
2.124 kelime · ~11 dk okuma
Selam Flarsız Enterler! Nasılsınız? Bugün için ayrı bir bölüm kaydetmiştim. Fakat dün öyle saçma gelişmeler oldu ki acilen şunu araya sıkıştırmam gerekti.
Suriye konusundan bahsetmeyeceğim. Zaten Türkiye'de o konuda çok sayıda uzman var. Yani bana sıra gelmez. Ama Trump'ın tweetleri fantastikti gerçekten. İzlediğiniz
için teşekkürler. Bundan sonra naçizane fikrim yerine in my great and unmatched wisdom diyeceğim belli bir süre. Büyük ve eşsiz bilgeliğim. Herif resmen akıl hastası.
O kadar da Dingo'nun ahırı gibi yönetiliyor ki ülke. Bunlar belli ki bir danışıklı dövüş yapmışlar arkadan da hiçbir itibarı kalmadı ülkenin. Başkan tweet atıyor, ondan sonra Pentagon bunu yalanlıyor. Kendi partisinin liderliği buna bağırıp çağırıyor.
Dışişleri Bakanlığı tamamen ayrı telden çalıyor. Yani Türkiye'den alıştığımız ne kadar saçmalık varsa sağ olsun bu iki senede ABD bize aynısını misliyle yaşatıyor. Vatandaşı olmasan eğlenceli ülke işte hepsi. Neyse konumuz aslında bunlar değil, konumuz Trump'ın deyimiyle İki tane tweet okuyacağım size şimdi.
Birincisi, fight for freedom, stand with Hong Kong. Yani özgürlük için savaşın Hong Kong'un yanında durun. İkinci tweet, özür diliyoruz. Biliyorsunuz Çin'i çok severiz.
Orada oynamaya bayılıyoruz. İlk tweeti atan Houston Rockets'ın genel müdürü. NBA takımı Houston Rockets. İkincisi de o takımın yıldızı olan James Harden.
Onun tweeti. Bu podcastta ilk başladığım zaman da NBA'yi bahane olarak kullanıp birkaç şey anlatmıştım. Burada da öyle yapacağız. Şimdi biliyorsunuz Hong Konglular Çin'i protesto ediyorlar yani kendileri de aslında Çinli de.
Çin hükümetini yani Komünist Parti diktatörlüğünü protesto ediyorlar. Ve bu protestolar da Çin için de tabii ki aşırı sansürlü bir biçimde yayınlanıyor yani. Orada resmen her şey devlet tekelinde yani 1960'larda yaşadığımız şeyin teknolojik olarak ileri halini yaşıyorlar. Dolayısıyla tek gösterdikleri protestocular, ortalığı yakıp yıkanlar, onları olabildiğince şeytanlaştırarak gösteriyorlar.
Bir de tabii kendi troll orduları da var internette. Yani Çin'in parti ideolojisi, düşünsel ortama tamamen hakim. Rackets'ın genel müdürü de, sahibi değil genel müdürü, yani bütün operasyonlardan sorumlu olan adam, işte Hong Kong'un yanında durun diye tweet atmış. Bu tweet tabii ki siliniyor hemen.
Çat diye ceza geliyor. Ondan sonra olanlara bakın. Rackets'ın sahibi kendi müdürünü direkt olarak satıyor. Diyor ki, bu adam bizim adımıza konuşmuyor.
Bizim kulübümüz politik bir organizasyon değildir. Şu anda da NBA'in promosyonunu yapmak için Tokyo'dayız. Başka bir olayımız yok. Ondan sonra genel müdür bir özür tweet'i atıyor.
Çinlileri üzmek istemedim. Yani vurmayın öldüm tamam çevirisi bu. Adamı nasıl korkutmuşlarsa artık şöyle diyor yani o tweet'i attıktan sonra ilk tweetimi diğer perspektifleri dinlemek için birçok şansım oldu. Bu karmaşık soruna sadece bir açıdan bakıyordum ve o açıdan da bir fikir belirtmiştim.
