK: https://www.patreon.com/imTolstoyevski (Patron ol, ağababası ol, sonraki bölümleri destekle. Bonus içerik de var)



.

.

.





Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.426 kelime · ~12 dk okuma

Fularsız Enterler selam. Nasılsınız? İmmanuel Tostoyevski ben. Epey oldu görüşmeyle.

Size bir durum raporu sunayım. Haber şu. Türk bir girişimciyle anlaştım. Bana yardımcı olacak.

Kayıt konusunda olsun, kurgu konusunda olsun. Hatta sponsor da bulmaya çalışacak. Anlaşmayı imzaladık. Bu konular tam netleşince ayrıntıları ben size söyleyeceğim.

Transkriptin tamamını oku

Bu arada sponsor demişken reklam bildiğin yani. Ama fazla abartmayacağız reklamı ve ben okuyacağım. Bir de tabii Patreon destekçilerine reklamsız bir versiyon sunacağım yani o artık Allah'ın emri. Tabii bu anlaşma sonrası eski bölümlere de reklam ekleyeceğiz.

Dolayısıyla podcast'i güncel olarak takip etmiyorsanız, sonradan dinliyorsanız o zaman sizin için değişen bir şey yok. Her şey normal. Şimdi plan şu, bugün eski bir yazının okumasını yapacağım. Ondan sonra bu canlı soru-cevap kaydının üçüncü bölümü var, onu editledim.

Ortamları onu salacağız. Ondan sonraki bölümde de bu yeni ortaklığı duyururum ve o bahaneyle reklam işini, podcast sektöründeki reklamcılık işini, daha önemlisi de insanların bu işe bakışını, psikolojisini konuşuruz. Şimdi bu üç bölüm etti zaten. Dördüncü bölüm içinde Hasan Söylemez ile bir söyleşi yaptım geçen hafta.

Hani Afrika'yı bisikletle dolanan deli çocuk var ya. Çocuk da değil gerçi koca adam artık ama tam deli. O yolculuğu hakkında ve benim çok sevdiğim TNR belgeseli hakkında konuşmuştuk. Onları sunacağız.

Ondan sonra da benim aklımda seriler var tabii ki. Özellikle de simülasyon teorisi serisi. Bunların hepsi önümüzdeki planlar. Şimdi nereden esti bilmiyorum ama benim blogda eski yazılar var.

Onları seslendirmek istiyordum ne zamandan beri. Hem benim için komik olacak çünkü eski yazılarım yazdığım zaman ya diyorum ne kadar saçma sapan şeyler düşünmüşüm bazen. Yani onları tekrar okumak benim için güzel oluyor. Zaten bu yüzden günlük tutmanız önemli.

Kısa da olsa çok dandik de olsa şöyle bir iki cümle yazın. O gün ne yediğinizi, ne içtiğinizi değil de neler hissettiğinizi, aklınıza gelen bir iki düşünceyi yazsanız yeter. Yani böyle her gün bir sayfa özetlemek zorunda değilsiniz. O zaman üşenirsiniz, hiçbir şey yapmazsınız.

Ama şöyle iki üç günde bir, bir iki cümle yazsanız yeter. O zaten o dönemki ruh halinizi, kafa yapınızı o sayfaya kaydetmiş oluyor. Ondan sonra birkaç sene sonra bakınca bütün o hisleriniz, o ruh haliniz tekrar canlanıyor gözünüzde, aklınıza geliyor. Onu yapmazsanız yok olup gidiyorlar.

Benim bu eski yazılar da bu işlevi görüyor benim için yani o yüzden günlük tutmuyorum zaten. Ya dedim şunlardan birkaç tanesini okuyayım, aralara böyle serpiştiririz. Konumuz da şu, şimdi beni CIA'dan tanıyanlar bilirler, Amerikan vatandaşıyım, yani doğma büyüme Türk vatandaşıyım da sonradan çifte vatandaş oldum. Bunun bir yemin töreni oluyor.

