
4.164 kelime · ~21 dk okuma
Bugün çok ilginç bir konumuz var fakat 1-2 dakika bir muhabbet edelim. Birçok mesaj alıyorum. Diyorsunuz ki arabada giderken dinliyorum bu podcast'ı, sevgilimle uzanırken dinliyorum, iş toplantısından sıkılıyorum, tuvalete gidip dinliyorum. Baya bir değişik senaryolar var yani.
Çok güzel, millet açmış demek ki bu işe. Şu demek değil, yazılar bitti artık sırf podcastçi olacağım demek değil. Ben bu yazı işini seviyorum yani kimse okumasa bile aslında seviyorum. İnsanın beyninin değişik taraflarını çalıştırıyor.
Hem yazarken çalıştırıyor hem de okurken. Bir sürü insan bu zamanı artık video ile değiştiriyor. Ben de öyle yapıyorum yani. Fakat videoda çok daha pasifsin.
O yüzden yazıyı bırakmak istemiyorum. Yazı demişken tabii bu işleri yavaşlatan arka planda bir olay var, o da bizim kitap. Yıllardır sözünü verdiğim ve çeşitli sebeplerle bir türlü çıkamayan Safsatalar Ansiklopedisi. Artık ben bile kendime inanmamaya başladım.
Herhalde hayal ettim bu işi. Ben hiç böyle bir şey yazmadım diyorum. Yok ama bitti. Önümde duruyor yani Google Docs'ta duruyor.
Bitti. İki haftaya yayıncıyla görüşmem var. Onlarla konuştuktan sonra biz bu işin bir tarihini, takvimini netleştirelim. Ben ondan sonra kitaptaki o safsatalar üstüne, bilişsel sorunlar üstüne bir podcast serisi hazırlayacağım zaten.
Böylece hem kitap için reklam olur, bana yarar. Hem de kitabı alamayacak olanlar da bir şeyler öğrenirler. Yani iki haftaya bekleyin. O zamana kadar öyle pek kafanızı şişirmeyeceğim kitapla.
Şimdi bu bölümün konusu aslında geçen haftaki kadın cinayetlerinin bir devamı. Hatırlarsanız orada demiştim, peki bu erkeklerin şiddete olan meyili nereden kaynaklanıyor demiştim. O kısmı da kesmiştik bunu bir sonraki bölümde yaparım diye. Bu konuyu araştırırken kapı kapıyı açtı ve şöyle bir plan yapayım dedim.
Ben bunu iki parçaya ayırayım. İlk kısımda konuya bir giriş yapacağız ve sosyal açıklamalarla evrimsel açıklamaları karşılaştıracağız. Bir de evrimsel psikoloji hakkında yanlış anlaşılan bir takım şeyler var ve bu konuyla çok alakalı. Onlar hakkında konuşacağız.
Birçok araştırmadan bahsedeceğim ama tabii ki bizim podcast'in olayını hatırlayın. Burada sizi bu konuda eğitip de kalkıp doktora programına sokacak şekilde hazırlamıyorum. Yani benim işim size bilgi yüklemek değil. Daha ziyade düşünme metodunu ben anlatmak istiyorum.
Yani önümüzde bir soru var, olası açıklamalar var. Bunları nasıl test ederiz? Test ettiğimizi, yanlış çıktığımızı nasıl anlarız? Eleştirel düşünce bu zaten.
Ama konunun kendisi de ilginç olduğu için bir taşla iki kuş vurmuş oluyoruz. İkinci bölümü ise testosteron hormonuna ve poligami, monogami işlerine ayırdım. Tamam, şimdi geçen bölümden alalım o zaman. Bir kere gerçekten de erkekler daha mı yatkın suça ve şiddete?
Bunu nasıl anlıyoruz? Basitçe deniyor ki, şiddet içeren suçların %80'ini erkekler işliyorlar. Hapishanelerdeki mahkumların da %92'si, %93'ü erkek. İnanılmaz bir dengesizlik var yani.
Bu nüfusun içinde de özellikle 15 ve 29 yaş arasındakiler önemli. Bunlar sadece nüfusun 5'te birini oluşturuyorlar fakat bütün suçun yarısını bunlar yapıyor. Genç erkek bir sorun. Bunu anlıyoruz.
Bu bir kültürel sabit ya da İngilizcesi cultural universal. Zamanında Donald Brown diye bir adamın kitabı vardı Human Universals diye. 91 yılında yazdı. Orada bunları listelemiş işte.
Dil, erkeklerde şiddete meyil vs. Bunu da daha sonra Steven Pinker galiba bir yeniledi, Blank Slate kitabıyla. İlgilenenler bakar, önemli bir kitaptır yani. Şimdi biraz daha ayrıntıya dalalım.
Birileri şunu soruyor, eğer erkekler kadınlardan daha fazla şiddete meydillerse, erkeklerin fazla olduğu topluluklarda daha fazla şiddet görürüz değil mi? Şimdi bu hipotezi ortaya attıktan sonra bunu test etmen lazım. O süper bir fikir, evrimsel olarak da birazcık uygun. Tamam hacı Nobel'imi getirin diyemiyorsun.