Şimdi artık daha zengin bakıyorum olaya. Tabii bu yetmiyor. Yani sen Çin'den anlaşamazsın. Çin Basketbol Federasyonu anında Rockets'a cezayı kesti.
Ve onların maçlarını yayınlamama kararı aldı. Bu federasyonun başındaki adam kim biliyor musunuz? Yao Ming. 2002 NBA Draft'ta, Houston Rockets'ın Yao Ming'i Şanghai Çin'den seçti.
Çin'in en büyük basketbol ihracatı ve adam Houston Rockets'ın, bizzat Houston Rockets'ın yıldızıydı uzun yıllar. Emekli olduktan sonra Hall of Fame'e alındı, şimdi de Basketbol Federasyonu'nun başkanı. Kendi eski kulübünü, maçlarını yasakladı adam. Yani tabii ki hepsi arkadaşı o kulüptekilerin de adam Çin'de sonuçta ne yapacak başka?
Emir büyük yerden geliyor. Bu arada Rockets da kendisi sayesinde, Yao Ming sayesinde Çin'deki en popüler kulüp. Ondan sonra James Harden'ın yani Rockets'ın şu andaki yıldızının tweet'i geliyor. Biz Çin'i çok seviyoruz.
We apologize. You know we love China. We love playing there. Bu adam 200 milyon dolara kontrata imza attı ha.
Yani 200 milyon dolarlık adam sadece kontratı, sponsorluklardan gelen kim bilir kaç para, düştüğü hale bak. Ondan sonra yetmiyor. NBA kendisi bir İngilizce bir de Çince özür yayınlıyor. İngilizce özürü birazcık daha normal.
Çince özür tweetinde ise artık tamamen gururlarını bırakmışlar. İnanılmaz derecede hayal kırıklığına uğradık bu yersiz yorumu yüzünden. Şüphesiz ki ciddi bir biçimde Çin'deki basketbol severleri üzdü. Tüm bu olanlardan birkaç gün sonra Çin'de bir gösteri maçı oynanacak Los Angeles Lakers ve Brooklyn Nets arasında.
Los Angeles Lakers'da kim var? LeBron James, NBA'in en büyük yıldızı. Brooklyn Nets'in de %49'unun sahibi Joe Tsai yani Ali Baba'nın yaratıcısı. Adam gitti, bir küsur milyar dolara yüzde 49'luk bir hissi aldı netten.
Bu adam da hemen gitmiş Facebook'a, şöyle bir şeyler yazmış. Huston Ruckets'ın tweet'i gerçekten çok zarar vericiydi. Hong Kong'taki protestocular, ayrılıkçı protestocular onlar barışçıl değiller falan filan. Tabii ki bu adamın böyle şeyler söylemesini beklersin.
Adam sonuçta Ali Baba'nın başındaki adam. Ve kendi şirketi bizzat Çin hükümetine servis sağlıyor. Sağladığı servis de hükümetin kendi insanlarını izlemesi. Yani adam direkt olarak diktatörlüğe hizmet ediyor aslında.
Ama NBA'in kendisinin bu kadar şiddetli bir biçimde kendi kendine tepki göstermesini anlamıyorsun. Şimdi NBA niye ilginç biliyor musunuz? NBA ilginç çünkü ABD'deki sosyal tartışmalar konusunda hep ön planda olan bir lig. Diğer spor liglerinin aksine bütün bu konularda kendi oyuncularının konuşmasını yüreklendirdi.
Bunun nedeni de tabii şu, oradaki oyuncuların ciddi bir kısmı ya uluslararası ya da zenci. Dolayısıyla sola kayıyorlar, daha Demokrat Parti'ye kayıyorlar. Bunun üstüne bir de bu walk kültürü yani sosyal olaylarda düşüncelerini söyleme, aktivist olma. Bu orada çok yaygın.
Ligin başındaki adam da şu anda komisyoner diyorlar. O da açık seçik bir biçimde oyuncularını yüreklendirir. Yani her konuda konuşun biz size kesinlikle ceza kesmeyiz falan. O kadar ki bunlar birkaç sene önce Charlotte'da All-Star maçı düzenleyeceklerdi.