Bu yemin töreninin bana düşündürdükleri üstüne bir şeyler yazmıştım. Başlığı da şu. Amerikalı hakimden demokrasi, Türk hakimden hayat dersi. Zaten başlığı bile dandik.

2014'te yazmışım yani 6 sene oluyor. 5 sene, 5,5 sene. Zamanında ABD vatandaşı olurken bir toplu yemin törenine katılmıştım. Düznelerce farklı milletten insan vardı.

Yani gariban El Salvadorlusu da var, CEO kılıklı Hollandalısı da var. Bu arada mesleklerini de bilmiyorum ama tabii ki Beyaz Adam'ı hemen CEO yaptım, diğerini gariban yaptım. Yemin töreni değişik bir yemin töreniydi. Çünkü federal mahkeme salonunda yapılıyordu.

Washington D.C.'deydim. Washington D.C.

normal bir eyalet değil. Anormal bir eyalet de değil gerçi. Çünkü hiç eyalet değil. Sülünün lafı gibi oldu bu.

Ege bir Yunan gölü değildir. Ege bir Türk gölü de değildir. Binaenaleyh, Ege zaten bir göl değildir. DC'de bir eyalet değil.

O yüzden normal normal yemin töreni yapmak yerine herkesi topluyorlar, o ay başvurusu tamamlanan herkesi. Onları topladıktan sonra ayda bir gün belirleyip hepsini mahkeme salonuna tıkıştırıyorlar. Benim de ilk defa mahkeme salonuna gidişimdi. Salona geldik.

Herkes gülüyor. Mübaşirler falan var. Mahkeme mübaşiri bildiğin. O adam için o gün tatil günü zaten.

Yani o kadar normalde stresli işlerle uğraşıyor saçma sapan tiplerle. Bugün herkes mutlu. Herkes vatandaş oluyor. Aileleriyle gelmişler fotoğraf çektirecekler.

Nasıl şakalar yapıyorlar. Ondan sonra bir müddet bekledik. Minyon bir kadın geldi. Günaydın arkadaşlar.

200 kişi birden ayağa kalktık, sağ ol diye bağırdık. Yok lan o askerlikti. Ama hakikaten ayağa kalktık yani filmlerden aşinayız, hakim. Ondan sonra bize bir hoş geldin konuşması yaptı.

Birazcık kıllanmadım da değil, sanki böyle bir devrem yük projesine gelmişiz. Bize tanıtacaklar, bu da pazarlamacı. Gayet güler yüzlü biçimde yavaş yavaş belli başlı konulara parmak bastı. Bir şunu dedi, etrafınıza bakın bu kadar değişik insanla, bu kadar farklı bakış açılarına, farklı eğitim tarzlarına, farklı hayat tarzlarına sahip olan insanlarla hep aynı fikirde olmayacaksınız.

Bunlara kızabilirsiniz, bunlarla ayrı düşebilirsiniz, birbirinizle mücadele edebilirsiniz ama kimseyi susturma hakkınız yok. Kimsenin de sizi susturmaya hakkı yok. Özellikle de bizim, yani devleti kastediyor mahkemeye işaret ederek. Bak bunu devletin hakimi bizim yemin edeceğimiz törende açılış konuşması olarak yapıyor.

Yani ifade özgürlüğünü millete anlatıyor. Hani sizin ülkenizde olmayabilir ama artık Amerikan vatandaşınız burada böyle bu işler diye. Biraz şaşırdım. Ondan sonra ikinci konuya geçti.

Bu da şu. Dedi ki, bakın bu salonun çıkışında oy vermek için kayıt formları var, görevlilerimiz var. Hemen bugün kaydınızı yaptırın. Seçimlerin dışında da ama toplumun aktif bir parçası olmanız çok önemli.