Test edeceksin. Ama test ettiklerinde şunu görüyorlar. Aslında ciddi suçların oranı kadınların daha fazla olduğu topluluklarda fazla oluyor. Şimdi diyeceksin ki o zaman kadınlar mı işliyor bu suçları?
şöyle bir çözüm öne sürüyorlar. Bu tip topluluklarda tek ebeveynli aileler fazla. Yani özellikle erkekler daha az oldukları için ve daha fazla eş edinebilecekler için gidiyorlar, birinden çocuk yapıyorlar. İki sene, üç sene kalıyorlar.
Ondan sonra terk ediyorlar eşlerini, başka birinden çocuk yapıyorlar falan. Yani daha az erkek var ama ortam kötüleştiği için ve daha kötü yetiştirildikleri için daha çok suç işliyorlar. Yani burada kadın erkek sayısı gibi basit verilerin önemli olmadığını, bu işin aslında biraz daha karışık olduğunu görüyoruz. Böyle başlayalım.
Şimdi başka bir araştırmaya baktım. O da lise çağındaki çocuklara odaklanmış. Ve lisedeki erkeklerin ciddi suçlara veya taşkınlıklara çok daha meyilli olduklarını görmüş. Neden diye soruyor.
Bu çocukları araştırınca çok daha fazla risk faktörü altında kaldıklarını anlamışlar. Ne demek risk faktörü? İşte demin bahsettiğimiz gibi kötü bir aileden geliyorsa, yani stabil olmayan bir aileden geliyorsa veya o ailede ana da baba da mevcut ama sürekli kavga ediyorlar, çocuktaki stres hormonları yükselmiş vaziyette veya arkadaşları arasında uyuşturucu kullanımı yaygın. vs.
vs. Bir sürü böyle risk faktörü belirlemişler. Erkeklerin doğal olarak şiddete eğilimi ayrı bir konu. Fakat içinde bulundukları ortam daha tehlikeli veya daha başı bozuk diyelim.
Lisedeyken daha. Şimdi bu bahsettiğim iki araştırmada değişik yönlerden biraz daha işin sosyal boyutuna odaklanmışlar. Biraz daha bu sosyal inşa çerçevesi içinde cevaplanıyor. Sosyal inşa da adı üstünde.
Yani kültürün yarattığı bir şey. Eğer kültürümüzü değiştirirsek bu fenomenler de değişir. Şimdi buna yatkın olan sosyologların şöyle bir teorisi var. Diyorlar ki erkek ve kadın arasındaki sosyal statü farkları azalırsa şiddete meyil farkları da azalır.
Yani şiddet aslında sosyal statünün bir dışa vurumu. Eğer bir toplum daha eşitlikçi ise o zaman bu rakamlar da birbirine yakın sar. Zamanla kadın-erkek eşitliği arttığı için, çoğu toplumda öyle, bu cinayet rakamları nasıl değişmiş? Yani bu %90'lık erkek oranı daha mı azalmış?
Bunun ayrıntısına çok girmedim ama böyle bir şey bulmuyorlar. Ama bu sosyal inşaat teorisini çökertmiyor. Bir başka yaklaşım da şu. Daha doğrusu sosyal inşa bir yaklaşım zaten, tek bir teori değil.
Bu yaklaşımla birçok teori ortaya atılabilir. Bir başkası da şu. Kadın-erkek statü farkı çok önemli değil de, önemli olan erkeklere bu tip saldırgan hareketler, davranışlar öğretiliyor ve bunlar yüceltiliyor. Bu arada tüm bu makalelerin linki var timestample bir biçimde.
Yani YouTube'dan da bakarsanız, podcast'tan da bakarsanız görürsünüz. Şimdi bu makale diyor ki, buna birazcık daha ayrıntıyla eğilelim. Araştırmalar şunu gösteriyor, testosteron hormonu risk almayla ve rekabetçilikle doğru orantılı. Bunlar da saldırganlıkla, agresiflikle doğru orantılılar.
Bunu kabul ediyor makale. Ama daha temel bir seviyede diyor, testosteron gibi bir hormonu suçlayamayız. Çünkü eğer bunu yaparsak, erkeklerin kendilerini kontrol etme kapasiteleri olmadığını kabul etmiş oluruz. Bu neden ilginç bir argüman?
Birincisi bir mantıksal safsata. Bunun adı da ad consequentia. Ya da İngilizce biliyorsanız consequence, sonuç demek. Yani sonuçlarının iyiliğine veya kötülüğüne göre bir şeyin doğru olup olmadığını iddia etmek.
Diyor ki, erkeklerin kendilerini kontrol etme kapasiteleri olmadığını kabul etmek kötü bir şey. Bunu kabul edersek, çünkü o zaman bütün hukuk sistemimiz çöker. Öyleyse testosteron hormonunu suçlayamayız. Şimdi tabii bu bir tek testosteron hormonuyla da alakalı değil.