All-Star maçı büyük bir olay. Charlotte gibi ufak bir şehir için yani dünya kadar insan geliyor, dünya kadar para kazanacaklar. Geçen sene yaptılar bunu ama daha önce yapacaklardı ve şu yüzden yapmadılar. Trans bireylerin gidecek tuvaleti mi yoktu, neydi?
Öyle bir kanun geçirmişler galiba tuvaletler sadece erkek ve kadın olabilirler diye. Şimdi bakmadım çok önemli değil de yani konu tuvalet ve trans bireyler. Adamlar organizasyonu iptal ettiler. Şimdi bu kadar duyarlı bir ligin kendi içinde görece masumane laf için anında geri vites yapıp bu kadar ayrı değişik kaynaktan özür dilemesi çok ilginç bir durum.
Şimdi diyeceksiniz ki bu iş para. Tabii ki para. Hem de ne kadar para? 500 milyondan fazla Çinli geçen sene en azından bir tane NBA maçı izlemiş.
İnanılmaz bir rakam. Bakın Türkiye'de herhalde bunu bulamazsınız. Yani Türkiye'deki nüfusun yarısı sizce geçen sene en az bir maç izledi mi Türkiye Futbol Ligi'nde? Yani kadın, erkek, çoluk, çocuk hepsini için içine katıyorsanız bence izlememiştir.
500 milyon Çinli izlemiş. NBA'in oradaki toplam iş harcımı yaklaşık 4 milyar dolar. Birkaç sene önce bunlar zaten orada bir televizyon anlaşmasını imzaladılar. Maçların yayın hakkını sattılar yani o da 500 milyon dolardı.
Ve onu da yenilediler daha sonra. Para dedik ama ortalama bir NBA takımının değeri ne kadar biliyor musunuz? 1.9 milyar dolar.
En değerlisi New York Knicks'in değeri ki dandik bir takım olmasına rağmen 4 milyar dolar. 1 milyar dolardan aşağı değeri olan takım yok. NBA'de toplam 30 tane takım var. Yani bütün takımların değerini toplasan neredeyse 60 milyar dolar ediyor Forbes'a göre.
Senelik girosu, toplam girosu ligin 8 milyar dolar. Şimdi deminki rakamları hatırlayın. Bakın yayın haklarını 5 senelik yayın hakkı anlaşması 500 milyon dolardı. 500 milyon dolar para mı yani?
Yani para tamam, abartmayayım ama toplam değeri 60 milyar dolar olan bir lig için konuşuyoruz. Bir oyuncuya bir tane süperstara verilen 5 senelik kontrat 220-230 milyon dolar civarına geldi. O özrü dileyen James Harden'ın kontratı 230 milyon dolardı. Bütün Çin'in yayın haklarının yarısı kadar.
Bunu şuna bağlayacağım. Daha geniş bir çerçeveden bakalım artık basketbolu, NBA yetişimi falan unutalım. Daha doğrusu Çin kalsın. Genel olarak insanlar şunu söylüyorlardı.
Çin piyasaları açıldıkça ve zenginleştikçe, insanları zenginleştikçe yavaş yavaş ABD'ye benzeyecek. Sistem birazcık rahatlayacak, gevşeyecek. Diktatörlük de kendi içinde yavaş yavaş çözülecek. E ne oldu peki?
Çin'in aldığı yol, o eşsiz yol bir yandan kapitalist sisteme entegre olurken bir yandan da bu kadar katı bir diktatörlükte ısrar edebilmesi gerçekten ilginç. Yani şu anki başkan bir öncekinden daha katı. Çin çözüleceğine daha da katılaşıyor. Dedim ya, eskinin diktatörlük anlayışlarına yeni çağın teknolojileri eklendi.