Yani buradaki demokrasi sadece sandıktan ibaret değil. Oyununuzu kullandıktan sonra da özellikle sizin aktif olmanız önemli. Aksi halde ülke sadece sizi değil çocuklarınızı da kaybetmiş olur. Ben orada hakimin konuşmasının sonunda resmen duygulandım.

Yani 5 dakikalığında da olsa dünya çok güzel bir yer haline geldi. Ondan sonra çıkınca park cezası mı yemiştim bir şey olmuştu. Bir 10 dakika 5 dakika sürmüştü yani mutluluğum ama o arada gerçekten de bir insanın hani nasıl diyeyim Amerikalılığı sahiplenebileceğine inandım. Normalde dalga geçilecek bir şeymiş gibi gördüğüm duyguların aslında gerçekten samimi olabileceğine ve gerçekçi olabileceğine inandım.

Ben bu hissi çünkü kendi ülkemde yaşamamıştım. Kendi ülkemi sahiplenebileceğimi hiç düşünmemiştim. Çünkü sistem her adımda bana karşı. Şimdi biraz gerçek dünyaya geri dönelim, bu hayal aleminden çıkıp.

Gerçekçe bakarsak, ABD'nin demokrasi ve katılımcılık hakkında büyük sorunları var. ABD etrafa demokrasi ve özgürlük getiriyor, o bakımdan söylemiyorum, orası dış politika. Ben iç politika kısmından bahsediyorum. Ülkenin içinde de zaten demokrasi ve katılımcılık sorunu var.

Bu çok kapsamlı bir konu yani. Ülkenin kendisi çok büyük zaten. Kıta büyüklüğünde ülke. İki parti sistemi var.

Bunun bir takım getirdiği kısıtlar var. Sistem zaten tam olarak demokrasi için tasarlanmış bir sistem değil. Bu bir cumhuriyet. Bu eyaletlerin birbirine karşı dengelenmesi için tasarlanmış bir cumhuriyet.

Federal bir cumhuriyet yani. Demokratik bir tarafı var ama denge daha önemli. Bunun üstüne de insanların ve sermayenin özellikle getirdiği bir takım lüzumsuz Demokrasiyle, cumhuriyetle, federal sistemle alakası olmayan tamamen çıkarları uğrada getirdikleri bir takım düzenlemeler var. Mesela seçim finansmanının şeffaf olmaması artık.

Bunun yanında tabii demografik analizler yaparsanız belli kesimlerin sisteme hiç entegre olmadıklarını görüyorsunuz. Yani o daha da büyük bir sorun. Zenciler oy kullanmıyorlar çok fazla ve kayıt yaptırmıyorlar. Çünkü kayıt yaptırırlarsa oy kaydı, o zaman o sisteme başka yönden entegre olmuş oluyorlar.

Başıma başka belalar açılır diyor, yok mahkemeye çağırırlar diyor jüri üyeliği için. Onlarla uğraşmak istemiyorlar. Temel bir güvensizlik var sisteme karşı. Haksız da değiller.

Böyle şekiller de açığa çıkıyor. Fakat bir yandan da başkanından hakimine birçok otorite sahibi insan, otoritenin sürekli sorgulanabilir olması gerekliliğini anlatıyorlar ve buna içselleştirmişler. Yani buna inanıyorlar. Sadece laf olsun diye söylemiyorlar.

Bizde yok mesela. Dahası bir hareketin siyasallaşmasının da gayet doğal olduğunu düşünüyorlar. Demokrasi içinde yaşayan bireyler zaten siyasal birer varlıklar. Bunları kavramışlar.

Bizde bu kötü bir laf. Bu işe siyaset karıştırmayın. Siyaset yapacaksanız gidin parti kurun. Böyle gerzek gerzek tepkiler veriyor insanlar.

Her şey siyasettir. Zaten kamusal alanlar da siyasi mecralardır. Siyaset sadece parti kurarak mecliste yapılır demek... Bu sistemi zaten kontrol sahibi olanlara teslim etmek demek.