Her türlü hormon hakkında bunu söyleyebilirsin. Bu eninde sonunda özgür irade tartışmasına gider. Ben özgür iradeye inanan biri değilim. Özgür irade ilüzyonuna inanan biriyim.
toplumlarda bu ilizyona uygun olarak yaşamak zorundalar. Yani özgür iraden varmış gibi birini cezalandırıyorsun. Yani nasıl bir toplum tasarlamalıyız başka bir sorun. Ya bu şiddet niye erkeklerle özdeşleştirilmiş başka bir soru.
Şimdi makale devam ediyor. Toplum erkeklere kendi saldırganlıklarını dizginlememeyi öğretiyor diyor. Özellikle de gurur meselesi diyor. Gurur maskülen bir karakter özelliği ve şiddeti de meşrulaştıran bir şey olarak görülüyor.
Benim buna iki katlı bir eleştirim var. Birincisi direkt olarak iddiayı reddetmek. Yani toplum erkeklere saldırganlığınızı dizginlemeyini öğretmiyor. Öyle bir toplum olsa erkeklerin hepsi ölür.
Erkek tam tersine saldırganlığını ne zaman dizginlemesi gerektiğini çok iyi hesaplamak zorunda. Daha kuvvetli, daha kalabalık, statüsü daha yüksek, gücü daha yüksek birilerine sataşamazsın. Yani ben ortamların karalıyım, alfasıyım diye dolanan bir aslan herkese satışırsa eninde sonunda ölür. İkinci karşı çıkış nedenim de şu.
Toplumda gördüğün her şey öğretilen veya yüceltilen her şey otomatikman sosyal bir inşaadır. O yüzden tamamen değiştirilebilir demek değil. Bunun tamamen evrimsel bir açıklaması olabilir. Yani evrim daha başka bir ölçekte çalışıyor, daha temel bir ölçekte.
Onun sonucu olarak da senin toplumun bir takım gelenekleri ortaya çıkarmış. Bununla alakalı bir teori şu, onur önemli bir şey, gurur önemli bir şey. Başarısız bir erkek genlerini bir sonraki nesle aktaramayacak. Fakat başarısız bir kadın aktarabilir.
O yüzden de statüsünü korumak için böyle programlanmış. Horoz gibi diklenmeye programlanmış. Bu kadar basit bir şekilde düşünmüyorum bu işi. Bir sonraki bölümde zaten buna epey değineceğiz poligami, monogami hakkında konuşurken.
Ama bunu karşı örnek olarak söylüyorum. Yani toplum neden erkeğin gururu için şiddet uygulamasını yüceltiyor? E çünkü o kültürün temelinde öyle bir revrimsel baskı var. Yani yoksa kalkıp da birkaç tane Hollywood senaristi bir araya gelip rastgele biçimde öyle bir karakter yarattılar, ondan sonra bu popüler oldu diye bir şey yok.
Burada da bir karşı makale var aslında. Tamam diyor, bu şiddet ve erkeklerin şiddeti yüceltmesi daha ziyade kültürel bir olay olsun, sosyal bir olay olsun. Gelin bu teoriyi test edelim. Nasıl test edelim?
Bir, cinsiyetler arası şiddet, agresiflik, saldırganlık farklarını ölçelim her yaşta. Bu fark ne zaman ortaya çıkıyor? Çocuklar birkaç aylıkken ortaya çıkıyor, yani sosyal normları tamamen daha öğrenmemişken. İki, bu şiddet farkları yıllar geçtikçe daha çok değişiyor mu?
Çünkü çocuk büyüdükçe ve sosyalleştikçe bu kültürün ona öğrettiği cinsiyet rollerini sonuçta içselleştirecek ve sosyal inşaat yaklaşımına göre de erkek kadından daha da agresif olacak. Fakat öyle olmuyor. Ergenliğe kadar sabit kalıyor. Ergenlik başlar başlamaz da ne oluyor?
Bir anda şiddet eğitimi kadınlara kıyasla çok daha fazla artıyor. Yıllarca aynı kalan, ergenlikte coşan bu farklar daha sonra olgunlaşınca yine birbirine yakınsıyorlar. Yani daha çok sosyalleştikçe, yetişkin oldukça, hayatı daha çok öğrendikçe aradaki fark tekrar azalmış oluyor. Bunlar zaten yeterince bence kuvvetli karşı kanıtlar.
Belli ki bu işin temelinde ciddi bir biyolojik etmen var. Fakat bunu kanıtlayan son büyük şey de hayvanlar. Birçok türde erkekler doğuştan beri daha saldırganlar zaten. Aynı insanlardaki gibi ergenlikte azıtıyorlar.
Mesela şempanzeler arası cinayetleri ölçmüşler. Artık nasıl yapmışlar bilmiyorum. Yani onu da yapan insanın hayatını çok merak ediyorum. Oturup ağaçta tek tek sayıyor kim kimi öldürdü diye.