Biz sanıyoruz ki Amerikan şirketleri ve kuruluşları işte, gerek NBA olsun, gerek Apple, Google, ondan sonra Hollywood'un kendisi, bunlar etrafa yayıldıkça Amerikan kültürünü yayıyorlar ve dünya birazcık Amerikanlaşıyor. Bu doğru, bir dereceye kadar doğru. Fakat bir noktadan sonra şöyle bir şey oluyor, bu şirketler ve kuruluşlar ve değerler silsilesi diyeyim artık neyse, yayıldıkça kendileri de değişiyorlar. Çünkü dünya tek kutuplu bir dünya değil.
Çin'de apayrı bir dünya var ve ekonomileri de ABD kadar kuvvetli. Şimdi sen o piyasaya giriş yaparken, o piyasayı değiştirip Amerikanlaştırmıyorsun artık, tam tersine o piyasa seni değiştiriyor. Düşünebiliyor musunuz bugün Çin sansürleri, otoriteleri ABD'de üretilen filmlerin içeriklerini belirleyebiliyorlar. Senaryolarını belirleyebiliyorlar.
Hukuki bir güçleri yok, öyle bir yaptırımları yok ama tamamen ekonomik baskı yoluyla bunu yapıyorlar. İşte bu trans tuvaletler için ortalığı yıkan insanlar kendi seyircilerini İngilizce özür diliyorlar sanki Çin'deymiş gibi. Bana bu korkunç geliyor epey çünkü bu dünya nereye gidecek o zaman yani 20 sene sonra Çin daha da zenginleştiğinde, daha da güçlendiğinde. İnsanların umduğu gibi açılmayacak, belki şu andakinden de kapalı olacak.
Yani böyle bir internet sansürü yok. Biz sanıyoruz ki Hollywood Amerikan sineması değil. Amerikan sineması ve Americana farklı bir şey. Amerikalı yönetmenlerin, Amerikalı senaristlerin, Amerikalı seyirciler için yaptıkları ve Amerika hakkındaki filmler onlar.
Senin Hollywood filmleri ise izlediğin bundan tamamen alakasız bir şey. Bu global seyircilere, global bir kitleye yönelik, efendime söyleyeyim Fransız yazar yazıyor, Kanadalı yönetmen çekiyor, bilmem Perolu yapımcılar paralarını akıtıyorlar ve global kitleye çekiyorlar. Global kitle dediğin şey de tabii ki önemli ölçü de Çin. Komünist Parti'nin bunları verdiği bildirgeyi, ne denir direktifleri uyguluyorlar.
Tamam şunlardan bahsetmeyeceğiz. Yani bir Amerikalı kendi şirketinin çektiği filmi bir Amerikan sinemasında izlerken Çin Komünist Partisi'nin beğenmediği şeyleri de göremiyor mesela. Bu gerçekten saçmalık. Büyük şeyler için konuşuyorum tabii.
Yani istersen istediğin gibi belgesel çekersin, ufak tefek indie filmlerini yaparsın. İstediğinde söylersin orada. Ama hali hazırda bu büyük şirketler ve girişimler için Çin'in ters bir etkisi var. Onlar çözüleceğini senin değiştiriyorlar.
Apple gibi şirketlerin, Amazon gibi şirketlerin rolü çok daha önemli bu bağlamda. Çin'in değerlerini de bir dereceye kadar kabul etmekle kalmıyorlar. Bizzat onlara hizmet sağlıyorlar bu diktatörlüğü daha etkili, daha verimli bir hale getirmek için. Diktatörlüğün altyapısını oluşturuyorlar.
Küçük bir kısmı tabii ki yani Google orada çok hakim değil. Kendi altyapıları var, kendi teknolojik altyapıları. Ama o pazardan pay almak isteyen herkes aynı şekilde diktatörlüğe hizmet etmek zorunda. Bütün bunlar da beni şimdi South Park'a getiriyor.
Yani umudumuz çare Sarıgül, çare South Park. 23. sezonundaymış bu arada. Ben ne zamandır izlemiyordum.