Çünkü bu böyle girişin çok kolay olduğu bir piyasa değil. Hani bazı piyasalar vardır özel sektörde. Kalkıp da sen Zarte'ye garajında bir uçak şirketi kuramazsın. Milyarlarca dolarlık yatırım lazım.

Hayır, ha diyen de o piyasaya giremez. Siyasette böyle bir şey. Eğer meclise hapsedersen, yani kuralına göre yapın dersen. Hani biz kendi partilerimizi kurduk, 3-4 parti var, 3-4 tane organizasyon var.

Sadece bunlar yapabilir. Demek kartelleşmek demek. Ha, kağıt üstünde başkaları da girebiliyor o yarışa ama pratikte bunun imkanı yok. Öyle bir organizasyon yapamıyorsun, işte miting alanı bulamıyorsun, zaten paran yok, paran olsa televizyonda yayınlamıyorlar dediklerini falan filan bir sürü engeli var.

Eğer siyaset sadece mecliste yapılır dersen bu karteli onaylamış olursun. Hayır arkadaş, siyaset her yerde yapılır, herkes tarafından yapılır. Bunu Amerika'da içselleştirmişler, bunu anlamışlar. Bu yüzden de zaten hükümet karşıtı bu grassroots hareketler, organize hareketler başarılı oluyorlar.

İşte en son başarılı olduğunu düşündüm, Tea Party hareketleri vardı. Başkanlığı kazanamıyorlar ama birçok yerel seçimde başarılı oluyorlar. Kendi adaylarını getiriyorlar. Muhafazakar parti içinde bir değişime sebep oluyorlar.

Ve zaten iki parti sistemi olduğu için de o parti içinde değişime sebep olmak demek, bütün politik spektrumu bir tarafa kaydırmak demek oluyor. Bunu başardılar. Ondan sonra bunlara karşı da Grassroots Hareketi gelişiyor tabi. Ve bütün bunları söylüyorum.

ABD'de ortalama insan siyasi politize olmuş bir insan değil aslında. Gayet bu işlerden kopuk yaşıyor. Ama buna rağmen eğer siz örgütlenmek istiyorsanız, bu işleri yapmak istiyorsanız önünüzde bir engel yok. Ve biz yemin törenindeyken hakim bize bunları anlatıyordu.

Şöyle özetleyeyim. 220 senedir, 220 küsur senedir darbesiz seçim yapabilen bir gelenek var ortada. Ve bu geleneğin en üst makamları daha 5 dakika önce vatandaş olmuş, yeminini etmiş, taze vatandaşlarına demokrasi sandıktan ibaret değildir diyor. O ülkede doğmamış, o topraklarda doğmamış insanlara gelin bu sisteme sahip çıkın, aday olun.

Sadece oy kullanmayın, kendiniz aday olun diyor. Bu beni bile şaşırtmıştı. Beni bile diyorum çünkü ben bu konularda idealist bir tip değilim. Amerika'yı öyle çok da gözümde büyütmüyorum çünkü zaten senelerdir orada yaşıyordum.

Yani ben Zarte'ye geldiğimde ilk gün vatandaş olmadım. 15 senenin sonunda vatandaş oldum. O ana kadar her türlü pisliğini de gördüm ABD'nin. Ona rağmen bu tip bir konuşma insanı etkiliyor.

O ortam insanı etkiliyor. Zaten duygusal da bir ortam. Şimdi bunu hemen şundan karşılaştırıyorum. Benim vatanım diyorum.

Bana hangi ideallerden bahsediyor? Sen bu işin bir kısmının şov olduğunu, PR olduğunu, halkla ilişkiler olduğunu düşünsen bile ki doğru, bir kısmı öyle. Yine de ortada güzel bir oyun var. Güzel şeylerden bahseden bir oyun.