Bunları saymışlar. Katillerin, bilin bakalım yüzde kaçı erkek? 92. Kurbanların da yüzde 73'ü.
Neredeyse insanlığa aynı. Yüzde 90-80. Yani burada artık bir kültürel sabit değil. O cultural universal kavramından bahsetmiştim ya.
Kültürel sabitin ötesinde artık biyolojik bir sabit var neredeyse. Şimdi kafanızda belki canlanmıştır. Genetik determinizm mi var? Bir tane hormon veya bir tane gen var diye gerçekten şiddete meyilli miyiz?
Bütün bu olayların açıklaması bu kadar basit mi? Ne zamanki evrim ile kültürün arasında bir seçim yapmanız gerekiyor, o zaman bilin yanlış yoldasınız. Bu yanlış bir ikilem. Bunu anlatmak için bu podcast'ın geri kalanını evrimsel psikoloji hakkındaki bir takım yaygın yanlış anlaşılmalara ayırdım.
Toplam yedi tane var. Teker teker gideceğiz ve kendi konumuza uyarlamaya çalışacağız. Tamam, hazır mısınız? Şimdi birinci yanlış anlaşılma şu.
Evrim ve öğrenme yani kültür birbiriyle çakışan teorilerdir. Evrim şunu belirliyor, öğrenmeni sağlayacak mekanizmaları belirliyor. Evrim sana direkt olarak şu hayvanlardan korkacaksın, şunlardan korkmayacaksın diye bir kodlama yapmıyor. Onun yerine bir mekanizma evrimleşmiş oluyor ve bu mekanizma yılan gibi, örümcek gibi yani daha değişik hareket eden, suratı falan olmayan hayvanlara karşı korkuyu öğrenmemizi kolaylaştırıyor.
Yani siz bir insana eğer psikopatsanız çiçeklerden korkmasını da öğretebilirsiniz. Fakat bu zor olur, çok fazla çaba harcamanız lazım. Bir insana yılanlardan korkmamayı veya örümceklerin aslında yemek olduğunu da öğretebilirsiniz. Ama ortalama bir insanın yılandan korkmayı öğrenmesi çok kolay.
Yani basitçe evrim sizin bilişsel mekanizmalarınızla alakalı bir şey. İkinci yanlış anlaşılmaya geçelim. Eğer evrimsel bir özellik varsa doğuştan gelmelidir. Şimdi bu tabii saçma bir şey.
Yani dişler, kıl yün, bunların hepsi sonradan çıkıyor. Konu bu olunca bunu kolay anlıyoruz. Ama davranışlar olunca birazcık daha zorlanıyoruz. Demin demiştim ya, ergenlik çağına gelen erkekler de şiddete meyil epey artıyor diye.
Evrimsel bir iddia yaptığın zaman çünkü şunu diyorsun, bu özellik bu türün üyelerinin çoğunda gelişecektir. Bir zaman aralığı veriyorsun. Yoksa illa da doğumda olmak zorunda değil. 3.
Evrim demek, genetik determinizm demek. Bütün bilimlerde zaten standart şu, senin hakkındaki her şey genler ve çevre arasındaki etkileşimden kaynaklanıyor. Bu etkileşim, belli bir sebep-sonuç ilişkisi, belli bir başlangıcı-biteşi olmadığı için insanlara karmaşık geliyor bunu anlaması. Mesela yine monogami hakkında konuşurken bahsedeceğim.
Neden dinler cinsellikle ve evlilikle bu kadar kafayı bozmuşlar? Katolisizme bakın mesela. Bekarken seks yapmak günah, evlilik öncesi. Boşanmak günah.
Evliyken zaten aldatmak günah. Bunların böyle gelişmiş olmasının bir sebebi var. Fakat böyle geliştikleri için de bir sonraki jenerasyonu o yönde şekillendiriyorlar. Yumurta tavuk ilişkisi gibi biraz.
Yani evrim çevreyi reddetmiyor, bilakis merkeze koyuyor. Çünkü nesilden nesile aktarılan adaptasyonların oluşması için bir kere çevre gerekli. Çevre değişmezse adaptasyonun manası kalmıyor zaten. Bizim de birçok genetik özelliğimizin tetiklenmesi için çevresel şartlar lazım.
Yani bir takım genlerimiz var. Bunlar zamanla çeşitli çevresel şartlar oluştuğunda aktive oluyorlar. Bir de daha günlük ölçekte bakarsak, yani bugünden yarına nasıl değişiyorum, agresifliğim, saldırganlığım nasıl değişiyor? Bu da çevreyle çok alakalı.
Çevreden gelen uyarılarla benim hormonal sistemin mesela aktive oluyor. Testosteron salgılıyorum. Testosteron salgıladıkça da daha da fazla çevreye karşı da uyarlı oluyorum. Yine arada bir döngü olmuş oluyor.