Hala var mı onu bile bilmiyordum. Bunlar gitmişler hemen çat diye gündeme uygun bir bölüm yapmışlar ve Çin'den dalga geçmişler. Dalga geçtikleri şey de doğru bu arada. Bu bir ara bazı Çinliler, öğrenciler başkan Z'yi Winnie the Pooh karakterine benzetiyorlardı.
Hani bir tane ayı var ya sürekli bal çalıyor falan. Onun yüzüne benzetiyorlarmış, öyle resimler paylaşıyorlardı. Çin ne yaptı biliyor musunuz? Bunları sansürlemekle kalmadı.
Winnie the Pooh'yu tamamen yasakladı adamlar. Yani internette arayamıyorsun mesela. Houston Rockets hakkında hiçbir şey bulamadığınızı düşünün. Geriye dönük olarak sansürlüyorlar.
Bunun aynısını şu anda South Park'a yaptılar. South Park o bölümü yayınladı. Hatta toplama kampına falan gidiyor bir karakter. Orada da biraz Uygurlara gönderme var.
Adamlar nasıl bir sansür yaptılar biliyor musun? İnternette, Çin internetinde South Park arayınca hiçbir şey çıkmıyor. Yani o bölümü izlememeyi geçtim. Herhangi bir bölümü izlememeyi de geçtim.
Herhangi bir bölümü hakkında konuşan yok. Yani nasıl korkutuyor beni bu adamlar? Bu tamamen 1984 kitabındaki anlatılanların aynısı. Hani birçok konuda 1984 benzetesi biraz abartı kaçar ama burada birebir aynı.
Orada çünkü unperson diye bir kavram var. Yani partinin sevmediği bir insan yok edilirse ona atıfta bulunan her şey de tarihten ve arşivlerden siliniyor. O insan hiç olmamış gibi, hiç yaşamamış gibi oluyor. South Park sanki hiç olmamış gibi şu anda Çin'de.
Şimdi biz havuz medyası falan diyoruz ama bizim sonuçta bir internetimiz var. Twitter'dan takip ediyorsun. Yine bir iki muhalif gazete var, dergi var, başka televizyonlar var. Yani biz dünyayla bir dereceye kadar entegreyiz.
Ne kadar kötü olduğunu düşünün durumun Türkiye'de ve şimdi Çin'de ne kadar kötü olduğunu hayal etmeye çalışın. Çin'de 20 tane Türkiye var. 1.4 milyar bunların nüfusu.
Bizim dünyamızın dışında, bizim bu batıya entegre olduğumuz, ucundan yakaladığımız bu koca dünyanın dışında bir o kadar insanın yaşadığı ayrı bir dünya var. Kendi internet altyapıları, kendi kültürleri, kendi mitolojileri. 3000-4000 senedir oradalar. Ve iğrenç bir sistemleri var.
Bireyi tamamen değersizleştiren, geçmişi tamamen değiştiren, insanların hafızalarını tamamen değiştiren. Ama çare South Park. Bunlar kalktılar, NBA ile de dalga geçtiler ve bir özür mektubu yayınlamış yaratıcıları Matt Stone ile Trey Parker. Çin sansürünü NBA'nin yaptığı gibi evlerimize ve kalbimize kabul ediyoruz.
Biz de parayı özgürlükten ve demokrasiden daha çok seviyoruz. Başkan Xi kesinlikle Winnie the Pooh karakterine benzemiyor. Long live the Great Communist Party of China. Çin Komünist Partisi'ne uzun ömürler dilerim.
Bir iki şey daha yazmışlar böyle. Şimdi bunlar 200 milyon dolarlık, 300 milyon dolarlık insanlar değiller James Harden gibi. Tek kontratla çat diye o kadar parayı kazanamıyorlar. Yine bunu yapabiliyorlar.
Yani şu adamların duruşunu çok daha büyük lükslere sahip insanların, organizasyonların, çok daha büyük güce sahip organizasyonların Onların gösterememesi gerçekten inanılmaz bir şey. Evet, birazcık depresif oldu. Bari eğlenmek için bir iki Trump tweetine daha bakayım. Keyfimiz yerine gelsin.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.