Bizim tiyatrolarımızda ne oynanıyor? Bizim hakimlerimiz ne söyleyecek? Otorite neyi temsil ediyor yani? Yani ben Türkiye'de bir yabancı olarak gelsem... Yıllarca çalıştıktan sonra bir mahkemeye gidip vatandaş olmaya çalışsan ve oraya bir hakim gelse,

güler yüzle haklarımı okusa, tebrik etse. Nelerden bahsedecek? Ne ideallerden bahsedecek? Demokrasi sandıktan ibaret.

İşte meşrum muhalefet alanı muhalefet partilerinden ibaret. Bu alan dışında muhalefet edersen veya siyaset yaparsan ne olarak yaftalanıyor? Rejim karşıtlığı veya daha kötüsü sivil darbe. Yok bu alan dışında eğer iktidara destek verirsen, muhalefet etmezsen de iktidara destek verirsen o zaman güven oluyor.

O zaman milli birlik ve beraberlik. Tam bir ikiyüzlülük. Hem sandığa sahip olursan yani hem seçimlerde başarılı olsan, meclis dışında da örgütlenebilmişsen, sermayeyi arkana alabilmişsen, STÖ'ler kurmuşsan, basını arkana alabilmişsen bunların toplamı da anayasal haklardan daha önemli. Şimdi böyle bir sistemin övünülecek bir tarafı var mı?

Daha doğrusu başkasına öveceğin bir tarafı var mı? Hani Türkiye'dekilere yutturursun sabah akşam milli birlik beraberlik masalıyla yetişmiş insanları ama dışarıdan gelen birine ne satabiliyorsun? Zaten işin ironik tarafı da şu, herkesin siyasallaşmasının ana nedeni Normalde hükümetle alakası çok az olması gereken kurumların bağımsız olmayışları ve o kurumlar siyaset alanından çekildikçe, daha doğrusu dengeleyici unsurlarını kaybettikçe o boşluğu insanlar doldurmak zorunda kalıyor. En çok siyasallaşmaması gereken kurum, duble negatif oldu şöyle söyleyeyim, en az siyasal olması gereken kurum, güncel siyasete en az alet edilmiş olması gereken kurum, Yargı.

E bu yargının siyasallaşması gayet normal bir şey hükümet açısından. Kuvvetler ayrılığı ayak boğadır diyorlar çünkü. Şimdi bu halde yargı polisi aşırı şiddet kullanmakla yargılayacak değil. Böyle bir şey komik olur.

Onun yerine zararsız muhalefet partileri dışında muhalefet yaparsan onları yargılıyor, onların peşinden gidiyor. Normal bir insanın iddianamesinin terör savcısı tarafından hazırlanması, istenen cezanın ağırlaştırılmış müebbet olması, atıyorum Habeas Corpus hakkının filan gasp edilmesi, Bunlar böyle milyonda bir olacak istisnalar o da olursa ama Türkiye'de bunlar normal. Şimdi bize ABD'de nutuk atan hakim ile öyle bir davaya bakacak Türk hakimler, Türk savcılar bir konferansta bir araya gelseler hadi olur ya. Bir mesleki konferans olsa ve orada bir araya gelseler ne konuşabilirler Allah aşkına?

Ortak ne noktalar olabilir? Yani diyorum ya eğer tersini yapsaydım, eğer ABD doğumlu biri olarak sonradan Türk vatandaşlığına geçiyor olsaydım acaba ne hissedecektim? Yani herhalde şunu düşünecektim ya geldik güzel yemekler var, güzel bir deniz var, doğa var. İnsanlar da fena değil aslında bize güzel davranıyorlar.

Ülkenin sana sunduklarıyla değil de sana söz verdiği değerlerle, empoze etmeye çalıştığı değerlerle ilgileniyorum burada. Ve aklıma bir şey gelmiyor. Yani şimdi biz orada, o mahkeme salonunda kim bilir ne kadar değişik insan bir arada toplanmıştık. Onun için de işte Güney Amerikalı aşırı katolik tipler de vardı, bilmem ateistler de vardı, hippiler de vardı.