Her üç ölçekte de yani tür olarak bakıyorsan, organizma olarak bakıyorsan, organizmanın yıllara yayılmış değişimi veya gün ölçeğinde bakıyorsan hepsinde çevre önemli. Eğer ondan bir tetiklenme gelmezse, bir uyarı gelmezse hiçbir şey olmuyor doğru düzgün. Dördüncü yanlış anlaşılma, eğer bir davranış kültürler arası değişirse evrimsel bir temeli yoktur. Bu niye yanlış?
Şöyle düşünün, kültürel bir sabit varsa, kültürler arası bir sabit varsa muhtemelen bunun kaynağı evrimsel biyolojidir diyoruz. Bu kuvvetli bir hipotez olur. Ama bunun tersini söylemiyorsun, şunu diyemiyorsun. Eğer kültürel sabit yoksa, kaynağı evrimde değildir diyemezsin.
Bu çıkarım bir safsata. Latincesini söylemiyorum, kitapta var. Alır bakarsınız. Bu aslında ilk maddeyle alakalı.
Dediğimiz gibi evrimsel bakış açısı mekanizmalarla, temel mekanizmalarla alakalı bir şey. Toplumun son kertede nasıl bir hale geleceği ise o evrimsel mekanizmalar artı o toplumun yaşadığı çevreden gelen inputların bir toplama. Yani şöyle düşünün, her insan dil öğreniyor, dil öğrenmeyi kolaylaştıracak bir takım nörolojik mekanizmalarımız var. O şekilde evrilmişiz.
Fakat herkesin öğrendiği dil farklı. Yani dünyadaki herkes İngilizce konuşmuyor diye, ha demek dil öğrenmekle evrimin bir alakası yokmuş diyemiyoruz. Bunu konumuza uyarlayalım. Mesela Türkiye'de bir serseriyi düşünün.
Nasıl bir tip olur? Atıyorum Kurtlar Vadisi gibi dizilerden gördüğü şeyleri canlandırmaya çalışıyor, ona özeniyor. Racon kesmeyiz, kafa keseriz. Bu başka bir kültürde bambaşka bir şekilde olacak.
Amerika'da fakir olsan gangster rapçilere özeneceksin. Onların kültürünü içselleştireceksin. İşte kıçından düşen şort, donunun içinde silah, altın zincir, yo yo yo, bitches bitches böyle takılacaksın. Her kültürün ki farklı.
Ama erkeklerin özellikle genç erkeklerin şiddete daha yatkın olması bu altyapıyla alakalı bir şey. Bu altyapı da ortak. Gelelim beşinci yanlış anlaşılmaya. Evrimsel psikoloji bireyler arasındaki farkı fazla önemsemiyor.
İşin burası beni birazcık aşıyor çünkü bu daha ziyade literatürle alakalı bir şey. Şöyle diyorlar, evet en başlarda evrimsel psikoloji tamamen genellemeler üzerinden çalışıyordu. Çünkü en basit gözlemler, en ses getirecek teoriler onlardı. Daha sonra özellikle son 20 yılda aynı tür içindeki bireyler arasındaki farklara odaklandılar.
Özellikle de mesela aynı cinsiyet içindeki farklara odaklandılar. Yani ortalama iki erkeğin arasındaki fark neden belli davranışlarda bu kadar fazla? Evrim bunu nasıl açıklayabiliyor? Neden herkes aynı şekilde davranmıyor?
Neden herkes tam olarak aynı şekilde dominant değil, agresif değil? Bu tip sorulara yönelmişler. Ben buna şu açıdan yaklaşıyorum, istatistiki eğitim önemli bir şey. Biz böyle erkekler kadınlar deyince hep ortalamaları düşünüyoruz ama kimse dağılım düşünmüyor.
Eğer dağılım nedir, gaussian dağılım nedir, normal dağılım nedir bunu bilmiyorsanız podcast'ı durdurun gidin Google'dan aratın. Çünkü bilim adamları, sosyal bilim adamları birbirleriyle konuştukları zaman, erkeklerin çoğu şöyledir, erkekler daha meyillidir dedikleri zaman Aslında demek istedikleri şu, o davranışın bir dağılımı var, yani erkekler arasında birçok farklılık var, herkes o dağılım eğrisinde bir yere oturuyor. Şimdi onu bir gözünde canlandırıyorsun, bir de kadınların içindeki dağılımı gözüne canlandırıyorsun. Bu iki dağılım tamamen aynı şekilde olmak zorunda değil.
Biri daha basık olabilir, biri daha yayvan olabilir. Ve genelde bunların ortalamaları da, yani nüfusun atıyorum %20'lik bölümünün olduğu o en şişman kısım. Onun ortası da birazcık kaymış oluyor birbirine göre. Bu iki grafiği çizeceksin yan yana kafanda.
Bilim adamları birbirleriyle konuştukları zaman otomatikman bunu kastederek konuşuyorlar. Fakat genel halk bunu kastederek konuşmuyor. Ha kadınlar böyle, erkekler böyle diye iki tane kümet çiziyorsun ortaya. Yani hem erkek ve kadını olduğundan gereğinden fazla ayırıyorsun.
Hem de bu gruplar içindeki farkları eritiyorsun. Sanki her erkek aynıymış gibi. Buna ne yazık ki ben bir çare bulamıyorum. Yani görsel iletişim bu konuda önemli bir çözüm tabii.
Bir de insanlara artık sopayla döve döve dağılımı öğreteceksin küçük yaşta. Genellemeler yaparken hep akıllarına o gelecek. Altıncı yanlış anlaşılma, evrimsel psikologlar her şeyin bir adaptasyon olduğunu düşünüyorlar. Yani eğer bir şey evrim sürecinde ortaya çıkmışsa bir adaptasyondur.
Bakın burası çok omelli. Genelde 3 tane ayrı kavramdan bahsedebiliriz. Adaptasyon, yan etki, bir de noise, gürültü. Yani çevre şartları değişiyor, atıyorum havalar soğuyor, senin de kürkün kalınlaşıyor.
Organizmanın kürkü kalınlaşmıyor, organizma ölüp gidiyor. Fakat şansına zaten kalın kürkü olan bir organizma varsa o hayatta kalmış oluyor, onun çocukları yürüyor ve 1-2 nesil sonra bütün gruptaki herkes kalın kürklü oluyor. Adaptasyon bu. İkincisi de yan etki.
Yan etki şöyle bir şey. Mesela kalın kürkeye yol açan gen aynı zamanda burnunu büyük yapıyor. Burnunun büyük olmasının hiçbir avantajı yok. Fakat yan etki olarak o da sonraki nesillere yayılmış.
Üçüncüsü de noise. Parazit, arka plan gürültüsü diyebiliriz. Bunlar daha ziyade rastgele olan şeyler. Yani şöyle bir senaryo eldin.
Bir koyun sürüsü var. Hepsi hastalıktan ölüyor. Diyelim aynı ırmaktan su içmişler. Beş tane koyun hayatta kalıyor ama sudaki o bakteriye karşı dayanıklı olduklarından değil.
Onlar başka ırmaktan su içmişler şansına. Bütün soy da, soyun geri kalanı bunlara bağlı. Ve bunların arasında bir tane koyunda da bir genetik mutasyon var. Hiçbir işe yaramıyor atıyorum.
Yine kulaklarını büyütmüş. Ondan sonraki koyunların yüzde kırkı ellisinin kulakları büyük oluyor. Tamamen tesadüf eseri, rastgele olmuş şeyler. Cinayetin kendisi bir yan etki olabilir diyorlar.
Böyle bir teori var. Asıl adaptasyon cinayetle alakasız. Sadece statü hakkında, statü için rekabet ediyor erkekler. Fakat bunun yan etkisi olarak öldürüyorsun.
Yoksa başkasını öldürmek için adapte olmamışsın. Eğer öyle bir toplum olsaydı... Hani direkt olarak bu adamı öldüreyim de otomatikman zaten benim statüm yükselmiş olacak. Ölü birinin statüsü sıfırdır.
Yani cesetle ne yapacaksın? Ölüsü yeter falan diyoruz ama yok hayvanlar yetmiyor. Öyle bir adaptasyon olsa o toplum ayağa kalkamaz çünkü herkes birbirini öldürür. Cinayete pek meyilli değiliz ama rekabete, statü rekabetine çok meyilliyiz.
Arada sırada da yen etki olarak cinayet oluyor diyor. Daha ilginç bir örnek o da infantesaydı. Yani bir gruptaki bebeklerin öldürülmesi genelde erkekler tarafından. Bir yavrunun şiddete uğraması, öldürülmesi veya istismar edilmesi gibi olayları düşününce en büyük risk faktörü üvey babalar.
Aslanlar hakkında belgesel izlemişseniz görürsünüz. Yeni bir grup aslan geldiği zaman ortama, statüsü yüksek aslanla veya aslanlarla savaşırlar. Yendikleri zaman da sürdeki dişiler bunların olur. Ortalamada genç bir aslan iktidarda ortalama iki sene durabiliyor.
Sonra başkası geliyor. Bir dişi aslanın da çocuk yapma süresi iki senede bir maksimum. Çünkü hamile kalması, doğurması, çocuklarını büyütmesi bu döngü iki sene sürüyor. Yani erkeğin anında çocuk yapması lazım ki, çocuk yapma çalışmalarına başlaması lazım ki, iktidardan indirildiğinde en azından yavruları yeterince büyümüş olsun, kaçabilsinler, kendi başlarının çaresine bakabilsinler.
Bunu yapabilmek için de gidiyor hamile dişilere düşük yaptırtıyor veya yeni yavrusu olmuş dişilerin yavrularını öldürüyor. Önceki rejimin çocukları. Çünkü öldürünce dişi hemen kızışmaya başlıyor. Kusura bakma artık bu denememiz başarısız oldu.