Tüm bunların yan yana oturup da hepsinin birden ciddiye alabileceği bir konuşma yapabilir miyiz mesela Türkiye'de? Hepsine hitap edebilecek bir değer sunabilir miyiz? ABD'nin bana ne sözler verdiğini, hangilerini tutup hangilerini tutmadığını, hatalarını, sevaplarını, ikiyüzlülüklerini bunları gayet net görebiliyorum. Bunları çünkü ABD içinde konuşmak zor bir şey değil.

Her yerde herkes sürekli bunlardan bahsediyor. Ama doğduğumdan beri vatandaş olduğum ülkenin otoritesi bana hangi ideallerden bahsediyor? Eğer doğum neticesiyle ben bu vatandaşta sahip olmasaydım onu almak için uğraşır mıydım? Bunun için herhangi bir entelektüel sebebim olur muydu?

Ya da şöyle sorayım, ben sonradan bu ülkenin vatandaşlığını alsaydım neyle gurur duyacaktım? Bunu gerçekten soruyorum. Yorumlarınızda da bana bildirirsiniz ama şu ayrıma dikkat edin. Sizin doğuştan bir Türk vatandaşı olarak bu vatandaşlıktan duyduğunuz gururun sebepleri farklı olacaktır.

O sebeplerin çoğunu bir başkasına sonradan anlatamazsınız. Ben sonradan anlatabileceğiniz sebepleri, duygusal olarak onları bağlayabileceğiniz kancaları merak ediyorum. Benim aklıma pek gelmedi. Evet arkadaşlar dediğim gibi bu yazı 5 senelikti.

Hem epey şey değişti hem de pek bir şey değişmedi. Bana Ocak ayında da desteğini sürdüren arkadaşlara teşekkür ederim. Benim için çok yoğun bir aydı yani. Ev taşıdım, belim iki büklüm oldu valla.

Parkelerle, marketlerle uğraştık, kazık yedik. Boya badana yaptı kendimi, onu da elime yüzüme bulaştırdım. Bir yandan da okuldaki işim çok yoğundu çünkü öğrencilerin üniversite başvuru tarihleriydi. Son dakikalarda onların başvuru kompozisyonlarıyla ilgilendik.

Mülakatları hazırladık. Bir tane öğrencimi Oxford'a kabul aldı, bir tanesi Cambridge'e kabul aldı. Bakalım belki ileride dünyayı kurtarırlar. Neyse bu yoğun zamanda da bana destek veren arkadaşlara çok teşekkür ederim.

Birkaç tanesinin ismini okuyacağım her zamanki gibi. Can Karakuş çok teşekkür ederim. Sana da bir Google Hangouts borcum var aklımda. Ogan Tabanlı sağ olasın.

Ali Özbek. Daha sonra yenilerden İsmail Atkurt, Görece Yeni Sinan Yıldırım, Ece Aydoğan, Tunç Mart, Nilüfer Gök, Hüseyin Çalgın. Hepinize çok teşekkürler. Daha sonra Uygar Polat, Işıl Arıcan, Throne Max, Atilla İlhan, Legolun, Özgür Elbir, bunlar bizim olan şüphelilerimiz zaten, Çağrı Özertem, Aydın Kahraman, Betül Batun, Başak Burut, Mehmet Han, Seküre, Canemra Yaldız, Maximus Desimus, Refik Şekercoğlu ve Kemal Hakkoyun.

Ve de destek veren diğer 100... Kaç kişi olduk ya? 160 kişi daha var sanırım. Hepiniz sağ olun.

Dediğim gibi bir soru-cevap bölümüm daha var. Belki bir tane daha okuma sıkıştırırım araya. Ondan sonra yeni bir ortaklıkla şu reklamcılık bölümünü yapacağız.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)