Hemen bir an önce mekanizmayı hazırlayalım, bir kere daha hamile kal. Bu aslında kötülük problemi konusunda kullanacağım bir örnekti. Hani doğa böyle bir şey arkadaşlar. Bazen böyle arada romantik tipler çıkıyor işte.
İnsan dışında kendi türünü öldüren, kendi çocuğunu bilerek öldüren hayvan yoktur falan diyorlar, deli ediyorlar beni. Abi var, her yerde var. Herkes birbirini yiyor. Yani bu bir strateji sonuçta.
Bunlar için işe yaramış belli ki. Ahlaken iyi veya kötü olmasına gerek yok aslan sonuçta. Ama zor bir hayat. Dişiler de bunlara karşı adapte oluyorlar zaten ve çocuklarını korumak için çeşitli stratejiler geliştiriyorlar yeni gelen erkeklere karşı.
Ama baya bir çeyreği falan böyle gidiyormuş. Bebeklerin çeyreği başka erkek aslanlar tarafından öldürülüyor. İnsanlar direkt olarak infanticide yapmaya adapte olmamışlar. Nasıl ki cinayet için adapte olmamışız, infanticide için de adapte olmamışız diyorlar.
Üvey babaları olan çocukların risk altında olmaları, genç çocukların, bir yan etki. Nasıl? O da şöyle, adam direkt şiddet uygulamıyor da umursamıyor fazla. Bakmıyor.
işte evden kovuyor, arkadaşlarını önemsemiyor. Ve bu da yine dağılımlardan bahsettiğimizi hatırlayın. Bilerek o konu üstünde konuşmuştuk. Yani üvey babalar böyledir diye bir genelleme yok.
Bu bir dağılım meselesi. Bunun da bir yan etkisi olarak çocuklar daha fazla zarar görüyorlar. Bu aslanlardaki gibi bir adaptasyon değil yani. Yine buna benzer bir şekilde bir sürü teori var.
Mesela ırkçılığın bir evrimsel yan etki olduğu düşünüyor. Adaptasyondan yine ziyade. Genelde evrimsel hikayeler kurarken adaptasyon bir başlangıç noktası. Hipotezlerini test ediyorsun, ondan sonra da ona göre değiştiriyorsun.
Her şeyin de bir evrimsel avantajı olmasına gerek yok. Son yanlış anlaşılan şey de şu, bu evrimsel hipotezler biraz ad-hoc öyküler. Yani bir hikaye yazıyorsun, bu yüzden olmuştur diyorsun. Ondan sonra da onu doğru kabul edip takılıyorsun.
Ben bu konudan bahsetmiştim biraz Red Pill hakkında yazarken. Blogda var, linkini koyarım. Evrimsel psikolojinin kötü kullanımından bahsetmiştim. Tıpkı bu şekilde geriye dönük hikayeler yazma işi.
Bunu bir bilim olarak yapıyorsanız, bu hikayeler sadece bir başlangıç noktası, bir hipotezdir. Ondan sonra gidip onu test etmeniz lazım. Ve bunlar test edilebilirler. Hepsi değil ama bazıları.
Yani her evrimsel psikoloji teorisi, geçmişte olmuş bitmiş bir şey artık tek yapabileceğimiz tahmin etmek ve en uygun hikayeyi yazmak, onu da teori olarak kabul etmek. Böyle bir şey yok. Mesela burada güzel bir örnek kullanmışlar. Çevireyim hemen size.
Diyorlar ki mesela bir yemekten iğrenme hissini düşün. Kokusu kötü, tadı kötü neyse artık. Bu niye var diyorsun. Bir hikaye yazıyorsun.
Diyorsun ki ya bu bizi hastalıklardan korumak için gelişti. Akla mantığa yatkın değil mi? E zaman makinesiyle geçmişe de seyahat edemiyoruz. Nasıl test edeceğiz bunu?
Şöyle test edersin, bugüne gelirsin ve dersin ki eğer hastalık yaratacak şeylere karşı iğrenmeleri, hastalık yaratmayacak şeylere karşı iğrenmelerinden daha fazlaysa, daha kuvvetli bir hisse, o zaman bunu adaptasyon hanesine yazarsın. Bu iğrenme hissini duyanlar daha az hastalanıyorlarsa bunu da o haneye yazarsın. Çünkü demek ki işe yarıyor. Diğer insanların kokusundan, bize iğrenç gelen kokusundan o insanların hasta olup olmadığını tahmin edebilir miyiz?
Bunu test edersin mesela. Bunu tahmin edenler, bu hissi duyanlar yine daha az hasta oluyorlar mı? O toplumlar insandan insana bulaşan hastalıkları daha maz yaşıyorlar. Bunların hepsini toplarsın bu datayı, ondan sonra da dersin ki tamam kardeşim kanıtlayamadık ama %90-99 bu bir adaptasyondur.
Yani bu işin içinde böyle bir mistik bir durum yok. Tamam, şimdi 7 tane yanlış anlaşılmadan bahsettik. Bunları bir toparlayalım. Hap gibi alınacak belli doğrular yok.
Zaten şu ana kadar ki şeyleri kendi zevki için anlattım, öğrenmenin zevki için anlattım. Benim aklıma gelen birkaç tane şey var. Birincisi, rekabet, şiddet, risk alma, gurur, aşırı gurur, bunlar el ele giden kavramlar. Birbirleriyle Koreli kavramlar.
Bazıları bir adaptasyon olmuş belli ki, özellikle erkekler için. Bazıları da yan etki muhtemelen. Bunların tamamen bir sosyal inşa oldukları bariz biçimde yanlış. Yüzde kaçı sosyal, yüzde kaçı genetik diye bakmak da yanlış bence.
Çünkü feedback içeren sistemlerde böyle yüzde hesabı yapamıyorsun. Daha ziyade şöyle diyebiliriz. Belli ki bu işin içinde, erkeklerin şiddete yatkınlığının içinde evrimsel bir taban var. Fakat çevre yine merkezi rolde.
Dolayısıyla sen erkeklerin çoğunu barışçıl bir ortamda yetiştirirsen, yani insanlar az stresli evlerde yetişip, az stresli ortamlarda yaşıyorlarsa, o zaman rekabet ve risk alma ile şiddete yatkınlık arasındaki makas açılmış oluyor. Normalde bunlar koreliyken artık birini izole etmiş oluyorsun. Ben bunun mümkün olduğuna inanıyorum. Fakat şöyle ilginç bir sorun var.
Sosyal inşaatçılarla da aslında benim en büyük derdim bu. Ben bir yere kadar onlarla hemfikirim. Yani tamam, düzgün ortamlar kuralım, insanlar düzgün yaşasınlar. Ama onun ötesinde, çok detaya indiğinde sorun şu oluyor.
Onu düzenleyecek bir toplum mühendisliği, kaçınılmaz olarak bir diktatörlük getirir. Ve bir de önceden görülmemiş, önceden beklenmeyecek, tahmin edilemeyecek bir sürü sorunlar ortaya çıkabilir. Farazi konuşuyorum. Mesela yuvadasınız, her tarafta kamera var, bir de yapay zeka programı onu izliyor ve bir saldırganlık gördüğü anda öğretmenleri alarm veriyor.
Öğretmen de gelip çocukları ayırıyor hemen. Ama en ufak bir saldırganlık. Belki şey diyecekler, ya bu itiş kakış da işte ileride şiddete yönelmelerinin sebebi veya ona katkı sağlıyor. Tamam, onları da engelleyelim.
Yani erkekleri hiçbirbirleriyle rekabet etmeyen, hep böyle empatiye, işbirliğine, fiziksel olarak pasifliğe yönelten bir eğitim sistemi kurabiliriz. Dediğim gibi bunu yapacak kontrol mekanizmaları sizin hayatınızın başka alanlarında da sizi darlayacaktır. O yüzden ben zaten karşıyım. Bir de bunu yaparsak o erkeklerin gerçekten de nasıl olacaklarını bilmiyoruz.
Yani belki yarısı psikopat olacak. nokta nedir bilmiyorum. Hani Kurtlar Vadisi'ndeki erkeklik tasvirini yasaklayalım mı? Biri ona belki evet der ama anaokullarındaki itişkakışlara ellemeyelim der.
Nerede duracağız? Kimse de bunu bilmiyor. Mesela çocuğunuzu nasıl yetiştirmeniz lazım? Doğru cevap şu, ne bileyim ben.
Rahat olun. Siz eğer böyle her mikro agresyonu engelleyeyim diye takılırsanız onun yarattığı stres ve sizin alacağınız ruh hali çocuğa başka şekilde zarar verecektir diye tahmin ediyorum. Ben biraz rahat olma taraftarıyım. Bu rahatlığımın altında da şu var, bir kere bir çocuğum yok.
O yüzden bol kezden sallıyorum. İkincisi de nasıl olsa robotlar bizi hayvanat bahçesine koyacaklar bir noktada. O yüzden çok da böyle mükemmel toplum kurmanın falan hayalleri gerek yok. Şimdilik hala biz hayattayken, hala kontroldeyken veya kontrolde olduğumuzu sanıyorken eğlenelim, bu konuları düşünelim, bariz olarak da yanlış şeyleri engelleyelim.
Bu kadar basit. İkinci bölümümüzde asıl bomba yere geleceğiz, testosteron. Bütün bu tartışmaların merkezinde testosteron var. Gerçekten de şiddetle korile mi?
Bu bir sonuç mu yoksa sebep mi? Yumurta mı tavuk mu? Bunun monogami ile ne alakası var? İnsanın doğal hali tek eşlilik mi, çok eşlilik mi?
Arap şeyhleri bizim bilmediğimiz bir şeyleri mi biliyor? Ve daha nice nice sorular arkadaşlar yani. Sabaha kadar sorabiliriz. Bayilinizden ısrarla isteyin.
Görüşürüz arkadaşlar.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.